Dil Bir Bayraktır.

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 3.29/5 - 14 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dil Bir Bayraktır.
#1

Dil Bir Bayraktır.
Dil; Bayraktır, Yurttur, Bağımsızlıktır...



Mustafa Gazalcı

Mustafa Gazalcı'nın konuşması



CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Ekrem Erdem ve 105 milletvekili arkadaşın, Türkçenin bozulması ve yabancılaşma nedenleri için verdikleri Meclis Araştırması önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Tümünüzü saygıyla selamlarım.

Bu önergeyi destekleyeceğiz biz de. Dil için, dilin bozulmasını önlemek için, yabancı sözcüklerden korunması için yapılacak her türlü girişimi destekleriz. Ama biraz önce, burada, Millî Eğitim Bakanı konuşma yaptı. Ben, bir kez daha çok üzüldüm. Onun yalnız eğitim anlayışına, eğitim, uygulamalarına değil -kendisi dilci geçiniyor-dile yaklaşımına da katılmadığımı söylemek istiyorum. Çünkü bilgiçlik yaparak, sözcükleri, işte şu sözcük, bu sözcük, efendim, şu şöyle, bu böyle, anılarını anlattı, bir sürü şeyler yaptı. (AKP sıralarından "Doğru söylüyor." sesleri).

Doğru söylüyor tabii. Ben de bir şey söylemiyorum. Sizin hoşunuza gitmiş olabilir. Ama, değerli arkadaşlar, bu önergeye bakın. Bu önerge sahibi çıksın, söylesin. Milli Eğitim Bakanının dil konusundaki yaklaşımı, yani, "Türkçeleşmiş Türkçedir, ne varsa bizimdir" anlayışı mı yoksa benim bu önergeden, eğer Türkçe konuşuyorsak, ortak dili konuşuyor ve anlıyorsak, hayır kendi öz dilimizi yabancı etkilerden kurtaralım, geliştirelim anlayışı mı? Ben, kişisel olarak, Milli Eğitim Bakanının yaklaşımının bu önergeyle çeliştiğini düşünüyorum.

Bakın, peki, birden, Ziya Gökalp'in size "ley sizin, şeb sizin, gece bizimdir /değildir bir mana üç ada muhtaç..."

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir dilde her dilden sözcüklerin çok olması o dilin zenginliği değildir. Kendi diliniz, her eşyaya, her duyguya, her anlama bir sözcük üretebilmişseniz, varsa, zenginlik kavramdadır, duygudadır, anlatımdadır.

Türkçe güçlü bir dildir

Şimdi bakın, Türkçe iarih boyunca saldırıya uğramıştır, ama yaşamıştır. Çünkü gerçekten çok güçlü bir dildir, işlek bir dildir. Hem kök olarak hem eklerin işlekliği olarak dünyada sayılı dillerden biridir. Ama değerli arkadaşlar, yapılan bir tartışma var. İşte "yabancı sözcükleri dilden uzaklaştırdığınız zaman dil yoksullasın" Milli Eğitim Bakanı da siz "ne ilgisi var" diyorsunuz "alakası" diyorsunuz, ama ben gene hadi sizin dediğinizi söyleyeyim "hayır yoksullaşır" diyor. Ben de diyorum ki, böyle değildir.

Bakın, gerçekten de yıllardan beri Türkçe çok canlı bir biçimde yaşamış gelmiştir ve Farsçanın etkisi önce girmiştir, Türkçenin iyi bir sanat dili olmayacağı, iyi bir bilim dili olmayacağı savlanmıştır. Onun için de, edebiyatta Farsçanın etkisi gelmiştir. Bir Divan Edebiyatı çıkmıştır biliyorsunuz. "Osmanlıca" diye yapay bir dil çıkmıştır ortaya. Oysa bundan bin yıl önce yazılan sözlükler, lügatlar, Türkçenin büyüklüğünü göstermiştir. Ama asıl dil devrimi, dil anlayışı, birçok alanda olduğu gibi, Cumhuriyetle birlikte olmuştur. Bakın, Atatürk'ün, bu konuda, 2.9.1930'da söylediği, Türk Dil Kurumu'nun önünde kazılı duran sözünü bir kez daha size okumak istiyorum: "Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil, bilinçle işlensin. -Sürdürüyor Büyük Atatürk- Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." İşte anlayış bu, işte yaklaşım bu. Yani, dile, bağımsızlığın bir bütünlüğü içinde bakmak. Onun için de, 1928'de yeni abece geliştirilmiş ve 1932'de de Türk Dil Kurumu kurulmuştur.

12 Eylül Türk Dil Kurumu'nu yok etti

Türk Dil Kurumunun kurulması, Türkçenin gelişmesi için kurumsal bir çaba harcama amacına yöneliktir. Oysa Batı'da, dillerin yabancı diller etkisinden kurtulmak için kurumların oluşumu 16'ncı yüzyıla dayanır. Örneğin, İtalya'da 16'ncı yüzyılda böyle bir akademi kurulmuştur. Fransa'da kurulmuştur, Almanya'da kurulmuştur. Birçok alanda olduğu gibi, bizde, 3-4 yüzyıl sonra kurumsal bir çalışma yapılabilmiş. Cumhuriyetten önceki çalışmalar, ya kişisel etkilerle olmuştur ya da bir derginin

çevresinde olmuştur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, Anayasamızın 134'üncü maddesi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun kurulmasına ilişkin. Onun ikinci bölümünü okuyorum:"Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk'ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir."

Şimdi, 12 Eylül birçok kurumu yok ettiği gibi, dil için çalışmalar yapan Türk Dil Kurumu'nu da kapatmıştır.

Değerli arkadaşlar, Atatürk'ün kalıtı, çiğnenmiştir bu girişimle.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta) - Mahkeme kararları sizi yalanlıyor.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, lütfen, bir düşünceniz varsa gelin burada söyleyin. Bakın, biz sizin önergenizi desteklediğimizi söylüyoruz. Ama çoğulcu bir anlayışla sizin gibi düşünmediğimizi, biz yalnız Batı'dan gelen sözcüklere değil, Doğu'dan gelen sözcüklere de ister Arapça, Farsça olsun ister İngilizce olsun, bu saldırılardan Türkçeyi gerçekten kurtarmak gerekir. Çünkü Türkçe doğru düşünmenin yoludur, anlaşmanın aracıdır. Bakın, toplumla birlikte dil de gelişir, değişir, canlı bir varlıktır, bir kültürdür, bir gömüdür, bir hazinedir bizim ortak dilimiz. Hangi kökenden, hangi anlayıştan olursa olsun, sizlerle bir ortak dil kullanmamız gerekir. Ortak dil kullanmazsak anlaşamayız. Ne demek istediğimizi, sözcüklerle açık seçik ortaya koyamazsak anlaşamayız birbirimizle.

Bakın, ünlü Çin bilgini Konfüçyüs'e soruyorlar: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsanız, ilk ne yaparsınız, ilk iş ne yaparsınız?" Konfüçyüs diyor ki "İlk dilden başlarım." Şaşırıyor herkes. "Ya bunca kargaşa var, bunca iş varken dilden mi başlarsın?" "Evet, dilden." eliyor. "Çünkü dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatmaz. Düşünce iyi anlatamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir." Gerçekten, dil, bir bayraktır, dil bir yurttur. Onun için, dilin önemidir ki açıklık gerekli.

Bakın, Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurulduktan sonra, beş yüzün üzerinde yapıt ortaya koymuştur dilin tanıtımı için, gelişmesi için. Hepinizin evinde Dil Kurumunun yaptığı bir Türkçe Sözlük vardır, bir Yazım Kılavuzu vardır. Türk Dil Kurumu'nun yaptığı tarama ve derlemelerle, binlerce sözcük kazanılmıştır Türkçemize. Ama ne olmuş? Bir 12 Eylül gelmiş, bağımsız olan, özerk olan, kendi tüzel kişiliği olan bir kurumu kapatmış, devlet dairesi durumuna getirmiş. Biz, komisyonda üç yıl önce tartıştık bu konuyu, zaman zaman sizlere de getirdik. Gelin, değerli arkadaşlar, AKP'liler...

12 Eylül'le hesaplaşmak istiyor musunuz gerçekten? Yaraları sarmak istiyor musunuz? Gelin, şu Türk Dil Kurumu'nu, Türk Tarih Kurumu'nu eski özerk yapısına kavuşturalım. Bakın, TÖBDER mallarını geri verelim. Ama hiç yanaşmadınız siz. Bu, dil konusunda da öyle.

Şimdi, Sayın Bakanın, Konfüçyüs'ün hani ilk işim dille başlarım dediği gibi, 2003'teki ilk uygulamalarından biri dille ilgili bir genelge çıkarmak oldu talihsiz bir biçimde, ama dilin gelişimine ilişkin değil. Kendisi, burada biraz örtülü bir biçimde Sayın Bostancıoğlu'nun genelgesini de çarpıtarak anlattı. Sayın Bostancıoğlu şunu diyor genelgesinde, burada var. Zamanı çok fazla almak istemiyorum. "Türkçe karşılığı varsa onları kullanın." Bakın, okul öğrencilerine onu söylüyor. "Yazı dilinde, önce, Türkçe karşılığı varsa Türkçe kullanın, yabancı sözcük kullanmayın." diyor. Sayın Bakan, hemen geliyor, bir genelge çıkarıyor, "O genelgeyi kaldırdım." diyor. Arkadaş, Milli Eğitim Bakanı, yasalara göre o Milli Eğitim Bakanlığını yönetir, Anayasa'ya göre yönetir, Milli Eğitim Temel Yasası'na göre yönetir; ama sizin birçok kararınız mahkemeden dönüyor. Daha yeni, işte, 1 Eylül 2006'da, ders kitaplarıyla verdiğiniz karar, Danıştay'dan gene döndü. Şimdi, burada, bakın, Sayın Bostancıoğlu, 7 Aralık 2000 tarihindeki genelgesinde demiş ki: "Ana dilin, yabancı dillerin etkisiyle oluşan kirlenmeden korunması gerekir. Zorunlu haller..." Bakın, tırnak içinde, Bostancıoğlu'nun sözünü okuyorum; Bakanın dediği gibi mi, değil mi sizin takdirinize bırakıyorum. uZorunlu haller ve teknik terimler dışında, Türkçe karşılıkları bulunan yabancı sözcükler kullanılmamasına özen gösterilecek." Peki, Sayın Hüseyin Çelik ne demiş ona bakıyoruz. Sayın Hüseyin Çelik demiş ki -demin burada anlattığı gibi- " 'sorun' kelimesini kullanmanız 'mesele' veya 'problem' kelimesini kullanmanıza engel değildir, 'yaşam' kelimesini kullanmanız 'hayat' kelimesini kullanmasına..."

Bakanın çelişkisi

Değerli arkadaşlarım, bakın, genelge "Doğu dillerinden, Batı dillerinden gelen, derlediğimiz kelimeler bizim olmuştur." diyor Sayın Bakan. Şimdi, ben önergeyi verenlere soruyorum: Doğudan, Batıdan gelen yabancı sözcükler bizim olmuş mudur, olmamış mıdır?

Ben bu genelgeyi okuduğum zaman, yabancı sözcüklere karşı Türkçenin korunması ve gelişmesi anlıyorum. Ama, Bakanın buradaki konuşmasından ve genelgeden bu anlam çıkmıyor. Yani, ille de Hüseyin Çelik'e hep karşı olmak istediğimden değil. Ben sandım ki, bugün, bu genelge doğrultusunda güzel, kısa bir konuşma yapar. Oo, bir başladı Meclis de Türkçe değil, şu da Türkçe değil... Peki, Sayın Bakan, Cumhuriyetin başında, yüz sözcüklük bir mektupta yüzde 30 bile yoktu Türkçe sözcük, bugün tersi olmuştur, şimdi yüzde 80, yüzde 90 Türkçe. Tabii ki diller birbirinden etkileniyor, etkilenmesin demiyoruz, ama -Profesör Doktor Aydın Koksal, dilci "Dil ve Ekin" diye, bakın orada masamın üzerinde bir kitabı var, teknik bilimle ilgili 2.500'ün üstünde sözcük türetiyor bu kişi, belki televizyonlardan dinlemişsinizdir, kitabını okumuşsunuzdur- değerli arkadaşlar, dil, hiçbir çaba harcamadan, onun için uğraşmadan, kendi başına bırakılamaz.

Dil Kurumuna özerk bir tüzel kişilik vermişti Atatürk

Atatürk o kadar büyük bir düşünceyle, Türk Dil Kurumu'nu devletin de etkisinden de kurtararak bağımsız bir biçimde kurmuş ki, bakın, özerk bir tüzel kişilik vermiş Türk Dil Kurumu'na, Türk Tarih Kurumu'na. Şimdi ne olmuş? Şimdi, Hüseyin Çelik resmen kullanıyor devletin gücünü, oturuyor, kendi kafasındaki dil anlayışını bir genelge haline döküp, çocuklara, böyle böyle böyle yapacaksınız diyor.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sadece kendi kafasındaki değil, talimat alıyor başka yerlerden.

Bağımsız Türk Dil Kurumu'nu yeniden açmak gerekir

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, Atatürk'ün büyüklüğüne bakın ki, Türk Dil Kurumu'nun... Atatürk de o zaman bir akademi kurar, bir devlet dairesi kurabilirdi, hayır diyor, bütün, o türlü gelen istekleri reddediyor, ayrı, bağımsız bir Dil Kurumu ortaya çıkarıyor. Ama ne oldu? 12 Eylül geldi, şu şu sözcükleri kullanmayacaksın...

Değerli arkadaşlar, bağımsız Türk Dil Kurumunu yeniden açmaya var mısınız? Bakın, 2876 sayılı Yasa hukuk çiğnemiştir. Bakın, Atatürk'ün vasiyeti çiğnenmiştir. Demin size Anayasa'nın 134'üncü maddesinin ikinci ibaresini okudum. Atatürk'ün "hakları saklı kalmak kaydıyla" dediği hâlde, ne yazık ki, orada çiğnenmiştir.

Siz, şimdi bir araştırma önergesi vererek, belki -dilerim öyle olmaz- Sayın Bakanın mantığıyla, efendim, Arapçadan, Farsçadan gelen sözcükler dursun, eh, Ingilizceyse çıksın... Oysa şunu demek gerekir: İster Batı'dan gelsin, Ingilizceden gelsin, Fransızcadan gelsin, ister Doğu'dan gelsin, Arapça, Farsça olsun, biz...

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)- Yasaklayalım.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Hayır, yasakla olmaz. Bakın, yasaklı anlayış yasayla olursa olur; ben tam tersini söylüyorum. Özerk, bağımsız, kendi çalışmalarıyla ortaya konan bir dilcilikten söz ediyorum. Dili halk geliştirir, dili yazarlar geliştirir, dili uzmanlar geliştirir. Siz istediğiniz kadar yasaklayın, istediğiniz kadar yapın; olmaz.

Bakın, bugünkü kargaşanın nedeni nedir? Yirmi yıldır dil dernekleri kuruldu seçenek olarak. Benim öğretmenim Ahmet Miskioğlu -büyük bir dilseverdir kendisi- İstanbul'da, tek başına Türk Dili Dergisi'ni çıkarıyor. Burada Türk Dili Dergisi gene çıkıyor, ama resmi, Türk Dil Kurumu'nun ortaya koyduğu yazım kılavuzu ile Dil Derneğinin çıkardığı yazım kılavuzu birbirini tutmuyor. İşte, kargaşa buradan çıkıyor. Bostancıoğlu'nun gönderdiği genelge ile Sayın Hüseyin Çelik'in gönderdiği genelge birbirini tutmuyor, kargaşa buradan çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, yasayla değil... Kimi belediyeler levhalardaki kirlenmeyi önlemek için kimi destekleyici işler yapıyor. Bunları kutlamak gerekir gerçekten, güzel bir şey. Dilimizi koruyalım, dilimizi geliştirelim, ama, tek pencereden bakarak değil, tek bir yaklaşımla değil, bu iş gerçekten sağcılık solculuk konusu değil, ulus olmadır dil. Dil bir ulusun kültürüdür, bakın. Toplum ilerledikçe gereksinimlerine uygun olarak dili ortaya koyar.

Değerli arkadaşlar, dil konusunda ben de saatlerce konuşabilirim Sayın Bakan gibi, örnekler de verebilirim, ama dil bağımsızlığımızdır bizim. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın dediği gibi, ses bayrağımızdır gerçekten. Yurdumuzdur. Bizi açıklığa, duruluğa, birbirimizi iyi anlamaya...

Değerli arkadaşlar, tabii çok şey var söyleyecek, ama, biz, bu arkadaşların iyi niyetle bu önergeyi verdiklerine inanıyoruz. Bakanın yaklaşımıyla değil, bu önerge doğrultusunda, yani Türk dilinin ulusal benliğine kavuşması, yabancı sözcüklerin etkisinden kurtulup yetkin bir bilim ve sanat dili olması için çaba harcamak ve bozulmaya karşı önlemler almak için bir desteğimiz. Yoksa Bakanın -ayraç içinde söylüyorum- burada söylediği yaklaşıma değil, genelge doğrultusunda söylediği yaklaşıma değil, önergedeki iyi niyete dayanarak destek veriyoruz. Gelin diyoruz, varsanız, Türk Dil Kurumu'nu eski tüzel kişiliğine yine kavuşturalım, üstelik Anayasa'yı bile değiştirmeden bir yasa değişikliği yapma olanağı var.

Hepinize saygılar sunuyorum.
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi