ÇANAKKALE

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 2.64/5 - 25 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ÇANAKKALE
#1

18 Mart Çanakkale Zaferi
Tarihteki ve Ulusal YaşantımızdakiYeri
Turhan OLCAYTU *E.Tümgeneral

3 Kasım 1914 ve 18Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri denizsavaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleriarasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduranbirer zafer destanıdır.

Türk Ulusu;İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'dentanımış; 19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistincephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, "bu benimkahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklalSavaşı'na katılmıştır.

Türk Ulusu ve dünyaO'nu böylece tanırken, O da Conkbayırı'nın, Kocaçimen'in, kan deryası can pazarındaulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıyarak daha sonragirişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatini daha ozamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nuçökertebilecekti.

Böylece 18 Martdeniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında, MustafaKemal'in etkin liderliği sayesinde kazanılan zaferlerin, ulusal tarihimize vedünya tarihine yön veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamakmümkündür.

18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞIVE ÖNCESİ

Boğaz savunması,girişten itibaren "Dış-Orta-İç Tabyalar" olmak üzere üç savunma grubuhalinde tertiplenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyamızda, çoğunluğu kısamenzilli ve eski model, 170 adet top mevzilendirilmişti. İtilaf Devletlerininsavaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplarbulunmaktaydı.


İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden, Boğazı geçerekİstanbul'a girmek için üç aşamalı saldırı planı yapmıştı. İstanbul'a bir ayiçinde ulaşacağını hesaplamıştı. Plan gereğince, 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ileBoğaza bir keşif taarruzu yaptı. Girişteki tabyalarımız zarar gördü. İkincisaldırıyı 19-25 Şubat 1915 tarihleri arasında 7 gün süreyle devam ettirdi. Türktopçusunun atış menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 topumuzve Boğaz girişindeki tabyalarımız kullanılamaz hale geldi. 26 Şubat günü düşmandonanması Boğaza girdi orta kesimdeki tabyalar 8 saat süreyle kesintisizbombardımana tabi tutulup sarsıldı. Bu başarılar üzerine Amiral Carden,Londra'ya çektiği bir telgrafta, 14 gün içerisinde İstanbul'a ulaşabileceğini müjdeliyordu.Amiral, hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Son darbe 18 Martta indirilecekti. Nevar ki, kağıt üzerinde yapılan bu savaş planında, Türk'ün kahramanlığı ve savaşazmi hesaba katılmadığı için evdeki hesap çarşıya uymayacaktı.

18 MART 1915 GÜNÜ SAVAŞI

18 Mart günü, bundan85 yıl önce, Çanakkale'de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir gün dahadoğdu. İtilaf Donanması 18 savaş gemisiyle saat 10.00'da boğazı yarıp geçmeküzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeykensaat 11.15'te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateşmenziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı.Nitekim böyle yapıldı. Düşman; yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşanisabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefinişaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, INFLEXIBLEzırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale'ye7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türktopçuları Boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindekimevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana bir savaş oluyordu.

Bu sırada FransızGAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısıyırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz.Yzb. Hakkı'nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeliile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET'inimdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00'teIRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00'da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEANzırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı'nıntuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğindeİmroz'a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarıda ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanlarıkurtarabilme telaşıyla saat 17.30'da boynu bükük çekilme emrini veriyordu.

1914 yılında I.Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirmefırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliğiyaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğruyaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizlerSeddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale veOrhaniye tabyalarını havan topu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden topmermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü,İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı,düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.

24 Kasım 1914 günübir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı görentopçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngilizdenizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi.Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizibatırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehitdüştü.

19 Şubat 1915 günüdüşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti.Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerinekarşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısındadüşman oldukça bocaladı.

Bu arada ÇanakkaleMüstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayınhattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayıngemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi.Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.

18 Mart 1915:İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üçfilo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunuoluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, LordNelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.

Bombardımansırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransızgemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sıradamüthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparaksarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayıngemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulanüzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızınkeskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı AlanMoorehead olayı şöyle anlatıyor.

Türk tabyaları,Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu aradadüşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu.Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmayabaşlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerindenİnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra QueenElisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nıdenizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nıngeçilemeyeceğini öğrendiler.

Düşman güçleri 25Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. TümenKomutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi bitenaskerlere:


— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadargeçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir»dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekizon metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerinyeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adetatüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Buarada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. AnafartalarSavaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabetetti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.

Kısa sürede Türkordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı.Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır,Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 AralıktaAnafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafındanboşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşikdüşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.

Bağımsızlığımızısavunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır.Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.

SEVGİLİ ARKADAŞLAR!

Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. BirinciDünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle ÇanakkaleBoğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı.

Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransızdonanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve karasavaşı yapmıştır.

300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlarsonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir.Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşmangemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart günündeÇanakkale Savaşlarını anmaktayız.
Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914’deboğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşıateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915’de düşman donanmasıkesin hücuma başladı. Osmanlı ordusunun karşı ateşi ile tekrar geri çekildiler.18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum dahabaşlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmekzorunda kaldı.
Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız,topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, YeniZelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadançıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşmanbirlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesiAnafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliğimizdurdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında , yaklaşık sekizay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.

Sevgili arkadaşlar!
Çanakkale Savaşları, Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş veayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz.Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızınbilinmesi gerekir.
Allah bizlere, bir daha böyle bir savaş göstermesin!

(Ev ve Sınıf Etkinlikleri Antolojisi Kitabı)

KINALIALİ VE DESTANSI ÇANAKKALE ZAFERİ


'adın ne senin evladım' der. Çocuk
'Ali' diye cevap verir.
Nerelisin? der. Ali
Tokat Zile’denim der.
Peki evladım bu kafanın hali ne?' Ali
'anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım der.
Neden? der komutan. Ali
'bilmiyorum komutanım' der:
Peki gidebilirsin Kınalı Ali' der. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der.Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa surede cana yakın ve cesurtavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektupyazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur arkadaşlarından yardim ister vehep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar
'sevgili anne babacım ellerinizden öperim ben burada çok iyiyim beni meraketmeyin' diye başlar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorarköyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesinikendileri var oldukça düşmanın bir adim bile ilerleyemeyeceğini yazdırır.

Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOTdüşer: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır.'Anacağım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hepdalga geçtiler sakin kardeşim Ahmet'e de yakma onla da dalga geçmesinler derellerinden öptüm' diye bitirir. Aradan zaman geçer. İngilizler kati neticealmak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler.
Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi.

Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış onların sayılarıda epey azalmıştı Gelibolu düşmek üzereydi kınalı alinin komutanı da olayıgörüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi.Onlar yeni gelmişti onları insan bedeninin sungu ve mermilerle orak gibibiçildiği bu yere dua ediyordu.Komutanların bu düşünceli hali gören ve durumunvahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar orayagitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bileçaresiz gönderir.

Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur. Aradan zamangeçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabi gelir. komutanları burukve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler.



Babası anlatır. Ali' nin. 'oğlum Ali nasılsın iyi misin gözlerinden öperimselam ederim dedikten sonra öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını dacepheye gidecek kardeşine veriyoruz simdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorumzaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da sizsakin bizi merak etmeyin bizi düşünmeyin der koyu akrabalarını anlatır vemektubu bitirir ali ananın da sana diyeceği bir şey var' Anasını anlatır: 'oğlum ali yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler kardeşime de yakmademişsin kardeşine de yaktım komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalgageçmesinler bizde 3 şeye kına yakarlar
1- gelinlik kıza, gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye
2- kurbanlık koça, ALLAHA kurban olsun diye
3- askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye.....
gözlerinden öper selam ederim ALLAHA emanet olun'

Mektubu okuyan Alinin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...

ALL THE KING'S MEN (KRALIN ADAMLARI)ve 1/5 NORFOLK ALAYI

1999 yılındaİngiltere'de bir film yapıldı. Filmin adı "All the King's Men" .Filmin öyküsü, Çanakkale Savaşları sırasında 12 Ağustos 1915'de GeliboluYarımadası'nda Küçük Anafartalar Bölgesi'nde Türklere karşı taarruza geçen,ancak başarısızlığa uğrayıp Türkler tarafından esir edilen ve de başlarındankurşunlanıp öldürülen bununla birlikte, yaralı olarak ele geçirilmiş olduklarıhalde "fazla acı çekmesin diye !" Türkler tarafından bir çiftlikevinde yakılan İngiliz askerleri üzerine kurgulanmış.


Türkiye'de bilinmeyen ama, İngiltere'de son birkaç yıldır üzerinde durulan buolay, İngiliz kuvvetlerinden 54.Tümen, 163.Tugay ve1/5 Norfolk Alayı'na mensupSandringham Bölüğü'nden askerlerin yaşamış olduğu iddia edilen doğruluğukesinlikle kanıtlanamamış bir olay.
İngiliz yetkililere göre, I.Dünya Savaşı bitiminde özellikle 1/5 NorfolkAlayı'nın askerlerinin kayıp olduğunu ve Türklerden bu askerlerin akıbetikonusunda bilgi verilmesini istemişler. Ancak, Türk yetkililer bu konuda bilgiverememişler. Nedeni ise, askerlerin yukarıda bahsedilen şekilde öldürülmüşolmalarıymış. Oysa, olayın seyri daha farklıdır. 12 Ağustos'ta GeliboluYarımadası'nda Küçük Anafartalar Ovası'nda Türkler ve İtilaf kuvvetleriarasında gelişen muharebede, İngilizlerin 163. Tugay'ı birlikleriyle, Türklerekarşı taarruza girişmişler ancak, Türklerin kuvvetli top atışları ve keskin nişancılar(snayper) karşısında İngilizler büyük ölçüde zayiat vermişlerdir.
54.Tümen komutanı General Inglefield, 1/5 Norfolk Alayı'nın komutanı Yarbay SirHorace Beauchamp, Sandringham Bölüğü'nün komutanı ise Yüzbaşı Beck'dir. İngilizkuvvetlerine orada müdahale eden, Türk kuvvetlerinden 36. Alay'dır. AlayKomutanı Binbaşı Münib Bey'dir. Askeri kaynaklarda Binbaşı Münib Bey, o günkümuharebeyi anlattığı Harp Ceridesi'nde İngiliz taarruzunun başarısızlığauğratıldığı ve 35 esir aldıklarını ifade ediyor. Bu esirlerden bazılarınınifadeleri de mevcuttur. Bunlardan biri olan 3357 Sicil numaralı Er A.G.Brown(1/5 Norfolk Regt. 54 Div. 163 Brigade (East Anglian Division) yakalandıktansonra Türk komutanlara verdiği ifadesi şöyledir
"10 Ağustos 1915'de Tuzla Göl civarında karaya çıktım. İsmini bilemediğimbir tepeye hücumda tepenin ancak eteğinde mecruh düşerek 12'de esir oldum.Kumandanın ismi Engelfild ( Inglefield ) idi, fakat fırkanınkini veyahutlivanın kim olduğunu bilemiyorum. Ben ancak iki gün Anafarta'da bulunduğum içinhiçbir şeyden haberim yoktur." Bu ifade, esir olan askerlerden birine ait.Bunun gibi birkaç tane daha ifade var. Oysa, İngilizlerin iddiası bütünhepsinin esir edildikten sonra kafalarından kurşunlanarak öldürüldüğüdür.

Bu olayın doğruluğuhenüz kanıtlanamamış olsa da şunu vurgulamak gerekir ki, 12 Ağustos’takisaldırıda Türkler, başarılı bir şekilde İtilaf saldırısını durdurmuşlardır.İngiliz kuvvetlerine Türk sniperlerin müdahale etmiş olması ve savaş alanındaölenlerin kafalarından yada başka bir yerlerinden yara alıp ölmeleri kaçınılmazgörünüyor ki bazı İngiliz ordu mensupları da yakın bir çatışmada bunun normalolduğunu söyleyebiliyorlar. Bununla birlikte, savaş Atatürk'ün dediği gibi"gerekli olmadıkça bir cinayettir" ancak, İngilizlerin GeliboluYarımadası'na yaptıkları saldırılara, Türklerin vatanlarını savunmak içinmüdahale etmeleri de kaçınılmazdır.
Dolayısıyla, insanlar bu yarımada üzerinde ayakta kalabilmek için canhıraş birmücadele vermişlerdir ve ortaya bir insanlık dramı çıkmıştır. Norfolk Alayı'nınyaşadığı iddia edilen bu olayın belki de bu kadar üzerinde durulması, bu alayadahil olan Sandringham Bölüğü'nün Kral V.George'un hizmetkarlarından oluşmuşolması ve bunların Oglander'in kitabında anlattığı gibi Inglefield'in hazır olmayanbirlikleri, dikkatsizce gündüz ve Türklerin çok iyi savunduğu bir bölgeyialmakla görevlendirmesi ve toplara ve keskin nişancılara karşı ölümünegöndermesi ve belki de bu hatayı örtbas etmek için de Türklerin, İngilizaskerlerini yakalayıp öldürdüklerini iddia etmiş olmasıdır.
Türklerin yakaladıkları esirlere kötü davrandığı ve öldürdüğü yolundakihikayeler sürekli anlatılmıştır. İtilaf kuvvetlerindeki askerlere komutanlarıbelki de iyi savaşmalarını sağlamak için olsa gerek "aman dikkat edinTürkler sizi yakalarsa öldürür veya yer" gibi akıl vermişlerdir. Oysa,bilinen bir gerçek var ki, Türkler esirlerine her zaman iyi davranmışlardır.Askerleri esir edip sonra da öldürmek ise genelde olmayan bir davranıştır.
Özellikle Çanakkale Muharebeleri'nde Türklerin tam bir centilmen gibisavaştığını, İtilaf kuvvet komutanları da dile getirmişlerdir. Türkler, hastaveya yaralı bütün esirlerle ilgilenmişlerdir. Örneğin arşiv kaynaklarıincelendiğinde diş problemi gibi basit bir problem yaşayan esirlerin sağlığı içinemirle dişçi göndermek, Türk komutanlarının sıkça rastlanan centilmenliğininbir göstergesidir. Acaba, İngiliz, Fransız ve Ruslar da yakaladıkları esirlereböyle mi davranmışlardır? Onlar tarafından yakalanan Türk esirler bunun tersinisöylüyorlar. Yapılacak araştırmalar, belki çok daha fazla bilgi ve gelişmeyiortaya koyacak ve Çanakkale Muharebeleri ve yaşananları bir kez daha günışığına çıkartacak ve suçlamalara iyi bir cevap olacaktır.

1. Dünya Savaşı’nın başlarında İngilizler veFransızlar, İtilaf Devletlerinin üçüncüsü olan Ruslara yardım etmek içinÇanakkale Boğazı’ndan geçip Karadeniz’e ulaşmayı planlamışlardı. Amaçlarındanbiri de İstanbul’u ve boğazları ele geçirmek, bu yolla Osmanlı Devleti’nietkisiz hale getirmekti.

Düşman, Çanakkale Boğazı’ndan geçemeyeceğinianlayınca, Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardı. Amaçları, yarımadadakiTürk gücünü yok etmek ve boğazı denetimi altına almaktı. İngiliz, Fransız,Avustralya ve Yeni Zelenda askerlerinden oluşan 70 bin kişilik bir kuvvet;asker ve silah sayısı bakımından az, fakat kahramanlıkta eşsiz olanaskerlerimize saldırdılar. Mustafa Kemal komutasında 19. Kolordu, bu güçlüorduyu Anafartalar, Arıburnu ve Conkbayırı’nda dize getirdi. Çanakkale’ningeçilmez olduğunu anlayan düşman, Gelibolu Yarımadası’nı boşaltmak zorundakaldı (1916). Askerlerimizin, kendilerinden kat kat güçlü düşmana karşı hemkarada hem de denizde kazandığı bu zafer karşısında bütün dünya, Hayranlığınıdile getirmiştir.

Altı asır dünyayanizam veren bu millet, bitab düşmüştü. Trablusgarp’tan, Balkanlar’dançekilmiştik. Ricat, onur-gurur kırıcıydı ama mecburduk buna... Düşmankaviydi..talih zebundu... dost vefasızdı...

Batılı; “Başka milletlerin, müdafaadan ümidikestiği anda, Türk milletinin taarruzu başlar!” diyor. İşte Çanakkalesavaşları, bunun destanıdır.

Bu destanda; cephaneliğin infilak etmesiylegözlerinden olan Memiş’in; komutanın: “Vah evladım vah! Gözlerinden mi oldun?” demesinekarşılık: “Üzülme paşam, üzülme! Bu gözler göreceğini gördükten sonra bu halegeldi!” şeklindeki cevabı vardır.

Bu destanda; Fransız zırhlısı Büve’nin 610mürettebatının denize saçıldığı anda; İngiliz zırhlısı Oşin’ın, sudakikarıncalar gibi çabalayan düşman askerlerini toplaması için ateş kesen Türktopçusunun civanmertliği vardır.

Bu destanda; İntepe bayırında, bölüğününtamamen bitmesine rağmen bir mehmetçiğin, sabaha kadar dişini sıkması vesabahleyin takviye gelen bölük komutanına : “Akşam, batarya imamları“şehitliği” anlatmasalardı, vallahi dayanamazdık!” Demesi vardır.

Bu destanda; yolunu şaşırıp, merkebiyledüşman içine düşen, dipçik darbeleri altında mendilini çıkarıp: “Benikomutanınıza götürün diyerek”, Anzak komutan karşısında da : “Bizim komutanınsize selamı var! Bunlar düşman amma deniz suyu da içemezler! Dedi. Size tatlısu yolladı!” hilesini yapıp mukabilinde çikolata, konserve alarak birliğinedönen, kıvrak Türk zekasının sembolü olan Saka Hüseyinler vardır.

Bu destanda; birkaç kalas, birkaç metrehalat ve 30 yardımcısıyla, 35,5 santim çapındaki 100 tonluk topu Çimenlikkalesi burçlarından indirip Hamidiye tabyalarına nakleden 65’ini geçmişimalat-ı harbiye ustası Ramazan ağalar vardır.

Bu destanda Rumeli Mecidiyesi tabyasında 20dakikalık baygınlıktan sonra 276 kilogramlık üç mermiyi peyderpey atıpİngilizlerin Oşin Zırhlısına boğazı dar eden ; Cevat Paşa’nın “Dile benden nedilersen evladım” demesine karşılık “Bir şey istemem kumandanım diyen, Paşanınısrarıyla “Tek tayınla doymuyorum komutanım” deyip “Çift tayın” alan ; fakatbir süre sonra “ Herkes tek tayın yerken bu ikinci tayın boğazımdan geçmiyor.”diyerek tayını reddeden diğergam ruhlu “KOCA SEYYİT”ler vardır.

Bu destanda; cephanesi bitmiş geri çekilenaskerlere; “Düşmandan kaçılmaz! Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!”diyen Anafartalar, Conkbayırı muharebelerinin kahramanı “Mustafa Kemal”lervardır.

Ve yine bu destanda, Atatürk’ün Nutuk’taanlattığı:

Konuyla ilgili ilkbelgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerininÇanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır.Örneğin, The Age adlı Avustralya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şubaşlıkta bir haber yer almaktadır.

Arşivlerde aynıkonuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu türhaberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca sürençarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu dadüşünülebilir. Ancak, “Keskin nişancı Türk kadınları” ve “Türk kadınsavaşçılarını” anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriylekarşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğusöylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşları’nın daha birçok yönü, gençaraştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir.

ALİ CENAB TÜRKLER

Ruşen Eşref (Ünaydın), Karagah-ı Umumi Muhafız Piyade Bölüğü Kumandanı Mülazım-ı Evvel Ruhiile gerçekleştirdiği mülakatında Mehmetçiğin ağzından şu hatırayı kaydeder:

Bizim mıntıkakumandanı Süvari Kaymakamı Mahmut Bey tayyarelere pek kızar efendim. Daima ateşettirir onlara ; katiyyen üzerimize sokmaz onun zaten tabiatı böyledir. Birtayyare geldi miydi,haydi ütün bataryaya ateş ettirir.

Evet efendim;tayyare düştü. Hava hafif sisli olduğu için tabii gemiler bu sükutu( düşüşü)görmüyorlardı. Tayyareciler kendilerini denize attılar. Kendi gemileriniistikametine yüzmeye başladı. Bunu gören bataryamız düşmanın kendi gemilerineiltihak etmemesi için efendim ,ateş etti ki tayyareciler geriye dönsünler. Ovakit gemilerde tayyarenin burada düştüğünü anladılar. Onlar da ateş açtılar.Tayyare tahrip edildi. O vakit de bizim hiç olmazsa bir esire fevkaladeihtiyacımız vardı. Çünkü düşmanın o dakikadaki vaziyetini anlamak istiyorduk.Zira düşman Anafartalar'dan çektiği askeri Seddülbahir'e ihraç yapmak istiyorgibi göstertiyordu. Yani açıkçası bunu blöf olarak yapıyordu. Ve gemiler de (eliyle işaret ederek) bakın işte böyle daima Seddülbahir etrafında bir kavisşeklinde duruyordu.
Mıntıka kumandamız Kaymakam Mahmut Bey bu tayyarecinin neye mal olursa olsunmutlaka kurtarılmasını istiyordu. Tayyareciler en nihayet bir buçuk kilometrekadar sahile yakın geldiler. Tabii sahil mayın döşeli olduğundan kimsegiremiyordu.


Düşmanın vaziyetini öğrenmeye şiddetle ihtiyaç vardı. Bu sırada bir düşmantayyaresi düşürülmüş ancak bizimkiler başka taraftan o tarafa hala ateş etmekteidiler. Düşman tayyarecileri hem mayınlı hem de ateş altında ölüm kalımmücadelesi vermekte idiler.
Bu noktada teessüratımı söylüyorum: o iki adam bağırıyordu. Yani ölüyorlardıartık. Ve sahilden hala imdat umuyorlardı. Tabii bir kumandan emir verdiğivakit süngü üzerine top üzerine gidip ölmek vazifemizdir. İşte o vakit mıntıkakumandanı Kaymakam Mahmut Bey " Kim girer?" diye bir sual sordu. Buİngilizlere sırf acıdığım için düşman olsalar da onları kurtarmak bana birvazife-i vicdaniye oldu. Yüzmek de bilirim.


- Nerelisiniz efendim?


- Çanakkale'liyim. Bir an evvel girmek için telaşımdan fanilayı daçıkarmamışım. bir fanila bir iç donu kalmıştı. Daldım. O zaman arkadaşımMülazım Kaşif'de : "Ben de girerim " diye bendenize refakat etti. Oçocuk aynı zamanda sınıf arkadaşımdır. Şimdi Rusya'da esir zavallı. Berabergirdik. Muttasıl düşman topları ateş ediyor. Monitörler,karşımızdan eksilmiyor.Tayyareler tepemizde dönüyordu.
Fakat biz tabii pek alçağa düşüyorduk. Sular da biraz dalgalıydı. Nebizimkilerin nede onların makas atışları bizi kıstıramıyordu. Gülleler hepötemize berimize düşüyordu. Bize hiç ziyan vermiyordu.


Maateessüf o tayyarecilerden birisi boğuldu. Çünkü bizde takat kalmamıştı.Ötekini kurtardık beyim. Mıntıka kumandanı Mahmut Bey kendisini aldı.Mıntıkasına götürdü. Orada İngilizce mesaj yapıldı. Güzel baktılar sonraBeşinci Orduya teslim edildi.


Giderken İngiliz mıntıka kumandanı Mahmut Bey 'e demiş ki:


"Türkleri şöyle cesurdurlar, böyle alicenaptırlar diye kitaplarda okurdum.Bu defada cephede gördüm. Fakat böyle şiddetli bir ateşe karşı bu derecefedakarlıklarını bilemezdim. Bu derecesini bir İngiliz bile yapamaz."


Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı MehmetÇavuş'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu ,İngilizlerin siperlerimize fırlattığı elbombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararınıkendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları birkaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeyeçalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağelinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruylahastaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:


"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok, sol kolum var. Onunla da pekala işgörebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanlaçarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastahanedenkurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affedenizmuhterem kumandanım.."

SAKA OLAYI

BOMBA SIRTI OLAYI

Mustafa Kemal ATATÜRK

BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığınortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım.Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddesbir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğrubaktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana,annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilipkalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.
Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çamağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımısola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor,oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacınyapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıklarırakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlısedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarınıaçarak göstermek istiyordu.


İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.
Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdisağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ileböyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım.O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerinsecdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığısesleri duyacak idi."
Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralaragetireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayendegörecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf safdizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinlerbile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. Odereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşilçayırların üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şusecde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunlarıTürklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdiseden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.


"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celaliniİngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, vehuzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden bizaskerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütünmahveyle!"
Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrurbir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor.İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmazmı?
Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsabiz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.
Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasılaldık. Yalnız zaman ister.

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

Oğlun
Hasan Etem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)

ANZAKLI ÖMER

1957 yılındaİstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktorÖmer Musluoğlu görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan birhadiseyi şöyle anlatıyor:

Kaşlarını yukarıyakaldırarak " Hayır " manasına işaret yaptı. Ama ben hala merakediyorum: Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? "Aldırma işte öylesinebir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki: “Fakat benim için bu bayrak çokönemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benimbayrağım...”Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltıhalinde sordu:

Meraktan ağzım açıkyaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırkenhastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti:

Dedim ki; kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Amaöldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki benicephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Buduygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarlaniye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim.

Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerekpişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsamdüşündüm durdum günlerce..... Nihayet bize serbest bıraktılar. Memleketimedöndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövmeTürk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte”

Benim gözlerim doludolu ihtiyara bakarken o devam etti: “Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmeküzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarfeden Türkleridi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çabasarfeden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken birTürkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türklergerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütünkalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz?Dedi. "Ömer" cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu: Peki niçinÖmer ismini, vermişler sana ? Babam müslümanların ikinci halifesi ismindenilham alarak bana Ömer adı vermiş. Yahu senin adın müslüman adı mı ?

Ben "Evet,Müslüman adı" deyince yüzüme baktı baktı, birden doğrulmak istedi. Benmani olmak istedim. Israr etti. Ama niye ısrar ediyordu? İhtiyarın ısrarınadayanamayıp yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzümebakarak dedi ki: “Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr. JosefMiller idi.

"Olsun

Tabii dedim Müslümanolmak çok kolay.

Sonra kendisineimanın ve islamın şartlarını anlattım. Kabul etti. Hem kelime-i Şahadetgetiriliyor, hem de çocuklar gibi ağlıyordu. Yaşlılık bir yandan,hastalık biryandan bir de yıllardan beri içinde kavuşmak isteyip de bilemediği içinkavuşamadığı İslamiyet olan hasretin sona ermesi bir yandan bu yaşlı gönlüduygulanmıştı....Mırıldandı: Siz Müslümanlar tesbih çekersiniz bana da birtesbih bulsan da ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah'ımı ansam olur mu?

Bu sözden de anladımki dedelerimiz savaş esnasında Hakk’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyseuzatmayayım hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tesbihçekiyor,biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o dahabir başkalaşmıştı. Müslüman olmuştu. Bir gün yanına gittiğimde samimi birşekilde rica etti. Beni yalnız bırakma olur mu? Ne gibi Ömer amca ? Ara sıragel de bana islamiyeti anlat! sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleriduydukça kalbim ferahlıyor. O günden sonra her gün yanına gittim. Bildiğimkadarıyla dinimizi anlattım.

Fakat günden güneeriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . Hastanenin genelhoparlöründen bir anons duydum. "Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odayagelin!" Dedim ki içimden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?" hemenyukarı çıktım.

Odasına vardığımdagördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih açık duran sol kolununpazusunda dövme Türk bayrağı,göğsünde imanı ile ,koskoca Anzaklı Ömer sonanlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum. Kendisine kelime-i şahadetsöylettirdim. O şekilde kucağımda teslim-i ruh etti....

Bir Çanakkale gazisigörmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk milletine olan sevgisi sayesindekendisine iman nasip olmuştu.

BEDELİ ÇANAKKALE'DE ÖDENDİ

Askerlik vazifesiyaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk içintabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zirabunların istisnasız hepsi (1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu gereğince)askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli (tecilli) tutulmuş gençlerdir. Buiki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden“maksureli” ettiği gibi , Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu daüstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. Buşehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise veorta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupaüniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlikşubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerindenIrak Cephesi’nde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla berabergeceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “ 1 Numaralı Gönüllü”yazılmak şerefini elde emiştir. .

Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan birtanesini (Mehmet Muzaffer’in Destanını ) Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dilegetiriyor:

MuzafferÇanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’daüslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915Nisan’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bubombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’de ki birliklerin büyük birkısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma venoksanlarına ikmal emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi.Alay ’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacıvardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basitmübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunlarıkaybedilecek vakit vardı. Her şey “itimat” ile yürürdü. Muzaffer açıkgözlü vebecerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin vemubayaasına onu memur etti. İcap eden paranın kendisine itası içinde Erkan-ıHarbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllardaİstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleride yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı,uğraştı,nihayetKaraköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti , amayapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzereErkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler.Muzaffer az sonra yaşlı b,r kaymakam Yarbay ’ın huzurundadır. Kaymakam uzatılantezkereyi okudu. Karşısında hazır ol da duran ihtiyat zabitine baktı.İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi. “ Oto kamyonlastiği” cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :

Muzaffer selamıçaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası)bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. MalzemelereAlay ’ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların verdiği) iki Mercedes-Benz kamyonve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisibulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eliboş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...

Muzaffer bunlarıdüşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştüaradığı çareyi bulmuştu.

Doğru tüccar Yahudi’nin yanına gitti:

Tüccar “peki” dedi.Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.

Yahudi yine “peki”dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba veneferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccarmalları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşluktamallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para)verdi. Araba dörtnal Sirkeci ’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlıgemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Muzaffer, evrak-ınakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerindentedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden birbakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiğive yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılararsında bir de şu ibare bulunuyordu: “ Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviyeolunacaktır.”Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyleyazmıştı:

Onun burada altındediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.

Sahte parayagelince...

Yahudi tüccar bunumesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olaybütün İstanbul’da yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadiseŞehzade Halim Efendi’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasınıgöndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelinialtın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevherçekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediyeetti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.

YABANCI ASKERLERİN ANLATIMI İLEÇANAKKALE



“Bayraklar dalgalanıyor, borular öttürülüyor ve dalgalar halinde üzerimizegeliyorlardı. Ben makinalı tüfeği sabitleştirdim ve oturduğum yerde namluyu öneve arkaya çevirerek ateş ediyordum. Nişan almıyordum ama ıskalamak olanaksızdı.İki yüz metre bile yoktu aramızda. Çok kalabalıklar ve arazinin kayalık olmasınedeniyle yayılamıyorlardı. Bir açıklıktan geliyorlardı üzerimize. Biz buuçtaydık ve onlar da öteki uçtan geliyorlardı. Ben ateş ediyordum, iki numarammermi şeridini tutuyor ve kutudan yeni şeritler çıkartıyordu. Diğerleritüfekleriyle ateş ediyorlardı. Ateşin etkisini göremiyorduk, sanki büyük birnesneye ateş eder gibiydik. Tek tek insanlar yoktu karşınızda. Her şey birdensona erdi ve birden önümüzde kimse kalmadı...”


“Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklerlemukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabulolunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarakGelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiatauğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi.Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”


“Türklerin içinde iriyarı biri vardı, neredeyse iki metrenin üstünde olmalıydı,bizimki de en az onun kadar iriydi. Sanırım prestij için iri adamlarınıseçmişlerdi. İkisinde de beyaz bayraklar vardı. Ve ortada duruyorlardı.... Benölüleri gömenlerden biri değildim ama siperin kenarına oturdum ve bir süresonra yanlarına gidip Türk’e sığır kavurması ikram ettim. Gülümsedi, çoksevinmiş göründü ve o da bana ipe dizilmiş incir verdi. Jacko adını verdiğimizTürk askerlerinden ben de, bizimkilerin hepsi de pek hoşlanmıştık. Onun içinkötü bir söz söylendiğini duymadım, temiz dövüşürlerdi ve dünyanın en cesurinsanlarıydı. En yoğun ateş karşısında bile durmazlardı, adeta fanatik insanlardı.Onlarla ateşkeste karşılaştığımızda çok esaslı insanlar oldukları sonucunavardık....”

Söyle Arkadaşım' dedi Anadolulu Mehmet
yanıbaşındaki Anzak erine
'nereden kopup gelmişsin,
neden çökmüş bu mahsunluk üzerine?'
'DUNYANIN ÖBÜR UCUNDAN' dedi. gencecik Anzak
'Öyle yazmışlar mezar taşıma.
doğduğum yerler öylesine uzak,
örtündüğüm topraksa gurbet bana.'
'Dert edinme arkadaşım'dedi Mehmet
'değil mi ki bizlerle birleşti kaderin,
değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet, sende artık bizdensin,
sende bencileyin bir Mehmet'

Çanakkale'de toprağının
üstü cennet altı mezar
kavga bitmiş mezarlarda
kaynaş olmuş yiten canlar.

'ya sen dedi Mehmet
oyun çağındaki İngiliz erine,
'yaşın ne senin kardeş
böylesine erken buralarda işin ne?'
'yaşım sonsuza dek onbeş'
dedi ufak tefek İngiliz eri.
'köyümde askercilik oynar
coştururdum trampetimle bizimkileri
derken kendimi cephede buldum
oyun muydu, gerçek miydi anlamadan,
bir sahici kurşunla vuruldum.
Sustu boynumdaki trampet,
son verildi böylece oyundan bozma işime
Gelibolu'da bana da bir mezar kazıldı
mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ' yazıldı.
Öyküm de künyem de bundan ibaret.'

Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
gozyaşları düşerek üstüne sanki
damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
sahibini yitiren bir trampet.

'ya sizler' dedi Mehmet
dünyanın dört kıtasından
mezarlar dolusu erlere,
'hangi rüzgar savurdu sizleri
bu bilmediğiniz yerlere'
kimi İngilizdi, kimi İskoç
kimi Fransızdı, kimi Senegalli
kimi Hintli kimi Nepalli
kimi Avustralya'dan kimi yeni Zelanda'dan Anzak
gemiler dolusu asker
her biri niye geldiğinden habersiz
Gelibolu'nun oya gibi koylarından sızarak
tırmanmışlardı dağa bayıra
siper siper yara gibi yarılan toprak
mezar olmuştu savaş ardından onlara.
Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
kiminin de mezar taşında
on altı on yedi on sekiz yaşında
EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı.
Çanakkale topraklarında,
her birinin erken biten yaşam öyküsü
eski yazıtlar gibi taşlara böyle kazılı.
'Anlamaz mıyım' dedi 'halinizden kardeşler'
adına yazılı taşı bile olmayan asker
Anadolulu Mehmet
'ben de yuzyıllarca yaban ellerde
neyin uğruna bilmeden can vermişim
kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
ilk kez Çanakkale'de ermişim.
Uğrunda can verdikce vatandı ancak
ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
değil mi ki sizler alamasanız bile
bu topraklar almış sizi sizleri basmış bağrina
sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale.

Savaş bitti.
Ölenler kaldı sağlar gitti
köylü köyüne döndü evli evine
kır çiçekleri geldiler akın akın
çekilen askerlerin yerine
yaban gülleri, dağ laleleri, papatyalar,
kilim kilim yayıldılar toprağa.
Siper siper
toprağın savaş yaralarını örttüler
koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine.
Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
silah yerine saban tutan elleriyle
geri aldi savaş alanlarını doğa
can geldi toprağa silindikçe kan izleri.
Yeryüzünde cennet oldu öylece
o cehennem savaş yeri
şimdi Çanakkale Gelibolu
bahçe bahce, ülke ülke
mezar dolu.

Huzur içinde uyusun
vuruştukları toprakta
kavgadan kinden uzakta
yanyan dostça yatanlar.

Bülent Ecevit



Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah

Çanakkale'den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah

Çanakkale'den çıktım başım selamet
Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah

BİR YOLCUYA
(Gelibolu yamaçlarında yazıldı.)

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğuldu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.


En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;

Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

O, rüku olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...

Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

Seni ancak ebediyetler eder istiab.

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.


Ey şimdi köyünden pek çok uzakta
Ey şimdi bir yığın kara toprakta
Uyanmaz uykuya dala yiğitler!
Şehitlik şanını alan yiğitler!
Yan yana dizilen mezarlarınız
Zemine semavi iftihar olmuş
Dünyaya kapanan nazarlarınız
Tanrının mağfiret nuruyla dolmuş

Ne alçak görünür şu fani hayat
Baktıkça samimi uzletinize
Bir anda coşarak ağlarım; heyhat!
Günahkar gözyaşım layık mı size?

Hayır, sanmayın ki bu gözyaşlarım
Kirletmek istiyor merkadinizi
Ey benim kaybolan arkadaşlarım
Ben görmek isterim bir daha sizi

Lanet gözlerimde duran gölgeye;
Ağlarım bu gölge silinsin diye
Ah, o gölgedir ki hayata tapar;
Gözümün nurunu sizlere kapar;
Beni bir vefasız riyakar yapar!
Enis Behiç KORYÜREK

Yıl 1915
18'indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale'nin suyu,
Geçilmez bu boğaz...
Geçilmez bu boğaz...
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz...
Sen misin Mustafa Kemal'im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet'i Buvet'i...
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor...
Türk'üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..

Fahri ERSAVAŞ

Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün, Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,

Başına yüz milletin üşüştüğü yersin. Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin.

Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden, Bir destana benziyor senin bugünkü halin.

Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden. Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.

Sen onların açtığı bayrağı alevinden, Övün, ey Çanakkale ki sen Mustafa Kemal’in

Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin! Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!

SEÇME SÖZLER

İngiltere savaş tarihinde çanakkale kampanyası kadar acı verici bir sayfa yoktur . hiçbir savaşa bu kadar bukadar büyük ümitlerle girilmemiş hiçbir zafer bukadatr yakından kaybedilmemiştir. 1915 yılında bütün avrupada miyyonlarca insanın hayatı ortaya konmuş büyük taruzlar yapılmıştı .iki üç milyon asker ölü ve yaralı bulunmakta dört beşbin harp gemisi denizlerde dolaşmaktaydı fakat bunlardan hiçbirisi nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar kadar harbin devamına ve düşmanın istikbaline müessir olacak bir başarı gösretememiştir

nusret adındaki türk mayın gemisi bilinen öteki tüm mayın hatlarının önüne bu hattı döşemeyi başardı bu hat ötekiler gibi bogaz gecidine dik değil paraleldi ve türklerin elindeki son mayın ihtiyatından alınmış eski demir mayınlardan olusuyordu değerleri 6 -7 bin franktan fazla tutmazdı nusretin gizlice döktüğü bu 26 demir kap canakkale operasyonunu durduran bir cok pisikolojik karısıklıklar doğurdu yanlız başına bu mayın engeli savaşı uzattı inanmak istemiyorum fakat gercek türk savunması önünde müttefikler armadası malup olmuştur tek kelimeyle felaket

Winston Churcill
*ingiltere bahriye nazırı ve baş bakanı

Çanakkale müdafası yapılmış ve kazanılmıştır lakin vazife yanlız askerler ve kumandanlar için bitmiştir bizim için bitmemiş hatta başlamamıştır bile herkes bilsinki burada kanlarını akıtanlar hep bu tarih bu namus ve bu failet için öldüler onların kan borcunu ödemek lazımdır şairler destanlarını yazsınlar ressamlar levhalarını çizsinler heykeltraşlar abidelerini ortaya koysunlar muharrirler hikayelerini yazsınlar sağ kalanlarda rahmet okusunlar


*dariülfünun müderrislerinden


Mehmetçiğe saygı ! biz canakkale yarım adasından türklerle savasarak ve binlerce insanımızı kaybederek kahraman tüğrkmilletine ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük taktir ve hayranlıkla ayrıldık bütün avusturalyalılar mehmetçiği kendi evlatları gibi sever onun mertliği vatan ve insan sevgisi siperlerdeki dayanılmaz heybet ve cesareti bütün anzakları hayran bırakan yurt sevgisi bütün insanlığın örnek alacağı büyük hasretlerdir
mehmetçiğe minnet ve saygılarımla

sonuç olarak belirtmek isterimki sizler kahraman olduğu kadar insan ve medeni milletin evlatlarısınız
Lord CASEY
*Canakkale savaşlarında üstteğmen olarak bulunmuş ve sonraları avusturalya genel valisi olmuştur


bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar burada bir dost vatanın toprağındasınız huzur ve sükün içinde uyuyunuz sizler mehmehmetçikle yanyana koyun koyunasınız uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar göz yaşlarınızı dindiriniz evalatlarınız bizim bağrımızdadır huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır
M.Kemal ATATÜRK


Bizi türklerin maddi gücü değil manevi gücü mahlup etmiştir cünkü onların atacak barutu bile kalmaıştı fakat biz gökten inen güçleri müşade ettik

HAMİLTON
*ingiliz generali ve akdeniz birleşik kuvvetler komutanı

İnasanları yücelten iki büyük mezitet vardır erkeğin cesur kaının namuslu olması bu iki meziyetin yanında hem erkeği hem kadını şereflendiren bir fazilet vardır icabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak işte türkler bu meziyete ve fazilete sahip kahramanlardır bundan dolayıdır ki türkler öldürülebilir lakin mağlup eddilemezler

Napolyon
*ünlü fransız imparatoru

Türkler ölmeyi biliyorlar ben ölmeyi bilen bir milletin yenilemeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim

Montecuccoli
*avusturalyalı bir komutan
Cevapla
#2

bilgiler için sağol kanka. Nusret mayın gemisi şu an tarsusta Nusret mayın parkı var orda duruyo.Mersinde bakılmayınca tarsus belediye başkanı aldı tadilat ettirip müze gibi yaptı şu an olduğu yer çok güzel.
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Çanakkale Savaşının İbretli ve Hikmetli Hikayeleri By-4r4besK 1 1.402 07-04-2007, Saat: 21:09
Son Yorum: gamze33
  Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu NuriSert 2 1.238 04-04-2007, Saat: 0:21
Son Yorum: By-4r4besK

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi