Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 13:00
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:28, Düzenleyen: mustafa.)
2010 yılında birincil enerji isteminin yaklaşık % 70’ini dış alımla karşılayacak olan
Türkiye, yapılan projeksiyonlara göre doğal gaz arzını ve taş kömürü dış alımını arttırmayı
planlamaktadır. Enerji arzında bu boyutta bir artışa duyulan gereksinim göz önüne alındığında,
Türkiye’nin CO2 salımlarını l990 yılı düzeyine ya da altına indirmesi doğal olarak olası
görülmemektedir. Ancak, CO2 salımlarının bugünkü artış hızını azaltmak amacıyla, ETKB
tarafından çeşitli senaryolar üzerinde çalışılmaktadır.
(iii) İklim Değişikliğinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri
Türkiye, iklim değişikliğinin, özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları,
kuraklık, erozyon, çölleşme ve bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz
yönlerinden etkilenebilecektir.
İklim modellerinin çoğunda, genel olarak Akdeniz Havzası’na ya da Türkiye ve bölgesine
ilişkin sıcaklık öngörüleri, kuzey yarımkürenin orta ve yüksek enlemlerine göre daha düşüktür.
Başka sözlerle, en büyük ısınma yüksek enlemlerde bulunan alanlarda beklenmektedir. IPCC 3.
Değerlendirme Raporu’nda da kullanılan çeşitli iklim modellerine göre (IPCC, 2001a), Türkiye
üzerindeki yıllık ortalama sıcaklıkların 2050 yılına kadar, yalnız sera gazlarındaki artışları
dikkate alındığında, 1-3 °C arasında; sera gazlarındaki ve sülfat parçacıklarındaki değişimler
birlikte dikkate alındığında ise 1-2 °C arasında bir artış olacağı öngörülmektedir.
Başka model sonuçlarından yararlanarak da, insan kaynaklı iklim değişikliğinin ya da
küresel ısınmanın Türkiye üzerindeki etkileri değerlendirilebilir. Burada bir örnek olarak, insan
kaynaklı iklim değişikliğinin, Türkiye’nin sıcaklık ve yağış koşulları, bitki biyokütlesi, su
kaynakları ve besin temini üzerindeki etkileri, United Kingdom Meteorological Office Hadley
Centre İkinci İklim Modeli’nin sonuçlarına göre (UKMO/DETR, 1999) bölgesel olarak
değerlendirilmiştir. Hadley Centre modeli, atmosferdeki CO2 birikimlerini 750 ppm ve 550 ppm
düzeylerinde durduran CO2 salımları senaryolarını temel almaktadır. Ayrıca, sözü edilen bu
çalışmada CO2 ve öteki sera gazlarındaki artışlar için herhangi bir önlemin alınmadığını kabul
eden salımların kontrol edilmediği (azaltılmadığı) senaryoya dayalı model sonuçları, durdurma
senaryolarının kullanıldığı model sonuçlarıyla bir karşılaştırma yapılabilsin diye birlikte ele
alınmıştır. Bu yeni model sonuçlarından yararlanarak, 2080’li yıllara kadar Türkiye için yapılan
değerlendirme aşağıda verilmiştir:
Sıcaklık değişiklikleri
• Atmosferdeki CO2 gazı birikimini (insan etkinlikleri sonucunda atmosfere verilen
salımlarla ilişkili fazla birikimler) azaltmak için hiç önlemin alınmadığını kabul eden
senaryoya göre, 2080’li yıllara kadar Türkiye üzerindeki yıllık ortalama sıcaklıklarda
(1961-1990 normaliyle karşılaştırıldığında) yaklaşık 3-4 °C artış;
• CO2 birikimlerini 750 ppm’de durdurmayı öngören senaryoya göre, yıllık ortalama
sıcaklıklarda yaklaşık 2-3 °C artış;
• CO2 birikimlerini 550 ppm’de durduran senaryoya göre, yıllık ortalama sıcaklıklarda
yaklaşık 1-2 °C artış.
Yağış değişiklikleri
• Salımların kontrol edilmediği senaryoya göre, 2080’li yıllara kadar Türkiye üzerindeki
yıllık ortalama yağışlarda yaklaşık 0 ile –1 mm/gün değişiklik (azalma);
• CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durdurmayı öngören her iki senaryoya göre, 2080’li
yıllara kadar Türkiye üzerindeki yıllık ortalama yağışlarda yaklaşık 0 ile –0.5 mm/gün
değişiklik (azalma).
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 13:01
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:29, Düzenleyen: mustafa.)
Vejetasyon biyokütle değişiklikleri
• Salımların kontrol edilmediği senaryo ile CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durdurma
senaryolarına göre, Türkiye üzerindeki vejetasyon biyokütlesinde (kgC/m2) 2080’li yıllara
kadar iklim değişikliği nedeniyle önemli bir değişiklik öngörülmemiştir.
Önemli akarsu havzalarındaki akım değişiklikleri
• Salımların kontrol edilmediği senaryo altında, Türkiye akarsularının yıllık akımlarında
yaklaşık % 20-50 azalma;
• CO2 birikimlerini 750 ppm’de durduran senaryo altında, Türkiye akarsularının yıllık
akımlarında yaklaşık % 5-25 azalma;
• CO2 birikimlerini 550 ppm’de durduran senaryo altında, Türkiye akarsularının yıllık
akımlarında yaklaşık % 0-15 azalma.
İklim değişikliği nedeniyle Türkiye’de su stresi
• Salımların kontrol edilmediği senaryo ile CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durduran
sera gazı salımları senaryolarına göre, Türkiye ve Orta Doğu bölgesi, dünyanın su
stresinde artış beklenen stresli ya da su sıkıntısı çeken alanları arasında
değerlendirilmiştir.
Tarımsal ürün üretimindeki değişiklikler
• Salımların kontrol edilmediği senaryoya göre, 2080’li yıllara kadar Türkiye’nin tarımsal
ürün üretiminde yaklaşık % 0 ile –2.5 arasında bir azalma;
• CO2 birikimlerini 750 ve 550 ppm’de durdurmayı sağlayan salım senaryolarına göre,
2080’li yıllara kadar Türkiye’nin tarımsal ürün üretiminde yaklaşık % 0-2.5 arasında bir
artış.
Yukarıda özetlenen beklenen etkilerin yanı sıra, Türkiye’de ısı dalgalarında gözlenen artış
nedeniyle ortaya çıkan ölümlerde ve vektör dağılımına bağlı olarak bazı bulaşıcı hastalıklarda
artma beklenmektedir. Sıtma, Türkiye’de büyük ölçüde kontrol altına alınmasına karşın, bazı
bölgelerde endemik olarak görülmektedir. Hava sıcaklıklarının artmasına bağlı olarak, sivrisinek
yaşama alanlarının genişlemesi nedeniyle etkilenen nüfusun daha da artacağı beklenmektedir.
Ülkede yaşanan doğal afetler (fırtınalar, şiddetli yağışlar, seller, taşkınlar, vb.), su ile bulaşan
hastalıklarda ve vektör üremesine uygun ortamların oluşması ile leptospro gibi bulaşıcı
hastalıklarda artışa yol açmıştır. Artan çevresel afetler sonucunda çevresel göçmenlerin artması,
su ve besin kaynaklarının azalmasıyla ilişkili beslenme bozuklukları ve su kaynaklı hastalıkların
artması, gelecekte Türkiye için önemli halk sağlığı sorunlarından olacaktır.
Türkiye, İklim değişikliğinin olumsuz ya da tehlikeli etkileri açısından, risk gurubu
ülkeler arasındadır ve büyük bir olasılıkla “kaybedenler” arasında yer alacaktır.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 13:01
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:29, Düzenleyen: mustafa.)
Bu yüzden
“Küresel ısınma önlenemez ve bugünkü hızıyla sürerse, gelecekte Türkiye’yi hangi koşullar
beklemektedir?” gibi bir sorunun yanıtının mutlaka verilmesi gerekmektedir. Bu sorunun doğru
yanıtı ise, model çalışmalarına dayanan küresel ve bölgesel iklim değişikliği öngörüleri ile
Türkiye’de iklim değişikliği ve değişebilirliği, kuraklık ve çölleşme konularında yapılan bilimsel
araştırmaların ışığı altında verilmelidir.
Türkiye’nin Sera Gazı Salımlarını Azaltma Olanakları
Enerji tasarrufu ve enerjinin verimli kullanımı etkinlikleri ve çalışmaları, yeni ve
yenilenebilir enerji teknolojileriyle birlikte, Türkiye’nin gelecekte de en fazla yararlanabileceği
politika araçlarının ve teknolojik olanakların başında gelecektir. Enerji tasarrufu çalışmaları,
Türkiye’de tüm sektörlerde ortalama % 25’in üzerinde enerji tasarrufu potansiyeli bulunduğunu
göstermektedir. Ancak, öngörülen bu hedeflere ulaşılabilmesi için, belirlenen enerji tasarrufu
projelerinin hızlı bir biçimde hayata geçirilmesi, yeni projelerin yapılması, enerji verimliliği proje
ve yatırımlarının mali olarak desteklenmesi ve enerji verimliliği hizmet şirketlerinin Türkiye’de
yapabilecekleri etkinliklerin özendirilmesi gereklidir. Ayrıca, Türkiye’de etkin bir enerji
verimliliği programının uygulanabilmesi ve somut başarılara elde edilebilmesi için, yetkili bir
kuruluşa ve etkin bir “Enerji Verimliliği Yasası”na gereksinim bulunmaktadır.
Türkiye’de potansiyeli en yüksek yenilenebilir enerji kaynağı, rüzgar enerjisidir.
ETKB’nin öngörülerine göre, rüzgar enerjisi üretim kapasitesinin, 2020 yılı için öngörülen
kurulu güç kapasitesi içindeki payı % 4.3’e yükselecektir. Güneş enerjisinin de büyük bir gelişme
potansiyeli bulunmaktadır. Türkiye’de güneş enerjisi, esas olarak ısıtmada güneş toplayıcıları
kullanılması şeklindedir ve 2000 yılında 262,000 Tep enerji üretilmiştir. Isıtmaya yönelik varolan
ulusal toplayıcı kapasitesi 7.5 milyon m2 dolayındadır. 2010 yılında 602 Ktep ve 2020’de 1,119
Ktep enerji sağlanabileceği öngörülmektedir.
Türkiye’nin bugünkü toplam jeotermal ısı kullanımı kapasitesi 820 MWt olmasına karşın,
potansiyeli yaklaşık 31,500 MWt’dir. Günümüzde 52,000 konut ısıtılırken, 2010 yılında 500,000
konutun jeotermal ısıtmadan yararlanabileceği öngörülmektedir. Türkiye’nin 2010 yılı jeotermal
elektrik üretim hedefi ise, 500 MWe’dir. Türkiye’nin gelecekte, jeotermal potansiyeli ile toplam
elektrik enerjisi gereksinimin % 5’ini karşılayabileceği öngörülmektedir.
Türkiye’nin bugünkü hidroelektrik enerji kuruluşlarının toplam kapasitesi 12.4 GW’tır.
Bu değerin, 2005 yılında 13.9 GW’a ve 2010 yılında 18.8 GW’a yükseleceği öngörülmektedir.
Küçük ölçekli kuruluşlar, Türkiye’nin toplam hidrolik enerji kapasitesinin yalnız % 1’ni
oluşturmaktadır. Küçük ölçekli hidroelektrik kuruluşlarıyla ilgili enerji öngörülerine göre,
2000’de 143 MW olan kurulu güç, 2010’da 418 MW olacak ve 2020’de 750 MW’ı aşabilecektir.
Türkiye ormancılık sektörü, fosil yakıtlar yerine, sürdürülebilir olarak işletilen
ormanlardan sağlanan yakacak odunun kullanılması konusuna önem vermektedir. Türkiye’nin
enerji ormanı potansiyeli oldukça büyüktür. Yapılan çalışmalar, yalnız meşe türü için 4 milyon
ha bir alanın enerji ormanı için uygun olduğunu göstermiştir
[/align]
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 13:01
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:30, Düzenleyen: mustafa.)
5. GELECEK VİZYONU VE SOSYOEKONOMİK HEDEFLER
Enerji isteminde oluşan artışlar ve geleceğe yönelik istem artışı öngörüleri, Türkiye’de
enerjinin doyma noktasına ulaşmadığını ve gelecek birkaç on yılda da ulaşmayacağını ortaya
koymaktadır. Bu yüzden Türkiye, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, sosyal ve ekonomik refahta
kısıtlamaya gidilmeden yapılacak enerji tasarrufu, enerjinin yeterli ve verimli kullanımı, yeni
teknolojilerin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ile ormanlar gibi karbon
yutaklarının arttırılması yoluyla sera gazlarını kontrol etmenin mümkün olabileceğine
inanmaktadır. Türkiye, belirtilen bu potansiyel alanlara yönelik önlemler alarak ve bilimsel ve
teknolojik araştırmalar ve çalışmalar yaparak, tasarruf edilebilecek enerji ve yutaklar
aracılığıyla tutulabilecek karbon tutarları ile yeni teknolojilerin ve yenilenebilir enerjilerin
katkılarını dikkate alarak, kendi CO2 salımlarını kontrol edebilmeyi hedeflemektedir (TTGV,
2002).
6. TEKNOLOJİK FAALİYET KONULARI VE TEKNOLOJİ ALANLARI
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE SAVAŞIMDA ÇAĞDAŞ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR
TEKNOLOJİK SEÇENEKLER
Sera gazı salımlarını kontrol altında tutma ve azaltma teknolojileri ve uygulamaları
sürekli gelişmektedir. Sera gazı salımlarının büyük bir çoğunluğu enerji üretimi ve kullanımıyla
ilişkili olduğu için, bu teknolojilerin çoğu, fosil yakıt enerji çevriminin ya da elektrik
kullanımının verimliliğini iyileştirme ve düşük ya da sıfır karbonlu enerji kaynaklarının
geliştirilmesine odaklanmıştır.
Enerji yoğunluğu (Enerji tüketimi/GSYİH) ve karbon yoğunluğu (Fosil yakıtların
yanmasından salınan CO2/Enerji üretimi), karbonsuzlaştırma için belirlenen hükümet politikaları
olmadan da, gelişmiş ülkelerde yaklaşık 100 yıldan daha uzun bir zamanda azalmıştır. Dahası, bu
ülkelerdeki azalma potansiyellerinin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu önemli değişikliklerin
çoğu, kömür gibi yüksek karbonlu yakıtlardan petrole ve doğal gaza dönüşümün, enerji
çevriminde verimliliğin arttırılmasının ve su ve nükleer güce yönelmenin sonucunda
gerçekleşmiştir. Fosil yakıtların dışındaki hızla geliştirilen öteki enerji kaynakları da, sera gazı
salımlarının azaltılması için önemli bir potansiyele sahiptir. CO2’nin biyolojik olarak tutulması
ve fiziksel olarak uzaklaştırılması ve depolanması da, sera gazı salımlarının gelecekte
azaltılmasında önemli bir rol oynayabilecektir. Öteki teknolojiler ve önlemler, geri kalan ana sera
gazı salımlarının azaltılması (metan (CH4), diazotmonoksit (N2O), hidrofluorokarbonlar
(HFC’ler), perfluorokarbonlar (PFC’ler) ve sülfür heksafluorid (SF6)) için enerji dışı sektörlere
odaklanmaktadır.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 13:02
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:31, Düzenleyen: mustafa.)
Son yıllarda pek çok teknoloji, 1990’lı yılların başlarında yapılan teknoloji
çözümlemelerinde öngörülenden çok daha hızlı bir biçimde gelişmiştir. Konuyla ilgili hızlı
gelişmeler, verimli hibrit motorlu otomobillerin pazara girişi, rüzgar türbini tasarımlarındaki hızlı
ilerlemeler, yeraltı CO2 depolanması gösteri projeleri ve adipik asit üretiminden kaynaklanan N2O
salımlarının kısmen azaltılması, vb. yenilikleri içermektedir.
Bina/ticaret/hizmet, sanayi ve ulaştırma sektörleri ile enerji temini için önemli enerji
verimliliği fırsatları (olanakları) bulunmaktadır. Bunların çoğunluğu, beklenenden daha düşük bir
harcamayla gerçekleştirilebilir. Küresel ölçekte, 2010 yılına değin salımları azaltma olanaklarının
çoğunluğu, elektrik güç sektöründe doğal gaza dönüşüm ve sanayide süreç sera gazlarının
(örneğin, N2O, perfluorometan (CF4) ve HFC’ler) salımlarının azaltılması yoluyla yine son
kullanım sektörlerinden kazanılan enerji verimliliğinden gelecektir. Gelişmiş ülkelerde ve
ekonomileri geçiş sürecindeki ülkelerde bulunan güç santrallerinin bir bölümü, 2020 yılına değin
yenilenmiş olacağından ve gelişmekte olan ülkelerde birçok yeni santral devreye girmiş
olacağından, yenilenebilir enerji kaynaklarının artan kullanımı, CO2 salımlarının azaltılmasına
katkı sağlamaya başlayabilir. Uzun erimde, sıkı güvenlik, üretim ve atık depolama amaçlarını
karşılayan nükleer enerji teknolojileri ile fosil yakıtlardan ve biyokütleden fiziksel karbon
uzaklaştırılması ve depolanması ve ormanlarda karbon tutulması, potansiyel seçenekler arasında
öne çıkanlar olacaktır.
Sera gazı salımlarının azaltılması için gerekli olan teknolojik ve ekonomik potansiyelin en
hızlı rakibi, hızlı ekonomik kalkınma ve bazı sosyoekonomik ve davranışsal eğilimlerdeki, ki
toplam enerji kullanımı özellikle gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek gelir
gruplarında artmaktadır, hızlı değişikliklerdir. Birçok ülkede, konutlar (örneğin, Türkiye’de
apartman daireleri) ve araçlar boyut olarak büyümekte ve elektrikli aletlerin kullanım yoğunluğu
artmaktadır. Ticari binalardaki (örneğin, iş hanları ve kuleleri, alışveriş merkezleri, çok amaçlı
ticaret merkezleri, vb.) elektrikli büro ekipmanlarının kullanımı artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde,
özellikle ABD’de, büyük ve düşük verimli araçların satışları da artmaktadır. Bunların dışında,
dünyanın birçok bölgesinde perakende enerji fiyatlarındaki göreli indirimler ya da durgunluk,
enerjinin verimli kullanımı ya da tüm sektörlerde enerji verimli teknolojilere sahip olma
gayretlerinin ve yatırımlarının azalmasına neden olabilecektir.
Bunların dışında, 1990’ların başından beri, sera gazı salımlarını azaltacak olan yeni
teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması için araştırma ve geliştirmeye (AR-GE) ayrılan kamu
ve özel sektör kaynaklarında bir azalma gözlenmektedir.
Sosyal ilerleme alanlarında ise, genellikle teknolojik yenilik seçenekleriyle ilişkili önemli
olanaklar vardır. Dünyanın tüm bölgelerinde, yaşam niteliğini iyileştirebilecek olan ve aynı
zamanda kaynak tüketimiyle bağlantılı sera gazı salımlarında azalmaya yol açabilecek olan
yaşam tarzı seçenekleri için birçok yol bulunmaktadır. Bu seçenekler, yerel ve bölgesel kültürlere
ve önceliklere çok fazla bağımlıdır. Bu seçeneklerin bir bölümü yaşam tarzındaki önemli
değişiklikleri gerektirmektedir; bir bölümü de öngörülen yaşam tarzı değişiklikleriyle bağlantılı
olabilen teknolojik değişikliklerle çok yakından ilişkilidir. Günümüzde giderek dikkate alınmaya
çalışılan tüm bu teknolojik, sosyoekonomik ve davranışsal seçeneklerin, gelecek yıllarda çok
daha fazla önem kazanacağı beklenmektedir.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
|