<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Edebiyat Bilgileri]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 08:21:20 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya Dilleri Listesi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-D%C3%BCnya-Dilleri-Listesi-11028</link>
			<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 22:24:04 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-D%C3%BCnya-Dilleri-Listesi-11028</guid>
			<description><![CDATA[Dünya Dilleri<br />
<br />
A<br />
<br />
Abhazca - Acarca - Afrikaans - Akatça - Almanca - Aragonca - Arbereşçe - Aramice -Aranese - Arapça - Arnavutça - Auvergnat dili - Aynu dili - Azerbaycan Türkçesi<br />
<br />
B<br />
<br />
Baskça - Bantu - Bengali - Bretonca - Beyaz Rusça - Boşnakça - Bulgarca - Burgonyaca<br />
<br />
C-Ç<br />
<br />
Champenois - Çağatayca - Çekçe - Çince - Çingene Dili<br />
<br />
D<br />
<br />
Danca - Dalmaçyaca<br />
<br />
E <br />
<br />
Endonezyaca - Ermenice - Eski İngilizce - Estonca - Eyak<br />
<br />
F<br />
<br />
Farsça - Filipince - Fince - Flemenkçe - Fransızca<br />
<br />
G<br />
<br />
Galce - Galiçyaca - Gotça<br />
<br />
H<br />
<br />
Hintçe - Hırvatça - Hollandaca<br />
<br />
İ<br />
<br />
İbranice - İngilizce - İran Dilleri - İrlandaca - İskoç dili - İspanyolca - İsveççe - İtalyanca - İzlandaca<br />
<br />
J<br />
<br />
Japonca<br />
<br />
K<br />
<br />
Kabardeyce - Kalaallisut - Kapa - Karluk - Kartça - Katalanca - Kazak Türkçesi - Kazan Tatar Türkçesi - Khmer - Kırgız Türkçesi - Kırım Tatar Türkçesi - Korece - Korsikaca - Kurmanci - Kürtçe<br />
<br />
L<br />
<br />
Ladino - Lakça - Latince - Lehçe (dil) - Letonyaca - Litvanyaca<br />
<br />
M <br />
<br />
Macarca - Malay dili - Maltaca - Adam dili - Moğolca - Moldovca<br />
<br />
N <br />
<br />
Norveççe<br />
<br />
O<br />
<br />
Osetçe - Osmanlı Türkçesi - Özbek Türkçesi<br />
<br />
P<br />
<br />
Papiamento - Peştuca - Portekizce<br />
<br />
R<br />
<br />
Romanş - Romeika - Rumence - Rusça<br />
<br />
S <br />
<br />
Saho - Sanskritçe - Sırpça - Sicilyaca - Slovakça - Slovence - Soğdca - Sorb dili - Strence - Süryanice<br />
<br />
T <br />
<br />
Tacikçe - Takalotça - Tai - Tayvanca - Tupi - Turan Dili - Tuvaca - Türkçe - Türkiye Türkçesi - Türkmen Türkçesi<br />
<br />
U <br />
<br />
Ukrayna dili - Urduca - Uygur Türkçesi<br />
<br />
V <br />
<br />
Valensiyaca<br />
<br />
Y<br />
<br />
Yakutça - Yidiş - Yunanca<br />
<br />
Z<br />
<br />
Zazaca - Zentce]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dünya Dilleri<br />
<br />
A<br />
<br />
Abhazca - Acarca - Afrikaans - Akatça - Almanca - Aragonca - Arbereşçe - Aramice -Aranese - Arapça - Arnavutça - Auvergnat dili - Aynu dili - Azerbaycan Türkçesi<br />
<br />
B<br />
<br />
Baskça - Bantu - Bengali - Bretonca - Beyaz Rusça - Boşnakça - Bulgarca - Burgonyaca<br />
<br />
C-Ç<br />
<br />
Champenois - Çağatayca - Çekçe - Çince - Çingene Dili<br />
<br />
D<br />
<br />
Danca - Dalmaçyaca<br />
<br />
E <br />
<br />
Endonezyaca - Ermenice - Eski İngilizce - Estonca - Eyak<br />
<br />
F<br />
<br />
Farsça - Filipince - Fince - Flemenkçe - Fransızca<br />
<br />
G<br />
<br />
Galce - Galiçyaca - Gotça<br />
<br />
H<br />
<br />
Hintçe - Hırvatça - Hollandaca<br />
<br />
İ<br />
<br />
İbranice - İngilizce - İran Dilleri - İrlandaca - İskoç dili - İspanyolca - İsveççe - İtalyanca - İzlandaca<br />
<br />
J<br />
<br />
Japonca<br />
<br />
K<br />
<br />
Kabardeyce - Kalaallisut - Kapa - Karluk - Kartça - Katalanca - Kazak Türkçesi - Kazan Tatar Türkçesi - Khmer - Kırgız Türkçesi - Kırım Tatar Türkçesi - Korece - Korsikaca - Kurmanci - Kürtçe<br />
<br />
L<br />
<br />
Ladino - Lakça - Latince - Lehçe (dil) - Letonyaca - Litvanyaca<br />
<br />
M <br />
<br />
Macarca - Malay dili - Maltaca - Adam dili - Moğolca - Moldovca<br />
<br />
N <br />
<br />
Norveççe<br />
<br />
O<br />
<br />
Osetçe - Osmanlı Türkçesi - Özbek Türkçesi<br />
<br />
P<br />
<br />
Papiamento - Peştuca - Portekizce<br />
<br />
R<br />
<br />
Romanş - Romeika - Rumence - Rusça<br />
<br />
S <br />
<br />
Saho - Sanskritçe - Sırpça - Sicilyaca - Slovakça - Slovence - Soğdca - Sorb dili - Strence - Süryanice<br />
<br />
T <br />
<br />
Tacikçe - Takalotça - Tai - Tayvanca - Tupi - Turan Dili - Tuvaca - Türkçe - Türkiye Türkçesi - Türkmen Türkçesi<br />
<br />
U <br />
<br />
Ukrayna dili - Urduca - Uygur Türkçesi<br />
<br />
V <br />
<br />
Valensiyaca<br />
<br />
Y<br />
<br />
Yakutça - Yidiş - Yunanca<br />
<br />
Z<br />
<br />
Zazaca - Zentce]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ARKA TAŞ:]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-ARKA-TA%C5%9E-6176</link>
			<pubDate>Tue, 08 Jan 2008 10:14:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=1">arachnanthe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-ARKA-TA%C5%9E-6176</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARKA TAŞ:</span> Orta Asya' da savaşın ok ve yay ile yapıldığı dönemlerde Türksavaşçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek için,sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek, ok atarlarmış. Atalarımızgenelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne geneldebir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismiARKA-TAŞ veya Azerbaycan'daki telaffuzuyla 'ARKA-DAŞ' şeklinde dilimizeyerleşti. Bugün bile güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan,samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir. 'Dostluk'kavramının zaman içinde, insanın arkasını yaslayabileceği ve kendisiniolabilecek kötülüklerden koruyacağı fikri ile özleştirilmesi sonucu'arkadaş' kelimesi 'dost' anlamında Türkçemizdeki yerini buldu.Sırtınız 'arka-taş' sız kalmasın........]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARKA TAŞ:</span> Orta Asya' da savaşın ok ve yay ile yapıldığı dönemlerde Türksavaşçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırıyı önlemek için,sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek, ok atarlarmış. Atalarımızgenelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne geneldebir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismiARKA-TAŞ veya Azerbaycan'daki telaffuzuyla 'ARKA-DAŞ' şeklinde dilimizeyerleşti. Bugün bile güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan,samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir. 'Dostluk'kavramının zaman içinde, insanın arkasını yaslayabileceği ve kendisiniolabilecek kötülüklerden koruyacağı fikri ile özleştirilmesi sonucu'arkadaş' kelimesi 'dost' anlamında Türkçemizdeki yerini buldu.Sırtınız 'arka-taş' sız kalmasın........]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkçemizin şeyine şey etmeyelim]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrk%C3%A7emizin-%C5%9Feyine-%C5%9Fey-etmeyelim-4762</link>
			<pubDate>Mon, 17 Sep 2007 01:52:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrk%C3%A7emizin-%C5%9Feyine-%C5%9Fey-etmeyelim-4762</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> Türkçe&#8217;mizin şeyine şey etmeyelim!</span><br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Yılmaz ÇETİNER</span> Geçenlerde bir işyerine telefon etmem gerekti, dostum olan sahibini aradım. Bülbül gibi şakıyan sesiyle sekreter hanım telefonun öbür ucunda sordu: - Kim diyeyim efendim? Adımı verdim. - Sizi şimdi bağlıyorum efendim, dedi, işveli sesiyle... veya bana öyle geldi! Allah Allah! Ben ne yaptım ki beni "bağlıyor" bu kızcağız diye huysuzlandım! Bir an kafamdan geçti; "Acaba beni Michael Douglas mı zannetti, demir karyolaya mı bağlayacak? Yoksa bu işveli sesli hanım kız Sharen Stone mu?" Yoksa koyun mu zannetti? Şırrak karşıma dostum çıkınca bir anlık hayallerim söndü gitti! O anda söylemedim ama bir başka gün dostuma: - Yahu, dedim, senin sekreter hanım beni "bağlamaya" kalktı! Güldü, geniş yürekli, hoşgörülü dostum: - Napiim, o hep öyle konuşur ama, dedi, yeni kuşak gençler birtakım kelimeler üretiyorlar ki, düzeltene kadar bir yenisi geliyor yerlerine! İyi ki "Size geçiriyorum" dememiş!" - Ama çok çirkin, ikaz etsen de öğrenseler! - Kardeşim sizin gazeteleriniz, dergileriniz, muhabirleri, yazarları bile bu uydurma dili konuşuyor, yazıyor çoğu zaman. Sizlerin yol göstermesi daha isabetli olmaz mı? Bak şu laflara: Adam eşiyle mutlu bir hayat sürdürüyor, gazetede ondan bahsedilirken "Eşiyle oldukça mutluydu" diye çıkıyor! Bir başkası: Annesi ölmüş, kızcağız iki gözü iki çeşme ağlıyor, gazetede haber :"Genç kadın oldukça müteessir görünüyordu!" Çok mutlu yerine, eh, biraz mutlu, çok üzüntülü yerine, oldukça (az) üzüntülü hayli garip ve hayli ayıp kaçmıyor mu?<br />
<br />
"Kendine iyi bak"!Yeni moda bir laf veya emir de "Kendine iyi bak." Adam sevgilisinden ayrılırken genç kıza, "Kendine iyi bak" diyor ama maşallah iki genç de sağlıklı. Belki akşam, belki yarın buluşacaklar! O arada kendine iyi bak! Olur şey değil!Geçenlerde eski sekreterim ziyaretime gelmişti, ayrılırken:- Kendinize iyi bakın, demesin mi! Bir an alındım, hiç böyle söylemezdi diye düşündüm, yoksa şimdi kötü mü görüyordu sağlığımı? (Gidicisiniz gibi!)Belki bir hastayı ziyaretten sonra ayrılırken "Aman kendine iyi bak" denilebilir ama her dakika bu laf kullanılır mı?<br />
<br />
Eski İstanbul valisi doğruTürk Dil Kurumu Başkanı Prof. Şükrü Haluk Akalın'la Devrim Sevimay Vatan'da bir röportaj yapmış."Kendine iyi bak" lafına başkan da takmış, "Kendime iyi bakarım, sizin söylemenize gerek yok ki. Dilimizde 'Sağlıcakla kal', 'Allahaısmarladık', gibi sözler varken" diyor."Bir de 'Size döneceğim' var; aslında atlatma dili bu!" "Ne zaman birlikteydik, ne zaman ayrıldık da bana döneceksiniz, demek geliyor içimden."- Peki hala tartışılıyor eski İstanbul valisi mi, İstanbul eski valisi mi?- Tartışmaya gerek yok. Tamlayan kelime başa gelir. Hiç "Telefon eski kulübesi" diyor musunuz? Eski telefon kulübesi diyoruz. Doğrusu eski İstanbul valisi...<br />
<br />
Euronun Türkçesi avro...Gelelim euroya. TV'de, borsada her yerde değişik telaffuz ediliyor, doğrusu nedir? Akalın cevaplıyor:- AB para birimini Almanlar oyro, Fransızlar öro, İngilizler yuro diye seslendiriyor. Bunun formülü şöyledir. Kendi dilinizde Avrupa'yı nasıl okuyorsanız, ilk hecesinin sonuna o harfini getirirsiniz. Türkçesi, doğrusu avro'dur. Geçen hafta Azerbaycan'daydım ve onların bile avro dediklerini duydum. - Şey için ne diyorsunuz?- Eşya kelimesinin tekilidir. Şey önemli kelimedir ama kullandığınız yere bağlı. "Şeyin şeyini şey ettim" derseniz, olmaz. Hangi anlamı katarak söylediğinize bakmak gerekir.Ben de haddim olmayarak gazetecilerden, yazarlardan, öğretmenlerden "Ne olur Türkçede beraberce şeyin şeyine şey etmeyelim" diye rica ediyorum.<br />
<br />
Kaynak; Yılmaz Çetinerhttp://www.milliyet.com/2004/05/20/yazar/cetiner.html]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color"> Türkçe&#8217;mizin şeyine şey etmeyelim!</span><br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Yılmaz ÇETİNER</span> Geçenlerde bir işyerine telefon etmem gerekti, dostum olan sahibini aradım. Bülbül gibi şakıyan sesiyle sekreter hanım telefonun öbür ucunda sordu: - Kim diyeyim efendim? Adımı verdim. - Sizi şimdi bağlıyorum efendim, dedi, işveli sesiyle... veya bana öyle geldi! Allah Allah! Ben ne yaptım ki beni "bağlıyor" bu kızcağız diye huysuzlandım! Bir an kafamdan geçti; "Acaba beni Michael Douglas mı zannetti, demir karyolaya mı bağlayacak? Yoksa bu işveli sesli hanım kız Sharen Stone mu?" Yoksa koyun mu zannetti? Şırrak karşıma dostum çıkınca bir anlık hayallerim söndü gitti! O anda söylemedim ama bir başka gün dostuma: - Yahu, dedim, senin sekreter hanım beni "bağlamaya" kalktı! Güldü, geniş yürekli, hoşgörülü dostum: - Napiim, o hep öyle konuşur ama, dedi, yeni kuşak gençler birtakım kelimeler üretiyorlar ki, düzeltene kadar bir yenisi geliyor yerlerine! İyi ki "Size geçiriyorum" dememiş!" - Ama çok çirkin, ikaz etsen de öğrenseler! - Kardeşim sizin gazeteleriniz, dergileriniz, muhabirleri, yazarları bile bu uydurma dili konuşuyor, yazıyor çoğu zaman. Sizlerin yol göstermesi daha isabetli olmaz mı? Bak şu laflara: Adam eşiyle mutlu bir hayat sürdürüyor, gazetede ondan bahsedilirken "Eşiyle oldukça mutluydu" diye çıkıyor! Bir başkası: Annesi ölmüş, kızcağız iki gözü iki çeşme ağlıyor, gazetede haber :"Genç kadın oldukça müteessir görünüyordu!" Çok mutlu yerine, eh, biraz mutlu, çok üzüntülü yerine, oldukça (az) üzüntülü hayli garip ve hayli ayıp kaçmıyor mu?<br />
<br />
"Kendine iyi bak"!Yeni moda bir laf veya emir de "Kendine iyi bak." Adam sevgilisinden ayrılırken genç kıza, "Kendine iyi bak" diyor ama maşallah iki genç de sağlıklı. Belki akşam, belki yarın buluşacaklar! O arada kendine iyi bak! Olur şey değil!Geçenlerde eski sekreterim ziyaretime gelmişti, ayrılırken:- Kendinize iyi bakın, demesin mi! Bir an alındım, hiç böyle söylemezdi diye düşündüm, yoksa şimdi kötü mü görüyordu sağlığımı? (Gidicisiniz gibi!)Belki bir hastayı ziyaretten sonra ayrılırken "Aman kendine iyi bak" denilebilir ama her dakika bu laf kullanılır mı?<br />
<br />
Eski İstanbul valisi doğruTürk Dil Kurumu Başkanı Prof. Şükrü Haluk Akalın'la Devrim Sevimay Vatan'da bir röportaj yapmış."Kendine iyi bak" lafına başkan da takmış, "Kendime iyi bakarım, sizin söylemenize gerek yok ki. Dilimizde 'Sağlıcakla kal', 'Allahaısmarladık', gibi sözler varken" diyor."Bir de 'Size döneceğim' var; aslında atlatma dili bu!" "Ne zaman birlikteydik, ne zaman ayrıldık da bana döneceksiniz, demek geliyor içimden."- Peki hala tartışılıyor eski İstanbul valisi mi, İstanbul eski valisi mi?- Tartışmaya gerek yok. Tamlayan kelime başa gelir. Hiç "Telefon eski kulübesi" diyor musunuz? Eski telefon kulübesi diyoruz. Doğrusu eski İstanbul valisi...<br />
<br />
Euronun Türkçesi avro...Gelelim euroya. TV'de, borsada her yerde değişik telaffuz ediliyor, doğrusu nedir? Akalın cevaplıyor:- AB para birimini Almanlar oyro, Fransızlar öro, İngilizler yuro diye seslendiriyor. Bunun formülü şöyledir. Kendi dilinizde Avrupa'yı nasıl okuyorsanız, ilk hecesinin sonuna o harfini getirirsiniz. Türkçesi, doğrusu avro'dur. Geçen hafta Azerbaycan'daydım ve onların bile avro dediklerini duydum. - Şey için ne diyorsunuz?- Eşya kelimesinin tekilidir. Şey önemli kelimedir ama kullandığınız yere bağlı. "Şeyin şeyini şey ettim" derseniz, olmaz. Hangi anlamı katarak söylediğinize bakmak gerekir.Ben de haddim olmayarak gazetecilerden, yazarlardan, öğretmenlerden "Ne olur Türkçede beraberce şeyin şeyine şey etmeyelim" diye rica ediyorum.<br />
<br />
Kaynak; Yılmaz Çetinerhttp://www.milliyet.com/2004/05/20/yazar/cetiner.html]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oktay Sİnanoğlu ve Türkçe]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Oktay-S%C4%B0nano%C4%9Flu-ve-T%C3%BCrk%C3%A7e-4743</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:50:11 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Oktay-S%C4%B0nano%C4%9Flu-ve-T%C3%BCrk%C3%A7e-4743</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">TÜRKÇENİN ANADİL OLARAK DÜNYADAKİ YERİ <br />
AMAÇ</span><br />
Sovyetler Birliği'nde, Ağustos 1991'deki başarısız darbe girişimini izleyen aylarda, bu devleti oluşturan<br />
<br />
cumhuriyetler sırayla bağımsızlıklarını elde edince gözlerimiz öncelikle Kafkasya ve Orta Asya'daki Türk <br />
<br />
Cumhuriyetleri'ne çevrildi. Çünkü, artık bu ülkelerle siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda ilişki kurarken <br />
<br />
söz konusu olan sınırlamalar büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Bu nedenledir ki, bazı genel pürüzler <br />
<br />
nedeniyle doğan gecikmeler hesaba katılmazsa, artık düzenli olarak Türk Cumhuriyetleri'nin Devlet <br />
<br />
Başkanları, Başbakanları ve hükümet temsilcileri biraraya geliyor ve çeşitli alanlarda işbirliği	<br />
<br />
olanakları yaratmaya çalışıyor, en azından ilişkileri geliştiriyorlar. Buna ek olarak da düzenli aralıklarla	<br />
<br />
dil kongreleri düzenlenmeye başlanmış bulunmaktadır. Bu kongrelerde ana amaç, öncelikle bir ortak <br />
<br />
alfebenin en kısa zamanda oluşturulması, Türkçenin bütün lehçelerini kapsayan geniş bir Türkçe	<br />
<br />
sözlüğün hazırlanması, ortak bir dil oluşturulması için gerekli altyapı koşullarının incelenmesi ve	<br />
<br />
bunların oluşturulması olarak özetlenebilir. Bu yazıda, Türkçenin çeşitli lehçe ve şiveleri ile bunları	<br />
<br />
"anadil" olarak konuşan Türk devletleri, özerk cumhuriyetleri ve toplulukları konu edilecek, ayrıca	<br />
<br />
bu lehçe ve şivelerin yaklaşık kaç kişi tarafından konuşulduğuna, bu toplulukların ağırlıklı olarak	<br />
<br />
nerelerde yaşadıklarına yer verilecektir. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">TÜRKÇENİN LEHÇELERİ VE YAYILDIKLARI COĞRAFYA </span><br />
<br />
<br />
<br />
Burada, (biri dışında) tüm Türk topluluklarının kendi dillerini yani Türkçenin lehçelerini ve şivelerini	<br />
<br />
anadil olarak konuştukları kabulu kesinlikle yanlış olmayacaktır. İkinci dil olarak ise, geçmişte veya	<br />
<br />
günümüzde de bağımlı bulundukları devletlerin resmi dilini konuşmaktadırlar. Bunlar içinden en	<br />
<br />
önemlileri Rusça, Çince, Farsça, Bulgarca ve Ukraynaca'dır. Kuşkusuz bu dillere ayrıca Arapça, <br />
<br />
Yunanca ile 1960'dan sonra Türklerin işçi olarak yabancı ülkere göçü sonucu öğrendikleri diller olan<br />
<br />
Almanca, Hollandaca Fransızca ve İngilizce de eklenebilir. Anadolu Türkçesi: Anadolu Türkçesi,	<br />
<br />
Türk dilleri içinde Oğuz dilleri grubunda yer alır. Toplam nüfusları 60 milyona yaklaşan ve Anadolu, <br />
<br />
Trakya, Kuzey Kıbrıs'ta (Kıbrıs'taki Türk nüfusu yaklaşık 140 bindir) yaşayan Anadolu Türkleri	<br />
<br />
tarafından konuşulan bu dil, Türk lehçeleri arasında en büyük grubu oluşturur. Ayrıca bu lehçe,	<br />
<br />
şu Türk azınlıklarının da ana dilini <br />
<br />
oluşturmaktadır: <br />
<br />
<br />
<br />
Türk Azınlıklar Nüfus <br />
<br />
<br />
<br />
Bulgaristan Türk azınlığı 750.000 <br />
<br />
Batı Trakya Türkleri (Yunanistan) 140.000 <br />
<br />
Makedonya Türk azınlığı 66.000 <br />
<br />
Irak Türkmenleri 300.000 <br />
<br />
Başta Almanya (1.920.000) olmak üzere <br />
<br />
Hollanda (250.000),<br />
<br />
Fransa (240.000),	<br />
<br />
Belçika (85.000),	<br />
<br />
ingiltere (65.000)	<br />
<br />
ve Danimarka'ya (37.000)<br />
<br />
1960'lı yılların başından itibaren göç etmiş Türkler 2.600.000 <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Azeri Türkçesi</span>: <br />
<br />
Anadolu Türkçesine yakınlığı ile bilinen Azeri Türkçesi de Oğuz dil grubundadır. "Azeri Türkleri"nin	toplam nüfusu yaklaşık 23 milyon kadardır ve Azerilerin ancak 6,5 milyon kadarı Azerbaycan	Cumhuriyeti'nde yaşarken yaklaşık 16 milyon Azeri,İran İslam Cumhuriyeti'nin kuzeyinde (Güney Azerbaycan), 330 bini Gürcistan'da ve 110 bini Ermenistan'da yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Özbek Türkçesi: </span><br />
<br />
Dilleri Karluk grubunda yer alan "Özbek Türkleri"nin büyük çoğunluğu Özbekistan Cumhuriyeti'nde (16,2 milyon) yaşamaktadır. Başta Tacikistan (1,5 milyon) olmak üzere Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Afganistan'da yaklaşık 3 milyon Özbek bulunmaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kazak TürKçesi</span>: <br />
Kazakça, Türk dillerinin Kıpçak grubunda yer alır."Kazak Türkleri"nin büyük bölümü Kazakistan'da	yaşarken, komşu cumhuriyetlerde de (özellikle Türkmenisten, Moğolistan)Kazak azınlıklara rastlanır	ve toplam nüfusları 9 milyonu aşar. Kırgız Türkçesi: Kırgız dili, Kırgız-Kıpçak grubunda yer alır ve bu dili konuşan Kıgızların sayısı, diğer komşu cumhuriyetlerde yaşayanlarla birlikte 4 milyonu bulur.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Türkmence:	</span><br />
Türkmenistan Cumhuriyeti'nde bugün 3 milyon, diğer bölgelerde de (İran, Irak, Afganistan) yine yaklaşık 3 milyon Türkmen yaşamaktadır. Dilleri Oğuz grubunda yer alır ve Anadolu Türkçesine çok yakın nitelikler taşır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Tatarca:	</span><br />
<br />
"Tatar Türkleri"nin 2 milyonu Rusya Devleti'nin içinde (Moskova'nın yaklaşık 750 km güneydoğusunda) Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nde (Kazan Tatarları) yaşarken, 1,1 milyon Tatar yine Rusya içindeki	<br />
<br />
Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti'nde, 350 bini Kazakistan'da ve 300 bini ise Kırım Yarımadası'nda	(Kırım Tatarları) yerleşmiştir. Dilleri Kıpçak grubundandır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Başkurt Türkçesi: </span><br />
Günümüzde Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti'nde (Moskava'nın yaklaşık 1.250 km Güneydoğusu'nda 1milyon, diğer bölgelerde ise 1,6 milyon Başkurt Türkü yaşamaktadır. Dilleri Kıpçak grubunda yer alır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Karakalpak Türkçesi: </span><br />
Dilleri Kıpçak grubunda yer alan Karakalpak Türkleri,Özbekistan'da (Aral Gölü'nün güneyinde) Karakalpak Özerk Cmmhuriyeti'inde yaşarlar; nüfusları 500 bin civarındadır.	<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Çuvaş Türkçesi: </span><br />
Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti'nde (Moskova'nın yaklaşık 600 km güneydoğusunda, Tataristan Özerk	Cumhuriyeti'nin kuzeybatısında) 950 bin civarında Çuvaş Türkü yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Sors Türkçesi: </span><br />
Kültür ve dil yönüyle Hakas ve "Altay Türkleri"ne çok yakın olan Sors Türkleri Rusya'nın Kemerowo bölgesinde (Alma-Ata'nın yaklaşık 1.750 km kuzeydoğusunda)	yaşarlar; sayıları 17.000 dolayındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Altay Türkçesi: </span><br />
<br />
Altay (Oyrat) dili Kırgız-Kıpçak grubunda yer alır. Bu dili konuşan 60 bin Altay Türkü Altay Özerk	Cumhuriyeti'nde (Rusya Cumhuriyeti'nde Kemerowo'nın güneyinde, Moğolistan sınırında) yaşarken 70 bini ise diğer bölgelere yerleşmiştir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Uygur Türkçesi: </span><br />
<br />
Türklerin ilk yazılı eserlerinde kullanılan Uygurca,Karluk dil grubunda yer alır. Bu lehçeyi konuşan	yaklaşık 16 milyon Uygur Türkü (bazı kaynaklara göre 20-23 milyon) günümüzde Batı Çin'de	<br />
<br />
(Doğu	Türkistan'da), çok azı ise Rusya'da yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Gagavuz (Gökoğuz) Türkçesi: </span><br />
<br />
Dilleri Oğuz dil grubunda yer alan dolayısıyla Anadolu Türkçesine çok yakın olan Gagavuz Türkleri Moldavya'nın güneyinde 1991 yılında kurulan Gagavuz Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadırlar; <br />
<br />
nüfusları yaklaşık 160 bindir. Ayrıca Balkanlar'da ve Rusya'nın çeşitli bölgelerinde dağılmış küçük topluluklara da rastlanır. Stavropol Türkçesi: Türkmence ve Nogay diline çok yakın olan bu dil, bölgeye göç etmiş Türkmenler tarafından konuşulmaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kumuk Türkçesi: </span><br />
<br />
Kumuk Türkçesi Kıpçak grubundan olmakla birlikte Anadolu, Azeri ve Karaçay dillerine yakınlık da gösterir. Toplam nüfusları 300 bin kadar olan "Kumuk Türkleri"nin yaklaşık 250 bini Dağıstan	<br />
<br />
bölgesinde (Kuzeydoğu Kafkasya'da) yaşamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Karaçay Türkçesi: </span><br />
<br />
Karaçay dili Kıpçak grubundan olup, Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'nde (Gürcistan'ın 200 km kuzeyinde) yaşamakta olan yaklaşık 160 bin Karaçaylı tarafından konuşulmaktadır. Balkar (Malkar) Türkçesi: Dilleri hemen hemen Karaçay Türkçesi ile aynı olan	Balkar Türkleri Gürcistan'nın kuzeyinde, bu ülkeye komşu olan Balkar Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır; <br />
<br />
sayıları 85 bin civarındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Karaim Türkçesi: </span><br />
<br />
Kıpçak dil grubuna ait Karaim dili bugün çok az Karaim Türkü tarafından konuşulmaktadır. Bunlar, Ukrayna'nın batısı, Litvanya ve Polanya'da yaşamaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Hakas Türkçesi: </span><br />
Hakas Türkçesi Kırgız dil grubuna çok yakın olup,Hakas Özerk Cumhuriyeti'nde yaşayan yaklaşık 80 bin Hakas Türkü tarafından konuşulmaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Nogay Türkçesi: </span><br />
Nogay Türkleri, Stavropol ve Dağıstan Bölgesi,Çeçen-İnguş Cumhuriyeti ve de Karaçay-Çerkes	bölgesinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Dilleri Kıpçak grubunda yer alan "Nogaylar"ın sayısı 75 bin dolayındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Tuva Türkçesi: </span><br />
<br />
Yaklaşık sayıları 220 bin tahmin edilen "Tuva Türkleri"nin 200 bini Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti'nde	(Moğolistan'nın kuzey sınırına komşu bölgede) yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Yakut (Saka) Türkçesi:</span><br />
<br />
Moğolcanın etkisi ile hayli değişikliğe uğrayan Yakut dili, tahmini sayıları 400 bin olan ve büyük çoğunluğu Yakut Özerk Cumhuriyeti'nde (Çin sınırına 1.250 km uzaklıktaki Doğu Sibirya'da) yaşayan Yakut Türkü tarafından konuşulmaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kaskay Türkçesi: </span><br />
Anadolu ve Azeri Türkçesine çok yakın bir Türkçe ile konuşan Kaskay Türkleri, Hasme Türkleri ile birlikte Iran'ın güneyinde yaşarlar; sayıları 700 bin dolayındadır.	<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Ahıska (Mesketi, Meşet) Türkçesi: </span><br />
<br />
Dilleri Oğuz grubunda yer alan Ahıska Türkleri günümüzde dağınık olarak Özbekistan, Kırgızistan,Azerbaycan ve Türkiye'de yaşamaktadırlar. Sayıları 200 bin civarındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">SONUÇ	</span><br />
<br />
<br />
<br />
VI. Yüzyılın ikinci yarısından sonra kuzeye, güneye ve önemli ölçüde de batı yönüne göçe başlayan Türk kavimleri, XV. Yüzyılın ortalarında bugünkü Bulgaristan sınırına ulaştılar. 1960'lı yılların başında Orta <br />
<br />
Avrupa'ya yönelen işçi göçünü, bu göçün devamı olarak nitelendiren bazı yazarlar da görüyoruz. Bu göçler sırasında sahip olunan özgün kültür, etkilenişim içinde bulunan diğer kültürlerle zenginleşmiş, <br />
<br />
ancak anadil olarak konuşulan Türkçe korunmuş ve böylelikle dil çok geniş kıta parçalarına yayılmıştır. Birleşmiş Milletler'in 1990 yılına ait istatistiklerine göre Türkçe, 165 milyon dolayında kişi tarafından anadil olarak konuşulmaktaydı. Böylelikle dilimiz Çince, Hintçe, ingilizce ve ispanyolcanın arkasından en büyük (yaygın) dil karakterine sahiptir. Nüfus artışının ortalama % 1,5	olduğu varsayılırsa bu sayının artık 180 milyona yaklaşması gerekir. Çincenin, Çin ve Tayvan dışında	Güneydoğu Asya ülkelerindeki Çin azınlık tarafından konuşulduğu, Hintçenin yalnızca Hint Yarımadası'nda yayıldığı düşünülürse, Türkçe, ispanyolca ve ingilizce gibi dünyada geniş coğrafyaya yayılmış diller arasında yer alır. Bunlardan ingilizce, Büyük Britanya dışında, Kuzey Amerika kıtasında , Güney Afrika Cumhuriyeti'nde (ingiliz kökenliler tarafından) ve Avustralya'da anadil olarak konuşulmaktadır. ispanyolca, ispanya dışında Orta (ABD'nin güneyi dahil) ve Güney Amerika'da (Brezilya dışında) yayılmıştır. Türkçenin ise Rusya Federasyonu'nun Pasifik kıyılarından	başlayıp, Orta Asya, Kafkasya, Anadolu ve Trakya'yı aşıp Orta ve Batı Avrupa'daki Türklerle, ayrıca az	sayıda da olsa Kuzey Amerika'ya göç etmiş Türkler tarafından anadil olarak konuşulmakta olduğunu, böylelikle Afrika kıtası ve Güney Asya dışında (değişik yoğunluklarda) tüm Kuzey Yarımküre'ye	yayıldığını görüyoruz. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kaynaklar: </span><br />
<br />
[1] World Fact Book 94, CIA (http).<br />
<br />
[2] Informationen zur politischen Bildung; Die Sowjetunion 1953-1991,	<br />
<br />
Nr. 236, 3. Quartal 1992.<br />
<br />
[3] Council of Europe (Hrsg), Sopeni,Netherland-1993; Statistisches <br />
<br />
Bundesamt, Wiesbaden, Sopeni, Report-Turkey,	Oct-1993. <br />
<br />
[4] Türkler, "s.c.t. Listesi", .<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak:http://www.sinanoglu.net]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">TÜRKÇENİN ANADİL OLARAK DÜNYADAKİ YERİ <br />
AMAÇ</span><br />
Sovyetler Birliği'nde, Ağustos 1991'deki başarısız darbe girişimini izleyen aylarda, bu devleti oluşturan<br />
<br />
cumhuriyetler sırayla bağımsızlıklarını elde edince gözlerimiz öncelikle Kafkasya ve Orta Asya'daki Türk <br />
<br />
Cumhuriyetleri'ne çevrildi. Çünkü, artık bu ülkelerle siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda ilişki kurarken <br />
<br />
söz konusu olan sınırlamalar büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Bu nedenledir ki, bazı genel pürüzler <br />
<br />
nedeniyle doğan gecikmeler hesaba katılmazsa, artık düzenli olarak Türk Cumhuriyetleri'nin Devlet <br />
<br />
Başkanları, Başbakanları ve hükümet temsilcileri biraraya geliyor ve çeşitli alanlarda işbirliği	<br />
<br />
olanakları yaratmaya çalışıyor, en azından ilişkileri geliştiriyorlar. Buna ek olarak da düzenli aralıklarla	<br />
<br />
dil kongreleri düzenlenmeye başlanmış bulunmaktadır. Bu kongrelerde ana amaç, öncelikle bir ortak <br />
<br />
alfebenin en kısa zamanda oluşturulması, Türkçenin bütün lehçelerini kapsayan geniş bir Türkçe	<br />
<br />
sözlüğün hazırlanması, ortak bir dil oluşturulması için gerekli altyapı koşullarının incelenmesi ve	<br />
<br />
bunların oluşturulması olarak özetlenebilir. Bu yazıda, Türkçenin çeşitli lehçe ve şiveleri ile bunları	<br />
<br />
"anadil" olarak konuşan Türk devletleri, özerk cumhuriyetleri ve toplulukları konu edilecek, ayrıca	<br />
<br />
bu lehçe ve şivelerin yaklaşık kaç kişi tarafından konuşulduğuna, bu toplulukların ağırlıklı olarak	<br />
<br />
nerelerde yaşadıklarına yer verilecektir. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">TÜRKÇENİN LEHÇELERİ VE YAYILDIKLARI COĞRAFYA </span><br />
<br />
<br />
<br />
Burada, (biri dışında) tüm Türk topluluklarının kendi dillerini yani Türkçenin lehçelerini ve şivelerini	<br />
<br />
anadil olarak konuştukları kabulu kesinlikle yanlış olmayacaktır. İkinci dil olarak ise, geçmişte veya	<br />
<br />
günümüzde de bağımlı bulundukları devletlerin resmi dilini konuşmaktadırlar. Bunlar içinden en	<br />
<br />
önemlileri Rusça, Çince, Farsça, Bulgarca ve Ukraynaca'dır. Kuşkusuz bu dillere ayrıca Arapça, <br />
<br />
Yunanca ile 1960'dan sonra Türklerin işçi olarak yabancı ülkere göçü sonucu öğrendikleri diller olan<br />
<br />
Almanca, Hollandaca Fransızca ve İngilizce de eklenebilir. Anadolu Türkçesi: Anadolu Türkçesi,	<br />
<br />
Türk dilleri içinde Oğuz dilleri grubunda yer alır. Toplam nüfusları 60 milyona yaklaşan ve Anadolu, <br />
<br />
Trakya, Kuzey Kıbrıs'ta (Kıbrıs'taki Türk nüfusu yaklaşık 140 bindir) yaşayan Anadolu Türkleri	<br />
<br />
tarafından konuşulan bu dil, Türk lehçeleri arasında en büyük grubu oluşturur. Ayrıca bu lehçe,	<br />
<br />
şu Türk azınlıklarının da ana dilini <br />
<br />
oluşturmaktadır: <br />
<br />
<br />
<br />
Türk Azınlıklar Nüfus <br />
<br />
<br />
<br />
Bulgaristan Türk azınlığı 750.000 <br />
<br />
Batı Trakya Türkleri (Yunanistan) 140.000 <br />
<br />
Makedonya Türk azınlığı 66.000 <br />
<br />
Irak Türkmenleri 300.000 <br />
<br />
Başta Almanya (1.920.000) olmak üzere <br />
<br />
Hollanda (250.000),<br />
<br />
Fransa (240.000),	<br />
<br />
Belçika (85.000),	<br />
<br />
ingiltere (65.000)	<br />
<br />
ve Danimarka'ya (37.000)<br />
<br />
1960'lı yılların başından itibaren göç etmiş Türkler 2.600.000 <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Azeri Türkçesi</span>: <br />
<br />
Anadolu Türkçesine yakınlığı ile bilinen Azeri Türkçesi de Oğuz dil grubundadır. "Azeri Türkleri"nin	toplam nüfusu yaklaşık 23 milyon kadardır ve Azerilerin ancak 6,5 milyon kadarı Azerbaycan	Cumhuriyeti'nde yaşarken yaklaşık 16 milyon Azeri,İran İslam Cumhuriyeti'nin kuzeyinde (Güney Azerbaycan), 330 bini Gürcistan'da ve 110 bini Ermenistan'da yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Özbek Türkçesi: </span><br />
<br />
Dilleri Karluk grubunda yer alan "Özbek Türkleri"nin büyük çoğunluğu Özbekistan Cumhuriyeti'nde (16,2 milyon) yaşamaktadır. Başta Tacikistan (1,5 milyon) olmak üzere Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Afganistan'da yaklaşık 3 milyon Özbek bulunmaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kazak TürKçesi</span>: <br />
Kazakça, Türk dillerinin Kıpçak grubunda yer alır."Kazak Türkleri"nin büyük bölümü Kazakistan'da	yaşarken, komşu cumhuriyetlerde de (özellikle Türkmenisten, Moğolistan)Kazak azınlıklara rastlanır	ve toplam nüfusları 9 milyonu aşar. Kırgız Türkçesi: Kırgız dili, Kırgız-Kıpçak grubunda yer alır ve bu dili konuşan Kıgızların sayısı, diğer komşu cumhuriyetlerde yaşayanlarla birlikte 4 milyonu bulur.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Türkmence:	</span><br />
Türkmenistan Cumhuriyeti'nde bugün 3 milyon, diğer bölgelerde de (İran, Irak, Afganistan) yine yaklaşık 3 milyon Türkmen yaşamaktadır. Dilleri Oğuz grubunda yer alır ve Anadolu Türkçesine çok yakın nitelikler taşır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Tatarca:	</span><br />
<br />
"Tatar Türkleri"nin 2 milyonu Rusya Devleti'nin içinde (Moskova'nın yaklaşık 750 km güneydoğusunda) Tataristan Özerk Cumhuriyeti'nde (Kazan Tatarları) yaşarken, 1,1 milyon Tatar yine Rusya içindeki	<br />
<br />
Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti'nde, 350 bini Kazakistan'da ve 300 bini ise Kırım Yarımadası'nda	(Kırım Tatarları) yerleşmiştir. Dilleri Kıpçak grubundandır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Başkurt Türkçesi: </span><br />
Günümüzde Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti'nde (Moskava'nın yaklaşık 1.250 km Güneydoğusu'nda 1milyon, diğer bölgelerde ise 1,6 milyon Başkurt Türkü yaşamaktadır. Dilleri Kıpçak grubunda yer alır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Karakalpak Türkçesi: </span><br />
Dilleri Kıpçak grubunda yer alan Karakalpak Türkleri,Özbekistan'da (Aral Gölü'nün güneyinde) Karakalpak Özerk Cmmhuriyeti'inde yaşarlar; nüfusları 500 bin civarındadır.	<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Çuvaş Türkçesi: </span><br />
Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti'nde (Moskova'nın yaklaşık 600 km güneydoğusunda, Tataristan Özerk	Cumhuriyeti'nin kuzeybatısında) 950 bin civarında Çuvaş Türkü yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Sors Türkçesi: </span><br />
Kültür ve dil yönüyle Hakas ve "Altay Türkleri"ne çok yakın olan Sors Türkleri Rusya'nın Kemerowo bölgesinde (Alma-Ata'nın yaklaşık 1.750 km kuzeydoğusunda)	yaşarlar; sayıları 17.000 dolayındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Altay Türkçesi: </span><br />
<br />
Altay (Oyrat) dili Kırgız-Kıpçak grubunda yer alır. Bu dili konuşan 60 bin Altay Türkü Altay Özerk	Cumhuriyeti'nde (Rusya Cumhuriyeti'nde Kemerowo'nın güneyinde, Moğolistan sınırında) yaşarken 70 bini ise diğer bölgelere yerleşmiştir. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Uygur Türkçesi: </span><br />
<br />
Türklerin ilk yazılı eserlerinde kullanılan Uygurca,Karluk dil grubunda yer alır. Bu lehçeyi konuşan	yaklaşık 16 milyon Uygur Türkü (bazı kaynaklara göre 20-23 milyon) günümüzde Batı Çin'de	<br />
<br />
(Doğu	Türkistan'da), çok azı ise Rusya'da yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Gagavuz (Gökoğuz) Türkçesi: </span><br />
<br />
Dilleri Oğuz dil grubunda yer alan dolayısıyla Anadolu Türkçesine çok yakın olan Gagavuz Türkleri Moldavya'nın güneyinde 1991 yılında kurulan Gagavuz Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadırlar; <br />
<br />
nüfusları yaklaşık 160 bindir. Ayrıca Balkanlar'da ve Rusya'nın çeşitli bölgelerinde dağılmış küçük topluluklara da rastlanır. Stavropol Türkçesi: Türkmence ve Nogay diline çok yakın olan bu dil, bölgeye göç etmiş Türkmenler tarafından konuşulmaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kumuk Türkçesi: </span><br />
<br />
Kumuk Türkçesi Kıpçak grubundan olmakla birlikte Anadolu, Azeri ve Karaçay dillerine yakınlık da gösterir. Toplam nüfusları 300 bin kadar olan "Kumuk Türkleri"nin yaklaşık 250 bini Dağıstan	<br />
<br />
bölgesinde (Kuzeydoğu Kafkasya'da) yaşamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Karaçay Türkçesi: </span><br />
<br />
Karaçay dili Kıpçak grubundan olup, Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'nde (Gürcistan'ın 200 km kuzeyinde) yaşamakta olan yaklaşık 160 bin Karaçaylı tarafından konuşulmaktadır. Balkar (Malkar) Türkçesi: Dilleri hemen hemen Karaçay Türkçesi ile aynı olan	Balkar Türkleri Gürcistan'nın kuzeyinde, bu ülkeye komşu olan Balkar Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır; <br />
<br />
sayıları 85 bin civarındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Karaim Türkçesi: </span><br />
<br />
Kıpçak dil grubuna ait Karaim dili bugün çok az Karaim Türkü tarafından konuşulmaktadır. Bunlar, Ukrayna'nın batısı, Litvanya ve Polanya'da yaşamaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Hakas Türkçesi: </span><br />
Hakas Türkçesi Kırgız dil grubuna çok yakın olup,Hakas Özerk Cumhuriyeti'nde yaşayan yaklaşık 80 bin Hakas Türkü tarafından konuşulmaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Nogay Türkçesi: </span><br />
Nogay Türkleri, Stavropol ve Dağıstan Bölgesi,Çeçen-İnguş Cumhuriyeti ve de Karaçay-Çerkes	bölgesinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Dilleri Kıpçak grubunda yer alan "Nogaylar"ın sayısı 75 bin dolayındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Tuva Türkçesi: </span><br />
<br />
Yaklaşık sayıları 220 bin tahmin edilen "Tuva Türkleri"nin 200 bini Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti'nde	(Moğolistan'nın kuzey sınırına komşu bölgede) yaşamaktadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Yakut (Saka) Türkçesi:</span><br />
<br />
Moğolcanın etkisi ile hayli değişikliğe uğrayan Yakut dili, tahmini sayıları 400 bin olan ve büyük çoğunluğu Yakut Özerk Cumhuriyeti'nde (Çin sınırına 1.250 km uzaklıktaki Doğu Sibirya'da) yaşayan Yakut Türkü tarafından konuşulmaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kaskay Türkçesi: </span><br />
Anadolu ve Azeri Türkçesine çok yakın bir Türkçe ile konuşan Kaskay Türkleri, Hasme Türkleri ile birlikte Iran'ın güneyinde yaşarlar; sayıları 700 bin dolayındadır.	<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Ahıska (Mesketi, Meşet) Türkçesi: </span><br />
<br />
Dilleri Oğuz grubunda yer alan Ahıska Türkleri günümüzde dağınık olarak Özbekistan, Kırgızistan,Azerbaycan ve Türkiye'de yaşamaktadırlar. Sayıları 200 bin civarındadır. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">SONUÇ	</span><br />
<br />
<br />
<br />
VI. Yüzyılın ikinci yarısından sonra kuzeye, güneye ve önemli ölçüde de batı yönüne göçe başlayan Türk kavimleri, XV. Yüzyılın ortalarında bugünkü Bulgaristan sınırına ulaştılar. 1960'lı yılların başında Orta <br />
<br />
Avrupa'ya yönelen işçi göçünü, bu göçün devamı olarak nitelendiren bazı yazarlar da görüyoruz. Bu göçler sırasında sahip olunan özgün kültür, etkilenişim içinde bulunan diğer kültürlerle zenginleşmiş, <br />
<br />
ancak anadil olarak konuşulan Türkçe korunmuş ve böylelikle dil çok geniş kıta parçalarına yayılmıştır. Birleşmiş Milletler'in 1990 yılına ait istatistiklerine göre Türkçe, 165 milyon dolayında kişi tarafından anadil olarak konuşulmaktaydı. Böylelikle dilimiz Çince, Hintçe, ingilizce ve ispanyolcanın arkasından en büyük (yaygın) dil karakterine sahiptir. Nüfus artışının ortalama % 1,5	olduğu varsayılırsa bu sayının artık 180 milyona yaklaşması gerekir. Çincenin, Çin ve Tayvan dışında	Güneydoğu Asya ülkelerindeki Çin azınlık tarafından konuşulduğu, Hintçenin yalnızca Hint Yarımadası'nda yayıldığı düşünülürse, Türkçe, ispanyolca ve ingilizce gibi dünyada geniş coğrafyaya yayılmış diller arasında yer alır. Bunlardan ingilizce, Büyük Britanya dışında, Kuzey Amerika kıtasında , Güney Afrika Cumhuriyeti'nde (ingiliz kökenliler tarafından) ve Avustralya'da anadil olarak konuşulmaktadır. ispanyolca, ispanya dışında Orta (ABD'nin güneyi dahil) ve Güney Amerika'da (Brezilya dışında) yayılmıştır. Türkçenin ise Rusya Federasyonu'nun Pasifik kıyılarından	başlayıp, Orta Asya, Kafkasya, Anadolu ve Trakya'yı aşıp Orta ve Batı Avrupa'daki Türklerle, ayrıca az	sayıda da olsa Kuzey Amerika'ya göç etmiş Türkler tarafından anadil olarak konuşulmakta olduğunu, böylelikle Afrika kıtası ve Güney Asya dışında (değişik yoğunluklarda) tüm Kuzey Yarımküre'ye	yayıldığını görüyoruz. <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">Kaynaklar: </span><br />
<br />
[1] World Fact Book 94, CIA (http).<br />
<br />
[2] Informationen zur politischen Bildung; Die Sowjetunion 1953-1991,	<br />
<br />
Nr. 236, 3. Quartal 1992.<br />
<br />
[3] Council of Europe (Hrsg), Sopeni,Netherland-1993; Statistisches <br />
<br />
Bundesamt, Wiesbaden, Sopeni, Report-Turkey,	Oct-1993. <br />
<br />
[4] Türkler, "s.c.t. Listesi", .<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak:http://www.sinanoglu.net]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[dilimiz nereye gitmekte]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-dilimiz-nereye-gitmekte-4742</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:50:02 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=19">karanlıktaki yüz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-dilimiz-nereye-gitmekte-4742</guid>
			<description><![CDATA[[youtube]nC5dsAsqkdk[/youtube]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[youtube]nC5dsAsqkdk[/youtube]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[türkçe benim ses bayrağım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-t%C3%BCrk%C3%A7e-benim-ses-bayra%C4%9F%C4%B1m-4741</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:48:47 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=19">karanlıktaki yüz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-t%C3%BCrk%C3%A7e-benim-ses-bayra%C4%9F%C4%B1m-4741</guid>
			<description><![CDATA[[youtube]jXHV0IWEDQo[/youtube]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[youtube]jXHV0IWEDQo[/youtube]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[mustafa kemal atatürk türkçeyle ilgili diyor ki...]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-mustafa-kemal-atat%C3%BCrk-t%C3%BCrk%C3%A7eyle-ilgili-diyor-ki-4739</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:45:54 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=19">karanlıktaki yüz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-mustafa-kemal-atat%C3%BCrk-t%C3%BCrk%C3%A7eyle-ilgili-diyor-ki-4739</guid>
			<description><![CDATA[[youtube]eSl2KlX7_lE[/youtube]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[youtube]eSl2KlX7_lE[/youtube]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[türkçe elden giderken]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-t%C3%BCrk%C3%A7e-elden-giderken-4738</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:42:23 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=19">karanlıktaki yüz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-t%C3%BCrk%C3%A7e-elden-giderken-4738</guid>
			<description><![CDATA[[youtube]9X8yURb2O2Y[/youtube]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[youtube]9X8yURb2O2Y[/youtube]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dilimizde tam 98.861 sözcük var]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Dilimizde-tam-98-861-s%C3%B6zc%C3%BCk-var-4737</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:39:02 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=19">karanlıktaki yüz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Dilimizde-tam-98-861-s%C3%B6zc%C3%BCk-var-4737</guid>
			<description><![CDATA[Bir öğretmenim ve bir renk uzmanı (kolorist), "Kestane rengindeki saçlar için &#8216;konur&#8217; sözcüğünün bugün Anadolu&#8217;da kullanıldığını; boya üreticileri uyduruk &#8216;cehennem yeşili&#8217;, &#8216;rüya mavisi&#8217; gibi zorlama renk adları üreteceklerine, bin yıldır kullanılanları araştırıp çıkarırlarsa hem dilimize katkıda bulunmuş, hem de kendi işlerini doğru yapmış olurlar," diyor. Yıllardan beri insanlar pembe rüyalar görürler,dünyadaki bütün dini inançlarda yeşil cenneti, ateş kırmızıyı, sarı cehennemi simgeler: Yeşil cehennem, insan düşüncesinin algılayamayacağı bir benzetmedir. <br />
                                                                       * * *<br />
     Ünlü folklor araştırmacımız, masal derlemecimiz, yazar dede Cevdet Kudret&#8217;in, Türkçemizin Öztürkçeleştirilmesiyle ilgili çalışmalar yapıldığı zamanlarda kahverengiyi örnek vererek yaptığı bir eleştiri var: <br />
     "Kahve&#8217;yi atamayız, renk&#8217;i atamayız; bunları atsak bile kahverengi&#8217;yi atamayız. Ya herkes ne olacak? Buyrun bakalım: Her de Farsça, kes (kimse) de Farsça. Hele her sözünü atarsak her&#8217;le başlaması gereken hiçbir cümleyi kuramayız."<br />
                                                                       * * *<br />
     Cevdet Kudret&#8217;in söylediklerine tümüyle katılmasam da, dünyada dillerin zenginleşmesinde, yabancı dillerden alınan sözcüklerin önemi büyüktür. Bu İngilizce için de, Fransızca için de, Türkçe için de böyle. <br />
                                                                       * * *<br />
     Şimdi gelin, dil konusunda yapılmış araştırmalardan sizlere bazı sayısal dokümler vereyim: Türk Dil Kurumu&#8217;nun (TDK) dijital ortamda hazırladığı sözlüğe göre, bugün dilimizdeki sözcük sayısı 98.861&#8217;dir.Yine TDK&#8217;nın 1998&#8217;de yaptığı bir araştırmaya göre, dilimizdeki yabancı kökenli sözcük sayısı tam 46.301&#8217;dir. Bize düşen, bu doksansekizbin sözcüğü elden geldiğinde kullanarak konuşup yazmak ve karşımızdakine kendimizi daha iyi anlatabilmektir. <br />
     Eğitildikleri zaman "jako papağanları"nın bile 83-120 arasında bir sözcük dağarcığına sahip olduklarını düşünürsek; bir insan olarak 150 sözcükle konuşurken, kendimize ve dilimize ne denli kötülük ettiğimizi daha iyi anlayabiliriz. <br />
                                                                       * * *<br />
     Bence şimdi sizlerin en çok merak ettiği şey, yabancı dillerden dilimize giren sözcüklerin hangileri olduğu. Size önce dilimize Moğolcadan girmiş on beş sözcükten bazı örnekler vereceğim. Siz de benim gibi şaşırıp kalacaksınız. Ama önemli bir şey de, Türkçeden Moğolcaya geçmiş çok sözcük olması.<br />
     İşte Moğolcadan dilimize giren sözcükler: Abla, ardıç (ağaç vekuşu), balta, buğday, bunak (yaşlanmış, düşünce yetisini yitirmişkimse), ceylan, çanta, çamur, çerçi, kaburga, ordu, narin, sicim,şakak, tavuk gibi... <br />
     Bunun dışında Türkçeden Moğolcaya geçenlere de birkaç örnek verelim: Deniz -"tengiz", pars -"bars", kaplan-"kablan", katır-"kaçır",al-"al" (kırmızı), kara-"kara" (siyah), arı-"arıg" (saf),değirmen-"tegirmet", sirke-"şirge", yalvaç-"yalavaç/yalavaçı"(peygamber) gibi...<br />
 <br />
      <br />
      Not. Yazı 2002 Yılında yayınlanmış.Dilimizdeki kelime sayısı muhtemelen şu anda <br />
             100.000 li rakamlara erişmiştir.Bizler ne kadarını kullanıyoruz dersiniz?.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir öğretmenim ve bir renk uzmanı (kolorist), "Kestane rengindeki saçlar için &#8216;konur&#8217; sözcüğünün bugün Anadolu&#8217;da kullanıldığını; boya üreticileri uyduruk &#8216;cehennem yeşili&#8217;, &#8216;rüya mavisi&#8217; gibi zorlama renk adları üreteceklerine, bin yıldır kullanılanları araştırıp çıkarırlarsa hem dilimize katkıda bulunmuş, hem de kendi işlerini doğru yapmış olurlar," diyor. Yıllardan beri insanlar pembe rüyalar görürler,dünyadaki bütün dini inançlarda yeşil cenneti, ateş kırmızıyı, sarı cehennemi simgeler: Yeşil cehennem, insan düşüncesinin algılayamayacağı bir benzetmedir. <br />
                                                                       * * *<br />
     Ünlü folklor araştırmacımız, masal derlemecimiz, yazar dede Cevdet Kudret&#8217;in, Türkçemizin Öztürkçeleştirilmesiyle ilgili çalışmalar yapıldığı zamanlarda kahverengiyi örnek vererek yaptığı bir eleştiri var: <br />
     "Kahve&#8217;yi atamayız, renk&#8217;i atamayız; bunları atsak bile kahverengi&#8217;yi atamayız. Ya herkes ne olacak? Buyrun bakalım: Her de Farsça, kes (kimse) de Farsça. Hele her sözünü atarsak her&#8217;le başlaması gereken hiçbir cümleyi kuramayız."<br />
                                                                       * * *<br />
     Cevdet Kudret&#8217;in söylediklerine tümüyle katılmasam da, dünyada dillerin zenginleşmesinde, yabancı dillerden alınan sözcüklerin önemi büyüktür. Bu İngilizce için de, Fransızca için de, Türkçe için de böyle. <br />
                                                                       * * *<br />
     Şimdi gelin, dil konusunda yapılmış araştırmalardan sizlere bazı sayısal dokümler vereyim: Türk Dil Kurumu&#8217;nun (TDK) dijital ortamda hazırladığı sözlüğe göre, bugün dilimizdeki sözcük sayısı 98.861&#8217;dir.Yine TDK&#8217;nın 1998&#8217;de yaptığı bir araştırmaya göre, dilimizdeki yabancı kökenli sözcük sayısı tam 46.301&#8217;dir. Bize düşen, bu doksansekizbin sözcüğü elden geldiğinde kullanarak konuşup yazmak ve karşımızdakine kendimizi daha iyi anlatabilmektir. <br />
     Eğitildikleri zaman "jako papağanları"nın bile 83-120 arasında bir sözcük dağarcığına sahip olduklarını düşünürsek; bir insan olarak 150 sözcükle konuşurken, kendimize ve dilimize ne denli kötülük ettiğimizi daha iyi anlayabiliriz. <br />
                                                                       * * *<br />
     Bence şimdi sizlerin en çok merak ettiği şey, yabancı dillerden dilimize giren sözcüklerin hangileri olduğu. Size önce dilimize Moğolcadan girmiş on beş sözcükten bazı örnekler vereceğim. Siz de benim gibi şaşırıp kalacaksınız. Ama önemli bir şey de, Türkçeden Moğolcaya geçmiş çok sözcük olması.<br />
     İşte Moğolcadan dilimize giren sözcükler: Abla, ardıç (ağaç vekuşu), balta, buğday, bunak (yaşlanmış, düşünce yetisini yitirmişkimse), ceylan, çanta, çamur, çerçi, kaburga, ordu, narin, sicim,şakak, tavuk gibi... <br />
     Bunun dışında Türkçeden Moğolcaya geçenlere de birkaç örnek verelim: Deniz -"tengiz", pars -"bars", kaplan-"kablan", katır-"kaçır",al-"al" (kırmızı), kara-"kara" (siyah), arı-"arıg" (saf),değirmen-"tegirmet", sirke-"şirge", yalvaç-"yalavaç/yalavaçı"(peygamber) gibi...<br />
 <br />
      <br />
      Not. Yazı 2002 Yılında yayınlanmış.Dilimizdeki kelime sayısı muhtemelen şu anda <br />
             100.000 li rakamlara erişmiştir.Bizler ne kadarını kullanıyoruz dersiniz?.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dil Bir Bayraktır.]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Dil-Bir-Bayrakt%C4%B1r-4736</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:33:21 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Dil-Bir-Bayrakt%C4%B1r-4736</guid>
			<description><![CDATA[Dil Bir Bayraktır.<br />
                        Dil; Bayraktır, Yurttur, Bağımsızlıktır...<br />
                        <br />
<br />
                        <br />
Mustafa Gazalcı<br />
                        <br />
Mustafa Gazalcı'nın konuşması                                                  <br />
                                                  <br />
<br />
                        <br />
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI                          (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili                          arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Ekrem Erdem ve 105                          milletvekili arkadaşın, Türkçenin bozulması ve yabancılaşma                          nedenleri için verdikleri Meclis Araştırması önergesi                          üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Tümünüzü                          saygıyla selamlarım.<br />
                        <br />
Bu önergeyi destekleyeceğiz biz de. Dil                          için, dilin bozulmasını önlemek için, yabancı sözcüklerden                          korunması için yapılacak her türlü girişimi destekleriz. Ama                          biraz önce, burada, Millî Eğitim Bakanı konuşma yaptı. Ben,                          bir kez daha çok üzüldüm. Onun yalnız eğitim anlayışına,                          eğitim, uygulamalarına değil -kendisi dilci geçiniyor-dile                          yaklaşımına da katılmadığımı söylemek istiyorum. Çünkü                          bilgiçlik yaparak, sözcükleri, işte şu sözcük, bu sözcük,                          efendim, şu şöyle, bu böyle, anılarını anlattı, bir sürü                          şeyler yaptı. (AKP sıralarından "Doğru söylüyor." sesleri).<br />
                        <br />
Doğru söylüyor tabii. Ben de bir şey                          söylemiyorum. Sizin hoşunuza gitmiş olabilir. Ama, değerli                          arkadaşlar, bu önergeye bakın. Bu önerge sahibi çıksın,                          söylesin. Milli Eğitim Bakanının dil konusundaki yaklaşımı,                          yani, "Türkçeleşmiş Türkçedir, ne varsa bizimdir" anlayışı                          mı yoksa benim bu önergeden, eğer Türkçe konuşuyorsak, ortak                          dili konuşuyor ve anlıyorsak, hayır kendi öz dilimizi                          yabancı etkilerden kurtaralım, geliştirelim anlayışı mı?                          Ben, kişisel olarak, Milli Eğitim Bakanının yaklaşımının bu                          önergeyle çeliştiğini düşünüyorum.<br />
                        <br />
Bakın, peki, birden, Ziya Gökalp'in                          size "ley sizin, şeb sizin, gece bizimdir /değildir bir mana                          üç   ada muhtaç..."<br />
                        <br />
Şimdi, değerli arkadaşlar, bir dilde                          her dilden sözcüklerin çok olması o dilin zenginliği                          değildir. Kendi diliniz, her eşyaya, her duyguya, her anlama                          bir sözcük üretebilmişseniz, varsa, zenginlik kavramdadır,                          duygudadır, anlatımdadır.<br />
                        <br />
Türkçe güçlü bir dildir<br />
                        <br />
Şimdi bakın, Türkçe iarih boyunca                          saldırıya uğramıştır, ama yaşamıştır. Çünkü gerçekten çok                          güçlü bir dildir, işlek bir dildir. Hem kök olarak hem                          eklerin işlekliği olarak dünyada sayılı dillerden biridir.                          Ama değerli arkadaşlar, yapılan bir tartışma var. İşte                          "yabancı sözcükleri dilden uzaklaştırdığınız zaman dil                          yoksullasın" Milli Eğitim Bakanı da siz "ne ilgisi var"                          diyorsunuz "alakası" diyorsunuz, ama ben gene hadi sizin                          dediğinizi söyleyeyim "hayır yoksullaşır" diyor. Ben de                          diyorum ki, böyle değildir.<br />
                        <br />
Bakın, gerçekten de yıllardan beri                          Türkçe çok canlı bir biçimde yaşamış gelmiştir ve Farsçanın                          etkisi önce girmiştir, Türkçenin iyi bir sanat dili                          olmayacağı, iyi bir bilim dili olmayacağı savlanmıştır. Onun                          için de, edebiyatta Farsçanın etkisi gelmiştir. Bir Divan                          Edebiyatı çıkmıştır biliyorsunuz. "Osmanlıca" diye yapay bir                          dil çıkmıştır ortaya. Oysa bundan bin yıl önce yazılan                          sözlükler, lügatlar, Türkçenin büyüklüğünü göstermiştir. Ama                          asıl dil devrimi, dil anlayışı, birçok alanda olduğu gibi,                          Cumhuriyetle birlikte olmuştur. Bakın, Atatürk'ün, bu                          konuda, 2.9.1930'da söylediği, Türk Dil Kurumu'nun önünde                          kazılı duran sözünü bir kez daha size okumak istiyorum:                          "Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin                          ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde                          başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.                          Yeter ki, bu dil, bilinçle işlensin. -Sürdürüyor Büyük                          Atatürk- Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen                          Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan                          kurtarmalıdır." İşte anlayış bu, işte yaklaşım bu. Yani,                          dile, bağımsızlığın bir bütünlüğü içinde bakmak. Onun için                          de, 1928'de yeni abece geliştirilmiş ve 1932'de de Türk Dil                          Kurumu   kurulmuştur.<br />
                        <br />
12 Eylül Türk Dil Kurumu'nu yok etti<br />
                        <br />
Türk Dil Kurumunun kurulması, Türkçenin                          gelişmesi için kurumsal bir çaba harcama amacına yöneliktir.                          Oysa Batı'da, dillerin yabancı diller etkisinden kurtulmak                          için kurumların oluşumu 16'ncı yüzyıla dayanır. Örneğin,                          İtalya'da 16'ncı yüzyılda böyle bir akademi kurulmuştur.                          Fransa'da kurulmuştur, Almanya'da kurulmuştur. Birçok alanda                          olduğu gibi, bizde, 3-4 yüzyıl sonra kurumsal bir çalışma                          yapılabilmiş. Cumhuriyetten önceki çalışmalar, ya kişisel                          etkilerle olmuştur ya da bir derginin<br />
                        <br />
çevresinde olmuştur.<br />
                        <br />
Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın,                          Anayasamızın 134'üncü maddesi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih                          Yüksek Kurumu'nun kurulmasına ilişkin. Onun ikinci bölümünü                          okuyorum:"Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için                          Atatürk'ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı                          olup kendilerine tahsis edilir."<br />
                        <br />
Şimdi, 12 Eylül birçok kurumu yok                          ettiği gibi, dil için çalışmalar yapan Türk Dil Kurumu'nu da                          kapatmıştır.<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, Atatürk'ün kalıtı,                          çiğnenmiştir bu girişimle.<br />
                        <br />
MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta)                         - Mahkeme kararları sizi yalanlıyor.<br />
                        <br />
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) -                          Değerli arkadaşlar, lütfen, bir düşünceniz varsa gelin                          burada söyleyin. Bakın, biz sizin önergenizi                          desteklediğimizi söylüyoruz. Ama çoğulcu bir anlayışla sizin                          gibi düşünmediğimizi, biz yalnız Batı'dan gelen sözcüklere                          değil, Doğu'dan gelen sözcüklere de ister Arapça, Farsça                          olsun ister İngilizce olsun, bu saldırılardan Türkçeyi                          gerçekten kurtarmak gerekir. Çünkü Türkçe doğru düşünmenin                          yoludur, anlaşmanın aracıdır. Bakın, toplumla birlikte dil                          de gelişir, değişir, canlı bir varlıktır, bir kültürdür, bir                          gömüdür, bir hazinedir bizim ortak dilimiz. Hangi kökenden,                          hangi anlayıştan olursa olsun, sizlerle bir ortak dil                          kullanmamız gerekir. Ortak dil kullanmazsak anlaşamayız. Ne                          demek istediğimizi, sözcüklerle açık seçik ortaya koyamazsak                          anlaşamayız birbirimizle.<br />
                        <br />
Bakın, ünlü Çin bilgini Konfüçyüs'e                          soruyorlar: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsanız, ilk ne                          yaparsınız, ilk iş ne yaparsınız?" Konfüçyüs diyor ki "İlk                          dilden başlarım." Şaşırıyor herkes. "Ya bunca kargaşa var,                          bunca iş varken dilden mi başlarsın?" "Evet, dilden."                          eliyor. "Çünkü dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi                          anlatmaz. Düşünce iyi anlatamazsa, yapılması gereken şeyler                          doğru yapılamaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve                          kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola                          sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne                          yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun                          içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir."                          Gerçekten, dil, bir bayraktır, dil bir yurttur. Onun için,                          dilin önemidir ki açıklık gerekli.<br />
                        <br />
Bakın, Türk Dil Kurumu, 1932 yılında                          kurulduktan sonra, beş yüzün üzerinde yapıt ortaya koymuştur                          dilin tanıtımı için, gelişmesi için. Hepinizin evinde Dil                          Kurumunun yaptığı bir Türkçe Sözlük vardır, bir Yazım                          Kılavuzu vardır. Türk Dil Kurumu'nun     yaptığı    tarama                            ve    derlemelerle,   binlerce   sözcük   kazanılmıştır                          Türkçemize. Ama ne olmuş? Bir 12 Eylül gelmiş, bağımsız                          olan, özerk olan, kendi tüzel kişiliği olan bir kurumu                          kapatmış, devlet dairesi durumuna getirmiş. Biz, komisyonda                          üç yıl önce tartıştık bu konuyu, zaman zaman sizlere de                          getirdik. Gelin, değerli arkadaşlar, AKP'liler...<br />
                        <br />
12 Eylül'le hesaplaşmak istiyor musunuz                          gerçekten? Yaraları sarmak istiyor musunuz? Gelin, şu Türk                          Dil Kurumu'nu, Türk Tarih Kurumu'nu eski özerk yapısına                          kavuşturalım. Bakın, TÖBDER mallarını geri verelim. Ama hiç                          yanaşmadınız siz. Bu, dil konusunda da öyle.<br />
                        <br />
Şimdi, Sayın Bakanın, Konfüçyüs'ün hani                          ilk işim dille başlarım dediği gibi, 2003'teki ilk                          uygulamalarından biri dille ilgili bir genelge çıkarmak oldu                          talihsiz bir biçimde, ama dilin gelişimine ilişkin değil.                          Kendisi, burada biraz örtülü bir biçimde Sayın                          Bostancıoğlu'nun genelgesini de çarpıtarak anlattı. Sayın                          Bostancıoğlu şunu diyor genelgesinde, burada var. Zamanı çok                          fazla almak istemiyorum. "Türkçe karşılığı varsa onları                          kullanın." Bakın, okul öğrencilerine onu söylüyor. "Yazı                          dilinde, önce, Türkçe karşılığı varsa Türkçe kullanın,                          yabancı sözcük kullanmayın." diyor. Sayın Bakan, hemen                          geliyor, bir genelge çıkarıyor, "O genelgeyi kaldırdım."                          diyor. Arkadaş, Milli Eğitim Bakanı, yasalara göre o Milli                          Eğitim Bakanlığını yönetir, Anayasa'ya göre yönetir, Milli                          Eğitim Temel Yasası'na göre yönetir; ama sizin birçok                          kararınız mahkemeden dönüyor. Daha yeni, işte, 1 Eylül                          2006'da, ders kitaplarıyla verdiğiniz karar, Danıştay'dan                          gene döndü. Şimdi, burada, bakın, Sayın Bostancıoğlu, 7                          Aralık 2000 tarihindeki genelgesinde demiş ki: "Ana dilin,                          yabancı dillerin etkisiyle oluşan kirlenmeden korunması                          gerekir. Zorunlu haller..." Bakın, tırnak içinde,                          Bostancıoğlu'nun sözünü okuyorum; Bakanın dediği gibi mi,                          değil mi sizin takdirinize bırakıyorum. uZorunlu haller ve                          teknik terimler dışında, Türkçe karşılıkları bulunan yabancı                          sözcükler kullanılmamasına özen gösterilecek." Peki, Sayın                          Hüseyin Çelik ne demiş ona bakıyoruz. Sayın Hüseyin Çelik                          demiş ki -demin burada anlattığı gibi- " 'sorun' kelimesini                          kullanmanız 'mesele' veya 'problem' kelimesini kullanmanıza                          engel değildir, 'yaşam' kelimesini kullanmanız 'hayat'                          kelimesini kullanmasına..."<br />
                        <br />
Bakanın çelişkisi<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlarım, bakın, genelge                          "Doğu dillerinden, Batı dillerinden gelen, derlediğimiz                          kelimeler bizim olmuştur." diyor Sayın Bakan. Şimdi, ben                          önergeyi verenlere soruyorum: Doğudan, Batıdan gelen yabancı                          sözcükler bizim olmuş mudur, olmamış mıdır?<br />
                        <br />
Ben bu genelgeyi okuduğum zaman,                          yabancı sözcüklere karşı Türkçenin korunması ve gelişmesi                          anlıyorum. Ama, Bakanın buradaki konuşmasından ve genelgeden                          bu anlam çıkmıyor. Yani, ille de Hüseyin Çelik'e hep karşı                          olmak istediğimden değil. Ben sandım ki, bugün, bu genelge                          doğrultusunda güzel, kısa bir konuşma yapar. Oo, bir başladı                          Meclis de Türkçe değil, şu da Türkçe değil... Peki, Sayın                          Bakan, Cumhuriyetin başında, yüz sözcüklük bir mektupta                          yüzde 30 bile yoktu Türkçe sözcük, bugün tersi olmuştur,                          şimdi yüzde 80, yüzde 90 Türkçe. Tabii ki diller birbirinden                          etkileniyor, etkilenmesin demiyoruz, ama -Profesör Doktor                          Aydın Koksal, dilci "Dil ve Ekin" diye, bakın orada masamın                          üzerinde bir kitabı var, teknik bilimle ilgili 2.500'ün                          üstünde sözcük türetiyor bu kişi, belki televizyonlardan                          dinlemişsinizdir, kitabını okumuşsunuzdur- değerli                          arkadaşlar, dil, hiçbir çaba harcamadan, onun için                          uğraşmadan, kendi başına bırakılamaz.<br />
                        <br />
Dil Kurumuna özerk bir tüzel kişilik                          vermişti Atatürk<br />
                        <br />
Atatürk o kadar büyük bir düşünceyle,                          Türk Dil Kurumu'nu devletin de etkisinden de kurtararak                          bağımsız bir biçimde kurmuş ki, bakın, özerk bir tüzel                          kişilik vermiş Türk Dil Kurumu'na, Türk Tarih Kurumu'na.                          Şimdi ne olmuş? Şimdi, Hüseyin Çelik resmen kullanıyor                          devletin gücünü, oturuyor, kendi kafasındaki dil anlayışını                          bir genelge haline döküp, çocuklara, böyle böyle böyle                          yapacaksınız diyor.<br />
                        <br />
RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sadece                          kendi kafasındaki değil, talimat alıyor başka yerlerden.<br />
                        <br />
Bağımsız Türk Dil Kurumu'nu yeniden                          açmak gerekir<br />
                        <br />
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) -                          Bakın, Atatürk'ün büyüklüğüne bakın ki, Türk Dil                          Kurumu'nun... Atatürk de o zaman bir akademi kurar, bir                          devlet dairesi kurabilirdi, hayır diyor, bütün, o türlü                          gelen istekleri reddediyor, ayrı, bağımsız bir Dil Kurumu                          ortaya çıkarıyor. Ama ne oldu? 12 Eylül geldi, şu şu                          sözcükleri kullanmayacaksın...<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, bağımsız Türk Dil                          Kurumunu yeniden açmaya var mısınız? Bakın, 2876 sayılı Yasa                          hukuk çiğnemiştir. Bakın, Atatürk'ün vasiyeti çiğnenmiştir.                          Demin size Anayasa'nın 134'üncü maddesinin ikinci ibaresini                          okudum. Atatürk'ün "hakları saklı kalmak kaydıyla" dediği                          hâlde, ne yazık ki, orada çiğnenmiştir.<br />
                        <br />
Siz, şimdi bir araştırma önergesi                          vererek, belki -dilerim öyle olmaz- Sayın Bakanın                          mantığıyla, efendim, Arapçadan, Farsçadan gelen sözcükler                          dursun, eh, Ingilizceyse çıksın... Oysa şunu demek gerekir:                          İster Batı'dan gelsin, Ingilizceden gelsin, Fransızcadan                          gelsin,  ister Doğu'dan gelsin, Arapça, Farsça olsun, biz...<br />
                        <br />
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)-                          Yasaklayalım.<br />
                        <br />
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) -                          Hayır, yasakla olmaz. Bakın, yasaklı anlayış yasayla olursa                          olur; ben tam tersini söylüyorum. Özerk, bağımsız, kendi                          çalışmalarıyla ortaya konan bir dilcilikten söz ediyorum.                          Dili halk geliştirir, dili yazarlar geliştirir, dili                          uzmanlar geliştirir. Siz istediğiniz kadar yasaklayın,                          istediğiniz kadar yapın; olmaz.<br />
                        <br />
Bakın, bugünkü kargaşanın nedeni nedir?                          Yirmi yıldır dil dernekleri kuruldu seçenek olarak. Benim                          öğretmenim Ahmet Miskioğlu -büyük bir dilseverdir                          kendisi- İstanbul'da, tek başına Türk Dili Dergisi'ni                          çıkarıyor. Burada Türk Dili Dergisi gene çıkıyor, ama                          resmi, Türk Dil Kurumu'nun ortaya koyduğu yazım kılavuzu ile                          Dil Derneğinin çıkardığı yazım kılavuzu birbirini tutmuyor.                          İşte, kargaşa buradan çıkıyor. Bostancıoğlu'nun gönderdiği                          genelge ile Sayın Hüseyin Çelik'in gönderdiği genelge                          birbirini tutmuyor, kargaşa buradan çıkıyor.<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, yasayla değil...                          Kimi belediyeler levhalardaki kirlenmeyi önlemek için kimi                          destekleyici işler yapıyor. Bunları kutlamak gerekir                          gerçekten, güzel bir şey. Dilimizi koruyalım, dilimizi                          geliştirelim, ama, tek pencereden bakarak değil, tek bir                          yaklaşımla değil, bu iş gerçekten sağcılık solculuk konusu                          değil, ulus olmadır dil. Dil bir ulusun kültürüdür, bakın.                          Toplum ilerledikçe gereksinimlerine uygun olarak dili ortaya                          koyar.<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, dil konusunda ben                          de saatlerce konuşabilirim Sayın Bakan gibi, örnekler de                          verebilirim, ama dil bağımsızlığımızdır bizim. Fazıl Hüsnü                          Dağlarca'nın dediği gibi, ses bayrağımızdır gerçekten.                          Yurdumuzdur. Bizi açıklığa, duruluğa, birbirimizi iyi                          anlamaya...<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, tabii çok şey var                          söyleyecek, ama, biz, bu arkadaşların iyi niyetle bu                          önergeyi verdiklerine inanıyoruz. Bakanın yaklaşımıyla                          değil, bu önerge doğrultusunda, yani Türk dilinin ulusal                          benliğine kavuşması, yabancı sözcüklerin etkisinden kurtulup                          yetkin bir bilim ve sanat dili olması için çaba harcamak ve                          bozulmaya karşı önlemler almak için bir desteğimiz. Yoksa                          Bakanın -ayraç içinde söylüyorum- burada söylediği yaklaşıma                          değil, genelge doğrultusunda söylediği yaklaşıma değil,                          önergedeki iyi niyete dayanarak destek veriyoruz. Gelin                          diyoruz, varsanız, Türk Dil Kurumu'nu eski tüzel kişiliğine                          yine kavuşturalım, üstelik Anayasa'yı bile değiştirmeden                          bir yasa değişikliği yapma olanağı var.<br />
                        <br />
Hepinize saygılar sunuyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dil Bir Bayraktır.<br />
                        Dil; Bayraktır, Yurttur, Bağımsızlıktır...<br />
                        <br />
<br />
                        <br />
Mustafa Gazalcı<br />
                        <br />
Mustafa Gazalcı'nın konuşması                                                  <br />
                                                  <br />
<br />
                        <br />
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI                          (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili                          arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Ekrem Erdem ve 105                          milletvekili arkadaşın, Türkçenin bozulması ve yabancılaşma                          nedenleri için verdikleri Meclis Araştırması önergesi                          üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Tümünüzü                          saygıyla selamlarım.<br />
                        <br />
Bu önergeyi destekleyeceğiz biz de. Dil                          için, dilin bozulmasını önlemek için, yabancı sözcüklerden                          korunması için yapılacak her türlü girişimi destekleriz. Ama                          biraz önce, burada, Millî Eğitim Bakanı konuşma yaptı. Ben,                          bir kez daha çok üzüldüm. Onun yalnız eğitim anlayışına,                          eğitim, uygulamalarına değil -kendisi dilci geçiniyor-dile                          yaklaşımına da katılmadığımı söylemek istiyorum. Çünkü                          bilgiçlik yaparak, sözcükleri, işte şu sözcük, bu sözcük,                          efendim, şu şöyle, bu böyle, anılarını anlattı, bir sürü                          şeyler yaptı. (AKP sıralarından "Doğru söylüyor." sesleri).<br />
                        <br />
Doğru söylüyor tabii. Ben de bir şey                          söylemiyorum. Sizin hoşunuza gitmiş olabilir. Ama, değerli                          arkadaşlar, bu önergeye bakın. Bu önerge sahibi çıksın,                          söylesin. Milli Eğitim Bakanının dil konusundaki yaklaşımı,                          yani, "Türkçeleşmiş Türkçedir, ne varsa bizimdir" anlayışı                          mı yoksa benim bu önergeden, eğer Türkçe konuşuyorsak, ortak                          dili konuşuyor ve anlıyorsak, hayır kendi öz dilimizi                          yabancı etkilerden kurtaralım, geliştirelim anlayışı mı?                          Ben, kişisel olarak, Milli Eğitim Bakanının yaklaşımının bu                          önergeyle çeliştiğini düşünüyorum.<br />
                        <br />
Bakın, peki, birden, Ziya Gökalp'in                          size "ley sizin, şeb sizin, gece bizimdir /değildir bir mana                          üç   ada muhtaç..."<br />
                        <br />
Şimdi, değerli arkadaşlar, bir dilde                          her dilden sözcüklerin çok olması o dilin zenginliği                          değildir. Kendi diliniz, her eşyaya, her duyguya, her anlama                          bir sözcük üretebilmişseniz, varsa, zenginlik kavramdadır,                          duygudadır, anlatımdadır.<br />
                        <br />
Türkçe güçlü bir dildir<br />
                        <br />
Şimdi bakın, Türkçe iarih boyunca                          saldırıya uğramıştır, ama yaşamıştır. Çünkü gerçekten çok                          güçlü bir dildir, işlek bir dildir. Hem kök olarak hem                          eklerin işlekliği olarak dünyada sayılı dillerden biridir.                          Ama değerli arkadaşlar, yapılan bir tartışma var. İşte                          "yabancı sözcükleri dilden uzaklaştırdığınız zaman dil                          yoksullasın" Milli Eğitim Bakanı da siz "ne ilgisi var"                          diyorsunuz "alakası" diyorsunuz, ama ben gene hadi sizin                          dediğinizi söyleyeyim "hayır yoksullaşır" diyor. Ben de                          diyorum ki, böyle değildir.<br />
                        <br />
Bakın, gerçekten de yıllardan beri                          Türkçe çok canlı bir biçimde yaşamış gelmiştir ve Farsçanın                          etkisi önce girmiştir, Türkçenin iyi bir sanat dili                          olmayacağı, iyi bir bilim dili olmayacağı savlanmıştır. Onun                          için de, edebiyatta Farsçanın etkisi gelmiştir. Bir Divan                          Edebiyatı çıkmıştır biliyorsunuz. "Osmanlıca" diye yapay bir                          dil çıkmıştır ortaya. Oysa bundan bin yıl önce yazılan                          sözlükler, lügatlar, Türkçenin büyüklüğünü göstermiştir. Ama                          asıl dil devrimi, dil anlayışı, birçok alanda olduğu gibi,                          Cumhuriyetle birlikte olmuştur. Bakın, Atatürk'ün, bu                          konuda, 2.9.1930'da söylediği, Türk Dil Kurumu'nun önünde                          kazılı duran sözünü bir kez daha size okumak istiyorum:                          "Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin                          ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde                          başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.                          Yeter ki, bu dil, bilinçle işlensin. -Sürdürüyor Büyük                          Atatürk- Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen                          Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan                          kurtarmalıdır." İşte anlayış bu, işte yaklaşım bu. Yani,                          dile, bağımsızlığın bir bütünlüğü içinde bakmak. Onun için                          de, 1928'de yeni abece geliştirilmiş ve 1932'de de Türk Dil                          Kurumu   kurulmuştur.<br />
                        <br />
12 Eylül Türk Dil Kurumu'nu yok etti<br />
                        <br />
Türk Dil Kurumunun kurulması, Türkçenin                          gelişmesi için kurumsal bir çaba harcama amacına yöneliktir.                          Oysa Batı'da, dillerin yabancı diller etkisinden kurtulmak                          için kurumların oluşumu 16'ncı yüzyıla dayanır. Örneğin,                          İtalya'da 16'ncı yüzyılda böyle bir akademi kurulmuştur.                          Fransa'da kurulmuştur, Almanya'da kurulmuştur. Birçok alanda                          olduğu gibi, bizde, 3-4 yüzyıl sonra kurumsal bir çalışma                          yapılabilmiş. Cumhuriyetten önceki çalışmalar, ya kişisel                          etkilerle olmuştur ya da bir derginin<br />
                        <br />
çevresinde olmuştur.<br />
                        <br />
Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın,                          Anayasamızın 134'üncü maddesi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih                          Yüksek Kurumu'nun kurulmasına ilişkin. Onun ikinci bölümünü                          okuyorum:"Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için                          Atatürk'ün vasiyetnamesinde belirtilen malî menfaatler saklı                          olup kendilerine tahsis edilir."<br />
                        <br />
Şimdi, 12 Eylül birçok kurumu yok                          ettiği gibi, dil için çalışmalar yapan Türk Dil Kurumu'nu da                          kapatmıştır.<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, Atatürk'ün kalıtı,                          çiğnenmiştir bu girişimle.<br />
                        <br />
MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta)                         - Mahkeme kararları sizi yalanlıyor.<br />
                        <br />
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) -                          Değerli arkadaşlar, lütfen, bir düşünceniz varsa gelin                          burada söyleyin. Bakın, biz sizin önergenizi                          desteklediğimizi söylüyoruz. Ama çoğulcu bir anlayışla sizin                          gibi düşünmediğimizi, biz yalnız Batı'dan gelen sözcüklere                          değil, Doğu'dan gelen sözcüklere de ister Arapça, Farsça                          olsun ister İngilizce olsun, bu saldırılardan Türkçeyi                          gerçekten kurtarmak gerekir. Çünkü Türkçe doğru düşünmenin                          yoludur, anlaşmanın aracıdır. Bakın, toplumla birlikte dil                          de gelişir, değişir, canlı bir varlıktır, bir kültürdür, bir                          gömüdür, bir hazinedir bizim ortak dilimiz. Hangi kökenden,                          hangi anlayıştan olursa olsun, sizlerle bir ortak dil                          kullanmamız gerekir. Ortak dil kullanmazsak anlaşamayız. Ne                          demek istediğimizi, sözcüklerle açık seçik ortaya koyamazsak                          anlaşamayız birbirimizle.<br />
                        <br />
Bakın, ünlü Çin bilgini Konfüçyüs'e                          soruyorlar: "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsanız, ilk ne                          yaparsınız, ilk iş ne yaparsınız?" Konfüçyüs diyor ki "İlk                          dilden başlarım." Şaşırıyor herkes. "Ya bunca kargaşa var,                          bunca iş varken dilden mi başlarsın?" "Evet, dilden."                          eliyor. "Çünkü dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi                          anlatmaz. Düşünce iyi anlatamazsa, yapılması gereken şeyler                          doğru yapılamaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve                          kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola                          sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne                          yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun                          içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir."                          Gerçekten, dil, bir bayraktır, dil bir yurttur. Onun için,                          dilin önemidir ki açıklık gerekli.<br />
                        <br />
Bakın, Türk Dil Kurumu, 1932 yılında                          kurulduktan sonra, beş yüzün üzerinde yapıt ortaya koymuştur                          dilin tanıtımı için, gelişmesi için. Hepinizin evinde Dil                          Kurumunun yaptığı bir Türkçe Sözlük vardır, bir Yazım                          Kılavuzu vardır. Türk Dil Kurumu'nun     yaptığı    tarama                            ve    derlemelerle,   binlerce   sözcük   kazanılmıştır                          Türkçemize. Ama ne olmuş? Bir 12 Eylül gelmiş, bağımsız                          olan, özerk olan, kendi tüzel kişiliği olan bir kurumu                          kapatmış, devlet dairesi durumuna getirmiş. Biz, komisyonda                          üç yıl önce tartıştık bu konuyu, zaman zaman sizlere de                          getirdik. Gelin, değerli arkadaşlar, AKP'liler...<br />
                        <br />
12 Eylül'le hesaplaşmak istiyor musunuz                          gerçekten? Yaraları sarmak istiyor musunuz? Gelin, şu Türk                          Dil Kurumu'nu, Türk Tarih Kurumu'nu eski özerk yapısına                          kavuşturalım. Bakın, TÖBDER mallarını geri verelim. Ama hiç                          yanaşmadınız siz. Bu, dil konusunda da öyle.<br />
                        <br />
Şimdi, Sayın Bakanın, Konfüçyüs'ün hani                          ilk işim dille başlarım dediği gibi, 2003'teki ilk                          uygulamalarından biri dille ilgili bir genelge çıkarmak oldu                          talihsiz bir biçimde, ama dilin gelişimine ilişkin değil.                          Kendisi, burada biraz örtülü bir biçimde Sayın                          Bostancıoğlu'nun genelgesini de çarpıtarak anlattı. Sayın                          Bostancıoğlu şunu diyor genelgesinde, burada var. Zamanı çok                          fazla almak istemiyorum. "Türkçe karşılığı varsa onları                          kullanın." Bakın, okul öğrencilerine onu söylüyor. "Yazı                          dilinde, önce, Türkçe karşılığı varsa Türkçe kullanın,                          yabancı sözcük kullanmayın." diyor. Sayın Bakan, hemen                          geliyor, bir genelge çıkarıyor, "O genelgeyi kaldırdım."                          diyor. Arkadaş, Milli Eğitim Bakanı, yasalara göre o Milli                          Eğitim Bakanlığını yönetir, Anayasa'ya göre yönetir, Milli                          Eğitim Temel Yasası'na göre yönetir; ama sizin birçok                          kararınız mahkemeden dönüyor. Daha yeni, işte, 1 Eylül                          2006'da, ders kitaplarıyla verdiğiniz karar, Danıştay'dan                          gene döndü. Şimdi, burada, bakın, Sayın Bostancıoğlu, 7                          Aralık 2000 tarihindeki genelgesinde demiş ki: "Ana dilin,                          yabancı dillerin etkisiyle oluşan kirlenmeden korunması                          gerekir. Zorunlu haller..." Bakın, tırnak içinde,                          Bostancıoğlu'nun sözünü okuyorum; Bakanın dediği gibi mi,                          değil mi sizin takdirinize bırakıyorum. uZorunlu haller ve                          teknik terimler dışında, Türkçe karşılıkları bulunan yabancı                          sözcükler kullanılmamasına özen gösterilecek." Peki, Sayın                          Hüseyin Çelik ne demiş ona bakıyoruz. Sayın Hüseyin Çelik                          demiş ki -demin burada anlattığı gibi- " 'sorun' kelimesini                          kullanmanız 'mesele' veya 'problem' kelimesini kullanmanıza                          engel değildir, 'yaşam' kelimesini kullanmanız 'hayat'                          kelimesini kullanmasına..."<br />
                        <br />
Bakanın çelişkisi<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlarım, bakın, genelge                          "Doğu dillerinden, Batı dillerinden gelen, derlediğimiz                          kelimeler bizim olmuştur." diyor Sayın Bakan. Şimdi, ben                          önergeyi verenlere soruyorum: Doğudan, Batıdan gelen yabancı                          sözcükler bizim olmuş mudur, olmamış mıdır?<br />
                        <br />
Ben bu genelgeyi okuduğum zaman,                          yabancı sözcüklere karşı Türkçenin korunması ve gelişmesi                          anlıyorum. Ama, Bakanın buradaki konuşmasından ve genelgeden                          bu anlam çıkmıyor. Yani, ille de Hüseyin Çelik'e hep karşı                          olmak istediğimden değil. Ben sandım ki, bugün, bu genelge                          doğrultusunda güzel, kısa bir konuşma yapar. Oo, bir başladı                          Meclis de Türkçe değil, şu da Türkçe değil... Peki, Sayın                          Bakan, Cumhuriyetin başında, yüz sözcüklük bir mektupta                          yüzde 30 bile yoktu Türkçe sözcük, bugün tersi olmuştur,                          şimdi yüzde 80, yüzde 90 Türkçe. Tabii ki diller birbirinden                          etkileniyor, etkilenmesin demiyoruz, ama -Profesör Doktor                          Aydın Koksal, dilci "Dil ve Ekin" diye, bakın orada masamın                          üzerinde bir kitabı var, teknik bilimle ilgili 2.500'ün                          üstünde sözcük türetiyor bu kişi, belki televizyonlardan                          dinlemişsinizdir, kitabını okumuşsunuzdur- değerli                          arkadaşlar, dil, hiçbir çaba harcamadan, onun için                          uğraşmadan, kendi başına bırakılamaz.<br />
                        <br />
Dil Kurumuna özerk bir tüzel kişilik                          vermişti Atatürk<br />
                        <br />
Atatürk o kadar büyük bir düşünceyle,                          Türk Dil Kurumu'nu devletin de etkisinden de kurtararak                          bağımsız bir biçimde kurmuş ki, bakın, özerk bir tüzel                          kişilik vermiş Türk Dil Kurumu'na, Türk Tarih Kurumu'na.                          Şimdi ne olmuş? Şimdi, Hüseyin Çelik resmen kullanıyor                          devletin gücünü, oturuyor, kendi kafasındaki dil anlayışını                          bir genelge haline döküp, çocuklara, böyle böyle böyle                          yapacaksınız diyor.<br />
                        <br />
RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sadece                          kendi kafasındaki değil, talimat alıyor başka yerlerden.<br />
                        <br />
Bağımsız Türk Dil Kurumu'nu yeniden                          açmak gerekir<br />
                        <br />
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) -                          Bakın, Atatürk'ün büyüklüğüne bakın ki, Türk Dil                          Kurumu'nun... Atatürk de o zaman bir akademi kurar, bir                          devlet dairesi kurabilirdi, hayır diyor, bütün, o türlü                          gelen istekleri reddediyor, ayrı, bağımsız bir Dil Kurumu                          ortaya çıkarıyor. Ama ne oldu? 12 Eylül geldi, şu şu                          sözcükleri kullanmayacaksın...<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, bağımsız Türk Dil                          Kurumunu yeniden açmaya var mısınız? Bakın, 2876 sayılı Yasa                          hukuk çiğnemiştir. Bakın, Atatürk'ün vasiyeti çiğnenmiştir.                          Demin size Anayasa'nın 134'üncü maddesinin ikinci ibaresini                          okudum. Atatürk'ün "hakları saklı kalmak kaydıyla" dediği                          hâlde, ne yazık ki, orada çiğnenmiştir.<br />
                        <br />
Siz, şimdi bir araştırma önergesi                          vererek, belki -dilerim öyle olmaz- Sayın Bakanın                          mantığıyla, efendim, Arapçadan, Farsçadan gelen sözcükler                          dursun, eh, Ingilizceyse çıksın... Oysa şunu demek gerekir:                          İster Batı'dan gelsin, Ingilizceden gelsin, Fransızcadan                          gelsin,  ister Doğu'dan gelsin, Arapça, Farsça olsun, biz...<br />
                        <br />
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)-                          Yasaklayalım.<br />
                        <br />
MUSTAFA GAZALCI (Devamla) -                          Hayır, yasakla olmaz. Bakın, yasaklı anlayış yasayla olursa                          olur; ben tam tersini söylüyorum. Özerk, bağımsız, kendi                          çalışmalarıyla ortaya konan bir dilcilikten söz ediyorum.                          Dili halk geliştirir, dili yazarlar geliştirir, dili                          uzmanlar geliştirir. Siz istediğiniz kadar yasaklayın,                          istediğiniz kadar yapın; olmaz.<br />
                        <br />
Bakın, bugünkü kargaşanın nedeni nedir?                          Yirmi yıldır dil dernekleri kuruldu seçenek olarak. Benim                          öğretmenim Ahmet Miskioğlu -büyük bir dilseverdir                          kendisi- İstanbul'da, tek başına Türk Dili Dergisi'ni                          çıkarıyor. Burada Türk Dili Dergisi gene çıkıyor, ama                          resmi, Türk Dil Kurumu'nun ortaya koyduğu yazım kılavuzu ile                          Dil Derneğinin çıkardığı yazım kılavuzu birbirini tutmuyor.                          İşte, kargaşa buradan çıkıyor. Bostancıoğlu'nun gönderdiği                          genelge ile Sayın Hüseyin Çelik'in gönderdiği genelge                          birbirini tutmuyor, kargaşa buradan çıkıyor.<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, yasayla değil...                          Kimi belediyeler levhalardaki kirlenmeyi önlemek için kimi                          destekleyici işler yapıyor. Bunları kutlamak gerekir                          gerçekten, güzel bir şey. Dilimizi koruyalım, dilimizi                          geliştirelim, ama, tek pencereden bakarak değil, tek bir                          yaklaşımla değil, bu iş gerçekten sağcılık solculuk konusu                          değil, ulus olmadır dil. Dil bir ulusun kültürüdür, bakın.                          Toplum ilerledikçe gereksinimlerine uygun olarak dili ortaya                          koyar.<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, dil konusunda ben                          de saatlerce konuşabilirim Sayın Bakan gibi, örnekler de                          verebilirim, ama dil bağımsızlığımızdır bizim. Fazıl Hüsnü                          Dağlarca'nın dediği gibi, ses bayrağımızdır gerçekten.                          Yurdumuzdur. Bizi açıklığa, duruluğa, birbirimizi iyi                          anlamaya...<br />
                        <br />
Değerli arkadaşlar, tabii çok şey var                          söyleyecek, ama, biz, bu arkadaşların iyi niyetle bu                          önergeyi verdiklerine inanıyoruz. Bakanın yaklaşımıyla                          değil, bu önerge doğrultusunda, yani Türk dilinin ulusal                          benliğine kavuşması, yabancı sözcüklerin etkisinden kurtulup                          yetkin bir bilim ve sanat dili olması için çaba harcamak ve                          bozulmaya karşı önlemler almak için bir desteğimiz. Yoksa                          Bakanın -ayraç içinde söylüyorum- burada söylediği yaklaşıma                          değil, genelge doğrultusunda söylediği yaklaşıma değil,                          önergedeki iyi niyete dayanarak destek veriyoruz. Gelin                          diyoruz, varsanız, Türk Dil Kurumu'nu eski tüzel kişiliğine                          yine kavuşturalım, üstelik Anayasa'yı bile değiştirmeden                          bir yasa değişikliği yapma olanağı var.<br />
                        <br />
Hepinize saygılar sunuyorum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TABELALARDA TÜRKÇE KULLANMA KAMPANYASI]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-TABELALARDA-T%C3%9CRK%C3%87E-KULLANMA-KAMPANYASI-4735</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:32:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-TABELALARDA-T%C3%9CRK%C3%87E-KULLANMA-KAMPANYASI-4735</guid>
			<description><![CDATA[TABELALARDA TÜRKÇE KULLANMA KAMPANYASI<br />
<br />
TABELALARDA TÜRKÇE KULLANMA KAMPANYASI<br />
<br />
M.NİHAT MALKOÇ<br />
<br />
<br />
Dünyada bizim kadar diline sırt çeviren ve ihanet eden başka birmillet görülmemiştir. Bunun yansımalarını, adım attığınız her yerdegörebilirsiniz. Kendi kendine yeten, hatta başka dillere de çok sayıdakelime veren Türkçe, öz evlatlarının elinde sırtından hançerleniyor.Bunu yapanlar da sözde çağdaşlık kılıfıyla işledikleri her türlü haltıgüzel gösterme gayreti içerisine giriyorlar. Basiretleri iyice körelenbu insanlar, yanlış yolda olduklarını bir türlü kabul etmiyorlar. OysaTürkçe bizim ses bayrağımızdır, her türlü tacizlere rağmen ayakta kalanson kalemizdir. Bu kale düşerse, milletimizi birbirine kenetleyen dilbağı çözülürse dağılma ve parçalanma tehlikesiyle yüz yüze kalırız. Dilbirliğini hafife almayalım. Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundankurtaralım. Kültürel sömürge olmayı reddedelim.<br />
<br />
Türkçenin ayaklar altına alındığını görünce hem kızıyor, hem deüzülüyoruz. Türkiye&#8217;nin, en büyüğünden en küçüğüne kadar her ilindeişyeri adlarının Türkçe dışındaki dillerden, özellikle İngilizce veFransızca kelimelerden seçildiğini üzülerek görüyoruz. Hani bu yerleryabancı ortaklı şirketlerin işyerleri olsa biraz daha hoşgörülüolacağım. Fakat öyle bir durum da söz konusu değil. Benim Anadolu&#8217;muninsanı hiçbir sebep ve alâka yokken işyerine elin İngiliz&#8217;inin dilindead koyuyor. Acıklı olan da şudur ki birçoğu koyduğu adın manasını bilebilmiyor. Bunu sadece daha modern ve lüks görünme, daha çok satış yapmagayesiyle yapıyor. Bizim müşteri kesimimiz bu oyuna kolayca geliyor. Neyazık ki Türkçe adlarla hizmet veren işyerlerini, Türk markalarınıtercih etmiyor sonradan görme gençlerimiz.<br />
<br />
Geçtiğimiz senelerde Trabzon&#8217;da öğrencilerime işyeri adlarıylailgili kapsamlı bir proje ödevi çalışması yaptırmıştım.Görevlendirdiğim çocuk tek tek işyerlerini gezmiş, onlara Türkçe isimyerine, yabancı isimleri tercih etmelerinin sebeplerini sormuştu.Çoğunun dikkate değer bir sebebi yoktu. Arkadaşı İngilizce veyaFransızca bir isim koyunca o da ondan geri kalmamak için aynı yanlışısürdürmüş. Daha evvel belirttiğim gibi müşterilerin yabancı ad taşıyanişyerlerine bakışı daha olumlu&#8230; Sanki &#8220;Adı Türkçe olan yerler kötü veyaikinci kalite mal satıyor&#8221; gibi bir izlenim doğmuş insanlarda. Oysauzaktan yakından alakası yok&#8230; Utanmasalar Trabzon&#8217;da, asırların&#8220;Uzunsokak&#8221;&#8217;ını &#8220;Long Street&#8221; diye değiştirecekler.<br />
<br />
Trabzon&#8217;da Uzunsokak&#8217;ta, Kunduracılar&#8217;da veya Maraş Caddesi&#8217;ndeyürürken yabancı isim ve ifadelerle dolu tabelalar gözüme ilişiyor.İnanın hem öfkeleniyor, hem de utancımdan yerin dibine giriyorum. Odükkân ve mağazalardan alışveriş yapmak içimden gelmiyor. Zorunlukalmadıkça da yapmıyorum zaten. Onlar benim güzel Türkçemi horgörüyorlar, ben de onları hor görüyorum. Paramın kasalarına gitmesineizin vermiyorum.<br />
<br />
İşyeri adlarının Türkçeleştirilmesi ve yabancı kelimelerdenarındırılması için basın yayın kuruluşlarını, eğitim kurumlarını, özelsektörü, kamu sektörünü, dernek ve vakıfları, meslek odalarını,belediyeleri ve Türkçeyi seven herkesi göreve çağırıyorum. Bu konudaherkesin yapabileceği bir şeyler vardır. Özellikle belediyeler buhususta kilit rol oynamalıdırlar. Çünkü işyerlerine çalışma ruhsatıveren onlardır. İşyeri ruhsatı verirken Türkçe isim koymayı zorunlukılarsın, olur biter. Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bu işindemokrasi ve özgürlüklerin kısıtlanmasıyla bir ilgisi yoktur. Kim nederse desin, dilimizin korunması ve yarınlara taşınması millî birmeseledir. Bunun için ne yapılsa mubahtır.<br />
<br />
Benim nefretimi celbeden bir diğer uygulama da yabancı kelimelerikullanarak marka oluşturmaktır. Türkiye&#8217;de unlu gıda ve özellikleçikolata sektörünü elinde tutan Ülker&#8217;in, ürettiği ürünlerin yüzdedoksanına yabancı isimler koyması akıl alır bir iş değildir. &#8220;Smartt,Biskrem, Bolero, Cafe Crown, Caramio, Chewy, Coco Pops, Coco Star,Golf, Hero Baby, Kitymilk, Kremini, Rodeo, Rondo, Stars, Sunny, Yupo &#8230;&#8221;bunlardan bazılarıdır. Bunun dışında Eti ve diğer markalarda da durumfarklı değildir. Aslında bu markaları büyüten ve kasalarını dolduranTürk halkıdır. Şayet adı Türkçe olmayan ürünlerine ambargo koysalar buşirketler kısa zamanda özlerine dönerek Türkçe isim kullanırlar. Amabizde nerde o şuur?...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TABELALARDA TÜRKÇE KULLANMA KAMPANYASI<br />
<br />
TABELALARDA TÜRKÇE KULLANMA KAMPANYASI<br />
<br />
M.NİHAT MALKOÇ<br />
<br />
<br />
Dünyada bizim kadar diline sırt çeviren ve ihanet eden başka birmillet görülmemiştir. Bunun yansımalarını, adım attığınız her yerdegörebilirsiniz. Kendi kendine yeten, hatta başka dillere de çok sayıdakelime veren Türkçe, öz evlatlarının elinde sırtından hançerleniyor.Bunu yapanlar da sözde çağdaşlık kılıfıyla işledikleri her türlü haltıgüzel gösterme gayreti içerisine giriyorlar. Basiretleri iyice körelenbu insanlar, yanlış yolda olduklarını bir türlü kabul etmiyorlar. OysaTürkçe bizim ses bayrağımızdır, her türlü tacizlere rağmen ayakta kalanson kalemizdir. Bu kale düşerse, milletimizi birbirine kenetleyen dilbağı çözülürse dağılma ve parçalanma tehlikesiyle yüz yüze kalırız. Dilbirliğini hafife almayalım. Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundankurtaralım. Kültürel sömürge olmayı reddedelim.<br />
<br />
Türkçenin ayaklar altına alındığını görünce hem kızıyor, hem deüzülüyoruz. Türkiye&#8217;nin, en büyüğünden en küçüğüne kadar her ilindeişyeri adlarının Türkçe dışındaki dillerden, özellikle İngilizce veFransızca kelimelerden seçildiğini üzülerek görüyoruz. Hani bu yerleryabancı ortaklı şirketlerin işyerleri olsa biraz daha hoşgörülüolacağım. Fakat öyle bir durum da söz konusu değil. Benim Anadolu&#8217;muninsanı hiçbir sebep ve alâka yokken işyerine elin İngiliz&#8217;inin dilindead koyuyor. Acıklı olan da şudur ki birçoğu koyduğu adın manasını bilebilmiyor. Bunu sadece daha modern ve lüks görünme, daha çok satış yapmagayesiyle yapıyor. Bizim müşteri kesimimiz bu oyuna kolayca geliyor. Neyazık ki Türkçe adlarla hizmet veren işyerlerini, Türk markalarınıtercih etmiyor sonradan görme gençlerimiz.<br />
<br />
Geçtiğimiz senelerde Trabzon&#8217;da öğrencilerime işyeri adlarıylailgili kapsamlı bir proje ödevi çalışması yaptırmıştım.Görevlendirdiğim çocuk tek tek işyerlerini gezmiş, onlara Türkçe isimyerine, yabancı isimleri tercih etmelerinin sebeplerini sormuştu.Çoğunun dikkate değer bir sebebi yoktu. Arkadaşı İngilizce veyaFransızca bir isim koyunca o da ondan geri kalmamak için aynı yanlışısürdürmüş. Daha evvel belirttiğim gibi müşterilerin yabancı ad taşıyanişyerlerine bakışı daha olumlu&#8230; Sanki &#8220;Adı Türkçe olan yerler kötü veyaikinci kalite mal satıyor&#8221; gibi bir izlenim doğmuş insanlarda. Oysauzaktan yakından alakası yok&#8230; Utanmasalar Trabzon&#8217;da, asırların&#8220;Uzunsokak&#8221;&#8217;ını &#8220;Long Street&#8221; diye değiştirecekler.<br />
<br />
Trabzon&#8217;da Uzunsokak&#8217;ta, Kunduracılar&#8217;da veya Maraş Caddesi&#8217;ndeyürürken yabancı isim ve ifadelerle dolu tabelalar gözüme ilişiyor.İnanın hem öfkeleniyor, hem de utancımdan yerin dibine giriyorum. Odükkân ve mağazalardan alışveriş yapmak içimden gelmiyor. Zorunlukalmadıkça da yapmıyorum zaten. Onlar benim güzel Türkçemi horgörüyorlar, ben de onları hor görüyorum. Paramın kasalarına gitmesineizin vermiyorum.<br />
<br />
İşyeri adlarının Türkçeleştirilmesi ve yabancı kelimelerdenarındırılması için basın yayın kuruluşlarını, eğitim kurumlarını, özelsektörü, kamu sektörünü, dernek ve vakıfları, meslek odalarını,belediyeleri ve Türkçeyi seven herkesi göreve çağırıyorum. Bu konudaherkesin yapabileceği bir şeyler vardır. Özellikle belediyeler buhususta kilit rol oynamalıdırlar. Çünkü işyerlerine çalışma ruhsatıveren onlardır. İşyeri ruhsatı verirken Türkçe isim koymayı zorunlukılarsın, olur biter. Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bu işindemokrasi ve özgürlüklerin kısıtlanmasıyla bir ilgisi yoktur. Kim nederse desin, dilimizin korunması ve yarınlara taşınması millî birmeseledir. Bunun için ne yapılsa mubahtır.<br />
<br />
Benim nefretimi celbeden bir diğer uygulama da yabancı kelimelerikullanarak marka oluşturmaktır. Türkiye&#8217;de unlu gıda ve özellikleçikolata sektörünü elinde tutan Ülker&#8217;in, ürettiği ürünlerin yüzdedoksanına yabancı isimler koyması akıl alır bir iş değildir. &#8220;Smartt,Biskrem, Bolero, Cafe Crown, Caramio, Chewy, Coco Pops, Coco Star,Golf, Hero Baby, Kitymilk, Kremini, Rodeo, Rondo, Stars, Sunny, Yupo &#8230;&#8221;bunlardan bazılarıdır. Bunun dışında Eti ve diğer markalarda da durumfarklı değildir. Aslında bu markaları büyüten ve kasalarını dolduranTürk halkıdır. Şayet adı Türkçe olmayan ürünlerine ambargo koysalar buşirketler kısa zamanda özlerine dönerek Türkçe isim kullanırlar. Amabizde nerde o şuur?...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKÇE KONUŞ...]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK%C3%87E-KONU%C5%9E-4734</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:29:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK%C3%87E-KONU%C5%9E-4734</guid>
			<description><![CDATA[ANLATACAKLARIMIZI TÜRKÇE ANLATABİLMEK VARKEN NEDEN YABANCI KELİMELERE BAŞVURUYORUZ Kİ...<br />
Yabancı kelimelerin yerine ÖZ TÜRKÇE kullanmaya özen gösterelim...<br />
absürt saçma<br />
adapte olmak uyarlanmak, uyum sağlamak<br />
agresif saldırgan<br />
aksiyon edim<br />
ambiyans hava, ortam<br />
analiz çözümleme<br />
anons etmek duyurmak<br />
antipatik sevimsiz, itici<br />
aranjör düzenleyici<br />
asparagas şişirme haber<br />
avans öndelik<br />
bariyer engel<br />
baz almak taban, temel<br />
bodyguard yakın koruma<br />
bye bye hoşça kal, görüşmek izere<br />
caterıng ağırlama, yemek hizmeti<br />
center merkez, özek<br />
check etmek denetlemek<br />
clickleme tıklama<br />
cv özgeçmiş<br />
data veri<br />
dejenere yoz<br />
deklare etmek bildirmek<br />
depar çıkış<br />
departman bölüm<br />
depresyon duygusal çöküntü<br />
distribütor dağıtıcı<br />
dizayn tasarım<br />
doküman belge<br />
double team çifte kıskaç<br />
download etmek indirmek<br />
driver sürücü<br />
dublaj seslendirme<br />
efor çaba<br />
ekipman donanım<br />
ekstra ek olarak<br />
elimine etmek elemek<br />
e-maıl e-posta, ileti, ağ üstü ileti, ağ ileti<br />
empoze etmek dayatmak<br />
enformasyon bilgilendirme<br />
dezenformasyon bilgi çarpıtma<br />
entegre tümleşik<br />
entegre olmak bütünleşmek<br />
entegre tesıs kurulu alan<br />
totaliter bütüncül<br />
epikriz çıkış özeti<br />
euro avro<br />
exit çıkış<br />
feedback geribildirim<br />
finish bitiş, varış<br />
final sınavı sonuç sınavı, genel sınav<br />
full tam, dolu<br />
full-tıme tam gün<br />
high-tech ileri teknoloji<br />
hit şarkı gözde şarkı<br />
home page ana sayfa, ana bet<br />
icetea buzlu çay<br />
illegal yasadışı<br />
imitasyon öykünme<br />
izolasyon yalıtım<br />
jenerasyon nesil, kuşak<br />
kampüs yerleşke<br />
karambol karmaşa<br />
karizmatik etkileyici<br />
komünikasyon iletişim<br />
konsensüs uzlaşım<br />
koordinasyon eşgüdüm<br />
koordinatör eşgüdüm sorumlusu, eşgüdümcü<br />
kriter ölçüt<br />
lanse etmek öne sürmek, sunmak<br />
laptop dizüstü<br />
libero son adam<br />
likidik akışkanlık<br />
limit uç<br />
link ilişim<br />
mantalite anlayış, zihniyet<br />
marjinal sıra dışı, dizi dışı<br />
monopol tekel<br />
monoton tekdüze<br />
moratoryum borç erteleme<br />
motive etmek isteklendirmek<br />
network bilişim ağı<br />
nick name kullanıcı adı<br />
no-frost karlanmaz<br />
non-stop durmaksızın<br />
objektif nesnel, tarafsız<br />
okey peki, tamam, olur<br />
okeylemek onaylamak<br />
online çevrimiçi<br />
optimist iyimser<br />
paradoks çelişki<br />
partner eş<br />
part-time yarı zamanlı<br />
patent buluş belgesi<br />
performans başarım<br />
perspektif bakış açısı<br />
pesimist karamsar<br />
polemik söz güreşi<br />
prezantabl hoş görünüm<br />
prezantasyon sunum<br />
prınt out çıktı<br />
printer basıcı<br />
writer yazıcı<br />
prodüksiyon yapım<br />
prodüktör yapımcı<br />
proses süreç<br />
provoke etmek kışkırtmak<br />
reel gerçek<br />
revize etmek yenilemek<br />
sabote etmek baltalamak<br />
security güvenlik<br />
sempatik sevimli<br />
sezon dönence<br />
show gösteri<br />
skor sayı durumu, sonuç<br />
slayt yansı<br />
spesiyal özel<br />
sponsor tasarı üstlenicisi<br />
spontane kendiliğinden<br />
star yıldız<br />
start almak başlangıç almak<br />
timing (taymıng) zamanlama<br />
trend eğilim<br />
tripleks üç katlı<br />
tsunami depreşim<br />
upload üzerine yüklenmek, üst yükleme<br />
versiyon sürüm<br />
vize sınavı ara sınav<br />
<br />
directory dizin<br />
montgage tutulu satış<br />
astronot gökmen, uzay adamı<br />
interaktif etkileşimli<br />
hiperaktif aşırı etkin, aşırı hırçın<br />
blog ağ günlük<br />
portal ana kapı<br />
internet genel ağ<br />
mesaj ileti<br />
elektron eksicik<br />
pozitron artıcık<br />
proton önelcik<br />
nötron ılıncık<br />
hidrojen suteği<br />
oksijen odteği<br />
karbon kömürteği<br />
silisyum kumteği<br />
kernel çekirdek<br />
client istemci<br />
edit düzenle, yayımla<br />
editör düzenleyici, yayımcı<br />
finalist sonuca kalan<br />
final four son dörtlü<br />
abone sürdürümcü<br />
zap geçgeç]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ANLATACAKLARIMIZI TÜRKÇE ANLATABİLMEK VARKEN NEDEN YABANCI KELİMELERE BAŞVURUYORUZ Kİ...<br />
Yabancı kelimelerin yerine ÖZ TÜRKÇE kullanmaya özen gösterelim...<br />
absürt saçma<br />
adapte olmak uyarlanmak, uyum sağlamak<br />
agresif saldırgan<br />
aksiyon edim<br />
ambiyans hava, ortam<br />
analiz çözümleme<br />
anons etmek duyurmak<br />
antipatik sevimsiz, itici<br />
aranjör düzenleyici<br />
asparagas şişirme haber<br />
avans öndelik<br />
bariyer engel<br />
baz almak taban, temel<br />
bodyguard yakın koruma<br />
bye bye hoşça kal, görüşmek izere<br />
caterıng ağırlama, yemek hizmeti<br />
center merkez, özek<br />
check etmek denetlemek<br />
clickleme tıklama<br />
cv özgeçmiş<br />
data veri<br />
dejenere yoz<br />
deklare etmek bildirmek<br />
depar çıkış<br />
departman bölüm<br />
depresyon duygusal çöküntü<br />
distribütor dağıtıcı<br />
dizayn tasarım<br />
doküman belge<br />
double team çifte kıskaç<br />
download etmek indirmek<br />
driver sürücü<br />
dublaj seslendirme<br />
efor çaba<br />
ekipman donanım<br />
ekstra ek olarak<br />
elimine etmek elemek<br />
e-maıl e-posta, ileti, ağ üstü ileti, ağ ileti<br />
empoze etmek dayatmak<br />
enformasyon bilgilendirme<br />
dezenformasyon bilgi çarpıtma<br />
entegre tümleşik<br />
entegre olmak bütünleşmek<br />
entegre tesıs kurulu alan<br />
totaliter bütüncül<br />
epikriz çıkış özeti<br />
euro avro<br />
exit çıkış<br />
feedback geribildirim<br />
finish bitiş, varış<br />
final sınavı sonuç sınavı, genel sınav<br />
full tam, dolu<br />
full-tıme tam gün<br />
high-tech ileri teknoloji<br />
hit şarkı gözde şarkı<br />
home page ana sayfa, ana bet<br />
icetea buzlu çay<br />
illegal yasadışı<br />
imitasyon öykünme<br />
izolasyon yalıtım<br />
jenerasyon nesil, kuşak<br />
kampüs yerleşke<br />
karambol karmaşa<br />
karizmatik etkileyici<br />
komünikasyon iletişim<br />
konsensüs uzlaşım<br />
koordinasyon eşgüdüm<br />
koordinatör eşgüdüm sorumlusu, eşgüdümcü<br />
kriter ölçüt<br />
lanse etmek öne sürmek, sunmak<br />
laptop dizüstü<br />
libero son adam<br />
likidik akışkanlık<br />
limit uç<br />
link ilişim<br />
mantalite anlayış, zihniyet<br />
marjinal sıra dışı, dizi dışı<br />
monopol tekel<br />
monoton tekdüze<br />
moratoryum borç erteleme<br />
motive etmek isteklendirmek<br />
network bilişim ağı<br />
nick name kullanıcı adı<br />
no-frost karlanmaz<br />
non-stop durmaksızın<br />
objektif nesnel, tarafsız<br />
okey peki, tamam, olur<br />
okeylemek onaylamak<br />
online çevrimiçi<br />
optimist iyimser<br />
paradoks çelişki<br />
partner eş<br />
part-time yarı zamanlı<br />
patent buluş belgesi<br />
performans başarım<br />
perspektif bakış açısı<br />
pesimist karamsar<br />
polemik söz güreşi<br />
prezantabl hoş görünüm<br />
prezantasyon sunum<br />
prınt out çıktı<br />
printer basıcı<br />
writer yazıcı<br />
prodüksiyon yapım<br />
prodüktör yapımcı<br />
proses süreç<br />
provoke etmek kışkırtmak<br />
reel gerçek<br />
revize etmek yenilemek<br />
sabote etmek baltalamak<br />
security güvenlik<br />
sempatik sevimli<br />
sezon dönence<br />
show gösteri<br />
skor sayı durumu, sonuç<br />
slayt yansı<br />
spesiyal özel<br />
sponsor tasarı üstlenicisi<br />
spontane kendiliğinden<br />
star yıldız<br />
start almak başlangıç almak<br />
timing (taymıng) zamanlama<br />
trend eğilim<br />
tripleks üç katlı<br />
tsunami depreşim<br />
upload üzerine yüklenmek, üst yükleme<br />
versiyon sürüm<br />
vize sınavı ara sınav<br />
<br />
directory dizin<br />
montgage tutulu satış<br />
astronot gökmen, uzay adamı<br />
interaktif etkileşimli<br />
hiperaktif aşırı etkin, aşırı hırçın<br />
blog ağ günlük<br />
portal ana kapı<br />
internet genel ağ<br />
mesaj ileti<br />
elektron eksicik<br />
pozitron artıcık<br />
proton önelcik<br />
nötron ılıncık<br />
hidrojen suteği<br />
oksijen odteği<br />
karbon kömürteği<br />
silisyum kumteği<br />
kernel çekirdek<br />
client istemci<br />
edit düzenle, yayımla<br />
editör düzenleyici, yayımcı<br />
finalist sonuca kalan<br />
final four son dörtlü<br />
abone sürdürümcü<br />
zap geçgeç]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKÇEMİZ]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK%C3%87EM%C4%B0Z-4733</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:24:12 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK%C3%87EM%C4%B0Z-4733</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TÜRKÇEMİZ</span><br />
<br />
ARIYORUM :Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum. Göreniniz, bileniniz,duyanınız var mı? Bir ferman yayımlamıştı:&lt;&lt; Bu günden sonradivanda, dergahta, bergahta,mecliste, meydanda,Türkçe'den başka dilkonuşulmaya&gt;&gt; diye, hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dörtbir yanını, çarşıyı, pazarı, köyü,şehri Fermana uyanınız var mı? Nutkumtutuldu, şaşırdım, merak ettim. Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayanisimlere, gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı? Tanıtımın&lt;&lt;demo&gt;&gt;, sunucunun &lt;&lt;spiker&gt;&gt;, gösteriadamının &lt;&lt;showman&gt;&gt;, radyo sunucusunun&lt;&lt;discjokey&gt;&gt;, Hanım ağanın &lt;&lt;first lady&gt;&gt;olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkanın &lt;&lt;store&gt;&gt;, bakkalın&lt;&lt;market&gt;&gt;, torbasının &lt;&lt;poşet&gt;&gt;, mağazanın&lt;&lt;süper, hiper, gros market&gt;&gt;, ucuzluğun&lt;&lt;damping&gt;&gt; olduğuna kananınız var mı? Ilan tahtasının&lt;&lt;billboard&gt;&gt;, sayı tabelasının &lt;&lt;skorboard&gt;&gt;,bilgi akışının &lt;&lt;brifing&gt;&gt;, bildirgenin&lt;&lt;deklarasyon&gt;&gt;, merakın,uğraşın &lt;&lt;hobby&gt;&gt;olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,beldelerin girişinde &lt;&lt;wellcome&gt;&gt;, çıkışında&lt;&lt;good-bye&gt;&gt; okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın&lt;&lt;body-guard&gt;&gt;, sanat ve meslek pirlerinin&lt;&lt;duayen&gt;&gt;, itibarın,saygınlığın &lt;&lt;prestij&gt;&gt;olduğunu bileniniz var mı? Seki'nin,alanın &lt;&lt;platform&gt;&gt;,merkezin &lt;&lt;center&gt;&gt;, büyüğün &lt;&lt;mega&gt;&gt;, küçügün&lt;&lt;mikro&gt;&gt;,sonun &lt;&lt;final&gt;&gt;,özlemin, hasretin&lt;&lt;nostalji&gt;&gt; olduğunu öğreneniniz var mı? Iş hanımızı&lt;&lt;plaza&gt;&gt;, bedestenimizi &lt;&lt;galleria&gt;&gt;, sergiyerlerimizi &lt;&lt;center room, show room&gt;&gt;, büyükşehirlerimizi,&lt;&lt;mega&gt;&gt; kent diye gezeniniz var mı? Yol üstülokantamızın &lt;&lt;fast-food&gt;&gt;, yemek çesitlerimizin&lt;&lt;mönü&gt;&gt; olduğu yerlerde, hesabını &lt;&lt;adisyon&gt;&gt;diye ödeyeniniz var mı? Iki katlı evinizi &lt;&lt;dubleks&gt;&gt;, üçkatli komsu evini &lt;&lt;tripleks&gt;&gt;, köşklerimizi&lt;&lt;villa&gt;&gt;, eşiğimizi &lt;&lt;antre&gt;&gt;, bahçeçiçeklerini &lt;&lt;flora&gt;&gt; diye koklayanınız var mı? Sevimlinin&lt;&lt;sempatik&gt;&gt;, sevimsizin &lt;&lt;antipatik&gt;&gt;,vurguncunun &lt;&lt;spekülatör&gt;&gt;, eşkiyanın&lt;&lt;mafya&gt;&gt;, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya&lt;&lt;sponsorluk&gt;&gt; diyeniniz var mı? Mesireyi, kır gezintisini&lt;&lt;picnic&gt;&gt;, bilgisayarı &lt;&lt;computer&gt;&gt;, havayastığını &lt;&lt;air-bag&gt;&gt;, pekalayı, olur'u&lt;&lt;okey&gt;&gt; diye söyleyeniniz var mı? Çarpıcı, önemli haberler&lt;&lt;flash&gt;&gt; haber, yaşa, varol sevinçleri &lt;&lt;oleyoley&gt;&gt; ,yıldızları &lt;&lt;star&gt;&gt; diye seyredeniniz var mı?Virvirik dağının tepesindeki köyde,&lt;&lt;Cafe-show&gt;&gt; levhasınınaltında,acının da acısı,neskaaaave içeniniz var mı? Toprağımızı,bayrağımızı,inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını,talan edildiğini, özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?Masallarımızı, tekerlemelerimizi, şarkılarımızı, türkülerimizi,ninnilerimizi kaybettik. Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz varmı? Karaman oğlu Mehmet Bey'i arıyorum.Göreniniz, bileniniz, duyanınızvar mı? Bir ferman yayınlamıştı..Hayal meyal hatırlayip da sahipçıkanınız var mı? UĞRUNDA ATALARININ CAN VERDİĞİ MİLLETİNİN DİLİNİKAYBETMENİN, KİŞİLİĞİNİ KAYBETMEK OLDUĞUNU, ÜLKESİNİN SÖMÜRGE DURUMUNAGELMESİ OLDUĞUNU, DÜŞÜNENİNİZ VAR MI?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TÜRKÇEMİZ</span><br />
<br />
ARIYORUM :Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum. Göreniniz, bileniniz,duyanınız var mı? Bir ferman yayımlamıştı:&lt;&lt; Bu günden sonradivanda, dergahta, bergahta,mecliste, meydanda,Türkçe'den başka dilkonuşulmaya&gt;&gt; diye, hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dörtbir yanını, çarşıyı, pazarı, köyü,şehri Fermana uyanınız var mı? Nutkumtutuldu, şaşırdım, merak ettim. Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayanisimlere, gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı? Tanıtımın&lt;&lt;demo&gt;&gt;, sunucunun &lt;&lt;spiker&gt;&gt;, gösteriadamının &lt;&lt;showman&gt;&gt;, radyo sunucusunun&lt;&lt;discjokey&gt;&gt;, Hanım ağanın &lt;&lt;first lady&gt;&gt;olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkanın &lt;&lt;store&gt;&gt;, bakkalın&lt;&lt;market&gt;&gt;, torbasının &lt;&lt;poşet&gt;&gt;, mağazanın&lt;&lt;süper, hiper, gros market&gt;&gt;, ucuzluğun&lt;&lt;damping&gt;&gt; olduğuna kananınız var mı? Ilan tahtasının&lt;&lt;billboard&gt;&gt;, sayı tabelasının &lt;&lt;skorboard&gt;&gt;,bilgi akışının &lt;&lt;brifing&gt;&gt;, bildirgenin&lt;&lt;deklarasyon&gt;&gt;, merakın,uğraşın &lt;&lt;hobby&gt;&gt;olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,beldelerin girişinde &lt;&lt;wellcome&gt;&gt;, çıkışında&lt;&lt;good-bye&gt;&gt; okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın&lt;&lt;body-guard&gt;&gt;, sanat ve meslek pirlerinin&lt;&lt;duayen&gt;&gt;, itibarın,saygınlığın &lt;&lt;prestij&gt;&gt;olduğunu bileniniz var mı? Seki'nin,alanın &lt;&lt;platform&gt;&gt;,merkezin &lt;&lt;center&gt;&gt;, büyüğün &lt;&lt;mega&gt;&gt;, küçügün&lt;&lt;mikro&gt;&gt;,sonun &lt;&lt;final&gt;&gt;,özlemin, hasretin&lt;&lt;nostalji&gt;&gt; olduğunu öğreneniniz var mı? Iş hanımızı&lt;&lt;plaza&gt;&gt;, bedestenimizi &lt;&lt;galleria&gt;&gt;, sergiyerlerimizi &lt;&lt;center room, show room&gt;&gt;, büyükşehirlerimizi,&lt;&lt;mega&gt;&gt; kent diye gezeniniz var mı? Yol üstülokantamızın &lt;&lt;fast-food&gt;&gt;, yemek çesitlerimizin&lt;&lt;mönü&gt;&gt; olduğu yerlerde, hesabını &lt;&lt;adisyon&gt;&gt;diye ödeyeniniz var mı? Iki katlı evinizi &lt;&lt;dubleks&gt;&gt;, üçkatli komsu evini &lt;&lt;tripleks&gt;&gt;, köşklerimizi&lt;&lt;villa&gt;&gt;, eşiğimizi &lt;&lt;antre&gt;&gt;, bahçeçiçeklerini &lt;&lt;flora&gt;&gt; diye koklayanınız var mı? Sevimlinin&lt;&lt;sempatik&gt;&gt;, sevimsizin &lt;&lt;antipatik&gt;&gt;,vurguncunun &lt;&lt;spekülatör&gt;&gt;, eşkiyanın&lt;&lt;mafya&gt;&gt;, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya&lt;&lt;sponsorluk&gt;&gt; diyeniniz var mı? Mesireyi, kır gezintisini&lt;&lt;picnic&gt;&gt;, bilgisayarı &lt;&lt;computer&gt;&gt;, havayastığını &lt;&lt;air-bag&gt;&gt;, pekalayı, olur'u&lt;&lt;okey&gt;&gt; diye söyleyeniniz var mı? Çarpıcı, önemli haberler&lt;&lt;flash&gt;&gt; haber, yaşa, varol sevinçleri &lt;&lt;oleyoley&gt;&gt; ,yıldızları &lt;&lt;star&gt;&gt; diye seyredeniniz var mı?Virvirik dağının tepesindeki köyde,&lt;&lt;Cafe-show&gt;&gt; levhasınınaltında,acının da acısı,neskaaaave içeniniz var mı? Toprağımızı,bayrağımızı,inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını,talan edildiğini, özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?Masallarımızı, tekerlemelerimizi, şarkılarımızı, türkülerimizi,ninnilerimizi kaybettik. Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz varmı? Karaman oğlu Mehmet Bey'i arıyorum.Göreniniz, bileniniz, duyanınızvar mı? Bir ferman yayınlamıştı..Hayal meyal hatırlayip da sahipçıkanınız var mı? UĞRUNDA ATALARININ CAN VERDİĞİ MİLLETİNİN DİLİNİKAYBETMENİN, KİŞİLİĞİNİ KAYBETMEK OLDUĞUNU, ÜLKESİNİN SÖMÜRGE DURUMUNAGELMESİ OLDUĞUNU, DÜŞÜNENİNİZ VAR MI?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkçe]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrk%C3%A7e-4732</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:20:30 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=216">stgvn</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrk%C3%A7e-4732</guid>
			<description><![CDATA[Her geçen gün Türkçe'nin biraz daha yozlaştırıldığını görüyoruz. Dilimizdeki yabancı kökenli sözcüklerin istilası artarak sürüyor. Aşağıda yıllar içinde Türkçe'de nasıl bozulmalar olduğunu gösteren çarpıcı bir metin var!<br />
<br />
<br />
<br />
Yıl: 1965<br />
"Karşıma aniden çıkınca ziyadesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir eda takınacağıma hüküm veremedim, adeta vecde geldim. Buna mukabil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalade rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 1975<br />
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim,heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 1985<br />
"Karşıma aniden çıkınca fevkalade şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hüküm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lakin kısa bir süre sonrakendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 1995<br />
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fena halde kal geldi yani..Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selam' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 2006<br />
"ağbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yani.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları yani.. Ama concon muyum ki ben,baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'Hav aryu yavrum?'"<br />
<br />
Yıl: 2026<br />
"Ven ay vaz si hör, ben çok yani öyle işte birden.. Off, ay dont nov abi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so aşık len bu manita.. 'Hay beybi..'"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Her geçen gün Türkçe'nin biraz daha yozlaştırıldığını görüyoruz. Dilimizdeki yabancı kökenli sözcüklerin istilası artarak sürüyor. Aşağıda yıllar içinde Türkçe'de nasıl bozulmalar olduğunu gösteren çarpıcı bir metin var!<br />
<br />
<br />
<br />
Yıl: 1965<br />
"Karşıma aniden çıkınca ziyadesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir eda takınacağıma hüküm veremedim, adeta vecde geldim. Buna mukabil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalade rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 1975<br />
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim,heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 1985<br />
"Karşıma aniden çıkınca fevkalade şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hüküm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lakin kısa bir süre sonrakendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 1995<br />
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fena halde kal geldi yani..Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selam' dedim.."<br />
<br />
Yıl: 2006<br />
"ağbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yani.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları yani.. Ama concon muyum ki ben,baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'Hav aryu yavrum?'"<br />
<br />
Yıl: 2026<br />
"Ven ay vaz si hör, ben çok yani öyle işte birden.. Off, ay dont nov abi yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so aşık len bu manita.. 'Hay beybi..'"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[türkçeye nasıl fransız kaldık]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-t%C3%BCrk%C3%A7eye-nas%C4%B1l-frans%C4%B1z-kald%C4%B1k-4731</link>
			<pubDate>Sun, 16 Sep 2007 01:08:25 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=19">karanlıktaki yüz</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-t%C3%BCrk%C3%A7eye-nas%C4%B1l-frans%C4%B1z-kald%C4%B1k-4731</guid>
			<description><![CDATA[TÜRKÇE'YE NASIL FRANSIZ KALDIK<br />
<br />
<br />
<br />
BENİN, Burkina Faso, Kamerun, Merkezi Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Gabon, Guinea, Fildişi Sahili, Madagaskar, Mali, Moritanya, Nijerya, Ruanda, Senegal, Tago, Tunus ve Fas.<br />
<br />
Sıraladığımız ülkelerin en belirgin ortak özelliği sorulmuş olsaydı, belki çoğumuzun aklına gelen ilk cevap &#8220;Bu ülkeler Afrika&#8217;da yer alıyor&#8221; olurdu. Evet doğru. Ama bir ortak özellikleri daha var ki, Afrika&#8217;da yer almak kadar belirgin ve ayırt edici: Frankofon ülkeler ailesine mensup olmaları.<br />
<br />
Frankofon kelimesin aslı &#8220;La Francophonie.&#8221; Anlamı kısaca &#8220;Fransızca konuşan&#8221; demek. Uluslararası camiada &#8220;Frankofon Ülkeler&#8221; denilince, tıpkı yukarıdaki zikrettiğimiz ülkelerde olduğu gibi, 18 ülkede Fransızca resmî dil olarak kullanılıyor. Ayrıca 57 ülkede Fransızca ya ikinci dil, ya da yaygın olarak kullanılmakta.<br />
<br />
Afrika&#8217;daki Fransızca konuşulan toplam yerleşim alanı ABD&#8217;den daha büyük. Bu ülkelerdeki toplam nüfus ise 254 milyon. Bu rakam ise çeyrek milyar insanın doğrudan veya dolaylı olarak Fransızcayı ortak iletişim aracı olarak kullandıkları anlamına geliyor. Kısaca bu kadar geniş bir alanın ve sayılmayacak kadar çok farklılıkların bulunduğu bir bölgenin ortak paydasını oluşturuyor Fransızca.<br />
<br />
Kısaca &#8220;Frankofon&#8221; olma özelliği saydığımız bu ülkelerde yaşayan insanlar kendi öz dillerine &#8220;Fransız&#8221; kalmış durumdalar.<br />
<br />
Peki ya biz?<br />
<br />
Little Big, Big Star, Marko Delli, Conan Jeans, Lee, Weber Jeans ve Galila Restaurant, LC Waikiki, Rodi, Big Free, Tifanny, Cotton Shop, Benson Jeans, McDonald&#8217;s, Burger King, Pizza Hut, Domino&#8217;s Pizza, Carousel, Galleria, Capitol, Atrium, Carrefour, Groseri Market, Coiffeur Angle gibi telaffuzda bile zorlandığımız belki binlerce isim&#8230;<br />
<br />
Rainbow Kasabı, Kadir Has Center, Dürüm Land, Cafe Beyzade, Galaxy Alışveriş Merkezi, Ev Shop, Yeşil Plaza, Vatan Computer gibi yarı Türkçe isimler&#8230;<br />
<br />
CoonDra (Kundura), Mardini (Mardin), Velini (Veli), Efendy (Efendi), Eskidji (Eskici), Laila (Leyla), Kiosk (Köşk), Zift (Zift), Ramsey (Remzi) gibi Türkçeden bozma yabancı isimler&#8230;<br />
<br />
Sakashi (Salih Kaya isminin ilk heceleri ile Japon malı havasını veren &#8216;shi&#8217; eki), Yu-Ma-Tu (Yunus, Mahmut ve Tuncer isimli üç kardeşin isimlerinin ilk heceleri), BEMS (Baba, Emine, Mustafa ve Sabri isimlerinin ilk harfleri) gibi yabancı havası verilen isimler&#8230;<br />
<br />
Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip&#8211;içtiğimiz pek çok şey yabancı. Ama bir gerçek var ki, biz artık o yabancı şeylere artık hiç de yabancı değiliz.<br />
<br />
Yabancılaşma, artık hiç yadırganmaz durumda. Belki de kaçınılmaz veya sıradan görülüyor. Yabancılaşmanın veya gönüllü işgal altına girmenin temelinde yatan gerekçe veya gerekçeler hakkında epey madde sıralayabiliriz. Bizdeki yabancı hayranlığından, hayatın hemen her aşamasında yağmur misali karşımıza çıkmasına kadar yüzlerce sebep bulabiliriz.<br />
<br />
Bu sebeplerin en önde gelenlerinden birisi, toplum olarak, bir şekildeki kullanımlarda çok istekli oluşumuz olsa gerek. Duyduğumuz yabancı bir kelimeyi kullanırken ilk birkaç denemede hafiften bir yabancılık çeksek de, çok geçmeden o kelimelerin Türkçe karşılıklarını unutuyoruz. Derken dildeki bu dönüşüm tabelalara da yansıyor. Tabelalar yabancılaştıkça, insanlarda daha fazla yabancı hayranlığı oluşuyor. Yabancı hayranlığı daha fazla yabancı kelime kullanmayı doğuruyor. Ve bir kısır döngü devam edip gidiyor. Şimdi bu kısır döngünün başladığı tarihlere doğru kısa bir seyahat yapalım.<br />
<br />
İlânât<br />
<br />
1838 yılında İngilizlerle yapılan Ticaret Sözleşmesi gereği, Osmanlı pazarlarına İngiliz malları hızla girmeye başladı. Kısa zamanda diğer Avrupa ülkeleriyle yapılan ticaret sözleşmeleri ile kumaşından işlenmiş derisine, mobilyasından züccaciyesine, hatta askerler ve devlet memurları için özel olarak üretilen kıyafetlere varıncaya kadar ürünler Osmanlı insanının önüne sunuldu. Adı geçen sözleşmeyle, Osmanlı toplumunu büyük bir pazar olarak gören Avrupalı tüccarlar, tıpkı Avrupa&#8217;da olduğu gibi Anadolu&#8217;da da bir tüketim toplumu oluşturmak için harekete geçmişlerdi. Bunun için Avrupa patentli ne varsa, gerekli-gereksiz demeden Osmanlı pazarlarına bu ürünleri taşımaya başladılar.<br />
<br />
Avrupalı tüccarların kullandıkları en etkili yöntem o dönemlerde yayınlanan gazetelere reklâm vermek idi. O dönemin karşılığıyla &#8220;ilânât,&#8221; yani reklâmlar yoluyla kendi ürünlerini, üstelik kendi verdikleri isimlerle Osmanlı insanına çok geçmeden kabul ettirdiler. Piyano, çikolata, sigorta, mıknatıs, lokanta, vida, fanila, kablo, vapur, tiyatro, balkon gibi bize artık hiç yabancı gelmeyen kelimeler günlük hayatta sık sık kullanılmaya başladı. Hatta o günün insanlarınca bilinen &#8220;Medicamants Nouveoux&#8221; (Yeni İlâçlar) gibi ifadeler hiç çekinilmeden reklâmlarda kullanılıyordu.<br />
<br />
Batılı tüccarların kendi ürünlerini tanıtmak ve markalarını zihinlerde yerleştirmek için o dönemde kullandıkları bir başka ilginç yöntem de mektupların kullanılmasıydı. Osmanlı topraklarındaki ticaretle uğraşan meslektaşlarına veya yakın dostlarına gönderdikleri mektupların üst kısımlarına, sattıkları ürünün ismi veya markasını da yapıştırıyorlardı.<br />
<br />
Gazetelerden mektuplara kadar hemen her alanda Osmanlı sınırları içinde hızla yayılan yabancı ürünler ve markalar, yeni bir tabela kültürünü de ortaya çıkarmıştı. Vitrin camlarında, dükkânların tabelalarında gerek Arap harfleriyle, gerekse Latin harfleriyle yazılan isimler bambaşka bir dili günlük hayata yerleştirmeye başlamıştı. 19 Temmuz 1918 tarihini taşıyan ve İstanbul&#8217;da yayınlanan Yeni Mecmua isimli derginin, &#8220;Zavallı Türkçe&#8221; başlıklı başyazısında bu yeni dil şiddetle eleştiriliyordu. Yazı, belki o dönemin sadece Beyoğlu semtinde yaşananları aktarıyordu. Ama bugün ülkemizin kasabalarına, hatta köylerine varıncaya kadar gözlemlenen tabloyu aynen aktarıyor gibi. Bazı ifadeleri aktaralım:<br />
<br />
&#8220;Bizim memlekette en az bilinen, sarfu nahvi her gün hırpalanan bir lisan varsa Türkçe&#8217;dir. Bunu mübalâğa mı zannediyorsunuz? O halde biraz etrafınıza göz gezdiriniz. Mağazaların yekpare iri camları üstündeki yazılı satırlara, duvarlara yapıştırılmış sarı, mor, pembe kâğıtlı ilânların kocaman harflerine... Beyoğlu&#8217;ndaki kibar moda mağazalarının ucuzluk ilânlarına bakınız.&#8221;<br />
<br />
Reklâmlar yoluyla yeni teknolojiler ve yeni ürünlerle birlikte, Osmanlı toplumuna yeni anlayışlar, yeni alışkanlıklar, kısacası yeni yaşama biçimleri de gelmişti. Gelen bir şey daha vardı: Yeni bir dil.<br />
<br />
Batılı tüccarlar ürünlerine olan güveni sağlayabilmek için, insanımızda o dönemlerde filizlenmeye başlayan Batı hayranlığını çok iyi kullandılar. Duvar kâğıtları, çatal-kaşık, dikiş makinesi, züccaciye, giyim-kuşam, yeni teknolojik ürünler reklâmlar aracılığıyla ballandıra ballandıra anlatılırken, bu ürünleri kullanmanın çok önemli bir saygınlık kaynağı olduğu vurgulanıyordu. Bir ürün tanıtılırken hangi ülkede üretildiği de mutlaka söylenenler arasındaydı. İngiliz veya Alman malı olduğu, Fransa&#8217;dan veya Amerika&#8217;dan getirildiği belirtilmeden geçilmiyordu. Artık insanlar aldıkları bir ürünü yakınlarına büyük bir gurur içinde, &#8220;Frengistan malı,&#8221; &#8220;nev icad,&#8221; &#8220;yeni icad,&#8221; &#8220;Avrupa işi&#8221; ve &#8220;dünyaca ünlü&#8221; gibi ifadelerle anlatmaya başlamışlardı. Ve artık görülen her bir yeni ürün &#8220;Vay be, adamlar ne güzel yapmışlar!&#8221; sözleriyle yâdedilir oldu.<br />
<br />
Neler değişti?<br />
<br />
Bir zamanlar yabancı isim ve markaları gazetelerde, duvar afişlerinde, dükkânların tabela ve vitrinlerinde gören insanımız, 1950 yılından itibaren radyonun yaygınlaşmasıyla daha fazla markayla tanışma fırsatı buldu. Tanıştığı her yabancı marka insanımızın Batı hayranlığını daha da arttırdı. Bu hayranlığa paralel olarak, lüzumlu&#8211;lüzumsuz ayırdetmeksizin daha fazla Batılı ürün piyasalara sürüldü. 1970&#8217;li yıllarda yavaş yavaş yaygınlaşan televizyon yayını yine aynı yönde hizmet etti. 24 Ocak 1980 tarihi, hem reklâmcılık açısından, hem de yabancı markaların daha da yaygınlaşması açısından çok önemli dönüm noktalarından birisi oldu. Bu tarihte alınan ekonomik kararlar çerçevesinde, ülke içinde yabancı yatırımların gerçekleşmesine yönelik önemli imkânlar sunuluyordu. Kısa zamanda pek çok yabancı firma Türkiye&#8217;de yatırım yaptı. İç piyasada daha fazla yer etmek isteyen bu firmalar basın yoluyla yoğun bir reklâm faaliyetine giriştiler. Bu yarış 1990&#8217;lı yıllarda hızla çoğalan özel televizyon kanallarıyla iyice kızıştı. Bu reklâm yarışına paralel olarak insanlardaki yabancı markalara olan hayranlığı, bu hayranlık da cadde ve sokaklardaki yabancı isimli dükkân, mağaza, market, kasap, saatçi, kırtasiyeci, ayakkabıcı ve daha pek çok satış yerini hızla arttırdı.<br />
<br />
Türkçeye fransız kaldık<br />
<br />
Artık 2000&#8217;li yıllardayız. Yabancı marka hayranlığının ve kullanımının sonu ne zaman gelecek diye merak etme fırsatı dahi bulamadan, bu kez devreye internet girdi. Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip&#8211;içtiğimiz pek çok şey yabancı. Ama bir gerçek var ki, biz artık o yabancı şeylere hiç de yabancı değiliz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TÜRKÇE'YE NASIL FRANSIZ KALDIK<br />
<br />
<br />
<br />
BENİN, Burkina Faso, Kamerun, Merkezi Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Gabon, Guinea, Fildişi Sahili, Madagaskar, Mali, Moritanya, Nijerya, Ruanda, Senegal, Tago, Tunus ve Fas.<br />
<br />
Sıraladığımız ülkelerin en belirgin ortak özelliği sorulmuş olsaydı, belki çoğumuzun aklına gelen ilk cevap &#8220;Bu ülkeler Afrika&#8217;da yer alıyor&#8221; olurdu. Evet doğru. Ama bir ortak özellikleri daha var ki, Afrika&#8217;da yer almak kadar belirgin ve ayırt edici: Frankofon ülkeler ailesine mensup olmaları.<br />
<br />
Frankofon kelimesin aslı &#8220;La Francophonie.&#8221; Anlamı kısaca &#8220;Fransızca konuşan&#8221; demek. Uluslararası camiada &#8220;Frankofon Ülkeler&#8221; denilince, tıpkı yukarıdaki zikrettiğimiz ülkelerde olduğu gibi, 18 ülkede Fransızca resmî dil olarak kullanılıyor. Ayrıca 57 ülkede Fransızca ya ikinci dil, ya da yaygın olarak kullanılmakta.<br />
<br />
Afrika&#8217;daki Fransızca konuşulan toplam yerleşim alanı ABD&#8217;den daha büyük. Bu ülkelerdeki toplam nüfus ise 254 milyon. Bu rakam ise çeyrek milyar insanın doğrudan veya dolaylı olarak Fransızcayı ortak iletişim aracı olarak kullandıkları anlamına geliyor. Kısaca bu kadar geniş bir alanın ve sayılmayacak kadar çok farklılıkların bulunduğu bir bölgenin ortak paydasını oluşturuyor Fransızca.<br />
<br />
Kısaca &#8220;Frankofon&#8221; olma özelliği saydığımız bu ülkelerde yaşayan insanlar kendi öz dillerine &#8220;Fransız&#8221; kalmış durumdalar.<br />
<br />
Peki ya biz?<br />
<br />
Little Big, Big Star, Marko Delli, Conan Jeans, Lee, Weber Jeans ve Galila Restaurant, LC Waikiki, Rodi, Big Free, Tifanny, Cotton Shop, Benson Jeans, McDonald&#8217;s, Burger King, Pizza Hut, Domino&#8217;s Pizza, Carousel, Galleria, Capitol, Atrium, Carrefour, Groseri Market, Coiffeur Angle gibi telaffuzda bile zorlandığımız belki binlerce isim&#8230;<br />
<br />
Rainbow Kasabı, Kadir Has Center, Dürüm Land, Cafe Beyzade, Galaxy Alışveriş Merkezi, Ev Shop, Yeşil Plaza, Vatan Computer gibi yarı Türkçe isimler&#8230;<br />
<br />
CoonDra (Kundura), Mardini (Mardin), Velini (Veli), Efendy (Efendi), Eskidji (Eskici), Laila (Leyla), Kiosk (Köşk), Zift (Zift), Ramsey (Remzi) gibi Türkçeden bozma yabancı isimler&#8230;<br />
<br />
Sakashi (Salih Kaya isminin ilk heceleri ile Japon malı havasını veren &#8216;shi&#8217; eki), Yu-Ma-Tu (Yunus, Mahmut ve Tuncer isimli üç kardeşin isimlerinin ilk heceleri), BEMS (Baba, Emine, Mustafa ve Sabri isimlerinin ilk harfleri) gibi yabancı havası verilen isimler&#8230;<br />
<br />
Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip&#8211;içtiğimiz pek çok şey yabancı. Ama bir gerçek var ki, biz artık o yabancı şeylere artık hiç de yabancı değiliz.<br />
<br />
Yabancılaşma, artık hiç yadırganmaz durumda. Belki de kaçınılmaz veya sıradan görülüyor. Yabancılaşmanın veya gönüllü işgal altına girmenin temelinde yatan gerekçe veya gerekçeler hakkında epey madde sıralayabiliriz. Bizdeki yabancı hayranlığından, hayatın hemen her aşamasında yağmur misali karşımıza çıkmasına kadar yüzlerce sebep bulabiliriz.<br />
<br />
Bu sebeplerin en önde gelenlerinden birisi, toplum olarak, bir şekildeki kullanımlarda çok istekli oluşumuz olsa gerek. Duyduğumuz yabancı bir kelimeyi kullanırken ilk birkaç denemede hafiften bir yabancılık çeksek de, çok geçmeden o kelimelerin Türkçe karşılıklarını unutuyoruz. Derken dildeki bu dönüşüm tabelalara da yansıyor. Tabelalar yabancılaştıkça, insanlarda daha fazla yabancı hayranlığı oluşuyor. Yabancı hayranlığı daha fazla yabancı kelime kullanmayı doğuruyor. Ve bir kısır döngü devam edip gidiyor. Şimdi bu kısır döngünün başladığı tarihlere doğru kısa bir seyahat yapalım.<br />
<br />
İlânât<br />
<br />
1838 yılında İngilizlerle yapılan Ticaret Sözleşmesi gereği, Osmanlı pazarlarına İngiliz malları hızla girmeye başladı. Kısa zamanda diğer Avrupa ülkeleriyle yapılan ticaret sözleşmeleri ile kumaşından işlenmiş derisine, mobilyasından züccaciyesine, hatta askerler ve devlet memurları için özel olarak üretilen kıyafetlere varıncaya kadar ürünler Osmanlı insanının önüne sunuldu. Adı geçen sözleşmeyle, Osmanlı toplumunu büyük bir pazar olarak gören Avrupalı tüccarlar, tıpkı Avrupa&#8217;da olduğu gibi Anadolu&#8217;da da bir tüketim toplumu oluşturmak için harekete geçmişlerdi. Bunun için Avrupa patentli ne varsa, gerekli-gereksiz demeden Osmanlı pazarlarına bu ürünleri taşımaya başladılar.<br />
<br />
Avrupalı tüccarların kullandıkları en etkili yöntem o dönemlerde yayınlanan gazetelere reklâm vermek idi. O dönemin karşılığıyla &#8220;ilânât,&#8221; yani reklâmlar yoluyla kendi ürünlerini, üstelik kendi verdikleri isimlerle Osmanlı insanına çok geçmeden kabul ettirdiler. Piyano, çikolata, sigorta, mıknatıs, lokanta, vida, fanila, kablo, vapur, tiyatro, balkon gibi bize artık hiç yabancı gelmeyen kelimeler günlük hayatta sık sık kullanılmaya başladı. Hatta o günün insanlarınca bilinen &#8220;Medicamants Nouveoux&#8221; (Yeni İlâçlar) gibi ifadeler hiç çekinilmeden reklâmlarda kullanılıyordu.<br />
<br />
Batılı tüccarların kendi ürünlerini tanıtmak ve markalarını zihinlerde yerleştirmek için o dönemde kullandıkları bir başka ilginç yöntem de mektupların kullanılmasıydı. Osmanlı topraklarındaki ticaretle uğraşan meslektaşlarına veya yakın dostlarına gönderdikleri mektupların üst kısımlarına, sattıkları ürünün ismi veya markasını da yapıştırıyorlardı.<br />
<br />
Gazetelerden mektuplara kadar hemen her alanda Osmanlı sınırları içinde hızla yayılan yabancı ürünler ve markalar, yeni bir tabela kültürünü de ortaya çıkarmıştı. Vitrin camlarında, dükkânların tabelalarında gerek Arap harfleriyle, gerekse Latin harfleriyle yazılan isimler bambaşka bir dili günlük hayata yerleştirmeye başlamıştı. 19 Temmuz 1918 tarihini taşıyan ve İstanbul&#8217;da yayınlanan Yeni Mecmua isimli derginin, &#8220;Zavallı Türkçe&#8221; başlıklı başyazısında bu yeni dil şiddetle eleştiriliyordu. Yazı, belki o dönemin sadece Beyoğlu semtinde yaşananları aktarıyordu. Ama bugün ülkemizin kasabalarına, hatta köylerine varıncaya kadar gözlemlenen tabloyu aynen aktarıyor gibi. Bazı ifadeleri aktaralım:<br />
<br />
&#8220;Bizim memlekette en az bilinen, sarfu nahvi her gün hırpalanan bir lisan varsa Türkçe&#8217;dir. Bunu mübalâğa mı zannediyorsunuz? O halde biraz etrafınıza göz gezdiriniz. Mağazaların yekpare iri camları üstündeki yazılı satırlara, duvarlara yapıştırılmış sarı, mor, pembe kâğıtlı ilânların kocaman harflerine... Beyoğlu&#8217;ndaki kibar moda mağazalarının ucuzluk ilânlarına bakınız.&#8221;<br />
<br />
Reklâmlar yoluyla yeni teknolojiler ve yeni ürünlerle birlikte, Osmanlı toplumuna yeni anlayışlar, yeni alışkanlıklar, kısacası yeni yaşama biçimleri de gelmişti. Gelen bir şey daha vardı: Yeni bir dil.<br />
<br />
Batılı tüccarlar ürünlerine olan güveni sağlayabilmek için, insanımızda o dönemlerde filizlenmeye başlayan Batı hayranlığını çok iyi kullandılar. Duvar kâğıtları, çatal-kaşık, dikiş makinesi, züccaciye, giyim-kuşam, yeni teknolojik ürünler reklâmlar aracılığıyla ballandıra ballandıra anlatılırken, bu ürünleri kullanmanın çok önemli bir saygınlık kaynağı olduğu vurgulanıyordu. Bir ürün tanıtılırken hangi ülkede üretildiği de mutlaka söylenenler arasındaydı. İngiliz veya Alman malı olduğu, Fransa&#8217;dan veya Amerika&#8217;dan getirildiği belirtilmeden geçilmiyordu. Artık insanlar aldıkları bir ürünü yakınlarına büyük bir gurur içinde, &#8220;Frengistan malı,&#8221; &#8220;nev icad,&#8221; &#8220;yeni icad,&#8221; &#8220;Avrupa işi&#8221; ve &#8220;dünyaca ünlü&#8221; gibi ifadelerle anlatmaya başlamışlardı. Ve artık görülen her bir yeni ürün &#8220;Vay be, adamlar ne güzel yapmışlar!&#8221; sözleriyle yâdedilir oldu.<br />
<br />
Neler değişti?<br />
<br />
Bir zamanlar yabancı isim ve markaları gazetelerde, duvar afişlerinde, dükkânların tabela ve vitrinlerinde gören insanımız, 1950 yılından itibaren radyonun yaygınlaşmasıyla daha fazla markayla tanışma fırsatı buldu. Tanıştığı her yabancı marka insanımızın Batı hayranlığını daha da arttırdı. Bu hayranlığa paralel olarak, lüzumlu&#8211;lüzumsuz ayırdetmeksizin daha fazla Batılı ürün piyasalara sürüldü. 1970&#8217;li yıllarda yavaş yavaş yaygınlaşan televizyon yayını yine aynı yönde hizmet etti. 24 Ocak 1980 tarihi, hem reklâmcılık açısından, hem de yabancı markaların daha da yaygınlaşması açısından çok önemli dönüm noktalarından birisi oldu. Bu tarihte alınan ekonomik kararlar çerçevesinde, ülke içinde yabancı yatırımların gerçekleşmesine yönelik önemli imkânlar sunuluyordu. Kısa zamanda pek çok yabancı firma Türkiye&#8217;de yatırım yaptı. İç piyasada daha fazla yer etmek isteyen bu firmalar basın yoluyla yoğun bir reklâm faaliyetine giriştiler. Bu yarış 1990&#8217;lı yıllarda hızla çoğalan özel televizyon kanallarıyla iyice kızıştı. Bu reklâm yarışına paralel olarak insanlardaki yabancı markalara olan hayranlığı, bu hayranlık da cadde ve sokaklardaki yabancı isimli dükkân, mağaza, market, kasap, saatçi, kırtasiyeci, ayakkabıcı ve daha pek çok satış yerini hızla arttırdı.<br />
<br />
Türkçeye fransız kaldık<br />
<br />
Artık 2000&#8217;li yıllardayız. Yabancı marka hayranlığının ve kullanımının sonu ne zaman gelecek diye merak etme fırsatı dahi bulamadan, bu kez devreye internet girdi. Sokaklarda, caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip&#8211;içtiğimiz pek çok şey yabancı. Ama bir gerçek var ki, biz artık o yabancı şeylere hiç de yabancı değiliz.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>