Söz Sanatları

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 2.8/5 - 25 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Söz Sanatları
#6

5. TECÂHÜL-İ ÂRİF

Bilinen bir hakikati , bilmiyormuş gibi söylemektir. Tecâhül-i ârif ne hiç bilmemektir ne de bildiğini saklamaktır. Bir anlamda bildiğini türlü sebeplerle saklamaktır, imâlı yoldan anlatmaktır. Bu sanatı icrâ ederken mübâlağa ve istifham sanatlarından faydalanılır.

Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı
(Fuzûlî)
( Ayrılık gecesi, canım yanar, ağlayan gözlerim kan döker; figanlarım halkı
uyandırır, kara bahtım uyanmaz mı?)

6. HÜSN-İ TA’LÎL

Hüsn-i ta’lîl, hakikî bir hadisenin meydana gelmesini, hayâli ve güzel bir sebebe bağlamaktır. Bu sebebin kesin bir hükmü ihtivâ eder nitelikte olması gerekir. Bu sanatta, hakikati, hayale dayandırma söz konusudur. Bu bakımdan edebiyatımızda en çok tecâhül-i ârif sanatı ile karıştırılır. Tecâhül-i ârifte meşhur, hakikî bir olayı bilmezden gelme durumu vardır. Güzel bir sebebe bağlama hadisesi yoktur. Hüsn-i ta’lîl de ise kesinlikte hayâlî ve güzel bir sebeb aranır.

Bâğ-ı âlemde yüzün mânendi bir gül isteyip
Cüst u cû edip gezer gülzârı bülbül şâh şâh
(Avnî)
( Bülbül, dünya bahçesinde yüzüne benzer, bir gül bulma arzusu ile gül bahçesini araştırarak dal dal gezer.)
Beyitte bülbülün gül bahçesine bulunma hakikati , sevgilinin yüzüne benzeyen bir gül bulma gibi hayalî ve güzel bir sebebe isnâd edilmiştir.

7. SİHR-İ HELÂL

Sihr-i helâlin bir lügat anlamı güzel şiir söylemedir. Edebiyat terimi olarak, her iki tarafa bağlanması mümkün olan bir kelime veya kelime öbeklerini bir ara cümle olarak ya da bir mısra’ sonunda kullanılmaktır. Muhtevî mısra’da kullanılan bu kelime ve kelime öbeklerinin diğer mısra’ başındaki ifade ile kaynaşmış olmasına mümkün mertebe dikkat etmek gerekir.

Âkıl isen vahş u tayrın şâhı ol Mecnûn gibi
Başına mürg âşiyânından külâh-ı devlet al
(Hayâlî)
( Mecnûn gibi akıllı ise vahşi hayvanların ve kuşların şahı ol; Mecnûn gibi başına
kuş yuvasından saadet külâhı al.)

8. MÜBÂLAĞA

Mübâlağa bilindiği gibi küçük bir şeyi abartma, olduğundan daha büyük, daha aşırı göstermedir. Mübâlağadan kasıd söylenen sözün tesirini güçlendirmektir. Bir sözün etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya da olduğundan pek çok ve pek az göstermektir. Ancak bu aşırı anlatma soğuk olmamalı, nükteli ve zarif olmalıdır. Aşırılığının derecesine göre mübalağa üçe ayrılır. Tebliğ, iğrak, gulüv diye.

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
(Fuzûlî)
( Vücudumu öylesine zayıf hale getir ki, sabah rüzgârının beni sana ulaştırması mümkün olsun.)
Cevapla
#7

9. TEZÂD

Tezâdın kökü “zıdd”dır. Edebiyat terimi olarak, anlam bakımından iki zıd kavramı bir arada kullanma sanatıdır. Ancak sıcak soğuk, kuru yaş gibi birbirine zıd iki kelimeyi bir arada bulundurmak, tezâd sanatının oluşması için yeterli değildir. Tezâd sanatında aranması gereken bir önemli özellik, zıd iki anlamın veya kavramın beyit ya da dize içindeki anlam bakımından da zıd olmasıdır.

Çeşm-i âşıkta imtizâc etmiş
Âb u âteş olup berâber dost
( Su ve âteş âşığın gözünde birbirine karışarak, dost hale gelmiş.)

Bu beyitte, su ve âteş kelime olarak birbirine zıd iki kelimedir. Ancak beyit içinde su ve âteş gibi iki zıd ifâdenin bir arada bulunması tezâd sanatını oluşturur. Nasıl dersek? Gözyaşı sıcak olması bakımından hem âteştir, hem de sudan ibâret olması bakımından sudur. Su ve âteşin bir arada bulunması mümkün değildir. Ancak beyitte bu mümkünmüş gibi gösterilir.

10. TEKRÎR

Bir beyit ya da dize içinde ifâdenin tesirini güçlendirmek amacı ile aynı anlama gelen kelime veya kelime öbekleri arka arkaya tekrarlamaktır. Tekrirde de tekrarlanan sözlerin anlama güç katmasına önemle dikkat edilir. Bu sanatta diğer sanatlar gibi güzel kullandığı zaman ifadeyi zenginleştirir.

Yüzün berg-i gül-i tedir gül-i ter
Boyun serv ü sanavberdir sanavber
(Nesimî)
(Yüzün taze gül yaprağıdır, taze güldür; boyun servi ve sanavberdir,
sanavberdir.)

11. NİDÂ

Nidâ bir ünlemdir, bir sesleniştir. Şâirin bir hadise karşısındaki heyecanlarının tezahürüdür. Bu tezahürün neticesinde “ey, hey” gibi ünlem edatlarını şiirinde anmasıdır.

Merhabâ hoş geldin ey rûh-ı revânım merhabâ
Ey şeker-leb yâr-ı şîrîn lâ-mekânım merhabâ
(Nesimî)
( Ey ruhum , merhaba hoş geldin , merhaba; Ey dudağı şeker gibi olan tatlı yarim, hiçbir mekanı olmayan sevgilim, merhaba.)

12. İSTİFHAM

İstifham, soru sorma sanatıdır. Şâir bir duygu ve düşünceyi soru halinde sorarak anlamı daha da kuvvetlendirmek amacındadır. İstifham sanatında sorulan süale cevap bekleme niyeti yoktur.İstifham sanatı ile tecâhülü ârif sanatı arasında bir nüans vardır. Her iki sanatta da süal bulunur. Ancak istifhamda anlamı kuvvetlendirme ve cevap alma kaygısı yoktur. Tecâhülü ârifte ise süal sorulurken bilinen bir gerçeği saklamak esastır.

Nedir bu handeler bu işveler bu nâz u istiğnâ
Nedir bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ
(Bâkî)
( Bu gülüşler, bu nazlar, bu işveler, bu göz süzüşler nedir? Bu cilveler, bu nazlanmalar, bu uzun boy nedir?)

13. RÜCU’

Rücû’ söylenen bir sözden vazgeçmektir. Bu sanat ifade edilmek istenen fikre bir kuvvet vermek maksadı ile kullanılır. Güzel ve yerinde kullanıldığı takdirde anlamı kuvvetlendiren belirtilen fikrin tesirini arttıran bir sanattır. Rücû’ sanatının tespiti zordur. Öncelikle bu sanatı tespit ederken şâirin söylediği sözden vazgeçtiğini “yok yok”, “yok öyle değil”, “galat ettim” gibi ifadeleri kullanmasından anlarız.

Sordum meğer bu dürc-i dehendir dedim dedi
Yok yok devâ-yı derd-i nihânın durur senin
(Fuzûlî)
( Sordum, meğer bu bir mücevher kutusu mudur? Yok yok senin gizli derdinin ilacıdır, dedi.)
Cevapla
#8

14. KAT’

Kat’, kesmektir. Sözün tesirini arttırmak amacı ile belli bir noktada susmaktır. Orhan Veli’nin şu şiiri de kat’ sanatına güzel bir örnektir. Şâir şiirin soz dizeleri olan
“İki gözüm,
İki çeşme...”
Derken, ağladığını ifade eder. Ama ağlıyorum demez.

15. TELMİH

Geçmişteki bir hadiseye, mühim bir şahsa, meşhur bir atasözüne gönderme yapmaktır. Telmih sanatında hatırlatılan şey uzun uzun açıklanmaz, bir iki kelime ile işaret edilir.

Gökyüzünde İsâ ile
Tûr dağında Mûsâ ile
Elindeki asâ ile
Çağırayım Mevlâm seni
(Yunus Emre)

16. İRSAL-İ MESEL

İrsâl “gönderme”, mesel de “atasözü” demektir. İrsâl-i Mesel atasözü kullanmaktır. Şiirde bir düşünceyi desteklemek, belli bir fikri kuvvetlenlendirmek amacı ile meşhur bir atasözüne gönderme yapmaktır.

Ey güzellik göğüne hurşîd olan yakma beni
Yerde kalmaz çün bilirsin dûd-ı âhı kimsenin
(Necâtî)
(Ey güzelliğin gökyüzüne güneş olan sevgili, beni yakma; çünkü kimsenin âh dumanı yerde kalmaz.)

17. İKTİBAS

İktibas, bir kelimeyi, bir cümleyi veya bunların mânâlarını olduğu gibi bir mısra’da kullanmaktır. İktibâs’ın lügat anlamı “ aktarma, ödünç alma” dır.

İkilik yok birlik var
Yalnız bunda dirlik var
Yalnız bundadır felâh
“Lâ-ilâhe illa’llâh”
Orhan Seyfi Orhon
Lâ-ilâhe illa’llâh : “Allah’tan başka tapacak yoktur.”

1.CİNAS

Şekil, telaffuz ve yazım bakımından aynı sadece anlam yönümden farklı kelimeleri bir
manzume içinde kullanmaktır. Cinas, Dîvân şirinde olduğu gibi yeni Türk şiirinde sevilerek kullanılan bir sanattır. Cinas sanatını çeşitli bölümlerde incelemek mümkündür. Ancak biz burada cinasın yedi çeşidini belirtmekle yetiniyoruz.

1.Cinas-ı tam (Tam cinas)

Şekil, telaffuz ve yazım bakımından aynı olan kelimeleri bir arada kullanmaktır.

...
Gelir desen dar gelir;
Gün aşırı alacaklılar gelir.
Anam anam,
Dayanamam,
Bu iş bana zor gelir.
(Orhan Veli)

2. Cinas-ı mürekkeb

Cinaslı kelimelerden biri, iki ayrı kelimeden oluşan cinastır. Bu kendi arasında ikiye ayrılır. Birincisinde cinaslı kelimelerden biri iki ayrı kelimeden oluşur. Diğerinde ise cinaslı kelimelerden biri diğer bir kelimenin bir hecesinin birleşmesi ile yapılır.

Aşkın yolunda hicre tahammül günâh imiş
Uşşâkın işi anın içün her gün âh imiş
(Ahmet Paşa)
Cevapla

Konu Araçları
Konuyu Paylaş :  
Konunun Linki :  
BBKodu :  
Konu Araçları :

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi