21-04-2007, Saat: 22:01
(Son Düzenleme: 08-12-2008, Saat: 23:29, Düzenleyen: arachnanthe.)
Günümüzde sadece Türkiye'de değil tüm dünya siyasetinde iki önemli ana fraksiyon olan sağ ve sol ideolojilerin temelini oluşturan 'sağ' ve 'sol' kavramlarını hepimiz günlük hayatımızda sık sık kullanır ve hatta kimimiz sıklıkla kendimizi sağcı ya da solcu olarak tanımlarız.Peki ama siyasi terminolojide sık sık kullanılan ve birbirinin karşıtı olarak ele alınan bu iki kavram nereden gelmektedir,orijini,çıkış noktası nedir?
Ben bu konuda belki bir çoğumuzun merakını gidermek amacıyla bu sorunun cevabını aktarmak istiyorum.Efendim bilindiği üzere 17.yüz yıl Fransası'nda Rönesans akınmın başlamasıyla bir çok çalkantılar meydana gelmiş,ama bu gelişmeler aynı zamanda günümüz demokrasisinin temellerini ouşturmuştur.
Rönesanstan önce gerek Fransa'da gerekse diğer bir çok Avrupa ülkesinde gerek devlet işlerinde gerekse ülke yönetiminde iki kesim söz sahibi idi.Bunlardan birincisi soylular sınıfı olarak adlandırılan krallık ailesi ve onların yakın akrabalarıydı.Ikinci egemen sınıf ise kiliseyi elinde bulunduran ve ülke yönetiminde neredeyse soylular sınıfı kadar sözü geçen aristokratlar sınıfıydı.Işte bu iki sınıf dışında kalan halk ise çiftçiler,köylüler,basit toprak sahipleri gibi ayak takımı sayılan ülke yönetiminde sözü geçmeyen sıradan insanlardı.
Işte Rönesansın ve reformlarının bir çok çalkantılar sonucu da olsa Fransa'da hayata geçmeye başlamasından sonra,uzak sömürgelerden gelen madenlerin,genimetlerin işlenmesi,değerlendirilmesi yeni bir sınıfı oluşturmaya itiyordu ülkeyi.Tabi bu ihtiyaç diğer büyük Avrupa ülkelerinde de farksızdı.Işte tam da bu ihtiyaçtan kaynaklanan noktada artık 3. bir etkin sınıfa ihtiyaç duyuluyordu..Işçi sınıfı..
Işçi sınıfının oluşmaya başlaması beraberinde köylülerin kente yerleşip işçi sınıfına katılmasını,endüstri devrimine geçmeye başlanmasıyla da artık kent yaşamına adapte olmuş,kendi fabrikalarını kurmuş,istihdam yaratmış bir kent kitlesini oluşturuyordu ki işte bu da köylülükten kentliliğe adapte olmuş Burjuva sınıfını oluşturuyordu..
Dolayısıyla da artık gerek krallar ve onların soyluları gerekse aristokratlar bu kentlileşmiş burjuva sınıfını önemsemek zorundaydılar.Ve ilk olarak Fransa kralı 16.Louis'in kararıyla sarayda haftalık bir toplantı programı yapılacak ve her 3 kesimin temsilcileri kralla her hafta toplanarak ülke sorunları üzerine fikir alışverişi yapacaklardı.
Ve işte bu toplantılarda şöyle bir oturma düzeni oluşturulmuştu;Kral toplantı masasının baş köşesinde oturacak,soyluları temsil eden temsilci(yani bir nevi krallığın temsilcisi)kralın sağ tarafına oturacak,Burjuva temsilcisi(yani kentlileşmiş köylülerin ve işçi sınıfının temsilcisi)kralın sol tarafına oturacak,kliseyi temsil eden aristokrasi temsilcisi de kralın tam karşısına oturacaktı.
Kralın sağına oturan soylu temsilci genelde mevcut durumu savunur,soluna oturan burjuva temsilcisi ise halk adına, yapılması gereken refahı arrtırma yolundaki reformları aktarırdı.
Işte,günümüzdeki sağ ve sol kavramları,krallığın yani devletin menfaatlerini öncelikli tutan mevcut statükoyu koruma çabasında olan soylu temsilci(leri) ile halkın daha iyi yaşamı için yapılması gereken reformları ve değişimi savunan burjuva temsilci(leri)nin kralın sağında ve de solunda oturmalarına göre orijin kazanmış ve günümüze kadar gelmiştir
![[Resim: 7903atamizindeyizby5hs7ii4.jpg]](http://img125.imageshack.us/img125/434/7903atamizindeyizby5hs7ii4.jpg)
“Bir memlekette; namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur”


