İklim Değişikliği: Türkiye - İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 3.21/5 - 33 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İklim Değişikliği: Türkiye - İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi
#6

2010 yılında birincil enerji isteminin yaklaşık % 70’ini dış alımla karşılayacak olan

Türkiye, yapılan projeksiyonlara göre doğal gaz arzını ve taş kömürü dış alımını arttırmayı

planlamaktadır. Enerji arzında bu boyutta bir artışa duyulan gereksinim göz önüne alındığında,

Türkiye’nin CO2 salımlarını l990 yılı düzeyine ya da altına indirmesi doğal olarak olası

görülmemektedir. Ancak, CO2 salımlarının bugünkü artış hızını azaltmak amacıyla, ETKB

tarafından çeşitli senaryolar üzerinde çalışılmaktadır.

(iii) İklim Değişikliğinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri

Türkiye, iklim değişikliğinin, özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları,

kuraklık, erozyon, çölleşme ve bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz

yönlerinden etkilenebilecektir.

İklim modellerinin çoğunda, genel olarak Akdeniz Havzası’na ya da Türkiye ve bölgesine

ilişkin sıcaklık öngörüleri, kuzey yarımkürenin orta ve yüksek enlemlerine göre daha düşüktür.

Başka sözlerle, en büyük ısınma yüksek enlemlerde bulunan alanlarda beklenmektedir. IPCC 3.

Değerlendirme Raporu’nda da kullanılan çeşitli iklim modellerine göre (IPCC, 2001a), Türkiye

üzerindeki yıllık ortalama sıcaklıkların 2050 yılına kadar, yalnız sera gazlarındaki artışları

dikkate alındığında, 1-3 °C arasında; sera gazlarındaki ve sülfat parçacıklarındaki değişimler

birlikte dikkate alındığında ise 1-2 °C arasında bir artış olacağı öngörülmektedir.

Başka model sonuçlarından yararlanarak da, insan kaynaklı iklim değişikliğinin ya da

küresel ısınmanın Türkiye üzerindeki etkileri değerlendirilebilir. Burada bir örnek olarak, insan

kaynaklı iklim değişikliğinin, Türkiye’nin sıcaklık ve yağış koşulları, bitki biyokütlesi, su

kaynakları ve besin temini üzerindeki etkileri, United Kingdom Meteorological Office Hadley

Centre İkinci İklim Modeli’nin sonuçlarına göre (UKMO/DETR, 1999) bölgesel olarak

değerlendirilmiştir. Hadley Centre modeli, atmosferdeki CO2 birikimlerini 750 ppm ve 550 ppm

düzeylerinde durduran CO2 salımları senaryolarını temel almaktadır. Ayrıca, sözü edilen bu

çalışmada CO2 ve öteki sera gazlarındaki artışlar için herhangi bir önlemin alınmadığını kabul

eden salımların kontrol edilmediği (azaltılmadığı) senaryoya dayalı model sonuçları, durdurma

senaryolarının kullanıldığı model sonuçlarıyla bir karşılaştırma yapılabilsin diye birlikte ele

alınmıştır. Bu yeni model sonuçlarından yararlanarak, 2080’li yıllara kadar Türkiye için yapılan

değerlendirme aşağıda verilmiştir:

Sıcaklık değişiklikleri

• Atmosferdeki CO2 gazı birikimini (insan etkinlikleri sonucunda atmosfere verilen

salımlarla ilişkili fazla birikimler) azaltmak için hiç önlemin alınmadığını kabul eden

senaryoya göre, 2080’li yıllara kadar Türkiye üzerindeki yıllık ortalama sıcaklıklarda

(1961-1990 normaliyle karşılaştırıldığında) yaklaşık 3-4 °C artış;

• CO2 birikimlerini 750 ppm’de durdurmayı öngören senaryoya göre, yıllık ortalama

sıcaklıklarda yaklaşık 2-3 °C artış;

• CO2 birikimlerini 550 ppm’de durduran senaryoya göre, yıllık ortalama sıcaklıklarda

yaklaşık 1-2 °C artış.

Yağış değişiklikleri

• Salımların kontrol edilmediği senaryoya göre, 2080’li yıllara kadar Türkiye üzerindeki

yıllık ortalama yağışlarda yaklaşık 0 ile –1 mm/gün değişiklik (azalma);

• CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durdurmayı öngören her iki senaryoya göre, 2080’li

yıllara kadar Türkiye üzerindeki yıllık ortalama yağışlarda yaklaşık 0 ile –0.5 mm/gün

değişiklik (azalma).
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Cevapla
#7

Vejetasyon biyokütle değişiklikleri

• Salımların kontrol edilmediği senaryo ile CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durdurma

senaryolarına göre, Türkiye üzerindeki vejetasyon biyokütlesinde (kgC/m2) 2080’li yıllara

kadar iklim değişikliği nedeniyle önemli bir değişiklik öngörülmemiştir.

Önemli akarsu havzalarındaki akım değişiklikleri

• Salımların kontrol edilmediği senaryo altında, Türkiye akarsularının yıllık akımlarında

yaklaşık % 20-50 azalma;

• CO2 birikimlerini 750 ppm’de durduran senaryo altında, Türkiye akarsularının yıllık

akımlarında yaklaşık % 5-25 azalma;

• CO2 birikimlerini 550 ppm’de durduran senaryo altında, Türkiye akarsularının yıllık

akımlarında yaklaşık % 0-15 azalma.

İklim değişikliği nedeniyle Türkiye’de su stresi

• Salımların kontrol edilmediği senaryo ile CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durduran

sera gazı salımları senaryolarına göre, Türkiye ve Orta Doğu bölgesi, dünyanın su

stresinde artış beklenen stresli ya da su sıkıntısı çeken alanları arasında

değerlendirilmiştir.

Tarımsal ürün üretimindeki değişiklikler

• Salımların kontrol edilmediği senaryoya göre, 2080’li yıllara kadar Türkiye’nin tarımsal

ürün üretiminde yaklaşık % 0 ile –2.5 arasında bir azalma;

• CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durdurmayı sağlayan salım senaryolarına göre,

2080’li yıllara kadar Türkiye’nin tarımsal ürün üretiminde yaklaşık % 0-2.5 arasında bir

artış.

Yukarıda özetlenen beklenen etkilerin yanı sıra, Türkiye’de ısı dalgalarında gözlenen artış

nedeniyle ortaya çıkan ölümlerde ve vektör dağılımına bağlı olarak bazı bulaşıcı hastalıklarda

artma beklenmektedir. Sıtma, Türkiye’de büyük ölçüde kontrol altına alınmasına karşın, bazı

bölgelerde endemik olarak görülmektedir. Hava sıcaklıklarının artmasına bağlı olarak, sivrisinek

yaşama alanlarının genişlemesi nedeniyle etkilenen nüfusun daha da artacağı beklenmektedir.

Ülkede yaşanan doğal afetler (fırtınalar, şiddetli yağışlar, seller, taşkınlar, vb.), su ile bulaşan

hastalıklarda ve vektör üremesine uygun ortamların oluşması ile leptospro gibi bulaşıcı

hastalıklarda artışa yol açmıştır. Artan çevresel afetler sonucunda çevresel göçmenlerin artması,

su ve besin kaynaklarının azalmasıyla ilişkili beslenme bozuklukları ve su kaynaklı hastalıkların

artması, gelecekte Türkiye için önemli halk sağlığı sorunlarından olacaktır.

Türkiye, İklim değişikliğinin olumsuz ya da tehlikeli etkileri açısından, risk gurubu

ülkeler arasındadır ve büyük bir olasılıkla “kaybedenler” arasında yer alacaktır.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Cevapla
#8

Bu yüzden

“Küresel ısınma önlenemez ve bugünkü hızıyla sürerse, gelecekte Türkiye’yi hangi koşullar

beklemektedir?” gibi bir sorunun yanıtının mutlaka verilmesi gerekmektedir. Bu sorunun doğru

yanıtı ise, model çalışmalarına dayanan küresel ve bölgesel iklim değişikliği öngörüleri ile

Türkiye’de iklim değişikliği ve değişebilirliği, kuraklık ve çölleşme konularında yapılan bilimsel

araştırmaların ışığı altında verilmelidir.

Türkiye’nin Sera Gazı Salımlarını Azaltma Olanakları

Enerji tasarrufu ve enerjinin verimli kullanımı etkinlikleri ve çalışmaları, yeni ve

yenilenebilir enerji teknolojileriyle birlikte, Türkiye’nin gelecekte de en fazla yararlanabileceği

politika araçlarının ve teknolojik olanakların başında gelecektir. Enerji tasarrufu çalışmaları,

Türkiye’de tüm sektörlerde ortalama % 25’in üzerinde enerji tasarrufu potansiyeli bulunduğunu

göstermektedir. Ancak, öngörülen bu hedeflere ulaşılabilmesi için, belirlenen enerji tasarrufu

projelerinin hızlı bir biçimde hayata geçirilmesi, yeni projelerin yapılması, enerji verimliliği proje

ve yatırımlarının mali olarak desteklenmesi ve enerji verimliliği hizmet şirketlerinin Türkiye’de

yapabilecekleri etkinliklerin özendirilmesi gereklidir. Ayrıca, Türkiye’de etkin bir enerji

verimliliği programının uygulanabilmesi ve somut başarılara elde edilebilmesi için, yetkili bir

kuruluşa ve etkin bir “Enerji Verimliliği Yasası”na gereksinim bulunmaktadır.

Türkiye’de potansiyeli en yüksek yenilenebilir enerji kaynağı, rüzgar enerjisidir.

ETKB’nin öngörülerine göre, rüzgar enerjisi üretim kapasitesinin, 2020 yılı için öngörülen

kurulu güç kapasitesi içindeki payı % 4.3’e yükselecektir. Güneş enerjisinin de büyük bir gelişme

potansiyeli bulunmaktadır. Türkiye’de güneş enerjisi, esas olarak ısıtmada güneş toplayıcıları

kullanılması şeklindedir ve 2000 yılında 262,000 Tep enerji üretilmiştir. Isıtmaya yönelik varolan

ulusal toplayıcı kapasitesi 7.5 milyon m2 dolayındadır. 2010 yılında 602 Ktep ve 2020’de 1,119

Ktep enerji sağlanabileceği öngörülmektedir.

Türkiye’nin bugünkü toplam jeotermal ısı kullanımı kapasitesi 820 MWt olmasına karşın,

potansiyeli yaklaşık 31,500 MWt’dir. Günümüzde 52,000 konut ısıtılırken, 2010 yılında 500,000

konutun jeotermal ısıtmadan yararlanabileceği öngörülmektedir. Türkiye’nin 2010 yılı jeotermal

elektrik üretim hedefi ise, 500 MWe’dir. Türkiye’nin gelecekte, jeotermal potansiyeli ile toplam

elektrik enerjisi gereksinimin % 5’ini karşılayabileceği öngörülmektedir.

Türkiye’nin bugünkü hidroelektrik enerji kuruluşlarının toplam kapasitesi 12.4 GW’tır.

Bu değerin, 2005 yılında 13.9 GW’a ve 2010 yılında 18.8 GW’a yükseleceği öngörülmektedir.

Küçük ölçekli kuruluşlar, Türkiye’nin toplam hidrolik enerji kapasitesinin yalnız % 1’ni

oluşturmaktadır. Küçük ölçekli hidroelektrik kuruluşlarıyla ilgili enerji öngörülerine göre,

2000’de 143 MW olan kurulu güç, 2010’da 418 MW olacak ve 2020’de 750 MW’ı aşabilecektir.

Türkiye ormancılık sektörü, fosil yakıtlar yerine, sürdürülebilir olarak işletilen

ormanlardan sağlanan yakacak odunun kullanılması konusuna önem vermektedir. Türkiye’nin

enerji ormanı potansiyeli oldukça büyüktür. Yapılan çalışmalar, yalnız meşe türü için 4 milyon

ha bir alanın enerji ormanı için uygun olduğunu göstermiştir
[/align]
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Cevapla
#9

5. GELECEK VİZYONU VE SOSYOEKONOMİK HEDEFLER

Enerji isteminde oluşan artışlar ve geleceğe yönelik istem artışı öngörüleri, Türkiye’de

enerjinin doyma noktasına ulaşmadığını ve gelecek birkaç on yılda da ulaşmayacağını ortaya

koymaktadır. Bu yüzden Türkiye, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, sosyal ve ekonomik refahta

kısıtlamaya gidilmeden yapılacak enerji tasarrufu, enerjinin yeterli ve verimli kullanımı, yeni

teknolojilerin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ile ormanlar gibi karbon

yutaklarının arttırılması yoluyla sera gazlarını kontrol etmenin mümkün olabileceğine

inanmaktadır. Türkiye, belirtilen bu potansiyel alanlara yönelik önlemler alarak ve bilimsel ve

teknolojik araştırmalar ve çalışmalar yaparak, tasarruf edilebilecek enerji ve yutaklar

aracılığıyla tutulabilecek karbon tutarları ile yeni teknolojilerin ve yenilenebilir enerjilerin

katkılarını dikkate alarak, kendi CO2 salımlarını kontrol edebilmeyi hedeflemektedir (TTGV,

2002).

6. TEKNOLOJİK FAALİYET KONULARI VE TEKNOLOJİ ALANLARI

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE SAVAŞIMDA ÇAĞDAŞ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR

TEKNOLOJİK SEÇENEKLER

Sera gazı salımlarını kontrol altında tutma ve azaltma teknolojileri ve uygulamaları

sürekli gelişmektedir. Sera gazı salımlarının büyük bir çoğunluğu enerji üretimi ve kullanımıyla

ilişkili olduğu için, bu teknolojilerin çoğu, fosil yakıt enerji çevriminin ya da elektrik

kullanımının verimliliğini iyileştirme ve düşük ya da sıfır karbonlu enerji kaynaklarının

geliştirilmesine odaklanmıştır.

Enerji yoğunluğu (Enerji tüketimi/GSYİH) ve karbon yoğunluğu (Fosil yakıtların

yanmasından salınan CO2/Enerji üretimi), karbonsuzlaştırma için belirlenen hükümet politikaları

olmadan da, gelişmiş ülkelerde yaklaşık 100 yıldan daha uzun bir zamanda azalmıştır. Dahası, bu

ülkelerdeki azalma potansiyellerinin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu önemli değişikliklerin

çoğu, kömür gibi yüksek karbonlu yakıtlardan petrole ve doğal gaza dönüşümün, enerji

çevriminde verimliliğin arttırılmasının ve su ve nükleer güce yönelmenin sonucunda

gerçekleşmiştir. Fosil yakıtların dışındaki hızla geliştirilen öteki enerji kaynakları da, sera gazı

salımlarının azaltılması için önemli bir potansiyele sahiptir. CO2’nin biyolojik olarak tutulması

ve fiziksel olarak uzaklaştırılması ve depolanması da, sera gazı salımlarının gelecekte

azaltılmasında önemli bir rol oynayabilecektir. Öteki teknolojiler ve önlemler, geri kalan ana sera

gazı salımlarının azaltılması (metan (CH4), diazotmonoksit (N2O), hidrofluorokarbonlar

(HFC’ler), perfluorokarbonlar (PFC’ler) ve sülfür heksafluorid (SF6)) için enerji dışı sektörlere

odaklanmaktadır.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Cevapla
#10

Son yıllarda pek çok teknoloji, 1990’lı yılların başlarında yapılan teknoloji

çözümlemelerinde öngörülenden çok daha hızlı bir biçimde gelişmiştir. Konuyla ilgili hızlı

gelişmeler, verimli hibrit motorlu otomobillerin pazara girişi, rüzgar türbini tasarımlarındaki hızlı

ilerlemeler, yeraltı CO2 depolanması gösteri projeleri ve adipik asit üretiminden kaynaklanan N2O

salımlarının kısmen azaltılması, vb. yenilikleri içermektedir.

Bina/ticaret/hizmet, sanayi ve ulaştırma sektörleri ile enerji temini için önemli enerji

verimliliği fırsatları (olanakları) bulunmaktadır. Bunların çoğunluğu, beklenenden daha düşük bir

harcamayla gerçekleştirilebilir. Küresel ölçekte, 2010 yılına değin salımları azaltma olanaklarının

çoğunluğu, elektrik güç sektöründe doğal gaza dönüşüm ve sanayide süreç sera gazlarının

(örneğin, N2O, perfluorometan (CF4) ve HFC’ler) salımlarının azaltılması yoluyla yine son

kullanım sektörlerinden kazanılan enerji verimliliğinden gelecektir. Gelişmiş ülkelerde ve

ekonomileri geçiş sürecindeki ülkelerde bulunan güç santrallerinin bir bölümü, 2020 yılına değin

yenilenmiş olacağından ve gelişmekte olan ülkelerde birçok yeni santral devreye girmiş

olacağından, yenilenebilir enerji kaynaklarının artan kullanımı, CO2 salımlarının azaltılmasına

katkı sağlamaya başlayabilir. Uzun erimde, sıkı güvenlik, üretim ve atık depolama amaçlarını

karşılayan nükleer enerji teknolojileri ile fosil yakıtlardan ve biyokütleden fiziksel karbon

uzaklaştırılması ve depolanması ve ormanlarda karbon tutulması, potansiyel seçenekler arasında

öne çıkanlar olacaktır.

Sera gazı salımlarının azaltılması için gerekli olan teknolojik ve ekonomik potansiyelin en

hızlı rakibi, hızlı ekonomik kalkınma ve bazı sosyoekonomik ve davranışsal eğilimlerdeki, ki

toplam enerji kullanımı özellikle gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek gelir

gruplarında artmaktadır, hızlı değişikliklerdir. Birçok ülkede, konutlar (örneğin, Türkiye’de

apartman daireleri) ve araçlar boyut olarak büyümekte ve elektrikli aletlerin kullanım yoğunluğu

artmaktadır. Ticari binalardaki (örneğin, iş hanları ve kuleleri, alışveriş merkezleri, çok amaçlı

ticaret merkezleri, vb.) elektrikli büro ekipmanlarının kullanımı artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde,

özellikle ABD’de, büyük ve düşük verimli araçların satışları da artmaktadır. Bunların dışında,

dünyanın birçok bölgesinde perakende enerji fiyatlarındaki göreli indirimler ya da durgunluk,

enerjinin verimli kullanımı ya da tüm sektörlerde enerji verimli teknolojilere sahip olma

gayretlerinin ve yatırımlarının azalmasına neden olabilecektir.

Bunların dışında, 1990’ların başından beri, sera gazı salımlarını azaltacak olan yeni

teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması için araştırma ve geliştirmeye (AR-GE) ayrılan kamu

ve özel sektör kaynaklarında bir azalma gözlenmektedir.

Sosyal ilerleme alanlarında ise, genellikle teknolojik yenilik seçenekleriyle ilişkili önemli

olanaklar vardır. Dünyanın tüm bölgelerinde, yaşam niteliğini iyileştirebilecek olan ve aynı

zamanda kaynak tüketimiyle bağlantılı sera gazı salımlarında azalmaya yol açabilecek olan

yaşam tarzı seçenekleri için birçok yol bulunmaktadır. Bu seçenekler, yerel ve bölgesel kültürlere

ve önceliklere çok fazla bağımlıdır. Bu seçeneklerin bir bölümü yaşam tarzındaki önemli

değişiklikleri gerektirmektedir; bir bölümü de öngörülen yaşam tarzı değişiklikleriyle bağlantılı

olabilen teknolojik değişikliklerle çok yakından ilişkilidir. Günümüzde giderek dikkate alınmaya

çalışılan tüm bu teknolojik, sosyoekonomik ve davranışsal seçeneklerin, gelecek yıllarda çok

daha fazla önem kazanacağı beklenmektedir.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Kalkınma Ajansları ve Türkiye'de Uygulanabilirliği civanpercemi 5 5.871 01-05-2008, Saat: 13:11
Son Yorum: civanpercemi
  Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye civanpercemi 8 9.095 01-05-2008, Saat: 12:47
Son Yorum: civanpercemi
  2023 Türkiye Vizyonu civanpercemi 0 4.616 01-05-2008, Saat: 11:35
Son Yorum: civanpercemi
  Osmanlı'dan Cumhuriyete Türkiye'de Merkeziyetçilik civanpercemi 3 5.523 01-05-2008, Saat: 11:32
Son Yorum: civanpercemi
  Türkiye'nin Geleceği civanpercemi 0 3.678 01-05-2008, Saat: 11:25
Son Yorum: civanpercemi

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi