Kuş Kanadı İsyan

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 2.57/5 - 7 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kuş Kanadı İsyan
#1

Kanatları olmasına rağmen hiçbir zaman uçamayacak bir göçmen kuş bu ömrüm. İnce, kırılgan, nazik ellere muhtaç bir ruhum var benim. Öksüz, kaba, çamurlu, kirletilmiş, dul bir dünya bu şimdilerde günlerimi tüketen…
Güneşin doğuşuna benimle sevinen biri olmadı yanımda... Zaten güneşli günlere hasret mevsimlerde geçmiyor muydu bütün bu tükenişler. Küçük bir bulut yetiyordu her aydınlığı gölgesine almaya. Böyle küskünlükler gelip göçüyordu içimden apansız. Ben göçemiyordum… Öyle susuzluklar beliriyordu kalemimde dili damağa yapıştırırcasına… Ve çaresizce sığındığım şiirler kandırmıyor, içimin yangını biraz olsun hafiflese diyip sayfalara gömülüyorum lakin yetmiyor ne yapsam az geliyor işte.
Sevda, sevda diye ne bağırırsınız bilmem diyip sövesim geliyor bazen herkese ve en çok da kendime…
Kanadı kırık bir göçmen kuş ise bu gönlüm… Ruhumca hiç özgür kalamamışsam… Yazıp, yazıp karalamışsam geçmişimi defalarca… Yorulmamışsam gördüklerimden… Ölmemişsem bugüne dek… Koparamadığım iplerimle bağlıyım hayatın bir köşe ıssız limanında…
El ele sevgililer gelip geçer kar yağdığında sokağımdan. Aşk benim elimden tutmamışsa, tutmam hiçbir sevgi sahtecisinin sahte sıcak elini. Üşüse donsa parmaklarım düğümlerimle uğraşırım yorulmadan. Dalga döver susarım. Dövdükçe büyür sükunetim…
Don Kişot’luğa soyunur hayallerim geceleri. Gözkapaklarımın perdesinde bambaşka bir dünya oynatır zihnimin senaryoları. Gece soğukluğuyla yavaşça iner sokak aralarına… Buza ve kırağıya keser kaldırımlarda kol gezen ayazı. Bir yerlerde evsizler için dua edenler vardır düşüncesiyle son anda ısınır vicdanım. Kalemi tutan parmaklarım üşür.
Su kadar içi dışı bir olabilseniz ey neyin peşinde böyle koştur telaş gittiği belli olmayan insanlar. En iyi yaşanan hayatlar bile yarım kalmıyor mu en nihayetinde. Hangi hikayeyi yazsak sonu yok. Tırtıllığın sonu koza. Kozanın sonu ya ipek ya kelebek. Kader bunun neresinde…
İçimde belli belirsiz, uzaktan uzağa uğuldayan ve gittikçe çoğalan bir huzursuzluk… Sesi her seferinde daha yakından işitiliyor sanki. Cilalı bir koridorda bana doğru ilerleyen gıcırtılı postallar, şıkırdayan anahtarlık ve hırıltılı bir nefes. Belirsiz, karanlık bir geleceğin ayak sesleri. Üşüten parmaklıkların ardından gittikçe büyüyen gözlerle bakıyorum sadece…
Fakir mahalle çamuru kadar yapışkan ve grimsi bir sevimsizliği giyiniyor şehir işte bu saçma soğuk mevsimde. Kar bile rengini yitiriyor daha toprağa düşemeden. Her şeyin özünü bataklığında çürüten bir karmaşanın içinde yüzüyor çocukluğum…
Yemyeşil kırlarda papatyalarla gelincikler arasında uzanıp yatasım var sonsuza kadar. Bu boğucu betonarmelikte gün be gün deliriyorum artık. Nezaketen bastırıyorum çığlıklarımı.
Ne sevgisiymiş o tutuşan ellerin, bakışan gözlerinki… Kalbini açacak babayiğitler çoktan silinmiş bu çirkef hayattan. Şarapla mehtap olmasa çekilir mi kahrın dünya!
Duygulu, içten, şefkatli bir aşka susamış tüm kainat. Kağıtlarca, ciltlerce anlatılmış, aranmış, bulunamamış…
Şimdilerde uçmayı asla öğrenemeyeceğini kabullenmeye meyilli bir göçmen kuş olmaya karar verdim. Sevemediğim ve sevemeyeceğim bir kalıpta daraltılmış, karartılmış bir alın yazısı üzerine oturttuğum günleri tüketmekle meşgulüm. Beni soran olursa; ruhumu alıp güneşli kırlara gidiyorum.


Aslı
14/12/2007

İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi