LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 3.13/5 - 23 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !
#1

LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !
LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? AKP Hükümeti’nin kimi yersiz uygulamaları ile Laiklik yapay olarak toplum gündemine taşınmak isteniyor. Oysa ülkemizin, evrensel tanımına uygun biçimde Laik rejimi benimsemesi ve .

Anayasasına değiştirilemez üstün hukuk kuralı olarak koymasından bu yana 60

yılı aşkın bir zaman geçti. Ulusumuz yaygın biçimde laik yaşam biçimini içselleştirdi. Zaten öteden beri Anadolu islamı, özellikle Alevi-Bektaşi yorumuyla islamiyet laik nitelik kazanmıştı; güleryüzlüydü ve Tanrı’dan korkma yerine onu sevmeye dayalı bir hoşgörü kültürüyle bezenerek yorumlanmıştı. Çöl ya da .

vehabi katılığı asla söz konusu değildi. Üstelik 1789 Büyük Fransız Devrimi’ne ikincil olarak Fransa’da ortaya atılan “Laisite-laiklik” kavramı da henüz yoktu. Anadolu, kendi öz ekiniyle Çöl şeriatını bir tür evcilleştirmişti.

Cumhuriyet’le birlikte, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, pek doğallıkla da laik olacaktı. Bu 2 olgu temelde birbirinden ayrı düşünülemezdi. Gerçekten de, Akşin’e göre; “Atatürk Devrimi’nin Cumhuriyetle

birlikte en önemli esaslarından biri laikliktir. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Herhangi bir din, mezhep ya da tarikat .

devlet işlerine kesinlikle karışamaz, kendisi için bir ayrıcalık isteyemez. Devletin yasaları, uygulamaları bir dine ya da mezhebe göre olamaz. Devlet

bütün din ve mezhepler karşısında tarafsız olacaktır. Öbür yönden, devlet de dine karışmamalıdır. Kural bu olmakla birlikte, devlet dine karışmak

durumunda olabilir. Örneğin bir din ya da mezhep inananlarına insan .

kurban etmek ya da intihar etmek türünden şeyler yapmalarını buyuruyorsa,

devletin bu tür uygulamayı önlemesi gerekir.” (Prof.Dr.Sina AKŞİN, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, Cilt 2, 1997, Cumhuriyet Kitapları)Ne var ki, Anayasamızın Başlangıç bölümünde ve metninde değiştirilmesi bile önerilemeyecek madde olarak düzenlenmesine karşın[1], kimi çevreler, Laik yaşam biçimine doğrudan ya da

cepheden saldıramadıklarından, Demokratik Cumhuriyet’in temel güvencelerinden olan bu kurumu sulandırarak başkalaştırmak istemektedirler. Anayasanın ilgili maddeleri aşağıdadır :

“II. Cumhuriyetin nitelikleri .

Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

“IV. Değiştirilemeyecek hükümler Madde 4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2

nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.” Atatürk’ün Laiklik Anlayışı

:· “ İslâm dinini, asırlardan beri alışılageldiği veçhile bir siyaset vasıtası mevkiinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Mukaddes ve tanrısal inançlarımızı ve vicdanî değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan

siyasiyattan ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve kesin şekilde kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî saadetinin emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle İslâm dininin yüksekliği belirir. ” 1924 (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I. Cilt, syf. 318)Atatürk’ün bu anlatımında çok

netlikle vurgulandığı üzere, dinin siyasete alet edilerek inançlı insanların sömürülmesi ve çıkar sağlanması mutlaka engellenmelidir. Bunun biricik yolu ise laikliktir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok partili yaşama geçmek ister ve yakın arkadaşı Serbest Fırka Lideri Fethi Okyar’a şunları söyler : · “Memnuniyetle görüyorum ki, lâik cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasî hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve

arayacağım temel budur.” (1930, Atatürk’ün T.T.B. IV, syf. 544) Mustafa Kemal Paşa, çok yakın dava arkadaşı Kılıç .

Ali’ye göre aşağıdaki gibi düşünmektedir : · “ Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir.” (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, syf. 57)

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Afetinan’ın Mustafa Kemal Paşa’nın el yazmalarından bize ulaştırdığına göre; · “ Türk ulusu, halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir. Türk Devleti lâiktir. Her erişkin dinini seçmekte serbesttir.” (Afetinan, M.K. Atatürk’ün El Yazıları, 1930, syf. 352)· “ Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, düzenlemeler bilimin çağdaş uygarlığa sağladığı temel ve biçimlere, dünya gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdanî olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı

(=LAİKLİĞİ), ulusumuzun çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.“ 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, 1930, syf. 56)Ulus Egemenliğinin gerçekleşebilmesi için, yaşamın gerekleri ve toplumun gereksinimleri dinsel kurallarla değil, us ve bilime, çağın gereklerine uygun biçimde karşılanmak durumundadır :·

“ Biz din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmıyoruz. Millet ve devlet işlerinin Kâbe’si, ulusal egemenliğin belirdiği Büyük Millet Meclisi’dir. Din işlerinin mihrabı ise insanların, kişilerin vicdanlarıdır.” (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.VII.1949)

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı ve kurucusu Yüce Atatürk, her fırsatta laiklik kavramını tanımlayarak hem konuya açıklık getirmiş hem de bu konudaki kararlılığını ısrarla vurgulamıştır :· “Artık

Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar! Mazinin dalgınlıkları, paslı durgunlukları, Türkiye halkının dimağından silinmiş olduğunda kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Eriştiğimiz mutlu durumdan bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye bile yetkili olmadığı kesin bir gerçektir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt III, 1924, syf. 76)

Yine çok yakın silah ve dava arkadaşı Kılıç Ali’nin birinci elden aktardıklarına göre;· “ Dinden maddî çıkar sağlayanlar, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı

aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.” (1930, Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, syf.. 116)Bilindiği gibi henüz Cumhuriyet ilan edilmeden hatta Kurtuluş Savaşı sonlandırılmadan 1. TBMM’nin 1921’de benimsediği ilk Anayasa, olağanüstü koşullar yüzünden, Devletin dinini İslam olarak tanımlıyordu. Gerçekte Atatürk’ün kafasında yer alanları kendi sözlerinden Söylev’de öğrenmekteyiz :· “ Cumhuriyetin ilânından sonra da, yeni Anayasa yapılırken, lâik hükümet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmaya eğilimli ve vesileci olanlara fırsat vermemek amacıyla, kanunun yasanın 2. maddesini anlamsız kılan bir

tabirin girişine müsamaha olunmuştur. Anayasanın, gerek 2. ve gerek 26. maddelerinde, gereksiz görünen ve yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet yönetimimizin çağdaş karakteriyle uyuşmayan deyimler, devrim ve cumhuriyetin o zaman için sakınca görmediği ödünlerdir. Ulus, Anayasamızdan, bu fazlalıkları ilk uygun zamanda

kaldırmalıdır.” 1927 (Söylev, cilt II, syf. 714-17) Laikliği Atatürk mü uydurdu ?Büyük Atatürk’ün söz konusu değerlendirmeleri tümüyle bilimsel ve gerçekçidir. Nitekim ünlü sosyolog Ernest Renan’ın LAİKLİK tanımı aşağıdadır :

· “L a ilik; dinler arasında devletin yalnızlığıdır.”

Ayrıca Anayasa Mahkememiz de bu kavramı yetkinlikle ve benzer içerikte tanımlamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin LAİKLİK tanımı : · “Laiklik; egemenliğe, demokrasi ile özgürlüğe ve bilgi bileşimine dayanan toplumsal bir atılım, siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. Laik düzende din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan

çıkarılır, gerçek saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Böylece siyasal yaşamın dayanağı bilim ve hukuk olur.”

Dolayısıyla çok net bir biçimde denebilir ki, LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !Demek ki, laiklik yurttaşların inançlarının en sağlam güvencesidir. İnanç özgürlüğü devletçe

sağlanmaktadır. Herkes inancında ve ibadetinde serbesttir. Laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayırmak gerekir. Böylesi rejimlerde devlet dine karşıdır.

Vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gerekli her türlü önlemi alır. Atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu ile tam bir .

din ve inanç özgürlüğü vardır.Laiklik sömürüsü ve AKP Hükümeti :Başbakan Sn. Erdoğan’ın çarpıttığı gibi Laiklik sınırsız bir din ve inanç özgürlüğü değildir. Tüm özgürlüklerin doğal sınırları vardır. Bu sınır, başkalarına ve topluma zarar vermemek ilkesine dayalıdır. Dolayısıyla Devlet gereğinde

din adına kişilere ve topluma dayatılan bireylerin ve kamunun açıkça zararına olan akıl ve bilim dışı olgulara müdahale hakkına sahiptir. Örn. geçtiğimiz yıllarda ABD’de David Koresh tarikatının üyelerinin toplu özekıyımlarına (intihar) hükümet zor kullanarak müdahale etmiş ve bu eylemi laik

hukuka tümüyle uygun görülmüştür.Somut örnek olarak İmam Hatip Liseleri konusu gündemdedir. Bu liselerden, Necmettin Erbakan’ın övünerek itiraf ettiğine göre;· ”

İmam Hatip Liselerinde 27 yılda 1 300 000 inançlı mücahit yetiştirilmiştir.”Büyük Atatürk’ün uyarılarının ne denli yerli yerinde olduğu, yaşanarak bir

kez daha deneylenmiştir.· “ Dinden maddî çıkar sağlayanlar, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.”

(1930, Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, syf.. 116)S o n u ç :Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nüfusunun % 95’inden çoğunun

inanç sahibi Müslüman olduğu gerçeğinin ayırdındadır. Müslümanların inanç ve ibadet hizmetlerini bile Devlet yükümlenmiştir. Din eğitim ve öğretimi yapan kurumlar .

açılmış; buralarda Atatürkçü, aydın, akılcı, laik din adamları yetiştirilmesine çaba gösterilmiştir. Anadoluda, hiçbir dönemde Cumhuriyet dönemindeki sayıda cami yapılmamıştır. Cumhuriyet’in başında birkaç bin dolayındaki cami sayısı 75 bini geçmiştir. Öyle ki, her 8 saatte 1 cami bitirilir olmuştur. Nüfus artışının

çok üzerinde bir hızla cami inşaatı gündemdedir. 1-2 yıl öncesine dek, okulların bile faturaları ödenmediğinde kesilirken, camilere kamu kaynaklarından sürekli biçimde elektrik ve su sağlanması sürdürülebilmiştir!· Bu tür girişimlerle rejim hızla dinselleştirilerek demokratik-laik cumhuriyetin içinin boşaltılması çabaları sürdürülmüştür. Fakat, Türk

ulusu ve Devleti varlığını ancak inanç özgürlüğü içinde, çağın kaçınılmaz gereği olan us (akıl) ve bilim yolunda, güleryüzlü bir laikliği benimseyerek sürdürebilir. Geriye dönüş olanaklı değildir. Böyle bir tutum zamana ayak uyduramamak, çağın dışında kalmak olur. Laiklik konusuna son vermeden önce, kimilerince ileri sürülen “devlet laik olur, insan ya da Müslüman laik olmaz” tuzağı üzerinde durulmalıdır

: Bu yanlıştır ve çarpıtmadır. Laikliği kabul eden insan laiktir, aynı zamanda Müslüman da olabilir veya .

başka bir dine inanabilir. Türk Devrimi sayesinde Türkiye’de günümüzde milyonlarca laik Müslüman, yani laikliği kabul etmiş Müslüman vardır. Çok açıktır ki, laik Müslümanların pek çoğu tapınmalarını (ibadetlerini) eksiksiz yerine getirebilen insanlardır. Aydınlanma Devrimi yayılıp kökleştikçe, laiklik kavramının daha da benimsenmesi

ve iyice yaşama geçirilmesi doğaldır. Türkiye’nin dünyanın gelişmiş uygar ülkeleri .

arasına girmesi de buna bağlıdır. Yeryüzünde büyük bir coğrafyaya yayılmış olan İslamiyet’te de öbür dünya dinleri gibi pek çok mezhep ve tarikat vardır. Bu insanlar kendilerini Müslüman olarak tanımlamaktadır fakat

özellikleri farklı olabilmektedir. Bu ayrımlar yüzünden, dinlerin mezhep yorumları oluşmuştur. Her mezhebin, öbür mezhepleri Müslüman kabul etmesi, onları hoş görmesi,

barış ve kardeşliğin, İslamiyet’in bütünselliğinin gereğidir. Dolayısıyla Laik Müslümanlık da öbür mezhepler gibi dışlanmamalıdır. Akşin’e göre; “Çok karılılığı kabul etmiyorsun,

faizi, laikliği kabul ediyorsun, sen müslüman değilsin!” demek bölücülüktür. Ayrıca İslamiyet’i şeriata, dolayısıyla Ortaçağa bağladığı için İslamiyet’in çağdaş toplumlara da yayılmasına engel olan, İslamiyet yararına olmayan bir tutumdur. Hıristiyan misyonerleri de Müslümanları Hıristiyan yapmak için aynı mantığı kullanıyorlar. “Çok karılılığı reddediyorsun, o halde müslüman değilsin.. Gel seni Hıristiyan yapalım..” diyorlar. (Prof.Dr.Sina AKŞİN, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, Cilt 2, 1997, Cumhuriyet Kitapları)

Yazımızı Yüce Atatürk’ün kararlı uyarısı ile bağlayalım ve bir kez daha açıklıkla vurgulayalım ki;

· LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !· “ Cumhuriyetimiz, öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu

elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. Gereğinde kurumlarımızı savunmak için gerekeni yapmaya hazırız.” (1923, Atatürk’ün

Söylev ve Demeçleri, cilt III, syf. 71)
[Resim: 7903atamizindeyizby5hs7ii4.jpg]

“Bir memlekette; namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur”
Bul
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Laiklik dinsizlik mi? gamze33 0 2.664 03-03-2008, Saat: 22:47
Son Yorum: gamze33

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi