<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Biyografiler]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:51:00 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ozan Deniz Sarıtop Yaşamı ve Şiir Kimliği]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ozan-Deniz-Sar%C4%B1top-Ya%C5%9Fam%C4%B1-ve-%C5%9Eiir-Kimli%C4%9Fi-20458</link>
			<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 23:00:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=13583">sangmer</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ozan-Deniz-Sar%C4%B1top-Ya%C5%9Fam%C4%B1-ve-%C5%9Eiir-Kimli%C4%9Fi-20458</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://denizsaritopsiirleri.files.wordpress.com/2022/08/img_20220813_151228.jpg?crop" loading="lazy"  alt="[Resim: img_20220813_151228.jpg?crop]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Ozan Deniz Sarıtop </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Kürd asıllı Filozof, Şair ve Yazar’dır.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Asıl Adı: Deniz Sarıtop’tur. İsminin başına “Ozan” mahlasını kullanmaktadır. 05 Mart 1982 yılında Diyarbakır’ın Kulp (Pasur) ilçesine bağlı, Karabulak köyü, Gırındes mezrasında doğdu.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Şiir Kimliği Hakkında:</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Şiirleri, şiir türleri arasında; uyandırmanın, bilinç tazeletmenin ve aydınlatmanın felsefe akımını içermektedir. Öyle ki, okur aynaya baktığında kendi yüzüyle, Deniz Sarıtop şiirlerini okuduğunda da bilinen bilgi kirliliğinin aksine gerçeğin en somut özüyle karşılaşır ve bu bağlamda karanlığa karşı kendi safını da belirlemiş olur. Bir tümcesinde, ” Şiir, sözcüklerin toplamı değildir; o, sadece anlatılmak istenen bir şeyin fikir bütünlüğüdür.” ve bir dizesinde, “Benim şiir’im bütün yeryüzüdür” der. Böylece sunudaki mesaj sadece eylemin içindeki varlıkla sınırlı kalmayarak, gün ışığı gibi her insan için geçerliliğini koruyup, bu bilgiye ulaşmak isteyen okurun dünyasında da özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açmayı hedefliyor.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Deniz Sarıtop şiirlerinin öznesi, “Bilim-Felsefe” tematiği’dir. Açığa çıkan bulguda, şiirlerinin Bilim-Felsefe izleğine başvurmadan, anlatıdaki konunun Bilim-Felsefe onayını da almasıdır. Bu durum: Deniz Sarıtop’un doğuştan sahip olduğu akılcılık kabiliyetinden ileri gelmektedir. Her şeyden önce Deniz Sarıtop’un zihin doğası çok görkemlidir; …ve şiirleri tüm branşların bilgi birikimini oluşturan bir üniversite görevini üstlemektedir. Bu şuurla hareket eden her eğitimcinin ön görüsüne de rehberlik ederek, kendilerini doğru sonuca götürmeyi amaçlıyor.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">İlk şiirleri: Esmer, Kaldıraç, Doğu Edebiyatı, Ekin Sanat, DüşünBil, Havuz, Herşeye Karşın, Güney, Afrodisyas Sanat,  Ay Dili, Hâr, Mahsusmahal, Ozan Ağacı ve Anafilya gibi dergilerde okuyucular ile buluştu. Bazı şiirleri ve sözleri yabancı dillere de çevirilerek uluslararası edebiyat  antolojilerinde yayınlandı.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="https://denizsaritopsiirleri.wordpress.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://denizsaritopsiirleri.wordpress.com</a>/ </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="http://denizsaritopsozleri.blogspot.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://denizsaritopsozleri.blogspot.com</a>/ </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="https://sites.google.com/site/denizsaritopkitaplari" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sites.google.com/site/denizsaritopkitaplari</a>/ </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">    </div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://denizsaritopsiirleri.files.wordpress.com/2022/08/img_20220813_151228.jpg?crop" loading="lazy"  alt="[Resim: img_20220813_151228.jpg?crop]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Ozan Deniz Sarıtop </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Kürd asıllı Filozof, Şair ve Yazar’dır.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Asıl Adı: Deniz Sarıtop’tur. İsminin başına “Ozan” mahlasını kullanmaktadır. 05 Mart 1982 yılında Diyarbakır’ın Kulp (Pasur) ilçesine bağlı, Karabulak köyü, Gırındes mezrasında doğdu.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Şiir Kimliği Hakkında:</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Şiirleri, şiir türleri arasında; uyandırmanın, bilinç tazeletmenin ve aydınlatmanın felsefe akımını içermektedir. Öyle ki, okur aynaya baktığında kendi yüzüyle, Deniz Sarıtop şiirlerini okuduğunda da bilinen bilgi kirliliğinin aksine gerçeğin en somut özüyle karşılaşır ve bu bağlamda karanlığa karşı kendi safını da belirlemiş olur. Bir tümcesinde, ” Şiir, sözcüklerin toplamı değildir; o, sadece anlatılmak istenen bir şeyin fikir bütünlüğüdür.” ve bir dizesinde, “Benim şiir’im bütün yeryüzüdür” der. Böylece sunudaki mesaj sadece eylemin içindeki varlıkla sınırlı kalmayarak, gün ışığı gibi her insan için geçerliliğini koruyup, bu bilgiye ulaşmak isteyen okurun dünyasında da özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açmayı hedefliyor.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">Deniz Sarıtop şiirlerinin öznesi, “Bilim-Felsefe” tematiği’dir. Açığa çıkan bulguda, şiirlerinin Bilim-Felsefe izleğine başvurmadan, anlatıdaki konunun Bilim-Felsefe onayını da almasıdır. Bu durum: Deniz Sarıtop’un doğuştan sahip olduğu akılcılık kabiliyetinden ileri gelmektedir. Her şeyden önce Deniz Sarıtop’un zihin doğası çok görkemlidir; …ve şiirleri tüm branşların bilgi birikimini oluşturan bir üniversite görevini üstlemektedir. Bu şuurla hareket eden her eğitimcinin ön görüsüne de rehberlik ederek, kendilerini doğru sonuca götürmeyi amaçlıyor.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">İlk şiirleri: Esmer, Kaldıraç, Doğu Edebiyatı, Ekin Sanat, DüşünBil, Havuz, Herşeye Karşın, Güney, Afrodisyas Sanat,  Ay Dili, Hâr, Mahsusmahal, Ozan Ağacı ve Anafilya gibi dergilerde okuyucular ile buluştu. Bazı şiirleri ve sözleri yabancı dillere de çevirilerek uluslararası edebiyat  antolojilerinde yayınlandı.</div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="https://denizsaritopsiirleri.wordpress.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://denizsaritopsiirleri.wordpress.com</a>/ </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="http://denizsaritopsozleri.blogspot.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">http://denizsaritopsozleri.blogspot.com</a>/ </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><a href="https://sites.google.com/site/denizsaritopkitaplari" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sites.google.com/site/denizsaritopkitaplari</a>/ </div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align">    </div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bahtiyar vahabzade]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-bahtiyar-vahabzade-12957</link>
			<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 02:14:36 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=167">nefemis</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-bahtiyar-vahabzade-12957</guid>
			<description><![CDATA[BAHTİYAR VAHABZADE KİMDİR? <br />
<br />
Bahtiyar Vahabzade, 16 Ağustos 1925 tarihinde Azerbaycan'ın Şeki kentinde doğdu. 9 yaşında ailesiyle beraber Bakü'ye taşınan Vahabzade, ilk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1947 yılında Bakü Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü'nden mezun olarak aynı bölümde öğretim üyesi olarak ders vermeye başladı. 1964 yılında tamamladığı Samet Vurgunun Hayat ve Yaratıcılığı isimli monografisi ile filoloji doktoru ünvanını aldı. 1980 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi üyeliğine seçilen Vahabzade, 1990 yılında emekli olana kadar üniversite de ders verdi. <br />
<br />
Çok sayıda ilmi kongrelere katılan, seyahatler yapan Vahabzade, Almanya'daki Türk işçileri üzerinde araştırma ve incelemeler yaptı. Birçok defa Türkiye'ye geldi. Türkiye'den Bakü'ye giden pek çok ilim ve sanat heyetiyle görüşüp, görüş alışverişinde bulundu. <br />
<br />
Vahabzade, 1960'larda başlayan özgürlük hareketlerinin öncülerinden biri oldu. Bu konuda kaleme aldığı 1959 tarihli Gülistan isimli şiirinde, ikiye bölünen (İran ve Rusya) Azeri halkının yaşadığı felaketleri anlattı. Adı geçen eserinden dolayı 2 yıllığına üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Azeri halkının sıkıntılarını konu ettiği pek çok eserini yurt dışına kaçırarak yayınlanmasını sağladı. <br />
<br />
Eserlerinde Azeri Türkçesi'ni en temiz şekilde kullanmaya özen gösteren ve halkının duygularına tercüman olan Vahabzade Azerbaycan'da Halk Şairi adıyla anılır. 1995 yılında Azeri özgürlük mücadelesindeki hizmetlerinden dolayı İstiklal nişanı ile ödüllendirilmiştir. Vahabzade 1980-2000 yılları arasında da 5 defa milletvekili seçildi. <br />
<br />
Vahabzade'nin Türkiye'de basılmış Ömürden Sayfalar (2000), Vatan, Millet, Ana Dili (2000), Soru İşareti (2002 ) gibi eserleri bulunuyordu. Eserleri 8'den fazla dile çevrilen ünlü şairin yayınlanmış 40'ı aşkın şiir kitabı, 11 ilmi eseri, 2 monografisi, çeşitli piyesler ve yüzlerce makalesi bulunuyor. Vahabzade, eserlerinde genellikle özgürlük, yurt sevgisi, din gibi temaları işlemişti. <br />
<br />
Bahtiyar Vahabzadenin eserlerinden bazıları şunlardır: <br />
<br />
Şiirler ve manzum hikayeler: Menim Dostlarım, Bahar, Dostlug Nağmesi, Ebedi Heykel, Çınar, Sade Adamlar, Ceyran, Aylı Geceler, Şairin kitaphanası, Etiraf, Şeb-i Hicran, İnsan ve Zaman, Bir Ürekde Dört Fesil, Seçilmiş Eserler, Kökler-Buğdaylar, Deniz-Sahil, Bir Baharın Garangusu, Dan Yeri, Payız Düşünceler, Şehitler, Özümle Sohpet, Mugam. <br />
<br />
Tiyatro eserleri: Vicdan, İkinci Ses, Yağıştan Sonra, Feryat, Darağacı, Artık Adam. <br />
<br />
Hatıra-Seyahatname eserleri: Sanatkar ve Zaman, Sadelikte Büyüklük, Derin Katlara Işık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BAHTİYAR VAHABZADE KİMDİR? <br />
<br />
Bahtiyar Vahabzade, 16 Ağustos 1925 tarihinde Azerbaycan'ın Şeki kentinde doğdu. 9 yaşında ailesiyle beraber Bakü'ye taşınan Vahabzade, ilk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1947 yılında Bakü Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü'nden mezun olarak aynı bölümde öğretim üyesi olarak ders vermeye başladı. 1964 yılında tamamladığı Samet Vurgunun Hayat ve Yaratıcılığı isimli monografisi ile filoloji doktoru ünvanını aldı. 1980 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi üyeliğine seçilen Vahabzade, 1990 yılında emekli olana kadar üniversite de ders verdi. <br />
<br />
Çok sayıda ilmi kongrelere katılan, seyahatler yapan Vahabzade, Almanya'daki Türk işçileri üzerinde araştırma ve incelemeler yaptı. Birçok defa Türkiye'ye geldi. Türkiye'den Bakü'ye giden pek çok ilim ve sanat heyetiyle görüşüp, görüş alışverişinde bulundu. <br />
<br />
Vahabzade, 1960'larda başlayan özgürlük hareketlerinin öncülerinden biri oldu. Bu konuda kaleme aldığı 1959 tarihli Gülistan isimli şiirinde, ikiye bölünen (İran ve Rusya) Azeri halkının yaşadığı felaketleri anlattı. Adı geçen eserinden dolayı 2 yıllığına üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Azeri halkının sıkıntılarını konu ettiği pek çok eserini yurt dışına kaçırarak yayınlanmasını sağladı. <br />
<br />
Eserlerinde Azeri Türkçesi'ni en temiz şekilde kullanmaya özen gösteren ve halkının duygularına tercüman olan Vahabzade Azerbaycan'da Halk Şairi adıyla anılır. 1995 yılında Azeri özgürlük mücadelesindeki hizmetlerinden dolayı İstiklal nişanı ile ödüllendirilmiştir. Vahabzade 1980-2000 yılları arasında da 5 defa milletvekili seçildi. <br />
<br />
Vahabzade'nin Türkiye'de basılmış Ömürden Sayfalar (2000), Vatan, Millet, Ana Dili (2000), Soru İşareti (2002 ) gibi eserleri bulunuyordu. Eserleri 8'den fazla dile çevrilen ünlü şairin yayınlanmış 40'ı aşkın şiir kitabı, 11 ilmi eseri, 2 monografisi, çeşitli piyesler ve yüzlerce makalesi bulunuyor. Vahabzade, eserlerinde genellikle özgürlük, yurt sevgisi, din gibi temaları işlemişti. <br />
<br />
Bahtiyar Vahabzadenin eserlerinden bazıları şunlardır: <br />
<br />
Şiirler ve manzum hikayeler: Menim Dostlarım, Bahar, Dostlug Nağmesi, Ebedi Heykel, Çınar, Sade Adamlar, Ceyran, Aylı Geceler, Şairin kitaphanası, Etiraf, Şeb-i Hicran, İnsan ve Zaman, Bir Ürekde Dört Fesil, Seçilmiş Eserler, Kökler-Buğdaylar, Deniz-Sahil, Bir Baharın Garangusu, Dan Yeri, Payız Düşünceler, Şehitler, Özümle Sohpet, Mugam. <br />
<br />
Tiyatro eserleri: Vicdan, İkinci Ses, Yağıştan Sonra, Feryat, Darağacı, Artık Adam. <br />
<br />
Hatıra-Seyahatname eserleri: Sanatkar ve Zaman, Sadelikte Büyüklük, Derin Katlara Işık.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Nermi Uygur]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Prof-Dr-Nermi-Uygur-12687</link>
			<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 20:02:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=1">arachnanthe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Prof-Dr-Nermi-Uygur-12687</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prof. Dr. Nermi Uygur,   (d. 15 Ocak 1925, İstanbul - ö. 21 Şubat 2005, İstanbul), felsefe profesörü, yazar.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Galatasaray Lisesi</span>'nin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Latince Bölümü</span>'nü bitirdikten sonra, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi</span>'nin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felsefe Bölümü</span>'nden ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köln Üniversitesi</span>'nden mezun olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Profesör Nermi Uygur</span>, 1950 yılının Ocak ayında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak göreve başladı. 1952'de Kültür Bilimlerinin Varlık Yapısı teziyle doktor oldu. Almanya, Fransa, Belçika'ya görevli olarak gönderilerek bisikletle dolaştığı bu ülkelerde fenomenoloji üzerine araştırmalar yaptı. Türkiye'ye dönüşte &#8216;Husserl'de Başkasının Ben'i' teziyle doçent oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8216;Filozof denemeci gibi çalışırsa başarıya ulaşır'</span> düşüncesiyle edebiyata yöneldi. 1962'de &#8216;Dilin Gücü'yle başlayıp dünyayı, felsefeyi, kültürü sorgulama serüvenini denemeler şeklinde kitaplaşırdı. 1960'lardan itibaren yazıları yurt dışında yayımlanarak tanınmaya başladı. 1966'da bursla Almanya, 1970'te Fransa ve İngiltere üniversitelerinde çalıştı. 1979 - 1981 arasında Almanya'da, Wuppertal Üniversitesi'ne konuk profesörlük yaptı. Almanya'nın Wuppertal Üniversitesi'nde Mantık, Dil, Sanat, Kültür Felsefesi ağırlıklı dersler verdi.<br />
<br />
1992 yılındaki emekliliğinin ardından Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Felsefe tarihi dersleri vermeye başladı. 2002 yılında YÖK tarafından yeniden üniversiteyle ilişiği kesildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEN (Dünya Yazarlar Birliği)</span>, Türk Dil Kurumu ve Türk Fizik Demeği'nin üyeliklerinde de bulunmuş olan Nermi Uygur, Dağcılık Kulübünün ilk üyelerinden olup, felsefede denemeci anlayışın öncüsü sayılmaktaydı.<br />
<br />
Nermi Uygur'un, Türkçe dışında Almanca, İngilizce ve Fransızca yapıtları da bulunmaktadır<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eserleri </span><br />
<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Edmund Husserl'de Başkasının Ben'i Sorunu</span>, 1958; Türk Dil Kurumu 1959 Bilim Ödülü; 1998, ISBN 9789753637855<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dilin Gücü</span>, 1962, 1997, ISBN 9789753637152<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felsefenin Çağrısı</span>, 1962, 1995, ISBN 9789753634472<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyagörüşü</span>, 1963<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneşle</span>, 1969, 1997, ISBN 9789753637145<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan Açısından Edebiyat</span>, 1969, 1999, ISBN 9789753639569<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Felsefesinin Boyutları</span>, 1974, 1988, 2002, ISBN 9789750804694<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuram-Eylem Bağlamı</span>: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi, 1975, 1996, ISBN 9753634935<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dil Yönünden Fizik Felsefesi</span>, 1979, 1985, ISBN 9751491152<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşama Felsefesi</span>, 1981, 1998, ISBN 9789753638784<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kültür Kuramı</span>, 1984, 1996, 9789753635585<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunalımdan Yaşama Kültürü</span>, 1989, 1997, ISBN 9789753636612<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çağdaş Ortamda Teknik</span>, 1989, 2002, ISBN 9789750803635<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçi Dışıyla Batı'nın Kültür Dünyası</span>, 1992, 1998, ISBN 9789753639309<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tadı Damağımda</span>: Bir Okur-Yazarın Kitap Okuma Serüvenleri, 1995, 1996; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1995 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, ISBN 9753633653<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başka-Sevgisi</span>, 1996, ISBN 9789753636315<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Salkımlar</span>, 1998, ISBN 9789753638722<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dipten Gelen</span>, 1999, ISBN 9789750800368<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Denemeli Denemesiz</span>, 1999, ISBN 9789750801921<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçimin Sesi</span>, 2001, ISBN 9789750802744<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eşekler, İkindiler, Yetişimler</span>, 2004 , ISBN 9789750807268]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prof. Dr. Nermi Uygur,   (d. 15 Ocak 1925, İstanbul - ö. 21 Şubat 2005, İstanbul), felsefe profesörü, yazar.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Galatasaray Lisesi</span>'nin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Latince Bölümü</span>'nü bitirdikten sonra, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi</span>'nin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felsefe Bölümü</span>'nden ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köln Üniversitesi</span>'nden mezun olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Profesör Nermi Uygur</span>, 1950 yılının Ocak ayında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak göreve başladı. 1952'de Kültür Bilimlerinin Varlık Yapısı teziyle doktor oldu. Almanya, Fransa, Belçika'ya görevli olarak gönderilerek bisikletle dolaştığı bu ülkelerde fenomenoloji üzerine araştırmalar yaptı. Türkiye'ye dönüşte &#8216;Husserl'de Başkasının Ben'i' teziyle doçent oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8216;Filozof denemeci gibi çalışırsa başarıya ulaşır'</span> düşüncesiyle edebiyata yöneldi. 1962'de &#8216;Dilin Gücü'yle başlayıp dünyayı, felsefeyi, kültürü sorgulama serüvenini denemeler şeklinde kitaplaşırdı. 1960'lardan itibaren yazıları yurt dışında yayımlanarak tanınmaya başladı. 1966'da bursla Almanya, 1970'te Fransa ve İngiltere üniversitelerinde çalıştı. 1979 - 1981 arasında Almanya'da, Wuppertal Üniversitesi'ne konuk profesörlük yaptı. Almanya'nın Wuppertal Üniversitesi'nde Mantık, Dil, Sanat, Kültür Felsefesi ağırlıklı dersler verdi.<br />
<br />
1992 yılındaki emekliliğinin ardından Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Felsefe tarihi dersleri vermeye başladı. 2002 yılında YÖK tarafından yeniden üniversiteyle ilişiği kesildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEN (Dünya Yazarlar Birliği)</span>, Türk Dil Kurumu ve Türk Fizik Demeği'nin üyeliklerinde de bulunmuş olan Nermi Uygur, Dağcılık Kulübünün ilk üyelerinden olup, felsefede denemeci anlayışın öncüsü sayılmaktaydı.<br />
<br />
Nermi Uygur'un, Türkçe dışında Almanca, İngilizce ve Fransızca yapıtları da bulunmaktadır<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eserleri </span><br />
<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Edmund Husserl'de Başkasının Ben'i Sorunu</span>, 1958; Türk Dil Kurumu 1959 Bilim Ödülü; 1998, ISBN 9789753637855<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dilin Gücü</span>, 1962, 1997, ISBN 9789753637152<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felsefenin Çağrısı</span>, 1962, 1995, ISBN 9789753634472<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyagörüşü</span>, 1963<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneşle</span>, 1969, 1997, ISBN 9789753637145<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan Açısından Edebiyat</span>, 1969, 1999, ISBN 9789753639569<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Felsefesinin Boyutları</span>, 1974, 1988, 2002, ISBN 9789750804694<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuram-Eylem Bağlamı</span>: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi, 1975, 1996, ISBN 9753634935<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dil Yönünden Fizik Felsefesi</span>, 1979, 1985, ISBN 9751491152<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaşama Felsefesi</span>, 1981, 1998, ISBN 9789753638784<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kültür Kuramı</span>, 1984, 1996, 9789753635585<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunalımdan Yaşama Kültürü</span>, 1989, 1997, ISBN 9789753636612<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çağdaş Ortamda Teknik</span>, 1989, 2002, ISBN 9789750803635<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçi Dışıyla Batı'nın Kültür Dünyası</span>, 1992, 1998, ISBN 9789753639309<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tadı Damağımda</span>: Bir Okur-Yazarın Kitap Okuma Serüvenleri, 1995, 1996; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1995 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, ISBN 9753633653<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başka-Sevgisi</span>, 1996, ISBN 9789753636315<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Salkımlar</span>, 1998, ISBN 9789753638722<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dipten Gelen</span>, 1999, ISBN 9789750800368<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Denemeli Denemesiz</span>, 1999, ISBN 9789750801921<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçimin Sesi</span>, 2001, ISBN 9789750802744<br />
    * <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eşekler, İkindiler, Yetişimler</span>, 2004 , ISBN 9789750807268]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Deniz Gezmiş]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Deniz-Gezmi%C5%9F-11636</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 02:09:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=185">Hayat</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Deniz-Gezmi%C5%9F-11636</guid>
			<description><![CDATA[Ön yaşamı <br />
Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Dedeleri aslen İkizdere, Rize ilçesine bağlı Cimil köyünden olup, babası Erzurum, Ilıca nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş, annesi ise Erzurum'un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş'tir. Ailenin üç erkek çocuğundan ikincisidir. Ağabeyi Bora Gezmiş, hukuk fakültesinden ayrılıp bankacılık yapmıştır. Kardeşi Hamdi Gezmiş ise, mali müşavirdir.<br />
<br />
Gezmiş, öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'ta, liseyi İstanbul'da okudu. Henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu.<br />
<br />
<br />
 Siyasi yaşamı  <br />
6. Filo eyleminden sonra denizden çıkarılan Amerikan askerleri.1965'ten sonra, Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.<br />
<br />
 <br />
6. Filo eyleminden sonra denizden çıkarılan Amerikan askerleri.TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) , AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.<br />
<br />
 <br />
Mustafa Kemal yürüyüşü posteri.Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.<br />
<br />
İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldılar. Deniz Gezmiş sol hareketin öncülerindendir.<br />
<br />
<br />
 Eylemler  <br />
İstanbul Üniversitesi'nin 12 Haziran 1968'de işgaline önderlik etti. İşgal konseyi adına üniversite senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı. <br />
1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. <br />
11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'ndeki silahlı soygunu gerçekleştirenler arasında yeraldı. <br />
16 Mart 1971'de Ankara'daki Balgat Amerikan Üssü'nden dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulundu. Bu eylemden sonra, Sivas'ın Gemerek ilçesi girişinde yakalandı. <br />
<br />
 Yakalanışı ve İdam Edilişi  <br />
Hürriyet gazetesinin 6 Mayıs 1972 tarihli yıldırım baskısının ilk sayfasında bulunan idam haberi <br />
Hürriyet gazetesinin 16 Mart 1971 tarihli baskısı12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekteyken motosikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan o esnada, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde teslim oldu ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü.<br />
<br />
Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı.<br />
<br />
İdam cezaları o zamanlar senato tarafından onaylanmak zorundaydı. İsmet İnönü "siyasi suçlar idamla cezalandırılmamalıdır" diyerek Bülent Ecevit ile birlikte red oyu kullanır. AP genel başkanı Süleyman Demirel ise infazdan yana oy kullanır. Olaydan 15 yıl sonra, Süleyman Demirel bir gazeteciye verdiği demeçte idamlar için: soğuk savaşın talihsiz olaylarından biri yorumu yapar. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ise idamları onaylayarak özür dilemeyi reddeder.[1]<br />
<br />
İdam edilmeden önce Alman Der Spiegel dergisinde çıkan son yazısında "Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Kahrolsun Emperyalizm!" dediği belirtildi.[2]<br />
<br />
Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. İdama giderken imam istemedikleri bilinmektedir, fakat definlerinde bir imam bulunmuştur.Mezari, Ada:/17 Parsel:21 Ankara/Karşiyaka Mezarliğinda bulunmaktadir.[3]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ön yaşamı <br />
Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Dedeleri aslen İkizdere, Rize ilçesine bağlı Cimil köyünden olup, babası Erzurum, Ilıca nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş, annesi ise Erzurum'un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş'tir. Ailenin üç erkek çocuğundan ikincisidir. Ağabeyi Bora Gezmiş, hukuk fakültesinden ayrılıp bankacılık yapmıştır. Kardeşi Hamdi Gezmiş ise, mali müşavirdir.<br />
<br />
Gezmiş, öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'ta, liseyi İstanbul'da okudu. Henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu.<br />
<br />
<br />
 Siyasi yaşamı  <br />
6. Filo eyleminden sonra denizden çıkarılan Amerikan askerleri.1965'ten sonra, Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.<br />
<br />
 <br />
6. Filo eyleminden sonra denizden çıkarılan Amerikan askerleri.TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) , AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.<br />
<br />
 <br />
Mustafa Kemal yürüyüşü posteri.Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.<br />
<br />
İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldılar. Deniz Gezmiş sol hareketin öncülerindendir.<br />
<br />
<br />
 Eylemler  <br />
İstanbul Üniversitesi'nin 12 Haziran 1968'de işgaline önderlik etti. İşgal konseyi adına üniversite senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı. <br />
1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. <br />
11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'ndeki silahlı soygunu gerçekleştirenler arasında yeraldı. <br />
16 Mart 1971'de Ankara'daki Balgat Amerikan Üssü'nden dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulundu. Bu eylemden sonra, Sivas'ın Gemerek ilçesi girişinde yakalandı. <br />
<br />
 Yakalanışı ve İdam Edilişi  <br />
Hürriyet gazetesinin 6 Mayıs 1972 tarihli yıldırım baskısının ilk sayfasında bulunan idam haberi <br />
Hürriyet gazetesinin 16 Mart 1971 tarihli baskısı12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekteyken motosikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan o esnada, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde teslim oldu ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü.<br />
<br />
Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı.<br />
<br />
İdam cezaları o zamanlar senato tarafından onaylanmak zorundaydı. İsmet İnönü "siyasi suçlar idamla cezalandırılmamalıdır" diyerek Bülent Ecevit ile birlikte red oyu kullanır. AP genel başkanı Süleyman Demirel ise infazdan yana oy kullanır. Olaydan 15 yıl sonra, Süleyman Demirel bir gazeteciye verdiği demeçte idamlar için: soğuk savaşın talihsiz olaylarından biri yorumu yapar. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ise idamları onaylayarak özür dilemeyi reddeder.[1]<br />
<br />
İdam edilmeden önce Alman Der Spiegel dergisinde çıkan son yazısında "Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Kahrolsun Emperyalizm!" dediği belirtildi.[2]<br />
<br />
Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. İdama giderken imam istemedikleri bilinmektedir, fakat definlerinde bir imam bulunmuştur.Mezari, Ada:/17 Parsel:21 Ankara/Karşiyaka Mezarliğinda bulunmaktadir.[3]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ozan Deniz SARITOP]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ozan-Deniz-SARITOP-11425</link>
			<pubDate>Mon, 20 Oct 2008 20:36:05 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4672">yasem</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ozan-Deniz-SARITOP-11425</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ozan deniz SARITOP 05 Mart 1982 de<br />
Diyarbakır Kulp (pasur) ilçesinde doğdu.<br />
Okul hayatına Kulp (pasur) ilçesinde başlayan şair,<br />
1998 de lise öğrenimini tamamladıktan sonra <br />
İstanbul'a yerleşti.<br />
<br />
   Düşünce ve fikir anlayışıyla, şiirelerinde geleneksel <br />
yaşam standartların üzerinde evrensel bir dil <br />
motife etti.<br />
<br />
   ozan deniz'in şiirleri;<br />
bazen bir bebenin ninnisi<br />
bazen hasreti sineye çekmiş bir annenin feryadı <br />
ve bazen de zulme karşı direnen yiğitlerin <br />
akıl almaz hikayesidir. <br />
Hayatın bütün karelerini çarpıklıklarıyla<br />
ele alan şair, ölüm ve yaşam arasındaki <br />
çizgiyi ince ayrıntılarla anlatmaktadır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ozan deniz SARITOP 05 Mart 1982 de<br />
Diyarbakır Kulp (pasur) ilçesinde doğdu.<br />
Okul hayatına Kulp (pasur) ilçesinde başlayan şair,<br />
1998 de lise öğrenimini tamamladıktan sonra <br />
İstanbul'a yerleşti.<br />
<br />
   Düşünce ve fikir anlayışıyla, şiirelerinde geleneksel <br />
yaşam standartların üzerinde evrensel bir dil <br />
motife etti.<br />
<br />
   ozan deniz'in şiirleri;<br />
bazen bir bebenin ninnisi<br />
bazen hasreti sineye çekmiş bir annenin feryadı <br />
ve bazen de zulme karşı direnen yiğitlerin <br />
akıl almaz hikayesidir. <br />
Hayatın bütün karelerini çarpıklıklarıyla<br />
ele alan şair, ölüm ve yaşam arasındaki <br />
çizgiyi ince ayrıntılarla anlatmaktadır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[fazıl hüsnü dağlarca]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-faz%C4%B1l-h%C3%BCsn%C3%BC-da%C4%9Flarca-11418</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 05:34:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=167">nefemis</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-faz%C4%B1l-h%C3%BCsn%C3%BC-da%C4%9Flarca-11418</guid>
			<description><![CDATA[BOYALAR <br />
Yeşil çalışkandır, <br />
Kırmızı yaramaz, <br />
Sarı uykucu, <br />
Ak yıkanmış, <br />
Kara korkak. <br />
<br />
Ben erkenden <br />
Anaokuluna giderken <br />
Yeşil gibiyim.<br />
<br />
 FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA<br />
 <br />
<br />
YAŞAMI<br />
<br />
26 Ağustos 1914 İstanbul doğumlu. Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey'in oğludur, ilk öğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde tamamladı (1933).<br />
<br />
1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaştı. Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, ön yüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950'de ayrıldı. 1952-1960 yılları arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalıştı. Buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray'da Kitap kitapevini açtı ve yayıncılığa başladı. Dört yıl Türkçe isimli aylık dergiyi çıkardı. (Ocak 1960-Temmuz 1964).<br />
<br />
İlk yazısı 1927'de Yeni Adana gazetesinde yayınlanan bir hikâyedir, İstanbul dergisinde 1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı. Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri çıktı. Bugüne kadar kendisine bir çok ödül verilen şair 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti.<br />
<br />
Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, bu yüzden hiç bir edebakım ve kişiden etkilenmeden kendi kozasını örer. Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştır. Onun sanat anlayışını şu cümlesi özetler: "Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir."<br />
<br />
ESERLERİ<br />
<br />
Havaya Çizilen Dünya (1935), Çocuk ve Allah (1940), Daha (1943), Çakırın Destanı (1945), Taşdevri (1945), Üç Şehitler Destanı (1949), Toprak Ana (1950), Aç Yazı (1951), İstiklâl Savaşı-Samsun'dan Ankara'ya (1951), İstiklâl Savaşı-İnönüler (1951), Sivaslı Karınca (1951), İstanbul- Fetih Destanı (1953), Anıtkabir (1953), Asû (1955), Delice Böcek (1957), Batı Acısı (1958), Hoo'lar (1960), Özgürlük Alanı (1960), Cezayir Türküsü (1961), Aylam (1962), Türk Olmak (1963), Yedi Memetler (1964), Çanakkale Destanı (1965), Dışardan Gazel (1965), Kazmalama (1965), Yeryağ (1965), Vietnam Savaşımız (1966), Açıl Susam Açıl (1967), Kubilay Destanı (1968), Haydi (1968), 19 Mayıs Destanı (1969), Hiroşima (1970), Malazgirt Ululaması (1971), Kuş Ayak (1971), Haliç (1972), Kınalı Kuzu Ağıdı (1972), Bağımsızlık Savaşı-Sakarya Kıyıları (1973), Bağımsızlık Savaşı-30 Ağustos (1973), Bağımsızlık Savaşı-İzmir Yollarında (1973), Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973), Arka Üstü (1974), Yeryüzü Çocukları (1974), Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976), Horoz (1977), Hollandalı Dörtlükler (1977), Balinayla Mandalina (1977), Yazıları Seven ayı (1978), Göz Masalı (1979), Yaramaz Sözcükler (1979), Çukurova Koçaklaması (1979), Şeker Yiyen Resimler (1980), Cinoğlan (1981), Hin ile Hincik (1981), Güneş Doğduran (1981), Çıplak (1981), Yunus Emre'de Olmak (1981), Nötron Bombası (1981), Koşan Ayılar Ülkesi (1982), Dişiboy (1985), İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985), Takma Yaşamalar Çağı (1986), Uzaklarla Giyinmek (1990), Dildeki Bilgisayar (1992), Oyun.<br />
<br />
ÖDÜLLERİ<br />
<br />
1956 Yeditepe Şiir Armağanı <br />
1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü <br />
1966 Türkiye Milli Talebe Federasyonu Turhan Emeksiz Armağanı <br />
1967 International Poetry Forum Yaşayan En İyi Türk Şairi (A.B.D.) <br />
1973 Arkın Çocuk Edebiyatı Üstün Onur Ödülü <br />
1974 Struga XIII. Şiir Festivali Altın Çelenk Ödülü (Yugoslavya) <br />
1974 Milliyet Sanat Dergisi Yılın Sanatçısı <br />
1977 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü <br />
<br />
<br />
İstanbul'da vefat eden şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın cenazesinin, 20 Ekimde Söğütlüçeşme Camisi'nde kılınacak namazın ardından toprağa verilecek]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BOYALAR <br />
Yeşil çalışkandır, <br />
Kırmızı yaramaz, <br />
Sarı uykucu, <br />
Ak yıkanmış, <br />
Kara korkak. <br />
<br />
Ben erkenden <br />
Anaokuluna giderken <br />
Yeşil gibiyim.<br />
<br />
 FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA<br />
 <br />
<br />
YAŞAMI<br />
<br />
26 Ağustos 1914 İstanbul doğumlu. Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey'in oğludur, ilk öğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde tamamladı (1933).<br />
<br />
1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaştı. Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, ön yüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950'de ayrıldı. 1952-1960 yılları arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalıştı. Buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray'da Kitap kitapevini açtı ve yayıncılığa başladı. Dört yıl Türkçe isimli aylık dergiyi çıkardı. (Ocak 1960-Temmuz 1964).<br />
<br />
İlk yazısı 1927'de Yeni Adana gazetesinde yayınlanan bir hikâyedir, İstanbul dergisinde 1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı. Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri çıktı. Bugüne kadar kendisine bir çok ödül verilen şair 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti.<br />
<br />
Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, bu yüzden hiç bir edebakım ve kişiden etkilenmeden kendi kozasını örer. Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştır. Onun sanat anlayışını şu cümlesi özetler: "Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir."<br />
<br />
ESERLERİ<br />
<br />
Havaya Çizilen Dünya (1935), Çocuk ve Allah (1940), Daha (1943), Çakırın Destanı (1945), Taşdevri (1945), Üç Şehitler Destanı (1949), Toprak Ana (1950), Aç Yazı (1951), İstiklâl Savaşı-Samsun'dan Ankara'ya (1951), İstiklâl Savaşı-İnönüler (1951), Sivaslı Karınca (1951), İstanbul- Fetih Destanı (1953), Anıtkabir (1953), Asû (1955), Delice Böcek (1957), Batı Acısı (1958), Hoo'lar (1960), Özgürlük Alanı (1960), Cezayir Türküsü (1961), Aylam (1962), Türk Olmak (1963), Yedi Memetler (1964), Çanakkale Destanı (1965), Dışardan Gazel (1965), Kazmalama (1965), Yeryağ (1965), Vietnam Savaşımız (1966), Açıl Susam Açıl (1967), Kubilay Destanı (1968), Haydi (1968), 19 Mayıs Destanı (1969), Hiroşima (1970), Malazgirt Ululaması (1971), Kuş Ayak (1971), Haliç (1972), Kınalı Kuzu Ağıdı (1972), Bağımsızlık Savaşı-Sakarya Kıyıları (1973), Bağımsızlık Savaşı-30 Ağustos (1973), Bağımsızlık Savaşı-İzmir Yollarında (1973), Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973), Arka Üstü (1974), Yeryüzü Çocukları (1974), Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976), Horoz (1977), Hollandalı Dörtlükler (1977), Balinayla Mandalina (1977), Yazıları Seven ayı (1978), Göz Masalı (1979), Yaramaz Sözcükler (1979), Çukurova Koçaklaması (1979), Şeker Yiyen Resimler (1980), Cinoğlan (1981), Hin ile Hincik (1981), Güneş Doğduran (1981), Çıplak (1981), Yunus Emre'de Olmak (1981), Nötron Bombası (1981), Koşan Ayılar Ülkesi (1982), Dişiboy (1985), İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985), Takma Yaşamalar Çağı (1986), Uzaklarla Giyinmek (1990), Dildeki Bilgisayar (1992), Oyun.<br />
<br />
ÖDÜLLERİ<br />
<br />
1956 Yeditepe Şiir Armağanı <br />
1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü <br />
1966 Türkiye Milli Talebe Federasyonu Turhan Emeksiz Armağanı <br />
1967 International Poetry Forum Yaşayan En İyi Türk Şairi (A.B.D.) <br />
1973 Arkın Çocuk Edebiyatı Üstün Onur Ödülü <br />
1974 Struga XIII. Şiir Festivali Altın Çelenk Ödülü (Yugoslavya) <br />
1974 Milliyet Sanat Dergisi Yılın Sanatçısı <br />
1977 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü <br />
<br />
<br />
İstanbul'da vefat eden şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın cenazesinin, 20 Ekimde Söğütlüçeşme Camisi'nde kılınacak namazın ardından toprağa verilecek]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa( o bir Tokat' lı)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Plevne-Kahraman%C4%B1-Gazi-Osman-Pa%C5%9Fa-o-bir-Tokat-l%C4%B1-11089</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 16:37:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=3384">gönül</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Plevne-Kahraman%C4%B1-Gazi-Osman-Pa%C5%9Fa-o-bir-Tokat-l%C4%B1-11089</guid>
			<description><![CDATA[Gazi Osman Paşa, 1833 yılında Tokat&#8217;ta doğmuştur. Babası Yağcı oğullarından Mehmet Efendi, Annesi Şakire Hatun&#8217;dur. <br />
Bir müddet sıbyan mektebine (İlkokul) devam ettikten sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine 1844 yılında da Askeri İdadi (Askeri Lise) ye yazılmıştır. 1853 yılında Teğmen rütbesiyle Harb okulundan mezun olmuştur. Aynı yıl Kırım harbi çıktığı için, harbin ilan edilmesi ile birlikte Osman Bey, Kurmay sınıfına alınarak Rumeli'deki orduya gönderilmiştir. Kırım Harbinde gösterdiği başarılı hizmetlerinden dolayı Rütbesi Üst Teğmenliğe terfi ettirilmiştir. Kırım Harbi bitince Yüzbaşı Rütbesi ile İstanbul&#8217;a dönerek Harp Akademisindeki öğretimini tamamladıktan sonra bir müddet Genel Kurmay Başkanlığında çalışmış ve bu sırada rütbesi Kolağalığa terfi ettirilmiştir. <br />
Osman Bey, 1859 yılında Osmanlı Ülkesinin nüfus sayımı ve kadastro çalışmalarında bulunmak üzere Bursa&#8217;ya gönderilmiştir. İki yıl burada kaldıktan sonra 1861 yılında Rumeli Yenişehir tayin edilmiştir. <br />
Lübnan Yemen isyanlarının bastırılmasında gösterdiği başarılardan dolayı rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltilmiştir. <br />
Osman Paşa 1873 yılında Yeni Pazar Tümeni Komutanlığına tayin edilerek rütbesi Tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir. <br />
Osman Paşa 1875 yılında Merkezi Erzurum&#8217;da olan IV. Ordu Kurmay Başkanlığına tayin edilmiştir. Bu sırada Balkanlardan çıkan kargaşalıktan dolayı aynı yıl Niş&#8217;e gönderilmiştir. Bu esnada Vidin Komutanı Yaver Paşa, Anadolu'da başka bir vazifeye memur edildiği için yerine Osman Paşa getirilmiştir. <br />
Osman Paşa 1876 yılında Osmanlı Devletine savaş ilan eden Sırplara karşı başarılı mücadelelerde bulunarak 6 Ağustos 1876&#8217;da Zayçar&#8217;ı zapt etmiştir. Bu başarısından dolayı kendisine ikinci rütbe Mecidiye Nişanı ile &#8220;Müşirlik&#8221; rütbesi verilmiştir. <br />
Osman Paşa&#8217;yı unutulmaz yapan ve ününü Dünyaya duyuran hiç şüphesiz Plevne Muharebelerinde göstermiş olduğu olağanüstü başarılarıdır. Bu muharebelerde, kendi kuvvetlerinden kat kat üstün olan düşman kuvvetlerine karşı harp okullarında ders olarak okutulan savunmalarda bulunmuştur. Osman Paşa&#8217;nın Plevne Muharebelerinde göstermiş olduğu bu başarılar üzerine kendisine II. Abdulhamit tarafından &#8220;Gazi&#8221; lik beratı verilmiştir. Gazi Osman Paşa düşmanları tarafından da takdir edilmiştir. Nitekim Huruç Hareketi sırasında yaralanarak esir düştüğü sırada, kendisinden alınan kılıcı, Rus Başkumandanı Grandük Nikola tarafından esirlik kurallarına aykırı olarak iade edilmiş ve bir misafir gibi ağırlanmıştır. <br />
Gazi Osman Paşa, Plevne muharebelerinden sonra, esir olarak gittiği Rusya'dan II. Abdulhamid&#8217;in girişimleriyle 13 Mart 1878 tarihinde İstanbul&#8217;a dönmüştür. İstanbul&#8217;a dönüşünün ertesi günü Hassa Müdüriyeti'ne getirilmiştir. 5 Kasım 1878 tarihinde de Mabeyn Müşirliğine tayin edilmiş ve ölünceye kadar bu görevde kalmıştır. <br />
Gazi Osman Paşa&#8217;nın mevcut vazifeleri muhafaza edilerek, 12 Aralık 1878 tarihinde Seraskerliğe tayin edilmiş ve Temmuz 1880 tarihine kadar bu görevde kalmıştır. Daha sonra bu göreve 3 defa daha tayin edilmiş ve takriben 7 yıl bu görevde kalmıştır. <br />
Gazi Osman Paşa, sükunetli ve sabırlı bir ruh yapısına sahipti. sade yer , sade giyer, dünya nimetlerine karşı ihtirası görülmezdi. vazifesi dışında münzevi bir hayat yaşardı. muharebe meydanlarında yemeklerini az ve tek başına yer, abur cubur şeyler yemekten şiddetle kaçınırdı.<br />
Hayatta en büyük zevki, kendisine emanet edilmiş askerleriydi. onların her türlü dertleriyle ilgilenir, askerlerini korkutarak değil sevgiye dayanarak yetiştirirdi. Emri altındaki erlere, subaylara örnek teşkil etmek bakımından Plevne Muharebeleri esnasında Plevne&#8217;de kendisine tahsis edilen evde ikamet etmeyerek, askerler gibi çadırında ikamet etmiş ve onlarla aynı şartları ve imkanları paylaşmıştır. <br />
Gazi Osman paşa mağlubiyet diye bir kelimeyi tanımak istememiş hadiseler en kötü bir şekil aldığı zaman bile onun itidali sükuneti ve itimadı sarsılmamıştır. Tüm olumsuz şartlara rağmen ne kaçmak ve nede teslim olmak onun bir an bile aklına gelmemiştir. <br />
Gazi Osman Paşa&#8217;ya duyulan sevgi ve saygının bir neticesi olarak adına şiirler ve marşlar söylenmiş ismi kasabalara, semtlere ve okullara verilmiştir. O kazanmış olduğu haklı şan ve şöhretinden dolayı her zaman saygı, hürmet ve minnetle anılacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gazi Osman Paşa, 1833 yılında Tokat&#8217;ta doğmuştur. Babası Yağcı oğullarından Mehmet Efendi, Annesi Şakire Hatun&#8217;dur. <br />
Bir müddet sıbyan mektebine (İlkokul) devam ettikten sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine 1844 yılında da Askeri İdadi (Askeri Lise) ye yazılmıştır. 1853 yılında Teğmen rütbesiyle Harb okulundan mezun olmuştur. Aynı yıl Kırım harbi çıktığı için, harbin ilan edilmesi ile birlikte Osman Bey, Kurmay sınıfına alınarak Rumeli'deki orduya gönderilmiştir. Kırım Harbinde gösterdiği başarılı hizmetlerinden dolayı Rütbesi Üst Teğmenliğe terfi ettirilmiştir. Kırım Harbi bitince Yüzbaşı Rütbesi ile İstanbul&#8217;a dönerek Harp Akademisindeki öğretimini tamamladıktan sonra bir müddet Genel Kurmay Başkanlığında çalışmış ve bu sırada rütbesi Kolağalığa terfi ettirilmiştir. <br />
Osman Bey, 1859 yılında Osmanlı Ülkesinin nüfus sayımı ve kadastro çalışmalarında bulunmak üzere Bursa&#8217;ya gönderilmiştir. İki yıl burada kaldıktan sonra 1861 yılında Rumeli Yenişehir tayin edilmiştir. <br />
Lübnan Yemen isyanlarının bastırılmasında gösterdiği başarılardan dolayı rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltilmiştir. <br />
Osman Paşa 1873 yılında Yeni Pazar Tümeni Komutanlığına tayin edilerek rütbesi Tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir. <br />
Osman Paşa 1875 yılında Merkezi Erzurum&#8217;da olan IV. Ordu Kurmay Başkanlığına tayin edilmiştir. Bu sırada Balkanlardan çıkan kargaşalıktan dolayı aynı yıl Niş&#8217;e gönderilmiştir. Bu esnada Vidin Komutanı Yaver Paşa, Anadolu'da başka bir vazifeye memur edildiği için yerine Osman Paşa getirilmiştir. <br />
Osman Paşa 1876 yılında Osmanlı Devletine savaş ilan eden Sırplara karşı başarılı mücadelelerde bulunarak 6 Ağustos 1876&#8217;da Zayçar&#8217;ı zapt etmiştir. Bu başarısından dolayı kendisine ikinci rütbe Mecidiye Nişanı ile &#8220;Müşirlik&#8221; rütbesi verilmiştir. <br />
Osman Paşa&#8217;yı unutulmaz yapan ve ününü Dünyaya duyuran hiç şüphesiz Plevne Muharebelerinde göstermiş olduğu olağanüstü başarılarıdır. Bu muharebelerde, kendi kuvvetlerinden kat kat üstün olan düşman kuvvetlerine karşı harp okullarında ders olarak okutulan savunmalarda bulunmuştur. Osman Paşa&#8217;nın Plevne Muharebelerinde göstermiş olduğu bu başarılar üzerine kendisine II. Abdulhamit tarafından &#8220;Gazi&#8221; lik beratı verilmiştir. Gazi Osman Paşa düşmanları tarafından da takdir edilmiştir. Nitekim Huruç Hareketi sırasında yaralanarak esir düştüğü sırada, kendisinden alınan kılıcı, Rus Başkumandanı Grandük Nikola tarafından esirlik kurallarına aykırı olarak iade edilmiş ve bir misafir gibi ağırlanmıştır. <br />
Gazi Osman Paşa, Plevne muharebelerinden sonra, esir olarak gittiği Rusya'dan II. Abdulhamid&#8217;in girişimleriyle 13 Mart 1878 tarihinde İstanbul&#8217;a dönmüştür. İstanbul&#8217;a dönüşünün ertesi günü Hassa Müdüriyeti'ne getirilmiştir. 5 Kasım 1878 tarihinde de Mabeyn Müşirliğine tayin edilmiş ve ölünceye kadar bu görevde kalmıştır. <br />
Gazi Osman Paşa&#8217;nın mevcut vazifeleri muhafaza edilerek, 12 Aralık 1878 tarihinde Seraskerliğe tayin edilmiş ve Temmuz 1880 tarihine kadar bu görevde kalmıştır. Daha sonra bu göreve 3 defa daha tayin edilmiş ve takriben 7 yıl bu görevde kalmıştır. <br />
Gazi Osman Paşa, sükunetli ve sabırlı bir ruh yapısına sahipti. sade yer , sade giyer, dünya nimetlerine karşı ihtirası görülmezdi. vazifesi dışında münzevi bir hayat yaşardı. muharebe meydanlarında yemeklerini az ve tek başına yer, abur cubur şeyler yemekten şiddetle kaçınırdı.<br />
Hayatta en büyük zevki, kendisine emanet edilmiş askerleriydi. onların her türlü dertleriyle ilgilenir, askerlerini korkutarak değil sevgiye dayanarak yetiştirirdi. Emri altındaki erlere, subaylara örnek teşkil etmek bakımından Plevne Muharebeleri esnasında Plevne&#8217;de kendisine tahsis edilen evde ikamet etmeyerek, askerler gibi çadırında ikamet etmiş ve onlarla aynı şartları ve imkanları paylaşmıştır. <br />
Gazi Osman paşa mağlubiyet diye bir kelimeyi tanımak istememiş hadiseler en kötü bir şekil aldığı zaman bile onun itidali sükuneti ve itimadı sarsılmamıştır. Tüm olumsuz şartlara rağmen ne kaçmak ve nede teslim olmak onun bir an bile aklına gelmemiştir. <br />
Gazi Osman Paşa&#8217;ya duyulan sevgi ve saygının bir neticesi olarak adına şiirler ve marşlar söylenmiş ismi kasabalara, semtlere ve okullara verilmiştir. O kazanmış olduğu haklı şan ve şöhretinden dolayı her zaman saygı, hürmet ve minnetle anılacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ATTİLÂ İLHAN]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-ATT%C4%B0L%C3%82-%C4%B0LHAN-10959</link>
			<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 21:59:09 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-ATT%C4%B0L%C3%82-%C4%B0LHAN-10959</guid>
			<description><![CDATA[15 Haziran 1925&#8217;te İzmir&#8217;in Menemen ilçesinde doğdu. 11 Ekim 2005'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. İzmir'de Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu'nu bitirdi. Atatürk Lisesi'ndeki öğrenciliği sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla eğitimi sürdürme hakkını kazandı. İstanbul'da Işık Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 6 yıl aralıklarla Paris'te yaşadı. Türkiye'ye döndü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'nı üstlendi. Ankara&#8217;da Bilgi Yayınevi Danışmanlığını yaptı. Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı. Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Yelken ve Sanat Olayı dergilerini yönetti. İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. "Nevin Yıldız" takma adıyla İstanbul, "Beteroğlu" takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıktı. 1946 CHP şiir yarışmasında "Cebbaroğlu Mehemmed" şiiriyle birincilik ödülü kazandı. Bu başarıdan sonra hızla tanınıp sevildi. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikayeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ESERLERİ <br />
<br />
ŞİİR: <br />
Duvar (1948) <br />
Sisler Bulvarı (1954) <br />
Yağmur Kaçağı (1955) <br />
Ben Sana Mecburum (1960) <br />
Bela Çiçeği (1962) <br />
Yasak Sevişmek (1968) <br />
Tutkunun Günlüğü (1973) <br />
Böyle Bir Sevmek (1977) <br />
Elde Var Hüzün (1982) <br />
Korkunun Krallığı (1987) <br />
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993) <br />
<br />
ROMAN: <br />
Sokaktaki Adam (1953) <br />
Zenciler Birbirine Benzemez (1957) <br />
Kurtlar Sofrası (1963/64) <br />
Bıçağın Ucu (1973) <br />
Sırtlan Payı (1974) <br />
Yaraya Tuz Basmak (1978) <br />
Fena Halde Leman (1980) <br />
Dersaadet&#8217;te Sabah Ezanları (1981) <br />
Haco Hanım Vay (1984) <br />
O Karanlıkta Biz (1988) <br />
<br />
GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ: <br />
Abbas Yolcu (1957) <br />
Hangi Sol (1971) <br />
Gerçekçilik Savaşı (1980) <br />
Hangi Atatürk (1981) <br />
Batı'nın Deli Gömleği (1982) <br />
İkinci Yeni Savaşı (1983) <br />
Sağım Solum Sobe (1985) <br />
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985) <br />
Ulusal Kültür Savaşı (1986) <br />
<br />
ÖDÜLLERİ <br />
1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği <br />
1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile <br />
1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[15 Haziran 1925&#8217;te İzmir&#8217;in Menemen ilçesinde doğdu. 11 Ekim 2005'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. İzmir'de Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu'nu bitirdi. Atatürk Lisesi'ndeki öğrenciliği sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla eğitimi sürdürme hakkını kazandı. İstanbul'da Işık Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 6 yıl aralıklarla Paris'te yaşadı. Türkiye'ye döndü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'nı üstlendi. Ankara&#8217;da Bilgi Yayınevi Danışmanlığını yaptı. Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı. Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Yelken ve Sanat Olayı dergilerini yönetti. İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. "Nevin Yıldız" takma adıyla İstanbul, "Beteroğlu" takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıktı. 1946 CHP şiir yarışmasında "Cebbaroğlu Mehemmed" şiiriyle birincilik ödülü kazandı. Bu başarıdan sonra hızla tanınıp sevildi. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikayeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ESERLERİ <br />
<br />
ŞİİR: <br />
Duvar (1948) <br />
Sisler Bulvarı (1954) <br />
Yağmur Kaçağı (1955) <br />
Ben Sana Mecburum (1960) <br />
Bela Çiçeği (1962) <br />
Yasak Sevişmek (1968) <br />
Tutkunun Günlüğü (1973) <br />
Böyle Bir Sevmek (1977) <br />
Elde Var Hüzün (1982) <br />
Korkunun Krallığı (1987) <br />
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993) <br />
<br />
ROMAN: <br />
Sokaktaki Adam (1953) <br />
Zenciler Birbirine Benzemez (1957) <br />
Kurtlar Sofrası (1963/64) <br />
Bıçağın Ucu (1973) <br />
Sırtlan Payı (1974) <br />
Yaraya Tuz Basmak (1978) <br />
Fena Halde Leman (1980) <br />
Dersaadet&#8217;te Sabah Ezanları (1981) <br />
Haco Hanım Vay (1984) <br />
O Karanlıkta Biz (1988) <br />
<br />
GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ: <br />
Abbas Yolcu (1957) <br />
Hangi Sol (1971) <br />
Gerçekçilik Savaşı (1980) <br />
Hangi Atatürk (1981) <br />
Batı'nın Deli Gömleği (1982) <br />
İkinci Yeni Savaşı (1983) <br />
Sağım Solum Sobe (1985) <br />
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985) <br />
Ulusal Kültür Savaşı (1986) <br />
<br />
ÖDÜLLERİ <br />
1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği <br />
1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile <br />
1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yılmaz Güney]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Y%C4%B1lmaz-G%C3%BCney-10419</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 22:13:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Y%C4%B1lmaz-G%C3%BCney-10419</guid>
			<description><![CDATA[Yılmaz Güney - Ölüm Beni Çağırıyor<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ÖLÜM BENİ ÇAĞIRIYOR</span><br />
<br />
Beni niye öldürdün G.<br />
<br />
Seni sevmek için<br />
<br />
Yaşamak istiyorum...<br />
<br />
<br />
<br />
Çoktandır özlediğim yanık saman kokulu bu toprak üzerinde dalıp kalmışım.<br />
<br />
Uyuyor muyum; yoksa rüya mı görüyorum. Bilmiyorum.. Serin bir gölge. Kafamda 12 tonluk Bussinglerin korkunç gürültüsü. Bir şeyler düşünmek istiyorum. İki şeyi biraraya getiremiyorum bir türlü. <br />
<br />
Düşüncelerim hep uçuyor. Biri daha uçtu. Yaprakları dökülmüş kuru bir dala takıldı kaldı. Ağacı salladım, salladım. Düşüremedim. Sonra, düşünüm testi olup düşüverdi. Kırıldı.<br />
<br />
İçinden bir kız çıktı. Kızıl mısır püskülü gibi parlak, yumuşak saçları vardı. Gözlerim mavi mi, yoksa yeşil mi? Gözünün rengini bir türlü bulamıyorum. Kızın saçları ıslanmış. Gözyaşlarımdandır, diyorum. Ayağa kalktı. "Benden ne istiyorsun?" dedi. Gülmeye çalıştım. Dudaklarımı oynatmak istedim. Dudaklarım donmuş.<br />
<br />
<br />
Kulaklarım oynuyor. Burnuma bir sinek kondu. Sonra, burnumdan içeri girdi. Gıdıklandım. Düşünümdeki kız, "Beni bırak gideyim" dedi. "Yarın sayım var."<br />
<br />
<br />
Kızın rengini bilmediğim gözlerine baktım. "Git" dedim. "Git. Elini kolunu tutan yok ya." kız gitti. Arkasından baktım. Kızın ne güzel saçları vardı.<br />
<br />
<br />
Sonra, tesitinin, her biri bir tarafa gitmiş parçalarına bakıyorum. Kırık parçaları toplayıp eski haline sokmak istiyorum. Koca bir parça eksik. Yerini dolduracak şey bulamıyorum..<br />
<br />
<br />
Karmakarışık sesler duyuyorum. Biri, göğsünü göstererek: "Burdan girmiş, burdan çıkmış," diyor. Ne bu girip çıkan? Memlekette trafik yok mu?<br />
Bilmiyorum. Başka biri: "Ciğerlerini parça parça etmiş," dedi. Bir uğultu duydum. Biri kulağımı kesiyordu.. Kulaklarımı aldı, cebine koydu. "Hatıra!" <br />
dedi. Herif, tam da seçti hatıra olacak şeyi. Ondan, ne duyarsa gelip bana söyler.. Başka biri saçlarıma baktı: "Saçları da esaslı," dedi. Ya herif kızılderiliyse. İlk işi saçlarımı kökünden söküp çadırına asmak olacak. Ya bir çingene çıkar da: "Derisini de ben alacam, iyi davul olur," derse. Kalkmak istiyorum. Yere kazıklamışlar sanki. Beyaz boyalı bir otomobil geldi. Üzerinde<br />
bir şeyler yazılı. Yazıları okumak istiyorum. Okuyamıyorum. Okumayı unutmuşum.<br />
<br />
<br />
Oysa ki ben liseyi, lise de beni bitirdi. Üstümdeki kazıkları çıkarıp beyaz boyalı otomobile bindirdiler.. Bir vınlama ortalığı birbirine kattı. Bana ne olmuştu da bu otomobile bindirdiler. Bilmiyorum.<br />
<br />
<br />
Penceresi, kapısı, tavanı olduğuna göre burası oda. Burada düşünülerimden başka herşey beyaz. Bir de, şu kızın gözleri beyaz değil. Ağzıma bir şey soktular. Ne soktuklarını bilmiyorum. Salt biri "Yuttu be.." dedi. Gözlerimi tavana diktim. Bir ışık yandı. Ortalık sarı bir ışığa boğuldu. Bakışlarım<br />
tavanı deldi. Tâ.. gökyüzünde bir yıldıza çarptı. Yıldız kaydı. Arkasından hiçbir iz bırakmadı. Öbürleri yine ıpıl ıpıl..<br />
<br />
<br />
Tam yıldızın altındaki köyde, bir erkek, bir kadına: "Bak Haçça" dedi.<br />
<br />
<br />
"Yıldızgaydı." Haça, kayan yıldıza baktı. Kafasını salladı. "Biri öldü desene," dedi.<br />
<br />
<br />
Kayan yıldız benmişim.. İnsanın kendi yıldızını bilmesi ne iyi şey.. Teliim ona bakar. Günün birinde yıldızı kayarsa: "Vay canına, ben öldüm," der ve düşer ölür.. Yıldızım, bulunduğum yerin damına düştü.<br />
<br />
<br />
Birden kapı açıldı. İçeri anam girdi. Üzerime abandı. Ağladı, ağladı...<br />
<br />
<br />
"Yavrum" dedi. "Yavrum," başka demedi, bayıldı. Bana ne oldu. Gözlüklü biri, gözlerimi kapadı.<br />
<br />
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Beyazlara sarmışlardı beni. Sonra bir sandığa koydular. Sandığı iyice kapadılar. <br />
<br />
Güldüm. "Korkma, kaçmam," dedim. Biraz sonra siyah bir otomobile bindirdiler. İşler, amma da ters gidiyor ha. Daha demin miydi neydi, beyaza bindik, şimdi siyaha.. Olur mu bu? Hem ben Fenerbahçeliyim. Oysa ki şimdi Beşiktaşlı oldum. Buna düpedüz din değiştirmek denir..<br />
<br />
<br />
Bir müddet gittik. Sonra durduk. Kapı açıldı. Hop deyip, aldılar sandığı. Gözleri yaşlı bir sürü insan arasından geçirdiler. Evvelce kazılmış bir kuyuya<br />
attılar. Üzerime toprak atmaya başladılar. Nasıl da bilirler toprağı sevdiğimi.. Yo.. yo.. bu kadarı çok. Sonra nefes alırken zorluk çekerim..<br />
<br />
Söylediklerimi duymadılar. Ellerini havaya kaldırıp bir şeyler mırıldandılar.<br />
<br />
<br />
Yağmur için dua ediyorlar diye düşündüm. Sonra çekip gittiler. Hey.. nereye gidiyorsunuz? Sağır mısınız? Söylediklerimi duymuyor musunuz? Ya.. ben size demedim mi, nefes alırken zorluk çekerim diye.. Arkalarından bağırdım, çağırdım, duyuramadım. Kalkıp arkalarından koşmak için davrandım.. Kafam sert bir şeye çarptı. "Ha.." dedim. "Demek ben ölmüştüm." Buranın ne penceresi, ne de dikiz geçilecek bir yeri var. Yaşadığım yerler bambaşkaydı. Biri geldi<br />
yanıma. "Hoş geldin" dedi. "Biraz sonra giriş muamelen yapılacak." Bu arada baş ucunda bir kız belirdi. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Hala da ağlıyordu ya.. Kızın yaş dolu gözlerine baktım. "Ağlama artık" dedim. "Bilirsin, <br />
ağlayanları hiç sevmem. Hem ağlanacak ne var ki bunda. Ölüm işte.. Ağlasan geri gelecek değilim ki. Zaten gelmek istesem bile, buradan bırakmazlar. Giriş muamelem yapılıyormuş. Sen de git. Sevdiğim bütün insanların yaptığı gibi, sen de git Ölüler sevilmez artık. Ölenlerin arkasından salt söylenir. Benim söylenenecek bir şeyim yok ki.. Neyse uzatma da git. Beni yalnız bırak..<br />
<br />
<br />
Senden bir ricam var. Gözlerim G.'de kaldı. Ona söyle gözlerimi göndersin.<br />
<br />
<br />
Hadi git.."<br />
<br />
<br />
<br />
Yılmaz Güney]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yılmaz Güney - Ölüm Beni Çağırıyor<br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ÖLÜM BENİ ÇAĞIRIYOR</span><br />
<br />
Beni niye öldürdün G.<br />
<br />
Seni sevmek için<br />
<br />
Yaşamak istiyorum...<br />
<br />
<br />
<br />
Çoktandır özlediğim yanık saman kokulu bu toprak üzerinde dalıp kalmışım.<br />
<br />
Uyuyor muyum; yoksa rüya mı görüyorum. Bilmiyorum.. Serin bir gölge. Kafamda 12 tonluk Bussinglerin korkunç gürültüsü. Bir şeyler düşünmek istiyorum. İki şeyi biraraya getiremiyorum bir türlü. <br />
<br />
Düşüncelerim hep uçuyor. Biri daha uçtu. Yaprakları dökülmüş kuru bir dala takıldı kaldı. Ağacı salladım, salladım. Düşüremedim. Sonra, düşünüm testi olup düşüverdi. Kırıldı.<br />
<br />
İçinden bir kız çıktı. Kızıl mısır püskülü gibi parlak, yumuşak saçları vardı. Gözlerim mavi mi, yoksa yeşil mi? Gözünün rengini bir türlü bulamıyorum. Kızın saçları ıslanmış. Gözyaşlarımdandır, diyorum. Ayağa kalktı. "Benden ne istiyorsun?" dedi. Gülmeye çalıştım. Dudaklarımı oynatmak istedim. Dudaklarım donmuş.<br />
<br />
<br />
Kulaklarım oynuyor. Burnuma bir sinek kondu. Sonra, burnumdan içeri girdi. Gıdıklandım. Düşünümdeki kız, "Beni bırak gideyim" dedi. "Yarın sayım var."<br />
<br />
<br />
Kızın rengini bilmediğim gözlerine baktım. "Git" dedim. "Git. Elini kolunu tutan yok ya." kız gitti. Arkasından baktım. Kızın ne güzel saçları vardı.<br />
<br />
<br />
Sonra, tesitinin, her biri bir tarafa gitmiş parçalarına bakıyorum. Kırık parçaları toplayıp eski haline sokmak istiyorum. Koca bir parça eksik. Yerini dolduracak şey bulamıyorum..<br />
<br />
<br />
Karmakarışık sesler duyuyorum. Biri, göğsünü göstererek: "Burdan girmiş, burdan çıkmış," diyor. Ne bu girip çıkan? Memlekette trafik yok mu?<br />
Bilmiyorum. Başka biri: "Ciğerlerini parça parça etmiş," dedi. Bir uğultu duydum. Biri kulağımı kesiyordu.. Kulaklarımı aldı, cebine koydu. "Hatıra!" <br />
dedi. Herif, tam da seçti hatıra olacak şeyi. Ondan, ne duyarsa gelip bana söyler.. Başka biri saçlarıma baktı: "Saçları da esaslı," dedi. Ya herif kızılderiliyse. İlk işi saçlarımı kökünden söküp çadırına asmak olacak. Ya bir çingene çıkar da: "Derisini de ben alacam, iyi davul olur," derse. Kalkmak istiyorum. Yere kazıklamışlar sanki. Beyaz boyalı bir otomobil geldi. Üzerinde<br />
bir şeyler yazılı. Yazıları okumak istiyorum. Okuyamıyorum. Okumayı unutmuşum.<br />
<br />
<br />
Oysa ki ben liseyi, lise de beni bitirdi. Üstümdeki kazıkları çıkarıp beyaz boyalı otomobile bindirdiler.. Bir vınlama ortalığı birbirine kattı. Bana ne olmuştu da bu otomobile bindirdiler. Bilmiyorum.<br />
<br />
<br />
Penceresi, kapısı, tavanı olduğuna göre burası oda. Burada düşünülerimden başka herşey beyaz. Bir de, şu kızın gözleri beyaz değil. Ağzıma bir şey soktular. Ne soktuklarını bilmiyorum. Salt biri "Yuttu be.." dedi. Gözlerimi tavana diktim. Bir ışık yandı. Ortalık sarı bir ışığa boğuldu. Bakışlarım<br />
tavanı deldi. Tâ.. gökyüzünde bir yıldıza çarptı. Yıldız kaydı. Arkasından hiçbir iz bırakmadı. Öbürleri yine ıpıl ıpıl..<br />
<br />
<br />
Tam yıldızın altındaki köyde, bir erkek, bir kadına: "Bak Haçça" dedi.<br />
<br />
<br />
"Yıldızgaydı." Haça, kayan yıldıza baktı. Kafasını salladı. "Biri öldü desene," dedi.<br />
<br />
<br />
Kayan yıldız benmişim.. İnsanın kendi yıldızını bilmesi ne iyi şey.. Teliim ona bakar. Günün birinde yıldızı kayarsa: "Vay canına, ben öldüm," der ve düşer ölür.. Yıldızım, bulunduğum yerin damına düştü.<br />
<br />
<br />
Birden kapı açıldı. İçeri anam girdi. Üzerime abandı. Ağladı, ağladı...<br />
<br />
<br />
"Yavrum" dedi. "Yavrum," başka demedi, bayıldı. Bana ne oldu. Gözlüklü biri, gözlerimi kapadı.<br />
<br />
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Beyazlara sarmışlardı beni. Sonra bir sandığa koydular. Sandığı iyice kapadılar. <br />
<br />
Güldüm. "Korkma, kaçmam," dedim. Biraz sonra siyah bir otomobile bindirdiler. İşler, amma da ters gidiyor ha. Daha demin miydi neydi, beyaza bindik, şimdi siyaha.. Olur mu bu? Hem ben Fenerbahçeliyim. Oysa ki şimdi Beşiktaşlı oldum. Buna düpedüz din değiştirmek denir..<br />
<br />
<br />
Bir müddet gittik. Sonra durduk. Kapı açıldı. Hop deyip, aldılar sandığı. Gözleri yaşlı bir sürü insan arasından geçirdiler. Evvelce kazılmış bir kuyuya<br />
attılar. Üzerime toprak atmaya başladılar. Nasıl da bilirler toprağı sevdiğimi.. Yo.. yo.. bu kadarı çok. Sonra nefes alırken zorluk çekerim..<br />
<br />
Söylediklerimi duymadılar. Ellerini havaya kaldırıp bir şeyler mırıldandılar.<br />
<br />
<br />
Yağmur için dua ediyorlar diye düşündüm. Sonra çekip gittiler. Hey.. nereye gidiyorsunuz? Sağır mısınız? Söylediklerimi duymuyor musunuz? Ya.. ben size demedim mi, nefes alırken zorluk çekerim diye.. Arkalarından bağırdım, çağırdım, duyuramadım. Kalkıp arkalarından koşmak için davrandım.. Kafam sert bir şeye çarptı. "Ha.." dedim. "Demek ben ölmüştüm." Buranın ne penceresi, ne de dikiz geçilecek bir yeri var. Yaşadığım yerler bambaşkaydı. Biri geldi<br />
yanıma. "Hoş geldin" dedi. "Biraz sonra giriş muamelen yapılacak." Bu arada baş ucunda bir kız belirdi. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Hala da ağlıyordu ya.. Kızın yaş dolu gözlerine baktım. "Ağlama artık" dedim. "Bilirsin, <br />
ağlayanları hiç sevmem. Hem ağlanacak ne var ki bunda. Ölüm işte.. Ağlasan geri gelecek değilim ki. Zaten gelmek istesem bile, buradan bırakmazlar. Giriş muamelem yapılıyormuş. Sen de git. Sevdiğim bütün insanların yaptığı gibi, sen de git Ölüler sevilmez artık. Ölenlerin arkasından salt söylenir. Benim söylenenecek bir şeyim yok ki.. Neyse uzatma da git. Beni yalnız bırak..<br />
<br />
<br />
Senden bir ricam var. Gözlerim G.'de kaldı. Ona söyle gözlerimi göndersin.<br />
<br />
<br />
Hadi git.."<br />
<br />
<br />
<br />
Yılmaz Güney]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdullah Çatlı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Abdullah-%C3%87atl%C4%B1-10104</link>
			<pubDate>Sat, 17 May 2008 02:03:39 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=3195">Last.Ottoman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Abdullah-%C3%87atl%C4%B1-10104</guid>
			<description><![CDATA[Yıl 1956 1 Haziran.....<br />
<br />
Dışarısı geceden kalmanın yorgunluğunu üzerinden atamayan, ve alacakaranlığın ilk gün ışıltısıyla yollara düşen seyyar köy pazarcılarının "Ürgüp üzümü.." sesleriyle sessizliğinden sıyrılıyor. Nevşehir de çiçekler meyveya dönüşende bir cenin dünyaya merhaba diyordu.<br />
<br />
Bozkurt mahallesinde düğün vardı. Köy pazarcılarının avaz sesleri arasında bir küçük ay parçası boğazı yırtılasıya dünyaya gelişini müjdeliyordu. Ahmet ve Remziye çifti dünyaya gelen bebeklerini bağırlarına basıyorlardı. Ahmet ÇATLI bir erkek çocuğu olduğunun müjdesini aldığında mutluluğunu çevresinde bulunan mağdur insanlara yardım ederek gideriyordu. ÇATLI´ların mutluluğu öylesine büyüktü ki, bütün dostlara haber veriliyor ve aile büyüklerinin bir araya gelmesiyle doğan bebeğe "Abdullah" isminde karar kılınıyordu....<br />
<br />
ÇATLI ailesi Abdullah´larına kavuşmanın sevinciyle günlerce, aylarca haklı bir gurur yaşıyorlardı, sebebi ise yörenin inançları ve töreleri gereği doğan bebeğin erkek olması hem bayan Remziye ÇATLI hem de bay Ahmet ÇATLI icin bir başka gurur vesilesiydi ve Abdullah 7 yaşında Babası Ahmet ÇATLI oğlunu elinden tuttuğu gubu Gazi İlkokuluna götürüyordu. Artık Abdullah ilk ögrenimini yapacağı Gazi İlkokulunun 64 nolu birinci sınıf ögrencisiydi. Siyah önlüğünü ve naylon çantası eline alan Abdullah 2 ay gibi kısa bir zamanda harfleri öğrenip hecelemeleri yaparken ögretmeni tarafından sınıf başkanlığına seçiliyordu....<br />
<br />
Abdullah ilk üç yılında bütün dönemlerde karnesini pekiyle doldururken son iki yılında, yani 4. ve 5. sınıflarda ise sınıflar arası bilgi yarışmalarında grup başkanı olarak yarışmalarda arkadaşlarıyla birlikte birincilikler alıyordu ve yine böyle bir bilgi yarışması. Abdullah ve arkadaşları birinci oluyorlar. Okul yönetimi tarafından başarılı öğrencilere birer adet kitap dağıtılıyor. Abdullah ilerde hayatını yönlendirecek bir kitaba kavuşuyor, bu kitap Vatan Sairi Namık Kemal´in kitabıydı ve Abdullah Namık Kemal´i okuyor sonrasında da arkadaşlarıyla birlikte "Vatan Yahut Silistre" yi sahneye koyuyorlardı....<br />
<br />
Abdullah artık ilkokulu bitirmiştir. Okul sezonunun başlamasıyla birlikte amcası Mustafa ve babası Ahmet ÇATLI´yla birlikte merkez ilköğretim okuluna kayıt yaptırıyor ( Bu okulun şimdiki ismi Yunus Emre Ortaokulu) Ortaokulun ilk yılında teşekkür belgesi alan Abdullah sosyal yönlü etkinliklerede katılıyordu. Abdullah´ın çalışkan ve başarılı bir öğrenci olduğunu gören öğretmenleri ona yine sınıf başkanlığı veriyorlardı ve Abdullah okulun bando takımına alınıyor işte bu an küçük Abdullah için çok şey demekti. Akşam eve geliyor ve annesine şöyle diyordu: "Ana bando takımına girdim resmi elbise giyeceğiz. Babama söyle beyaz gömlek alsın" diyordu...<br />
<br />
Yıl 1970 Abdullah ortaokuluda başarıyla tamamlıyor. Artık Abdullah´ın bıyıkları yavaş yavaş terlemeye başlamıştır, kendince o artık yetişkin bir delikanlı olmuştur. Giyimine ve yürümesine son derece dikkat ediyordu ve gencecik bir yürek kıpır kıpırdır. Göğsünü yakan yüreğine dek inen bir sevdadır onu olgunlaştıran onu değişik giyinmelere iten. Mahallesinde karşısına çıkan ve bakışlarıyla yüreğini yakan bir çift göz vardır ki o gözler ilerde onunla birlikte zolukları göğüsleyecek olan hayat arkadaşı Meral ÇATLI´dır...<br />
<br />
Henüz lise birinci sınıf öğrencisi olan Abdullah, Ali isimli arkadaşıyla birlikte okula gidip geliyorlardı. Bir gün okulda onun hayatını yönlendirecek bir ders konusu geçiyor. Biyoloji öğretmeni Ayşe Murat ARARAT Evrim teorisini işlerken: "Evet buradanda anlaşıldığı üzere insanoğlunun soyu maymundan gelmedir." diye konustuğu anda Abdullah bir anda ayağa kalkarak: "Hayır ögretmenim insanlık çamurdan yoğrulmustur yani torak´tan gelmiştir, çünkü okuduğum Kur´anı Kerim´de öyle diyordu, babam öyle demişti, camii hocamız öyle demişti...." diye karşılık verdiğinde öğretmeni "sen otur bakalım, benden iyimi bileceksin?" diyerek onu yerine oturmaya zorluyordu. Okulda yaşadığı olayı unutamayan Abdullah´ın kafası karışıyordu, akşam anne ve babasına soruyor, onlarda kendi düşüncesi yönünde cevaplar veriyorlardı...<br />
<br />
Abdullah´ın beyni bu soruyla doluyken, Nevşehir caddelerinde Ülkücüler miting yapıyorlardı. Abdullah´da kalabalığa karışıyor yanında arkadaşları Ali, Muammer ve Turgut vardır miting sonrası Nevşehir genç ülkücüler teşkilatına gidiyor ve duvarlardaki tablolardan etkileniyor. Bir elinde kurt başlı tug ve yanında Bozkurtla duran Kürşat tablosu onu etkiliyor, bu etkinin sonucundada yanında bulunan kendinden büyük bir abisine tablonun ne olduğunu soruyor. Bu sorunun karşılığında eline bir kitap tutuşturuluyor. Bu kitap H.Nihal ATSIZ´ın "Bozkurtların ölümü ve dirilişi" adlı eseridir.<br />
<br />
Ve Abdullah artık Nevşehir "Genç Ülkücüler" teşkilatının devamlı elemanıdır. Okul sonrası eve çantasını bırakıyor hemen "Genç Ülkücüler" teşkilatına koşuyordu. Kısa sürede bütün teşkilatca takdir edilen ve sevilen bir genç olan Abdullah ocak da verilen bütün seminerlere katılıyordu. Aldığı bilgi donanımıyla özellikle Tarih derslerinde çok başarılı oluyordu. Abdullah disiplinli, çalışkan ve dürüst olmasının sonucunda Nevşehir Lisesinde sınıfların reisliğine getiriliyordu, kısa bir zamanda Nevşehir Lisesinde büyük bir Ülkücü Gençlik kitlesini oluştururken, ilerde geleceği yerinde adeta temelini atıyordu....<br />
<br />
Abdullah Lise birinci sınıf ögrencisiyken iki sevdanın koruyla yaşıyordu. Birincisi ülküye sevdalanıyordu, diğeri ise gönlünü çalan bir çift göze. Nevşehir Lisesinde geçen ilk yılını başarıyla geçen Abdullah, ocakta aldığı bilgi birikimiyle kendini daha iyi yetiştiriyordu...<br />
<br />
...Ve DEVLETİ VE VATANI İÇİN GÖREV ALMAYA BAŞLIYORDU...<br />
<br />
Bir İDEALİST ve idealizmin bir diğer adı Abdullah ÇATLI<br />
<br />
Neler vermedi ki; gençliğinin en güzel dönemlerini verdi. Kalabalıklar gibi akşam olup da sobanın başında yada renkli odalarda çayını bile içemedi. Kuşandı öfkesini ve yürüdü çirkefliğin üzerine ve işte 20. yüzyılın Kürşadı diyeceğimiz, yağız bir çeri, yılmaz savaşcı Abdullah ÇATLI. Onu okudukça onu öğrendikce gururun basamaklarını tek tek çıkacaksınız hele birde onu tanıyınca bakın nasıl mutlu olacaksınız. An gelir, devran döner. Ve silinir sisli camlar, camların silinmesinin ardından gerçekler bir ayışığı gibi yüzümüze vurur. Sonra da oturur ağlarız.... Niye, ne için??<br />
<br />
Halbu ki mefkureci olanlar, idealist olanlar için bu tip gelişmeler pekde öyle şaşırtıcı değildir, çünkü idealist insanlar herzaman, her olaya hazır olanlardır.. "An gelir, idealsiz insanlara özenerek baktığımız olur. O insanlar rahat yaşar, iyi yerler, iyi içerler, gülerler, eğlenirler bazen öyle anlar olur ki; isyan tohumlarını, bağrımız parçalanırcasına toprağa dikesimiz gelir. Sıradan insanlar gibi olmayı öylesine isteriz ki..."<br />
<br />
Ama olamaz, yapamayız, yükleniriz sancılı Türkülerimizi dağlar ardı marşlar söyleriz. Herşeyimizdir o marşlar, o Türküler. Çünkü ülkücülerin hayatı bambaşkadır, onların Lugatında rahatlık, huzur kelimelerine yer yoktur, onlar daima bir mücadele içinde ömür tüketir, çile çekerler, sancı yüklenirler. Yinede varolmanın sancısını verirler. An olur hemen hemen herkezle, herşeyle zaman zaman çatıştıkları olur, anlaşılmazlar. An olur, arkadaşlarıyla an olur, yoldaş sandıklarıyla ve hatta an olur sevdikleriyle, aileleriyle ömürleri boyunca hiç anlaşamazlar....<br />
<br />
Anlaşamazlar, çünkü: Karşısındakiler bir ülkünün belli esaslarından ziyade siyasetin değişen çehresine uymayı tercih eden insanlardır. Öyle anlar olur ki, çoğu kez başları belaya girer, yinede pısırıklık yaşamazlar, yinede sinmezler öyle ki ipe bile gitseler onların böyle halleri, kalabalığa göre, yani yaşadığını düşünen birilerine göre uslanmaktır oysa idealist olana göre de yılmamamak ve pes etmemektir ki doğru olanıda budur "İdealist, dünya nimetlerinden yana nasibsizdir, dünya nimetlerinde gözü yokturki nasib olsun. Onun için bir lokma peynir ekmek ve bir parke yeterlidir. Maddiyata karşı öylesine kayıtsızdır ki kalabalıkların hayretine sebep olur..."<br />
<br />
İdealist, herkesin istediğini istemez, ne istediğinide anlatmaz öyleki; Kendi zevklerinin dışında zevk tanımayan kalabalığın gözünde "ZEVKSIZ" bir adamdır.Onu anlayamazlar ve hatta an olur küçümserler. Hayatı anlamamakla suçlanır. Ama idealistler böylesi kınamaların muhatabı olmazlar. Yeter ki inandıklarına dokunulmasın!. Kalabalıklara göre o bir hayalperesttir. Olmayacak düşlere dalmış bir zavallıdır, öylece uyumakta ve başkalarınıda uyutmaya çalışmaktadır. An gelir fikirler gerçekleşir, kalabalıklar hayret gözlerle bakarlar ama nedense "Haklıymışşın" demezler. Üstelik birde "Böyle olacağı belliydi, bizde bir hayli çalışmıstık" derler.<br />
<br />
İdealist, ülkücünün ülküsü ile münasebeti , hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer, hep verendir hiçbir zaman alan olmaz... Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez incinmeye, yalnız bırakılmaya hiç gelmez. Diğer durumlarda genelde dikkatsiz hareket eden idealist, sevgilisi, ülküsü söz olunca baştan başa hassasiyet yüklüdür, tepki yüklüdür!..<br />
<br />
Neler vermedi ki; gençliğinin en güzel dönemlerini verdi. Kalabalıklar gibi akşam olup da sobanın başında yada renkli odalarda çayını bile içemedi. Kuşandı öfkesini ve yürüdü çirkefliğin üzerine ve işte 20. yüzyılın Kürşadı diyeceğimiz, yağız bir çeri, yılmaz savaşcı Abdullah ÇATLI... Onu okudukça onu öğrendikce gururun basamaklarını tek tek çıkacaksınız hele birde onu tanıyınca bakın nasıl mutlu olacaksınız....<br />
<br />
Bir 3 KASIM AREFESİNDE...<br />
<br />
Büyük Reis Abdullah ÇATLI 3 Kasım 1996 da hakka yürümüştür. Abdullah ÇATLI kırk yaşındaydı. Turan ülkesi kadar büyük bir akrep ısırmıştı beynini. Ümmet coğrafyası kadar geniş bir kor düşmüştü yüreğine. Ülküleri için yaşadı. Ülkesi için öldü. O sadece Gökçenimizin ve Selcenimizin babasıydı. Abdullah ÇATLI ondan gelen ve ona dönen her fani gibi ölüme yürüdü. Ardından çok şey söylendi. Ruhunu muazzep, ailesi ve daostlarını müteessir kılacak çok şeyler yazıldı. Bilmeye çalıştı herkes onu Öğrenmeye çalıştı..Lakin kimse anlamaya gayret etmedi.<br />
<br />
Abdullah ÇATLI kırk yaşındaydı. Turan ülkesi kadar büyük bir akrep ısırmıştı beynini. Ümmet coğrafyası kadar geniş bir kor düşmüştü yüreğine. Ülküleri için yaşadı. Ülkesi için öldü. O sadece Gökcenimizin ve Selcenimizin babasıydı.. "Mafya" dedikleri çirkefe ne tenezzül gösterdi, ne de bu kavramı bir lahza olsun telaffuz etti. Yıllar var ki, ülkemiz örtülü bir savaş içinde. ABDULLAH ÇATLI bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadı, risk aldı, bedel verdi.<br />
<br />
Kimileri deniz gibi köpürür,<br />
Kimileri dalga dalga secdede,<br />
Kimileri kılıç gibi savaşıyor,<br />
Kimileri kanımızı içmede.<br />
<br />
diyordu ya, hani şair. ABDULLAH ÇATLI kılıç gibi savaştı, onurlu bir ömür sürdü. Hakka yürüdü. Mevla rahmet eylesin.<br />
<br />
Ruhun Şad Mekanın Cennet olsun BÜYÜK REİS...<br />
<br />
EY KARA TOPRAK ÇATLASANDA HER ZERREN SOĞUKTAN, SANA ŞEREFSİZCE DÖNMEYECEĞİM<br />
<br />
<br />
<br />
Taki 3 KASIM 1996' daki Susurluk' taki "ESRARENGİZ" kazaya kadar...<br />
<br />
ALLAH GANİ GANİ RAHMET EYLESİN...<br />
MEKANIN CENNET, RUHUN ŞAD OLSUN BÜYÜK REİS !]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıl 1956 1 Haziran.....<br />
<br />
Dışarısı geceden kalmanın yorgunluğunu üzerinden atamayan, ve alacakaranlığın ilk gün ışıltısıyla yollara düşen seyyar köy pazarcılarının "Ürgüp üzümü.." sesleriyle sessizliğinden sıyrılıyor. Nevşehir de çiçekler meyveya dönüşende bir cenin dünyaya merhaba diyordu.<br />
<br />
Bozkurt mahallesinde düğün vardı. Köy pazarcılarının avaz sesleri arasında bir küçük ay parçası boğazı yırtılasıya dünyaya gelişini müjdeliyordu. Ahmet ve Remziye çifti dünyaya gelen bebeklerini bağırlarına basıyorlardı. Ahmet ÇATLI bir erkek çocuğu olduğunun müjdesini aldığında mutluluğunu çevresinde bulunan mağdur insanlara yardım ederek gideriyordu. ÇATLI´ların mutluluğu öylesine büyüktü ki, bütün dostlara haber veriliyor ve aile büyüklerinin bir araya gelmesiyle doğan bebeğe "Abdullah" isminde karar kılınıyordu....<br />
<br />
ÇATLI ailesi Abdullah´larına kavuşmanın sevinciyle günlerce, aylarca haklı bir gurur yaşıyorlardı, sebebi ise yörenin inançları ve töreleri gereği doğan bebeğin erkek olması hem bayan Remziye ÇATLI hem de bay Ahmet ÇATLI icin bir başka gurur vesilesiydi ve Abdullah 7 yaşında Babası Ahmet ÇATLI oğlunu elinden tuttuğu gubu Gazi İlkokuluna götürüyordu. Artık Abdullah ilk ögrenimini yapacağı Gazi İlkokulunun 64 nolu birinci sınıf ögrencisiydi. Siyah önlüğünü ve naylon çantası eline alan Abdullah 2 ay gibi kısa bir zamanda harfleri öğrenip hecelemeleri yaparken ögretmeni tarafından sınıf başkanlığına seçiliyordu....<br />
<br />
Abdullah ilk üç yılında bütün dönemlerde karnesini pekiyle doldururken son iki yılında, yani 4. ve 5. sınıflarda ise sınıflar arası bilgi yarışmalarında grup başkanı olarak yarışmalarda arkadaşlarıyla birlikte birincilikler alıyordu ve yine böyle bir bilgi yarışması. Abdullah ve arkadaşları birinci oluyorlar. Okul yönetimi tarafından başarılı öğrencilere birer adet kitap dağıtılıyor. Abdullah ilerde hayatını yönlendirecek bir kitaba kavuşuyor, bu kitap Vatan Sairi Namık Kemal´in kitabıydı ve Abdullah Namık Kemal´i okuyor sonrasında da arkadaşlarıyla birlikte "Vatan Yahut Silistre" yi sahneye koyuyorlardı....<br />
<br />
Abdullah artık ilkokulu bitirmiştir. Okul sezonunun başlamasıyla birlikte amcası Mustafa ve babası Ahmet ÇATLI´yla birlikte merkez ilköğretim okuluna kayıt yaptırıyor ( Bu okulun şimdiki ismi Yunus Emre Ortaokulu) Ortaokulun ilk yılında teşekkür belgesi alan Abdullah sosyal yönlü etkinliklerede katılıyordu. Abdullah´ın çalışkan ve başarılı bir öğrenci olduğunu gören öğretmenleri ona yine sınıf başkanlığı veriyorlardı ve Abdullah okulun bando takımına alınıyor işte bu an küçük Abdullah için çok şey demekti. Akşam eve geliyor ve annesine şöyle diyordu: "Ana bando takımına girdim resmi elbise giyeceğiz. Babama söyle beyaz gömlek alsın" diyordu...<br />
<br />
Yıl 1970 Abdullah ortaokuluda başarıyla tamamlıyor. Artık Abdullah´ın bıyıkları yavaş yavaş terlemeye başlamıştır, kendince o artık yetişkin bir delikanlı olmuştur. Giyimine ve yürümesine son derece dikkat ediyordu ve gencecik bir yürek kıpır kıpırdır. Göğsünü yakan yüreğine dek inen bir sevdadır onu olgunlaştıran onu değişik giyinmelere iten. Mahallesinde karşısına çıkan ve bakışlarıyla yüreğini yakan bir çift göz vardır ki o gözler ilerde onunla birlikte zolukları göğüsleyecek olan hayat arkadaşı Meral ÇATLI´dır...<br />
<br />
Henüz lise birinci sınıf öğrencisi olan Abdullah, Ali isimli arkadaşıyla birlikte okula gidip geliyorlardı. Bir gün okulda onun hayatını yönlendirecek bir ders konusu geçiyor. Biyoloji öğretmeni Ayşe Murat ARARAT Evrim teorisini işlerken: "Evet buradanda anlaşıldığı üzere insanoğlunun soyu maymundan gelmedir." diye konustuğu anda Abdullah bir anda ayağa kalkarak: "Hayır ögretmenim insanlık çamurdan yoğrulmustur yani torak´tan gelmiştir, çünkü okuduğum Kur´anı Kerim´de öyle diyordu, babam öyle demişti, camii hocamız öyle demişti...." diye karşılık verdiğinde öğretmeni "sen otur bakalım, benden iyimi bileceksin?" diyerek onu yerine oturmaya zorluyordu. Okulda yaşadığı olayı unutamayan Abdullah´ın kafası karışıyordu, akşam anne ve babasına soruyor, onlarda kendi düşüncesi yönünde cevaplar veriyorlardı...<br />
<br />
Abdullah´ın beyni bu soruyla doluyken, Nevşehir caddelerinde Ülkücüler miting yapıyorlardı. Abdullah´da kalabalığa karışıyor yanında arkadaşları Ali, Muammer ve Turgut vardır miting sonrası Nevşehir genç ülkücüler teşkilatına gidiyor ve duvarlardaki tablolardan etkileniyor. Bir elinde kurt başlı tug ve yanında Bozkurtla duran Kürşat tablosu onu etkiliyor, bu etkinin sonucundada yanında bulunan kendinden büyük bir abisine tablonun ne olduğunu soruyor. Bu sorunun karşılığında eline bir kitap tutuşturuluyor. Bu kitap H.Nihal ATSIZ´ın "Bozkurtların ölümü ve dirilişi" adlı eseridir.<br />
<br />
Ve Abdullah artık Nevşehir "Genç Ülkücüler" teşkilatının devamlı elemanıdır. Okul sonrası eve çantasını bırakıyor hemen "Genç Ülkücüler" teşkilatına koşuyordu. Kısa sürede bütün teşkilatca takdir edilen ve sevilen bir genç olan Abdullah ocak da verilen bütün seminerlere katılıyordu. Aldığı bilgi donanımıyla özellikle Tarih derslerinde çok başarılı oluyordu. Abdullah disiplinli, çalışkan ve dürüst olmasının sonucunda Nevşehir Lisesinde sınıfların reisliğine getiriliyordu, kısa bir zamanda Nevşehir Lisesinde büyük bir Ülkücü Gençlik kitlesini oluştururken, ilerde geleceği yerinde adeta temelini atıyordu....<br />
<br />
Abdullah Lise birinci sınıf ögrencisiyken iki sevdanın koruyla yaşıyordu. Birincisi ülküye sevdalanıyordu, diğeri ise gönlünü çalan bir çift göze. Nevşehir Lisesinde geçen ilk yılını başarıyla geçen Abdullah, ocakta aldığı bilgi birikimiyle kendini daha iyi yetiştiriyordu...<br />
<br />
...Ve DEVLETİ VE VATANI İÇİN GÖREV ALMAYA BAŞLIYORDU...<br />
<br />
Bir İDEALİST ve idealizmin bir diğer adı Abdullah ÇATLI<br />
<br />
Neler vermedi ki; gençliğinin en güzel dönemlerini verdi. Kalabalıklar gibi akşam olup da sobanın başında yada renkli odalarda çayını bile içemedi. Kuşandı öfkesini ve yürüdü çirkefliğin üzerine ve işte 20. yüzyılın Kürşadı diyeceğimiz, yağız bir çeri, yılmaz savaşcı Abdullah ÇATLI. Onu okudukça onu öğrendikce gururun basamaklarını tek tek çıkacaksınız hele birde onu tanıyınca bakın nasıl mutlu olacaksınız. An gelir, devran döner. Ve silinir sisli camlar, camların silinmesinin ardından gerçekler bir ayışığı gibi yüzümüze vurur. Sonra da oturur ağlarız.... Niye, ne için??<br />
<br />
Halbu ki mefkureci olanlar, idealist olanlar için bu tip gelişmeler pekde öyle şaşırtıcı değildir, çünkü idealist insanlar herzaman, her olaya hazır olanlardır.. "An gelir, idealsiz insanlara özenerek baktığımız olur. O insanlar rahat yaşar, iyi yerler, iyi içerler, gülerler, eğlenirler bazen öyle anlar olur ki; isyan tohumlarını, bağrımız parçalanırcasına toprağa dikesimiz gelir. Sıradan insanlar gibi olmayı öylesine isteriz ki..."<br />
<br />
Ama olamaz, yapamayız, yükleniriz sancılı Türkülerimizi dağlar ardı marşlar söyleriz. Herşeyimizdir o marşlar, o Türküler. Çünkü ülkücülerin hayatı bambaşkadır, onların Lugatında rahatlık, huzur kelimelerine yer yoktur, onlar daima bir mücadele içinde ömür tüketir, çile çekerler, sancı yüklenirler. Yinede varolmanın sancısını verirler. An olur hemen hemen herkezle, herşeyle zaman zaman çatıştıkları olur, anlaşılmazlar. An olur, arkadaşlarıyla an olur, yoldaş sandıklarıyla ve hatta an olur sevdikleriyle, aileleriyle ömürleri boyunca hiç anlaşamazlar....<br />
<br />
Anlaşamazlar, çünkü: Karşısındakiler bir ülkünün belli esaslarından ziyade siyasetin değişen çehresine uymayı tercih eden insanlardır. Öyle anlar olur ki, çoğu kez başları belaya girer, yinede pısırıklık yaşamazlar, yinede sinmezler öyle ki ipe bile gitseler onların böyle halleri, kalabalığa göre, yani yaşadığını düşünen birilerine göre uslanmaktır oysa idealist olana göre de yılmamamak ve pes etmemektir ki doğru olanıda budur "İdealist, dünya nimetlerinden yana nasibsizdir, dünya nimetlerinde gözü yokturki nasib olsun. Onun için bir lokma peynir ekmek ve bir parke yeterlidir. Maddiyata karşı öylesine kayıtsızdır ki kalabalıkların hayretine sebep olur..."<br />
<br />
İdealist, herkesin istediğini istemez, ne istediğinide anlatmaz öyleki; Kendi zevklerinin dışında zevk tanımayan kalabalığın gözünde "ZEVKSIZ" bir adamdır.Onu anlayamazlar ve hatta an olur küçümserler. Hayatı anlamamakla suçlanır. Ama idealistler böylesi kınamaların muhatabı olmazlar. Yeter ki inandıklarına dokunulmasın!. Kalabalıklara göre o bir hayalperesttir. Olmayacak düşlere dalmış bir zavallıdır, öylece uyumakta ve başkalarınıda uyutmaya çalışmaktadır. An gelir fikirler gerçekleşir, kalabalıklar hayret gözlerle bakarlar ama nedense "Haklıymışşın" demezler. Üstelik birde "Böyle olacağı belliydi, bizde bir hayli çalışmıstık" derler.<br />
<br />
İdealist, ülkücünün ülküsü ile münasebeti , hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer, hep verendir hiçbir zaman alan olmaz... Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez incinmeye, yalnız bırakılmaya hiç gelmez. Diğer durumlarda genelde dikkatsiz hareket eden idealist, sevgilisi, ülküsü söz olunca baştan başa hassasiyet yüklüdür, tepki yüklüdür!..<br />
<br />
Neler vermedi ki; gençliğinin en güzel dönemlerini verdi. Kalabalıklar gibi akşam olup da sobanın başında yada renkli odalarda çayını bile içemedi. Kuşandı öfkesini ve yürüdü çirkefliğin üzerine ve işte 20. yüzyılın Kürşadı diyeceğimiz, yağız bir çeri, yılmaz savaşcı Abdullah ÇATLI... Onu okudukça onu öğrendikce gururun basamaklarını tek tek çıkacaksınız hele birde onu tanıyınca bakın nasıl mutlu olacaksınız....<br />
<br />
Bir 3 KASIM AREFESİNDE...<br />
<br />
Büyük Reis Abdullah ÇATLI 3 Kasım 1996 da hakka yürümüştür. Abdullah ÇATLI kırk yaşındaydı. Turan ülkesi kadar büyük bir akrep ısırmıştı beynini. Ümmet coğrafyası kadar geniş bir kor düşmüştü yüreğine. Ülküleri için yaşadı. Ülkesi için öldü. O sadece Gökçenimizin ve Selcenimizin babasıydı. Abdullah ÇATLI ondan gelen ve ona dönen her fani gibi ölüme yürüdü. Ardından çok şey söylendi. Ruhunu muazzep, ailesi ve daostlarını müteessir kılacak çok şeyler yazıldı. Bilmeye çalıştı herkes onu Öğrenmeye çalıştı..Lakin kimse anlamaya gayret etmedi.<br />
<br />
Abdullah ÇATLI kırk yaşındaydı. Turan ülkesi kadar büyük bir akrep ısırmıştı beynini. Ümmet coğrafyası kadar geniş bir kor düşmüştü yüreğine. Ülküleri için yaşadı. Ülkesi için öldü. O sadece Gökcenimizin ve Selcenimizin babasıydı.. "Mafya" dedikleri çirkefe ne tenezzül gösterdi, ne de bu kavramı bir lahza olsun telaffuz etti. Yıllar var ki, ülkemiz örtülü bir savaş içinde. ABDULLAH ÇATLI bu savaşta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadı, risk aldı, bedel verdi.<br />
<br />
Kimileri deniz gibi köpürür,<br />
Kimileri dalga dalga secdede,<br />
Kimileri kılıç gibi savaşıyor,<br />
Kimileri kanımızı içmede.<br />
<br />
diyordu ya, hani şair. ABDULLAH ÇATLI kılıç gibi savaştı, onurlu bir ömür sürdü. Hakka yürüdü. Mevla rahmet eylesin.<br />
<br />
Ruhun Şad Mekanın Cennet olsun BÜYÜK REİS...<br />
<br />
EY KARA TOPRAK ÇATLASANDA HER ZERREN SOĞUKTAN, SANA ŞEREFSİZCE DÖNMEYECEĞİM<br />
<br />
<br />
<br />
Taki 3 KASIM 1996' daki Susurluk' taki "ESRARENGİZ" kazaya kadar...<br />
<br />
ALLAH GANİ GANİ RAHMET EYLESİN...<br />
MEKANIN CENNET, RUHUN ŞAD OLSUN BÜYÜK REİS !]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pablo Neruda]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Pablo-Neruda-9187</link>
			<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 22:28:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Pablo-Neruda-9187</guid>
			<description><![CDATA[Ricardo Neftali Reyes yada Pablo Neruda, 12 Temmuz 1904'te Şili'de doğdu. Babası Jose del Carmen Reyes Morales bir demiryolu görevlisiydi. Annesi Rosa Neftali Reyes Basoalto Opazo ise ilkokul öğretmeniydi ve evlendikten on bir ay sonra veremden öldü.<br />
<br />
Babası, ertesi yıl Temuco kentine yerleşip yeniden evlendi. İkinci annesi, Neruda'nın "hiçbir zaman üvey anne demeye dilinin varmadığı" Trinidad Candia Marverde idi. Pablo okula başladı. Çekingen bir öğrenciydi.<br />
<br />
1917-20 arasında ilk yazılarını, ilk şiirlerini denedi. Bunlara Ncftali Reyes olarak imza attı. Sonunda, sevdiği bir Çek yazarının soyadını kendi adına ekleyerek Pablo Neru-da imzasını kullanmaya başladı. Ertesi yıl Santiago kentine, Maruri sokağındaki bir öğrenci yurduna yerleşip Fransızca dersleri almaya başladı. O günler açlıklarla geçen günlerdi ama ara vermeden şiirler yazdı ve bunlardan biri, Bayram şarkısı, bir yarışmada birinci seçildi.<br />
<br />
İLK KİTABINI 19 YAŞINDA KENDİ YAYINLADI<br />
1923'te babasının armağan ettiği saati ve elindeki üç beş parça ev eşyasını satarak, bunların geliriyle ilk şiir kitabı Crepusculario'yu (Akşam Alacası) çıkarttı. Ardından, 1925 yıllarında, kendini büsbütün edebiyata verdi. Üç kitabı, "Sonsuz İnsanın Girişimi", "Anillos" ve "Yerleşik Adam ve Umudu"nu yazdı.<br />
<br />
1927'de, Burma'nın başkenti Rangoon'da konsolos oldu. Ünlü şiir kitabı "Yeryüzü Konutu"nu yazdı. Genç bir Burma kızıyla fırtınalı bir aşk yaşadı. Kız İngilizler gibi giyinirdi ve dışarıdaki adı da Josie Bliss'di. Ama evdeyken, o giysileri de, o adı da soyunur, göz kamaştırıcı bir yerli kılığına bürünürdü.<br />
<br />
1928'de Kolombo'da, 1930'da Batavia'da konsolos oldu. Java'da genç bir Hollandalı kızla evlendi. İki yıl sonra Şili'ye döndü. "El Hondero Entusiasta" ile "Residencia en la Tierra" yayımlandı. Buenos Aires'de konsolosluk yaptı. Orada, Güney Amerika gezisine çıkan Federico Garcia Lorca ile karşılaştı. Pen Club'de, Nikaragualı ünlü ozan Ruhen Dario ile birlikte bir konuşma yaptı.<br />
<br />
1935'de Madrid konsolosu oldu. Rafael Alberti ile dostluk kurdu. "Residencia en la Tierra" Madrid'de yayımlandı. "Caballo Verde Para la Poesia - Şiirin Yeşil Atı" adlı dergiyi kurdu. Delia del Carril ile evlendi.<br />
<br />
İLK SİYASİ ŞİİRİ İSPANYA İÇ SAVAŞINA TEPKİ<br />
1936 ve İspanya iç savaşı. Lorca Granada yakınındaki Visnar'da kurşunlanınca Neruda ilk büyük siyasi şiirini yazdı: "Ölmüş Savaşçıların Analarına Şarkı". Neru-da'nın konsolosluk görevine son verildi. O da Paris'e yerleşerek "Dünya Ozanları İspanya Halkını Savunuyor" dergisini yayımlamaya başladı.<br />
<br />
1940'da Meksiko başkonsolosu oldu. Orada, Meksika ve Amerika sanatının büyük ustaları Orozko, Rivera, Siqueiros ve Meksika kültürünün diğer öncüleriyle, izlerini ve yansımalarını Evrensel Şarkı'da gördüğümüz dostluklar kurdu.<br />
<br />
1945'de, Şili'nin Kuzey kesiminden, maden ocaklarının bulunduğu Trapaca ve Antofagasta illerinden senatör seçildi. Seçim kampanyası sırasında, uğradığı her yerde "Kuzeye Merhaba" adlı şiirini okudu. Devrimci Şili Partisi'ne girdi. Yeni Cumhurbaşkanı Gabriel Gonzales'in, kendini iktidara getiren devrimci güçlere cephe alışı Neruda'yı da etkiledi. Neruda, ona karşı, binlerce insanın okuması için mektup yazdı. Vatana ihanetle suçlandı. Kendini senato önünde savundu ve "Suçluyorum" nutkunu okudu. Mahkemeler tutuklanmasına karar verdi.<br />
<br />
DÜNYA BARIŞSEVERLER KONGRESİ BAŞKANI<br />
1949'da And dağlarını at üstünde aşarak yurdundan ayrıldı. Yanında kitabının taslakları vardı. Başlangıçta "Şili'ye Şarkı" adını taşıyan bu çalışmaya, gitgide genişleyerek evrensel boyutlu bir içerik kazanması üzerine, "Evrensel Şarkı" adını verdi Neruda.<br />
<br />
Aynı yıl Paris'de toplanan "Dünya Barışseverler Kongresi"ne başkan seçildi. Doğu Avrupa ülkelerine gitti, Rusya, Polonya ve Macaristan'ı gezdi. "Evrensel Şarkı" 1950'de Meksika'da basıldı. Şili'de de kaçak bir baskı yapıldı. Asya ve Avrupa gezilerine çıktı. Picasso'yla birlikte "Dünya Barış Ödülü"nü kazandı.<br />
<br />
1952'de Capri'de "Üzümler ve Rüzgâr" adlı yapıtına başladı. "Kaptanın Dizeleri" adlı yapıtı da, Milano'da, imzasız olarak yayımlandı. O yıl, hakkındaki kovuşturma kararının kaldırılması üzerine, anavatanına döndü.<br />
<br />
1954'de "Temel Övgüler" yayımlandı. 1956'da yeniden Şili'ye döndü. "Yeni Temel Övgüler"i yazdı. 1958'de "Taşkın Dalga"yı yazdı. 1959'da "Deniz Yolculukları ve Dönüşler"i yazdı. 1964'de zengin bir yaşam öyküsünün şiirlerle anlatıldığı "Kara Ada Defteri" adlı yapıtı yayımlandı. 1965'te, Shakespeare çevirilerinden ötürü, Oxford Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Onur Doktorluğu'nu aldı.<br />
<br />
1966'da "Kumda Bir Ev", 1967'de "Barkarol" ve " Murieta'nın Yükselişi ve Ölümü" adlı yapıtları yayımlandı. 1970'de Salvador Allende için seçim kampanyasına katıldı. "Yanan Kılıç" ve "Gök Taşları" adlı yapıtları yayımlandı.<br />
<br />
1971&#8217;DE NOBEL EDEBIYAT ÖDÜLÜ'NÜ ALDI<br />
1971'de Salvador Allende'nin Cumhurbaşkanlığındaki Şili'nin Paris Büyükelçisi oldu. 21 Ekim'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.<br />
<br />
1972'de "Verimsiz Coğrafya" adlı yapıtını yazdı. Anılarını yazmaya başladı. Fransa elçiliğinden ayrıldı. Bir hastalık geçirdi ve Şili'ye döndü. Kasım ayında, Santiago Ulus Stadı'nda düzenlenen coşkun "Pablo Neruda'ya Saygı" gösterisi gerçekleştirildi.<br />
<br />
1973'de Parlamento seçimleri için kampanyaya katıldı. Şili'deki iç savaşın önlenmesinde çaba göstermeleri için Latin Amerika ve Avrupa aydınlarına çağrıda bulundu. 11-20 Eylül: Şili'de askerî darbe oldu. Salvador Allende öldürüldü. Neruda'nın Valparaiso'daki ve Santiago'daki evleri yağmalandı. 23 Eylül'de: Neruda hayata veda etti.<br />
<br />
YAŞAMIŞ OLAN EN BÜYÜK DÜNYA OZANLARINDAN<br />
Neruda yaşamış olan en büyük dünya ozanlarından birisidir. Onun aşk şiirleri dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde okunmakta ve halen çevirileri yayımlanmaktadır. "Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı" isimli kitabı onun adını en çok duyuran kitabıdır ve daha 1961'de bu kitap Buenos Aires'teki Losada yayınevinde milyonuncu baskıyı yapmıştır. Şimdilerde bu sayı iki milyona yakındır.<br />
<br />
Bir gün genç bir posta dağıtıcısı kapısını çaldığı Pablo Neruda'ya hayranlıkla bakarak "Ah ben de ozan olmak isterdim" der. Ünlü şair mizah dolu bir karşılık verir: "Yavrucuğum Şili'de herkes ozandır zaten. Postacılığı sürdürmen daha ilginç. Hiç değilse çok yol yürür ve şişmanlamazsın. Şili'deki tüm ozanlar davul gibi."<br />
<br />
Postacı ve şair arasındaki konuşma şöyle gelişir:<br />
<br />
-Demek istiyorum ki, ozan olsaydım söylemek istediğim her şeyi söyleyebilirdim.<br />
-Ne söylemek istiyorsun peki?<br />
-İşte asıl sorun bu ya, ozan olmadığım için söyleyemiyorum.<br />
Neruda, genç postacıya sahili izleyerek körfeze gitmesini ve yol boyunca denizi gözlemleyerek metaforlar üretmesini önerir. Metaforun ne demek olduğunu soran postacıya örnek olsun diye de, bir şiirini okur:<br />
<br />
Dizelerden etkilenen postacının "Sizin sözcüklerinizle sallanan bir gemi gibi hissettim kendimi" sözü üzerine gülümser Neruda: "İşte bir metafor yaptın..."<br />
<br />
Ve böylelikle güzel bir dostluk başlar Şilili şair Pablo Neruda ile postacı Mario Jimenez arasında.<br />
<br />
AŞK AĞIR HASTALIK SAYILMAZ, ÇARESI VAR<br />
Bir gün, Mario, aşık olduğunu açıklar. Neruda, "Ağır hastalık sayılmaz, çaresi var" diyerek kızın adını sorar. Postacı âşık olduğu kızın adını söyleyince İtalyan şair Dante'yi anımsar... Neruda: "Beatrice..." (Dante'nin büyük aşkının adı da Beatrice'dir, Beatrice Portineri.)<br />
<br />
Postacı Mario, sevgilisini anlatırken Neruda'ya partisi tarafından Şili Cumhurbaşkanlığı'na aday gösterildiği haberi gelir. Cumhurbaşkanlığı'na Allende seçilince kazanmaya niyeti olmayan şair memnunluk içinde yeniden köyüne döner.<br />
<br />
1971 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Neruda, daha sonra Paris'e Büyükelçi olarak gönderilir. Şair ile postacı arasındaki dostluk asla kopmaz. Sürekli olarak mektup yazan Neruda, postacı dostuna ses kayıt cihazı göndererek şunları ister: "Denizi özlüyorum. Kuşları özlüyorum. Bana evimin seslerini gönder. Bahçeye gir ve çanları çal. İlk önce rüzgârın hareketiyle sallanan küçük çanların ince seslerini kaydet, sonra büyük çanın ipini beş altı kez çek. Kayalıklarda yürü Mario, dalgaların patlayışını kaydet."<br />
<br />
Mario Jimenez şair dostunun "metafor"a ihtiyaç duyduğunu çok iyi anlayarak isteğini yerine getirir.<br />
<br />
Pablo Neruda evine döndüğünde oldukça hastadır. Ama, kısa bir süre sonra çok sevdiği ülkesinde büyük bir düş kırıklığı yaşar. Dikta rejiminin askerleri şairin evini abluka altına alırlar. Ama, Mario, şairin kapısını çalmayı başarır. Neruda, yıllar önce kendisine şair olmak istediğini söyleyen postacı dostunu görünce tutamaz gözyaşlarını. Beatrice ile evlenmiş, bir de oğlan babası olmuştur Mario.<br />
<br />
Neruda hasta yatağından kalkıp pencereden denizi görmek ister ama Mario, "Serin bir rüzgâr esiyor" diyerek karşı çıkar. Neruda'nın yanıtı muhteşemdir: "Ne gizlemek istiyorsun benden? Belki de pencereyi açtığımda deniz artık orada, aşağıda olmayacak. Onu da mı götürdüler?"<br />
<br />
Son anlarında hastaneye kaldırılan Neruda'nın Şili'deki tüm ozanlarınkine benzeyen "davul gibi" bedenini uğurlayanlar arasında sadık dostu Mario Jimenez de vardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ricardo Neftali Reyes yada Pablo Neruda, 12 Temmuz 1904'te Şili'de doğdu. Babası Jose del Carmen Reyes Morales bir demiryolu görevlisiydi. Annesi Rosa Neftali Reyes Basoalto Opazo ise ilkokul öğretmeniydi ve evlendikten on bir ay sonra veremden öldü.<br />
<br />
Babası, ertesi yıl Temuco kentine yerleşip yeniden evlendi. İkinci annesi, Neruda'nın "hiçbir zaman üvey anne demeye dilinin varmadığı" Trinidad Candia Marverde idi. Pablo okula başladı. Çekingen bir öğrenciydi.<br />
<br />
1917-20 arasında ilk yazılarını, ilk şiirlerini denedi. Bunlara Ncftali Reyes olarak imza attı. Sonunda, sevdiği bir Çek yazarının soyadını kendi adına ekleyerek Pablo Neru-da imzasını kullanmaya başladı. Ertesi yıl Santiago kentine, Maruri sokağındaki bir öğrenci yurduna yerleşip Fransızca dersleri almaya başladı. O günler açlıklarla geçen günlerdi ama ara vermeden şiirler yazdı ve bunlardan biri, Bayram şarkısı, bir yarışmada birinci seçildi.<br />
<br />
İLK KİTABINI 19 YAŞINDA KENDİ YAYINLADI<br />
1923'te babasının armağan ettiği saati ve elindeki üç beş parça ev eşyasını satarak, bunların geliriyle ilk şiir kitabı Crepusculario'yu (Akşam Alacası) çıkarttı. Ardından, 1925 yıllarında, kendini büsbütün edebiyata verdi. Üç kitabı, "Sonsuz İnsanın Girişimi", "Anillos" ve "Yerleşik Adam ve Umudu"nu yazdı.<br />
<br />
1927'de, Burma'nın başkenti Rangoon'da konsolos oldu. Ünlü şiir kitabı "Yeryüzü Konutu"nu yazdı. Genç bir Burma kızıyla fırtınalı bir aşk yaşadı. Kız İngilizler gibi giyinirdi ve dışarıdaki adı da Josie Bliss'di. Ama evdeyken, o giysileri de, o adı da soyunur, göz kamaştırıcı bir yerli kılığına bürünürdü.<br />
<br />
1928'de Kolombo'da, 1930'da Batavia'da konsolos oldu. Java'da genç bir Hollandalı kızla evlendi. İki yıl sonra Şili'ye döndü. "El Hondero Entusiasta" ile "Residencia en la Tierra" yayımlandı. Buenos Aires'de konsolosluk yaptı. Orada, Güney Amerika gezisine çıkan Federico Garcia Lorca ile karşılaştı. Pen Club'de, Nikaragualı ünlü ozan Ruhen Dario ile birlikte bir konuşma yaptı.<br />
<br />
1935'de Madrid konsolosu oldu. Rafael Alberti ile dostluk kurdu. "Residencia en la Tierra" Madrid'de yayımlandı. "Caballo Verde Para la Poesia - Şiirin Yeşil Atı" adlı dergiyi kurdu. Delia del Carril ile evlendi.<br />
<br />
İLK SİYASİ ŞİİRİ İSPANYA İÇ SAVAŞINA TEPKİ<br />
1936 ve İspanya iç savaşı. Lorca Granada yakınındaki Visnar'da kurşunlanınca Neruda ilk büyük siyasi şiirini yazdı: "Ölmüş Savaşçıların Analarına Şarkı". Neru-da'nın konsolosluk görevine son verildi. O da Paris'e yerleşerek "Dünya Ozanları İspanya Halkını Savunuyor" dergisini yayımlamaya başladı.<br />
<br />
1940'da Meksiko başkonsolosu oldu. Orada, Meksika ve Amerika sanatının büyük ustaları Orozko, Rivera, Siqueiros ve Meksika kültürünün diğer öncüleriyle, izlerini ve yansımalarını Evrensel Şarkı'da gördüğümüz dostluklar kurdu.<br />
<br />
1945'de, Şili'nin Kuzey kesiminden, maden ocaklarının bulunduğu Trapaca ve Antofagasta illerinden senatör seçildi. Seçim kampanyası sırasında, uğradığı her yerde "Kuzeye Merhaba" adlı şiirini okudu. Devrimci Şili Partisi'ne girdi. Yeni Cumhurbaşkanı Gabriel Gonzales'in, kendini iktidara getiren devrimci güçlere cephe alışı Neruda'yı da etkiledi. Neruda, ona karşı, binlerce insanın okuması için mektup yazdı. Vatana ihanetle suçlandı. Kendini senato önünde savundu ve "Suçluyorum" nutkunu okudu. Mahkemeler tutuklanmasına karar verdi.<br />
<br />
DÜNYA BARIŞSEVERLER KONGRESİ BAŞKANI<br />
1949'da And dağlarını at üstünde aşarak yurdundan ayrıldı. Yanında kitabının taslakları vardı. Başlangıçta "Şili'ye Şarkı" adını taşıyan bu çalışmaya, gitgide genişleyerek evrensel boyutlu bir içerik kazanması üzerine, "Evrensel Şarkı" adını verdi Neruda.<br />
<br />
Aynı yıl Paris'de toplanan "Dünya Barışseverler Kongresi"ne başkan seçildi. Doğu Avrupa ülkelerine gitti, Rusya, Polonya ve Macaristan'ı gezdi. "Evrensel Şarkı" 1950'de Meksika'da basıldı. Şili'de de kaçak bir baskı yapıldı. Asya ve Avrupa gezilerine çıktı. Picasso'yla birlikte "Dünya Barış Ödülü"nü kazandı.<br />
<br />
1952'de Capri'de "Üzümler ve Rüzgâr" adlı yapıtına başladı. "Kaptanın Dizeleri" adlı yapıtı da, Milano'da, imzasız olarak yayımlandı. O yıl, hakkındaki kovuşturma kararının kaldırılması üzerine, anavatanına döndü.<br />
<br />
1954'de "Temel Övgüler" yayımlandı. 1956'da yeniden Şili'ye döndü. "Yeni Temel Övgüler"i yazdı. 1958'de "Taşkın Dalga"yı yazdı. 1959'da "Deniz Yolculukları ve Dönüşler"i yazdı. 1964'de zengin bir yaşam öyküsünün şiirlerle anlatıldığı "Kara Ada Defteri" adlı yapıtı yayımlandı. 1965'te, Shakespeare çevirilerinden ötürü, Oxford Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Onur Doktorluğu'nu aldı.<br />
<br />
1966'da "Kumda Bir Ev", 1967'de "Barkarol" ve " Murieta'nın Yükselişi ve Ölümü" adlı yapıtları yayımlandı. 1970'de Salvador Allende için seçim kampanyasına katıldı. "Yanan Kılıç" ve "Gök Taşları" adlı yapıtları yayımlandı.<br />
<br />
1971&#8217;DE NOBEL EDEBIYAT ÖDÜLÜ'NÜ ALDI<br />
1971'de Salvador Allende'nin Cumhurbaşkanlığındaki Şili'nin Paris Büyükelçisi oldu. 21 Ekim'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.<br />
<br />
1972'de "Verimsiz Coğrafya" adlı yapıtını yazdı. Anılarını yazmaya başladı. Fransa elçiliğinden ayrıldı. Bir hastalık geçirdi ve Şili'ye döndü. Kasım ayında, Santiago Ulus Stadı'nda düzenlenen coşkun "Pablo Neruda'ya Saygı" gösterisi gerçekleştirildi.<br />
<br />
1973'de Parlamento seçimleri için kampanyaya katıldı. Şili'deki iç savaşın önlenmesinde çaba göstermeleri için Latin Amerika ve Avrupa aydınlarına çağrıda bulundu. 11-20 Eylül: Şili'de askerî darbe oldu. Salvador Allende öldürüldü. Neruda'nın Valparaiso'daki ve Santiago'daki evleri yağmalandı. 23 Eylül'de: Neruda hayata veda etti.<br />
<br />
YAŞAMIŞ OLAN EN BÜYÜK DÜNYA OZANLARINDAN<br />
Neruda yaşamış olan en büyük dünya ozanlarından birisidir. Onun aşk şiirleri dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde okunmakta ve halen çevirileri yayımlanmaktadır. "Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı" isimli kitabı onun adını en çok duyuran kitabıdır ve daha 1961'de bu kitap Buenos Aires'teki Losada yayınevinde milyonuncu baskıyı yapmıştır. Şimdilerde bu sayı iki milyona yakındır.<br />
<br />
Bir gün genç bir posta dağıtıcısı kapısını çaldığı Pablo Neruda'ya hayranlıkla bakarak "Ah ben de ozan olmak isterdim" der. Ünlü şair mizah dolu bir karşılık verir: "Yavrucuğum Şili'de herkes ozandır zaten. Postacılığı sürdürmen daha ilginç. Hiç değilse çok yol yürür ve şişmanlamazsın. Şili'deki tüm ozanlar davul gibi."<br />
<br />
Postacı ve şair arasındaki konuşma şöyle gelişir:<br />
<br />
-Demek istiyorum ki, ozan olsaydım söylemek istediğim her şeyi söyleyebilirdim.<br />
-Ne söylemek istiyorsun peki?<br />
-İşte asıl sorun bu ya, ozan olmadığım için söyleyemiyorum.<br />
Neruda, genç postacıya sahili izleyerek körfeze gitmesini ve yol boyunca denizi gözlemleyerek metaforlar üretmesini önerir. Metaforun ne demek olduğunu soran postacıya örnek olsun diye de, bir şiirini okur:<br />
<br />
Dizelerden etkilenen postacının "Sizin sözcüklerinizle sallanan bir gemi gibi hissettim kendimi" sözü üzerine gülümser Neruda: "İşte bir metafor yaptın..."<br />
<br />
Ve böylelikle güzel bir dostluk başlar Şilili şair Pablo Neruda ile postacı Mario Jimenez arasında.<br />
<br />
AŞK AĞIR HASTALIK SAYILMAZ, ÇARESI VAR<br />
Bir gün, Mario, aşık olduğunu açıklar. Neruda, "Ağır hastalık sayılmaz, çaresi var" diyerek kızın adını sorar. Postacı âşık olduğu kızın adını söyleyince İtalyan şair Dante'yi anımsar... Neruda: "Beatrice..." (Dante'nin büyük aşkının adı da Beatrice'dir, Beatrice Portineri.)<br />
<br />
Postacı Mario, sevgilisini anlatırken Neruda'ya partisi tarafından Şili Cumhurbaşkanlığı'na aday gösterildiği haberi gelir. Cumhurbaşkanlığı'na Allende seçilince kazanmaya niyeti olmayan şair memnunluk içinde yeniden köyüne döner.<br />
<br />
1971 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Neruda, daha sonra Paris'e Büyükelçi olarak gönderilir. Şair ile postacı arasındaki dostluk asla kopmaz. Sürekli olarak mektup yazan Neruda, postacı dostuna ses kayıt cihazı göndererek şunları ister: "Denizi özlüyorum. Kuşları özlüyorum. Bana evimin seslerini gönder. Bahçeye gir ve çanları çal. İlk önce rüzgârın hareketiyle sallanan küçük çanların ince seslerini kaydet, sonra büyük çanın ipini beş altı kez çek. Kayalıklarda yürü Mario, dalgaların patlayışını kaydet."<br />
<br />
Mario Jimenez şair dostunun "metafor"a ihtiyaç duyduğunu çok iyi anlayarak isteğini yerine getirir.<br />
<br />
Pablo Neruda evine döndüğünde oldukça hastadır. Ama, kısa bir süre sonra çok sevdiği ülkesinde büyük bir düş kırıklığı yaşar. Dikta rejiminin askerleri şairin evini abluka altına alırlar. Ama, Mario, şairin kapısını çalmayı başarır. Neruda, yıllar önce kendisine şair olmak istediğini söyleyen postacı dostunu görünce tutamaz gözyaşlarını. Beatrice ile evlenmiş, bir de oğlan babası olmuştur Mario.<br />
<br />
Neruda hasta yatağından kalkıp pencereden denizi görmek ister ama Mario, "Serin bir rüzgâr esiyor" diyerek karşı çıkar. Neruda'nın yanıtı muhteşemdir: "Ne gizlemek istiyorsun benden? Belki de pencereyi açtığımda deniz artık orada, aşağıda olmayacak. Onu da mı götürdüler?"<br />
<br />
Son anlarında hastaneye kaldırılan Neruda'nın Şili'deki tüm ozanlarınkine benzeyen "davul gibi" bedenini uğurlayanlar arasında sadık dostu Mario Jimenez de vardır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sabahattin ALİ]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Sabahattin-AL%C4%B0-9102</link>
			<pubDate>Tue, 26 Feb 2008 21:14:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Sabahattin-AL%C4%B0-9102</guid>
			<description><![CDATA[25 Şubat 1907'de bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu. Öğrenimini Balıkesir ve 1927'de İstanbul Muallim Mektebi'nde yaptı. Yozgat&#8217;ta öğretmenliğe başladı. Maarif Vekaleti'nin açtığı sınavı kazanarak Almanya&#8217;ya eğitime gitti. Postdam ve Berlin&#8217;de öğrenim gördü. Yurda dönüşünde Aydın'daki bir ortaokulda Almanca öğretmenliğine atandı. Bu görevdeyken okulda "yıkıcı propaganda" yapmak suçlamasıyla 3 ay tutuklu kaldı. Konya'ya atandı. 1932'de okuduğu bir şiirde Mustafa Kemal'i eleştirdiği suçlamasıyla yine gözaltına alındı. Sinop ve Konya cezaevlerinde bir yıl yattı. Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak salıverildi. Maarif Vekaleti Talim Terbiye Dairesi'nde, Neşriyat Müdürlüğü'nde çalıştı. Ankara'da Almanca öğretmenliği, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda çevirmenlik, öğretmenlik, dramaturgluk yaptı. 1945'te bakanlık emrine alındı. 1946'da işsiz kaldığı dönemde Aziz Nesin'le birlikte "Marko Paşa" dergisini çıkarmaya başladı. Yayın yoluyla hakaret suçlamasıyla 3 ay hapse mahkum edildi. Serbest kalınca bir kamyon alarak taşımacılığa başladı. Sürekli izlenmekten, yargılanmaktan tedirgin olduğu için yurtdışına kaçmaya karar verdi. Kırklareli üzerinden Bulgaristan'a geçmek istedi. 2 Nisan 1948&#8217;de yurt dışında çıkmak için anlaştığı, kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından, Bulgaristan sınırı yakınlarında Sazara köyü civarındaki ormanda öldürüldüğü iddia edildi. Mezarının nerede olduğu kesin belli değil. Yazmaya Balıkesir'de yayınlanan "Çağlayan" dergisinde 1925'te yayınlanan şiirleriyle başladı (Bazı kaynaklara göre "Irmak" dergisinde). Yedi Meşale, Resimli Ay, Varlık gibi dergilerde yayınlanan şiirleri, öyküleri, yazılarıyla tanındı. Cumhuriyet döneminin ilk yılarındaki gerçekçi edebiyat akımının öncüsü oldu. İlk toplumsal gerçekçi öyküleri "Resimli Ay" dergisinde yayınlandı. Şiirler, hikâyeler, romanlar yazdı, çeviriler yaptı. Asıl ününü öykü ve romanlarıyla kazandı. Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyat yeni bir boyut kazandırdı. Konularını toplumsal eşitsizliklerden aldı. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirdi. Aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirdi. 1937'de yayınlanan "Kuyucaklı Yusuf" romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir. Öykülerinde, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatır. İnsanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başardı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESERLERİ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
ŞİİR</span>:<br />
Dağlar ve Rüzgâr (1934)<br />
Değirmen Dağlar ve Rüzgâr (1965)<br />
Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağaların Serenadı, Öteki Şiirler (1988) tüm şiirleri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
ROMAN</span>:<br />
Kuyucaklı Yusuf (1837-1988)<br />
İçimizdeki Şeytan (1940-1982)<br />
Kürk Mantolu Madonna (1943-1988)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖYKÜ</span>:<br />
Değirmen (1935)<br />
Kağnı (1936-1983)<br />
Ses (1927-1972)<br />
Yeni Dünya (1943-1982)<br />
Sırça Köşk (1980)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OYUN</span>:<br />
Esirler (tefrika 1936, basım 1966)<br />
<br />
Sağlığında yayımlanmış dokuz kitabına, Varlık dergisinde tefrika edilen Esirler (1936) oyunu da eklenince on kitabı, yedi ciltlik bir külliyat halinde Varlık Yayınları arasında tekrar basıldı (1965/1966). Bütün Eserleri önce Bilgi, sonra Cem Yayınevi&#8217;nde yeniden basıldı. Yazar üzerine incelemeler arasında; Kemal Sülker&#8217;in Sabahattin Ali Dosyası (1968), Asım Bezirci&#8217;nin Sabahattin Ali / Hayatı, Hikâyeleri, Romanları (1974), Kemal Bayram&#8217;ın Sabahattin Ali Olayı (1978), Filiz Ali Laslo ile Atilla Özkırımlı&#8217;nın Sabahattin Ali (1979), Reşit M. Ertüzün&#8217;ün Sabahattin Ali Olayının Gerçeği (1985), Filiz Ali&#8217;nin "Filiz Hiç Üzülmesin" (1996), Ramazan Korkmaz&#8217;ın Sabahattin Ali (YKY 1997) adlı kitapları ve Almanya&#8217;da yayımlanan Elisabeth Siedel&#8217;in Sabahattin Ali Mystiker und Sozialist adlı çalışması sayılabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[25 Şubat 1907'de bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu. Öğrenimini Balıkesir ve 1927'de İstanbul Muallim Mektebi'nde yaptı. Yozgat&#8217;ta öğretmenliğe başladı. Maarif Vekaleti'nin açtığı sınavı kazanarak Almanya&#8217;ya eğitime gitti. Postdam ve Berlin&#8217;de öğrenim gördü. Yurda dönüşünde Aydın'daki bir ortaokulda Almanca öğretmenliğine atandı. Bu görevdeyken okulda "yıkıcı propaganda" yapmak suçlamasıyla 3 ay tutuklu kaldı. Konya'ya atandı. 1932'de okuduğu bir şiirde Mustafa Kemal'i eleştirdiği suçlamasıyla yine gözaltına alındı. Sinop ve Konya cezaevlerinde bir yıl yattı. Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkan aftan yararlanarak salıverildi. Maarif Vekaleti Talim Terbiye Dairesi'nde, Neşriyat Müdürlüğü'nde çalıştı. Ankara'da Almanca öğretmenliği, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda çevirmenlik, öğretmenlik, dramaturgluk yaptı. 1945'te bakanlık emrine alındı. 1946'da işsiz kaldığı dönemde Aziz Nesin'le birlikte "Marko Paşa" dergisini çıkarmaya başladı. Yayın yoluyla hakaret suçlamasıyla 3 ay hapse mahkum edildi. Serbest kalınca bir kamyon alarak taşımacılığa başladı. Sürekli izlenmekten, yargılanmaktan tedirgin olduğu için yurtdışına kaçmaya karar verdi. Kırklareli üzerinden Bulgaristan'a geçmek istedi. 2 Nisan 1948&#8217;de yurt dışında çıkmak için anlaştığı, kendisine kılavuzluk yapan Ali Ertekin tarafından, Bulgaristan sınırı yakınlarında Sazara köyü civarındaki ormanda öldürüldüğü iddia edildi. Mezarının nerede olduğu kesin belli değil. Yazmaya Balıkesir'de yayınlanan "Çağlayan" dergisinde 1925'te yayınlanan şiirleriyle başladı (Bazı kaynaklara göre "Irmak" dergisinde). Yedi Meşale, Resimli Ay, Varlık gibi dergilerde yayınlanan şiirleri, öyküleri, yazılarıyla tanındı. Cumhuriyet döneminin ilk yılarındaki gerçekçi edebiyat akımının öncüsü oldu. İlk toplumsal gerçekçi öyküleri "Resimli Ay" dergisinde yayınlandı. Şiirler, hikâyeler, romanlar yazdı, çeviriler yaptı. Asıl ününü öykü ve romanlarıyla kazandı. Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyat yeni bir boyut kazandırdı. Konularını toplumsal eşitsizliklerden aldı. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirdi. Aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirdi. 1937'de yayınlanan "Kuyucaklı Yusuf" romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir. Öykülerinde, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatır. İnsanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başardı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESERLERİ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
ŞİİR</span>:<br />
Dağlar ve Rüzgâr (1934)<br />
Değirmen Dağlar ve Rüzgâr (1965)<br />
Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağaların Serenadı, Öteki Şiirler (1988) tüm şiirleri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
ROMAN</span>:<br />
Kuyucaklı Yusuf (1837-1988)<br />
İçimizdeki Şeytan (1940-1982)<br />
Kürk Mantolu Madonna (1943-1988)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÖYKÜ</span>:<br />
Değirmen (1935)<br />
Kağnı (1936-1983)<br />
Ses (1927-1972)<br />
Yeni Dünya (1943-1982)<br />
Sırça Köşk (1980)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OYUN</span>:<br />
Esirler (tefrika 1936, basım 1966)<br />
<br />
Sağlığında yayımlanmış dokuz kitabına, Varlık dergisinde tefrika edilen Esirler (1936) oyunu da eklenince on kitabı, yedi ciltlik bir külliyat halinde Varlık Yayınları arasında tekrar basıldı (1965/1966). Bütün Eserleri önce Bilgi, sonra Cem Yayınevi&#8217;nde yeniden basıldı. Yazar üzerine incelemeler arasında; Kemal Sülker&#8217;in Sabahattin Ali Dosyası (1968), Asım Bezirci&#8217;nin Sabahattin Ali / Hayatı, Hikâyeleri, Romanları (1974), Kemal Bayram&#8217;ın Sabahattin Ali Olayı (1978), Filiz Ali Laslo ile Atilla Özkırımlı&#8217;nın Sabahattin Ali (1979), Reşit M. Ertüzün&#8217;ün Sabahattin Ali Olayının Gerçeği (1985), Filiz Ali&#8217;nin "Filiz Hiç Üzülmesin" (1996), Ramazan Korkmaz&#8217;ın Sabahattin Ali (YKY 1997) adlı kitapları ve Almanya&#8217;da yayımlanan Elisabeth Siedel&#8217;in Sabahattin Ali Mystiker und Sozialist adlı çalışması sayılabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uğur Mumcu (1942 - 1993)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-U%C4%9Fur-Mumcu-1942-1993-6048</link>
			<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 15:49:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=1">arachnanthe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-U%C4%9Fur-Mumcu-1942-1993-6048</guid>
			<description><![CDATA[&lt;img src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/383.jpg" alt="Uğur  Mumcu (1942 - 1993)" align="right" border="0" height="195" hspace="10" vspace="10" width="137"&gt;Aslen, Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasınınmemuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarakdoğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı ŞinasiBey'di. İlk ve orta okulları Ankarada okuyan Mumcu çok aktif biröğrenciydi. Bu hızlı yaşam Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılındatamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek içinİngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara ÜniversitesiHukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nınasistanı olarak çalıştı. Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında,Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı"sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıylagözaltına alındı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkumedildi. Fakat yargıtayca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. Bu olaydansonra, Mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında Ağrı'nın Patnosilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı.Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzunzamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. İlkyazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b.dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet,Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda incelemeyazıları da yayımlandı. Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık YeniOrtam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. 1977yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklıköşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6Kasım 1991'de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ilebirlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, CumhuriyetGazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'edöndü. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&lt;img src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/383.jpg" alt="Uğur  Mumcu (1942 - 1993)" align="right" border="0" height="195" hspace="10" vspace="10" width="137"&gt;Aslen, Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasınınmemuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarakdoğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı ŞinasiBey'di. İlk ve orta okulları Ankarada okuyan Mumcu çok aktif biröğrenciydi. Bu hızlı yaşam Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılındatamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek içinİngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara ÜniversitesiHukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nınasistanı olarak çalıştı. Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında,Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12Mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı"sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyalsınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıylagözaltına alındı. Uğur Mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkumedildi. Fakat yargıtayca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. Bu olaydansonra, Mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında Ağrı'nın Patnosilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı.Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzunzamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. İlkyazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b.dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet,Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda incelemeyazıları da yayımlandı. Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık YeniOrtam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. 1977yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklıköşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6Kasım 1991'de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ilebirlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, CumhuriyetGazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'edöndü. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldü.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Necmettin Erbakan (1926 - .... )]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Prof-Dr-Necmettin-Erbakan-1926-6047</link>
			<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 15:31:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=1">arachnanthe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Prof-Dr-Necmettin-Erbakan-1926-6047</guid>
			<description><![CDATA[&lt;img src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/1941.jpg" alt="Prof. Dr. Necmettin  Erbakan (1926 -  .... )" align="right" border="0" height="200" hspace="10" vspace="10" width="150"&gt;   &lt;p style="text-indent: 30px;"&gt;    &lt;/p&gt;&lt;p&gt;29 Ekim 1926 yılında Sinop'ta doğdu. Babası &lt;strong&gt;Adana&lt;/strong&gt;'nın &lt;strong&gt;Kozan&lt;/strong&gt;ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet SabriErbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmışolması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN'ınannesi de Sinop'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan KamerHanım'dır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necmettin ERBAKAN ilkokul'a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu'nda başladı, babasının &lt;strong&gt;Trabzon&lt;/strong&gt;'a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada &lt;strong&gt;okul birincisi&lt;/strong&gt;olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynıyıl İstanbul Erkek Lisesi'nde orta tahsiline başladı. İstanbul ErkekLisesi'ni 1943 yılında &lt;strong&gt;birincilik&lt;/strong&gt;le bitirdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1948 yılı yaz döneminde İTÜ MakineFakültesi'nden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz'unda MakineFakültesi Motorlar Kürsü'nde &lt;strong&gt;asistan&lt;/strong&gt; olarak göreve başladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1948-1951 yılları arasındaki bu 3yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül edenyeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent veprofesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu haldeders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısındandolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen TeknikÜniversitesi'nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmaküzere Almanya'ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapanDVL araştırma merkezinde Profesör Schimit ile birlikte çok başarılıçalışmalar yaptı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aachen Teknik Üniversitesi'ndeçalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan "&lt;strong&gt;DOKTOR&lt;/strong&gt;" unvanını aldı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alman Ekonomi Bakanlığı içinmotorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak raporveren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN'ın "Dizelmotorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarakizah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezinmecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motorfabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATStarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmaküzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı'nın RUHRsahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilenheyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHRsahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatıbuldu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;II. Dünya Harbi'nden sonra Alman üniversitelerinde &lt;strong&gt;ilk Türk ilim adamı&lt;/strong&gt;olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul'adöndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olmabaşarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrarAlmanya'nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motoraraştırmaları &lt;strong&gt;başmühendisi&lt;/strong&gt; olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1953'ün Kasım ayında İstanbulTeknik Üniversitesi'ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yıllarıarasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane'deki 6 aylık &lt;strong&gt;yedek subay&lt;/strong&gt;öğreniminden sonra Halıcıoğlu'ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ayasteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratlarıkısmında görev yaptı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye'de &lt;strong&gt;ilk yerli motoru&lt;/strong&gt; imal edecek olan, 200 ortaklı &lt;strong&gt;Gümüş Motor&lt;/strong&gt;A.Ş.'yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya'daçalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu'nun sipariş verdiğimotorları görünce iyice uyanmıştı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yurda dönünce bu çalışmayıbaşlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini1 Temmuz 1956'da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara'da yapılan SanayiKongresi'nde Gümüş Motor'un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yenihedef otomobillerin Türkiye'de yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, ozaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerineEskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla &lt;strong&gt;ilk yerli otomobil&lt;/strong&gt;ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motorfabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine200'e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir SanayiKonferansı verilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1965 yılında &lt;strong&gt;profesör &lt;/strong&gt;olanERBAKAN, Şubat 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığınagetirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs'ındaOdalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969'da da &lt;strong&gt;Odalar Birliği Başkanı&lt;/strong&gt; oldu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, &lt;strong&gt;1969&lt;/strong&gt; seçimlerinde &lt;strong&gt;Konya&lt;/strong&gt;'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek &lt;strong&gt;Meclis&lt;/strong&gt;'e girdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş'ün ilk partisi olan &lt;strong&gt;Milli Nizam Partisi&lt;/strong&gt;'nikuran ERBAKAN, 1971 Nisan'ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, MilliNizam Partisi kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan &lt;strong&gt;Milli Selamet Partisi&lt;/strong&gt;, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle &lt;strong&gt;Meclis&lt;/strong&gt;'e girdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1974 yılı başında kurulan MSP-CHPkoalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yeralan MSP'nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik KurulBaşkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonrakurulan 3'lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKANliderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle &lt;strong&gt;hükümet ortağı&lt;/strong&gt; oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1978 yılı başında 12 Eylül 1980'ekadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten NecmettinERBAKAN, 12 Eylül İhtilali'nin getirdiği&amp;nbsp;yasaklarla Eylül 1987 yılınakadar politikadan uzak kaldı. Eylül 1987'deki referandumla yenidensiyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuşolan &lt;strong&gt;Refah Partisi&lt;/strong&gt;'nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile &lt;strong&gt;Genel Başkanlığa&lt;/strong&gt; seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya'dan yeniden &lt;strong&gt;Milletvekili &lt;/strong&gt;seçildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1995 genel seçimlerinde tekrar Konya'dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde &lt;strong&gt;Refah Partisi %21.7 ile birinci&lt;/strong&gt; olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye'nin &lt;strong&gt;Başbakanı&lt;/strong&gt;olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çokönemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkeninişbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa birsürede &lt;strong&gt;D-8 (Development-8) &lt;/strong&gt;oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu &lt;strong&gt;Refah Partisi&lt;/strong&gt;&#8217;nin&lt;strong&gt; kapanmasıyla&lt;/strong&gt; 5 yıl &lt;strong&gt;siyasi yasaklı&lt;/strong&gt; hale gelen Erbakan 11 Mayıs 2003'te &lt;strong&gt;Saadet Partisi&lt;/strong&gt;'ne Genel Başkan seçilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evli ve 3 çocuk babasıdır.&lt;/p&gt;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&lt;img src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/1941.jpg" alt="Prof. Dr. Necmettin  Erbakan (1926 -  .... )" align="right" border="0" height="200" hspace="10" vspace="10" width="150"&gt;   &lt;p style="text-indent: 30px;"&gt;    &lt;/p&gt;&lt;p&gt;29 Ekim 1926 yılında Sinop'ta doğdu. Babası &lt;strong&gt;Adana&lt;/strong&gt;'nın &lt;strong&gt;Kozan&lt;/strong&gt;ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet SabriErbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmışolması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN'ınannesi de Sinop'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan KamerHanım'dır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necmettin ERBAKAN ilkokul'a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu'nda başladı, babasının &lt;strong&gt;Trabzon&lt;/strong&gt;'a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada &lt;strong&gt;okul birincisi&lt;/strong&gt;olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynıyıl İstanbul Erkek Lisesi'nde orta tahsiline başladı. İstanbul ErkekLisesi'ni 1943 yılında &lt;strong&gt;birincilik&lt;/strong&gt;le bitirdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1948 yılı yaz döneminde İTÜ MakineFakültesi'nden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz'unda MakineFakültesi Motorlar Kürsü'nde &lt;strong&gt;asistan&lt;/strong&gt; olarak göreve başladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1948-1951 yılları arasındaki bu 3yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül edenyeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent veprofesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu haldeders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısındandolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen TeknikÜniversitesi'nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmaküzere Almanya'ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapanDVL araştırma merkezinde Profesör Schimit ile birlikte çok başarılıçalışmalar yaptı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aachen Teknik Üniversitesi'ndeçalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan "&lt;strong&gt;DOKTOR&lt;/strong&gt;" unvanını aldı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alman Ekonomi Bakanlığı içinmotorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak raporveren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN'ın "Dizelmotorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarakizah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezinmecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motorfabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATStarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmaküzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı'nın RUHRsahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilenheyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHRsahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatıbuldu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;II. Dünya Harbi'nden sonra Alman üniversitelerinde &lt;strong&gt;ilk Türk ilim adamı&lt;/strong&gt;olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul'adöndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olmabaşarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrarAlmanya'nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motoraraştırmaları &lt;strong&gt;başmühendisi&lt;/strong&gt; olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1953'ün Kasım ayında İstanbulTeknik Üniversitesi'ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yıllarıarasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane'deki 6 aylık &lt;strong&gt;yedek subay&lt;/strong&gt;öğreniminden sonra Halıcıoğlu'ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ayasteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratlarıkısmında görev yaptı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye'de &lt;strong&gt;ilk yerli motoru&lt;/strong&gt; imal edecek olan, 200 ortaklı &lt;strong&gt;Gümüş Motor&lt;/strong&gt;A.Ş.'yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya'daçalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu'nun sipariş verdiğimotorları görünce iyice uyanmıştı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yurda dönünce bu çalışmayıbaşlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini1 Temmuz 1956'da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara'da yapılan SanayiKongresi'nde Gümüş Motor'un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yenihedef otomobillerin Türkiye'de yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, ozaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerineEskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla &lt;strong&gt;ilk yerli otomobil&lt;/strong&gt;ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motorfabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine200'e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir SanayiKonferansı verilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1965 yılında &lt;strong&gt;profesör &lt;/strong&gt;olanERBAKAN, Şubat 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığınagetirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs'ındaOdalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969'da da &lt;strong&gt;Odalar Birliği Başkanı&lt;/strong&gt; oldu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, &lt;strong&gt;1969&lt;/strong&gt; seçimlerinde &lt;strong&gt;Konya&lt;/strong&gt;'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek &lt;strong&gt;Meclis&lt;/strong&gt;'e girdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş'ün ilk partisi olan &lt;strong&gt;Milli Nizam Partisi&lt;/strong&gt;'nikuran ERBAKAN, 1971 Nisan'ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, MilliNizam Partisi kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan &lt;strong&gt;Milli Selamet Partisi&lt;/strong&gt;, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle &lt;strong&gt;Meclis&lt;/strong&gt;'e girdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1974 yılı başında kurulan MSP-CHPkoalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yeralan MSP'nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik KurulBaşkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonrakurulan 3'lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKANliderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle &lt;strong&gt;hükümet ortağı&lt;/strong&gt; oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1978 yılı başında 12 Eylül 1980'ekadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten NecmettinERBAKAN, 12 Eylül İhtilali'nin getirdiği&amp;nbsp;yasaklarla Eylül 1987 yılınakadar politikadan uzak kaldı. Eylül 1987'deki referandumla yenidensiyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuşolan &lt;strong&gt;Refah Partisi&lt;/strong&gt;'nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile &lt;strong&gt;Genel Başkanlığa&lt;/strong&gt; seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya'dan yeniden &lt;strong&gt;Milletvekili &lt;/strong&gt;seçildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1995 genel seçimlerinde tekrar Konya'dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde &lt;strong&gt;Refah Partisi %21.7 ile birinci&lt;/strong&gt; olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye'nin &lt;strong&gt;Başbakanı&lt;/strong&gt;olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çokönemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkeninişbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa birsürede &lt;strong&gt;D-8 (Development-8) &lt;/strong&gt;oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu &lt;strong&gt;Refah Partisi&lt;/strong&gt;&#8217;nin&lt;strong&gt; kapanmasıyla&lt;/strong&gt; 5 yıl &lt;strong&gt;siyasi yasaklı&lt;/strong&gt; hale gelen Erbakan 11 Mayıs 2003'te &lt;strong&gt;Saadet Partisi&lt;/strong&gt;'ne Genel Başkan seçilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evli ve 3 çocuk babasıdır.&lt;/p&gt;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cem Yılmaz (1973 - .... )]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Cem-Y%C4%B1lmaz-1973-6046</link>
			<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 15:27:31 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=1">arachnanthe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Cem-Y%C4%B1lmaz-1973-6046</guid>
			<description><![CDATA[&lt;img src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/158.jpg" alt="Cem  Yılmaz (1973 -  .... )" align="right" border="0" height="200" hspace="10" vspace="10" width="150"&gt;&lt;p style="text-indent: 30px;"&gt; &lt;/p&gt;23Nisan 1973'te İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Turizm veOtelcilik bölümünde okurken Leman Dergisinde karikatür çalışmalarınabaşladı. İlk stand-up gösterisini Leman Kültür'de, 1995'in Ağustosayında gerçekleştirdi. 1995 Aralık'tan itibaren de Beşiktaş KültürMerkezi bünyesi altında gösterilerine devam etmektedir. 2001 yılısonuna kadar toplam gösteri sayısı 1200'ün üzerinde olup, bunlarınhemen hepsi kapalı gişe oynayarak, kırılması güç bir rekorun da sahibiolmuştur. Türkiye'nin birçok ilinde sahnelediği gösterisini aynızamanda Avrupa'nın önde gelen şehirlerinde ve de Amerika BirleşikDevletlerinde yine aynı başarı ile sahneye koymuştur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;LemanDergisi'nde yayınlanan çalışmalarını "Karikatürler" isimli kitabındayayınladı. 1998 yılında Ömer Vargı'nın yönettiği "Herşey Çok GüzelOlacak" isimli sinema filminde Mazhar Alanson ile başrolü paylaştı. Bufilmi Türkiye ve Avrupa'da yaklaşık 1,800,000 kişi izledi. Reklamdünyasında da adından söz ettiren sanatçı , "Panasonic" reklamlarınınradyo spotlarıyla iki yıl üst üste Kristal Elma ödülüne layık görüldü.Bu firmanın TV filmlerinin yanı sıra "Mavi Jeans" reklamlarında daoynamıştır. 2000 yılının Ocak ayından sonra gösterileri Star TVtarafından yayınlanmakta olup bunları "Gösteri" adlı kasette de BayMüzik ile piyasaya sürmüştür. Askerlik görevini Temmuz 2001'detamamlayan Cem Yılmaz, gösterilerine devam etmektedir. Özel bir şirketiçin hazırladığı reklamlar serisi ilgi görmüştür. Reklam ve gösteriçalışmalarına devam etmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&lt;img src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/158.jpg" alt="Cem  Yılmaz (1973 -  .... )" align="right" border="0" height="200" hspace="10" vspace="10" width="150"&gt;&lt;p style="text-indent: 30px;"&gt; &lt;/p&gt;23Nisan 1973'te İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Turizm veOtelcilik bölümünde okurken Leman Dergisinde karikatür çalışmalarınabaşladı. İlk stand-up gösterisini Leman Kültür'de, 1995'in Ağustosayında gerçekleştirdi. 1995 Aralık'tan itibaren de Beşiktaş KültürMerkezi bünyesi altında gösterilerine devam etmektedir. 2001 yılısonuna kadar toplam gösteri sayısı 1200'ün üzerinde olup, bunlarınhemen hepsi kapalı gişe oynayarak, kırılması güç bir rekorun da sahibiolmuştur. Türkiye'nin birçok ilinde sahnelediği gösterisini aynızamanda Avrupa'nın önde gelen şehirlerinde ve de Amerika BirleşikDevletlerinde yine aynı başarı ile sahneye koymuştur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;LemanDergisi'nde yayınlanan çalışmalarını "Karikatürler" isimli kitabındayayınladı. 1998 yılında Ömer Vargı'nın yönettiği "Herşey Çok GüzelOlacak" isimli sinema filminde Mazhar Alanson ile başrolü paylaştı. Bufilmi Türkiye ve Avrupa'da yaklaşık 1,800,000 kişi izledi. Reklamdünyasında da adından söz ettiren sanatçı , "Panasonic" reklamlarınınradyo spotlarıyla iki yıl üst üste Kristal Elma ödülüne layık görüldü.Bu firmanın TV filmlerinin yanı sıra "Mavi Jeans" reklamlarında daoynamıştır. 2000 yılının Ocak ayından sonra gösterileri Star TVtarafından yayınlanmakta olup bunları "Gösteri" adlı kasette de BayMüzik ile piyasaya sürmüştür. Askerlik görevini Temmuz 2001'detamamlayan Cem Yılmaz, gösterilerine devam etmektedir. Özel bir şirketiçin hazırladığı reklamlar serisi ilgi görmüştür. Reklam ve gösteriçalışmalarına devam etmektedir.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>