Arşivlik Bilgiler

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 1.85/5 - 13 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Arşivlik Bilgiler
#1

Çağdaşlaşma Yolunda

l930'lu yılların Türkiyesi'nin Urla gibi bir Ege şehrinde dahi
açlıktan insanların öldüğünü...

Ortalama bir memurun aylık maaşının 50 lira olduğu bu dönemde,
çağdaşlaşma yolunda(!) 75 000 lira gibi büyük paralar ödeyerek heykel
yaptırdığımızı (1)

Talan Edilen Mirasımız

Şanlı Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazinin mübarek anası Hayme
Hatunun Domaniç?teki türbesini ulu hakan Abdülhamid Han'ın, ecdadına
hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile tamir ettirip
pencerelerini atlas perdelerle kaplattırdığını ve zeminini de Hereke
dokuması muhteşem bir halı ile, döşettiğini . . .

Daha sonraları iş başına gelen Halk Partisi döneminde ise o muhteşem
halının türbeden gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe yöneticilerinin
kapılarına paspas yapıldığını ve atlas perdelerinin de kaymakamlık
binasında kullanıldığını... (3)

Ecdadımızın Silinmez İzleri

1976 yılında Suudi Arabistan?ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı
suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete
girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in bir ara söze: "Bu
Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisidir" diye başlaması üzerine

Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak:"No... Sör... Bu Suudi
Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar'ın
1800.lü yılların sonunda yaptığıdır" diyerek ecdadımızın eşsiz
mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini ,,(4)

Bitmeyen Osmanlı Sevgisi

Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar büyük bir coğrafyanın 1. Cihan
Savaşından sonra elimizden çıkmasına rağmen, o topraklarda yaşayan
halkın hala büyük bir hasretle "Osmanlı, Osmanlı " diye
sayıkladığını ..

Budapeşte'den gelen bir yazarımıza bir Boşnak,ın'. "Madem ki
İstanbul'a gidiyorsun Allah aşkına o şehrin toprağını benim için öp
Allah benim canımı İstanbul'u görmeden . alması!" dediğini
Trablusgarp'daki ihtiyar Cezayirlilerin , boyunlarına muska diye
Osmanlı parası taktıklarını?(5) Biliyor muydunuz.

Avrupa'da Akıncı Korkusu

1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde. Osmanlı
akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli
bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında,
Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından,
bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal edildiğini...
(6)

Cennette Yer

Osmanlı Devleti'nin zirvelerde şahlandığı, akıncılarının Avrupa
içlerinde at oynattığı bir dönemde. kilisede bir papazın vaaz
verirken"Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet'in de kendilerine
ait olduğunu... " söylemesi üzerine. bu taksime aklı yatmayan
cemaatten bazılarının büyük bir ümitsizlik içinde: "Dünyada bizi
yurtlarımızdan çıkaran Türkler hiç Cennet'te yer bırakırlar mı?"
dediklerini...(7)

Batışın Remzi

Yükseliş dönemimizin ruhunu yansıtan mütevazı Topkapı Sarayına
karşılık, yıkılışımızı remzeden Varsay taklidi Dolmabahçe Sarayının
Avrupa'dan borç alınan para ile, 9 ton altın ve 41 ton gümüş
kullanılarak inşa edildiğini... (8)

Şefzade'nin Dolmabahçe Sefası

İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde, oğlu Ömer İnönü nün
gerek talebelik gerekse daha sonraki yıllarda koskoca Dolmabahçe
Sarayını ikametgah olarak kullanıp, yattığı bir oda için bütün sarayın
kaloriferlerini yaktırdığın ve ayrıca bu şefzadenin sarayda kadınlı
kızlı gece alemleri düzenlediğini...

Bütün bu olanların dönemin Millet Meclisinde ciddi tartışmalara yol
açtığını ve o gün mecliste bulunan baba İnönü nün kulaklığı takılı
olduğu halde müzakereleri işitmemezlikten geldiğini (9)

Ağaca Asılan Zekat Parası

Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp
yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını

Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak
Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:

"Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı
verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu
al" diye yazdığını..

Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını (10)

Nebiler Sultanı nın Güzellikleri

Aşk bahçesinin yanık bülbülü Hazreti Mevlana'nın, Peygamberimiz'in
(sav) üstün vasıflarıyla alakalı olarak:

Nebiler Sultanı'nın (sav) vasıflarının şerhini. eğer ben devamlı,
durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez. "
dediğini...

Sahabi efendilerimizden Amr bin As'ın (ra): "Benim gözümde
Resulullah'dan (sav)daha sevgili, benim gözümde Ondan daha büyük bir
kimse yoktur. Ne var ki, Ona olan tazimimden gözüm doya doya Ona
bakamıyordu " dediğini. . .

İmam Kurtubi'nin de "Nebiler Nebisi'nin (sav) güzellikleri bize
tamamıyla gösterilmemiştir. Gösterilmiş olsaydı, gözlerimiz Ona
bakmaya takat getiremezdi " diyerek İki Cihan Saadet Güneş?inin
güzelliklerini bir nebzecik olsun anlatmaya çalıştıklarını..
(11)Biliyor muydunuz?

Osmanlı Arması

Merhum Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu
mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat
eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak
" gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatıldığını ve
kendisinin de suçlanarak mahkemeye sevkedildiğini

Necip Fazıl'ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir
şekilde:

İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı
arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye
haykırdığını (12) Biliyor muydunuz?

Pasaport Farkı

Şanlı Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, son derece üzgün
ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre
sefaretine giderek: "Herkes bu pasaportla alay ediyor Eskiden Osmanlı
pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb'asıyım ne olur
bunu değiştirin" diye sefaret yetkililerine yalvardığını? (13)

Türk Köşesi

Devlet i Aliye yi Osmaniye'nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü
ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa'da Türk hayat tarzı ve modasının çok
tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete
mensuplarının ayıplandığını (14)

Reformun Böylesi

0 zamana kadar sadece batılıların kendi aralarında düzenledikleri
balolara, yanlış batılılaşma hareketinin bir parçası olarak Türk
devlet adamları da katılınca 11829), baloda bulunan bir Fransız
kadının oldukça doğru bir teşhiste bulunarak Türkler reforma,
bitirmeleri gereken yerden başladılar dediğini ...(15)

Birinci Dünya Savaşının Vahşet Yılları

Birinci Dünya savaşı sıralarında Musul'da halkın açlıktan perişan
durumlara düşüp hergün sokaklarda kadın-erkek çocuk-ihtiyar birçok
insanın inleye inleye ölüme gittiklerini ve buna bir çare
bulunamadığını?

Açlıktan ölen bu zavallı çocukların etlerini kasap dükkanlarında koyun
ve kuzu eti diye satan veya aşçı dükkanlarında pişirip halka yedirme
vahşetini gösteren on-oniki kişinin idam edildiğini . (16)

Amerikan Yardımı (!)

Truman doktrini çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri'nden
aldığımız 69 milyon dolar askeri yardım ile elde edilen askeri
techizatın bakımı için ABD'ye her yıl 400 milyon dolarlık bakım ve
ithalat parası harcaması yaparak ne kadar karlı bir anlaşma (!)
yaptığımızı (17)

Hayal Müessesesi

Teb'asını "Emanetullah" olarak gören Osmanlı Devleti'nde, akıl
hastalarına bimarhanelerde son derece şefkatle muamele edilip ceviz
karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile
tedavi edildiğini.

Aynı dönemde Avrupa'da ise, akıl hastalarının ruhuna şeytan girmiş
denilerek diri diri yakıldığını. . (18/a)

İstanbul'daki bimarhaneleri giren Mongeri Pere'nin: "Burası Avrupa'nın
asırlar sonra tahayyül edeceği bir hayal müessesidir dediğini ve
Osmanlı'nın uyguladığı bu musiki ile tedavi metodunun ABD'de ancak
1956 yılında uygulamaya geçebildiğini (18/b

Üçüncü Dünyanın Kobayları

Batıda ilaç üretmekle ilgili yönetmeliklerin son derece ağır olup, bir
ilacın piyasaya çıkarılmadan önce kobaylar üzerinde yeterince deneme
yapılması gerektiğini ve bunun ise uzun ve pahalı bir süreç olduğunu .

Buna çare bulan batılı hümanistlerin(!), yeni geliştirdikleri
denenmemiş ilaçları üçüncü dünya ülkelerine pazarlayarak hem para
kazanıp, hem de milyonlarca gönüllü kobay üzerin de ilaçlarını
denediklerini

İlaç iyi çıktığı takdirde mallarını batıda pazarladıklarını, kötü
çıktığında ise foyası çıkana kadar üçüncü dünya ülkelerine satmaya
devam ettiklerini . . (19)

İçi Yivli Toplar ve Ecdadımızın Sızlayan Kemikleri

Yavuz Sultan Selim Han'ın Ridaniye Savaşı'nda, ileri görüşlü babası
Sultan II Bayezid' ın icadı olan "içi yivli topları kullanarak büyük
başarılar elde ettiğini..

Bugün ise bizlerin hala II Bayezid'in bu büyük icadını tarih
kitaplarımızda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi"
diye okutma gafletini göstererek ecdadımızın kemiklerini
sızlattığımızı.. (20)

Tanzimat Dönemi Ordusu

II Mahmut döneminde Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi için
danışmanlıkta bulunan Alman komutanı Helmuth von Moltke'nin Tanzimat
dönemi ordusunun halini

"Bu ordu: kaputları Rus, talimatnameleri Fransız, tüfekleri Belçika,
sarıkları Türk, eğerleri Macar, kılıçları İngiliz ve öğretmenleri her
milletten, Avrupa sisteminde bir ordudur" diyerek tarif ettiğini .(21)

Bediüzzaman,ın Rızık Hususundaki Hassasiyeti

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1924 yılı yazında Van'daki
Erek dağına çıkarak bütün vaktini tesbihat ve münacat ile geçirdiği
günlerde, yanında bulunan talebelerinin dağlardaki yaban elmalarını
koparıp yemek istemeleri üzerine Üstad'ın onlara izin vermeyip

"Bizim hissemiz bağlar ve bahçedekilerdir Bizim rızkımızı Cenab-ı Hakk
oralarda tayin etmiştir. Bu yabani meyveler yabani hayvanların
rızkıdır. Onların kısmetine dokunmamamız gerekir" dediğini? (22)

Milletlere Göre Fiyat Farkı

Osmanlı'nın son döneminde (1850) İstanbul'da uzun yıllar kalmış bir
batılı tarihçi olan M A Ubicini'nin şehirde yaşayan değişik
milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında:

"Bir kaide olarak, Ermeni ye istediği paranın yarısını, Ruma üçte
birini, Yahudi ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla
alışveriş ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini
veriniz"diye yazdığını? (23)

Batıda ve Osmanlı'da Yalan

1717 - 1718 yılları arasında İstanbul' da İngiliz elçiliği yapan
G.Montagu nun hanımı Lady Montagu nun Osmanlı toplumundaki ticaret
ahlakı ile alakalı hatıraların da, oldukça enteresan bir şekilde:

"İngiltere'de yalancılar yaptıklarıyla öğünürler.

Burada ise (Osmanlı'da) yalan söylediğinden emin olunduğu zaman
yalancının alnına kızgın demir basılıyor. Bu kanun eğer bizde
uygulanırsa ne kadar güzel yüzün bozulduğu, ne kadar kibar sınıfına
mensup kişilerin kaşlarına kadar inen peruklarla dolaşmaya mecbur
kaldıkları görülür. diye yazdığını? (24)Biliyor muydunuz?

Marks'ın Hayranlığı

Şeyh Şamil liderliğindeki Kafkas halkının, istilacı Ruslara karşı olan
istiklal savaşlarında göstermiş oldukları büyük direniş karşısında
Karl Marks' ın:

"Hürriyetin nasıl elde edilmesi lazım geldiğini Kafkasya dağlılarından
ibretle öğreniniz. Hür yaşamak isteyenlerin nelere muktedir olduğunu
görünüz. Milletler, onlardan ders alınız. .. " diyerek hayranlığını
itiraf etmek zorunda kaldığını... (25)

Osmanlı Devleti'nde ağaçlara çok kıymet verilip koruma altına
alındığını . . . Sultan ll. Abdülhamid devrinde, Belgrad ormanlarına
zarar verip ormanı tahrip ettikleri için bir köyün kitle halinde
sürgün edildiğini. . .(26)

Kin

İkinci Dünya Harbi sonlarında yapılan lise mezunlarının olgunluk
imtihanlarında sorulan "Ormanlar ve Ormanların faydaları" isimli
kompozisyon sualine talebelerim bazılarının enteresan bir
şekilde:"Türkiyemiz ormanlık bir ülkeydi, fakat o zalim padişahlar,
yurdumuzu ormansız bıraktılar , gibi cevaplar verdiklerini . . .

Sebep olarak da; bu zavallı öğrencilerin öylesine bir kin terbiyesi
içinde yetiştirilerek Osmanlı'yı kötülemeye öylesine
alıştırıldıklarını ve böylece eğer bir fırsatını bulup da padişahlara
hakaret ederlerse iyi not alacaklarına inandıklarından dolayı böyle
cevaplar verdiklerini... (27)

Ecdad Nesline Hürmet

Merhum Adnan Menderes'in, İstanbul'un imarı faaliyetlerinin
başlatıldığı l950'li yılların birinde, gece yarısı cennetmekan Sultan
Abdülhamid Han'ın muhterem kerimeleri Ayşe Osmanoğlu ile annesi
Müşfika Kadınefendi'nin kaldığı evin kapısını çalarak gizlice içeri
girip her ikisinin de ellerini öptükten sonra :

"Siz bize veli nimetlerimizin emanetlerisiniz. Fakat maalesef sizlerle
bugüne kadar alakadar olamadım. Çok özür dilerim Çevremiz böyle
tavırları hazmedemeyecek insanlarla dolu!... " dediğini... Daha sonra
da, Osmanlı'nın bu aziz analarına, kimseye muhtaç olmamaları için,
içinde 10.000 lira bulunan bir zarf bırakıp ayrıca tahsisat-ı
mestureden (örtülü ödenek) maaş bağladığını ve 2 7 Mayıs'da bu paranın
kesildiğini... (28)

Peygamber Evine Benzeyen Ev

Gönüller sultanı Mevlana Hazretleri'nin hizmetçisine: Bu gün evimizde
yiyip içecek birşey var mı?" diye sorup, hizmetçisinin de "Hayır hiç
birşey yok" diye cevap vermesi üzerine sevince garkolup ellerini Yüce
Dergah'a açarak:

"Allahım, sana şükürler olsun ki, evimiz bugün Peygamber evine
benziyor" diye Muhammed Mustafa'nın(sav) yolunun tozu olduğunu
gösterdiğini,,. (29)

Eşsiz Misafirperverlik

Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmış olmakla meşhur Comte de
Marsigli'nin, Türk toplumunun misafirperverliği ile alakalı olarak :

"Türkler hiçbir din farkı gözetmeksizin bütün yabancılara karşı son
derece misafirperverdirler. Ana yollar civarındaki köylerde
oturanlardan hali vakti yerinde olanlar öyleden evvel ve akşamüstü
gezintiye çıkıp yolcu bulmaya çalışırlar. Eğer bulacak olurlarsa
evlerine davet ederler ve hatta çok defa misafirin hangi evde
ağırlanacağını tayin ederken kavgaya bile tutuşurlar." dediğini (30)

Vahşetin Böylesi

1096 yılında Haçlıların Kudüs'e girerek 40. 000 Müslümanı kılıçtan
geçirdikten sonra Gödofroi dö Buygom' un Papa II Urban' a yazdığı
mektupta:

`Kudüs'te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malumunuz olsun ki,
Süleyman Mabedi'nde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına
batmış olarak yürüyoruz. " diyerek barbarlıklarını belgelediklerini...
(31)

İnsanlığın En Muhteşem Harikası

Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen üniversitesi
profesörlerinden Hutterrohta :

"Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri,
Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da
batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi.
Bu nasıl oluyordu?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht'un:

"Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı
üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım.
Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle
yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı.
Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır"
diye cevap verdiğini. . .(32)

Enderun Okulu

Üç kıtada altı asırlık bir hükümranlık şanlı ecdadımızın devlet ve
medeniyet mirasının sırlarının bulunduğu ve dünyanın en büyük arşivi
olan Osmanlı Arşivi'ni, bizler doğru dürüst incelememişken, bine yakın
Amerikalı ile yüze yakın İsrailli tarihçinin yıllarca didik didik
ettiğini. ..

Bugün ABD'de sadece "Enderun okulu" hakkında hazırlanan uzman
eserlerin ve doktora tezlerinin sayısının 350 tane olduğunu. . .(33)

Ziya Gökalp'in Ölümü

Türkçülük fikrinin ünlü simalarından biri olan Ziya Gökalp'in
hayatının son anlarında Fransız hastanesinde yatarken ebedi aleme
intikal etmeden bir gece önce, mukaddesata galiz küfürler ederek
başını duvarlara vura vura öldüğünü

Cesedinin de hastane morgunda Hıristiyan geleneklerine göre muamele
yapılarak kaldırıldığını... (34)

Sözünün Eri Olmak

Mehmet Akif Ersoy'un sözünün eri bir insan olduğunu ve söz verdiği
şeyi yerine getirmek için ölümden başka hiçbir şeyin onu
engellemediğini...

İstanbul Vaniköy'de oturan bir ahbabı ile öyleden bir saat önce
buluşmak için sözleştiklerinde, o gün yağmurlu, fırtınalı bir gün olup
her tarafı sel bastığı halde Mehmet Akif' in binbir zorlukla
sırılsıklam vaziyette söz verdiği yere vaktinde geldiğini, fakat
arkadaşının gelmemesi üzerine çekip gittiğini... Ertesi gün. özür
dilemek için gelen arkadaşını dinlemeyip: "Bir söz ya ölüm veya ona
yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir" diyerek tam
altı ay o arkadaşıyla konuşmadığını... (35) Biliyor muydunuz.?

Kızılca Buğdayı

ABD'nin 1890 yılına kadar bizim Tuna boylarımızda yetişen "kızılca"
ismi verilen buğdayımızı ithal ederek tohumluk olarak kullandığını ve
bununla halkını beslediğini. .. (36)

Bir Yanlışın izahı

Padişahların, Osmanlı topraklarındaki muhtelif yerleri devletin ileri
gelenlerine: "Sana orayı , bahşettim " demesinin.

"Verilen yeri imar et!' manasına geldiğini ve bu varlıklı Osmanlı
paşalarının, o toprakların mamure haline gelmesi uğrunda servetlerini
tükettiklerini . . . (37)

Hakiki Nişan

Kırım Savaşı'ndaki büyük hizmetlerinden dolayı Fransız hükümetince
kendisine nişan verilen Deli Hasan Ağa'nın bu nişanı takmadığını
farkeden Fuat Paşa'nın ona takmama sebebini sorması üzerine:

"Paşam, benim vücudumda harpte kazandığım yedi nişan(yara izi) var.
Onlar varken elin Frenk'inin nişanını ben ne yapayım!" diye cevap
verdiğini

Yabancı Gözüyle Lozan ve Neticesi

1922-1923 yılları arasında Sovyetler Birliği'nin Türkiye büyükelçisi
olarak Ankara'da bulunan S. İ. Aralov'un, Lozan Konferansı' nın
sonuçları ile alakalı olarak yazmış olduğu hatıratında :

"... İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, eskiden Türkiye'nin olan
Musul'u ve daha başka yerleri Türkiye'den koparmayı, Yunanlıların
yakıp yıktığı şehir, kasaba ve köyler için Yunanlılara tamirat parası
verdirmemeyi ve Boğazlar meselesinde İngiliz planını gerçekleştirmeyi
başardı.

Türkiye'nin Musul'u bırakması ve tamirat parasından vazgeçmesi
karşılığı olarak kendisine küçücük Karaağaç bölgesinin verilmesiyle
yetindi Bundan başka batılı devletler , Türkiye'yi, Osmanlı
Devleti'nin batılı kapitalistlere olan borçlarının, Osmanlı
Devleti'nden ayrılan ülkeler arasında bölünüşünden sonra, payına düşen
bölümünü 20 yıl içinde ödemeye ikna ettiler" diye yazdığını...(39)

Acı İtiraf

Lozan Konferansına İsmet İnönü ile birlikte katılarak Türkiye aleyhine
birçok entrikalar çeviren Hahambaşı Hayim Naum?un,daha sonraları
hükümet erkanı ile araları çok iyi olmasına rağmen: Bu memlekete bu
millete çok kötülük ettim, artık aralarında yaşayamam diyerek
pişmanlık içinde Mısıra gittiğini...(40)

Mehterin Büyüleyici Tesiri

Batı musiki şaheserlerini yazmış olan Mozart,Bizet gibi büyük
bestekarların mehter musikisinin büyüleyici tesiri altında
kalarak,Türk tarzında Alla Turca denilen kısımlarını yazdıklarını....
(41)

Türkiyede Türk Müziği Yasağı

Tek parti iktidarı döneminde,devletin açmış olduğu müzik okullarının
bir tanesinde,öğrencilerden bazılarının ders arasında kendi öz müziği
olan Türk müziği çalmaya teşebbüs ettikleri için yabancı uzman Herr
Zuckmayer tarafından okuldan atıldıklarını....(42)

Senfoni Zulmü

1930lu yılların birinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni
Orkestrasının,Anadoluyu tenviretmek için çıktığı turnenin Sivas
durağında,bir konser verdikten sonra gazetecinin birinin konseri
izleyen bir vatandaşa: Konseri nasıl buldunuz? diye sorması üzerine
zavallı adamcağızın, sağına soluna ürkekçe bir göz attıktan sonra
gazetecinin kulağına:

Valla beyefendi,Sivas,Sivas olalı,Timurdan beri böyle zulüm görmedi!
diye cevap verdiğini....(43)

Bizim Dinazorlarımız

Bizim ülkemizde çağdaşlık ve bilimsellik(!)adına başörtülü
öğrencilerin üniversitelere sokulmayıp,İmam Hatip Okulu öğrencilerinin
varlığından ve devletin diğer okullarından daha başarılı olmasında
rahatsızlık duyulduğu halde,dünyanın süper gücü sayılan ABD nin en iyi
üniversitelerinden biri olan Massachussets Institute of
Technology(M.I.T.)nin öğrenci yönetmenliğinde:

Dini inançların gereğini yerine getirmekten dolayı bir derse veya
imtihana giremeyen öğrenciye telafi imkanı tanınır....diye hüküm
bulunduğunu ve bu hususlarda alabildiğine müsamahalı davranıldığını....
(44)

İlahi İkaz

Birinci Dünya Savaşı sırasında Dördüncü Ordu karargahında Mekke ve
Medine yi kurtarmak için Hicaz Seferi Kuvveti hazırlanması meselesi
görüşülürken,Harbiye Nazırı Enver Paşa nın bu iş için Mustafa Kemali
atadığını ve bunun üzerine Mustafa Kemal in:

Değil Hicaza asker sevketmek,hatta oradaki askerleri de geri almak ve
kuvvetleri verimsiz yönlere dağıtmamak gerek diyerek görüşünü
belirttiğini ve sonunda M. Kemal in bu görüşünün kabul edilerek
Medinenin boşaltılmasına karar verildiğini...

Tam bu sırada ışıkların aniden sönerek ortalığın zifiri bir karanlığa
bürünmesi üzerine bunu İlahi bir İkaz kabul eden Cemal Paşa nın birden
ürperip sarsıldığını ve daha sonra Hicazın boşaltılmasından
vazgeçilerek Fahreddin Paşa nın Medine ye gönderildiğini....(45)

Medine Muhafızı

Osmanlı'nın edeple taçlaşmış iman anlayışının gereği olan Hazreti
Peygamberi'nin(sav) şehrini bir valinin adının altına sokamayacağı
saygı ve edebi ile, oraya göndereceği idareciyi `Vali " yerine "Medine
Muhafızı " diye isimlendirme hassasiyetini gösterdiğini . . . (46)

Dünyanın ilk Toplu Sözleşmesi

Dünyada ilk toplu sözleşmenin Osmanlı Devleti tarafından
gerçekleştirildiğini. Kütahya Vahid Paşa kütüphanesinde bulunan şeriye
Mahkemesi sicilinin 57'ci sayfasında kayıtlı belgeye göre,
yeryüzündeki bu ilk sözleşme Kadı Ahmed Efendinin tasdiki ile 24
işyeri ile işçileri arasında imzalandığını .

Bu sözleşmeye göre, "Kalfaların, yardımcıların, ustaların ve vasıfsız
işçilerin yevmiyeleri"nin tesbit edilip, her gün belli sayıdaki fincan
imali karşılığı alacakları ücretlerin tesbit edildiğini...(47)Biliyor
muydunuz?

Osmanl Topçuluğu

Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıllarca İstanbul'da kalan ve yazmış
olduğu eserini en büyük Hıristiyan hükümdarı II Filib'e takdim eden
İspanyol yazar Cristobol de Villalon'un, dönemin Osmanlı topçuluğu
hakkında:

"Dünyada hiçbir devletin,Türk topçusu ile mukayese edilebilecek
topçusu yoktur. İstanbul'da eski model olduğu için kullanılmayıp süs
diye surlara konan topları inceledim Bunlar bile İspanya ordusundaki
toplardan çok daha kaliteli idi.

Tophane sırtlarında çaptan düşmüş diye yığılan 40 kadar topu hayretle
seyrettim. Bunları alıp topçu kuvveti oluşturmak istemeyecek hiçbir
Avrupa devleti bilmiyorum dediğini . . . (48)

En Mütekamil ikmal Teşkilatı

Kore Savaşı sırasında bir Amerikan bataryasının isabet alıp
parçalanmasından sonra, dört dakika gibi kısa bir süre içinde
Amerikalıların bataryayı tekrar kurup ateşe başladıklarını ve bu çok
süratli ikmal karşısında Türk binbaşısının hayretler içinde kaldığını
gören Amerikalı generalin:

"Biz bu sistemi kurmadan önce bütün dünya ikmal teşkilatlarını etüd
ettik. En mütekamil olanının Osmanlıların ki olduğunu görerek onu
kabul ettik. Bu, sizden gelme bir usulün günümüze tatbikinden başka
birşey değildir." dediğini, . .(49)

Gözyaşı Medeniyeti

İslam'ın ilk dönem zahidlerinin en belirgin niteliklerini Allah
korkusunun tesiri ile çok ağlamaları, çok mahzun olmaları ve dünyaya
hiç değer vermemeleri olduğunu.

Bunlardan Veysel Karani'nin Allah'tan korktuğu ve utandığı için başını
hiç semaya kaldırmayıp, daima çenesi göğsün de bitişik gezdiğini...

"Ümmetin Rahibi" diye tanınan Amir bin Abdullah ın çok ağlayıp
geceleri ayakları şişecek kadar ibadet ettiğini..

"Dünyayı üç talakla boşadım, ricat yok" diyen ve ruhbanlar gibi ibadet
ettiği için "Gulam" adını alan Utbe bin Eban'ın çok ağlayan bir zahid
olduğunu...

Zühdüne sevgi ve aşk hakim olan Rabiatü'l Adeviyye nin secde de başını
koyduğu yeri çamur edecek kadar gözyaşlarını ceyhun ettiğini... (50)

Tarihten Alacağımız Dersler Vardır.

Haram Yemeyen Ordu

Osmanlı ordusunun, İslam'ı tek bir bayrak altında toplamak gayesiyle
Mısır seferine giderken Gebze yakınlarındaki bağlık-bahçelik bir
arazide mola verdiğinde Yavuz Sultan - Selim'in bütün askerlerin
heybelerini arattığını ve hiçbirinde meyve cinsinden birşey çıkmaması
üzerine ellerini Ulu Dergah kaldırıp :

"Allahım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu
lutfettin. Eğer askerimin içinde tek bir kişi sahibinden izinsiz bir
meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım Mısır seferinden
vazgeçerdim'.' diyerek Rabbine sonsuz hamd ü senalarda
bulunduğunu. ... (51)

Ecdadımız Yüz Akımız

Altı asır gibi uzun bir süre üç kıtada hükmünü yürüten ecdadımızın
medeniyet mirasını inceleyip araştırmadan içte ve dıştaki bazı gafil
ve hainlerin ona, "emperyalist" yaftasını yapıştırarak mahkum etmeye
çalışmalarına mukabil, Macaristan İlimler Akademisi tarafından ortaya
çıkartılıp yayınlanan bir belgede belirtildiğine göre, Osmanlı
Devleti'nin Macaristan'da hakim olduğu devirlerde, Macar halkından
yılda 7 milyon akçe 21 milyon vergi toplayıp, buna karşılık aynı yıl
Macaristan'a 21milyon akçe yatırım yaptığını... (52)

Tuz ve Ekmek Hakkı

Osmanlı sarayındaki hanedan çocuklarını yetiştirmek üzere"muallime-i
selatin-" (sultan hocası) olarak tayin edilen Safiye Hanım' a padişah
Vl. Mehmed Reşad'ın ilk iradesinin:

Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği haram
ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebe şehzade ve hanım
sultanlara söylensin" olduğunu. . .(53)

Bir Savaşın Bedeli

1991 yılında meydana gelen Körfez Savaşı'nın bir günlük maliyeti ile 3
milyon çocuğun 2, 7 yıllık süt ihtiyacının karşılanabildiğini...

Bu savaşın otuz günlük savaş gideri ile 50 milyon insanın 4 yıllık
ekmek ihtiyacının giderilebildiğini...

1 adet Stealth avcı uçağının bedeli ile 13 milyon kitap alına
bildiğini . . .

Ve 1 adet Patroit füzesi ile 74 milyon adet fidan dikildiğini .. (54)

Ne Sen Baki Ne Ben Baki

Kanuni Sultan Süleyman' ın, bir meseleden dolayı dönemin şairi
Baki'yi,

``Baki bed - Nef-yi ebed Bursa ya red" diyerek Bursa'ya sürgüne
gönderdiğini ve Baki'nin de buna karşılık:

"Öldünse ey Baki Değildir cihan mülkü Süleyman'a baki Buna çarkı felek
derler Ne sen baki, ne ben baki" diyerek şairane bir şekilde cevap
verdiğini . . . (55)

Barbar Kim?

Bizans'ı kurtarmak üzere İstanbul'a çağrılan Haçlı ordularının
Hristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofyanın tepesinde ki altın haçı
sökerek eritip sattıklarını...

Yıllar sonra Osmanlı ordusunun İstanbul'un fethi sırasında bir
yeniçerinin, fetih hatırası olarak saklamak maksadıyla Ayasofya nın
küçük bir çini parçasını koparmak istemesini, Fatih Sultan Mehmed'in
"tahribe teşebbüs"le suçlayıp cezalandırdığını ,..(56)

Serdengeçti'nin Ayasofya Müdafaası

Yazmış olduğu"Ayasofya". isimli şiiri yüzünden tutuklanarak Ankara
Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Osman Yüksel Serdengeçti' nin
kendini müdafaa ederken:

"Müddei umumi(savcı) tepeden verilen emirlere göre hareket ediyor.
Ayasofya`nın tekrar cami haline yetirilmesinde benim ne gibi hususi
maksadım ve menfaatim olabilir? Ayasofya'yı kiraya mı vereceğim, yoksa
imamı mı olacağım? Beni bu yazıdan dolayı Türk savcıları değil, Yunan
savcıları itham etsin. Böyle bir yazıyı yazdığımdan dolayı kendimi
müdafaa etmekten utanıyorum ." diye hayıflanarak cevap verdiğini. . .
(57)

Sanata Hürmetin Böylesi

Osmanlı'nın meşhur hattatlarından Hafız Osman'ın(1642 1698), Sultan
İkinci Mustafa' nın hat hocası olup, Hafız Osmanın hat meşkederken,
Sultan İkinci Mustafa'nın büyük bir hürmet içinde hocasının hokkasını
tuttuğunu ve yapılan hattın güzelliği karşısında gönlü ihtizaza gelen
Sultan İkinci Mustafa'nın: "Artık bir Hafız Osman daha yetişmez"
demesine mukabil, büyük hattat Hafız Osman'ın : "Efendimiz gibi,
hocasının hokkasını tutan padişahlar bulundukça daha çok Hafız
Osmanlar yetişir" diye cevap verdiğini...(58)

Sultan Vahdeddin'in Vatanperverliği

Osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı , düşman filolarının
Çanakkale Boğazı' nı aşıp İstanbul'a dayandığı felaketli bir dönemde
halife sıfatıyla Osmanlı tahtına oturan Sultan Vahdeddin'in, Osmanlı
askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış olan biricik taburu
Ayasofya Camii' ne göndererek:

"Aziz İstanbul'un fethinin sembolü olan Ayasofya'ya çan takmak
isteyenlere ateş ediniz!... " emrini verdiğini... (59)

Yavuz'un izinden Gidenler

1967 Mısır-İsrail savaşında, Mısır askerlerinin, düşmanlarını
beklerken İsrail ordusunun bir anda Süveyş'in öbür yakasını geçerek
dünyayı şaşırtığını...

Mose Dayan'ın bu muazzam başarıyı daha sonra bir basın toplantısında :
"İsrail in bu başarılı stratejisi, Yavuz Sultan Selim in yıllar önce
Mısır'ı fethederken uyguladığı harp planının bir kopyasıdır" diye
açıklayıp gafletimizi yüzümüze vurduğunu...(60)

Eşsiz Sevgi

Türkiye' de, Türk Dili ve Edebiyatı üzerine doktora yapmış genç
Pakistan alimlerinden Muhammed Sabir'in, Pakistanda bir cuma günü
hutbede Sultan Abdülhamid Han'ın adının okunup ve ona "Zeyyedallahü
ömrehu" yani "Allah onun ömrünü artırsın diye dua edilmesi üzerine
camiden çıktıktan sonra cemaata bu duanın manasız olduğunu zira,
Sultan Abdülhamid Hanın vefat etmiş olduğunu söylemesi üzerine
halkın"Seni gidi İngiliz casusu! "diyerek hışımla üzerine
yürüdüklerini . . . (61)

Hilafetin Gücü

31 Mart hadisesinin tertipçileri arasında bulunan şair ve filozof Rıza
Tevfik'in bu meş'um hadisenin ardında İngiliz parmağı olduğunu itiraf
edip, ihtilal hadisesinden sonra İngiliz konsolosluğuna gittiğinde çok
soğuk bir şekilde karşılandığını ve o zaman bunun sebebini anlayamayan
Rıza Tevfik'in çok sonraları Londra'ya uğrayıp bunun sebebini o
dönemin İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi Lord Nikılsın'a sorduğunda
bu İngilizin çok ibretli bir şekilde"Rıza Tevfik Bey, Biz bilhassa
Hindistan'da İslam ülkelerini idaremiz altına alabilmek için
milyarlarca altın harcadık ama başarılı olamadık. Halbuki Sultan
Abdülhamid, her yıl bir 'Selam-ı Şahane', bir de 'Hafız Osman hattı
Kur'an-ı Kerim' gönderiyor ve bütün İslam ümmetini, hududsuz bir
hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor.

Biz bu ihtilalle siz jön Türkler'den hilafet kuvvetinin ortadan
kaldırılmasını bekledik ve aldandık. İşte bundan dolayı siz soğuk
karşılandınız?" cevabını verdiğini. . .(62) Biliyor muydunuz?

Bu Köyde Nur Talebeleri Var mı?

1961 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi mensuplarının, Doğu Anadolu
köylerine propaganda yapmak için gittiklerinde, köyde ilk
rastladıkları insana: Bu köyde Risale-i Nur talebesi var mı?" diye
sorduklarını ...

Köyde Risale-i Nur talebesi olduğunu öğrendikleri takdir de , o
insanlara tesir edemeyeceklerini bildiklerinden dolayı köye girmeyip
geriye döndüklerini (63)

Bir Hazır Cevap

Fransa Kralı III Napolyon'un, Paris'te Osmanlı Devleti Büyükelçisi
olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı
bir şekilde "Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi mi
zannediyorsun?" demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa'nın da büyük bir hazır
cevaplıkla: "Öyle olsaydım, siz Fransa'da imparator olarak
bulunamazdınız" cevabını verdiğini . . . (64)

Cihad Tuğlası

Yavuz Sultan Selim'in babası Sultan II. Bayezid'in, İla-yı
kelimetullah için çıktığı seferlerde üstüne bulaşan tozları silkip,
biriktirerek bunlardan bir tuğla döktürdüğünü ve böylece Allah'ın
"cihat" emrine uyduğunun işareti olarak bu tuğlayı yanından
ayırmadığını . . . (65)

Mehmed Reşadın Hassasiyeti

Trablusgarp ve Balkan Savaşı ile Birinci Cihan Harbi'nin talihsiz
padişahı Sultan Mehmed Reşad' ın, şehzade Ziyaeddin Efendi'nin doğum
müjdesini aldığı zaman sevineceği yerde:

"Memleketin başına bir masraf kapısı daha açılması hoş değil..."
diyecek kadar devlete yük olmaktan üzüntü duyan hassas bir hükümdar
olduğunu... (66)

Osmanlı Azameti

1754'de bile, Sultan III. Osman Han'ın bir namesi Leh kralına
ulaştırıldığında, kralın nameyi üç kere öperek başının üstüne
koyduğunu ve kralın yanında bulunan devlet erkanının da derhal
başlarını açarak saygı duruşuna geçtiklerini. (67)

Yahudinin Erkekliği(!)

İsrail dışişleri bakanlarından A. Sharon'un arkadaşı ve suç ortağı
olan Meir Har-tzion'un, l950'li yılların başında Gazze'de yapılan bir
İsrail baskınında masum bir Arabı sırtından bıçaklayarak öldürmesinden
sonra kendisiyle yapılan bir röportajda , yaptığından vicdan azabı
duyup duymadığının sorulması üzerine:

"Vicdan azabı mı? Hayır! Neden vicdan azabı duymalıyım ki? Bir adamı
tabancayla öldürmek çok kolayadır Tetiği çekersin hepsi bu kadar. Ama
bıçak bambaşka birşey, gerçek bir silah. Fantastik bir duygu bu, erkek
olduğunu hissettiriyor insana. " diye cevap verdiğini...(68)

Türbedar ve Ulu Hakan'ın Rüyası

Cennetmekan Sultan Il. Abdülhamid Han döneminde Yavuz Sultan Selim' in
türbedarlığını yapmakta olan bir zatın, şiddetli geçim darlığının
kendisine verdiği sıkıntılı bir ruh haleti içinde :

'Bir de evliyadan olduğunu söylerler Yıllarca türbedarlığını yaptım
yoksulluk içindeyim" diyerek türbeye hiddetle vurduğunu . . .

Ertesi sabah aniden Abdülhamid Han' ın türbedarı huzuruna çağırarak
bir yıllık ihtiyacının hepsini karşıladığı, çünkü Abdülhamid Han'ın,
gece rüyasında ceddi Yavuz Selim tarafından haberdar edildiğini . .
(69)

Abdülhamid Han'ın İstihbarat Gücü

Batılı emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanıp
kışkırtarak Anadolu'da karışıklıklar çıkardığı günlerde, İngiliz
Büyükelçisi'nin Sultan Abdülhamid'e gelip, küstahça: "Daha ne kadar
Ermeni öldüreceksiniz?" diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu
Hakan'ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek:

"Filan gün, filan saatte Karadeniz'in filan noktasına yaklaşıp, karaya
Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme
çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç
silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz. " cevabını
verdiğini...Sultan Abdülhamid'in bu muazzam istihbarat gücü karşısında
İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını... (70)

Türk kafası

Kendilerine tarih boyunca sempati beslediğimiz ve Kanuni Sultan
Süleyman devrinde donanma gönderip yardım elini uzatarak yok olmaktan
kurtardığımız Fransızların bitkilere büyük zarar veren bir kurt nevine
"Türk adını verdiklerini...

Kazancı kuyumcu düğmeci gibi sanatkarların perçin yaparken altlık
olarak kullandıkları perçin kıskacına da şamar oğlanı manasına "Türk
kafası adını verdiklerini...(71)

Halifeye İthaf

Sonradan ll. Sylvestre olarak papalık tahtına oturan Gerbert' in 9.
asır İspanya'sında Arap uleması nezdinde üç yıl tahsil gördüğünü . . .

Dönemin Avrupalı rahiplerinin yazmış oldukları eserlerini Kurtuba
halifesine ithaf ettiklerini...

Almanya Fransa ve İtalyadaki rahip adaylarının, ilim öğrenmek için
İspanyadaki Müslüman mekteplerine akın akın koştuklarını. . .(72)

Samanoğlu İsmail Bey'in Türbesi

9. asırda Buhara da yapılan Samanoğlu İsmail Bey'in türbesinin İslam
dünyasının ilk türbelerinden olduğunu...

Bu türbenin yapımında kullanılan tuğlaların deve sütü ile yumurta akı
karıştırılarak bunların çeşitli derecelerde pişirilmesinden elde ve
edildiğini günümüze kadar sapasağlam dimdik ayakta kaldığını . . .
(73)

Engizisyon Gerçeği

1481-1808 yılları arasında batıda,Katolik kilisesinin siyasi baskı
aracı olarak faaliyet gösteren Engizisyon mahkemelerinin Yakılarak
öldürülme cezasına çarptırılan insanların sayısının 34.024 e
ulaştığını....(74)Biliyor muydunuz?

Ayyıldızlı Şapka

Şapka inkılabından sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey'in İsmet
İnönü'ye gelerek:

Şapkanın ortasına bir ay-yıldız koyalım ki, diğer milletlerden
farkımız belli olur demesi üzerine İnönü'nün: Canım biz bu inkılapları
farkımız olmasın diye yapıyoruz. Sen ne teklif ediyorsun! diye
çıkıştığını...(75)

Milli Kıyafet

Bundan kırk yıl önce İngiltere'den "Dünya Kıyafetleri Sergisi" için
Türk milli kıyafeti örneği istenildiğinde, fötr şapkalı, kravatlı ve
ütülü pantolonlu bir kalem efendisi fotoğrafı gönderildiğini . . (76)

Dağistan Kartalı

Yıllarca Kafkasya'nın istiklali için yılmadan mücadele vermiş olan
büyük dava adamı İmam Şamil' in, vefatından sonra gasledilirken
vücudunda cihat meydanlarında savaşırken meydana gelmiş yüzyirmi yara
görüldüğünü... (77)

İnka Medeniyeti

Batılı sömürgeci barbarların servet uğruna kökünü kuruttukları Güney
Amerikalı kızılderili kavim İnkaların, gelişmiş bir tarım
sistemlerinin olduğunu...

Gübrenin ehemmiyetini bilip, Chinoha adasından sağladıkları gübreyi
tarım bölgelerine adilane dağıttıklarını ve gübresinden faydalanılan
deniz kuşlarını öldürenleri idama mahkum ettiklerini. . (78)

Nereden Nereye

Birinci Dünya Savaşı'ndan bir hafta önce, 1914 yazında.1 Türk
lirasının karşılığının 3.7 dolar ve 18.45 marka tekabül ettiğini. . .
(79)

İlmin Değeri

Son devrin kıymetli alimlerinden Hüsrev Efendi'nin, ders okuturken
üzerinde hasıl olan durgunluğun sebebini soran öğrencilerine :

Buraya geleceğim sırada yatağında dehşetler içinde yatmakta olan kızım
vefat etti. Onun cenazesi, defin işi vardı ortada. Dersinizi ihmal
ederim diye Allah'dan korktum. Bu durumda yine geldim. Onun için
üzerimde durgunluk var, hemen gidip onun defni ile meşgul olacağım.

Kusura bakmayın o yüzden biraz cansız konuştum" diyerek ilim
öğretmenin ehemmiyetini nefsinde yaşayarak gösterdiğini...(80)

İngiliz Mantığı(!)

Hindistan'ın Amir şehrinde, bisikletle dolaşan bir İngiliz kızı ile
alay ettikleri bahanesi ile, askerlerin hadise mahallindeki halktan
700 kişiyi oracıkta kurşunlayarak katlettiklerini...

Bölge valisinin, ceza olarak bütün şehir halkını günlerce yerde
sürünmeye mecbur ettiğini ve böyle davranmasının sebebi sorulunca da
valinin de:

Onlar ilahelere tapıyorlar, bir İngiliz kızı, onların taptıklarından
daha azizdir!." diye cevap verdiğini..(81)

Hak Takası

Kominist rejimin devam ettiği günlerde, sanat faaliyetleri için
Taşkent'te bulunan meşhur solcularımızdan birinin, bir Özbek yazarının
yanına gelerek:

"Ah ne güzel, size imreniyorum.! Burada, böyle bir rejimin altında,
böyle imkanlarla yaşamaktan kimbilir ne kadar mutlusunuzdur.! demesi
üzerine, Özbek yazarın bizim meşhur edibimizin kulağına sessizce:

Sen Türkiye'de sahip olduğun hakların ve imkanların yarısını bana ver;
ben Sovyetlerdeki bütün hak ve imkanlarımı sana memnuniyetle
devredeyim! Var mısın beyim .? diye fısıldadığını... (82)

Yıkık Mabedler

1936-1957 yılları arasında, komünizm rejiminin kasıp kavurduğu
Sovyetler Birliği'nde ondört bin mabedin yıkılarak yerle bir
edildiğini . . . (83)

Milli Temeller Üzerine Yükselme

Nihat Sami Banarlı'nın Amerikalı Profesör Rufi ile sohbet ederken söz
batılılaşmadan açılınca Profesör Rufi'nin:

"Siz tarihte defalarca başarı kazanmış bir milletsiniz. Bize veya
başkalarına imrenmek neyinize? Biz yeni bir millet olduğumuz için,
tarihte muvaffak olmuş milletlerin sırlarını araştırır, bulduğumuz ve
uygun gördüğümüzü asrımıza tatbik ederiz. Sizden de aldığımız
kıymetler vardır. Eğer ilerlemek istiyorsanız, muvaffak olduğunuz
asırlarda hangi meziyetlerinizle hangi usul ve teşkilatınızla
kazandınız?

Bunları araştırınız bulduklarınızı modernize ediniz, Kendi milli ve
denenmiş temelleriniz üzerinde yükseliniz" diyerek bizi
utandırdığını . . . (84)

Surre Alayları

Osmanlı'nın, mukaddes beldelere verdiği büyük kıymetin ifadesi olarak
Yıldırım Bayezid döneminden itibaren her yıl Mekke ve Medine'ye Surre
Alayları tertip ettiğini...

Bu Surre Alayları ile birçok hediyeler ve mukaddes belde fukarasına
dağıtılmak üzere binlerce altın gönderilerek Allah'ın rızasının
kazanılmasının gaye edinildiğini...

Ayrıca en önemlisi de, bu Surre-i Hümayun'da, padişahın yaptırıp
gönderdiği Kabe örtüsünün bulunup bu örtünün merasimle yerine
takılarak, eskisinin geri getirilip paylaşıldığını . . .

Osmanlı'nın, binbir güçlük ve darlık içinde bulunduğu dönemlerde dahi
bu an'aneyi terketmediğini...(85) Biliyor muydunuz?

Hümanist Batı

Hümanist( ! ) Hollandalıların l905'de yeni icat ettikleri bir bombanın
tesir gücünü, Afrikalı zavallı yerli halkın makatlarında deneme
barbarlığını gösterdiklerini.. (86)

Anadolu' da Medeniyet Vesikası

Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Başvekili Lloyd George'nin:
Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu'da nesi var? Orada medeniyet
vesikası olarak ne kalmışsa Yunan'ın, Roma'nın, Bizans'ındır Türklerin
Anadolu 'daki evleri sazdan ve kerpiçten harabelerden ibarettir. Şimdi
böyle bir alemi veya onun güzel parçalarını Türklere nasıl
bırakırsınız?" demesi üzerine henüz aklını ve vicdanını yitirmemiş bir
batılı düşünür olan Eugene Pitard ın Cenevre'nin ünlü bir gazetesinde
Lloyd George'a cevap olarak:

Efendiler, Konya'daki İnce Minare'nin kapısı ile, İstanbul'daki
muhteşem Süleymaniye'nin kubbelerini yapan millete karşı böyle
söylenemez. Haddinizi biliniz..." diye harika bir cevap verdiğini...
(87)

İmam Buhari nin Çocukluğu

İmam Buhari Hazretleri' nin küçük yaşta ilim tahsiline başlayıp,
subyan mektebinde iken 15.000 hadis ezberlediğini ve buluğa ermeden de
İbn-i Mübarek Hazretleri'nin kitaplarını ezberlediğini . . .

Telif eser yazmaya başladığında henüz daha yüzünde sakal
çıkmadığını... (88)

Mimar Koca Sinan 'ın Büyüklüğü

Bütün Rönesans mimarlarının arayıp durdukları merkezi plan şemasını en
mükemmel bir şekilde gerçekleştirmenin ancak Mimar Koca Sinan'a nasip
olduğunu. . .(89/a)

Koca Mimar'ın fütuhat, saltanat, ilim ve sanat bakımından en muhteşem
devrinde büyük bir imar kudretinin başında, şöhretli bir insan
olmasına rağmen, yazma nüshalarda mur-u natuvan"(güçsüz karınca).
imzasında El-fakir Sinan Sermamaran-ı Hassa"; beyzi mührünün ortasında
imzasında El-fakir ü'l-hakir Sinan"; kenarında ise: , Serm imaran-ı
hassa müstemend Bende-i miskin kemine dermend" (Fakir, aciz, hassa
sermimaranı Dertli , değersiz, miskin bendeleri) diye kendisini
tanıtarak yalnız mimarinin değil, tevazuun da üstadı olduğunu
gösterdiğini. . (89/b) Biliyor muydunuz.?

Nasipsiz Ahmak

Necip Fazıl Kısakürek merhumun, kendisine. "İslamiyet deyince burnuma
ayak kokusu gelir" diyen ihtiyar gazeteciye;

Senin o burnuna gelen, İslamiyet'in değil; kendi ciğerinin pis
kokusudur. Sen, bir mücerredi, bir müşahhastan ayıramayan ahmaksın!"
diye cevap verdiğini...(90)

Velkanlı Hoca Mehmed Efendi

Muş halkının çok sevip saydığı Velkanlı Hoca Mehmed Efendi , nin
'Evinde Kur'an okutuyor" diye şikayet edildiğinde, dönemin Muş valisi
tarafından,sırtına bir jandarma bindirilip sakalından da başka bir
jandarma tarafından çektirilerek Muş çarşısında dolaştırıldığını. . .
(91)

Yunandan İnsanlık Dersi(!)

İstiklal Harbi senelerinde, Yunanlıların Ege bölgesini işgal
etmesinden sonra İzmir'e gelen Yunan Kralı'nın civar kasabalardan
birini teftiş ederken, şehit edilerek hendeğe atılmış bir sivilin
cesedini gördüğünde. Bu kokmuş ölüyü neden gömmüyorsunuz?" diye
sorduğunda, yanındakilerin de "Halka ibret olsun diye bırakıyoruz"
karşılığını vermeleri üzerine bir krala değil, bir cellada bile
yakışmayan:

Başka öldürecek Türk mü yok? Bu pisliği kaldırın ve başkasını öldürüp
onun yerine atın!" emrini verdiğini...(92)

"Sıfır Neye Derler?"

Daha sonraları Milli Eğitim Bakanı olacak olan zamanın Maarif
Müfettişi Hasan Ali Yücel ile Mustafa Kemal arasında bir gece
Kayseri'de sofra sohbeti başlayınca Mustafa Kemal'in Hasan Ali
Yücel'e:"Bugün lisede sizin mantık kitabınızı
karıştırırken,Matematikte Usul' diye bir bahis gördüm... Demek siz
riyaziyeden de anlıyorsunuz..." diye sorunca Hasan Ali Yücelin Biraz
paşam" diye cevap verdiğini...Bunun üzerine Mustafa Kemal'in: "Peki
söyleyin sıfır neye derler?" diye ikinci bir soru sorması üzerine
Hasan Ali Yücel'in gayet mütevazı bir şekilde: "Huzurunuzda bana
derler paşam!"cevabını verdiğini... (93)

Bez Parçası

İskilipli Atıf Hoca'nın İstiklal Mahkemesi'nde yargılanırken savcının,
dini kıyafetlerden bez parçası" diye bahsetmesi üzerine Atıf Hoca'nın
hiddetli bir şekilde duvarda asılı olan bayrağı gösterip :

İşte o da bez, hadi indirip yırtsana" diye haykırdığını.. (94)

Bibliyoman

18. yüzyıl sonlarında yaşamış ve bugünkü İstanbul Millet
Kütüphanesi'nin kurucusu olan Ali Emiri Efendi'nin bir
bibliyoman(kitap hastası) olduğunu . . .

Elinde bulunan güzel bir Arapça kitabın kendisindeki noksan olan
ikinci cildini temin etmek için,mevcut olduğunu öğrendiği Yemene
tayinini çıkartmak istediğini ...(95)

Hakkı Tesbit

Ahmet bin Hanbel Hazretleri'ne: Tehdit altındasın, kalbinle imanında
sabit kalarak yalnız dilinle istediklerini söylesen olmaz mı ? "
dediklerinde, Büyük İmam'ın:

Olmaz. Alimler hakkı söylemekten kaçarsa, cahiler ne yapar? Böyle
olursa hakkı tesbit nasıl olur? "cevabını vererek gerçek alimin nasıl
olması gerektiğini gösterdiğini (96)

Akif i Büyük Yapan Meziyet

Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, İstiklal Marşı müsabakasındaki
birinciliğinden dolayı kendisine zorla verilen 500 lirayı, fakr u
zaruret içinde olmasına rağmen, fakir kadın ve çocuklara bir maişet
temin etmek üzere kurulmuş olan "Darü'i Mesa i "ye bağışladığını...

Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde, Mehmet Akif'in cebinde ,
Zonguldak milletvekili Hayri Bey'den borç aldığı iki lirasının
olduğunu ve milli marş için 500 lira teklif edildiği günler de 140
lira ile Ankara'da bir çiftlik alınabildiğini...

Paltosu dahi olmadığı için kışın bile ceketle dolaşan bu idealist
şairin, çok soğuk günlerde ise, arkadaşı Baytar Şefik (Kolaylı)'dan
muşambasını ödünç olarak giydiğini ...

Baytar Şefik'in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine bir palto
alsaydın" demesi üzerine, ona darılıp iki ay konuşmadığını.

Burdur Meb'us'u olarak I. Millet Meclisi'ne seçildiğinde ailesine:
"Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya... Ama, pek hak etmiyoruz da denemez.
Elimizden geldiği kadar nihai zafer için çalışıyoruz. " dediğini .(97)

Pis Kokusundan Dolayı Kovulan Elçi

Veli lakaplı II. Bayezid'in padişahlığı. döneminde İstanbul'a, Moskova
kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin
geldiğini . . .

Bu adamın, insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı
yıkanması için hamama götürüldüğünde, bu keferenin hayatında hiç hamam
görmemiş olup yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina olmadığı
ve kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı İstanbul'dan
kovulduğunu... (98)

Batıda Yemek Kültürü

İsviçre , nin Branderburg Prensi, ziyafete çağırdığı bir derebeyine
gönderdiği davetiyenin meşruhat (açıklama) hanesine:

""Eti yedikten sonra kemiği arkaya atmak yok! Yağlı ağzını yenine
silmek yok! Tabağı kaldırıp altına tükürmek yok" diye yazmak
mecburiyetinde kaldığını...(99)

Orta Çağda Temizlik Farkı

Orta çağda Müslümanların yaşayışları üzerine yapılan bir
araştırmada,İslam dünyasındaki kimya sanayii anlatılırken:

""... Sabuncular loncası, en önemli loncalardan biriydi.

Çünkü Orta Çağ Müslümanları hergün yıkanırlardı ve çamaşırları da
sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu bakımdan onlar o çağın diğer
ülke insanlarından ayrılırlardı.

1600 yıllarına doğru İspanya'da Engizisyon Mahkemeleri Müslüman
İspanyollarla Hristiyan İspanyolları temizliklerine bakarak ayırt
ediyordu... " diye yazdığını...(100)

Adalet Kavramının Şümulü

Osmanlı Devleti'nde adalet kavramının ; milliyet, cins, zümre yahut
din farklarını aşan çok şümullü bir değer ifade ettiğini. . .

Bu adaletin sadece insanlara has değil, kurda, kuşa, toprağa ve suya
şamil bulunduğunu ve bu yüzden Osmanlı kanunnamelerinde :

""... ve ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler'. at, katır ve eşek
ayağını gözedeler ve semerin göreler ve ağır yük urmayalar, zira
dilsüz canavardurlar, her kangısında eksük bulunur ise sahibine tamam
itdüre, eslemeyanı tamam gereği gibi hakkından geline ve hammallar
ağır yük urmayalar, mütearef (örf) üzere ola..." diye hükümler
konularak bu meselenin beygirin sakat ayağından eşeğin semerine kadar
gözden uzak tutulmadığını. . .(101)

Risale-i Nur' un Dili

Merhum Albay Hulusi Yahyagil'in, Barla'da Bediüzzamar Üstadımıza,
Risale-i Nur'un dilinin orijinalliği ile alakalı olarak:

""Üstadım, sen Türkçe'yi dahi zor konuşuyorsun, bu Risale-i Nur'daki
Türkçe nasıl oluyor.?" diye hayretini ifade ettikten sonra Bediüzzaman
'

""Kardeşim, bir hakaiki imaniye kalbe ihtar edildiği vakit ikiyüz ayat-
ı Kuraniye imdadıma koşmak için birbirleriyle yarış ediyorlar. Önce
bana lisanı maderzadım(anne lisanım) Kürtçe geliyor. Arapçaya
çeviriyorum ve Türkçe yazdırıyorum" cevabını verdiğini...(102)

Hacizli Cenaze

Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a, ""Altıncı
Mehmed sözündeki ""Altıncı kelimesinden kinaye olarak ""Altın seven
adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . .

Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ın, hayatının tehlikeye girmesinden
dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası
mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme
imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti
Hazine-i Hümayun'a gönderdiğini...

İtalya'da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926
yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120 000 lira borcu kaldığı için
alacaklıları tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . . Tahnit edilmiş
cesedinin, kızı Sabiha Sultan'ın bu parayı binbir güçlükle temin
etmesinden sonra Şam 'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna
defnedildiğini. .. (103)

Milletin Sigorta Lambası

Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun, Sultan Vahideddin'in kaderi ile ilgili
oldukça orijinal bir değerlendirmesinde :

""Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten
sonra işbaşına geçen, ağır mesuliyetler yüklenen, yenik milletleri
daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen galip düşmanlara dostane el
uzatmak durumunda kalan o kara bahtlı insanlar, milletlerin
tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler.

Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder diye
yazdığını. .(104)

Biliyor muydunuz.?

İttihatçıların Akılsızlığı

Sultan II. Abdülhamid'in dahice bir politika güderek, her hangi bir
isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan'ın Hicaz ileri
gelenlerini, Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul'da tuttuğunu. . .

Bunlardan Şerif Hüseyin'in, Mekke'ye emir olmak isteğini defaatla
reddetmesine karşılık Ulu Hakan'ın tahttan indirilmesiyle birlikte
İttihat ve Terakki yönetiminin, Şerif Hüseyin'in bu isteğini yerine
getirerek onu emir olarak tayin ettiğini ve hemen ardından da Şerif'in
Osmanlı'ya karsı isyan bayrağını açtığını... Çok sonraları İngiliz
Başvekil Lloyd George'un Avam Kamarası'nda: ""Şerif Hüseyin Mekke
emiri olduktan sonra kendisi ile Arap milliyetçiliği ve isyan
konusunda anlaştık.

Bu isyana karşı ayda 40 bin altın vermiştik" dediğini ... (105)

Acı HatıraIar

İtalyanların Libyayı bizden koparmak için Avrupalı müttefikleriyle
siyasi alanda anlaştıktan sonra, bize karşı açacakları savaşın
(Trablusgarp Savaşı) masraflarını karşılayacak yeterli hazinelerinin
olmadığını...

Buna karşılık Duyun-u Umumiye'ye başvurarak, bu savaşın masraflarını
karşılamak için Anadolu'dan toplanan birikmiş paradan beş milyon altın
lira çektiklerini ve bu bizim paramızla sağladıkları imkanlarla bizim
toprağımız olan Libya'yı istilaya başladıklarını. . .(106)

Lavrens'in İtirafı

Arapları aldatarak Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtıp isyana sevkeden
İngiliz casusu Lavrence'in, yardımcıları Nuri Said, Faysal ve Şerif
Hüseyin ile birlikte Şam'da Türkleri katlettikten sonra: "'Evet onları
isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç
tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk
askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım;tiksindim bu
vahşetten..." diyerek itirafta bulunduğunu . . (107)

Vicdan Azabı

Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'yı arkadan
vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz Krallığı'na
getirildiğini..

Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin
himayesinde Kıbrıs'a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu
tarafından Amman'a getirildiğini...

Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken
"İzmir Marşı"nı çalması üzerine, oğlunun babasının üzülmemesi için
pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:

"Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiş
asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm. Allah beni
sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi aç, şu
marşı dinleyeyim.

Duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile
büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla
büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı

Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap gününde
cezadan korusun"dediğini.. .(108)

"Milletimin Ocağı Yanıyor"

Sultan Vahdeddin Han'ın ikamet etmekte olduğu Yıldız Sarayı'nın, bir
elektrik arızasından dolayı yanmaya başlaması üzerine, orada vazifeli
bulunan bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını ve bunun üzerine Sultan
Vahdeddin in: "Benim milletimin ocağı yanıyor, ben onu düşünüyorum,
kendi evim yanmış ne ehemmiyeti var' dediğini...(109)

"Ayağını Yüzüme Bas ki .

Yüzüm Allah Katında Şeref Kazansın"

Hintli Müslüman kardeşlerimizin, Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşı'nda
yüzlerce şehit ve binlerce yaralı verdiklerinin haberini almaları
üzerine, kilometrelerce ötedeki kardeşlerinin acılarını bir nebze
olsun dindirebilmek için bir Kızılay heyeti teşkil ederek Türkiye'ye
gönderdiklerini...

Bu heyetin savaş boyunca birçok din kardeşinin yaralarını sarıp
başarılı hizmetlerden sonra 1913 Temmuz'unda Hindistan'a döndüğünü. .
-

Kızılay heyetine Bombay'da büyük bir karşılama merasimi hazırlanıp,
gemi limana yanaştığında o günkü Hintli Müslüman liderlerden Muhammed
Ali Cevher' in, heyet başkanı Doktor Ensari'ye :

"Sen mücahit Osmanlı ordusuna hizmet edip geldin Ayağını Hindistan
topraklarına basmadan bu benim yüzüme bas da, yüzüm Allah katında
şeref kazansın" diyerek başını yere koyup yüzünü Dr. Ensari'nin
ayakları altına uzattığını...(110)

Osmanoğullarının Dramı

Son Halife ll Abdülmecid. Han'ın, sürgün edildikten sonra diyar-ı
gurbette vefat etmesi üzerine, kızı Dürrüşehvar Sultan'ın. İstanbul' a
gelerek Savanora yatında. İsmet İnönü'yü ziyaret ettiğini ve
kendisinden babasının vatan toprağına gömülmesini rica ettiğini...

Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son temsilcisinin bu vatan
toprağına gömülme isteğinin ; halk tarafından mezarının bir ziyaret
yerine dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü tarafından
reddedildiğini ve Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle Suudi
Arabistan makamlarından izin alınarak Medine'deki Cennetü'l-Baki
kabristanının içindeki Ali Aba'nın ayak ucuna defnedildiğini. . .(111)

Tökeli İmre

Osmanlı idaresinde bir krallık olan Erdel Kralı Apafi ile birleşerek
Osmanlı ordusuyla aynı safta çarpışan Orta Macar Kralı Tökeli İmre'nin
Osmanlı Devleti'ne karşı itaat ve bağlılığını göstermek için mührüne:

"Muin-i Ali Osman'a itaat üzreyim emre Kral-ı Orta Macar'ım ki namım
Tökeli İmre" beyitini kazıttığını . . (112)

"O Kendi Kaderini Kendi Yazmış Oldu"

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1960 Mart'ında ağır hasta
vaziyette Urfa'ya gelmesi üzerine, bunu haber alan İçişleri
Bakanlığı'nın, derhal Üstad'ı geri gönderme emri çıkardığını... Halkın
yoğun baskısı üzerine Urfa valisinin "Efe Nedim, Said Nursi çok hasta
ve müsaid bir araba da yok. " demesine karşılık İçişleri Bakanı Namık
Gedik'.in:

"Çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz!" talimatını verdiğini ve bunu
öğrenen Bediüzzaman Hazretleri'nin ibretli bir şekilde:

"O kendi kaderini kendi yazmış oldu" dediğini ve ,çok kısa bir zaman
sonra İçişleri Bakanı Namık Gedik' in Genelkurmay binasından kendini
atarak intihar edip, cesedinin de çöp arabasıyla taşındığını. . .(113)
Biliyor muydunuz.?

İsrail ve Orman Kanunu

1953- 1955 yılları arasında İsrail Başbakanlığı'nı yürüten Moshe
Sharett'in, İsrail askerlerinin yaptığı katliamlarla ilgili olarak
tuttuğu özel günlüğünde:

"İsrail devleti, dünyanın gözünde çağdaş toplumların geliştirip
benimsediği temel hukuk kanunlarını tanımayan ve orman kanunlarına
göre davranan bir devlet haline gelmiştir" diye yazarak itirafta
bulunduğun . (114)

Yahudilerden Müthiş İtiraf

1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi'nin zabıtları
arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin :

"Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı'nın
devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin içinden
geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır!

Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. ( Osmanlı'yı yeniden
kurmaya bağlıdır!" diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini (1 l5)

Müfti,s Sakaleyn

Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük Şeylhülislamı İbn i Kemal'in,
çeşitli sahalarda yazmış olduğu 300 kadar eseri olduğunu

Hergün bin kadar fetvaya cevap verip kendisine insanlardan başka
cinlerin de fetva almak için müracaat ettiğini ve bundan dolayı
kendisine: "Müfti's Sakaleyn" (İnsanların ve cinlerin müftüsü)
denildiğini (116)

Batının İslam,la Kavgası

Protestan mezhebinin kurucusu Martin Luther'in, Osmanlı'nın Avrupa
içlerine kadar ilerleyip, ortaya koyduğu adilane sistemle yerli halkın
gönlünde taht kurması üzerine, halkını acımasızca sömüren
yöneticileri:" Sizin gibi gözü doymaz prenslerin, toprak ağalarının ve
burjuvaların idaresi altında yaşamaktansa, Türk idaresi fakirlere daha
hayırlı gelebilir" diyerek Hristiyanları uyardığını.,, (1 17 /a)

Yine Luther'in Hristiyanları Türklerle savaşmaya teşvik etmek için
çıkardığı bir emirnamede

"Türklerin başlattığı bir savaşta o ara karşı savaşan bir kimsenin,
Tanrının bir düşmanı ve İsa'ya hakaret eden biriyle hakikatte bizzat
şeytanla savaşmakta olduğunu düşünmeli ve bundan dolayı, masum bir
kimsenin kanını döktüğü veya bir Hrıstiyanı öldürdüğü zehabına
kapılmamalıdır" diye yazdığını,,(117/b)

Nüfusun Önemi

Nüfusun, milletler ve medeniyetler arasındaki mücadelede çok önemli
bir faktör olduğunun idrakinde olan Roma İmparatoru Sezar'ın , çok
çocuğu olan aileleri mükafatlandırdığını ve çocuk yapmayan kadınları
da bazı haklardan mahrum ettiğini(118)

Endülüs ve Batıda İlim

10. yüzyılda Endülüs'te ilim ve irfanın Avrupa ile kıyaslanamayacak
kadar gelişmiş olduğunu ve Halife elHakem kütüphanesinde altıyüzbin
yazma kitabın bulunup, bunların kırk dördünü katalogların teşkil
ettiğini...

O tarihten dörtyüz sene sonra bile Avrupa'da bilgili Charles diye
tanınan Fransa Kralı V. Charles'in krallık kütüphanesinde sadece ve
sadece dokuzyüz eser bulunduğunu... (1l9)

Batıda Karanlığın Saltanatı

19. Y üzyılda bile batıda karanlık fikirlerin hüküm sürdüğünü ve
Klönische Zetung(18 Mart 1819) gazetesinin bir yorumunda, "Geceleri
yolların sokak lambalarıyla aydınlanmasının teolojik sebeplerle ayıp
birşey olduğu, İlahi nizam ve karanlığı insanın bozamayacağı"
düşüncelerin ileri sürdüğünü..

Bundan yıllar önce 950 yılında Endülüs'teki Kurtuba şehrinin
arabalarla düzenli de temizléndiğini ve evlerin dış duvarlarına
yerleştirilen lambalarla caddelerin aydınlatıldığını . (120)

Teravih Şerbeti

Sultan Dördüncü Mehmed'in annesi Hatice Sultan'ıın, Galata köprüsünün
başını süsleyen ve Sinan mektebinin bir şaheseri olan Yeni Cami'yi ve
yanına da onun kadar muhteşem bir vakıf yaptırdığını

116 kişinin vazife aldığı bu cami ve vakıfta, yaz ayları boyunca içine
kar atılıp soğutmak suretiyle halka dağıtılıp bu iş için her sene
yirmi bin akçe tahsis edildiğini

Ayrıca Hatice Sultan'ın:

"Bu vakfiye şartlarını her kim değiştirirse günahı onların üzerine
olsun. Allah, duyuran ve bilendir" diye başlayan bu vakfiyesine:
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
Icon24 Gıda üzerine Yararlı bilgiler BirolAkDAS 0 1.500 06-08-2007, Saat: 3:03
Son Yorum: BirolAkDAS

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi