IMF ile anlaşma Şubat'ta tamamlanacak

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 2.53/5 - 17 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
IMF ile anlaşma Şubat'ta tamamlanacak
#1

Bakan Mehmet Şimşek: "Oluşturulan tedbir paketinin büyüklüğü ise finansman endişelerini giderecek düzeyde olacak"
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, IMF ile yapılacak anlaşmanın klasik programlardan farklı ve güncel ihtiyaçlara cevap verecek şekilde dizayn edildiğini söyledi. Ekonomi dinamikleri açısından 2000'li yılların başındaki Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında çok büyük farklar olduğunu, küresel gelişmelerin geleneksel yaklaşımları devreden çıkarttığını farklı çözümler gerektirdiğini anlatan Bakan Şimşek, Para Fonu ile en kısa sürede anlaşmayı imzalamak istediklerini belirtti.
Dünya gazetisinden Ece Ceyhun'a konuşan Şimşek, "Ama bu sadece bir tarafın iradesine bağlı değil. Her yeni gelişme büyük resimde değişiklik çıkartabiliyor. Bu bütçe büyüklükleri ile devam edersek o zaman ilk üç ay içinde hatta daha erken biter ama yeni gelişmeler çıkabiliyor. Biz anlaşmayı nihai görüşmelerin başladığı şubat ayında bitirmeye çalışacağız" dedi.
Türkiye'nin IMF'den ne kadar kaynak kullanacağı ve programın süresi gibi noktaları görüşmelerin son aşamasına bıraktıklarını ve son aşamanın da gelmediğine dikkat çeken Şimşek, "IMF hiç bir ülkenin özel sektörünü kurtarmak için başka ülke vatandaşlarının vergi gelirleri ile elde ettiği kaynağı kullanmaz" uyarısını yaparak "Biz bu defa IMF programını krizin yansımalarından reel sektörü korumak için yapıyoruz ama kaynak reel sektörü dolaylı olarak destekleyecek. Program Türkiye'nin finansman ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanıyor" dedi.
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ile 2008 yılını, 2009 beklentilerini, piyasaların merakla beklediği IMF anlaşmasını konuştuk. Türkiye'nin küresel krizden etkilenme derecesini rakamlarla anlatan Şimşek, bu yıl yapılacak yerel seçimlerde ise popülizm tuzağına düşülmeyeceğini kaydediyor.
2008 yılının dünya vatandaşlarının bir daha hatırlamak istemeyeceği bir yıl olarak değerlendiren Şimşek, 2009 yılı için çok kötümser değil. Şimşek, finans piyasalarında en kötü günlerin atlatıldığını ama reel ekonomideki toparlanmanın muhtemelen yılın dördüncü çeyreğini bulacağını düşünüyor.
Ezber bozan bir anlaşma olacak
Uluslararası Para Fonu ile 19'ncu stand-by anlaşması mayıs ayında biterken Türkiye, 20'nci anlaşmanın altına imza atmaya hazırlanıyor. Bakan Şimşek'in verdiği bilgiye göre Türkiye küresel şartları dikkate alarak hazırlayarak sonlandırmaya çalıştığını tedbir paketini IMF ile çetin geçen bir pazarlık süreciyle tamamlamaya çalışırken teknik düzeydeki çalışmalar 8 Ocak'ta Ankara'da devam edecek. Bakan Şimşek, IMF'in görüşmelerin başlangıcında talep ettiği tedbirlerin dozunun küresel gelişmeler nedeniyle kabul edilemez derecede ağır ve geleneksel olduğunu kaydederek "Müzakerelere başladığımızda ilk gelen harcama kesintisi, bugün üzerinde çalıştığımız paketten 3 kat ağırdı. Türkiye'nin mevcut şartlarını küresel krizin etkilerini sınırlama şansı olan bir program uygulanacak. Klasik IMF programları her zaman için harcama kesintisine veya gelir artışına dayanır. Dünya ekonomisinin resesyona girdiği bir noktada belli bir hedefi tutturmak için alınacak bazı bütçe tedbirlerinin büyüklüğü Türkiye ekonomisi için ciddi sıkıntılar yaratabilecek düzeydeydi. Bizim programımız bir yandan daha makul bütçe disiplinini gözetecek bir yandan da dünyada yaşanan bu küçülmenin Türkiye'ye yansımalarını sınırlayacak bir program olmalıydı. Tedbir içeriyor ama daha makul düzeyde. Türkiye'deki ekonomik aktivitenin düzeyini de kollamalıydık. Bunları müzakere etmek de zaman aldı. Ezber bozan bir anlaşma olacak" dedi.
Sorun kamunun borç dinamikleri değil
IMF'in bir taraftan 'dünyaya 1929 sonrası en büyük kriz, talep daralmasını engellemek için elinizden geleni yapın' mesajını verirken diğer taraftan Türkiye'ye çok geleneksel bir yaklaşımla iç talebi daraltacak tedbir büyüklükleri gündeme getirdiğini vurgulayan Şimşek, şöyle devam etti: "Türkiye'deki sorun borç dinamikleri, kamu açıkları değil. Sorun global kredi piyasalarındaki daralmanın getirdiği etkiler. Bu tür etkileri de daha yüksek dozda bütçe kısıntısına veya vergi artışına giderek çözemeyeceğimizi anlattık. 1990'ların sonunda Türkiye'deki en büyük makro problem kronik bütçe açıkları bunların zamanla ortaya çıkarttığı borç yükü ve bunun sürdürülemeyeceği kaygılar ve onun getirdiği baskılardı. Bugün kamu için borç bir endişe kaynağı olmaktan çıkmış. Türkiye 2007 sonunda AB tanımlı brüt borç stokunun milli gelire oranını yüzde 38.8'e düşürdü, Maastrich kriteri yüzde 60'dı. AB tanımlı genel kamu açığı 2005-2006-2007 ve 2008'de dahil olmak üzere ortalamalarına baktığında milli gelirin yüzde 1'inden az, Maastrich kriteri yüzde 3'tür. Yine kamu kesimi borçlanma gereğine bakıldığında son 3-4 yılın ortalamasının milli gelire oranının eksi olduğunu görürsünüz. Böyle bir ortamda daha yüksek dozda bütçe tedbiri alarak borcu daha aşağıya çekmek Türkiye'nin sıkıntılarını eskisi gibi çözmez. Türkiye'nin 2008'de 2009'da alt etmek zorunda olduğu sorunlar farklı. Türkiye'nin küresel düzeyde rekabet gücüne kavuşturulması, rekabet ortamının iyileştirilerek daha verimli ve inovatif bir ekonomik yapıya ulaşmaktır. Dünyada finans sektörünün bilançolarında büyük bir tahribat var. Siz kamu finansman dengelerini iyileştirmeye çalışsanız bile dışarıdaki sıkıntılardan ötürü kredi piyasaları işlemiyor. Dünya uzun zamandır ilk kez ABD, Avrupa ve Japonya'nın senkronize olarak daralma sürecine girdiğini görüyor. Düşünün otomotiv sektörü üretiminin yüzde 80'ini Avrupa'ya satıyor. Bu istihdamı etkilemez mi?"
Türkiye'nin finansman İhtiyacını karşılayacak
IMF ile müzakereleri en kısa sürede bitirmeyi düşündüklerini belirten Şimşek, "Fakat bu sadece bir tarafın iradesine bağlı değil. Bu bütçe büyüklükleri ile devam edersek o zaman ilk üç ay içinde hatta daha erken biter ama yeni gelişmeler çıkabiliyor. Biz nihai görüşmelerin başladığı şubat ayında bitirmeye çalışacağız. IMF'den ne kadar kaynak alacağımızı ve anlaşmanın süresini görüşmelerin en sonuna bıraktık. Ama sonuçta Türkiye'nin finansman ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanıyor. En son aşamaya da daha gelmedik. IMF programı isteniyor ama ne olacağı da iyi bilinmeli. IMF hiç bir ülkenin özel sektörünü kullanmak için başka ülke vatandaşlarının vergi gelirleri ile elde ettiği parayı kullanmaz. IMF'den gelen kaynak zaten dolaylı olarak özel sektörü destekleyecek. Nasıl şu anda Merkez Bankası'ndaki imkanlar özel sektör bankaları aracılığı ile reel sektöre dolaylı olarak aktarılıyor. IMF programı krizin yansımalarından reel sektörü korumak için yapılıyor. IMF programını yaptığınızda gelecekteki finansman açığının giderilmesine ilişkin endişeleri dindirmiş olacağız" şeklinde konuştu.
Mali disiplinden taviz yok
Bakan Şimşek, bunun mali disiplinden taviz verileceği şeklinde de algılanmaması gerektiğine işaret ederek "Türkiye tabii ki mali disiplini bırakmayacak, orta uzun vadede tabii ki borç dinamiklerini iyileştirmeye çalışacak. Temel sorunlardan biri dış kaynak diğeri dış talepse içeride sadece bazı bütçe düzenlemeleri ile FDF şöyle böyle diyerek sıkıntıları aşamazsınız. Avrupalı bugün araba almıyorsa Türkiye tek başına bu talep daralmasını telafi edemez. Bu bütçe disipline ile alakalı bir konu değildir. Sadece bir değişken ve onun bir yıllık performansına odaklanırsanız büyük resmi kaçırmış olursunuz. Burada Türkiye şu anda mali kural uygulamasından bahsediyor daha kalıcı tedbirleri almaya çalışıyorsa bu can alıcıdır" ifadelerini kullandı.
Lehman'ın batışını kimse öngöremezdi
Şimşek, şöyle devam etti: "Türkiye 2007 yılının siyasi belirsizliğini atlamış olarak 2008 yılına başladı. Nitekim ilk çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit ediyor. 2008'i Türkiye için zorlu ve sıkıntılı kılan faktörlerden biri küresel kriz ama diğer önemli bir unsurda mart ayında başlayan siyasi belirsizlik süreci. AKP hakkında açılan kapatma davası büyük bir belirsizlik kaynağıydı. Tüketime yansıdı ama en önemlisi 'Türkiye'nin siyasi görünümde her türlü şok yaşanabilir' olasılığını somut bir şekilde göstererek risk primini temelden yukarı çekti. İkinci çeyrekte hem emtia petrol ve gıda fiyatlarının yükselmesi de siyasi belirsizlik ile birleşince etkisini ciddi hissettirdi. Atılan adımlar ve reformlar bunların gölgesinde kaldı. Küresel kriz için milat gelişmiş ülkeler için 10 Temmuz 2007'dir. Krizin derinleştiği ve güçlü bir şekilde gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yansımaya başladığı dönem ise 12 Eylül 2008 oldu. Bu tarihten sonra küresel krizin kendini, gücünü hissettik çünkü artık finans piyasaları işlevselliğini yitirmeye başladı. Sıkıntının somut bir şekilde hissedildiği ve kredi piyasalarının iyice donduğu dönem ise Lehman'ın batışından sonradır. Ve Lehman'ın batışı ABD'de alınmış idari bir karardır. Bunu kimsenin de öngörmesi mümkün değildir."
Mayısta IMF bizim için yanlızca bir çıpaydı
Bakan Şimşek, IMF anlaşmasının imzalanmasında geç kalındığı neden mayısta yeni bir programa neden geçilmediğini anlatırken ise programın bitmesine iki ay kala Fon ile yapılacak yeni yol haritasının neler olabileceğini hükümet üyeleri olarak konuşup tartıştıklarını vurguladı. Şimşek şu ifadeleri kullandı: "Bir karar alacağınız zaman o günkü veri setini baz alırsınız. O günkü şartlar altında hem özel sektör, hem kamu, hem hükümet, hem de IMF'in kendisi üstelik kamuoyunun büyük bir kısmı 'Türkiye'nin IMF kaynaklarına ihtiyaç duymadığını ama IMF ile ihtiyati bir stand-by yapılarak çıpa ihtiyacının karşılanabileceği' yönünde konsensus oluşturmuştu. Olası bir ihtiyati stand-by anlaşması gerek Türkiye'nin kat ettiği mesafe gerekse kamu finansman dengeleri göz önüne alındığında makul bir seçenek olarak ortaya çıktı. Nitekim program bittikten hatta bitmeden muhtemel bir yeni çerçevenin temelini oluşturmak hatta bir koşul olarak Orta Vadeli Mali Çerçeve'yi ortaya koyduk. Orta Vadeli Mali Çerçeve Niyet Mektubu'nun bir ekidir. Yeni yol haritası yapılırken IMF, Türkiye'nin 1999'dan beri aralıksız bir şekilde, yani çok uzun bir süre, Para Fonu'nun programı ile yoluna devam ettiğini ve yüksek dozda IMF kaynaklarını kullanan ülkeler için yeni programa geçmeden önce kendi iç düzenlemeleri nedeniyle değerlendirme çalışması yapması gerektiğini söyledi. Kısacası IMF program sonrası değerlendirmeleri yapıp yönetim kuruluna sunduktan sonra yeni bir program çerçevesi üzerinde çalışabileceği mesajını verdi. Bizde bu dönemde zaten sadece çıpa fonksiyonu atfettiğimiz için kendi programımızı yapmaya başladık. Dolayısıyla ne krizi öngörememezlik var ne de IMF konusunda farklı dönemlerde farklı yaklaşımlar var. Doğru ihtiyaçlara göre farklı değerlendirmeler var. Bu bir zaafiyet noktası olarak görülmemeli. Çünkü biz program bitmeden aylar evvel bittikten sonrası için çalışmalar yapılmaya başladık. Nitekim stand-by bitince program sonrası izlemeye otomatik girdik."
Eylülden sonra yaşananlar bütün tahminleri alt-üst etti
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakan Mehmet Şimşek eylülden itibaren küresel şartların değişmesi ile IMF'de dahil olmak üzere bir çok uluslararası kuruluşun dünya ekonomisine ilişkin tahminlerini sık değiştirmek zorunda kaldığına dikkat çekerek bunun da süreci uzatan bir faktör olduğunu anlattı.
Şimşek, "AB üyesi ülkeler bile IMF'in kapısını çaldı ve fon kaynaklarına olan talep had safhaya vardı. IMF'de eylülden sonra tahmin değişiklikleri yapmak zorunda kaldı. Bu tahminlerin program varsayımlarına ilişkin yansımaları var. Temmuzda bütçe çalışmaları başladı, eylülde belli bir noktaya geldi. YPK'da büyüklükler belirlendi ondan sonra program yapacağınız bir kuruluş dünya ve Türkiye ekonomisi ile ilgili tahminlerini değiştirdi. Yapılan her değişiklik bizim için sürecin uzaması anlamına da geldi" diye konuştu.
Krizi ciddiye almakla, vatandaşı paniğe sürüklemek farklı şeyler
"Dünyada bankalar battı, bizim bankalarımız dimdik ayakta" diyen Bakan Şimşek, diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'nin performansının daha iyi olduğunu kaydetti. Bu krizin sadece finansman ve dış talep kanalından değil ayrıca psikolojik etkiler de bırakacağını ifade eden Şimşek, "Krizi ciddiye almak ile insanları paniğe sürüklemek farklı şeyler. Başbakan panik bir görüntü sergileyemez. Bazılarına kalsa bizim çıkıp felaket tellağı yapmamamız lazım. Kötümserlik bulaşıcıdır" dedi.
Türkiye'nin tek başına bu krizi telafi edecek imkan ve mekanizmaları olmadığını belirten Şimşek şöyle konuştu: "Tedbir alma kapasiteleri açısından dünyadaki ülkeleri üçe ayırabiliriz. Birinci grup ülkeler Amerika, Avrupa ve Japonya. Rezerv para birimine sahip bu ülkeler krize karşı kısa dönemde mali ve parasal tedbir alabilir, para basabilir. Türkiye hiçbir zaman bu gruba girmedi. İkinci grup ülkeler çok yüksek miktarda döviz rezervi olan ülkelerdir. Körfez ülkeleri, Rusya ve Çin gibi. Çin'in 2 trilyon dolara yakın döviz rezervi var. Bu ülkelerde rezervlerini kullanabildi. Türkiye bu gruba da girmiyor. Bizim rezervimiz 73 milyar dolar. Türkiye, tasarruf açığı olan bir ülke. Yüksek cari açık veriyor. Biz bütün resmi krizin etkilerini kanallarını gördük. Biz 2007 yılında kredi piyasasında ne kadar daralma olacağını tahribatı ve reel ekonomiye etkilerini abd den daha iyi gördük. Türkiye'de bazı kesimler iyimserlikten kötümserliğe çok hızlı geçtiler."
Toparlanmaya muhtemelen dördüncü çeyrekte başlarız
Petrol, emtia ve gıda fiyatlarının normalleştiğini bunun da enflasyon ve cari açığa pozitif etki yapacağını kaydeden Şimşek, dış talep daralması nedeniyle büyüme ve istihdam görünümünün olumsuz olacağını söyledi. Normalleşme işaretleri görülmeye başladığı anda Türkiye'de toparlanmanın hızla başlayacağını öngören Şimşek, "Normalleşmenin ardından Türkiye yine yüksek büyüme oranlarını yakalar" dedi. 2008'de yapılan Sosyal Güvenlik, Enerji Piyasası, AR-GE ve İstihdam reformlarının önce siyasi kriz ardından kredi krizi ile gölgede kaldığını anlatan Şimşek, "Ortalığın toz duman altında kalmadığı bir dönemde olsaydı Türkiye'nin risk primi çok düşerdi" diye konuştu.
2009 yılına bakarken 'her şey kısa sürede toparlanacak' yaklaşımının da gerçekçi olmayacağını ifade eden Şimşek, "Dünyada bu krizin etkilerini sınırlamaya dönük paketler açılıyor. 31 Aralık 2008 itibariyle dünyada açıklanan kurtarma paketlerinin miktarı 10 trilyon 770 milyar dolara ulaştı. Bunun 8 trilyon 357 milyar dolarlık bölümünü gelişmiş ülkeler açıklamışlar ki rakam bu ülkelerin 2007 yılı GSYİH'larının yüzde 21.16'sına denk geliyor. Gelişmekte olan ülkeler ise 2007 GSYİH rakamlarının yüzde 20.28'i kadar 2 trilyon 413 milyar dolarlık tedbir paketi açıklamışlar. Bu paketlerin toplamı dünya milli gelirinin yüzde 21'ine tekabül ediyor. Dünya milli gelirinin beşte birine hükmeden ABD hane halkı, borsa yoluyla, emeklilik fonları ile konuttaki değer kaybından net 13 trilyon dolarlık servet kaybıyla karşı karşıya kaldı. Bu 2007'ye oranla %20'lik servet erimesi demek. Bunun finans piyasalarına, şirketlere ve devlete yansıması var. ABD bütçe açığı muhtemelen milli gelirinin yüzde 10'unu aşacak. FED'in bilançosu 870 milyar dolardan 2.2 trilyon dolara geldi. Muhtemelen bu yıl içinde bir ara 3 trilyon dolar seviyelerine dokunacak. Fakat burada olumlu bir nokta var. Dünya geçmiş hatalarından çok şey öğrendi. Japonya her biri 20 ay süren iki resesyon yaşadı. Japonya gereken adımları birkaç yılda attı. Bu krizde ise adımlar hemen atıldı. BOJ'un birkaç yılda geldiği noktaya FED hemen geldi. Sorunu ne kadar erken görürseniz yansımalarını o ölçüde minimize edersiniz. Normal seyrine bırakılsaydı bu krizden belki 3-5 yılda çıkılamayacaktı. Gerek alınan tedbirlerin büyüklüğü gerekse kalitesi açısından doğru politika reaksiyonu açısından bakınca dünya bu yılın sonlarına doğru toparlanmaya başlar diye ümitliyim"
ML'de yaptığımız 2050 analizinin arkasındayım
Merrill Lynch'in Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanı olduğu dönemde 2050 yılında dünya ekonomilerinin nereye gideceğine dönük bir analiz yayınlayan Bakan Şimşek'e küresel krizin getireceği dönüşümün fikirlerini değiştirip değiştirmediğini sorduğumuzdaysa "Uzun dönemli analizde büyük değişiklikler yok" dedi. Analizde 2050 yılında ABD ve Avrupa ekonomilerinin dünya ekonomisi içindeki payının azalacağı buna karşılık Asya'dan Çin ve Hindistan'ın aldığı payın artacağı ortaya konulmuştu. Raporda ayrıca yatırımcılara altın alınması tavsiyesinde bulunuluyordu.
Her şeyden önce ekonomistim uyarmadı diyen arşive baksın
"Türkiye'nin krizden etkilendiğini ve bunun kanallarını sadece bir Bakan olarak değil ekonomist olarak da söyledim. Söylemeye de devam ediyorum. 12 Eylülden biraz geriye giderseniz 18 Aralık 2007 ve 17 Ağustos 2008'de biri CNN Türk'te diğeri Denizli'de işadamları ile bir araya geldiğim toplantılar uyarılarım en keskin olduyğu konuşmalardır. Üstelik o dönemde kriz çığırtkanlığı yapmakla ve moral bozmakla suçlandım. Bugün Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nun (EKK) bu kadar etkin olduğu bir dönem yok. Türkiye bu krizden 2001'de olduğu gibi etkilenmeyecek. Bankalarımız batmayacak. Türk bankaları güçlü ve tecrübesi çok büyük. Bu kriz bizi teğet geçecek. Biz her gün çıkıp çok kötü etkileneceğiz deseydik ne olurdu? Toplumun psikolojisi bozulurdu. Kendi krizimizi kendimiz yaratırdık. Her şeyden önce ekonomistim. Uyarması diyen arşive baksın"
Zar Atmam Şansa İnanmam Ortada Bir Şans Varsa Onuda Ben Yaratırım...
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Şubat ayının zam şampiyonu LPG oldu asi cafe 0 1.222 04-03-2009, Saat: 13:49
Son Yorum: asi cafe
  IMF ile anlaşma ne zaman yapılacak? asi cafe 0 1.249 24-01-2009, Saat: 11:43
Son Yorum: asi cafe
  Kredi çekmek için 1 Şubat'ı bekleyin asi cafe 0 1.326 21-01-2009, Saat: 11:33
Son Yorum: asi cafe

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi