MUSTAFA KEMAL’İ ÖZLEMEK
Neden hala özlüyor ve bekliyoruz?
“Atatürk olsaydı bu halde mi olurduk?” bunu zihninden veya doğrudan dillendirmeyenimiz var mıdır?
Peki neden?
Bunun çok fazla boyutu var belki de. Milletçe duygusallığımızı inkar etmedik. Zaman zaman bunun bize faturası ağır da çıkartıldı. Yine de diğer tarafta bizleri toplum olmayı bilmemekle becerememekle suçlayanlara dönüp şöyle demek gelmiyor mu içimizden; biz Türkler dünya üzerinde en fazla ortak duyguyu bir arada yaşayabilen bir millet değil miyiz? Toplum olmak da işte tam bu noktada tek yumruk olabilmekten geçmiyor mu?
Atatürk Türk toplumunu çok iyi tahlil etmiştir. Yoksa kurtuluş mücadelesine girişmek gerçek manada bir çılgınlık olabilirdi. Güven denilen olguyu öyle iyi kullanmıştır ki. Millete güvenmiş ve milletinin sonsuz güvenini bu sayede kazanmıştır. Bu açıdan bakıldığında dünyada eşi olmayan bir önderdir zaten.
Kimi büyük liderler için şöyle denir ; “Yaşadığı döneme damgasını vurmuştur.” Mustafa Kemal için ise bu söylem çok kısırdır. Çünkü O yaşadığı döneme, sonrasındaki dönemlere damgasını vurmakla kalmamış günümüzde hala hayatta olmadığı halde en çok sözü edilen ve en kalabalık kitleyi peşinden sürükleyebilen, geleceğimize de ışık tutmaya devam eden bir yüce önder olmuştur. Onun söylemleri, siyasi yaşamı, icraatları, hedefleri bir cumhuriyetin temel taşı olma vazifesini sürdürmektedir. O’nu ve bütün yaptıklarını inkar demek bir ulusun yok sayılmasının açık senedidir.
İnsanımızın duygusallığı, Ata’ya olan bağlılığı her dönemde ajite edilmeye çalışılmış. Başka devletlerce küçümsenmiş anlamsız bulunmuş ve zaman zaman bunların yansımaları ülkemizde de zuhur etmiştir. Ancak koskoca bir milletin her yönüyle gönülden bağlı olduğu Büyük Önder’e karşı alınan bu tavırlar hiçbir zaman Türk halkında karşılığını bulamamıştır.
Atatürk askeri kimliği ve devlet adamlığı bir yana eşsiz bir hatiptir. Ondaki hitap ve etkileme gücü yaptığı konuşmaların, açıklamaların, söylevinin bugün bile tekrar tekrar okunarak dersler çıkarılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Ölümünün 69. yılında Yüce Önder’i şimdiye kadar hiç olmadığı kadar büyük bir özlemle anıyoruz. Çünkü Türkiye açmazlara sürüklenmeye çalışılmakta. Çünkü Türkiye önünü göremediği bir sis perdesinin içinden geçmekte, o sisten bizi sağ salim çıkarabilecek güvenilir bir lidere susamış durumda. Türkiye dostunu düşmanını seçemez hale gelmekte. Anlaşılmaz karmaşık çıkar ilişkileri içerisinde, Türkiye ekonomik bağımsızlığını yitirmekte.
Hangimizin yüreğinden geçmiyor ki; sabah televizyonu açsak karşımızda Atatürk oturmuş arkasında cumhurbaşkanlığı forsu. Masasında Türk bayrağı… Bizimle konuşuyor, tavsiyeler veriyor. Günümüzün dış dengelerini, ekonomiyi, terörü, komşu ülkelerle ilişkilerimizi, müttefik ülkelerle olan anlaşmalarımızı, sosyal politikaları, polisi, yargıyı, hükümeti, muhalefeti, … hepsine yönelik kendi düşüncelerini anlatıyor bizlere… Neler söylerdi kimbilir diye iç geçiriyoruz hep birlikte, milletçe bu özlemi bunumuzun direği sızlayarak hissediyoruz. Kimi yerde gözleri öfkeyle çakmak çakmak yanardı değil mi? Ama o da özlemiştir milletini sevgiyle yumuşardı hemen yüz hatları…
Oysa unuttuğumuz çok önemli bir sözü var Ata’nın; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacak” Mustafa Kemal’in mirasına sahip çıkmak hepimizin görevi elbette. Onun o naçiz aziz vücudunu özlemekten öte yapmamız gereken ise yaptıklarını, söylediklerini, düşüncelerini, öğütlerini tekrar tekrar okumak ve gelecek nesillerimizin de aynı bilinçle yetişmelerini sağlamak. O’nun kurduğu bu cumhuriyeti daima korumak, ilerletmek ve yaşatmak… İşte ölüm yıldönümünde saygıyla andığımız Atamıza olan özlemimizi en anlamlı olarak böyle yaşamalıyız.
ASLI ESEN 10 Kasım 2007 ANKARA
Neden hala özlüyor ve bekliyoruz?
“Atatürk olsaydı bu halde mi olurduk?” bunu zihninden veya doğrudan dillendirmeyenimiz var mıdır?
Peki neden?
Bunun çok fazla boyutu var belki de. Milletçe duygusallığımızı inkar etmedik. Zaman zaman bunun bize faturası ağır da çıkartıldı. Yine de diğer tarafta bizleri toplum olmayı bilmemekle becerememekle suçlayanlara dönüp şöyle demek gelmiyor mu içimizden; biz Türkler dünya üzerinde en fazla ortak duyguyu bir arada yaşayabilen bir millet değil miyiz? Toplum olmak da işte tam bu noktada tek yumruk olabilmekten geçmiyor mu?
Atatürk Türk toplumunu çok iyi tahlil etmiştir. Yoksa kurtuluş mücadelesine girişmek gerçek manada bir çılgınlık olabilirdi. Güven denilen olguyu öyle iyi kullanmıştır ki. Millete güvenmiş ve milletinin sonsuz güvenini bu sayede kazanmıştır. Bu açıdan bakıldığında dünyada eşi olmayan bir önderdir zaten.
Kimi büyük liderler için şöyle denir ; “Yaşadığı döneme damgasını vurmuştur.” Mustafa Kemal için ise bu söylem çok kısırdır. Çünkü O yaşadığı döneme, sonrasındaki dönemlere damgasını vurmakla kalmamış günümüzde hala hayatta olmadığı halde en çok sözü edilen ve en kalabalık kitleyi peşinden sürükleyebilen, geleceğimize de ışık tutmaya devam eden bir yüce önder olmuştur. Onun söylemleri, siyasi yaşamı, icraatları, hedefleri bir cumhuriyetin temel taşı olma vazifesini sürdürmektedir. O’nu ve bütün yaptıklarını inkar demek bir ulusun yok sayılmasının açık senedidir.
İnsanımızın duygusallığı, Ata’ya olan bağlılığı her dönemde ajite edilmeye çalışılmış. Başka devletlerce küçümsenmiş anlamsız bulunmuş ve zaman zaman bunların yansımaları ülkemizde de zuhur etmiştir. Ancak koskoca bir milletin her yönüyle gönülden bağlı olduğu Büyük Önder’e karşı alınan bu tavırlar hiçbir zaman Türk halkında karşılığını bulamamıştır.
Atatürk askeri kimliği ve devlet adamlığı bir yana eşsiz bir hatiptir. Ondaki hitap ve etkileme gücü yaptığı konuşmaların, açıklamaların, söylevinin bugün bile tekrar tekrar okunarak dersler çıkarılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Ölümünün 69. yılında Yüce Önder’i şimdiye kadar hiç olmadığı kadar büyük bir özlemle anıyoruz. Çünkü Türkiye açmazlara sürüklenmeye çalışılmakta. Çünkü Türkiye önünü göremediği bir sis perdesinin içinden geçmekte, o sisten bizi sağ salim çıkarabilecek güvenilir bir lidere susamış durumda. Türkiye dostunu düşmanını seçemez hale gelmekte. Anlaşılmaz karmaşık çıkar ilişkileri içerisinde, Türkiye ekonomik bağımsızlığını yitirmekte.
Hangimizin yüreğinden geçmiyor ki; sabah televizyonu açsak karşımızda Atatürk oturmuş arkasında cumhurbaşkanlığı forsu. Masasında Türk bayrağı… Bizimle konuşuyor, tavsiyeler veriyor. Günümüzün dış dengelerini, ekonomiyi, terörü, komşu ülkelerle ilişkilerimizi, müttefik ülkelerle olan anlaşmalarımızı, sosyal politikaları, polisi, yargıyı, hükümeti, muhalefeti, … hepsine yönelik kendi düşüncelerini anlatıyor bizlere… Neler söylerdi kimbilir diye iç geçiriyoruz hep birlikte, milletçe bu özlemi bunumuzun direği sızlayarak hissediyoruz. Kimi yerde gözleri öfkeyle çakmak çakmak yanardı değil mi? Ama o da özlemiştir milletini sevgiyle yumuşardı hemen yüz hatları…
Oysa unuttuğumuz çok önemli bir sözü var Ata’nın; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacak” Mustafa Kemal’in mirasına sahip çıkmak hepimizin görevi elbette. Onun o naçiz aziz vücudunu özlemekten öte yapmamız gereken ise yaptıklarını, söylediklerini, düşüncelerini, öğütlerini tekrar tekrar okumak ve gelecek nesillerimizin de aynı bilinçle yetişmelerini sağlamak. O’nun kurduğu bu cumhuriyeti daima korumak, ilerletmek ve yaşatmak… İşte ölüm yıldönümünde saygıyla andığımız Atamıza olan özlemimizi en anlamlı olarak böyle yaşamalıyız.
ASLI ESEN 10 Kasım 2007 ANKARA
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)

