<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Coğrafya]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 12:10:01 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin Akarsuları]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrkiye-nin-Akarsular%C4%B1-1305</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:44:50 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrkiye-nin-Akarsular%C4%B1-1305</guid>
			<description><![CDATA[a) Yağmur Suyu ile Beslenen Akarsular: Akdeniz ve Karadeniz akarsuları böyledir. Az yağışlı aylarda suları çeklidiği için rejimleri düzensizdir.<br />
b) Kar ve Buz Suları ile Beslenen Akarsular: Yüksek alanlardan inen akarsılar buralardaki buzullarla beslenirler. Maksimum akımları karların eridiği ilkbahar ve yaz aylarıdır. Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ile Torosların yüksek kesimlerinde bu tür akarsulara rastlanır.<br />
c) Kaynak Suları ile Beslenen Akarsular: Başta Akeniz bölgesi olmak üzere ülkemizin heryerinde görülür. Kaynaktan beslendiği için debisi yıl içinde çok az değişir.<br />
d) Göl Suları ile Beslenen Akarsular: Göllerin fazla suyunu boşaltan göl ayağı (gideğen) da denilen akarsulardır. Bunlarında debileri fazla değişmez. Kovada Çayı, Çarşamba Suyu gibi.<br />
c) Karma Rejimli Akarsular: Uzunluğu fazla olan dolayısıyla beslenme sahaları geniş akarsulardır. Debileri yıl içinde inişli çıkışlıdır. Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan, Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi.<br />
TÜRKİYE'DEKİ AKARSU REJİMLERİ<br />
1-Yağmurlu Akdeniz Rejimi:Kış mevsiminin yağışlı olması nedeniyle akarsular bol su taşırlar. Yaz kuraklığı nedeniyle ve kaynak suları ile yeterince beslenemediği için yazın suları son derece azdır. Akdeniz,Ege ve Marmara bölgesi akarsularında görülen akarsu rejimidir.<br />
2-Yağmurlu Karadeniz Rejimi:Karadeniz ikliminin yağış rejimine bağlı olarak her mevsim su taşırlar, rejimleri nispeten düzenlidir. Yağmurlarla birlikte, dağlardan gelen kar suları eklendiği zaman ilkbahar aylarında seviyeleri yükselir.<br />
3-İç Bölgelerin Akarsu Rejimi:Kışın yağışın kar şeklinde olması ve erimemesi nedeniyle kışın suları azalır. İlkbahar ve yaz mevsiminde karların erimesi ile suları bollaşır. Çok kısa bir süre içerisinde birdenbire kabararak coşkun bir şekilde akan, sonra kuruyacak duruma gelen ve hatta kuruyan akarsular sel rejimli akarsulardır. Bu tip akarsuların oluşmasında bitki örtüsünün cılız olmasının da rolü vardır. Daha çok İç Anadolu'da görülür.<br />
4-Karma Rejimli Akarsular:Farklı iklim bölgelerinden geçen ve çeşitli kaynaklardan beslenen akarsular karma rejimlidir. Fırat,Dicle,Nil<br />
Akış Sürelerine Göre<br />
Akarsular Daimi Akarsular:Nemli bölgeleri karekterize ederler. Senenin bütün günü yatakta su mevcuttur.<br />
Mevsimlik Akarsular2enenin kurak ve yağışlı farklı iki mevsime ayrıldığı bölgelerde görülür.<br />
Geçici Akarsular:Yağışın çok nadir ve zaman bakımından belirsiz olduğu bölgelerde görülür.<br />
Türkiye'de ki Akarsular<br />
Karadeniz'e Dökülenler2akarya,Filyos Çayı,Bartın Çayı, Yeşilırmak, Kızılırmak ve Çoruh'tur.<br />
Marmara Denizi'ne Dökülenler2usurluk ve Gönen Çayı<br />
Ege Denizi'ne Dökülenler: Bakırçay, Gediz,B. Menderes, K. Menderes ve Meriç'tir.<br />
Akdeniz'e Dökülenler Dalaman Çayı, Manavgat Çayı, Aksu,Göksu,Seyhan,Ceyhan ve Asi'dir.<br />
Ülkemizde Doğup Dış Ülkelerden Denize Dökülenler:Aras,Kura,Arpaçay,Fırat,Dicle,Çoruh<br />
Dış Ülkelerden Doğup Ülkemizde Denize Dökülenler:Meriç,Asi<br />
TÜRKİYE'DEKİ AKARSULARIN ÖZELLİKLERİ<br />
1-Yeryüzü şekillerinin genel uzanışına paralel olarak doğu-batı yönlü akarlar. Fakat denize dökülecekleri yerlerde dağları enine yararak boğazlar oluştururlar.<br />
2-Uzunlukları fazla değildir. Bunun nedeni,dağların kıyıya paralel uzanması ve Türkiye'nin çok geniş bir ülke olmamasıdır.<br />
3-Yerşekillerinden dolayı akarsu havzaları dardır.<br />
4-Bol su taşımazlar. Bunun nedeni,iklimin fazla yağışlı olmaması ve havzaların dar olmasıdır.<br />
5-Rejimleri düzensizdir. Nedeni,ülkemizde belli bir sıcaklık ve kurak mevsimin bulunması,yağış ve kar erime zamanlarının farklılık göstermesidir.<br />
6-Ortalama yükseltinin fazla olmasından dolayı fazla akışlıdırlar.<br />
7-Akarsular bir çok yerde dar ve derin vadilerden aktıkları için hidroelektrik enerji potansiyelleri fazladır.<br />
8-Yer yer su taşkınlarına ve erozyona neden olurlar.<br />
Türkiye akarsuları<br />
Türkiye&#8217; de irili ufaklı bir çok akarsu vardır. Bunların büyük bir kısmı dağlardan, bazıları da ova ve yaylalardan doğarak çeşitli havzalara yönelir.<br />
Bu havzaların en genişi Karadeniz havzasıdır. Yani Türkiye&#8217; deki akarsuların önemli bir kısmı Karadeniz&#8217;e dökülür. Bu suların çoğu Karadeniz dağlarının kuzey yamaçlarından doğarak az bir yol aldıktan sonra denize varan kısa akarsular, bir kısmı da İç Anadolu&#8217;dan doğarak Karadeniz dağları arasındaki boğazlardan geçip denize varan uzun akarsulardır (kızıl ırmak, yeşil ırmak, Sakarya, Çoruh gibi). Aynı durum Akdeniz&#8217;e varan sularda da görülür. Buna karşılık Ege havzası akarsuları vadilerinin çok içerilere uzanışı bakımından diğer iki bölgeye benzemez. Bu bölgenin kısa akarsuları doğudan batıya uzanan oluk biçimindeki vadilerden geçerek önemli bir dağ engeli aşmadan denize ulaşır. Akarsularımızın bir kısmı da Marmara&#8217;ya dökülür. Kuzeyden dökülenler, güneyden gelenler uzuncadır.<br />
Bu dört denize dökülen akarsuların dışında kalan bazı ırmaklar da sınırlarımız dışına çıkarak başka ülkelerde denize dökülür. Bunlardan ARAS ve KURA nehirleri Hazar Denizi&#8217;ne, DİCLE ve FIRAT nehirleri Hint Okyanusu&#8217;na ulaşır<br />
Türkiye&#8217;de denizlere ulaşan akarsulardan başka akarsularda vardır. Bu sular denize ulaşamayıp kapalı havzalarda son bulur. Başlıca üç kapalı havza vardır:İç Anadolu, Göller yöresi ve Van. İç Anadolu&#8217;da, TOROS ve ERCİYES&#8217; ten inen suları alan DEVELİ, TOROSLAR&#8217; dan ve başka çevreden gelen suları toplayan Ereğli ve Konya havzaları ile daha geniş bir alanın sularını alan Tuz Gölü kapalı havası gibi dağınık havzalar bulunur. Buralarda toplanan irili ufaklı akarsuların dördü önemlidir: PEÇENEK SUYU, ULUÇAY, KIRKDELİK SUYU, İNSUYU.<br />
Göller yöresi kapalı havzası İç Anadolu da kilerden farklıdır. Çoğunlukla kalkerli araziden oluşan bu bölgede daha çok yeraltına akış veren çukurlar bulunur. Çevreden gelen sular bu çukurlardaki deliklerden yeraltına boşaltıldığı için, bölgede genellikle yerüstü su akışı oluşamaz.<br />
Doğuda bulunan Van kapalı havzasının ortasında Van Gölü yer alır. BENDİMAHİ, ZİLAN, KARASU ve HOSAP SUYU olmak üzere bir çok akarsu bu göle dökülür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[a) Yağmur Suyu ile Beslenen Akarsular: Akdeniz ve Karadeniz akarsuları böyledir. Az yağışlı aylarda suları çeklidiği için rejimleri düzensizdir.<br />
b) Kar ve Buz Suları ile Beslenen Akarsular: Yüksek alanlardan inen akarsılar buralardaki buzullarla beslenirler. Maksimum akımları karların eridiği ilkbahar ve yaz aylarıdır. Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ile Torosların yüksek kesimlerinde bu tür akarsulara rastlanır.<br />
c) Kaynak Suları ile Beslenen Akarsular: Başta Akeniz bölgesi olmak üzere ülkemizin heryerinde görülür. Kaynaktan beslendiği için debisi yıl içinde çok az değişir.<br />
d) Göl Suları ile Beslenen Akarsular: Göllerin fazla suyunu boşaltan göl ayağı (gideğen) da denilen akarsulardır. Bunlarında debileri fazla değişmez. Kovada Çayı, Çarşamba Suyu gibi.<br />
c) Karma Rejimli Akarsular: Uzunluğu fazla olan dolayısıyla beslenme sahaları geniş akarsulardır. Debileri yıl içinde inişli çıkışlıdır. Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan, Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi.<br />
TÜRKİYE'DEKİ AKARSU REJİMLERİ<br />
1-Yağmurlu Akdeniz Rejimi:Kış mevsiminin yağışlı olması nedeniyle akarsular bol su taşırlar. Yaz kuraklığı nedeniyle ve kaynak suları ile yeterince beslenemediği için yazın suları son derece azdır. Akdeniz,Ege ve Marmara bölgesi akarsularında görülen akarsu rejimidir.<br />
2-Yağmurlu Karadeniz Rejimi:Karadeniz ikliminin yağış rejimine bağlı olarak her mevsim su taşırlar, rejimleri nispeten düzenlidir. Yağmurlarla birlikte, dağlardan gelen kar suları eklendiği zaman ilkbahar aylarında seviyeleri yükselir.<br />
3-İç Bölgelerin Akarsu Rejimi:Kışın yağışın kar şeklinde olması ve erimemesi nedeniyle kışın suları azalır. İlkbahar ve yaz mevsiminde karların erimesi ile suları bollaşır. Çok kısa bir süre içerisinde birdenbire kabararak coşkun bir şekilde akan, sonra kuruyacak duruma gelen ve hatta kuruyan akarsular sel rejimli akarsulardır. Bu tip akarsuların oluşmasında bitki örtüsünün cılız olmasının da rolü vardır. Daha çok İç Anadolu'da görülür.<br />
4-Karma Rejimli Akarsular:Farklı iklim bölgelerinden geçen ve çeşitli kaynaklardan beslenen akarsular karma rejimlidir. Fırat,Dicle,Nil<br />
Akış Sürelerine Göre<br />
Akarsular Daimi Akarsular:Nemli bölgeleri karekterize ederler. Senenin bütün günü yatakta su mevcuttur.<br />
Mevsimlik Akarsular2enenin kurak ve yağışlı farklı iki mevsime ayrıldığı bölgelerde görülür.<br />
Geçici Akarsular:Yağışın çok nadir ve zaman bakımından belirsiz olduğu bölgelerde görülür.<br />
Türkiye'de ki Akarsular<br />
Karadeniz'e Dökülenler2akarya,Filyos Çayı,Bartın Çayı, Yeşilırmak, Kızılırmak ve Çoruh'tur.<br />
Marmara Denizi'ne Dökülenler2usurluk ve Gönen Çayı<br />
Ege Denizi'ne Dökülenler: Bakırçay, Gediz,B. Menderes, K. Menderes ve Meriç'tir.<br />
Akdeniz'e Dökülenler Dalaman Çayı, Manavgat Çayı, Aksu,Göksu,Seyhan,Ceyhan ve Asi'dir.<br />
Ülkemizde Doğup Dış Ülkelerden Denize Dökülenler:Aras,Kura,Arpaçay,Fırat,Dicle,Çoruh<br />
Dış Ülkelerden Doğup Ülkemizde Denize Dökülenler:Meriç,Asi<br />
TÜRKİYE'DEKİ AKARSULARIN ÖZELLİKLERİ<br />
1-Yeryüzü şekillerinin genel uzanışına paralel olarak doğu-batı yönlü akarlar. Fakat denize dökülecekleri yerlerde dağları enine yararak boğazlar oluştururlar.<br />
2-Uzunlukları fazla değildir. Bunun nedeni,dağların kıyıya paralel uzanması ve Türkiye'nin çok geniş bir ülke olmamasıdır.<br />
3-Yerşekillerinden dolayı akarsu havzaları dardır.<br />
4-Bol su taşımazlar. Bunun nedeni,iklimin fazla yağışlı olmaması ve havzaların dar olmasıdır.<br />
5-Rejimleri düzensizdir. Nedeni,ülkemizde belli bir sıcaklık ve kurak mevsimin bulunması,yağış ve kar erime zamanlarının farklılık göstermesidir.<br />
6-Ortalama yükseltinin fazla olmasından dolayı fazla akışlıdırlar.<br />
7-Akarsular bir çok yerde dar ve derin vadilerden aktıkları için hidroelektrik enerji potansiyelleri fazladır.<br />
8-Yer yer su taşkınlarına ve erozyona neden olurlar.<br />
Türkiye akarsuları<br />
Türkiye&#8217; de irili ufaklı bir çok akarsu vardır. Bunların büyük bir kısmı dağlardan, bazıları da ova ve yaylalardan doğarak çeşitli havzalara yönelir.<br />
Bu havzaların en genişi Karadeniz havzasıdır. Yani Türkiye&#8217; deki akarsuların önemli bir kısmı Karadeniz&#8217;e dökülür. Bu suların çoğu Karadeniz dağlarının kuzey yamaçlarından doğarak az bir yol aldıktan sonra denize varan kısa akarsular, bir kısmı da İç Anadolu&#8217;dan doğarak Karadeniz dağları arasındaki boğazlardan geçip denize varan uzun akarsulardır (kızıl ırmak, yeşil ırmak, Sakarya, Çoruh gibi). Aynı durum Akdeniz&#8217;e varan sularda da görülür. Buna karşılık Ege havzası akarsuları vadilerinin çok içerilere uzanışı bakımından diğer iki bölgeye benzemez. Bu bölgenin kısa akarsuları doğudan batıya uzanan oluk biçimindeki vadilerden geçerek önemli bir dağ engeli aşmadan denize ulaşır. Akarsularımızın bir kısmı da Marmara&#8217;ya dökülür. Kuzeyden dökülenler, güneyden gelenler uzuncadır.<br />
Bu dört denize dökülen akarsuların dışında kalan bazı ırmaklar da sınırlarımız dışına çıkarak başka ülkelerde denize dökülür. Bunlardan ARAS ve KURA nehirleri Hazar Denizi&#8217;ne, DİCLE ve FIRAT nehirleri Hint Okyanusu&#8217;na ulaşır<br />
Türkiye&#8217;de denizlere ulaşan akarsulardan başka akarsularda vardır. Bu sular denize ulaşamayıp kapalı havzalarda son bulur. Başlıca üç kapalı havza vardır:İç Anadolu, Göller yöresi ve Van. İç Anadolu&#8217;da, TOROS ve ERCİYES&#8217; ten inen suları alan DEVELİ, TOROSLAR&#8217; dan ve başka çevreden gelen suları toplayan Ereğli ve Konya havzaları ile daha geniş bir alanın sularını alan Tuz Gölü kapalı havası gibi dağınık havzalar bulunur. Buralarda toplanan irili ufaklı akarsuların dördü önemlidir: PEÇENEK SUYU, ULUÇAY, KIRKDELİK SUYU, İNSUYU.<br />
Göller yöresi kapalı havzası İç Anadolu da kilerden farklıdır. Çoğunlukla kalkerli araziden oluşan bu bölgede daha çok yeraltına akış veren çukurlar bulunur. Çevreden gelen sular bu çukurlardaki deliklerden yeraltına boşaltıldığı için, bölgede genellikle yerüstü su akışı oluşamaz.<br />
Doğuda bulunan Van kapalı havzasının ortasında Van Gölü yer alır. BENDİMAHİ, ZİLAN, KARASU ve HOSAP SUYU olmak üzere bir çok akarsu bu göle dökülür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yerel Saat]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yerel-Saat-1304</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:43:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yerel-Saat-1304</guid>
			<description><![CDATA[YEREL SAAT<br />
Herhangi bir yerde, Güneş&#8217;in en tepede olduğu ana ya da gölge boyunun en kısa olduğu ana öğle vakti denir. Öğle vakti gün ortasıdır ve saat 12.00 olarak kabul edilir. Buna göre ayarlanan saat dilimine yerel saat denir.<br />
Yerel saat farkları, meridyenlerden faydalanılarak hesaplanabilir. Yerel saat hesaplarını yapabilmek için şunları öğrenmekte fayda vardır:<br />
&#8226; Aynı meridyen üzerinde bulunan bütün noktaların öğle vakitleri aynı anda olur ve yerel saatleri birbirine eşittir.<br />
&#8226; Aynı meridyen üzerinde bulunan noktaların yerel saatleri birbirine eşit olmasına rağmen (21 Mart ve 23 Eylül tarihleri hariç) Güneş&#8217;in doğma ve batma saatleri farklıdır. Bunun nedeni, Dünya ekseninin 23° 27' eğik olmasıdır.<br />
<br />
ORTAK SAAT (ULUSAL SAAT)<br />
Çalışma hayatında, yerel saatlerin hepsini kullanmak mümkün değildir. Ticari ve ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması, haberleşme ve ulaşım hizmetlerinin hızlı ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için, yerel saatten farklı olarak, ortak saat ya da ulusal saat uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle her ülkenin, kendisine en uygun meridyenin yerel saatini bütün ülke sınırlarında geçerli hale getirmesiyle oluşan saate ortak saat adı verilmektedir.<br />
Doğu - batı doğrultusunda geniş olan ülkeler (A.B.D, Kanada, Çin, vb.) aynı anda birden çok ortak saat kullanırlar. Ancak doğu - batı yönünde dar olan ülkeler (Türkiye, İtalya, Bulgaristan, İspanya, vb.) ise aynı anda tek ortak saat kullanırlar.<br />
Türkiye&#8217;de, 1978 yılına kadar, 2. saat diliminde yer alan 30° Doğu meridyeninin yerel saati ortak saat olarak kullanılmıştır. 1978 yılından sonra, güneş ışınlarından daha fazla yararlanarak enerji tasarrufu sağlamak amacıyla, ileri ve geri saat uygulamasına geçilmiştir. Şöyle ki;<br />
&#8226; Yaz döneminde 3. saat dilimine giren 45° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak ileri saat uygulamasına geçilmiştir.<br />
&#8226; Kış döneminde ise 2. saat dilimine giren 30° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak geri saat uygulamasına geçilmektedir.<br />
<br />
SAAT DİLİMLERİ (ULUSLARARASI SAAT)<br />
Bilim ve tekniğin hızla gelişmesiyle ülkeler arası ekonomik ve siyasi ilişkilerin artması, buna bağlı olarak iletişimin hızlı olması uluslararası saatin doğmasına yol açmıştır. Bu sebeple saat dilimleri oluşturulmuştur. Dünya üzerinde 24 saat dilimi vardır.<br />
<br />
<br />
TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ<br />
Dünya&#8217;nın doğu ve batı yarım kürelerinin uç noktaları arasında bir günlük zaman farkı vardır. Bu nedenle, Başlangıç meridyeninin devamı olan 180° meridyeni, tarih değiştirme çizgisi olarak kabul edilmiştir.<br />
<br />
&#8226; 180° boylamının batısına doğru gidildiğinde, Doğu Yarım Küre&#8217;ye geçildiği için, tarih 1 gün ileridir.<br />
&#8226; 180° boylamının doğusuna doğru gidildiğinde, Batı Yarım Küre&#8217;ye geçildiği için, tarih 1 gün geridir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[YEREL SAAT<br />
Herhangi bir yerde, Güneş&#8217;in en tepede olduğu ana ya da gölge boyunun en kısa olduğu ana öğle vakti denir. Öğle vakti gün ortasıdır ve saat 12.00 olarak kabul edilir. Buna göre ayarlanan saat dilimine yerel saat denir.<br />
Yerel saat farkları, meridyenlerden faydalanılarak hesaplanabilir. Yerel saat hesaplarını yapabilmek için şunları öğrenmekte fayda vardır:<br />
&#8226; Aynı meridyen üzerinde bulunan bütün noktaların öğle vakitleri aynı anda olur ve yerel saatleri birbirine eşittir.<br />
&#8226; Aynı meridyen üzerinde bulunan noktaların yerel saatleri birbirine eşit olmasına rağmen (21 Mart ve 23 Eylül tarihleri hariç) Güneş&#8217;in doğma ve batma saatleri farklıdır. Bunun nedeni, Dünya ekseninin 23° 27' eğik olmasıdır.<br />
<br />
ORTAK SAAT (ULUSAL SAAT)<br />
Çalışma hayatında, yerel saatlerin hepsini kullanmak mümkün değildir. Ticari ve ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması, haberleşme ve ulaşım hizmetlerinin hızlı ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için, yerel saatten farklı olarak, ortak saat ya da ulusal saat uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle her ülkenin, kendisine en uygun meridyenin yerel saatini bütün ülke sınırlarında geçerli hale getirmesiyle oluşan saate ortak saat adı verilmektedir.<br />
Doğu - batı doğrultusunda geniş olan ülkeler (A.B.D, Kanada, Çin, vb.) aynı anda birden çok ortak saat kullanırlar. Ancak doğu - batı yönünde dar olan ülkeler (Türkiye, İtalya, Bulgaristan, İspanya, vb.) ise aynı anda tek ortak saat kullanırlar.<br />
Türkiye&#8217;de, 1978 yılına kadar, 2. saat diliminde yer alan 30° Doğu meridyeninin yerel saati ortak saat olarak kullanılmıştır. 1978 yılından sonra, güneş ışınlarından daha fazla yararlanarak enerji tasarrufu sağlamak amacıyla, ileri ve geri saat uygulamasına geçilmiştir. Şöyle ki;<br />
&#8226; Yaz döneminde 3. saat dilimine giren 45° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak ileri saat uygulamasına geçilmiştir.<br />
&#8226; Kış döneminde ise 2. saat dilimine giren 30° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak geri saat uygulamasına geçilmektedir.<br />
<br />
SAAT DİLİMLERİ (ULUSLARARASI SAAT)<br />
Bilim ve tekniğin hızla gelişmesiyle ülkeler arası ekonomik ve siyasi ilişkilerin artması, buna bağlı olarak iletişimin hızlı olması uluslararası saatin doğmasına yol açmıştır. Bu sebeple saat dilimleri oluşturulmuştur. Dünya üzerinde 24 saat dilimi vardır.<br />
<br />
<br />
TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ<br />
Dünya&#8217;nın doğu ve batı yarım kürelerinin uç noktaları arasında bir günlük zaman farkı vardır. Bu nedenle, Başlangıç meridyeninin devamı olan 180° meridyeni, tarih değiştirme çizgisi olarak kabul edilmiştir.<br />
<br />
&#8226; 180° boylamının batısına doğru gidildiğinde, Doğu Yarım Küre&#8217;ye geçildiği için, tarih 1 gün ileridir.<br />
&#8226; 180° boylamının doğusuna doğru gidildiğinde, Batı Yarım Küre&#8217;ye geçildiği için, tarih 1 gün geridir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Paralel ( Enlem )]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Paralel-Enlem-1303</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:43:13 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Paralel-Enlem-1303</guid>
			<description><![CDATA[Ekvator’a paralel olarak çizildiği varsayılan hayali çemberlere paralel denir.<br />
Paralel çemberlerinin, Başlangıç paraleline (Ekvator) olan uzaklığının açı cinsinden değerine ise enlem denir. Enlem ve paralel birbirlerinin yerine kullanılırlar.<br />
<br />
Paralellerin Özellikleri<br />
• Ekvator’un 90 kuzeyinde, 90 da güneyinde olmak üzere, toplam 180 paralel bulunur.<br />
• Başlangıç paraleli Ekvator’dur.<br />
• En büyük paralel dairesi Ekvator’dur.<br />
• Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe paralellerin boyları kısalır. Buna karşılık paralel numaraları büyür.<br />
• İki paralel arası uzaklığa bir enlem derecesi denir. Matematik konumu daha ayrıntılı olarak belirleyebilmek için, her paralel dairesi 60 dakikaya, her dakika 60 saniyeye bölünmüştür.<br />
• 90° paralelleri nokta halindedir.<br />
• Paraleller birbirleriyle kesişmezler, birleşmezler.<br />
• Paraleller doğu - batı doğrultusunda uzanırlar.<br />
• Ekvator ile dönenceler arasında kalan enlemlere alçak enlemler, dönenceler ile kutup daireleri arasında kalan enlemlere orta enlemler, kutup daireleri ile kutup noktaları arasında kalan enlemlere de yüksek enlemler denir.<br />
• Ardışık iki paralel arası uzaklık yaklaşık olarak 111 km dir. Bu uzaklıktan yararlanarak kuzey güney doğrultusunda ve aynı meridyen üzerinde bulunan iki nokta arasındaki uzunluk hesaplanabilir.<br />
<br />
Paraleller arası uzunluk işlemlerinde şu yol takip edilir:<br />
• Aralarında uzaklığı sorulan noktalar arasındaki enlem farkı bulunur. İstenilen merkezlerin her ikisi de aynı yarım kürede ise, numarası büyük paralelden küçük paralel çıkarılır. Farklı yarım küredeler ise paraleller toplanır.<br />
• Bulunan paralel farkı sabit uzaklık olan 111 ile çarpılır.<br />
<br />
Enlemin Etkileri<br />
Enlem; iklimi, güneş ışınlarının düşme açısını, sıcaklık dağılışını, denizlerin tuzluluk oranlarını, gece ile gündüz arasındaki zaman farkını, kalıcı kar sınırı yükseltisini, yerleşme ve tarım faaliyetlerinin sınırını, bitki örtüsü çeşitliliğini, toprak çeşidini, akarsu rejimlerini, tarım ürünleri çeşitliliğini, yerleşme biçimini, hayvanların dağılışını, vs. etkiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ekvator’a paralel olarak çizildiği varsayılan hayali çemberlere paralel denir.<br />
Paralel çemberlerinin, Başlangıç paraleline (Ekvator) olan uzaklığının açı cinsinden değerine ise enlem denir. Enlem ve paralel birbirlerinin yerine kullanılırlar.<br />
<br />
Paralellerin Özellikleri<br />
• Ekvator’un 90 kuzeyinde, 90 da güneyinde olmak üzere, toplam 180 paralel bulunur.<br />
• Başlangıç paraleli Ekvator’dur.<br />
• En büyük paralel dairesi Ekvator’dur.<br />
• Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe paralellerin boyları kısalır. Buna karşılık paralel numaraları büyür.<br />
• İki paralel arası uzaklığa bir enlem derecesi denir. Matematik konumu daha ayrıntılı olarak belirleyebilmek için, her paralel dairesi 60 dakikaya, her dakika 60 saniyeye bölünmüştür.<br />
• 90° paralelleri nokta halindedir.<br />
• Paraleller birbirleriyle kesişmezler, birleşmezler.<br />
• Paraleller doğu - batı doğrultusunda uzanırlar.<br />
• Ekvator ile dönenceler arasında kalan enlemlere alçak enlemler, dönenceler ile kutup daireleri arasında kalan enlemlere orta enlemler, kutup daireleri ile kutup noktaları arasında kalan enlemlere de yüksek enlemler denir.<br />
• Ardışık iki paralel arası uzaklık yaklaşık olarak 111 km dir. Bu uzaklıktan yararlanarak kuzey güney doğrultusunda ve aynı meridyen üzerinde bulunan iki nokta arasındaki uzunluk hesaplanabilir.<br />
<br />
Paraleller arası uzunluk işlemlerinde şu yol takip edilir:<br />
• Aralarında uzaklığı sorulan noktalar arasındaki enlem farkı bulunur. İstenilen merkezlerin her ikisi de aynı yarım kürede ise, numarası büyük paralelden küçük paralel çıkarılır. Farklı yarım küredeler ise paraleller toplanır.<br />
• Bulunan paralel farkı sabit uzaklık olan 111 ile çarpılır.<br />
<br />
Enlemin Etkileri<br />
Enlem; iklimi, güneş ışınlarının düşme açısını, sıcaklık dağılışını, denizlerin tuzluluk oranlarını, gece ile gündüz arasındaki zaman farkını, kalıcı kar sınırı yükseltisini, yerleşme ve tarım faaliyetlerinin sınırını, bitki örtüsü çeşitliliğini, toprak çeşidini, akarsu rejimlerini, tarım ürünleri çeşitliliğini, yerleşme biçimini, hayvanların dağılışını, vs. etkiler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜrkİye'de Karst TopoĞrafyasi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9Crk%C4%B0ye-de-Karst-Topo%C4%9Erafyasi-1302</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:42:20 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9Crk%C4%B0ye-de-Karst-Topo%C4%9Erafyasi-1302</guid>
			<description><![CDATA[Karst topoğrafyası,karbondioksitli suların başta kireçtaşı olmak üzere jips,kaya tuzu ve kalker gibi eriyebilen kayaları eritmesi ile oluşmaktadır. Esas itibariyle, karst topoğrafyası, kireçtaşı veya kalkerlerin erimesi ve suda eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatın suyun buharlaşması ile tekrar CaCO3 çökelmesi sonucunda meydana gelmektedir.<br />
Karstik Alanların Özellikleri<br />
&#8226; Çıplak zeminler geniş yer tutar.<br />
&#8226; Toprak erimeler sonucunda oluşan çukurlarda toplanmıştır.<br />
&#8226; Karstlaşmış kayaların yüzeyi su bakımından fakirdir.<br />
&#8226; Tarım olanakları sınırlıdır.<br />
&#8226; Yerleşmeler az ve dağınık topraklara bağlı olarak serpilmiştir.<br />
Akdeniz Bölgesinin batısı,Güney Ege,Kuzeydoğu Anadolu başta olmak üzere ülkemizin beşte biri bu özelliğe sahiptir. Ülkemizde karstik şekillerin yaygın olduğu bölgemiz Akdeniz bölgemizdir. Ayrıca Çankırı,Sivas(Zara), Erzincan yöreleri de karstik yörelerdir. Bunun nedeni buradaki arazinin jips,kalker gibi eriyebilen kayalardan meydana gelmesidir. Antalya ovası karstik bir ovadır. Akdeniz bölgesindeki akarsular yaz mevsiminde Ege'deki akarsulara oranla biraz daha fazla akıma sahiptirler. Bunun nedeni Akdeniz'deki akarsuların kaynak suları ile beslenmesidir.<br />
KARSTİK AŞINIM ŞEKİLLERİ<br />
1-Lapyalar:Kalkerli yamaçlarda erime ile oluşan 10-30 cm derinlikte küçük oluklar ve kanalcıklardır. Birbirinden keskin sırtlarla ayrılırlar,arazi parçalanmış durumdadır. Tabanlarında terra-rossa topraklar oluşur.<br />
2-Dolin:Genellikle küçük çapta meydana gelmiş kepçe şeklindeki karstik çukurlara dolin adı verilir. Genişlikleri 20-300 m,derinlikleri ise 2-50 m arasında değişir. Zamanla kalker içerisinde bulunan terra-rossalar dolinlerin tabanında bir toprak tabakası meydana getirirler. Ayrıca dolinlerin içinde göller de meydana gelebilir.<br />
3-Uvala:Birkaç dolinin birleşmesi ile oluşan büyük erime çukurlarıdır. Uvalaların kenarları dik,tabanları düzdür.<br />
4-Polye:Çapları 1-2 km'yi geçen geniş kalker kayalar üzerindeki büyük erime çukurlarıdır. İçlerinde geniş tarımsal arazilerin bulunduğu polyeler dahilinde ve kenarlarında kırsal yerleşmeler,kasabalar ve hatta şehirler yeralmaktadır Batı Toroslar'daki Elmalı,Tefenni polyeleri ile Bursa'da Kestel polyesi en güzel örneklerdir.<br />
5-Obruklar:100-300 m derinliğe ulaşabilen büyük kuyulardır. Yüzeydeki erime ve yeraltı mağaralarının tavanlarının çökmesi ile oluşurlar. Örnek;Akdeniz bölgesinde Silifke yakınlarındaki Cennet ve Cehennem obrukları ile İç Anadolu'nun güneyindeki Kızılören obruğu en önemlileridir.<br />
6-Düdenler:Yeryüzü sularının yeraltına gönderen yada yeraltı sularını yeryüzüne çıkaran doğal karstik kuyulardır. Bunlara su batan ve su çıkan adı da verilmektedir. Antalya yakınlarında düdenden çıkan sular şelale oluşturur. Buna düden şelalesi adı verilir.<br />
7-Mağara:Kalkerli sahalarda suların eritmesi sonucu meydana gelen yeraltı boşluklarına denir. Ülkemizde özellikle Akdeniz bölgesinde turistik değeri fazla olan mağaralar bulunmaktadır. Örneğin;Burdur İnsuyu,Alanya Damlataş ve Antalya Karain mağaralarıdır. Akdeniz bölgesinde karstik arazinin geniş yer tutması bu tip mağaraların yaygın olarak görülmesini sağlamaktadır.<br />
8-Kör Vadi:İçinde su bulunmayan kuru vadilerdir. Ancak yağışlı dönemlerde içinde su bulunabilir.<br />
KARSTİK BİRİKİM ŞEKİLLERİ<br />
Kireçli sular içindeki CO2 gazının çeşitli nedenlerle uçmasıyla,suyun içindeki kireç çökelir. Böylece karstik birikim şekilleri meydana gelir.<br />
a)Travertenler:Karstik alanlardan kaynaklanan suların bünyesinde eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatlı,yani kireçli suların buharlaşması ile karbondioksit ve kalsiyum açığa çıkmakta ve özellikle suların yayıldığı alanlarda çökelmeler sonucunda travertenler oluşmaktadır. Türkiye'de bunlara birçok yerde rastlanır. Antalya, Bursa, Pamukkale travertenleri en önemlileridir.<br />
b)Sarkıt:Mağara tavanlarından damlayan sulardaki kirecin çökelmesi sonucunda sarkıtlar oluşur.<br />
c)Dikit:Mağara tabanından yükselen çökelti taşlarıdır.<br />
d)Sütun2arkıt ve dikitin birleşmesi ile oluşan şekillerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
TÜRKİYE&#8217;DE KARST TOPOĞRAFYASI<br />
TÜRKİYE&#8217;DE KARSTLAŞMA ŞARTLARI VE<br />
KARSTLAŞMAYI TAYİN EDEN ETKENLER<br />
1. Kireçtaşının Birleşimi ve Kalınlığı:<br />
Karstlaşma, safa yakın kireçtaşları üzerinde artmakta, buna karşılık taşın birleşiminde bulunan yabancı madde arttıkça azalmaktadır. Bu nedenle, yaklaşık olarak 200 km genişliğinde ve 1000 km kadar uzunluğunda Toros Dağları&#8217;nın kireçtaşı barındıran kesimlerinde, katkı maddesi az veya saflığı fazla olan kireçtaşları üzerinde mükemmel gelişme göstermiştir. Bunun yanında kumlu kireçtaşı ve marnlar veya killi kireçtaşlarında karstlaşma zayıf kalmıştır. Özellikle, kireçtaşı, marn veya killi kireçtaşlarının ardalanmalı olarak tabakalaşma gösterdiği Orta Toroslar&#8217;daki Tersiyer arazilerinde killi tabakaların açığa çıktığı kısımlarda karstlaşma durmuştur. Nitekim Mut Havzası, Ermenek ve Gülnar Platolarında karstik şekillerden özellikle dolin ve polyeler saflığı fazla olan kireçtaşları üzerinde gelişme göstermiş, killi tabakalar üzerinde ise kesintiye uğramıştır. Tabaka kalınlığı ile karstlaşma arasında da sıkı ilişkiler olup, yer altı akarsuları, mağara, dolin ve polyelerin geliştiği alanlar kalınlığı yüzlerce metreyi bulan Mesozoyik ve Altersiyer kireçtaşları dahilinde oluşmuştur.<br />
2. Yapısal Özellikler<br />
Karstlaşma ile kireçtaşı tabakalarının eğimi ve zayıf kuşaklar arasında oldukça sıkı ilişkiler mevcuttur. Nitekim, tabakaların eğimli olduğu alanlarda, karstlaşma tabaka eğimine uygun olarak devam etmekte ve Taşeli Platosunun batı kısmında Taşkent &#8211; Ermenek arasında olduğu gibi bu sahada meydana gelen dolinler, disimetrik bir durum göstermektedir. Buna karşılık yatay tabakalaşma gösteren sahalarda oluşan dolin ve polyelerin tabanları düz ve kenarları dik olmaktadır. Burada polye ve dolinin derinliğini kireçtaşı tabakasının kalınlığı tayin etmektedir, yani kireçtaşı tabakası ne kadar kalın ise dolin veya polye de o kadar derin olmaktadır. Öte yandan, kıvrımlı, çok kalın ve sert olan mesozoyik ve paleozoyik kireçtaşları üzerinde dolinler adeta huni biçiminde olmaktadır. Eski akarsu yatakları, fay kuşakları ve senklinal eksenleri boyunca doğrusal uzanış gösteren polyeler oluşturmaktadır. Bunun en tipik örneğini Beyşehir Gölünün güneyinde 12.5 km uzunluk ve 1.2 &#8211; 2 km genişliğinde olan Genbos polyesi teşkil etmektedir.<br />
Tektonik kökenli çanaklar, hem karstlaşmanın ilerlemisi ve hem de depresyonun genişlemesi bakımından uygun şartlar hazırlamıştır. Toroslarda görülen Eğirdir &#8211; Kovada, Isparta, Atabeyli, Elmalı, Burdur &#8211; Tefenni, Çeltikçi, Kestel tektonik depresyonları karstlaşma ile genişlemiş ve günümüzdeki görünümlerini almıştır.<br />
Bunun yanında kireçtaşları dahilinde zayıf ve kırık kuşakların mevcudiyeti, özellikle karstlaşmanın yüzden derinlere doğru kaymasında ve mağara ile yer altı akarsularının gelişmesinde etkili olmaktadır. Akdeniz&#8217;e akışı olan yer altı kanallarının bir bölümü zayıf kuşakları takip etmektedir.<br />
3. Karstlaşmada Zaman ve İklimin Etkileri<br />
Torosların özellikle batı kesiminde yaygın olan Mesozoyik kireçtaşları üzerinde zengin karst topoğrafyasının gelişmesi, bu arazilerin Mesozoyik sonundan itibaren karstlaşmaya başlamasıyla ilgilidir. Nitekim, bu araziler üzerinde karstlaşma sonucu büyük çukurlar meydana gelmiş ve Neojen&#8217;de bu çukurlar göllerle işgal edilmiştir. Örnek olarak, Yatağan, Muğla, Bucak ve Elmalı havzaları, Mesozoyik ve Alt Tersiyer (Eosen &#8211; Oligosen) arasındaki karstlaşmanını sonucu olarak belirmişlerdir.<br />
Öte yandan, glasiyel dönemde Toroslar&#8217;ın yüksek kısımlarındaki karstik sahalara yerleşen buzulların erimesi ve bünyelerinde daha fazla karbondioksit ihtiva etmeleri, karstlaşmanın şiddetlenmesine neden olmuştur. Nitekim, Bolkar ve Aladağlardan inen sular bu sahalarda kanyon şeklinde derin vadiler açmışlardır. Bunun yanında interglasiyel dönemlerde Orta kuşağın diğer ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de nemli ve sıcak iklimin hüküm sürmesinin, karstlaşmanın günümüze nazaran daha da şiddetlenmesine neden olduğu rahatlıkla söylenebilir. Antalya traverten taraçaları, Toroslarda günümüze nazaran şiddetli olarak karstlaşmanın devam ettiği dönemlerde Antalya ovasını kaplayan kireçli suların buharlaşarak bünyelerindeki kireci bırakmaları ile teşekkül etmiştir.<br />
4. Tektonik Hareketlerin Etkisi<br />
Torosların Pliyosen sonu ve Kuvaterner başlarında yükselmesinin etkisiyle de karstik sahalardaki yerüstü drenajı yeraltına intikal etmeye başlamış, günümüzdeki yer altı nehirleri, yüzlerce metre derine inen mağaralar, tüneller oluşmuştur. Göksu vadisi, Yerköprü dolaylarında 500 metre kadar yatağını derinleştirerek bugünkü konumuna gelmiştir. Ayrıca karstlaşmanın derine doğru inmesi ile basamaklı polyeler, mağaralarda travertenler ve farklı traverten basamakları oluşmuştur.<br />
KİREÇTAŞLARININ ERİMESİ İLE OLUŞAN<br />
KARSTİK ŞEKİLLER<br />
1. Lapyalar:<br />
Aşağı yukarı tüm karstki sahalarımızda suların kanalize oldukları yamaçlar boyunca küçük kanalcıklar ve oluklar şeklinde lapyalar görülmektedir. Toroslarda Giden Gelmez Dağı, Bolkar ve Aladağların yamaçları boyunca çatlaklar üzerinde çatlak lapyaları, yamaçlar boyunca dikey olarak uzanan duvar lapyaları, dolin ve polyelerin yamaçlarında oluklu lapyalar bulunmaktadır.<br />
2. Dolinler<br />
Kokurdan, tava, koyak sözcükleri ile ifade edilen ve derinliği birkaç metre, çapları birkaç metre ile 200 m arasında değişen dolinler, Karaman&#8217;ın güneyinde İbrala, Mut&#8217;un KD&#8217;sunda Aksıfat platosunda, Göller yöresinde, Bolkar, Geyik ve Aladağlarda sayısız denecek kadar çok bulunmaktadır. Huni ve silindir şeklinde olan dolinler Akseki&#8217;nin doğusunda 1600 &#8211; 1800 metre yükseklikteki Çimiköy ve çevresinde yaygındır. Antalya da kale civarındaki anfiteatr şeklinde olan liman da bir doline tekabül etmektedir.<br />
3. Obruklar<br />
Baca ve kuyu biçiminde olan obruklar, İç Anadolu&#8217;nun güneyinde ve Toroslar&#8217;da yer yer görülmektedir. Konya bölümünde yaygın olan obruklardan Kızılören obruğunun derinliği 180 m, çapı ise 228 m olup obruğun 25 m altında daimi göl bulunmaktadır. Bunun yanında aynı yörede Timraş, Kuruobruk, Çalıdeniz adında obruklar görülmektedir. Silifke&#8217;nin doğusunda turistik önemi olan Cennet ve Cehennem obrukları da yer almaktadır. Ayrıca, Akseki&#8217;nin doğusunda 1600 &#8211; 1800 m yükseklikteki Çimiköy ve çevresinde derinliği 14 ila 243 m arasında değişen 22 adet obruk tespit edilmiştir. Bu obruklardan Ürküten I&#8217;in derinliği 243, Dünekdibi&#8217;nin ise 192 metredir.<br />
4. Uvala ve Polyeler<br />
Batı ve Orta Toroslarda eski akarsu yatakları ve senklinal eksenleri boyunca gelişmiş birkaç km genişlikte, birkaç 10 km uzunlukta geniş karstik çukurlar (polye ve uvalalar) görülmektedir. İçlerinde geniş tarımsal arazilerin bulunduğu polyeler dahilinde ve kenarlarında kırsal yerleşmeler ve kasabalar ve hatta şehirler yeralmaktadır. Bu konuda bir fikir vermek bakımından bazı polyelerin yükseklikleri ve kapladıkları alanlar verilmiştir:<br />
Polye adı Kapladığı Alan (km2) Ortalama Yükseklik (m)<br />
Çeltikçi 52 850<br />
Kestel 128 780<br />
Zivint 156 900<br />
Bozova 114 850<br />
Bademağacı 34 780<br />
Kızılkaya 36 795<br />
Batı Toroslarda bulunan bu polyelerin yeni karstik ovaların dışında yine Elmalı, Avlan, Kaş çiftliği, Muğla&#8217;nın doğusunda KD &#8211; GB yönünde 15 km uzunluğunda, 8 km kadar genişlikte Muğla polyesi, Eşen çayının yukarı havzasında Seki polyesi, Orta Toroslarda Mut&#8217;un 30 km kadar KD&#8217;sunda 1200 &#8211; 1500 m&#8217;leri arasında Çokak, Gembos, Çukurhisar ile Torosların muhtelifi kesimlerin çok sayıda polye bulunmaktadır.<br />
YER ALTI DRENAJI İLE İLGİLİ ŞEKİLLER<br />
Kuru, kör ve çıkmaz vadiler: Yüzeydeki suların çatlaklar boyunca sızması ve polyelerin muhtelif kesimlerinde biriken suların yeraltına intikal ettiği alanlarda aşınma sonucu yer altı kanalları oluşmuştur. Bunlara ait tipik örnekler, Antalya&#8217;nın 5 km kadar kuzeyinde Varsak köyü yakınında Düdenbatağında depresyona giren Düdensuyu, 2 km kadar yeraltında aktıktan sonra Düdenbaşı mevkiinde tekrar yüzeye çıkmaktadır. Kovada gölünün sularını boşaltan ve Aksu ırmağını oluşturan birçok yer altı akarsuları da bulunmaktadır.<br />
Tüneller, köprüler ve mağaralar: Silifke&#8217;nin 130 km KD&#8217;sunda yüzeye çıkmaktadır. Aynı şekilde Dumanlı yeraltı mecrasının dışında Manavgat çayı da yer altı akarsularından beslenmektedir.<br />
Ülkemizde karstik bölgelerde çok sayıda rastlanan en önemli erime şekillerinden biri de mağaralardır. Burdur, Eğirdir, Beyşehir gölleri ile Akdeniz arasında, Anamur, Silifke ve Mersin kuzeyinde, Feke, Osmaniye, İskenderun ve Antakya yayı üzerinde sayılamayacak kadar çok mağara bulunmaktadır. Bunlardan Alanya Damlataş, Mersin Narlıkuy, Aksek Sadıklar köyü yakınında 207 m derinliğinde Koyungöbeği, Manavgat ve Suğla gölü arasında Manavgat suyu çevresinde Düdensuyu, Alanya Dim mağaraları tespit edilmiştir. Sarkıt ve dikitleri ile güzel bir tabiat abidesi oluşturan Burdur İnsuyu mağarası, 500 m kadar uzunlukta olup birçak yer altı gölü ve havuzlarına sahiptir. Bu mağaranın 2 km kuzeyinde Kızılin mağarası yer almaktadır. Manavgat çayı havzasında dünyanın en uzun yer altı nehirleri olarak tanımlanan Dumanlı I ve II adlı mağara ve yer altı ırmakları mevcuttur.<br />
Taşeli platosunda Aksıfat, Kırbaşı, Topgedik ve Kılobaşı mevkilerinde mağaralar ve yer altı nehirleri gelişmiştir. Burada Karaman&#8217;ın 45 km GD&#8217;sunda 1356 m uzunluğunda İncesu ile 750 m uzunluktaki Asarini mağaraları ve yer altı mecraları tespit edilmiştir. Gidengelmez dağının kuzeydoğu kenarında Tınaztepe mağaraları altalta üç seviyede gelişme göstermiştir<br />
Güneydoğu Anadolu&#8217;da Midyat civarında Hanok, Cin ve Deniz adlı yer altı göl ve akarsuları barındıran mağaralar mevcuttur. Uludağ&#8217;da, Karadeniz Ereğlisi civarında, Safranbolu &#8211; Cide güneyinde, Reşadiye &#8211; Niksar arasında ve Doğu Anadolu&#8217;da Elazığ yakınında 80 m derinliğinde Buzluk adı verilen mağara ve Trakya Kırklareli Dupnisa (Suçıktı) mağara sistemi bulunmaktadır. Kırklareli&#8217;deki mağaraların uzunluğu 456 ve 293 m&#8217;dir ve ayrıca 125x30x75 m boyutunda büyük bir salon da mevcuttur. İstanbul civarında Yarımburgaz mağarası da bu mağaralar arasında sayılabilir.<br />
Göksu nehri üzerindeki &#8220;Yerköprü&#8221; doğal bir tünel olup 500 m uzunluktadır. Burada traverten depoları altında sızan sular zamanla doğal bir tünel oluşturmuştur.<br />
Göller yöresindeki göllerden düdenler veya suyutanlar vasıtasıyla yutulan sular, Akdeniz sahil kuşağı üzerinde yüzeye akarsular, kaynaklar halinde çıkmaktadır. Mesela, Manavgat çayının besleyen Dumanlı yer altı nehri bunlardan biridir. Eğirdir gölünden yutulan sular, yer altı kanallarını takip ederek Aksu ve Köprüçayı havzalarında diğer karstik erime şekillerinde biri de kazanlar olup, bunlara ait tipik örnekler Gaziantep batısında Araplar vadisi boyunca tespit edilmiştir.<br />
KARSTİK BİRİKME ŞEKİLLERİ<br />
Karstik alanlardan kaynaklanan sular bünyesinde eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatlı yani kireçli suların buharlaşması ile karbondioksit ve kalsiyum karbonat açığa çıkmakta ve özellikle suların yayıldığı alanlarda travertenler, mağaraların tavanlarında sarkıt, tabanlarında ise dikitler oluşmaktadır.<br />
Karstik birikme şekillerinden olan traverten oluşumu en yaygın ve tipik olarak Antalya ovasında görülmekte olup, burada bulunan travertenler basamaklar halinde 100, 195 &#8211; 210, 250 &#8211; 300 m seviyede uzanmaktadır. Diğer önemli teraverten oluşumu Denizli Pamukkale&#8217;de bulunmaktadır; burada 400 m yükseklikte birbirin izleyen şekiller ve bunun üzerinde havuzcuklar görülmektedir. Buradaki traverten, 36 C civarında sıcaklığı olan ve litrede 2.2 grum erimiş halde kireç taşıyan bir fay kaynağının eseridir. Roma devrinde Hierapolis adı altında bir kaplıca şehri olarak önem taşımıştır. Burada traverteni oluşturan kaynağın debisi 40 m/dakikadır ve günde 30 m3 traverten oluşturacak eriyik halde kireç taşımaktadır.<br />
Denizli civarında Türkmenovası&#8217;nda, Bursa&#8217;da ve Silifke&#8217;nin 130 km KB&#8217;sındaki Göksü vadisinde üç seviye halinde görülen traverten depoları ile yurdumuzun muhtelif kesimlerinde de küçük ölçüde traverten (kalker tüfü) oluşumları ve depolarına rastlanılmaktadır.<br />
Öte yandan, daha önceki dönemlerde oluşmuş fosil traverten konilerine, Tuzgölü&#8217;nün 30 km kadar batısında Acıtuzgölü&#8217;nün KD kenarında rastlanılmaktadır; burada çapları 30 ve yükseklikleri 10 &#8211; 15 m&#8217;yi bulan 10&#8217;dan fazla koni tespit edilmiştir. Bunlar, kaynaklardan fışkıran suların içerisinde bulunan eriyik haldeki kireçin çökelmesi ile oluşmuştur.<br />
Mağaralarda yaygın olan sarkıt ve dikitlere gelince, sarkıt (stalactite) mağaranın tavan kesiminden sızan kireçli suların bitki kökü veya buna benzer bir çıkıntı boyunca akarken buharlaşması ve suyun bünyesindeki kireçin birikmesi ile oluşmakta ve mağara tavanından adeta suçuk şeklinde sarkmaktadır. Dikit (stalagmite) ise mağara tavanından mağaranın tabanına damlayan suların bünyesindeki kireçin birikerek sütun halinde yükselmesi ile oluşmaktadır. Sarkıt ve dikitlere bütün mağaralarımızda sık sık rastlanılmakta olup, suyun bünyesinde bulunan çeşitli yabancı maddelere göre de çeşitli renk alarak son derece etkileyici görünümler sunmaktadır.<br />
JİPS KARSTI<br />
Sivas ile Zara arasında jipsli seri olarak bilinen Oligo-Miyoses arazilerinde jips veya alçıtaşının erimesi ile dolin veya koyak şeklinde çukurllar oluşmuştur.Ancak, jips üzerinde oluşan erime şekilleri kısa sürede tahrip olduklarından karst topoğrafyasında olduğu gibi pek fazla belirgin olmamaktadır. Çankırı-Sivas çevresinde yine jipslerin erimesi ile &#8220;por koyağı&#8221; denilen dolinler meydana gelmiş, bunların zamanla gelişmesi ile de uvala ve polye boyutlarına ulaşan büyük erime çukurları ortaya çıkmıştır. Bu sahalardan çıkan kaynaklar genellikle acı-tuzlu özelliktedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Karst topoğrafyası,karbondioksitli suların başta kireçtaşı olmak üzere jips,kaya tuzu ve kalker gibi eriyebilen kayaları eritmesi ile oluşmaktadır. Esas itibariyle, karst topoğrafyası, kireçtaşı veya kalkerlerin erimesi ve suda eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatın suyun buharlaşması ile tekrar CaCO3 çökelmesi sonucunda meydana gelmektedir.<br />
Karstik Alanların Özellikleri<br />
&#8226; Çıplak zeminler geniş yer tutar.<br />
&#8226; Toprak erimeler sonucunda oluşan çukurlarda toplanmıştır.<br />
&#8226; Karstlaşmış kayaların yüzeyi su bakımından fakirdir.<br />
&#8226; Tarım olanakları sınırlıdır.<br />
&#8226; Yerleşmeler az ve dağınık topraklara bağlı olarak serpilmiştir.<br />
Akdeniz Bölgesinin batısı,Güney Ege,Kuzeydoğu Anadolu başta olmak üzere ülkemizin beşte biri bu özelliğe sahiptir. Ülkemizde karstik şekillerin yaygın olduğu bölgemiz Akdeniz bölgemizdir. Ayrıca Çankırı,Sivas(Zara), Erzincan yöreleri de karstik yörelerdir. Bunun nedeni buradaki arazinin jips,kalker gibi eriyebilen kayalardan meydana gelmesidir. Antalya ovası karstik bir ovadır. Akdeniz bölgesindeki akarsular yaz mevsiminde Ege'deki akarsulara oranla biraz daha fazla akıma sahiptirler. Bunun nedeni Akdeniz'deki akarsuların kaynak suları ile beslenmesidir.<br />
KARSTİK AŞINIM ŞEKİLLERİ<br />
1-Lapyalar:Kalkerli yamaçlarda erime ile oluşan 10-30 cm derinlikte küçük oluklar ve kanalcıklardır. Birbirinden keskin sırtlarla ayrılırlar,arazi parçalanmış durumdadır. Tabanlarında terra-rossa topraklar oluşur.<br />
2-Dolin:Genellikle küçük çapta meydana gelmiş kepçe şeklindeki karstik çukurlara dolin adı verilir. Genişlikleri 20-300 m,derinlikleri ise 2-50 m arasında değişir. Zamanla kalker içerisinde bulunan terra-rossalar dolinlerin tabanında bir toprak tabakası meydana getirirler. Ayrıca dolinlerin içinde göller de meydana gelebilir.<br />
3-Uvala:Birkaç dolinin birleşmesi ile oluşan büyük erime çukurlarıdır. Uvalaların kenarları dik,tabanları düzdür.<br />
4-Polye:Çapları 1-2 km'yi geçen geniş kalker kayalar üzerindeki büyük erime çukurlarıdır. İçlerinde geniş tarımsal arazilerin bulunduğu polyeler dahilinde ve kenarlarında kırsal yerleşmeler,kasabalar ve hatta şehirler yeralmaktadır Batı Toroslar'daki Elmalı,Tefenni polyeleri ile Bursa'da Kestel polyesi en güzel örneklerdir.<br />
5-Obruklar:100-300 m derinliğe ulaşabilen büyük kuyulardır. Yüzeydeki erime ve yeraltı mağaralarının tavanlarının çökmesi ile oluşurlar. Örnek;Akdeniz bölgesinde Silifke yakınlarındaki Cennet ve Cehennem obrukları ile İç Anadolu'nun güneyindeki Kızılören obruğu en önemlileridir.<br />
6-Düdenler:Yeryüzü sularının yeraltına gönderen yada yeraltı sularını yeryüzüne çıkaran doğal karstik kuyulardır. Bunlara su batan ve su çıkan adı da verilmektedir. Antalya yakınlarında düdenden çıkan sular şelale oluşturur. Buna düden şelalesi adı verilir.<br />
7-Mağara:Kalkerli sahalarda suların eritmesi sonucu meydana gelen yeraltı boşluklarına denir. Ülkemizde özellikle Akdeniz bölgesinde turistik değeri fazla olan mağaralar bulunmaktadır. Örneğin;Burdur İnsuyu,Alanya Damlataş ve Antalya Karain mağaralarıdır. Akdeniz bölgesinde karstik arazinin geniş yer tutması bu tip mağaraların yaygın olarak görülmesini sağlamaktadır.<br />
8-Kör Vadi:İçinde su bulunmayan kuru vadilerdir. Ancak yağışlı dönemlerde içinde su bulunabilir.<br />
KARSTİK BİRİKİM ŞEKİLLERİ<br />
Kireçli sular içindeki CO2 gazının çeşitli nedenlerle uçmasıyla,suyun içindeki kireç çökelir. Böylece karstik birikim şekilleri meydana gelir.<br />
a)Travertenler:Karstik alanlardan kaynaklanan suların bünyesinde eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatlı,yani kireçli suların buharlaşması ile karbondioksit ve kalsiyum açığa çıkmakta ve özellikle suların yayıldığı alanlarda çökelmeler sonucunda travertenler oluşmaktadır. Türkiye'de bunlara birçok yerde rastlanır. Antalya, Bursa, Pamukkale travertenleri en önemlileridir.<br />
b)Sarkıt:Mağara tavanlarından damlayan sulardaki kirecin çökelmesi sonucunda sarkıtlar oluşur.<br />
c)Dikit:Mağara tabanından yükselen çökelti taşlarıdır.<br />
d)Sütun2arkıt ve dikitin birleşmesi ile oluşan şekillerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
TÜRKİYE&#8217;DE KARST TOPOĞRAFYASI<br />
TÜRKİYE&#8217;DE KARSTLAŞMA ŞARTLARI VE<br />
KARSTLAŞMAYI TAYİN EDEN ETKENLER<br />
1. Kireçtaşının Birleşimi ve Kalınlığı:<br />
Karstlaşma, safa yakın kireçtaşları üzerinde artmakta, buna karşılık taşın birleşiminde bulunan yabancı madde arttıkça azalmaktadır. Bu nedenle, yaklaşık olarak 200 km genişliğinde ve 1000 km kadar uzunluğunda Toros Dağları&#8217;nın kireçtaşı barındıran kesimlerinde, katkı maddesi az veya saflığı fazla olan kireçtaşları üzerinde mükemmel gelişme göstermiştir. Bunun yanında kumlu kireçtaşı ve marnlar veya killi kireçtaşlarında karstlaşma zayıf kalmıştır. Özellikle, kireçtaşı, marn veya killi kireçtaşlarının ardalanmalı olarak tabakalaşma gösterdiği Orta Toroslar&#8217;daki Tersiyer arazilerinde killi tabakaların açığa çıktığı kısımlarda karstlaşma durmuştur. Nitekim Mut Havzası, Ermenek ve Gülnar Platolarında karstik şekillerden özellikle dolin ve polyeler saflığı fazla olan kireçtaşları üzerinde gelişme göstermiş, killi tabakalar üzerinde ise kesintiye uğramıştır. Tabaka kalınlığı ile karstlaşma arasında da sıkı ilişkiler olup, yer altı akarsuları, mağara, dolin ve polyelerin geliştiği alanlar kalınlığı yüzlerce metreyi bulan Mesozoyik ve Altersiyer kireçtaşları dahilinde oluşmuştur.<br />
2. Yapısal Özellikler<br />
Karstlaşma ile kireçtaşı tabakalarının eğimi ve zayıf kuşaklar arasında oldukça sıkı ilişkiler mevcuttur. Nitekim, tabakaların eğimli olduğu alanlarda, karstlaşma tabaka eğimine uygun olarak devam etmekte ve Taşeli Platosunun batı kısmında Taşkent &#8211; Ermenek arasında olduğu gibi bu sahada meydana gelen dolinler, disimetrik bir durum göstermektedir. Buna karşılık yatay tabakalaşma gösteren sahalarda oluşan dolin ve polyelerin tabanları düz ve kenarları dik olmaktadır. Burada polye ve dolinin derinliğini kireçtaşı tabakasının kalınlığı tayin etmektedir, yani kireçtaşı tabakası ne kadar kalın ise dolin veya polye de o kadar derin olmaktadır. Öte yandan, kıvrımlı, çok kalın ve sert olan mesozoyik ve paleozoyik kireçtaşları üzerinde dolinler adeta huni biçiminde olmaktadır. Eski akarsu yatakları, fay kuşakları ve senklinal eksenleri boyunca doğrusal uzanış gösteren polyeler oluşturmaktadır. Bunun en tipik örneğini Beyşehir Gölünün güneyinde 12.5 km uzunluk ve 1.2 &#8211; 2 km genişliğinde olan Genbos polyesi teşkil etmektedir.<br />
Tektonik kökenli çanaklar, hem karstlaşmanın ilerlemisi ve hem de depresyonun genişlemesi bakımından uygun şartlar hazırlamıştır. Toroslarda görülen Eğirdir &#8211; Kovada, Isparta, Atabeyli, Elmalı, Burdur &#8211; Tefenni, Çeltikçi, Kestel tektonik depresyonları karstlaşma ile genişlemiş ve günümüzdeki görünümlerini almıştır.<br />
Bunun yanında kireçtaşları dahilinde zayıf ve kırık kuşakların mevcudiyeti, özellikle karstlaşmanın yüzden derinlere doğru kaymasında ve mağara ile yer altı akarsularının gelişmesinde etkili olmaktadır. Akdeniz&#8217;e akışı olan yer altı kanallarının bir bölümü zayıf kuşakları takip etmektedir.<br />
3. Karstlaşmada Zaman ve İklimin Etkileri<br />
Torosların özellikle batı kesiminde yaygın olan Mesozoyik kireçtaşları üzerinde zengin karst topoğrafyasının gelişmesi, bu arazilerin Mesozoyik sonundan itibaren karstlaşmaya başlamasıyla ilgilidir. Nitekim, bu araziler üzerinde karstlaşma sonucu büyük çukurlar meydana gelmiş ve Neojen&#8217;de bu çukurlar göllerle işgal edilmiştir. Örnek olarak, Yatağan, Muğla, Bucak ve Elmalı havzaları, Mesozoyik ve Alt Tersiyer (Eosen &#8211; Oligosen) arasındaki karstlaşmanını sonucu olarak belirmişlerdir.<br />
Öte yandan, glasiyel dönemde Toroslar&#8217;ın yüksek kısımlarındaki karstik sahalara yerleşen buzulların erimesi ve bünyelerinde daha fazla karbondioksit ihtiva etmeleri, karstlaşmanın şiddetlenmesine neden olmuştur. Nitekim, Bolkar ve Aladağlardan inen sular bu sahalarda kanyon şeklinde derin vadiler açmışlardır. Bunun yanında interglasiyel dönemlerde Orta kuşağın diğer ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de nemli ve sıcak iklimin hüküm sürmesinin, karstlaşmanın günümüze nazaran daha da şiddetlenmesine neden olduğu rahatlıkla söylenebilir. Antalya traverten taraçaları, Toroslarda günümüze nazaran şiddetli olarak karstlaşmanın devam ettiği dönemlerde Antalya ovasını kaplayan kireçli suların buharlaşarak bünyelerindeki kireci bırakmaları ile teşekkül etmiştir.<br />
4. Tektonik Hareketlerin Etkisi<br />
Torosların Pliyosen sonu ve Kuvaterner başlarında yükselmesinin etkisiyle de karstik sahalardaki yerüstü drenajı yeraltına intikal etmeye başlamış, günümüzdeki yer altı nehirleri, yüzlerce metre derine inen mağaralar, tüneller oluşmuştur. Göksu vadisi, Yerköprü dolaylarında 500 metre kadar yatağını derinleştirerek bugünkü konumuna gelmiştir. Ayrıca karstlaşmanın derine doğru inmesi ile basamaklı polyeler, mağaralarda travertenler ve farklı traverten basamakları oluşmuştur.<br />
KİREÇTAŞLARININ ERİMESİ İLE OLUŞAN<br />
KARSTİK ŞEKİLLER<br />
1. Lapyalar:<br />
Aşağı yukarı tüm karstki sahalarımızda suların kanalize oldukları yamaçlar boyunca küçük kanalcıklar ve oluklar şeklinde lapyalar görülmektedir. Toroslarda Giden Gelmez Dağı, Bolkar ve Aladağların yamaçları boyunca çatlaklar üzerinde çatlak lapyaları, yamaçlar boyunca dikey olarak uzanan duvar lapyaları, dolin ve polyelerin yamaçlarında oluklu lapyalar bulunmaktadır.<br />
2. Dolinler<br />
Kokurdan, tava, koyak sözcükleri ile ifade edilen ve derinliği birkaç metre, çapları birkaç metre ile 200 m arasında değişen dolinler, Karaman&#8217;ın güneyinde İbrala, Mut&#8217;un KD&#8217;sunda Aksıfat platosunda, Göller yöresinde, Bolkar, Geyik ve Aladağlarda sayısız denecek kadar çok bulunmaktadır. Huni ve silindir şeklinde olan dolinler Akseki&#8217;nin doğusunda 1600 &#8211; 1800 metre yükseklikteki Çimiköy ve çevresinde yaygındır. Antalya da kale civarındaki anfiteatr şeklinde olan liman da bir doline tekabül etmektedir.<br />
3. Obruklar<br />
Baca ve kuyu biçiminde olan obruklar, İç Anadolu&#8217;nun güneyinde ve Toroslar&#8217;da yer yer görülmektedir. Konya bölümünde yaygın olan obruklardan Kızılören obruğunun derinliği 180 m, çapı ise 228 m olup obruğun 25 m altında daimi göl bulunmaktadır. Bunun yanında aynı yörede Timraş, Kuruobruk, Çalıdeniz adında obruklar görülmektedir. Silifke&#8217;nin doğusunda turistik önemi olan Cennet ve Cehennem obrukları da yer almaktadır. Ayrıca, Akseki&#8217;nin doğusunda 1600 &#8211; 1800 m yükseklikteki Çimiköy ve çevresinde derinliği 14 ila 243 m arasında değişen 22 adet obruk tespit edilmiştir. Bu obruklardan Ürküten I&#8217;in derinliği 243, Dünekdibi&#8217;nin ise 192 metredir.<br />
4. Uvala ve Polyeler<br />
Batı ve Orta Toroslarda eski akarsu yatakları ve senklinal eksenleri boyunca gelişmiş birkaç km genişlikte, birkaç 10 km uzunlukta geniş karstik çukurlar (polye ve uvalalar) görülmektedir. İçlerinde geniş tarımsal arazilerin bulunduğu polyeler dahilinde ve kenarlarında kırsal yerleşmeler ve kasabalar ve hatta şehirler yeralmaktadır. Bu konuda bir fikir vermek bakımından bazı polyelerin yükseklikleri ve kapladıkları alanlar verilmiştir:<br />
Polye adı Kapladığı Alan (km2) Ortalama Yükseklik (m)<br />
Çeltikçi 52 850<br />
Kestel 128 780<br />
Zivint 156 900<br />
Bozova 114 850<br />
Bademağacı 34 780<br />
Kızılkaya 36 795<br />
Batı Toroslarda bulunan bu polyelerin yeni karstik ovaların dışında yine Elmalı, Avlan, Kaş çiftliği, Muğla&#8217;nın doğusunda KD &#8211; GB yönünde 15 km uzunluğunda, 8 km kadar genişlikte Muğla polyesi, Eşen çayının yukarı havzasında Seki polyesi, Orta Toroslarda Mut&#8217;un 30 km kadar KD&#8217;sunda 1200 &#8211; 1500 m&#8217;leri arasında Çokak, Gembos, Çukurhisar ile Torosların muhtelifi kesimlerin çok sayıda polye bulunmaktadır.<br />
YER ALTI DRENAJI İLE İLGİLİ ŞEKİLLER<br />
Kuru, kör ve çıkmaz vadiler: Yüzeydeki suların çatlaklar boyunca sızması ve polyelerin muhtelif kesimlerinde biriken suların yeraltına intikal ettiği alanlarda aşınma sonucu yer altı kanalları oluşmuştur. Bunlara ait tipik örnekler, Antalya&#8217;nın 5 km kadar kuzeyinde Varsak köyü yakınında Düdenbatağında depresyona giren Düdensuyu, 2 km kadar yeraltında aktıktan sonra Düdenbaşı mevkiinde tekrar yüzeye çıkmaktadır. Kovada gölünün sularını boşaltan ve Aksu ırmağını oluşturan birçok yer altı akarsuları da bulunmaktadır.<br />
Tüneller, köprüler ve mağaralar: Silifke&#8217;nin 130 km KD&#8217;sunda yüzeye çıkmaktadır. Aynı şekilde Dumanlı yeraltı mecrasının dışında Manavgat çayı da yer altı akarsularından beslenmektedir.<br />
Ülkemizde karstik bölgelerde çok sayıda rastlanan en önemli erime şekillerinden biri de mağaralardır. Burdur, Eğirdir, Beyşehir gölleri ile Akdeniz arasında, Anamur, Silifke ve Mersin kuzeyinde, Feke, Osmaniye, İskenderun ve Antakya yayı üzerinde sayılamayacak kadar çok mağara bulunmaktadır. Bunlardan Alanya Damlataş, Mersin Narlıkuy, Aksek Sadıklar köyü yakınında 207 m derinliğinde Koyungöbeği, Manavgat ve Suğla gölü arasında Manavgat suyu çevresinde Düdensuyu, Alanya Dim mağaraları tespit edilmiştir. Sarkıt ve dikitleri ile güzel bir tabiat abidesi oluşturan Burdur İnsuyu mağarası, 500 m kadar uzunlukta olup birçak yer altı gölü ve havuzlarına sahiptir. Bu mağaranın 2 km kuzeyinde Kızılin mağarası yer almaktadır. Manavgat çayı havzasında dünyanın en uzun yer altı nehirleri olarak tanımlanan Dumanlı I ve II adlı mağara ve yer altı ırmakları mevcuttur.<br />
Taşeli platosunda Aksıfat, Kırbaşı, Topgedik ve Kılobaşı mevkilerinde mağaralar ve yer altı nehirleri gelişmiştir. Burada Karaman&#8217;ın 45 km GD&#8217;sunda 1356 m uzunluğunda İncesu ile 750 m uzunluktaki Asarini mağaraları ve yer altı mecraları tespit edilmiştir. Gidengelmez dağının kuzeydoğu kenarında Tınaztepe mağaraları altalta üç seviyede gelişme göstermiştir<br />
Güneydoğu Anadolu&#8217;da Midyat civarında Hanok, Cin ve Deniz adlı yer altı göl ve akarsuları barındıran mağaralar mevcuttur. Uludağ&#8217;da, Karadeniz Ereğlisi civarında, Safranbolu &#8211; Cide güneyinde, Reşadiye &#8211; Niksar arasında ve Doğu Anadolu&#8217;da Elazığ yakınında 80 m derinliğinde Buzluk adı verilen mağara ve Trakya Kırklareli Dupnisa (Suçıktı) mağara sistemi bulunmaktadır. Kırklareli&#8217;deki mağaraların uzunluğu 456 ve 293 m&#8217;dir ve ayrıca 125x30x75 m boyutunda büyük bir salon da mevcuttur. İstanbul civarında Yarımburgaz mağarası da bu mağaralar arasında sayılabilir.<br />
Göksu nehri üzerindeki &#8220;Yerköprü&#8221; doğal bir tünel olup 500 m uzunluktadır. Burada traverten depoları altında sızan sular zamanla doğal bir tünel oluşturmuştur.<br />
Göller yöresindeki göllerden düdenler veya suyutanlar vasıtasıyla yutulan sular, Akdeniz sahil kuşağı üzerinde yüzeye akarsular, kaynaklar halinde çıkmaktadır. Mesela, Manavgat çayının besleyen Dumanlı yer altı nehri bunlardan biridir. Eğirdir gölünden yutulan sular, yer altı kanallarını takip ederek Aksu ve Köprüçayı havzalarında diğer karstik erime şekillerinde biri de kazanlar olup, bunlara ait tipik örnekler Gaziantep batısında Araplar vadisi boyunca tespit edilmiştir.<br />
KARSTİK BİRİKME ŞEKİLLERİ<br />
Karstik alanlardan kaynaklanan sular bünyesinde eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatlı yani kireçli suların buharlaşması ile karbondioksit ve kalsiyum karbonat açığa çıkmakta ve özellikle suların yayıldığı alanlarda travertenler, mağaraların tavanlarında sarkıt, tabanlarında ise dikitler oluşmaktadır.<br />
Karstik birikme şekillerinden olan traverten oluşumu en yaygın ve tipik olarak Antalya ovasında görülmekte olup, burada bulunan travertenler basamaklar halinde 100, 195 &#8211; 210, 250 &#8211; 300 m seviyede uzanmaktadır. Diğer önemli teraverten oluşumu Denizli Pamukkale&#8217;de bulunmaktadır; burada 400 m yükseklikte birbirin izleyen şekiller ve bunun üzerinde havuzcuklar görülmektedir. Buradaki traverten, 36 C civarında sıcaklığı olan ve litrede 2.2 grum erimiş halde kireç taşıyan bir fay kaynağının eseridir. Roma devrinde Hierapolis adı altında bir kaplıca şehri olarak önem taşımıştır. Burada traverteni oluşturan kaynağın debisi 40 m/dakikadır ve günde 30 m3 traverten oluşturacak eriyik halde kireç taşımaktadır.<br />
Denizli civarında Türkmenovası&#8217;nda, Bursa&#8217;da ve Silifke&#8217;nin 130 km KB&#8217;sındaki Göksü vadisinde üç seviye halinde görülen traverten depoları ile yurdumuzun muhtelif kesimlerinde de küçük ölçüde traverten (kalker tüfü) oluşumları ve depolarına rastlanılmaktadır.<br />
Öte yandan, daha önceki dönemlerde oluşmuş fosil traverten konilerine, Tuzgölü&#8217;nün 30 km kadar batısında Acıtuzgölü&#8217;nün KD kenarında rastlanılmaktadır; burada çapları 30 ve yükseklikleri 10 &#8211; 15 m&#8217;yi bulan 10&#8217;dan fazla koni tespit edilmiştir. Bunlar, kaynaklardan fışkıran suların içerisinde bulunan eriyik haldeki kireçin çökelmesi ile oluşmuştur.<br />
Mağaralarda yaygın olan sarkıt ve dikitlere gelince, sarkıt (stalactite) mağaranın tavan kesiminden sızan kireçli suların bitki kökü veya buna benzer bir çıkıntı boyunca akarken buharlaşması ve suyun bünyesindeki kireçin birikmesi ile oluşmakta ve mağara tavanından adeta suçuk şeklinde sarkmaktadır. Dikit (stalagmite) ise mağara tavanından mağaranın tabanına damlayan suların bünyesindeki kireçin birikerek sütun halinde yükselmesi ile oluşmaktadır. Sarkıt ve dikitlere bütün mağaralarımızda sık sık rastlanılmakta olup, suyun bünyesinde bulunan çeşitli yabancı maddelere göre de çeşitli renk alarak son derece etkileyici görünümler sunmaktadır.<br />
JİPS KARSTI<br />
Sivas ile Zara arasında jipsli seri olarak bilinen Oligo-Miyoses arazilerinde jips veya alçıtaşının erimesi ile dolin veya koyak şeklinde çukurllar oluşmuştur.Ancak, jips üzerinde oluşan erime şekilleri kısa sürede tahrip olduklarından karst topoğrafyasında olduğu gibi pek fazla belirgin olmamaktadır. Çankırı-Sivas çevresinde yine jipslerin erimesi ile &#8220;por koyağı&#8221; denilen dolinler meydana gelmiş, bunların zamanla gelişmesi ile de uvala ve polye boyutlarına ulaşan büyük erime çukurları ortaya çıkmıştır. Bu sahalardan çıkan kaynaklar genellikle acı-tuzlu özelliktedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yer Yuvarlağının Yapısı ve Yer Şekilleri]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yer-Yuvarla%C4%9F%C4%B1n%C4%B1n-Yap%C4%B1s%C4%B1-ve-Yer-%C5%9Eekilleri-1301</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:41:41 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yer-Yuvarla%C4%9F%C4%B1n%C4%B1n-Yap%C4%B1s%C4%B1-ve-Yer-%C5%9Eekilleri-1301</guid>
			<description><![CDATA[1) Yer Yuvarlağının yapısı :<br />
- Yer yuvarlağının yapısı; güneş sisteminin ve evrenin oluşumu ile açıklanabilir. 15 milyar yıl önce evren çok yüksek sıcaklık ve yoğunluktaki bir yapıdan, patlama sonucunda oluşmuştur.<br />
-<br />
2) Yer Kabuğunun yapısı :<br />
- Yer, zamanla soğumaya başlamıştır. Ve yerin iç kısmı ise hala sıcaktır. Yer soğumaya başladıkça yeryüzü yavaş yavaş şekillenmiştir.<br />
- Yer yüzünden yerin içine doğru inildikçe her 33 metrede 1 C sıcaklık artmaktadır.<br />
- Yer kabuğu dünyayı dıştan kuşatan bir tabakadır. Taş kürenin en üst katını oluşturur.<br />
- Yer kabuğunun alt katmanı ise bazalt birleşimindeki taşlardan oluşmuştur. Bu yapıya sima denir.<br />
YER KABUĞUNUN MALZEMELERİ (KAYAÇLAR) :<br />
1) Püskürük Taşlar :<br />
a) İç püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısımlarından tıkanarak soğumasıyla oluşan taşlardır. (Granit)<br />
b) Dış püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısmından yeryüzüne çıkması ve soğuması ile oluşur. (Bazalt ve andezit)<br />
2) Tortul taşlar : Diğer yüzüne dış güçler tarafından getirilen maddelerin tortulanmasıyla (Üst üste birikmesiyle) oluşur. İçerisinde yer yer fosiller bulunur.<br />
a) Mekanik tortullar : Dış güçlerin etkisiyle getirilen çakıl, kum, kil gibi malzemelerin yeryüzünün çukur yerlerine birikmesiyle oluşur. (Kum taşı, kıl taşı)<br />
b) Kimyasal tortullar : Suda erimiş halde bulunan minerallerin suyun geçtiği yere çökelmesi veya tortulanması ile oluşurlar. (Kireç taşı, alçı taşı)<br />
c) Organik tortular : Hayvan, bitki gibi canlı kalıntılarının üst üste birikip katılaşması ile oluşan taşlardır. (Tebeşir)<br />
<br />
3) Başkalaşmış taşlar : Tortul ve püskürük taşları yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak değişikliğe uğraması ile oluşur. (Mermer oluşumu)<br />
<br />
YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI<br />
- Yer yuvarlağının dış kısmını oluşturan katı tabakanın altında manto denilen bölüm yer alır. Manto, yer çekirdeğinin örtüsü durumundadır.<br />
- Yer küre hacminin %80&#8217;nini manto oluşturur.<br />
- Mantodan sonra yer yuvarlağının iç kısmını çekirdek oluşturur.<br />
- Çekirdekte sıcaklık 4500 C bulur.<br />
- Mantonun katı olan üst bölümü yer kabuğu ile birlikte taş küre olarak adlandırılır.<br />
- Taş küre levha denilen büyük parçalar halindedir<br />
JEOLOJİK DEVİRLER<br />
- Dünyamız şimdiki biçimini alıncaya değin değişik evrelerden geçmiştir. Birbirinden farklı bu evrelerden her birine jeolojik zaman denir.<br />
- Jeolojik zamanlar dört tanedir ve yaklaşık 570 milyon yıl sürmüştür. Bu dönemde oluşan tortul taşlar, o dönemde yaşayan canlıların fosillerini içerir.<br />
İÇ ve DIŞ KUVVETLER<br />
- Enerjisini yerin içinden alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. (dağ oluşumu, kıta oluşumu ve volkanizma dır.)<br />
- Enerjisini güneşten alan kuvvetlere ise dış kuvvetler denir. (akarsular, rüzgarlar, dalgalar)<br />
- İç ve dış kuvvetler birbiriyle sürekli mücadele halindedir.<br />
- İç kuvvetler yeryüzünün kabartılarını meydana getirirken; dış kuvvetler ise bunları aşındırarak ortadan kaldırmaya ve seviyesine yakın az engebeli düzlüklere (peneplen) dönüştürürler.<br />
- Dış kuvvetlerin yer yüzünün yüksek kesimlerinin aşındırmasıyla elde ettiği malzemeler yer yüzünün çukur yerlerinde (okyanus, deniz) biriktirmesi ile jeoseklinaller oluşur. Bunların kalınlığı binlerce metreyi bulur.<br />
<br />
Yer kabuğunun hareketleri :<br />
- Yer kabuğu bir bütün değildir. Çatlaklardan ve kırık boşluklardan oluşur. Yer kabuğu bir birinden ayrı parçalardan oluşur. Bu her bir parçaya levha denir.<br />
- Bu levhalar manto üzerinde yüzer haldedirler. Yaklaşık yılda 1-2 cm hareket ederler.<br />
DAĞ OLUŞUMU ve TÜRKİYE&#8217;DE DAĞ OLUŞUMU<br />
1) Dağ Oluşumu :<br />
- Okyanus ve deniz diplerinde biriken kalın tortul tabakalar (jeosenklinal) kıtalarının levha birbirine yaklaşması sonucu yan basınçlara maruz kalırlar.<br />
- Bu yan basınçlar sonucunda jeosenklinal eğer esnek yapıdaysa kıvrılarak yükselir ve yer yüzünün kıvrım dağlarını oluşturur. (Toros dağı)<br />
- Jeosenklinal eğer sert yapıdaysa veya önceden yükselmiş kıvrım dağları tekrar yan basınçlara maruz kalırsa kırılma olur. Yükselen bölümlere horst, alçakta kalan kısımlara ise grabent denir. Yüksekte kalan horstlar dağı oluştururken, alçakta kalan kısımlar, daha sonra akarsuların gelişmesiyle ovaları oluşturur. (Ege bölgesi kıyı kesimleri. Burada yer alan boz dağlar kırılma sonucu oluşan horstlardır. Bu dağlar arasında bulun ve üzerinde aynı isimli akarsıların geçtiği bakırçay, b.menderes , ovalarında birer çöküntü (grabent) alanlarıdır.)<br />
<br />
2) Kıta Oluşumu :<br />
- Yer kabuğunun geniş tabanlı alçalma ve yükselme hareketleridir. Bu alçalma ve yükselme hareketleri çeşitli biçimlerde olabilir.<br />
- Kıtaların yükselmesi sonucunda su seviyesi geri çekilir. Bu olaya denizlerin çekilmesi yani reogresyon denir. Tam tersi durumuna da transregsiyon denir.<br />
3) Volkanizma :<br />
- Yer kabuğu altındaki kızgın mağmanın yer kabuğunun çatlak ve kırık yerlerinden yeryüzüne çıkmasına denir.<br />
- Bu sırada yeryüzüne katı gaz ve akıcı maddeler çıkarır. (karbondioksit, taş, kaya)<br />
- Lavların üst üste birikmesiyle zamanlar volkanik dağlar meydana gelir. (K.Ağrı, Tendirek, Nemrut vb.)<br />
- Volkan küllerinin yıllık birikmesiyle tüf tabakaları oluşur.<br />
4) Deprem :<br />
- Yerkabuğunu oluşturan katmanların yerlerinden oynamalarıyla hissedilen sarsıntılardır.<br />
- Oluşumlarına göre yerel depremler ve tektonik depremler olarak ikiye ayrılır.<br />
- Yerel depremler kısa sürede ve dar alanda etkili olan yıkıcı etkileri az olan sarsıntılardır.<br />
- Tektonik depremler daha şiddetli etkili alanı daha fazla dolayısıyla tahrip gücü daha fazla olandır.<br />
TÜRKİYE&#8217;DE OVALAR VE PLATOLAR<br />
Ova ve Türkiye&#8217;de Ovalar :<br />
Ova akarsuların derince yer etmediği eğik olmaya, varsa da az olan çevresine göre alçakta olan düz yerlere ova denir.<br />
1) Oluşumlarına Göre Ovalar :<br />
a) Aşıntı Ovalar : Dış güçler tarafından aşırı dereceden aşındırıp, düzleştirilmesi sonucu oluşur. Bu ovalara Türkiye&#8217;de rastlanmaz. Doğu Avrupa bu konuya en belirgin örnek olarak bilinmektedir.<br />
b) Çöküntü Ovalar : Yeryüzündeki çöküntü hendeklerin, dış güçlerin taşıyıp getirdiği taklarla dolması sonucu oluşur. (Iğdır ovası)<br />
c) Birikinti Ovası : İç kesimlerdeki ya da kıyılarda ki çukur alanların, dış güçlerin taşıyıp getirdiği tortulların dolması sonucu oluşur. (Konya ve Malatya ovaları)<br />
<br />
d) Karstik Ovalar : Çökebilir taşların uzandığı alanlarda, suyun taşları çözümlemesi sonucunda oluşan ovalardır. Bu çanakların tabanının tortullarla dolup düzleşmesi ile karstik ovalar oluşur. (Teke ve Taşeli platoları)<br />
2) Bulunduklarına göre ovalar :<br />
- Ovalar kıyıya yakın ya da uzak olma durumlarına göre kıyı ovalar ve iç ovalar diye ikiye ayrılır.<br />
- Kıyı ovalar; Bafra, Finike vb.<br />
- İç ovalar; Eskişehir, Muş vb.<br />
3) Yükseltilerine göre ovalar :<br />
- Bazı ovalar deniz seviyesine yakın iken, bazı ovalarda denizden 1000-2000 metre yüksektir. Bunlar grubuna göre ikiye ayrılır.<br />
- Alçak ova; Çukurova, Çarşamba vb.<br />
- Yüksek ova; Konya, Malatya vb<br />
PLATOLAR<br />
a) Aşıntı Platoları : Dış güçler tarafından yüzeyi aşındırılmış, akarsuların derin vadiler kazdığı düzlüklerdir.<br />
b) Kırılma (Tektonik) Platolar : Dikey yönlü basınçların etkili olduğu alanlarda, eski kütlelerin kırılması ile oluşur. (İç Batı Anadolu platoları)<br />
c) Volkanik Platolar : Geniş alanlara yayılan tüf ve akışkan lavların düzleştirdiği alanların, akarsularla yarılması sonucu oluşur.<br />
d) Karstik Ovalar : Kireç taşı gibi çözünebilen taşların bulunduğu alanlarda oluşmuş platolardır. (Obruk, Taşeli platoları)<br />
<br />
<br />
YERYÜZÜNÜN BİÇİMLENMESİ (DIŞ KUVVETLER)<br />
1) Mekanik (Fiziksel) Çözünme :<br />
- Günlük sıcaklık farkının fazla olduğu yerlerde görülür.<br />
- Günlük sıcaklığa bağlı olarak taşların ısınıp sonra soğuması sonucu oluşur. (Çöllerde görülebilir)<br />
2) Kimyasal Çözünme :<br />
- Suyun taşları eritmesi, aşındırması, ve çürütmesi sonucu oluşur.<br />
- Sıcaklığın etkisiyle bu çözünme daha da artar.<br />
- Nemli bölgelerde daha da yaygındır.<br />
3) Biyolojik Çözünme : Bitki köklerinin, kayalarının çatlaklarına girerek zamanla büyümesi ve bunun sonucu genişleyerek kayaların çatlamasına denir.<br />
<br />
TOPRAK OLUŞUMU ve TOPRAK TÜRLERİ<br />
- Toprağın oluşması için önce kayaların çözünmesi gerekir.<br />
- Canlı kalıntılarıyla oluşabilir.<br />
- Toprağın oluşumuna etki eden faktörler; iklim, bitki örtüsü, yer şekilleri, taşların özelliğidir.<br />
a) Taşınmış Topraklar :<br />
- Dış kuvvetlerin taşıyıp getirdiği malzemelerin birikmesiyle oluşur.<br />
- Üç çeşittir.<br />
Alüvyonlar : Kum ve çakıl gibi maddelerin oluşumuyla oluşan topraklardır.<br />
Morenler (Buzul Taşlar) : Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çoğu kez parıltılı yada çizikli taşlardan oluşur.<br />
Lösler : Rüzgarların, kurak bölgelerden az çok yağışlı bölgelere taşıyıp yığdıkları, katmanlaşmış ince ögelerden oluşan toprak.<br />
b) Yerli Topraklar :<br />
- Bu topraklar, kayaların çözüldüğü yerde oluşan topraklardır.<br />
- İki gruba ayrılır.<br />
Nemli Bölge Toprakları : Bu topraklar nemin gür olduğu yerlerde, gür bitki örtüsüyle kaplıdır.<br />
Kurak ve yarı kurak bölge toprakları : Kestane ve kahverengi bozkır topraklarıdır yani çöl toprakları.<br />
<br />
YER GÖÇMELERİ ve KAYMALAR<br />
Yer göçmeleri ve yer kaymalarını oluşturan etmenler :<br />
Yer göçmesi : Kayaların, taş parçalarının, toprağın, büyük kütleli tabakaların birbirine kayarak yer değiştirme olayıdır<br />
Yer Kayması : Üstteki geçirimli tabakaların, alttaki geçirimsiz ve kaygan tabakalar üzerinde, eğim doğrultusunda kaynamasıdır.<br />
- Yer kaymasının yaygın adı heyelandır.<br />
- Yer göçmeleri eğimin çokluğu, şiddetli yağış, sebeplerinden olur.<br />
Heyelan oluşumunu etkileyen unsurlardan biride; toprakların yapısal özelliğidir.<br />
Heyelan olaylarının en çok görüldüğü mevsim; ilkbahar sonrası kar erime zamanıdır.<br />
EROZYON ve KORUNMA YOLLARI<br />
Toprak Erozyonu : Toprak erozyonun oluşturan etmenler;<br />
- Toprağın sular tarafından aşındırılması<br />
- Rüzgarlar - Bitki örtüsü<br />
- Buzullar - Sel<br />
- Eğim - Yangın<br />
Korunma yolları :<br />
- Ağaçlandırma, Bitki örtüsü, Baraj gölleri yapma,<br />
- Tarlalar eğime yatay sürülmeli<br />
- Ağaç kesimlerine karşı tedbirler<br />
AKARSULAR<br />
a) Akarsuyun oluşumu : Yeryüzündeki yatakların değişik büyüklüklerdeki yataklar içerisinde su toplanır ve bu yatak boyunca akmasına akarsu denir.<br />
- Akarsuların, küçüklerine dere denir. Büyüklerine ise çay, nehir denir.<br />
- Akarsuyun, çıktığı yere kaynak. Akarsuyun aktığı yere yatak denir.<br />
- Akarsuyun birim zamanda aldığı yola akarsuyun hızı denir. Bu hız mualine denilen araçla ölçülür.<br />
b) Akarsuyun ağları, Su bölümü ve Akarsu Havzaları :<br />
- En küçük dereden ana ırmağa kadar bir akarsuyun beslenme havzası içinde tüm kollarıyla birlikte oluşturduğu su yolu örgüsüne akarsu ağı denir.<br />
- Havzaları birbirinden ayıran doğal sınıra su bölümü çizgisi denir.<br />
- Akarsuyun denize ulaştırabilen havzalara açık havza, ulaştıramayan havzalara ise kapalı havza denir.<br />
c) Akarsuyun debisi ve rejimi :<br />
- Bir akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinde bir saniyede geçen suyun m3 cinsinden miktarına debi denir.<br />
- Bir akarsuyun debisinde yıl boyunca değişmeye rejim denir.<br />
d) Selintiler ve Akarsular :<br />
- Yüzeyleri kaplarcasına akan sulara selinti denir.<br />
- Bir akarsuyun aşındırma gücü; su miktarı, eğim, bitki örtüsü, akış hızı, yük miktarıdır.<br />
A) TÜRKİYE&#8217;DE SELİNTİLERİN OLUŞTURDUĞU AŞINDIRMA ve BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ :<br />
a) Kırgıbayır : Kimi yerleri yüksekçe, kimi yerleri yarıntılar biçiminde olan şekillere denir. (Nevşehir yöresi)<br />
b) Peri Bacaları : Volkan tüflerinin yaygın olduğu bir arazide sellenme sonucu oluşmuş yer şekilleridir. Üstteki dirençli kayalar aşınmadığı için şapka şeklinde bir görünüm oluşmuştur. (Afyon)<br />
c) Birikinti Konileri : Bir dağ yamacında aşağıya inen akarsuyun eğimi azaldığında taşıma gücüde azalır ve taşıdığı alüvyonları koni şeklinde biriktirir. Buna denir.<br />
- Birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan ovalara Dağ eteği ovası denir.<br />
<br />
B) AKARSULARIN AŞINDIRMASI İLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ<br />
a) Vadiler : İçinde akarsuların aktığı, kaynaktan ağza doğru sürekli inişli olan uzun çukur alanlarıdır. Dört çeşit vadi vardır<br />
- V vadi; V harfi biçimindeki vadilere denir.<br />
- Tabanlı vadi; orta çığırlarda;eğim az, su miktarı fazladır. Derinlemesine hem de yanlamasına aşındırma yapar.<br />
- Yayvan Vadi; yanlama, aşındırma ile vadi yamaçları aşınıp yatıklarşır.<br />
- Yarma vadi; Bir düzlükte akmakta olan akarsu, önüne çıkan kabarıklığı dar ve derin bir biçimde yardıktan sonra yeniden düzeyi çıkarsa olur.<br />
- Kanyon vadi; çözünebilir taşların bulunduğu arazilerde akarsu bir yandan aşındırma yaparken bir yandan da taşlar çöker. Sonuçta dar derin ve dik duvarlı vadiler oluşur.<br />
b) Dev Kazanı : Akarsuların, çağlayan ve çavlanların yaparak döküldükleri yerlerde, aşınma sonucu oluşan çukurluklara dev kazanı (büğet) denir. Türlü Büyüklükte olabilir.<br />
c) Sekiler : Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda görülen basamak biçimindeki yer şekilleridir.. bu derinleştirme sonucu eski vadi tabanı yukarıda bir basamak halinde kalır ki buna seki denir.<br />
d) Yontuk düzler (Peneplen) : Akarsuların aşındırma faaliyetlerinin son döneminde oluşan dalgalı düzlüklere denir.<br />
C) AKARSU BİRİKTİRMESİ İLE OLUŞAN YERŞEKİLLERİ<br />
Akarsu biriktirmesi sonucu oluşan başlıca şekiller şunlardır;<br />
a) Deltalar : Akarsuyun göle yada deniz ulaştığı yerde, taşıdığı alüvyonları biriktirmesi sonucu oluşur.<br />
Bir deltanın oluşabilmesi için;<br />
- Akarsuyun belli büyüklükte olması<br />
- Denizin çok derin olması<br />
- Kıyı boyunca güçlü akıntıların olmaması gerekir. (Çukurova, Bafra)<br />
c) Birikinti Ovası : İç kısımlardaki alanların alüvyonlarla dolması sonucu oluşur. 2 çeşittir.<br />
- Dağ içi ovaları : Dağlık alanların iç kısımlarda az eğimli yerlerde, karstik çanaklarda ya da tektonik çöküntülerde birikme sonucu oluşur. (Erzincan ovası)<br />
- Dağ eteği ovaları : Bir dağın yamacından aşağı inen akarsu ve sellenme sularının oluşturduğu birikinti ovasıdır.<br />
c) Birikinti Konileri : Akarsuyun taşıdığı alüvyonların yelpaze biçiminde çökelir. Bu çökmeye denir.<br />
- Menderesler: Akarsuyun aşındırma ve biriktirme sonucu faaliyetlerin ortak sonucu oluşan yer şekillerinin en yaygın olanları mendereslerdir.<br />
- Yatak eğimi azalmış olan bir akarsu, düzenli büklümler yaparak sağa sola dolana dolana akar. Buna menderes denir. (Gediz nehri, B.Menderes)<br />
<br />
YER ALTI SULARI ve KAYNAKLAR<br />
- Dağınık tortulların içerisinde ya da kaya oyuklarında toplanmış suya rastlanır. Buna yer altı suyu denir.<br />
Kaynaklar : Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne çıkmasına denir. IV çeşittir.<br />
- Kırıklı yapıların bulunduğu yerlerde fay kaynağı, yamaçların yer altı suyu tablasını kestiği yerlerde yamaç kaynağı, kalkerli yapıların bulunduğu yerlerde ise karstik kaynaklar, yer altı sularının bulunduğu yerlerde, insanların sondaj yapmasıyla artezyen kaynaklar oluşur.<br />
<br />
TÜRKİYE&#8217;DE KARSTİK SULAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ<br />
- Kolayca çözünen taşların yaygın olduğu yerlerde oluşan yer şekillerine karstik şekiller denir. (Toroslar)<br />
- Yanları dik, ağız kısımları türlü genişlikte olabilen, derin doğal kaynaklara obruk denir. (Obruk gölü)<br />
- Dolinler (düdenler, koyaklar) : Kalkerli arazilerde çözünmeler ya da çözünme ile birlikte çökmeler sonucu oluşmuş çukurlardır. Çapları birkaç yüz metre arası değişir. Bunun diğer adı da &#8220;su yutan&#8221;dır.<br />
- Dolinlerin genişleyip birleşmesi sonucu göl-ovalar (polyeler) oluşur.<br />
- Kör Vadiler : Suların bir su yatağından yer altına daldığı vadilerdir.<br />
- Karstik arazilerin yaygın şekillerinden biri de lapyalardır.<br />
- Kireç taşlarının çözünmesiyle mağaralar oluşur.<br />
- Mağaralarda sarkıt ve dikitler bulunur.<br />
- Yer altı sularının çözündürdüğü maddelerin çökelmesi sonucu oluşan yer şekillerine travertenlerdir.<br />
- Bunların beyaz olmasının nedeni üzerinde kalker tüflerinin olmasıdır.<br />
GÖLLERİN OLUŞUMU<br />
- Karalarda ki çanak ve tekne gibi küçük alanlarda birikmiş sulara denir.<br />
- Kara içerisinde ne kadar çok büyük olursa olsun, eğer denize bağlı değil ise göl olur. Göller oluşumlarına göre beş gruba ayrılır.<br />
a) Tektonik göller : Yer hareketleri sırasındaki kırılmalar, kıvrılmalar ve epirojenik hareketler sonucu oluşur. (Hazar gölü)<br />
b) Volkanik göller : Volkanik çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller sönmüş volkanların kraterlerinden oluşur.<br />
c) Karstik göller : Çözünebilir taşlardan oluşmuş çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller kireç taşı ve alçı taşının olduğu yerlerde görülür (Dalmaçya)<br />
d) Buzul ve sirk gölleri : Örtü buzulları ile dağ buzullarının oluşturduğu çanaklarda yer alan göllerdir. (İsviçre&#8217;de var)<br />
e) Karma yapılı göller : İç ya da dış gücün etkisiyle oluşan çanak, bir başka gücün etkisiyle büyütülüp derinleştirilmesine denir. (Van gölü)<br />
- Karma yapılı göllerin çoğu, bir çanağın önünün; dış güçler, iç güçler ve insanlar tarafından kapatılmasına set gölleri denir.<br />
- Karma yapılı göller arasında altı gruba ayrılır;<br />
Volkan, Akarsu, Kıyı, Heyelan, Buzul taş, Baraj gölleri gibi.<br />
1) Tektonik-volkan set gölleri ; Bir çanağın, volkanlardan çıkan lav ve katı maddelerin kaplanması ile oluşan göllerdir. (Van gölü)<br />
2) Akarsu set gölleri ; Akarsuların, taşıdıkları alüvyon ve tortulların bir çanağın önünü tıkaması sonucu oluşur. (Çamiçi)<br />
3) Kıyı set gölleri ; Dalga biriktirmesi ile oluşan kıyı okların veya kordonların kıyı önünü kapatmasıyla oluşur. (B.Çekmece gölü)<br />
4) Heyelan set gölleri ; Yer göçmeleri ve kaymaların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. (Tortum, Abant vb.)<br />
5) Buzul taş set gölleri ; Buzul taşların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur.<br />
6) Baraj gölleri ; insanların bir vadinin önüne set yaparak oluşturduğu gölleridir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1) Yer Yuvarlağının yapısı :<br />
- Yer yuvarlağının yapısı; güneş sisteminin ve evrenin oluşumu ile açıklanabilir. 15 milyar yıl önce evren çok yüksek sıcaklık ve yoğunluktaki bir yapıdan, patlama sonucunda oluşmuştur.<br />
-<br />
2) Yer Kabuğunun yapısı :<br />
- Yer, zamanla soğumaya başlamıştır. Ve yerin iç kısmı ise hala sıcaktır. Yer soğumaya başladıkça yeryüzü yavaş yavaş şekillenmiştir.<br />
- Yer yüzünden yerin içine doğru inildikçe her 33 metrede 1 C sıcaklık artmaktadır.<br />
- Yer kabuğu dünyayı dıştan kuşatan bir tabakadır. Taş kürenin en üst katını oluşturur.<br />
- Yer kabuğunun alt katmanı ise bazalt birleşimindeki taşlardan oluşmuştur. Bu yapıya sima denir.<br />
YER KABUĞUNUN MALZEMELERİ (KAYAÇLAR) :<br />
1) Püskürük Taşlar :<br />
a) İç püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısımlarından tıkanarak soğumasıyla oluşan taşlardır. (Granit)<br />
b) Dış püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısmından yeryüzüne çıkması ve soğuması ile oluşur. (Bazalt ve andezit)<br />
2) Tortul taşlar : Diğer yüzüne dış güçler tarafından getirilen maddelerin tortulanmasıyla (Üst üste birikmesiyle) oluşur. İçerisinde yer yer fosiller bulunur.<br />
a) Mekanik tortullar : Dış güçlerin etkisiyle getirilen çakıl, kum, kil gibi malzemelerin yeryüzünün çukur yerlerine birikmesiyle oluşur. (Kum taşı, kıl taşı)<br />
b) Kimyasal tortullar : Suda erimiş halde bulunan minerallerin suyun geçtiği yere çökelmesi veya tortulanması ile oluşurlar. (Kireç taşı, alçı taşı)<br />
c) Organik tortular : Hayvan, bitki gibi canlı kalıntılarının üst üste birikip katılaşması ile oluşan taşlardır. (Tebeşir)<br />
<br />
3) Başkalaşmış taşlar : Tortul ve püskürük taşları yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak değişikliğe uğraması ile oluşur. (Mermer oluşumu)<br />
<br />
YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI<br />
- Yer yuvarlağının dış kısmını oluşturan katı tabakanın altında manto denilen bölüm yer alır. Manto, yer çekirdeğinin örtüsü durumundadır.<br />
- Yer küre hacminin %80&#8217;nini manto oluşturur.<br />
- Mantodan sonra yer yuvarlağının iç kısmını çekirdek oluşturur.<br />
- Çekirdekte sıcaklık 4500 C bulur.<br />
- Mantonun katı olan üst bölümü yer kabuğu ile birlikte taş küre olarak adlandırılır.<br />
- Taş küre levha denilen büyük parçalar halindedir<br />
JEOLOJİK DEVİRLER<br />
- Dünyamız şimdiki biçimini alıncaya değin değişik evrelerden geçmiştir. Birbirinden farklı bu evrelerden her birine jeolojik zaman denir.<br />
- Jeolojik zamanlar dört tanedir ve yaklaşık 570 milyon yıl sürmüştür. Bu dönemde oluşan tortul taşlar, o dönemde yaşayan canlıların fosillerini içerir.<br />
İÇ ve DIŞ KUVVETLER<br />
- Enerjisini yerin içinden alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. (dağ oluşumu, kıta oluşumu ve volkanizma dır.)<br />
- Enerjisini güneşten alan kuvvetlere ise dış kuvvetler denir. (akarsular, rüzgarlar, dalgalar)<br />
- İç ve dış kuvvetler birbiriyle sürekli mücadele halindedir.<br />
- İç kuvvetler yeryüzünün kabartılarını meydana getirirken; dış kuvvetler ise bunları aşındırarak ortadan kaldırmaya ve seviyesine yakın az engebeli düzlüklere (peneplen) dönüştürürler.<br />
- Dış kuvvetlerin yer yüzünün yüksek kesimlerinin aşındırmasıyla elde ettiği malzemeler yer yüzünün çukur yerlerinde (okyanus, deniz) biriktirmesi ile jeoseklinaller oluşur. Bunların kalınlığı binlerce metreyi bulur.<br />
<br />
Yer kabuğunun hareketleri :<br />
- Yer kabuğu bir bütün değildir. Çatlaklardan ve kırık boşluklardan oluşur. Yer kabuğu bir birinden ayrı parçalardan oluşur. Bu her bir parçaya levha denir.<br />
- Bu levhalar manto üzerinde yüzer haldedirler. Yaklaşık yılda 1-2 cm hareket ederler.<br />
DAĞ OLUŞUMU ve TÜRKİYE&#8217;DE DAĞ OLUŞUMU<br />
1) Dağ Oluşumu :<br />
- Okyanus ve deniz diplerinde biriken kalın tortul tabakalar (jeosenklinal) kıtalarının levha birbirine yaklaşması sonucu yan basınçlara maruz kalırlar.<br />
- Bu yan basınçlar sonucunda jeosenklinal eğer esnek yapıdaysa kıvrılarak yükselir ve yer yüzünün kıvrım dağlarını oluşturur. (Toros dağı)<br />
- Jeosenklinal eğer sert yapıdaysa veya önceden yükselmiş kıvrım dağları tekrar yan basınçlara maruz kalırsa kırılma olur. Yükselen bölümlere horst, alçakta kalan kısımlara ise grabent denir. Yüksekte kalan horstlar dağı oluştururken, alçakta kalan kısımlar, daha sonra akarsuların gelişmesiyle ovaları oluşturur. (Ege bölgesi kıyı kesimleri. Burada yer alan boz dağlar kırılma sonucu oluşan horstlardır. Bu dağlar arasında bulun ve üzerinde aynı isimli akarsıların geçtiği bakırçay, b.menderes , ovalarında birer çöküntü (grabent) alanlarıdır.)<br />
<br />
2) Kıta Oluşumu :<br />
- Yer kabuğunun geniş tabanlı alçalma ve yükselme hareketleridir. Bu alçalma ve yükselme hareketleri çeşitli biçimlerde olabilir.<br />
- Kıtaların yükselmesi sonucunda su seviyesi geri çekilir. Bu olaya denizlerin çekilmesi yani reogresyon denir. Tam tersi durumuna da transregsiyon denir.<br />
3) Volkanizma :<br />
- Yer kabuğu altındaki kızgın mağmanın yer kabuğunun çatlak ve kırık yerlerinden yeryüzüne çıkmasına denir.<br />
- Bu sırada yeryüzüne katı gaz ve akıcı maddeler çıkarır. (karbondioksit, taş, kaya)<br />
- Lavların üst üste birikmesiyle zamanlar volkanik dağlar meydana gelir. (K.Ağrı, Tendirek, Nemrut vb.)<br />
- Volkan küllerinin yıllık birikmesiyle tüf tabakaları oluşur.<br />
4) Deprem :<br />
- Yerkabuğunu oluşturan katmanların yerlerinden oynamalarıyla hissedilen sarsıntılardır.<br />
- Oluşumlarına göre yerel depremler ve tektonik depremler olarak ikiye ayrılır.<br />
- Yerel depremler kısa sürede ve dar alanda etkili olan yıkıcı etkileri az olan sarsıntılardır.<br />
- Tektonik depremler daha şiddetli etkili alanı daha fazla dolayısıyla tahrip gücü daha fazla olandır.<br />
TÜRKİYE&#8217;DE OVALAR VE PLATOLAR<br />
Ova ve Türkiye&#8217;de Ovalar :<br />
Ova akarsuların derince yer etmediği eğik olmaya, varsa da az olan çevresine göre alçakta olan düz yerlere ova denir.<br />
1) Oluşumlarına Göre Ovalar :<br />
a) Aşıntı Ovalar : Dış güçler tarafından aşırı dereceden aşındırıp, düzleştirilmesi sonucu oluşur. Bu ovalara Türkiye&#8217;de rastlanmaz. Doğu Avrupa bu konuya en belirgin örnek olarak bilinmektedir.<br />
b) Çöküntü Ovalar : Yeryüzündeki çöküntü hendeklerin, dış güçlerin taşıyıp getirdiği taklarla dolması sonucu oluşur. (Iğdır ovası)<br />
c) Birikinti Ovası : İç kesimlerdeki ya da kıyılarda ki çukur alanların, dış güçlerin taşıyıp getirdiği tortulların dolması sonucu oluşur. (Konya ve Malatya ovaları)<br />
<br />
d) Karstik Ovalar : Çökebilir taşların uzandığı alanlarda, suyun taşları çözümlemesi sonucunda oluşan ovalardır. Bu çanakların tabanının tortullarla dolup düzleşmesi ile karstik ovalar oluşur. (Teke ve Taşeli platoları)<br />
2) Bulunduklarına göre ovalar :<br />
- Ovalar kıyıya yakın ya da uzak olma durumlarına göre kıyı ovalar ve iç ovalar diye ikiye ayrılır.<br />
- Kıyı ovalar; Bafra, Finike vb.<br />
- İç ovalar; Eskişehir, Muş vb.<br />
3) Yükseltilerine göre ovalar :<br />
- Bazı ovalar deniz seviyesine yakın iken, bazı ovalarda denizden 1000-2000 metre yüksektir. Bunlar grubuna göre ikiye ayrılır.<br />
- Alçak ova; Çukurova, Çarşamba vb.<br />
- Yüksek ova; Konya, Malatya vb<br />
PLATOLAR<br />
a) Aşıntı Platoları : Dış güçler tarafından yüzeyi aşındırılmış, akarsuların derin vadiler kazdığı düzlüklerdir.<br />
b) Kırılma (Tektonik) Platolar : Dikey yönlü basınçların etkili olduğu alanlarda, eski kütlelerin kırılması ile oluşur. (İç Batı Anadolu platoları)<br />
c) Volkanik Platolar : Geniş alanlara yayılan tüf ve akışkan lavların düzleştirdiği alanların, akarsularla yarılması sonucu oluşur.<br />
d) Karstik Ovalar : Kireç taşı gibi çözünebilen taşların bulunduğu alanlarda oluşmuş platolardır. (Obruk, Taşeli platoları)<br />
<br />
<br />
YERYÜZÜNÜN BİÇİMLENMESİ (DIŞ KUVVETLER)<br />
1) Mekanik (Fiziksel) Çözünme :<br />
- Günlük sıcaklık farkının fazla olduğu yerlerde görülür.<br />
- Günlük sıcaklığa bağlı olarak taşların ısınıp sonra soğuması sonucu oluşur. (Çöllerde görülebilir)<br />
2) Kimyasal Çözünme :<br />
- Suyun taşları eritmesi, aşındırması, ve çürütmesi sonucu oluşur.<br />
- Sıcaklığın etkisiyle bu çözünme daha da artar.<br />
- Nemli bölgelerde daha da yaygındır.<br />
3) Biyolojik Çözünme : Bitki köklerinin, kayalarının çatlaklarına girerek zamanla büyümesi ve bunun sonucu genişleyerek kayaların çatlamasına denir.<br />
<br />
TOPRAK OLUŞUMU ve TOPRAK TÜRLERİ<br />
- Toprağın oluşması için önce kayaların çözünmesi gerekir.<br />
- Canlı kalıntılarıyla oluşabilir.<br />
- Toprağın oluşumuna etki eden faktörler; iklim, bitki örtüsü, yer şekilleri, taşların özelliğidir.<br />
a) Taşınmış Topraklar :<br />
- Dış kuvvetlerin taşıyıp getirdiği malzemelerin birikmesiyle oluşur.<br />
- Üç çeşittir.<br />
Alüvyonlar : Kum ve çakıl gibi maddelerin oluşumuyla oluşan topraklardır.<br />
Morenler (Buzul Taşlar) : Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çoğu kez parıltılı yada çizikli taşlardan oluşur.<br />
Lösler : Rüzgarların, kurak bölgelerden az çok yağışlı bölgelere taşıyıp yığdıkları, katmanlaşmış ince ögelerden oluşan toprak.<br />
b) Yerli Topraklar :<br />
- Bu topraklar, kayaların çözüldüğü yerde oluşan topraklardır.<br />
- İki gruba ayrılır.<br />
Nemli Bölge Toprakları : Bu topraklar nemin gür olduğu yerlerde, gür bitki örtüsüyle kaplıdır.<br />
Kurak ve yarı kurak bölge toprakları : Kestane ve kahverengi bozkır topraklarıdır yani çöl toprakları.<br />
<br />
YER GÖÇMELERİ ve KAYMALAR<br />
Yer göçmeleri ve yer kaymalarını oluşturan etmenler :<br />
Yer göçmesi : Kayaların, taş parçalarının, toprağın, büyük kütleli tabakaların birbirine kayarak yer değiştirme olayıdır<br />
Yer Kayması : Üstteki geçirimli tabakaların, alttaki geçirimsiz ve kaygan tabakalar üzerinde, eğim doğrultusunda kaynamasıdır.<br />
- Yer kaymasının yaygın adı heyelandır.<br />
- Yer göçmeleri eğimin çokluğu, şiddetli yağış, sebeplerinden olur.<br />
Heyelan oluşumunu etkileyen unsurlardan biride; toprakların yapısal özelliğidir.<br />
Heyelan olaylarının en çok görüldüğü mevsim; ilkbahar sonrası kar erime zamanıdır.<br />
EROZYON ve KORUNMA YOLLARI<br />
Toprak Erozyonu : Toprak erozyonun oluşturan etmenler;<br />
- Toprağın sular tarafından aşındırılması<br />
- Rüzgarlar - Bitki örtüsü<br />
- Buzullar - Sel<br />
- Eğim - Yangın<br />
Korunma yolları :<br />
- Ağaçlandırma, Bitki örtüsü, Baraj gölleri yapma,<br />
- Tarlalar eğime yatay sürülmeli<br />
- Ağaç kesimlerine karşı tedbirler<br />
AKARSULAR<br />
a) Akarsuyun oluşumu : Yeryüzündeki yatakların değişik büyüklüklerdeki yataklar içerisinde su toplanır ve bu yatak boyunca akmasına akarsu denir.<br />
- Akarsuların, küçüklerine dere denir. Büyüklerine ise çay, nehir denir.<br />
- Akarsuyun, çıktığı yere kaynak. Akarsuyun aktığı yere yatak denir.<br />
- Akarsuyun birim zamanda aldığı yola akarsuyun hızı denir. Bu hız mualine denilen araçla ölçülür.<br />
b) Akarsuyun ağları, Su bölümü ve Akarsu Havzaları :<br />
- En küçük dereden ana ırmağa kadar bir akarsuyun beslenme havzası içinde tüm kollarıyla birlikte oluşturduğu su yolu örgüsüne akarsu ağı denir.<br />
- Havzaları birbirinden ayıran doğal sınıra su bölümü çizgisi denir.<br />
- Akarsuyun denize ulaştırabilen havzalara açık havza, ulaştıramayan havzalara ise kapalı havza denir.<br />
c) Akarsuyun debisi ve rejimi :<br />
- Bir akarsuyun her hangi bir yerindeki enine kesitinde bir saniyede geçen suyun m3 cinsinden miktarına debi denir.<br />
- Bir akarsuyun debisinde yıl boyunca değişmeye rejim denir.<br />
d) Selintiler ve Akarsular :<br />
- Yüzeyleri kaplarcasına akan sulara selinti denir.<br />
- Bir akarsuyun aşındırma gücü; su miktarı, eğim, bitki örtüsü, akış hızı, yük miktarıdır.<br />
A) TÜRKİYE&#8217;DE SELİNTİLERİN OLUŞTURDUĞU AŞINDIRMA ve BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ :<br />
a) Kırgıbayır : Kimi yerleri yüksekçe, kimi yerleri yarıntılar biçiminde olan şekillere denir. (Nevşehir yöresi)<br />
b) Peri Bacaları : Volkan tüflerinin yaygın olduğu bir arazide sellenme sonucu oluşmuş yer şekilleridir. Üstteki dirençli kayalar aşınmadığı için şapka şeklinde bir görünüm oluşmuştur. (Afyon)<br />
c) Birikinti Konileri : Bir dağ yamacında aşağıya inen akarsuyun eğimi azaldığında taşıma gücüde azalır ve taşıdığı alüvyonları koni şeklinde biriktirir. Buna denir.<br />
- Birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan ovalara Dağ eteği ovası denir.<br />
<br />
B) AKARSULARIN AŞINDIRMASI İLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ<br />
a) Vadiler : İçinde akarsuların aktığı, kaynaktan ağza doğru sürekli inişli olan uzun çukur alanlarıdır. Dört çeşit vadi vardır<br />
- V vadi; V harfi biçimindeki vadilere denir.<br />
- Tabanlı vadi; orta çığırlarda;eğim az, su miktarı fazladır. Derinlemesine hem de yanlamasına aşındırma yapar.<br />
- Yayvan Vadi; yanlama, aşındırma ile vadi yamaçları aşınıp yatıklarşır.<br />
- Yarma vadi; Bir düzlükte akmakta olan akarsu, önüne çıkan kabarıklığı dar ve derin bir biçimde yardıktan sonra yeniden düzeyi çıkarsa olur.<br />
- Kanyon vadi; çözünebilir taşların bulunduğu arazilerde akarsu bir yandan aşındırma yaparken bir yandan da taşlar çöker. Sonuçta dar derin ve dik duvarlı vadiler oluşur.<br />
b) Dev Kazanı : Akarsuların, çağlayan ve çavlanların yaparak döküldükleri yerlerde, aşınma sonucu oluşan çukurluklara dev kazanı (büğet) denir. Türlü Büyüklükte olabilir.<br />
c) Sekiler : Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda görülen basamak biçimindeki yer şekilleridir.. bu derinleştirme sonucu eski vadi tabanı yukarıda bir basamak halinde kalır ki buna seki denir.<br />
d) Yontuk düzler (Peneplen) : Akarsuların aşındırma faaliyetlerinin son döneminde oluşan dalgalı düzlüklere denir.<br />
C) AKARSU BİRİKTİRMESİ İLE OLUŞAN YERŞEKİLLERİ<br />
Akarsu biriktirmesi sonucu oluşan başlıca şekiller şunlardır;<br />
a) Deltalar : Akarsuyun göle yada deniz ulaştığı yerde, taşıdığı alüvyonları biriktirmesi sonucu oluşur.<br />
Bir deltanın oluşabilmesi için;<br />
- Akarsuyun belli büyüklükte olması<br />
- Denizin çok derin olması<br />
- Kıyı boyunca güçlü akıntıların olmaması gerekir. (Çukurova, Bafra)<br />
c) Birikinti Ovası : İç kısımlardaki alanların alüvyonlarla dolması sonucu oluşur. 2 çeşittir.<br />
- Dağ içi ovaları : Dağlık alanların iç kısımlarda az eğimli yerlerde, karstik çanaklarda ya da tektonik çöküntülerde birikme sonucu oluşur. (Erzincan ovası)<br />
- Dağ eteği ovaları : Bir dağın yamacından aşağı inen akarsu ve sellenme sularının oluşturduğu birikinti ovasıdır.<br />
c) Birikinti Konileri : Akarsuyun taşıdığı alüvyonların yelpaze biçiminde çökelir. Bu çökmeye denir.<br />
- Menderesler: Akarsuyun aşındırma ve biriktirme sonucu faaliyetlerin ortak sonucu oluşan yer şekillerinin en yaygın olanları mendereslerdir.<br />
- Yatak eğimi azalmış olan bir akarsu, düzenli büklümler yaparak sağa sola dolana dolana akar. Buna menderes denir. (Gediz nehri, B.Menderes)<br />
<br />
YER ALTI SULARI ve KAYNAKLAR<br />
- Dağınık tortulların içerisinde ya da kaya oyuklarında toplanmış suya rastlanır. Buna yer altı suyu denir.<br />
Kaynaklar : Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne çıkmasına denir. IV çeşittir.<br />
- Kırıklı yapıların bulunduğu yerlerde fay kaynağı, yamaçların yer altı suyu tablasını kestiği yerlerde yamaç kaynağı, kalkerli yapıların bulunduğu yerlerde ise karstik kaynaklar, yer altı sularının bulunduğu yerlerde, insanların sondaj yapmasıyla artezyen kaynaklar oluşur.<br />
<br />
TÜRKİYE&#8217;DE KARSTİK SULAR, AŞINDIRMA VE BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ<br />
- Kolayca çözünen taşların yaygın olduğu yerlerde oluşan yer şekillerine karstik şekiller denir. (Toroslar)<br />
- Yanları dik, ağız kısımları türlü genişlikte olabilen, derin doğal kaynaklara obruk denir. (Obruk gölü)<br />
- Dolinler (düdenler, koyaklar) : Kalkerli arazilerde çözünmeler ya da çözünme ile birlikte çökmeler sonucu oluşmuş çukurlardır. Çapları birkaç yüz metre arası değişir. Bunun diğer adı da &#8220;su yutan&#8221;dır.<br />
- Dolinlerin genişleyip birleşmesi sonucu göl-ovalar (polyeler) oluşur.<br />
- Kör Vadiler : Suların bir su yatağından yer altına daldığı vadilerdir.<br />
- Karstik arazilerin yaygın şekillerinden biri de lapyalardır.<br />
- Kireç taşlarının çözünmesiyle mağaralar oluşur.<br />
- Mağaralarda sarkıt ve dikitler bulunur.<br />
- Yer altı sularının çözündürdüğü maddelerin çökelmesi sonucu oluşan yer şekillerine travertenlerdir.<br />
- Bunların beyaz olmasının nedeni üzerinde kalker tüflerinin olmasıdır.<br />
GÖLLERİN OLUŞUMU<br />
- Karalarda ki çanak ve tekne gibi küçük alanlarda birikmiş sulara denir.<br />
- Kara içerisinde ne kadar çok büyük olursa olsun, eğer denize bağlı değil ise göl olur. Göller oluşumlarına göre beş gruba ayrılır.<br />
a) Tektonik göller : Yer hareketleri sırasındaki kırılmalar, kıvrılmalar ve epirojenik hareketler sonucu oluşur. (Hazar gölü)<br />
b) Volkanik göller : Volkanik çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller sönmüş volkanların kraterlerinden oluşur.<br />
c) Karstik göller : Çözünebilir taşlardan oluşmuş çanaklarda biriken suların oluşturduğu göllerdir. Bu göller kireç taşı ve alçı taşının olduğu yerlerde görülür (Dalmaçya)<br />
d) Buzul ve sirk gölleri : Örtü buzulları ile dağ buzullarının oluşturduğu çanaklarda yer alan göllerdir. (İsviçre&#8217;de var)<br />
e) Karma yapılı göller : İç ya da dış gücün etkisiyle oluşan çanak, bir başka gücün etkisiyle büyütülüp derinleştirilmesine denir. (Van gölü)<br />
- Karma yapılı göllerin çoğu, bir çanağın önünün; dış güçler, iç güçler ve insanlar tarafından kapatılmasına set gölleri denir.<br />
- Karma yapılı göller arasında altı gruba ayrılır;<br />
Volkan, Akarsu, Kıyı, Heyelan, Buzul taş, Baraj gölleri gibi.<br />
1) Tektonik-volkan set gölleri ; Bir çanağın, volkanlardan çıkan lav ve katı maddelerin kaplanması ile oluşan göllerdir. (Van gölü)<br />
2) Akarsu set gölleri ; Akarsuların, taşıdıkları alüvyon ve tortulların bir çanağın önünü tıkaması sonucu oluşur. (Çamiçi)<br />
3) Kıyı set gölleri ; Dalga biriktirmesi ile oluşan kıyı okların veya kordonların kıyı önünü kapatmasıyla oluşur. (B.Çekmece gölü)<br />
4) Heyelan set gölleri ; Yer göçmeleri ve kaymaların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur. (Tortum, Abant vb.)<br />
5) Buzul taş set gölleri ; Buzul taşların bir çanağın önünü kapatması ile oluşur.<br />
6) Baraj gölleri ; insanların bir vadinin önüne set yaparak oluşturduğu gölleridir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Coğrafi Keşifler]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Co%C4%9Frafi-Ke%C5%9Fifler-1300</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:40:49 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Co%C4%9Frafi-Ke%C5%9Fifler-1300</guid>
			<description><![CDATA[Bilinmeyen şeylere ve yerlere merak duyulması, en eski çağlardan beri insanlığın tabii bir duygusu idi. İlk çağlarda, dünyanın çok küçük bir bölümü tanınıyordu. Uzak bölgelere gezi yapanları anlatıp yazdıkları daima heycan uyandırmaktaydı. Orta çağda, Avrupa&#8217;dan Uzak doğu&#8217;ya giderek , çin&#8217;de kubilay kağa&#8217;nın yanında kalan Marko polo&#8217;nun verdiği bilgilere çok kimse inanmamıştı. Ibn Batuta, ibn Fablan gibi islam gezginleri de, &#8220;bilinmeyen&#8221; ülkelere geziler yaparak, gördüklerini kaleme almışlardı. Bunların doğruluğu anlaşıldıkça, &#8220;yeni&#8221; ülkelere duyulan merak daha arttı. Keşiflerin birinci sebebi budur.Avrupa&#8217;nın islam ülkelerine karşı giriştiği Haçlı seferleri, görünüşte dini bir nitelik taşıyordu. Hedef, kutsal kudüs şehrini, Müslümanların elinden kurtarmaktı. Fakat, aslında Doğu&#8217;nun zenginlikleri, o çağda yoksul sayılacak Avrupa&#8217;nın gözlerini kamaştırıyordu. İki yüz yıla yakın süren haçlı seferleri, İslam dünyasındaki bolluğu ve refahı, Avrupa&#8217;nın daha yakından tanımasına sağladı. Bu varlıklı hayata duyulan özen, Avrupa&#8217;da yeni gelir kaynaklarının araştırılması çığrını açtı. Bunu yolu ticaretten geçiyordu. Özellikle hindistan&#8217;dan Avrupa arasındaki ticaret yolları, başta Türkler olma üzere, Müslümanların elindeydi. Bu yüzden avrupalı tacirler, her uğrak yerinde yüksek vergiler ödemek zorunda kalıyorlardı. Bu yüzden, birçok malın Avrupa&#8217;ya maliyet çok artıyordu. Şu halde, yeni yollar aranması ve bulunması gerekli hale gelmiştir. İkinci sebep de budur. Hemen tamamıyla Hıristiyan olan Avrupa, kilisesinin ağır baskı altındaydı. Papalığın rızası alınmadıkça, yeni topraklara açılmak zordu. Bu bakımdan, erişilecek yerlerde Hıristiyanlığın yayılması da göz önünde bulunduruluyordu. Bu da, dini bir sebep oluşturuyordu.<br />
<br />
Barutun ve topun kullanılmasıyla ortaya çıkan güçlü krallıklar, ticari alanda birbirleriyle rekabete başlamışlardı. Uzak doğu&#8217;ya yeni yollarla ulaşmak, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin zengin mallarını kendileri taşımak için yeni yollara ihtiyaç duyuyorlardı. Bu ise, ancak yeni keşiflerle sağlanabilirdi.<br />
<br />
Coğrafya keşiflerinin yapılabilmesi için, elverişli bir bilim ortamına da girilmişti. Dünyanın düz değil, yuvarlak olduğu gerçeği Müslümanlardan öğrenilmişti. Dünya yuvarlaksa, doğu&#8217;ya doğru değil, batıya doğru da gidilerek aynı yere (Hindistan&#8217;a) ulaşılabilirdi.<br />
<br />
Bunu yapabilmek için teknik imkanlar da elde edilmişti. Pusula, rüzgar gülü gibi aletler bunlar arasındaydı. Ayrıca, açık denizlerin fırtınalarına dayanıklı büyük ve sağlam gemilerde yapılabiliyordu.<br />
<br />
b) Başlıca Keşifler:<br />
<br />
Daha XV. Yüzyıl ortalarında Portekizliler Afrika&#8217;ya keşif heyetleri gönderiyorlardı. Bu heyetlerden biri, Bartelemo Diyaz yönetiminde, Afrika&#8217;nın güneyinde dolaştı (1487). Buraya &#8220;Ümit Burnu&#8221; adı verilirdi.böylece, Hindistan&#8217;a deniz yolu ile ulaşma imkanı elde ediyorlardı. XV. yüzyılın sonunda Vasko dö Gama, bu yoldan Hindistan&#8217;a vardı (1498). Bundan sonra Portekizliler Hint okyanusu&#8217;na donanama gönderdiler ve Uzak Doğu&#8217;ya kadar olan bölgelerde ticareti elerine geçirerek sömürgeler kurdular.<br />
<br />
Amerika&#8217;nın Keşfi: Kristof Kolomb adında Cenevizli bir gemici, hep batıya gitmek suretiyle doğuya varılabileceğini ileri sürüyordu. Düşüncesini gerçekleştirmek için, denizci devletlere başvurdu. Uzun uğraşmalardan sonra, projesi İspanya kralı tarafından kabul edildi ve desteklendi. İstediği gemileri ve denizcileri alan Kolomb, Atlas Okyanusu&#8217;na açıldı. Zorlu bir yolculuktan sonra, Orta Amerika&#8217;da Bahama&#8217;ya vardı (1492). Ancak, yeni bir kıta keşfettiğini bilmiyor, Hindistan&#8217;a ulaştığını sanıyordu.<br />
<br />
Kısa bir süre sonra Amerigo Vespuçi adlı bir İtalyan denizcisi, Güney Amerika&#8217;da Brezilya Kıyılarına çıktı. Buranın yeni bir kıta olduğunu anladı. Bu sebeple, Amerika&#8217;ya Kristof Kolomb&#8217;un değil, onun adı verildi.<br />
<br />
Balboa ise, bugünkü Panama Kanalı&#8217;nın bulunduğu yerden geçerek ilk defa Büyük Okyanus&#8217;a çıktı (1513).<br />
<br />
Macellen, Hindistan&#8217;a ulaşmak için, Güney Amerika&#8217;yı dolaşarak Büyük Okyanusa geçti. Uzak Doğuya vardı. Ancak buradaki bir çarpışmada öldürüldü. Yanındaki denizciler, yollarına devam ederek İspanya&#8217;ya döndüler. Böylece, dünyanın çevresi ilk defa dolaşılmış oldu (1521).<br />
<br />
c. Keşiflerin Sonuçları<br />
<br />
Siyasi ve Ekonomik Sonuçlar<br />
<br />
Keşfedilen topraklar, keşifleri düzenleyen devletlerin kendi malı oldu. Bunların yeraltı ve yerüstü zenginlikleri adeta yağmalandı. Bütün bu zenginlikler Avrupa&#8217;ya aktı. İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa, Hollanda gibi ülkeler giderek zenginleşti. Daha sonraki yüzyıllarda bunlara Belçika, Almanya, İtalya da katılacaktı. Bu ülkeler, ele geçirdikleri geniş topraklarda çiftlikler, dokuma tesisleri kurdular, maden işlettiler. Yerli halkları silah zoruyla, karın tokluğuna çalıştırdılar. Elde ettiklerini kendi gemileriyle ülkelerine taşıdılar. Kazanç oranları çok arttı. Deniz seferlerini destekleyen kralların maddi varlıkları alabildiğine büyüdü. Krallar, bu zenginliklerini, top gibi ağır ve pahalı savaş araçlarına harcadılar. Bu silahlar karşısında, derebeyleri çaresiz kaldılar ve güçlerini hızla kaybettiler. Buna karşılık, ticaretten zenginleşen yeni bir sınıf (burjuvazi) ortaya çıktı. Burjuvaların kuvvetlenmesi, siyasi dengeleri değiştirdi. Derebeylerini ortadan kaldıran krallara karşı, burjuvalar siyasi haklar kazanma savaşı vermeye başladı. Böylece, Avrupa&#8217;da ihtilaller ve sarsıntılar meydana geldi.<br />
<br />
Sömürgeci devletler, değerlerine karşı ekonomik ve siyasi üstünlük sağladılar. Durumu kötüye giden diğer Avrupa devletleri de, çareyi sömürge aramakta buldular. Bunun sonucu olarak, sömürgecilik eğilimi daha da hızlandı.<br />
<br />
Büyük denizlere açılacak konumda olmayan Osman İmparatorluğu, siyasi üstünlüğünü, daha donanımlı ordu ve donanma hazırlayabilen Avrupa devletleri karşısında yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Akdeniz çevresinde yoğunlaşan ticari faaliyet önemini kaybetti.<br />
<br />
Sosyal Sonuçlar<br />
<br />
Uzak sömürgelerden mal getirilmesi, hemen tamamen deniz yolu ile yapılıyordu. Bu da, Avrupa&#8217;daki liman şehirlerinin önem kazanması sonucunu doğurdu. Şehirleşme genişledi. Şehirlerin nüfusu arttı. XV. Yüzyılda hiçbir İngiliz, İspanyol, Portekizli, Belçikalı ların nüfusu 100 bin i aşmıyordu. (XVI.yüzyılın sonlarında ise Londra 450 bin, Lizbon 200 bin nüfusu aşacaklardır). Dünyanın en büyük dokuz ülkesi arasında hiçbir Hıristiyan Avrupa ülkesi yoktu. Bu dokuz devletten bir Çin, sekizi ise İslam ülkesiydi. Bu tablo, yaklaşık 200-300 yıl içinde tamamen tersine dönecek ve Avrupa ülkeleri doğuya hakim olacaklardır. Şehirleşme yeni sosyal grupların ortaya çıkışını sağladı. Hayat seviyesi yükseldikçe yaşama şeklide değişti.<br />
<br />
Buna karşılık, keşfedilen yeni ülkelerin halkları tam bir soykırımla karşılaştılar. Amerika&#8217;nın yerlileri, eski ve ileri medeniyetler kurmuşlardı. Ancak, bazı alanlarda gelişmiş değillerdi. Tarım yöntemleri, savaş araçları ilkeldi. At&#8217;ı tanımıyorlardı. Avrupa&#8217;nın zırhlı süvarilerini alt tarafı at, üst kısmı insan olan tek bir yaratık sanmışlardı. İspanyollar ve Portekizliler, bunları kitle halinde öldürdüler. Kalanları köle yaptılar. Ancak, nüfusun az olması sebebiyle, Afrika&#8217;dan zenci köleler getirtmek zorunda kalmışlardır. Böylece, Amerika&#8217;da bir &#8220;kamçılı medeniyet&#8221; kuruldu. Köle ticareti zamanla çok kârlı hale geldi. Sömürgeci devletler arasında, köle ticareti yüzünden savaşlar bile çıktı. Amerika&#8217;nın çeşitli yerlerinde zenci nüfus çoğaldı. Avrupa&#8217;dan Amerika&#8217;ya göç eden beyazlarla zenciler arasındaki sürtüşme XX.yüzyıla kadar sürdü.<br />
<br />
Kültürel Sonuçlar<br />
<br />
Kıtalararası ticaret ve taşımacılık sayesinde Avrupa&#8217;da zenginleşenler, yeni bir hayat tarzı benimsediler. Bunlar, kültür ve sanat hareketlerine ilgi gösterip desteklediler. Büyük servetlerin bir kısmı bu alanlara harcanınca, eser verenlerin sayısı ve gayreti arttı. Böylece, Rönesanssın, İtalya dışındaki Avrupa devletlerinde yayılışı hızlandı.<br />
<br />
Buna karşılık, keşfedilen yerlerdeki eski kültürler büyük ölçüde mahvoldu. Binlerce yıllık geçmişe sahip İnka, Aztek, Maya medeniyetlerine ait eserler yerle bir edildi. Kendine özgü kültürleri bulunan insanlar ortadan kaldırıldığı veya köle durumuna getirildiği için, medeniyetleri yavaş yavaş silinip unutuldu.<br />
<br />
Keşiflerin sağladığı zenginlik, bilim ve sanat alanındaki gelişmelerin maddi kaynağı oldu. Bu ilerlemeler, zamanla daha da hızlandı. Osmanlı İmparatorluğu bu alandaki ilerlemeye ayak uyduramadı. Sonraki yüzyıllarda Osmanlılar&#8217;ın, askeri ve siyasi alandaki gerileyişinde keşiflerin dolaylı etkisi oldu.<br />
<br />
Coğrafi Keşiflerin Osmanlı&#8217;ya Etkileri<br />
<br />
Avrupa&#8217;nın Atlas Okyanusu&#8217;na kıyısı olan ülkelerinin denizcilikleri XV.yüzyılda Hint ticaretinde söz sahibi olmak, Akdeniz ve Asya&#8217;daki diğer ticari aracıları ortadan kaldırmak için yeni yollar aradılar. Sonuçta Portekiz ve İspanyol denizcileri Afrika&#8217;yı dolaşarak Hindistan&#8217;a varmayı değer taraftan da Amerika&#8217;yı bulmayı başardılar. Özellikle İspanyollar, Peru ve Meksika&#8217;nın altın ve gümüş kaynaklarına hakim olup, bu zenginlikleri Avrupa&#8217;ya taşıdılar. XVI.yüzyılda İngiltere İmparatorluğu İspanya üzerindeki siyasi kontrolü sayesinde Amerika&#8217;dan taşınan kıymetli madenlerle ekonomik yönden oldukça güçlendi.<br />
<br />
Osmanlıların elinde tuttuğu Baharat ve İpek yolu eski önemini kaybetti. Yeni keşfedilen yerlerden getirilen yeni tür bitkiler (tütün, pamuk &#8230;) Avrupa&#8217;daki tarım kesimine yeni üretim kaynakları sağladı. İspanya&#8217;dan başlayıp Akdeniz çevresinde görülmekte gecikmeyen enflasyon Osmanlı ülkesine de olumsuz biçimde sıçradı. Bütün bunlar Osmanlı devletindeki ticari üstünlüğün Avrupa karşısında kaybedilmesine neden olacaktır.<br />
<br />
<br />
SORU: OSMANLI DEVLETİNDE DURAKLAMA DÖNEMİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?<br />
<br />
OSMANLI DEVLETİNDE DURAKLAMANIN SEBEPLERİ<br />
<br />
Osmanlı Devleti, kurulundan XVI.yüzyılın sonlarına kadar sürekli bir ilerleme ve gelişme içinde olmuştur. Üç kıtaya yayılan ülke, en geniş sınırlarına ulaşmıştır ancak, ülke XVI.yy sonlarından itibaren duraklama sürecine girdi. Duraklama, XVII.yy boyunca devam etti. Bu dönemde de bazı başarılar kazanılmışsa da kalıcı olmamıştır.<br />
<br />
Osmanlı devletinin duraklama dönemine girmesinin bir takım sebepleri vardır.<br />
<br />
İç Sebepler<br />
<br />
Yönetimdeki Bozukluklar<br />
<br />
XVII.yüzyıldan itibaren başa geçen padişahların bir kısmı çocuk denecek yaştaydı. Devlet işlerini sadrazama ve valide sultanlara bıraktılar. Bu yüzden sık sık padişah değişti. I.Ahmet zamanında veraset sisteminde değişiklik oldu. Padişahın oğlunun başa geçmesi yerine, Osmanoğulları ailesinin en yaşlı ve en akıllısının padişah olması kabul edildi.<br />
<br />
Şehzadeler, sancaklara gönderilmeyip, sarayda tutuldular. Bunun sonucu olarak, şehzadeler yönetim konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadılar. Zaman zaman saray kadınlarının ve entrikacı devlet adamlarının etkisinde kalmışlardır.<br />
<br />
Duraklama döneminde iş başına getirilen sadrazam, vezirler ve diğer yöneticilerin de büyük bir kısmı yetenekli şahsiyetler değildi. Padişaha ve saray kadınlarına yarananlar ön plana çıktılar. Azınlıklardan olup da devlet içine sızan kimseler de bazı zararlı işlerde bulunmuşlardır. Rüşvet ve iltimas başladı. Halkın devlete olan güveni azaldı. Devlet otoritesi sarsıldı ve çeşitli iç isyanlar çıktı.<br />
<br />
Ordu ve Donanmanın Bozulması<br />
<br />
Ordu bir taraftan savaşırken diğer taraftan iç isyanları bastırmak için uğraşıyordu. III.Murat&#8217;tan itibaren Yeniçeri Ocağı&#8217;nın devşirme kanunu bozuldu. Askerlikle ilgisi olmayanlar, iltimasla ocağa alındılar. Yenilgiyle sonuçlanan bir çok savaşta, yeniçeriler eskisi kadar başarılı olamadılar. Tımar sistemi bozulunca, tımarlı sipahiler de bozuldu. Ordu ayaklanmalara karıştı. Bazen padişahı bile tahttan indirdikleri görülmüştür. Bazı devlet adamlarının kışkırtmaları da bu durumlara sebep olmuştur. Donanma eski önemini ve gücünü kaybetmiştir.<br />
<br />
Ekonomik ve Sosyal Durumun Bozulması<br />
<br />
Duraklama devrinde girişilen savaşların uzun sürmesi ve iyi neticeler alınması, ganimetlerin azalmasına neden oldu. Bazı yöneticilerin ve saray kadınlarının israfı da maliyenin durumunu etkilemişti. Sık sık padişah değiştiğinde cülûs bahşişi dağıtmak için hazinede para bulunamadı. XVI. yy.dan itibaren nüfus artmış, iş alanları eskiye oranla azalmıştır. İç isyanlar çıkınca Anadolu&#8217;dan büyük şehirlere göç oldu.Paranın değeri düşmüş, fiyatlar artmış bu durum ülkede kargaşalık yaratmıştır.<br />
<br />
Ayrıca, bozulan kurumlar arsında medreselerin de olmasının etkisi büyüktür. İlmiye teşkilatının bozulması yüzünden, nitelikli din ve devlet adamı yetişmemiştir. Özellikle İstanbul&#8217;da çıkan gereksiz dinî tartışmalar, toplum hayatını olumsuz yönden etkilemiştir.<br />
<br />
Dış sebepler<br />
<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin doğal sınırlara kavuşması<br />
<br />
XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Doğuda Azerbaycan, İran dağları, Hazar Denizi&#8217;ne kadar genişlemiş, güneyde Umman Denizi&#8217;ne kadar uzanmıştı. Kuzey Afrika tamamen alınmıştı. Kuzeyde Karadeniz kıyıları ve Kırım Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlanmıştı. Batıda Adriyatik ve Yunan Denizi&#8217;ne kadar genişlemiş, viyana önlerine kadar gidilmişti. Bu geniş sınırların daha da genişlemesine imkân yoktu. Kaldı ki bu sınırları korunması da zorlaşmıştı. Dış saldırılar nedeniyle birçok cephe de savaşmak zorunda kalan Osmanlı ordusunun gücü bölünmek durumda kalmıştır. Duraklama ile birlikte bazı yenilgiler başladı.<br />
<br />
Avrupa devletlerinin Osmanlara karşı tutumları<br />
<br />
Bu devirde kuvvetli devletler hâline gelen Avrupa ülkeleri, Osmanlılara karşı birleştiler. Osmanlıları Avrupa&#8217;dan atmak için aralarında kutsal ittifak kurdular.<br />
<br />
Osmanlıların Avrupa&#8217;daki ilerlemelere ayak uyduramaması<br />
<br />
Coğrafî keşifler ve Rönesans sonunda Avrupa zenginleşti. Bilim ve teknikte ilerlemeler oldu. Osmanlı Devleti ise bu gelişmelere uzak kaldı.<br />
<br />
<br />
SORU: BUGÜNKÜ DÜNYANIN DURUMUNDA SANAYİ İNKİLABININ NE GİBİ ETKİLERİ OLMUŞTUR?<br />
<br />
SANAYİ İNKÎLABI<br />
<br />
Rönesans&#8217;la birlikte hatta daha önce Avrupa&#8217;da başlayan gelişmeler, XIX.yüzyılla birlikte üretimle üretimde uygulanmaya başladı. Bunun doğal sonucu olarak üretim arttı. Avrupa&#8217;da üretim artması sermayenin askeri alana da kaydırılmasına sebep oldu. Silah endüstrisi de bundan etkilendi. Böylece Avrupa&#8217;nın bütün dünya üzerindeki hakimiyetinin kurulması sağlandı.<br />
<br />
XVIII.yüzyıla kadar, ekonomik yaşam tarım, küçük el sanatları ve ticarete dayanıyordu. Topraklar büyük ölçüde soyluların ve kilisenin hakimiyeti altındaydı. Siyasal güç ise aristokrasinin elindeydi. Önce İngiltere&#8217;de ardı ardına olan devrim, daha sonra ise, kara Avrupa&#8217;sında Fransız İhtilali&#8217;yle gelen liberalizm ve milliyetçilik akımları, ekonomik yapıda değişmeleri başlattı. Buhar gücüyle çalışan makinenin icat edilmesi, makineleşmiş endüstriyi doğurdu ve Avrupa&#8217;da sermayenin birikimine sebep oldu. İngiltere&#8217;de ise sermaye birikimi merkantilizm hareketi ve Cromwell&#8217;in denizcilik kanunları büyük ölçüde sağladı.<br />
<br />
Aslında endüstrileşme iki aşamalı olarak gerçekleşen bir olgudur. Birincisi 1870 yılına kadar olan makine devrimi, ikincisi ise bu tarihten itibaren başlayan teknoloji devrimdir.<br />
<br />
XIV. ve XV.yüzyıllarda Almanya&#8217;da maden yataklarında suyu pompalamak için dev araçların yapıldığı da bilinmektedir<br />
<br />
Tekstil alanında Milano şehrinde bir çok yenilikler yapılmıştı. İtalya&#8217;da. Ham ipeği eğirmek ve dokumak için su ile çalışan bir araç yapmışlardı. Ancak Leornado da Vinci&#8217;nin yaptığı buluşları göz önüne aldığımızda, İtalya&#8217;da sanayi devriminin niçin başladığını İtalyan şehirlerinin ulusal bir pazara sahip olması ile anlayabiliriz. Ayrıca İtalya&#8217;da tarım gerilemiş ve sermaye büyük ölçüde azalmıştı. Öyleyse endüstri devriminin olgunlaşması için gerekli şartlar nelerdir? Üretim yerlerinin limanlara yakın olması, maden, yakıt ve suyun bol olması gerekiyordu. Ayrıca ulaşımda kolay olmalıydı. XVI. yüzyılda İngiltere&#8217;de sanayi bütün Avrupalı devletlerden geri idi. Bir yüzyıl sonra ise, durum tersine dönecekti. 1642 iç savaşı başladığında İngiltere, Avrupa&#8217;nın en sanayileşmiş devleti idi. İngiltere bu konumunu yüzyıllar boyunca yitirmedi. İngiltere&#8217;de bir çok atölyeler çalışıyordu. Ustalar ve işçiler durmadan eritiyorlardı. Fakat bu dönemde sanayi devrimi terimi kullanılmaktadır.<br />
<br />
Sanayi devriminde ustaların emeği yerine, üretim araçlarında nitelik ve nicelik alarak meydana gelen gelişmeler dolayısıyla maliyet yükseldi ve artık işçilerin bunlara tek başına sahip olamayacaklarını anlaşıldı. Buharın kullanımını ister istemez makineleri bir araya getirmeyi zorladı. Yani makineleri fabrikalara topladı. İşte imalathaneden fabrikaya geçiş, sanayileşmenin dönüm noktası oldu. Artık nüfus işçileri toplumdan fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru bir değişim gösterdi.<br />
<br />
Endüstri Devriminin Başlangıcı ve İlk Dönem, 1870 Yılına Kadar<br />
<br />
Endüstri üretimi aile için üretimi büyük ölçüde etkiledi. Makinaları basit el araçlarının yerini aldı. El tezgahları ve eğirme makinaları gibi su veya buhar kol gücünün hayvan enerjisinin yerini aldı. 1789&#8217;daki bu ani değişim birkaç iş kolunu etkiledi. ancak bunlar temel iş kolları idi. Madencilik, mühimmat, tekstil ve meteoroloji gibi.<br />
<br />
Demir cevherine olan ihtiyaç kömür madenciliğini XVIII. yüzyılda büyük bir iş alanına getirildi. Yüzyıllarca bu işletmede mangal kömürü kullanılmıştı. Bu da İngiltere&#8217;de hızla ormanları tüketiyordu. Bu yolda elde edilen demir maliyeti %80&#8217;ini oluşturuyordu. Bu sebeple kömür kullanılmaya başladı. XVIII. yüzyılın başında 200,000 tondan çok kömür kullanıldı. Artık İngiltere&#8217;de kömür ulusal zenginliğin bir simgesi haline geldi . Taş kömürü cam, tuğla, şap, şeker, tuz, üretimini ve deniz suyunun buharlaştırılması gibi sahalarda da kullanılıyordu. Yine endüstrinin ilk dönemlerinde ilk kez maden kömürü ve demiri İngilizler kullandılar. Maden kömürünün fırınlarda kullanılması demir üretimini ve kömüre duyulan ihtiyaç artırdı.<br />
<br />
1784 yılında James Watt, bir fabrikada bütün tezgahların bağladığı buharlı bir makineyi yapmayı başardı. 1807 yılında ilk defa buharlı gemi icat edildi. 1814&#8217;te de ilk buharlı lokomotif yapıldı.Böylece XVIII. yüzyılda başlayan ve XIX.yüzyılda hızlanan sanayi devrimi, bilimle tekniği birleşti. Yeni sosyal ve ekonomik gelişmeleri beraberinde getirdi. İngiltere&#8217;de ilk demir yolu 1830 yılında Manchester ile Liverpool şehirleri arasında açıldı.sanayide lokomotifin bulunması ve demir yolunun yapılması artık Avrupa ülkelerinin her tarafına demir yolları uzandı. Kömür eskiden gidilmeyen yerlere kadar taşındı. Böylece endüstrileşme kıyılardan içlere doğru taşınmış oldu.<br />
<br />
XIX. yüzyılın ortalarına kadar süren bu endüstrileşme gelişmeleri, demir ve kömürün asıl enerji kaynağını ve hammaddesini oluşturduğu makineleşme çagıdır. Bu dönem sanayi devriminin simgeleri fabrika ve tirendir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Endüstri Devriminin İkinci Aşaması<br />
<br />
1870 yılından sonra endüstri devrimi nitelik değiştirdi. Artık bilimsel buluşlar ve bunlar üretime uygulanması ve devletin desteği ve gerektiğinde örgütlediği büyük kuruluşların eline geçti.<br />
<br />
İkinci aşamada temel hammadde ve enerji kaynaklarında değişiklik ortaya çıktı. Kömür ve demirin yanında çelik, elektrik, petrol ve kimyasal maddeler üretim sürecine sokulunca, endüstrileşme bugün çevremizde gördüğümüz şeklini aldı.<br />
<br />
İçten yanmalı motor, telefon, mikrofon, telsiz, lamba, araba lastiği, bisiklet, daktilo ve ucuz gazete kâğıdı gibi yenilikler ikinci dönem ürünleridir. Radyo ve uçak bu dönemde icat edilse de, gelişmeleri 1914&#8217;ten sonra oldu.<br />
<br />
Demir birinci aşamada ne kadar önemli bir yer tutuyordu ise, ikinci aşamada onun yerini çelik alacaktı. Özellikle demir yolu yapımında çeliğin yeri büyüktü. 1880-1890 yılları arasında A.B.D mevcut demir yollarına 115.000 km eklerken, İngiltere 1860-1913 döneminde demiryollarını 2 katına çıkardı. Fransa 4, Almanya ise 6 katına çıkardı. Rusya ise doğuya doğru Pasifik&#8217;e kadar varan ve batıda bütün ülkeyi kaplayan bir demiryolu ağını ülkeye döşedi.<br />
<br />
Demiryolları ülkelerin iç kısımlarını ulaşıma açtı ve demir madeni ve ağır metallerin daha iç bölgelere taşınmasına imkan tanıdı.<br />
<br />
Bu devrimin ilk ve en açık yönü üretimde görüldü. Daha fazla mekanik güç, daha fazla hammadde, daha fazla üretilmiş mal, daha fazla ulaşım sanayi ve ticaret hızını beraberinde, getirdi. Bu ürünleri pazarlayacak kitleler oluştu ve daha büyük firmalar daha ucuz ve daha kaliteli mal üretimi için, ortaya çıktılar. Sömürgecilik artık yeni bir anlam kazandı.<br />
<br />
En azından sanayi kadar bu dönemde ulaşımında önemli olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor.<br />
<br />
Büyük Britanya 1840 yılında posta sistemini kurmuştu. 1875 yılında ise uluslar arası posta teşkilatı kuruldu. 1837&#8217;de bulunan telgraf, hızla batı dünyasına yayıldı. 1860&#8217;ta Atlantik&#8217;i boydan boya aşan ilk telgraf kablosu çekildi. Radyo dalgaları ile telsiz telgraf da, 1895&#8217;te ilk döneminin ardından yayıldı. Haberleşmede görülen bu gelişme, basın yoluyla iç politikayı ve diplomasiyi de etkiledi.<br />
<br />
Deniz ulaşımında meydana gelen gelişmeler de önemliydi. 1870&#8217;de ilk buharlı gemi yapılmıştı. Ama gelişme gösterememesi 1870 yılına kadar okyanusta yelkenlerin hakimiyetini kıramamıştı. İlk buharlı gemilerin çok kömür harcaması gelişmemesinin çok önemli sebebi idi. 1870&#8217;de daha iyi buhar kazanları ve çelikten teknelerin yapılması buharlı gemileri yük taşımada önemli kıldı. Amerika&#8217;nın, Arjantin&#8217;in geniş ve verimli ovalarından daha büyük çoğunlukta tahıl Avrupa&#8217;ya taşındı. 1869 Süveyş Kanalı&#8217;nın açılması ve 1914 Panama Kanalı&#8217;nın açılmasıyla deniz ulaşımı kolaylaştı. Endüstri devrimi 1830&#8217;da Fransa ve Belçika&#8217;da, 1850&#8217;de Almanya ve daha da sonra A.B.D, Rusya ve Japonya&#8217;da gerçekleşti.<br />
<br />
Endüstri Devriminin Sonuçları ve Toplumsal Alanda Meydana Gelen gelişmeler<br />
<br />
Sanayi devrimi batı dünyasının zenginliğinin büyük ölçüde arttırdı. Temizlik, konfor, sağlık önemli gelişmeler sağladı. Gıda maddelerinin çoğalması nüfus artışını da hızlandırdı.<br />
<br />
Sanayi devriminin başlangıç aşamasında fabrika işçilerinin yeni sanayi kentlerinde, kalabalık topluluklar oluşturması ve eski kentlerin hızla gelişmesi, geleneksel kurumların başa çıkamadıkları sorunları ortaya çıkardı. Bu durum Karl Marx tarafından, onca bolluğa rağmen, işçi sınıflarının haklarını alamaması, bir devrimin yapılacağı ana kadar, yoksullaşacakları görüşünü ileri sürmesine sebep oldu. Marx&#8217;ın bu görüşü 1848 yılı için akla yatkındı. Gerçektende gücünü şehirli yoksullardan alan kitlelerin Fransız İhtilali&#8217;nde Bastille hapishanesine saldırmaları ile ihtilal meşalesini tutuşturdukları biliniyordu. Ne var ki, 1848-1849 devrimi başarısızlıkla sunuçlandı.<br />
<br />
Bundan sonra çeşitli toplumsal buluşlar, sanayi toplumundaki erken dönemlerin güçlüklerini, denetlemeyi ve gidermeyi başardı. Kentlerde düzenin sağlanmasında, kent polisinden yararlanma yoluna gidildi. Kanalizasyon şebekelerinin, çöp toplama hizmetlerinin, parkların, hastanelerin, sağlık ve kaza sigortalarının etkileri görüldü. Yeni okulların açılması, işçi sendikalarının kurulması, yoksul ve öksüzler için yurtların yapılması gibi önlemlerin de yararı büyük oldu. Böylece sosyalistlerin savunduğu sosyal devlet anlayışı, bir devrim olmadan gerçekleşti.<br />
<br />
İşçilerin fabrikalara toplanması ve iş sahalarında daha karmaşık işlemler yapması, mesleklerde uzmanlaşmayı getirdiği gibi, nüfusun okuma yazmasını da hızlandırmıştır. Yani kaliteli, bilgili, dünyanın genelini anlayacak global şartlara hazır nüfus olmaya başladı.<br />
<br />
Fakat sanayi devrimi aynı zamanda hammadde ve pazar aramaya sevk ettiği Avrupalı devletleri, gelecekte karşı karşıya getirerek, I. ve II. Dünya Savaşlarının çıkmasına sebep olacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilinmeyen şeylere ve yerlere merak duyulması, en eski çağlardan beri insanlığın tabii bir duygusu idi. İlk çağlarda, dünyanın çok küçük bir bölümü tanınıyordu. Uzak bölgelere gezi yapanları anlatıp yazdıkları daima heycan uyandırmaktaydı. Orta çağda, Avrupa&#8217;dan Uzak doğu&#8217;ya giderek , çin&#8217;de kubilay kağa&#8217;nın yanında kalan Marko polo&#8217;nun verdiği bilgilere çok kimse inanmamıştı. Ibn Batuta, ibn Fablan gibi islam gezginleri de, &#8220;bilinmeyen&#8221; ülkelere geziler yaparak, gördüklerini kaleme almışlardı. Bunların doğruluğu anlaşıldıkça, &#8220;yeni&#8221; ülkelere duyulan merak daha arttı. Keşiflerin birinci sebebi budur.Avrupa&#8217;nın islam ülkelerine karşı giriştiği Haçlı seferleri, görünüşte dini bir nitelik taşıyordu. Hedef, kutsal kudüs şehrini, Müslümanların elinden kurtarmaktı. Fakat, aslında Doğu&#8217;nun zenginlikleri, o çağda yoksul sayılacak Avrupa&#8217;nın gözlerini kamaştırıyordu. İki yüz yıla yakın süren haçlı seferleri, İslam dünyasındaki bolluğu ve refahı, Avrupa&#8217;nın daha yakından tanımasına sağladı. Bu varlıklı hayata duyulan özen, Avrupa&#8217;da yeni gelir kaynaklarının araştırılması çığrını açtı. Bunu yolu ticaretten geçiyordu. Özellikle hindistan&#8217;dan Avrupa arasındaki ticaret yolları, başta Türkler olma üzere, Müslümanların elindeydi. Bu yüzden avrupalı tacirler, her uğrak yerinde yüksek vergiler ödemek zorunda kalıyorlardı. Bu yüzden, birçok malın Avrupa&#8217;ya maliyet çok artıyordu. Şu halde, yeni yollar aranması ve bulunması gerekli hale gelmiştir. İkinci sebep de budur. Hemen tamamıyla Hıristiyan olan Avrupa, kilisesinin ağır baskı altındaydı. Papalığın rızası alınmadıkça, yeni topraklara açılmak zordu. Bu bakımdan, erişilecek yerlerde Hıristiyanlığın yayılması da göz önünde bulunduruluyordu. Bu da, dini bir sebep oluşturuyordu.<br />
<br />
Barutun ve topun kullanılmasıyla ortaya çıkan güçlü krallıklar, ticari alanda birbirleriyle rekabete başlamışlardı. Uzak doğu&#8217;ya yeni yollarla ulaşmak, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin zengin mallarını kendileri taşımak için yeni yollara ihtiyaç duyuyorlardı. Bu ise, ancak yeni keşiflerle sağlanabilirdi.<br />
<br />
Coğrafya keşiflerinin yapılabilmesi için, elverişli bir bilim ortamına da girilmişti. Dünyanın düz değil, yuvarlak olduğu gerçeği Müslümanlardan öğrenilmişti. Dünya yuvarlaksa, doğu&#8217;ya doğru değil, batıya doğru da gidilerek aynı yere (Hindistan&#8217;a) ulaşılabilirdi.<br />
<br />
Bunu yapabilmek için teknik imkanlar da elde edilmişti. Pusula, rüzgar gülü gibi aletler bunlar arasındaydı. Ayrıca, açık denizlerin fırtınalarına dayanıklı büyük ve sağlam gemilerde yapılabiliyordu.<br />
<br />
b) Başlıca Keşifler:<br />
<br />
Daha XV. Yüzyıl ortalarında Portekizliler Afrika&#8217;ya keşif heyetleri gönderiyorlardı. Bu heyetlerden biri, Bartelemo Diyaz yönetiminde, Afrika&#8217;nın güneyinde dolaştı (1487). Buraya &#8220;Ümit Burnu&#8221; adı verilirdi.böylece, Hindistan&#8217;a deniz yolu ile ulaşma imkanı elde ediyorlardı. XV. yüzyılın sonunda Vasko dö Gama, bu yoldan Hindistan&#8217;a vardı (1498). Bundan sonra Portekizliler Hint okyanusu&#8217;na donanama gönderdiler ve Uzak Doğu&#8217;ya kadar olan bölgelerde ticareti elerine geçirerek sömürgeler kurdular.<br />
<br />
Amerika&#8217;nın Keşfi: Kristof Kolomb adında Cenevizli bir gemici, hep batıya gitmek suretiyle doğuya varılabileceğini ileri sürüyordu. Düşüncesini gerçekleştirmek için, denizci devletlere başvurdu. Uzun uğraşmalardan sonra, projesi İspanya kralı tarafından kabul edildi ve desteklendi. İstediği gemileri ve denizcileri alan Kolomb, Atlas Okyanusu&#8217;na açıldı. Zorlu bir yolculuktan sonra, Orta Amerika&#8217;da Bahama&#8217;ya vardı (1492). Ancak, yeni bir kıta keşfettiğini bilmiyor, Hindistan&#8217;a ulaştığını sanıyordu.<br />
<br />
Kısa bir süre sonra Amerigo Vespuçi adlı bir İtalyan denizcisi, Güney Amerika&#8217;da Brezilya Kıyılarına çıktı. Buranın yeni bir kıta olduğunu anladı. Bu sebeple, Amerika&#8217;ya Kristof Kolomb&#8217;un değil, onun adı verildi.<br />
<br />
Balboa ise, bugünkü Panama Kanalı&#8217;nın bulunduğu yerden geçerek ilk defa Büyük Okyanus&#8217;a çıktı (1513).<br />
<br />
Macellen, Hindistan&#8217;a ulaşmak için, Güney Amerika&#8217;yı dolaşarak Büyük Okyanusa geçti. Uzak Doğuya vardı. Ancak buradaki bir çarpışmada öldürüldü. Yanındaki denizciler, yollarına devam ederek İspanya&#8217;ya döndüler. Böylece, dünyanın çevresi ilk defa dolaşılmış oldu (1521).<br />
<br />
c. Keşiflerin Sonuçları<br />
<br />
Siyasi ve Ekonomik Sonuçlar<br />
<br />
Keşfedilen topraklar, keşifleri düzenleyen devletlerin kendi malı oldu. Bunların yeraltı ve yerüstü zenginlikleri adeta yağmalandı. Bütün bu zenginlikler Avrupa&#8217;ya aktı. İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa, Hollanda gibi ülkeler giderek zenginleşti. Daha sonraki yüzyıllarda bunlara Belçika, Almanya, İtalya da katılacaktı. Bu ülkeler, ele geçirdikleri geniş topraklarda çiftlikler, dokuma tesisleri kurdular, maden işlettiler. Yerli halkları silah zoruyla, karın tokluğuna çalıştırdılar. Elde ettiklerini kendi gemileriyle ülkelerine taşıdılar. Kazanç oranları çok arttı. Deniz seferlerini destekleyen kralların maddi varlıkları alabildiğine büyüdü. Krallar, bu zenginliklerini, top gibi ağır ve pahalı savaş araçlarına harcadılar. Bu silahlar karşısında, derebeyleri çaresiz kaldılar ve güçlerini hızla kaybettiler. Buna karşılık, ticaretten zenginleşen yeni bir sınıf (burjuvazi) ortaya çıktı. Burjuvaların kuvvetlenmesi, siyasi dengeleri değiştirdi. Derebeylerini ortadan kaldıran krallara karşı, burjuvalar siyasi haklar kazanma savaşı vermeye başladı. Böylece, Avrupa&#8217;da ihtilaller ve sarsıntılar meydana geldi.<br />
<br />
Sömürgeci devletler, değerlerine karşı ekonomik ve siyasi üstünlük sağladılar. Durumu kötüye giden diğer Avrupa devletleri de, çareyi sömürge aramakta buldular. Bunun sonucu olarak, sömürgecilik eğilimi daha da hızlandı.<br />
<br />
Büyük denizlere açılacak konumda olmayan Osman İmparatorluğu, siyasi üstünlüğünü, daha donanımlı ordu ve donanma hazırlayabilen Avrupa devletleri karşısında yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Akdeniz çevresinde yoğunlaşan ticari faaliyet önemini kaybetti.<br />
<br />
Sosyal Sonuçlar<br />
<br />
Uzak sömürgelerden mal getirilmesi, hemen tamamen deniz yolu ile yapılıyordu. Bu da, Avrupa&#8217;daki liman şehirlerinin önem kazanması sonucunu doğurdu. Şehirleşme genişledi. Şehirlerin nüfusu arttı. XV. Yüzyılda hiçbir İngiliz, İspanyol, Portekizli, Belçikalı ların nüfusu 100 bin i aşmıyordu. (XVI.yüzyılın sonlarında ise Londra 450 bin, Lizbon 200 bin nüfusu aşacaklardır). Dünyanın en büyük dokuz ülkesi arasında hiçbir Hıristiyan Avrupa ülkesi yoktu. Bu dokuz devletten bir Çin, sekizi ise İslam ülkesiydi. Bu tablo, yaklaşık 200-300 yıl içinde tamamen tersine dönecek ve Avrupa ülkeleri doğuya hakim olacaklardır. Şehirleşme yeni sosyal grupların ortaya çıkışını sağladı. Hayat seviyesi yükseldikçe yaşama şeklide değişti.<br />
<br />
Buna karşılık, keşfedilen yeni ülkelerin halkları tam bir soykırımla karşılaştılar. Amerika&#8217;nın yerlileri, eski ve ileri medeniyetler kurmuşlardı. Ancak, bazı alanlarda gelişmiş değillerdi. Tarım yöntemleri, savaş araçları ilkeldi. At&#8217;ı tanımıyorlardı. Avrupa&#8217;nın zırhlı süvarilerini alt tarafı at, üst kısmı insan olan tek bir yaratık sanmışlardı. İspanyollar ve Portekizliler, bunları kitle halinde öldürdüler. Kalanları köle yaptılar. Ancak, nüfusun az olması sebebiyle, Afrika&#8217;dan zenci köleler getirtmek zorunda kalmışlardır. Böylece, Amerika&#8217;da bir &#8220;kamçılı medeniyet&#8221; kuruldu. Köle ticareti zamanla çok kârlı hale geldi. Sömürgeci devletler arasında, köle ticareti yüzünden savaşlar bile çıktı. Amerika&#8217;nın çeşitli yerlerinde zenci nüfus çoğaldı. Avrupa&#8217;dan Amerika&#8217;ya göç eden beyazlarla zenciler arasındaki sürtüşme XX.yüzyıla kadar sürdü.<br />
<br />
Kültürel Sonuçlar<br />
<br />
Kıtalararası ticaret ve taşımacılık sayesinde Avrupa&#8217;da zenginleşenler, yeni bir hayat tarzı benimsediler. Bunlar, kültür ve sanat hareketlerine ilgi gösterip desteklediler. Büyük servetlerin bir kısmı bu alanlara harcanınca, eser verenlerin sayısı ve gayreti arttı. Böylece, Rönesanssın, İtalya dışındaki Avrupa devletlerinde yayılışı hızlandı.<br />
<br />
Buna karşılık, keşfedilen yerlerdeki eski kültürler büyük ölçüde mahvoldu. Binlerce yıllık geçmişe sahip İnka, Aztek, Maya medeniyetlerine ait eserler yerle bir edildi. Kendine özgü kültürleri bulunan insanlar ortadan kaldırıldığı veya köle durumuna getirildiği için, medeniyetleri yavaş yavaş silinip unutuldu.<br />
<br />
Keşiflerin sağladığı zenginlik, bilim ve sanat alanındaki gelişmelerin maddi kaynağı oldu. Bu ilerlemeler, zamanla daha da hızlandı. Osmanlı İmparatorluğu bu alandaki ilerlemeye ayak uyduramadı. Sonraki yüzyıllarda Osmanlılar&#8217;ın, askeri ve siyasi alandaki gerileyişinde keşiflerin dolaylı etkisi oldu.<br />
<br />
Coğrafi Keşiflerin Osmanlı&#8217;ya Etkileri<br />
<br />
Avrupa&#8217;nın Atlas Okyanusu&#8217;na kıyısı olan ülkelerinin denizcilikleri XV.yüzyılda Hint ticaretinde söz sahibi olmak, Akdeniz ve Asya&#8217;daki diğer ticari aracıları ortadan kaldırmak için yeni yollar aradılar. Sonuçta Portekiz ve İspanyol denizcileri Afrika&#8217;yı dolaşarak Hindistan&#8217;a varmayı değer taraftan da Amerika&#8217;yı bulmayı başardılar. Özellikle İspanyollar, Peru ve Meksika&#8217;nın altın ve gümüş kaynaklarına hakim olup, bu zenginlikleri Avrupa&#8217;ya taşıdılar. XVI.yüzyılda İngiltere İmparatorluğu İspanya üzerindeki siyasi kontrolü sayesinde Amerika&#8217;dan taşınan kıymetli madenlerle ekonomik yönden oldukça güçlendi.<br />
<br />
Osmanlıların elinde tuttuğu Baharat ve İpek yolu eski önemini kaybetti. Yeni keşfedilen yerlerden getirilen yeni tür bitkiler (tütün, pamuk &#8230;) Avrupa&#8217;daki tarım kesimine yeni üretim kaynakları sağladı. İspanya&#8217;dan başlayıp Akdeniz çevresinde görülmekte gecikmeyen enflasyon Osmanlı ülkesine de olumsuz biçimde sıçradı. Bütün bunlar Osmanlı devletindeki ticari üstünlüğün Avrupa karşısında kaybedilmesine neden olacaktır.<br />
<br />
<br />
SORU: OSMANLI DEVLETİNDE DURAKLAMA DÖNEMİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?<br />
<br />
OSMANLI DEVLETİNDE DURAKLAMANIN SEBEPLERİ<br />
<br />
Osmanlı Devleti, kurulundan XVI.yüzyılın sonlarına kadar sürekli bir ilerleme ve gelişme içinde olmuştur. Üç kıtaya yayılan ülke, en geniş sınırlarına ulaşmıştır ancak, ülke XVI.yy sonlarından itibaren duraklama sürecine girdi. Duraklama, XVII.yy boyunca devam etti. Bu dönemde de bazı başarılar kazanılmışsa da kalıcı olmamıştır.<br />
<br />
Osmanlı devletinin duraklama dönemine girmesinin bir takım sebepleri vardır.<br />
<br />
İç Sebepler<br />
<br />
Yönetimdeki Bozukluklar<br />
<br />
XVII.yüzyıldan itibaren başa geçen padişahların bir kısmı çocuk denecek yaştaydı. Devlet işlerini sadrazama ve valide sultanlara bıraktılar. Bu yüzden sık sık padişah değişti. I.Ahmet zamanında veraset sisteminde değişiklik oldu. Padişahın oğlunun başa geçmesi yerine, Osmanoğulları ailesinin en yaşlı ve en akıllısının padişah olması kabul edildi.<br />
<br />
Şehzadeler, sancaklara gönderilmeyip, sarayda tutuldular. Bunun sonucu olarak, şehzadeler yönetim konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadılar. Zaman zaman saray kadınlarının ve entrikacı devlet adamlarının etkisinde kalmışlardır.<br />
<br />
Duraklama döneminde iş başına getirilen sadrazam, vezirler ve diğer yöneticilerin de büyük bir kısmı yetenekli şahsiyetler değildi. Padişaha ve saray kadınlarına yarananlar ön plana çıktılar. Azınlıklardan olup da devlet içine sızan kimseler de bazı zararlı işlerde bulunmuşlardır. Rüşvet ve iltimas başladı. Halkın devlete olan güveni azaldı. Devlet otoritesi sarsıldı ve çeşitli iç isyanlar çıktı.<br />
<br />
Ordu ve Donanmanın Bozulması<br />
<br />
Ordu bir taraftan savaşırken diğer taraftan iç isyanları bastırmak için uğraşıyordu. III.Murat&#8217;tan itibaren Yeniçeri Ocağı&#8217;nın devşirme kanunu bozuldu. Askerlikle ilgisi olmayanlar, iltimasla ocağa alındılar. Yenilgiyle sonuçlanan bir çok savaşta, yeniçeriler eskisi kadar başarılı olamadılar. Tımar sistemi bozulunca, tımarlı sipahiler de bozuldu. Ordu ayaklanmalara karıştı. Bazen padişahı bile tahttan indirdikleri görülmüştür. Bazı devlet adamlarının kışkırtmaları da bu durumlara sebep olmuştur. Donanma eski önemini ve gücünü kaybetmiştir.<br />
<br />
Ekonomik ve Sosyal Durumun Bozulması<br />
<br />
Duraklama devrinde girişilen savaşların uzun sürmesi ve iyi neticeler alınması, ganimetlerin azalmasına neden oldu. Bazı yöneticilerin ve saray kadınlarının israfı da maliyenin durumunu etkilemişti. Sık sık padişah değiştiğinde cülûs bahşişi dağıtmak için hazinede para bulunamadı. XVI. yy.dan itibaren nüfus artmış, iş alanları eskiye oranla azalmıştır. İç isyanlar çıkınca Anadolu&#8217;dan büyük şehirlere göç oldu.Paranın değeri düşmüş, fiyatlar artmış bu durum ülkede kargaşalık yaratmıştır.<br />
<br />
Ayrıca, bozulan kurumlar arsında medreselerin de olmasının etkisi büyüktür. İlmiye teşkilatının bozulması yüzünden, nitelikli din ve devlet adamı yetişmemiştir. Özellikle İstanbul&#8217;da çıkan gereksiz dinî tartışmalar, toplum hayatını olumsuz yönden etkilemiştir.<br />
<br />
Dış sebepler<br />
<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin doğal sınırlara kavuşması<br />
<br />
XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştı. Doğuda Azerbaycan, İran dağları, Hazar Denizi&#8217;ne kadar genişlemiş, güneyde Umman Denizi&#8217;ne kadar uzanmıştı. Kuzey Afrika tamamen alınmıştı. Kuzeyde Karadeniz kıyıları ve Kırım Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlanmıştı. Batıda Adriyatik ve Yunan Denizi&#8217;ne kadar genişlemiş, viyana önlerine kadar gidilmişti. Bu geniş sınırların daha da genişlemesine imkân yoktu. Kaldı ki bu sınırları korunması da zorlaşmıştı. Dış saldırılar nedeniyle birçok cephe de savaşmak zorunda kalan Osmanlı ordusunun gücü bölünmek durumda kalmıştır. Duraklama ile birlikte bazı yenilgiler başladı.<br />
<br />
Avrupa devletlerinin Osmanlara karşı tutumları<br />
<br />
Bu devirde kuvvetli devletler hâline gelen Avrupa ülkeleri, Osmanlılara karşı birleştiler. Osmanlıları Avrupa&#8217;dan atmak için aralarında kutsal ittifak kurdular.<br />
<br />
Osmanlıların Avrupa&#8217;daki ilerlemelere ayak uyduramaması<br />
<br />
Coğrafî keşifler ve Rönesans sonunda Avrupa zenginleşti. Bilim ve teknikte ilerlemeler oldu. Osmanlı Devleti ise bu gelişmelere uzak kaldı.<br />
<br />
<br />
SORU: BUGÜNKÜ DÜNYANIN DURUMUNDA SANAYİ İNKİLABININ NE GİBİ ETKİLERİ OLMUŞTUR?<br />
<br />
SANAYİ İNKÎLABI<br />
<br />
Rönesans&#8217;la birlikte hatta daha önce Avrupa&#8217;da başlayan gelişmeler, XIX.yüzyılla birlikte üretimle üretimde uygulanmaya başladı. Bunun doğal sonucu olarak üretim arttı. Avrupa&#8217;da üretim artması sermayenin askeri alana da kaydırılmasına sebep oldu. Silah endüstrisi de bundan etkilendi. Böylece Avrupa&#8217;nın bütün dünya üzerindeki hakimiyetinin kurulması sağlandı.<br />
<br />
XVIII.yüzyıla kadar, ekonomik yaşam tarım, küçük el sanatları ve ticarete dayanıyordu. Topraklar büyük ölçüde soyluların ve kilisenin hakimiyeti altındaydı. Siyasal güç ise aristokrasinin elindeydi. Önce İngiltere&#8217;de ardı ardına olan devrim, daha sonra ise, kara Avrupa&#8217;sında Fransız İhtilali&#8217;yle gelen liberalizm ve milliyetçilik akımları, ekonomik yapıda değişmeleri başlattı. Buhar gücüyle çalışan makinenin icat edilmesi, makineleşmiş endüstriyi doğurdu ve Avrupa&#8217;da sermayenin birikimine sebep oldu. İngiltere&#8217;de ise sermaye birikimi merkantilizm hareketi ve Cromwell&#8217;in denizcilik kanunları büyük ölçüde sağladı.<br />
<br />
Aslında endüstrileşme iki aşamalı olarak gerçekleşen bir olgudur. Birincisi 1870 yılına kadar olan makine devrimi, ikincisi ise bu tarihten itibaren başlayan teknoloji devrimdir.<br />
<br />
XIV. ve XV.yüzyıllarda Almanya&#8217;da maden yataklarında suyu pompalamak için dev araçların yapıldığı da bilinmektedir<br />
<br />
Tekstil alanında Milano şehrinde bir çok yenilikler yapılmıştı. İtalya&#8217;da. Ham ipeği eğirmek ve dokumak için su ile çalışan bir araç yapmışlardı. Ancak Leornado da Vinci&#8217;nin yaptığı buluşları göz önüne aldığımızda, İtalya&#8217;da sanayi devriminin niçin başladığını İtalyan şehirlerinin ulusal bir pazara sahip olması ile anlayabiliriz. Ayrıca İtalya&#8217;da tarım gerilemiş ve sermaye büyük ölçüde azalmıştı. Öyleyse endüstri devriminin olgunlaşması için gerekli şartlar nelerdir? Üretim yerlerinin limanlara yakın olması, maden, yakıt ve suyun bol olması gerekiyordu. Ayrıca ulaşımda kolay olmalıydı. XVI. yüzyılda İngiltere&#8217;de sanayi bütün Avrupalı devletlerden geri idi. Bir yüzyıl sonra ise, durum tersine dönecekti. 1642 iç savaşı başladığında İngiltere, Avrupa&#8217;nın en sanayileşmiş devleti idi. İngiltere bu konumunu yüzyıllar boyunca yitirmedi. İngiltere&#8217;de bir çok atölyeler çalışıyordu. Ustalar ve işçiler durmadan eritiyorlardı. Fakat bu dönemde sanayi devrimi terimi kullanılmaktadır.<br />
<br />
Sanayi devriminde ustaların emeği yerine, üretim araçlarında nitelik ve nicelik alarak meydana gelen gelişmeler dolayısıyla maliyet yükseldi ve artık işçilerin bunlara tek başına sahip olamayacaklarını anlaşıldı. Buharın kullanımını ister istemez makineleri bir araya getirmeyi zorladı. Yani makineleri fabrikalara topladı. İşte imalathaneden fabrikaya geçiş, sanayileşmenin dönüm noktası oldu. Artık nüfus işçileri toplumdan fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru bir değişim gösterdi.<br />
<br />
Endüstri Devriminin Başlangıcı ve İlk Dönem, 1870 Yılına Kadar<br />
<br />
Endüstri üretimi aile için üretimi büyük ölçüde etkiledi. Makinaları basit el araçlarının yerini aldı. El tezgahları ve eğirme makinaları gibi su veya buhar kol gücünün hayvan enerjisinin yerini aldı. 1789&#8217;daki bu ani değişim birkaç iş kolunu etkiledi. ancak bunlar temel iş kolları idi. Madencilik, mühimmat, tekstil ve meteoroloji gibi.<br />
<br />
Demir cevherine olan ihtiyaç kömür madenciliğini XVIII. yüzyılda büyük bir iş alanına getirildi. Yüzyıllarca bu işletmede mangal kömürü kullanılmıştı. Bu da İngiltere&#8217;de hızla ormanları tüketiyordu. Bu yolda elde edilen demir maliyeti %80&#8217;ini oluşturuyordu. Bu sebeple kömür kullanılmaya başladı. XVIII. yüzyılın başında 200,000 tondan çok kömür kullanıldı. Artık İngiltere&#8217;de kömür ulusal zenginliğin bir simgesi haline geldi . Taş kömürü cam, tuğla, şap, şeker, tuz, üretimini ve deniz suyunun buharlaştırılması gibi sahalarda da kullanılıyordu. Yine endüstrinin ilk dönemlerinde ilk kez maden kömürü ve demiri İngilizler kullandılar. Maden kömürünün fırınlarda kullanılması demir üretimini ve kömüre duyulan ihtiyaç artırdı.<br />
<br />
1784 yılında James Watt, bir fabrikada bütün tezgahların bağladığı buharlı bir makineyi yapmayı başardı. 1807 yılında ilk defa buharlı gemi icat edildi. 1814&#8217;te de ilk buharlı lokomotif yapıldı.Böylece XVIII. yüzyılda başlayan ve XIX.yüzyılda hızlanan sanayi devrimi, bilimle tekniği birleşti. Yeni sosyal ve ekonomik gelişmeleri beraberinde getirdi. İngiltere&#8217;de ilk demir yolu 1830 yılında Manchester ile Liverpool şehirleri arasında açıldı.sanayide lokomotifin bulunması ve demir yolunun yapılması artık Avrupa ülkelerinin her tarafına demir yolları uzandı. Kömür eskiden gidilmeyen yerlere kadar taşındı. Böylece endüstrileşme kıyılardan içlere doğru taşınmış oldu.<br />
<br />
XIX. yüzyılın ortalarına kadar süren bu endüstrileşme gelişmeleri, demir ve kömürün asıl enerji kaynağını ve hammaddesini oluşturduğu makineleşme çagıdır. Bu dönem sanayi devriminin simgeleri fabrika ve tirendir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Endüstri Devriminin İkinci Aşaması<br />
<br />
1870 yılından sonra endüstri devrimi nitelik değiştirdi. Artık bilimsel buluşlar ve bunlar üretime uygulanması ve devletin desteği ve gerektiğinde örgütlediği büyük kuruluşların eline geçti.<br />
<br />
İkinci aşamada temel hammadde ve enerji kaynaklarında değişiklik ortaya çıktı. Kömür ve demirin yanında çelik, elektrik, petrol ve kimyasal maddeler üretim sürecine sokulunca, endüstrileşme bugün çevremizde gördüğümüz şeklini aldı.<br />
<br />
İçten yanmalı motor, telefon, mikrofon, telsiz, lamba, araba lastiği, bisiklet, daktilo ve ucuz gazete kâğıdı gibi yenilikler ikinci dönem ürünleridir. Radyo ve uçak bu dönemde icat edilse de, gelişmeleri 1914&#8217;ten sonra oldu.<br />
<br />
Demir birinci aşamada ne kadar önemli bir yer tutuyordu ise, ikinci aşamada onun yerini çelik alacaktı. Özellikle demir yolu yapımında çeliğin yeri büyüktü. 1880-1890 yılları arasında A.B.D mevcut demir yollarına 115.000 km eklerken, İngiltere 1860-1913 döneminde demiryollarını 2 katına çıkardı. Fransa 4, Almanya ise 6 katına çıkardı. Rusya ise doğuya doğru Pasifik&#8217;e kadar varan ve batıda bütün ülkeyi kaplayan bir demiryolu ağını ülkeye döşedi.<br />
<br />
Demiryolları ülkelerin iç kısımlarını ulaşıma açtı ve demir madeni ve ağır metallerin daha iç bölgelere taşınmasına imkan tanıdı.<br />
<br />
Bu devrimin ilk ve en açık yönü üretimde görüldü. Daha fazla mekanik güç, daha fazla hammadde, daha fazla üretilmiş mal, daha fazla ulaşım sanayi ve ticaret hızını beraberinde, getirdi. Bu ürünleri pazarlayacak kitleler oluştu ve daha büyük firmalar daha ucuz ve daha kaliteli mal üretimi için, ortaya çıktılar. Sömürgecilik artık yeni bir anlam kazandı.<br />
<br />
En azından sanayi kadar bu dönemde ulaşımında önemli olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor.<br />
<br />
Büyük Britanya 1840 yılında posta sistemini kurmuştu. 1875 yılında ise uluslar arası posta teşkilatı kuruldu. 1837&#8217;de bulunan telgraf, hızla batı dünyasına yayıldı. 1860&#8217;ta Atlantik&#8217;i boydan boya aşan ilk telgraf kablosu çekildi. Radyo dalgaları ile telsiz telgraf da, 1895&#8217;te ilk döneminin ardından yayıldı. Haberleşmede görülen bu gelişme, basın yoluyla iç politikayı ve diplomasiyi de etkiledi.<br />
<br />
Deniz ulaşımında meydana gelen gelişmeler de önemliydi. 1870&#8217;de ilk buharlı gemi yapılmıştı. Ama gelişme gösterememesi 1870 yılına kadar okyanusta yelkenlerin hakimiyetini kıramamıştı. İlk buharlı gemilerin çok kömür harcaması gelişmemesinin çok önemli sebebi idi. 1870&#8217;de daha iyi buhar kazanları ve çelikten teknelerin yapılması buharlı gemileri yük taşımada önemli kıldı. Amerika&#8217;nın, Arjantin&#8217;in geniş ve verimli ovalarından daha büyük çoğunlukta tahıl Avrupa&#8217;ya taşındı. 1869 Süveyş Kanalı&#8217;nın açılması ve 1914 Panama Kanalı&#8217;nın açılmasıyla deniz ulaşımı kolaylaştı. Endüstri devrimi 1830&#8217;da Fransa ve Belçika&#8217;da, 1850&#8217;de Almanya ve daha da sonra A.B.D, Rusya ve Japonya&#8217;da gerçekleşti.<br />
<br />
Endüstri Devriminin Sonuçları ve Toplumsal Alanda Meydana Gelen gelişmeler<br />
<br />
Sanayi devrimi batı dünyasının zenginliğinin büyük ölçüde arttırdı. Temizlik, konfor, sağlık önemli gelişmeler sağladı. Gıda maddelerinin çoğalması nüfus artışını da hızlandırdı.<br />
<br />
Sanayi devriminin başlangıç aşamasında fabrika işçilerinin yeni sanayi kentlerinde, kalabalık topluluklar oluşturması ve eski kentlerin hızla gelişmesi, geleneksel kurumların başa çıkamadıkları sorunları ortaya çıkardı. Bu durum Karl Marx tarafından, onca bolluğa rağmen, işçi sınıflarının haklarını alamaması, bir devrimin yapılacağı ana kadar, yoksullaşacakları görüşünü ileri sürmesine sebep oldu. Marx&#8217;ın bu görüşü 1848 yılı için akla yatkındı. Gerçektende gücünü şehirli yoksullardan alan kitlelerin Fransız İhtilali&#8217;nde Bastille hapishanesine saldırmaları ile ihtilal meşalesini tutuşturdukları biliniyordu. Ne var ki, 1848-1849 devrimi başarısızlıkla sunuçlandı.<br />
<br />
Bundan sonra çeşitli toplumsal buluşlar, sanayi toplumundaki erken dönemlerin güçlüklerini, denetlemeyi ve gidermeyi başardı. Kentlerde düzenin sağlanmasında, kent polisinden yararlanma yoluna gidildi. Kanalizasyon şebekelerinin, çöp toplama hizmetlerinin, parkların, hastanelerin, sağlık ve kaza sigortalarının etkileri görüldü. Yeni okulların açılması, işçi sendikalarının kurulması, yoksul ve öksüzler için yurtların yapılması gibi önlemlerin de yararı büyük oldu. Böylece sosyalistlerin savunduğu sosyal devlet anlayışı, bir devrim olmadan gerçekleşti.<br />
<br />
İşçilerin fabrikalara toplanması ve iş sahalarında daha karmaşık işlemler yapması, mesleklerde uzmanlaşmayı getirdiği gibi, nüfusun okuma yazmasını da hızlandırmıştır. Yani kaliteli, bilgili, dünyanın genelini anlayacak global şartlara hazır nüfus olmaya başladı.<br />
<br />
Fakat sanayi devrimi aynı zamanda hammadde ve pazar aramaya sevk ettiği Avrupalı devletleri, gelecekte karşı karşıya getirerek, I. ve II. Dünya Savaşlarının çıkmasına sebep olacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Marmara Bölgesi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Marmara-B%C3%B6lgesi-1299</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:40:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Marmara-B%C3%B6lgesi-1299</guid>
			<description><![CDATA[MARMARA BÖLGESİ MARMARA BÖLGESİNİN YER ŞEKİLLERİ l &#8211; BÖLGENİN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ Bölge, adını aldığı Marmara denizinin çevresinde yer alır. Trakya kesimi ile Anadoludaki topraklarını, Marmara denizi ile, boğazlar ayırır. Marmara Bölgesi,Türkiyenin % 8 kadarını kaplar. Güneydoğu Anadoludan sonra, Türkiyenin 2. küçük bölgesidir. Marmara Bölgesinin, yer şekilleri bakımından başlıca özelliği sade bir yapıya sahip olmasıdır. Bölgede dağlık alanlar fazla yer kaplamaz. Var olan dağlar da devamlı sıralar halinde değildir. Çatalca-Kocaeli Platosu, Adapazarı, Bursa ve Balıkesir ovaları bölgenin başlıca düzlükleridir. Marmara&#8217;nın doğusunda ve güneyindeki tektonik çukurlarda ovalar, göller ve deniz parçaları yer alır. Bölgedeki çöküntü alanlarının en derin yerlerinde bölgenin başlıca gölleri olan Sapanca İznik, Ulubat ve Kuş gölü oluşmuştur. Sapanca ve İznik gölleri, Marmaradan kopmuş birer körfez parçasıdır. Kuzey Anadolu Kırık Hattı, bölgenin ortasından geçer. Bölgedeki akarsuların çoğu Marmaraya dökülür. Bunların başlıcaları Simav, Gönen ve Biga çayı dır. Meriçin bir kolu olan Ergene, kendi adını alan havzanın sularını toplar, Sakarya&#8217;nın aşağı çığırı da bölge sınırları içinde kalır. Bir iç deniz olan Marmara, bölgenin ortasında yer alır. Fazla derin olmayan deniz de, kıta sahanlığı geniş yer tutar ve kıta sahanlığı güney kesiminde daha da genişler. Ancak, Marmarada, küçük bir denizde rastlanmayacak ölçüde derin çukurluklar da vardır. Eski birer akarsu vadisi olan boğazlar derin ve geniş oldukları için, en büyük gemilerin bile rahatlıkla geçebilmelerine imkân vermektedir. Bu nedenle, boğazlar, tarih boyunca önemli bir: stratejik konuma sahip olmuştur. Boğazlarda alt ve üst olmak üzere 2 akıntı sistemi vardır. Boğazlardaki akıntılar sayesinde Marmara denizi, balıkçılık bakımından oldukça verimli bir alan olmuştur. Yaz başlarında Karadenize, son baharda Akdenize göç eden balıklar, bu dönemlerde boğazları canlı bir balık avlama alanı haline getirir. Marmara Bölgesi, iklim ve bitki örtüsü bakımından tam bir geçiş alanıdır. Şöyle ki, Akdeniz, Karadeniz ve karasal iklim etkilerinin üçüne de bölgenin çeşitli yerlerinde rastlanır. Yağışın mevsimlere dağılışı bakımından Akdeniz yağış rejiminin hafiflemiş biçimi dikkati çeker, kıyılarda belli bir yüksekliğe kadar doğal bitki örtüsü makidir. Daha yükseklerde ormanlar yer alır. Marmara Bölgesinde, hava akımlarını engelleyecek ve yönlendirecek yüksek dağ sıraları yoktur. Bu nedenle özellikle, Balkanlardan gelen soğuk ve sıcak hava akımları bölgeyi etkisi altına alır. Marmara Bölgesi, küçük olmasına rağmen, Türkiye nüfusunun yaklaşık dörtte biri burada yaşar. Bu nedenle nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının çok üzerindedir. Bölge, bütün bölgelerden nüfus çekmektedir. Bölge nüfusunun hızla artmasında baş etken, aldığı göçlerdir Türkiyede kentleşme oranı en yüksek bölgedir. Türkiyedeki kentli nüfusun 3te biri bu bölgededir. Halkın yaklaşık % 80i kentlerde yaşar. İstanbul, bölge nüfusunun yarısından çoğunu barındırır. Türkiyenin 5. büyük kenti Bursa, bölgenin önemli kentlerindendir. Marmara Bölgesi, her yönüyle Türkiyenin en gelişmiş bölgesidir. &#8226; Yer şekillerinin elverişli olması. &#8226; Boğazların varlığı ve &#8226; Özel konumu nedeniyle, üstün ulaşım olanaklarına sahiptir Bu durumunun sağladığı avantajla güçlü bir ekonomik yapıya kavuşmuştur. Bölge ekonomisinin temelini sanayi ve ticaret oluşturur. Türkiye sanayi üretiminin yansından çoğunu burası gerçekleştirir. Türkiyede ekili-dikili alanların, oranca en fazla olduğu Marmara Bölgesinde, tarım yaygın olarak ve modern yöntemlerle yapılır. Tarımsal üretim, yüksek düzeydedir. Buna rağmen, diğer bölgelerden önemli ölçüde tarım ürünü alır. Bunun nedeni, bölgenin kalabalık bir nüfusa sahip olmasıdır. Bölgedeki hayvan varlığı, daha çok et dışı hayvansal ürün elde etmeye yöneliktir. Et ihtiyacı, daha çok diğer bölgelerden getirtilen hayvanlardan giderilir. Bölgenin yeraltı zenginlikleri içinde volfram, krom, manganez, mermer ve doğal gaz başta gelir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MARMARA BÖLGESİ MARMARA BÖLGESİNİN YER ŞEKİLLERİ l &#8211; BÖLGENİN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ Bölge, adını aldığı Marmara denizinin çevresinde yer alır. Trakya kesimi ile Anadoludaki topraklarını, Marmara denizi ile, boğazlar ayırır. Marmara Bölgesi,Türkiyenin % 8 kadarını kaplar. Güneydoğu Anadoludan sonra, Türkiyenin 2. küçük bölgesidir. Marmara Bölgesinin, yer şekilleri bakımından başlıca özelliği sade bir yapıya sahip olmasıdır. Bölgede dağlık alanlar fazla yer kaplamaz. Var olan dağlar da devamlı sıralar halinde değildir. Çatalca-Kocaeli Platosu, Adapazarı, Bursa ve Balıkesir ovaları bölgenin başlıca düzlükleridir. Marmara&#8217;nın doğusunda ve güneyindeki tektonik çukurlarda ovalar, göller ve deniz parçaları yer alır. Bölgedeki çöküntü alanlarının en derin yerlerinde bölgenin başlıca gölleri olan Sapanca İznik, Ulubat ve Kuş gölü oluşmuştur. Sapanca ve İznik gölleri, Marmaradan kopmuş birer körfez parçasıdır. Kuzey Anadolu Kırık Hattı, bölgenin ortasından geçer. Bölgedeki akarsuların çoğu Marmaraya dökülür. Bunların başlıcaları Simav, Gönen ve Biga çayı dır. Meriçin bir kolu olan Ergene, kendi adını alan havzanın sularını toplar, Sakarya&#8217;nın aşağı çığırı da bölge sınırları içinde kalır. Bir iç deniz olan Marmara, bölgenin ortasında yer alır. Fazla derin olmayan deniz de, kıta sahanlığı geniş yer tutar ve kıta sahanlığı güney kesiminde daha da genişler. Ancak, Marmarada, küçük bir denizde rastlanmayacak ölçüde derin çukurluklar da vardır. Eski birer akarsu vadisi olan boğazlar derin ve geniş oldukları için, en büyük gemilerin bile rahatlıkla geçebilmelerine imkân vermektedir. Bu nedenle, boğazlar, tarih boyunca önemli bir: stratejik konuma sahip olmuştur. Boğazlarda alt ve üst olmak üzere 2 akıntı sistemi vardır. Boğazlardaki akıntılar sayesinde Marmara denizi, balıkçılık bakımından oldukça verimli bir alan olmuştur. Yaz başlarında Karadenize, son baharda Akdenize göç eden balıklar, bu dönemlerde boğazları canlı bir balık avlama alanı haline getirir. Marmara Bölgesi, iklim ve bitki örtüsü bakımından tam bir geçiş alanıdır. Şöyle ki, Akdeniz, Karadeniz ve karasal iklim etkilerinin üçüne de bölgenin çeşitli yerlerinde rastlanır. Yağışın mevsimlere dağılışı bakımından Akdeniz yağış rejiminin hafiflemiş biçimi dikkati çeker, kıyılarda belli bir yüksekliğe kadar doğal bitki örtüsü makidir. Daha yükseklerde ormanlar yer alır. Marmara Bölgesinde, hava akımlarını engelleyecek ve yönlendirecek yüksek dağ sıraları yoktur. Bu nedenle özellikle, Balkanlardan gelen soğuk ve sıcak hava akımları bölgeyi etkisi altına alır. Marmara Bölgesi, küçük olmasına rağmen, Türkiye nüfusunun yaklaşık dörtte biri burada yaşar. Bu nedenle nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının çok üzerindedir. Bölge, bütün bölgelerden nüfus çekmektedir. Bölge nüfusunun hızla artmasında baş etken, aldığı göçlerdir Türkiyede kentleşme oranı en yüksek bölgedir. Türkiyedeki kentli nüfusun 3te biri bu bölgededir. Halkın yaklaşık % 80i kentlerde yaşar. İstanbul, bölge nüfusunun yarısından çoğunu barındırır. Türkiyenin 5. büyük kenti Bursa, bölgenin önemli kentlerindendir. Marmara Bölgesi, her yönüyle Türkiyenin en gelişmiş bölgesidir. &#8226; Yer şekillerinin elverişli olması. &#8226; Boğazların varlığı ve &#8226; Özel konumu nedeniyle, üstün ulaşım olanaklarına sahiptir Bu durumunun sağladığı avantajla güçlü bir ekonomik yapıya kavuşmuştur. Bölge ekonomisinin temelini sanayi ve ticaret oluşturur. Türkiye sanayi üretiminin yansından çoğunu burası gerçekleştirir. Türkiyede ekili-dikili alanların, oranca en fazla olduğu Marmara Bölgesinde, tarım yaygın olarak ve modern yöntemlerle yapılır. Tarımsal üretim, yüksek düzeydedir. Buna rağmen, diğer bölgelerden önemli ölçüde tarım ürünü alır. Bunun nedeni, bölgenin kalabalık bir nüfusa sahip olmasıdır. Bölgedeki hayvan varlığı, daha çok et dışı hayvansal ürün elde etmeye yöneliktir. Et ihtiyacı, daha çok diğer bölgelerden getirtilen hayvanlardan giderilir. Bölgenin yeraltı zenginlikleri içinde volfram, krom, manganez, mermer ve doğal gaz başta gelir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Erozyon]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Erozyon-1298</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:39:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Erozyon-1298</guid>
			<description><![CDATA[EROZYON; Toprağın yağmur suları ile veya rüzgarlarla aşınması ve taşınmasıdır. Daha açık ifade ile yağmur tanelerinin çıplak toprağa çarptığında kopardığı parçacıkları beraberinde aşağılara taşıması veya şiddetli esen rüzgarlarla çıplak arazilerdeki ince toprak tanelerinin sürüklenmesi olayıdır. Erozyon, toprak-su-bitki arasındaki doğal dengenin bozulması sonucu ortaya çıkar. Yurdumuzun üzerinde bulunduğu coğrafi enlemlerdeki iklim özellikleri, topoğrafyası, jeolojik ve toprak yapısı içerisinde insanlarımızın doğal dengeye yaptığı olumsuz etkiler; yanlış arazi kullanımı, aşırı otlatma, ormanlarımızın tahrip edilmesi gibi olaylar erozyonu hızlandırmaktadır.<br />
EROZYON DÜŞMAN İŞGALİ OLMADAN ÜLKENİN YOK OLMASIDIR...<br />
<br />
Ormanı ve merası tahrip edilmiş sahalarda erozyon; toprakların kanseri, doğal afetlerin kaynağıdır.<br />
Otomobili, kömürü, çimentoyu v.s. ithal edebilirsiniz ama toprağı ithal edemezsiniz.<br />
Erozyon, insanlar için biraz daha az ekmek, biraz daha çok gözyaşıdır.<br />
Bir keçi günde kendi ağırlığınca yaprak ve tohum yemekle ormanlarımızın en büyük zararlısıdır.<br />
E R O Z Y O N VE Y U R D U M U Z<br />
<br />
Yurdumuzun %45.9'u 1000-2000 m. yükseklikte kısaca dağlık, %62.5'u, %15 meyilden daha meyilli, engebeli bir yapıya sahip olması, çok değişik iklim farklılkları göstermesi, (yıllık yağış ortalaması Rize'de 2269,6 mm. Kars-Aralık ilçesinde 231,1 mm. Konya-Karapınar ilçesinde 278,0 mm) kolay ayrışabilen ana kayası ile dünyanın erozyona karşı en hassas bölgeleri içerisinde yer almaktadır. Nitekim, bugüne kadar süregelen yanlış arazi kullanımı, aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatması ve ormanların insafsızca tahrip edilmesi sonucu binlerce yıldır çeşitli uygarlıkları barındırmış olan Anadolu'muzun %72'leri aşan kısmı erozyon etkisi altındadır. Bunun neticesinde yurdumuzun en verimli topraklarından denizlere, göl ve barajlarımıza yılda 450-500 milyon ton toprak taşınmaktadır. Bir başka ifade ile iki yılda 1 mm. toprak aşınıp taşınmaktadır. 1 cm. toprak tabiat olayları-iklim va ana kaya oluşumuna göre yaklaşık 1000 yılda meydana gelmektedir. Birim alandan taşınan toprak miktarımız ise Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat, Kuzey Amerika'dan 6 kat fazladır. Kızılırmağ'ın bir yılda Karadeniz'e ve barajlarımıza taşıdığı toprak miktarı 65 milyon ton, Fırat nehrinin taşıdığı toprak miktarı ise 108 milyon ton'dur.<br />
" EROZYON DEMEK<br />
TOPRAKLARIMIZIN KAYBI DEMEKTİR,<br />
ÇORAKLAŞMA DEMEKTİR, AÇLIK<br />
DEMEKTİR "<br />
<br />
E R O Z Y O N - O R M A N L A R I M I Z<br />
<br />
Erozyonun düşmanı ormandır, bitki örtüsüdür. Yurdumuzun M.Ö. % 72'si ormanlar ile kaplı iken bügün ancak % 26'sını teşkil etmekte ve % 35'lere varan step sahalarımız ile erozyonu davet etmekteyiz. 20,2 milyon ha. orman alanımızın çeşitli nedenlerle tahrip edilmiş11,3 milyon hektarlık kısmının, özellikle 3 milyon hektar tamamen çıplaklaşmış sahasında şiddetli erozyon hüküm sürmektedir. Ayrıca orman veya mera olması gereken V-VI-VII sınıf arazilerden 7,0 milyon hektar sah ada hiçbir erozyon önlemi almadan tarım yapılmaktadır. Tarım sahalarımızda ise tekniğe uygun olmayan toprak işleme-nadas sistemi uygulanmaktadır. Neticede; bir Marmaris bir Trabzon, bir Zonguldak-Bartın gibi adını burada sayabildiğimiz büyük ve küçük sel fela ketleri, can-mal kayıpları olmuştur. Bunların parasal değeri ise ölçülemeyecek derecede yüksek, gözyaşları dindirilmeyecek kadar acıdır.<br />
<br />
NELER YAPILABÎLÎR ?<br />
________________________________________<br />
Dünyanin insanlara degil, insanlarin dünyaya ait oldugunun bilincine varilmasi en etkili çözüm yolu olarak görünmektedir.<br />
Bu konuda alinmasi gereken önlemler ve etkili eylemler.bir çok yayin organlarinda en ince ayrintilarina kadar yazilip çizilmis ve açiklanmistir. biz burada, bunlarin hepsini özet olarak aksettiren ve bütün insanliga verilmis degerli bir ders niteligini tasiyan kizilderili hikayesini hatirlatmak ve bundan bazi sonuçlar çikarmakla yetinecegiz.<br />
Yil 1865, bir Kizilderili kabilesi havasi ve suyu cok temiz, yesil bitki örtüsünün güzelligi dillere destan bir doga parcasinda, hayvancilik yaparak mutlu bir yasam sürmektedir. beyaz insan bu topraklari satin alip burada tarim isletmesi yerine, endüstri isletmeleri kurmak istemektedir. Bu amaçla fikirlerini Kizilderili kabile reisine açiklarlar ve bu yerleri satmalarini önerirler.<br />
Kizilderili kabile reisi biraz düsünür ve bir karara varir; bu öneriyi kabilesi için asagilayici buldugunu ve böyle bir oneriyi yadirgadigini ifade ederek : "Gök nasil alinip satilabilir ? Yahut dünyanin nefesi ? Bu düsünüs sekli bize yabanci. Eger biz havanin temizligine , tazeligine ve piril piril akan sulara sahip olmazsak halimiz nice olur? Onu siz bizden nasil satin alirsiniz ? Otlaksiz ve çayirsiz bir yerde hayvanlarimiz nasil yasar ? Hayvanlara ne olursa, insanlara da ayni sey olur. Hersey birbirine baglidir. Dünyaya neler zarar verirse dünyanin ogullarina da da ayni zarari verir. insan hayatin dokusunu yaratmadi, o bu dokunun sadece bir lifidir. Sizler bu dokuya ne yaparsaniz, o da size ayni seyi yapar. Biz dünyanin bir parcasiyiz ve oda bizim bir kismimiz. Kizilderili insanlar için hava çok degerli. Çünkü bütün insan, hayvan ve agaçlar ayni solugu paylasiyor. Hayvansiz bir insan nedir ? Eger hayvanlarin hepsi yokolsa, insan fikir yalnizliginaa düser. Bizim çocuklarimiza ögrettigimiz su seyleri sizde çocuklariniza ögretin : Dünya bizim anamizdir; insan dünyaya tükürürse, bizzat kendisine tükürmüs olur. Çünkü biz sunu biliyoruz : dünya insanlara degil, insanlar dünyaya aittir." Ve Kizilderili kabile baskani inancini özür dileyerek su cümle ile belirtir : " KUSURA BAKMAYIN, BEN NÎHAYET BÎR VAHSÎYÎM, BASKA TÜRLÜSÜNE AKLIM ERMEZ".<br />
Tüm insanliga 125 yil öncesinden seslenen ve bizlerle alay edercesine kendini "vahsi" olarak niteleyen Kabile Baskaninin bütün çirpinmalarina karsi o yer alinmis, üzerine bacalari zehir kusan fabrikalar kurulmustur. Sonuç ne olmustur ? Bunun yanitini, asagida sadece 2 örnek halinde sunulan bazi sayisal degerler vermektedir.<br />
A.B.D. de " Temiz Hava Yasasi" nin yürürluge girmesinden yirmi yil sonra bile, 76 milyon Amerikan vatandasi, temiz hava sinir degerlerinin asildigi bölgelerde oturmaktadir.<br />
Amerikada her yil 7 milyar ton toprak yok olmaktadir. Bu örneklerdeki gibi binlerce doga tahribine ait dramatik süreçler ve gerçek dogasever Kizilderili Kabile Reisinin bize verdigi dersler gözönünde bulundurulursa, bunlardan yararlanarak, dogayi koruma konusunda bazi ilkeler ortaya konabilir. Bunlardan bazilari asagida verilmistir.<br />
Dünyanin insanlara degil, insanlarin dünyaya ait oldugunu hiç bir zaman unutmamaliyiz.<br />
Kendisi de bir dogal varlik olan insan, dogaya karsi gelmemelidir.<br />
Dogaya dogal süreçlere iliskin bilgilerimizi sürekli arttirmaliyiz. Çünkü dogaya iliskin bilgilerin kazanilmasi, canlilarin yasayabilmesi için gerekli yardimla esdegerdir.<br />
Dogayi koruma hususunda bireye düsen görevler, bu hususta en yüksek derecede organize olmus özel ve kamu kuruluslarina düsen görev kadar önemlidir. Çünkü hiç kimse çok az sey yapabilecegi i&amp;ccediil;in hiç bir sey yapmamayi yegleyen birisi kadar büyük bir hata isleyemez.<br />
Dogal kaynaklarin ve çevrenin korunmasi, bunlardan en yüksek düzeyde yararlanma amacindan çok, gerçek insanligimizin ortaya konmasi bakimindan önemlidir.<br />
Erozyonun Zararlarini Görebiliyor muyuz?<br />
Erozyonun yarattigi en buyuk zarar yeniden olusmasi binlerce yil gereken topragimizin suruklenip gitmesidir. Erozyonla kaybedilen 1 cm kalinligindaki toprak tabakasinin yeniden kazanilmasi icin en iyi sartlarda 200-300 yil gerekmektedir.<br />
Hepimizin bildigi gibi hayvanciligimizin ana kaynagi meralardir. Turkiyede'ki meralar ise erozyon canavari sayesinde yok olmak yolundadir. Bugun ulkemizin 21.7 milyon hektar mera alaninin %90 i islaha muhtactir. Ulkemizin , hayvansal gidalar itibariyle , artik kendi kendine yetememekte et ihtiyacimizin cogunu disaridan almaktayiz.<br />
Tarim alanlarimiz ise tumuyle can cekismekte. Topragin verim dusuklugu ve nufus artisi sebebiyle surekli gerilemektedir. Nufus artisina karsin tarim nufusu sabit degildir. Hayvanciligia ve tarima dayali ekonomimiz artik bitmistir. her yil bugday ithali surekli artis gostermektedir. 1996 yili icerisinde 2 milyon tonun uzerinde bugday ithal edecegiz. Artik ciftcinin egitiminde onemi anlasilmistir ve yem bitkilerinin kulturu, cayir, mera ve saglikli sut konularinda bilgi vermektedirler.<br />
Hayatta kalabilmek icin tum canlilarin ihtiyaci olan suda barajlarimizin erozyon sonucu topragin kaymasiyla dolmakta yakin bir gelecekte yagmur ver kar sularini toplayamaz duruma gelecegiz. Simdiden barajlarimizin omru azalmis milli ekonomimizi tehdit eden bir konuma gelmistir.<br />
yesil ortu ve topragin gitmesiyle jeolojik denge ve iklimin bozulmasiy dogal varliklarimizi koruyamamiz yine erozyonun dehset verici sonuclarindandir.<br />
Son yillarda devam eden Istanbul, Senirkent, Istanbul, Bartin, Rize, Izmir, Isparta ardi arkasi kesilmeyen sel felaketleri ardindan aglayan evsiz barksiz kalan insanlarimizin acisi dinmeden tekrarlari baslamistir. En acisida bu felaketlerin nedenini dahi anlayamadan olup giden cocuklar, bu felaketlerin nedenini anlasakta duyarsiz kalan toplumumuz fertleri...<br />
TEMA Vakfi tum yetkilileri duyarli olan tum kurum ve kuruluslari bir cati altinda toplamak istiyor. Can ve mal kaybina karsi elele verelim. Vatanimiz uzerindeki sehit kanlari ile sulanan topraklarimiza bizlerin bir su bile veremeyecegimiz gunleri gormeyelim. Mutlu bir gelecek icin gelecek nesillere gosterebilecegiz anilarimizi yansitan topraklar icin Turkiye'nin col olmasina izin vermeyelim.<br />
EROZYONUN ZARARLARI DEHSET VERÎCÎDÎR.<br />
&#8226; Erozyonun verdigi en buyuk zarar yeniden olusmasi icin binlerce yil gecen ortu topragimizin elden cikmasidir.<br />
&#8226; Her yil 4-5 trilyon destek vererek topraga attigimiz suni gubreden daha fazla dogal besin maddesi erozyonla kaybolan topraklar icinde elimizden cikmaktadir.<br />
&#8226; Topraklari erozyonla verimsizlestiren, giderek yok olan tarim arazileri, hizla artan nufusu besleyemez olmus ve kirdan kente goc hizlanmistir. Gocler suphesiz ekonomide cok agir yukler ve sikintilar yaratmaktadir.<br />
&#8226; Kaybettigimiz topraklarimizin barajlarimizi doldurmasi ve omurlerini kisaltmasinin milli ekonomimizde yarattigi zararlarin boyutlari cok buyuktur.<br />
&#8226; 2000'li yillarda suyun petrol kadar, belki daha onemli bir "**" olacagi kesinlesmistir. Bitki ortusu ve toprak olmadan kar ve yagmur sularimizin bosa akip gitmesi onlenerek rezervlere indirilmesi, depolanmasi ve su kaynaklarinin duzenli ve surekli beslenmesi mumkun degiidir.<br />
&#8226; Bitki ortusunun kalkmasi erozyona baslica sebep teskil ederken toprak kaymalari, taskinlar, sel ve cig felaketlerine ve korkunc zararlara yol acmaktadir.<br />
&#8226; Topragin kaybi ile daha yerine koyamadigimiz Orman varligimizin milli ekonomideki yerini degerlendirmek icin bir agacin omru boyunca urettigi fonksiyonel degerleri toplaminin odun degerinin 2000 kati oldugunu dikkate almak yeter.<br />
Erozyon'la Bir Yilda Neler Kaybettik<br />
T.E.M.A. Vakfi olarak kurulusumuzdan bugune dek, imkanlarimizin elverdigi olcude yurt duzeyinde teskilatlanmaya gayret ettik. Su anda 2400 kayitli uyemiz var. Bu rakami en kisa zamanda onbinlere, yuzbinlere tasimaya kararliyiz.<br />
Ama yinede bu sure icerisinde durmayan bir felaket var. Ornegin 1 yil icinde yine 500 milyon ton bereketli topragimiz barajlara gollere dolup denizlere akip gitti.<br />
Ulkemiz Cumhuriyetin ilanindan bu yana Misak-i Milli hudutlarindan birsey kaybetmedi ama 70 yil icinde uguruna kanimizi canimizi verdigimiz toplam 35 milyar ton bereketli vatan topragimizi kaybettik.<br />
Yine, bu yil tarimda yanlis uygulamalar, kullanmalar deveam etti. Yine anizlar yakildi. Yine egrilere dik surumlerle erozyon pekisti, yine Ziraat Bankasi bunu yapanlara kredi verdi.<br />
Yine bu yil icinde meralarimiz asiri otlatma yuzunden fakirlesmeye devam etti. Yine bu sene erozyonla mucadele ve agaclandirma icin son derece yetersiz bir odenek ayrildi. Ama biliyormusunuz ki, verilen bilgilere gore sizin benim vergilerimle devlet fidanliklarinda yetistirilmis ve odenek verilmedigi icin dikim yasi gecmis 130 milyon fidan suruldu imha edildi.<br />
Barajlara bu yil yine 100 milyon ton sediment coktu. Toprak siniflandirmasi bugun icin gundemde degil. Topragi nasil kullanacagiz? Hangi sinifa ne gibi bir hizmet isteyecegiz, daha bunu bilmiyoruz.<br />
Yalniz ormanlarin ozellestirilmesi gundeme geldi. Bu bize gore talihsiz bir olaydir. Cunku ormanlar ulkelere, devletlere, insanlara ait degildir. Ormanlar tum canlilarin yasamini saglayan degerli organizmalardir. Bir de ulkemizin hayati bir dogal degeri olan biolojik cesitlilik gundeme gelememistir.<br />
Bugun basta Istanbul'da yasanan su sikintisi buyuk felaketlerin habercisidir. Diyorlar ki; melen irmaginin suyu ile Istanbul'un 2040 yilina kadar su ihtiyaci karsilanabilirmis. Acaba Melen'de 2010 yilinda su kalacakmi ? Ama bugun tarihi bentleri ornek gosterecek olursak, Istanbul'un hemen kenarindaki bentler hala hizmete devam ediyor. Neden ? Cevresi ormanlarla bitki ortusu ile kapli.<br />
Bu arada bir gelisme daha oldu. Sayin devlet buyuklerimiz eskiden , bu vatanin aziz topraklarinin bir karisini vermeyiz diye konusurlardi. Ama bu sene bir cakil tasini vermeyiz diyorlar. Cakiltaslarini isteyen yok, bizden toprak isteniyor oda zaten erozyonla gidiyor.<br />
Biz TEMA Vakfi olarak bu topraklari korumak icin cogu yerde sadece koruma altina almanin yeterli olacagini anlatmaya calisiyoruz.<br />
Devletimiz, Vakfimiz T.E.M.A ' nin kurulusundan bu yana dikkat cekmek istedigimiz tehlikeyi cok iyi bilmektedir. Ornegin orman bakanliginin bir brosurunde "TURKIYE'DE EROZYON PROBLEMI MILLETCE VAR OLMAK YADA YOK DAVASIDIR" deniyor ve soyle devam ediyor.<br />
"Eger ormanlari tahrip edilmis, halen erozyonun devam ettigi daglik bolgelerde yeniden orman yetistirmezsek, eger halen tarim yapilan mutlak mera sahasinda tarima son verip buralarda yeniden mera tesis etmez ve otlatmayi duzenlemezsek, eger tarim arazilerinde topragi koruyucu tedbirleri milletce almazsak, gelecek nesillere barinilmaz, bir yurt birakacagiz demektir. Turkiye'nin tabiatini koruyalim, en buyuk tehlike olan erozyona karsi milletce elele savasalim. Bu cennet vatanin hayat fiskiran toraklarinin sellerle asinip, tasinmasina, gollere, denizlere gitmesine seyirci kalmayalim."<br />
Bu cumlelerin altindaki imza Turkiye Cumhuriyeti Devletine aittir.<br />
Kurulus gayemiz olan, Toprak erozyonuna karsi mucadeleyi biz T.E.M.A Vakfi olarak ikinci bir istiklal savasi olarak goruyor ve bir devlet politikasi ile tum vatandaslarimiz ile bu davanin ustesinden gelinebilecegine inaniyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[EROZYON; Toprağın yağmur suları ile veya rüzgarlarla aşınması ve taşınmasıdır. Daha açık ifade ile yağmur tanelerinin çıplak toprağa çarptığında kopardığı parçacıkları beraberinde aşağılara taşıması veya şiddetli esen rüzgarlarla çıplak arazilerdeki ince toprak tanelerinin sürüklenmesi olayıdır. Erozyon, toprak-su-bitki arasındaki doğal dengenin bozulması sonucu ortaya çıkar. Yurdumuzun üzerinde bulunduğu coğrafi enlemlerdeki iklim özellikleri, topoğrafyası, jeolojik ve toprak yapısı içerisinde insanlarımızın doğal dengeye yaptığı olumsuz etkiler; yanlış arazi kullanımı, aşırı otlatma, ormanlarımızın tahrip edilmesi gibi olaylar erozyonu hızlandırmaktadır.<br />
EROZYON DÜŞMAN İŞGALİ OLMADAN ÜLKENİN YOK OLMASIDIR...<br />
<br />
Ormanı ve merası tahrip edilmiş sahalarda erozyon; toprakların kanseri, doğal afetlerin kaynağıdır.<br />
Otomobili, kömürü, çimentoyu v.s. ithal edebilirsiniz ama toprağı ithal edemezsiniz.<br />
Erozyon, insanlar için biraz daha az ekmek, biraz daha çok gözyaşıdır.<br />
Bir keçi günde kendi ağırlığınca yaprak ve tohum yemekle ormanlarımızın en büyük zararlısıdır.<br />
E R O Z Y O N VE Y U R D U M U Z<br />
<br />
Yurdumuzun %45.9'u 1000-2000 m. yükseklikte kısaca dağlık, %62.5'u, %15 meyilden daha meyilli, engebeli bir yapıya sahip olması, çok değişik iklim farklılkları göstermesi, (yıllık yağış ortalaması Rize'de 2269,6 mm. Kars-Aralık ilçesinde 231,1 mm. Konya-Karapınar ilçesinde 278,0 mm) kolay ayrışabilen ana kayası ile dünyanın erozyona karşı en hassas bölgeleri içerisinde yer almaktadır. Nitekim, bugüne kadar süregelen yanlış arazi kullanımı, aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatması ve ormanların insafsızca tahrip edilmesi sonucu binlerce yıldır çeşitli uygarlıkları barındırmış olan Anadolu'muzun %72'leri aşan kısmı erozyon etkisi altındadır. Bunun neticesinde yurdumuzun en verimli topraklarından denizlere, göl ve barajlarımıza yılda 450-500 milyon ton toprak taşınmaktadır. Bir başka ifade ile iki yılda 1 mm. toprak aşınıp taşınmaktadır. 1 cm. toprak tabiat olayları-iklim va ana kaya oluşumuna göre yaklaşık 1000 yılda meydana gelmektedir. Birim alandan taşınan toprak miktarımız ise Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat, Kuzey Amerika'dan 6 kat fazladır. Kızılırmağ'ın bir yılda Karadeniz'e ve barajlarımıza taşıdığı toprak miktarı 65 milyon ton, Fırat nehrinin taşıdığı toprak miktarı ise 108 milyon ton'dur.<br />
" EROZYON DEMEK<br />
TOPRAKLARIMIZIN KAYBI DEMEKTİR,<br />
ÇORAKLAŞMA DEMEKTİR, AÇLIK<br />
DEMEKTİR "<br />
<br />
E R O Z Y O N - O R M A N L A R I M I Z<br />
<br />
Erozyonun düşmanı ormandır, bitki örtüsüdür. Yurdumuzun M.Ö. % 72'si ormanlar ile kaplı iken bügün ancak % 26'sını teşkil etmekte ve % 35'lere varan step sahalarımız ile erozyonu davet etmekteyiz. 20,2 milyon ha. orman alanımızın çeşitli nedenlerle tahrip edilmiş11,3 milyon hektarlık kısmının, özellikle 3 milyon hektar tamamen çıplaklaşmış sahasında şiddetli erozyon hüküm sürmektedir. Ayrıca orman veya mera olması gereken V-VI-VII sınıf arazilerden 7,0 milyon hektar sah ada hiçbir erozyon önlemi almadan tarım yapılmaktadır. Tarım sahalarımızda ise tekniğe uygun olmayan toprak işleme-nadas sistemi uygulanmaktadır. Neticede; bir Marmaris bir Trabzon, bir Zonguldak-Bartın gibi adını burada sayabildiğimiz büyük ve küçük sel fela ketleri, can-mal kayıpları olmuştur. Bunların parasal değeri ise ölçülemeyecek derecede yüksek, gözyaşları dindirilmeyecek kadar acıdır.<br />
<br />
NELER YAPILABÎLÎR ?<br />
________________________________________<br />
Dünyanin insanlara degil, insanlarin dünyaya ait oldugunun bilincine varilmasi en etkili çözüm yolu olarak görünmektedir.<br />
Bu konuda alinmasi gereken önlemler ve etkili eylemler.bir çok yayin organlarinda en ince ayrintilarina kadar yazilip çizilmis ve açiklanmistir. biz burada, bunlarin hepsini özet olarak aksettiren ve bütün insanliga verilmis degerli bir ders niteligini tasiyan kizilderili hikayesini hatirlatmak ve bundan bazi sonuçlar çikarmakla yetinecegiz.<br />
Yil 1865, bir Kizilderili kabilesi havasi ve suyu cok temiz, yesil bitki örtüsünün güzelligi dillere destan bir doga parcasinda, hayvancilik yaparak mutlu bir yasam sürmektedir. beyaz insan bu topraklari satin alip burada tarim isletmesi yerine, endüstri isletmeleri kurmak istemektedir. Bu amaçla fikirlerini Kizilderili kabile reisine açiklarlar ve bu yerleri satmalarini önerirler.<br />
Kizilderili kabile reisi biraz düsünür ve bir karara varir; bu öneriyi kabilesi için asagilayici buldugunu ve böyle bir oneriyi yadirgadigini ifade ederek : "Gök nasil alinip satilabilir ? Yahut dünyanin nefesi ? Bu düsünüs sekli bize yabanci. Eger biz havanin temizligine , tazeligine ve piril piril akan sulara sahip olmazsak halimiz nice olur? Onu siz bizden nasil satin alirsiniz ? Otlaksiz ve çayirsiz bir yerde hayvanlarimiz nasil yasar ? Hayvanlara ne olursa, insanlara da ayni sey olur. Hersey birbirine baglidir. Dünyaya neler zarar verirse dünyanin ogullarina da da ayni zarari verir. insan hayatin dokusunu yaratmadi, o bu dokunun sadece bir lifidir. Sizler bu dokuya ne yaparsaniz, o da size ayni seyi yapar. Biz dünyanin bir parcasiyiz ve oda bizim bir kismimiz. Kizilderili insanlar için hava çok degerli. Çünkü bütün insan, hayvan ve agaçlar ayni solugu paylasiyor. Hayvansiz bir insan nedir ? Eger hayvanlarin hepsi yokolsa, insan fikir yalnizliginaa düser. Bizim çocuklarimiza ögrettigimiz su seyleri sizde çocuklariniza ögretin : Dünya bizim anamizdir; insan dünyaya tükürürse, bizzat kendisine tükürmüs olur. Çünkü biz sunu biliyoruz : dünya insanlara degil, insanlar dünyaya aittir." Ve Kizilderili kabile baskani inancini özür dileyerek su cümle ile belirtir : " KUSURA BAKMAYIN, BEN NÎHAYET BÎR VAHSÎYÎM, BASKA TÜRLÜSÜNE AKLIM ERMEZ".<br />
Tüm insanliga 125 yil öncesinden seslenen ve bizlerle alay edercesine kendini "vahsi" olarak niteleyen Kabile Baskaninin bütün çirpinmalarina karsi o yer alinmis, üzerine bacalari zehir kusan fabrikalar kurulmustur. Sonuç ne olmustur ? Bunun yanitini, asagida sadece 2 örnek halinde sunulan bazi sayisal degerler vermektedir.<br />
A.B.D. de " Temiz Hava Yasasi" nin yürürluge girmesinden yirmi yil sonra bile, 76 milyon Amerikan vatandasi, temiz hava sinir degerlerinin asildigi bölgelerde oturmaktadir.<br />
Amerikada her yil 7 milyar ton toprak yok olmaktadir. Bu örneklerdeki gibi binlerce doga tahribine ait dramatik süreçler ve gerçek dogasever Kizilderili Kabile Reisinin bize verdigi dersler gözönünde bulundurulursa, bunlardan yararlanarak, dogayi koruma konusunda bazi ilkeler ortaya konabilir. Bunlardan bazilari asagida verilmistir.<br />
Dünyanin insanlara degil, insanlarin dünyaya ait oldugunu hiç bir zaman unutmamaliyiz.<br />
Kendisi de bir dogal varlik olan insan, dogaya karsi gelmemelidir.<br />
Dogaya dogal süreçlere iliskin bilgilerimizi sürekli arttirmaliyiz. Çünkü dogaya iliskin bilgilerin kazanilmasi, canlilarin yasayabilmesi için gerekli yardimla esdegerdir.<br />
Dogayi koruma hususunda bireye düsen görevler, bu hususta en yüksek derecede organize olmus özel ve kamu kuruluslarina düsen görev kadar önemlidir. Çünkü hiç kimse çok az sey yapabilecegi i&amp;ccediil;in hiç bir sey yapmamayi yegleyen birisi kadar büyük bir hata isleyemez.<br />
Dogal kaynaklarin ve çevrenin korunmasi, bunlardan en yüksek düzeyde yararlanma amacindan çok, gerçek insanligimizin ortaya konmasi bakimindan önemlidir.<br />
Erozyonun Zararlarini Görebiliyor muyuz?<br />
Erozyonun yarattigi en buyuk zarar yeniden olusmasi binlerce yil gereken topragimizin suruklenip gitmesidir. Erozyonla kaybedilen 1 cm kalinligindaki toprak tabakasinin yeniden kazanilmasi icin en iyi sartlarda 200-300 yil gerekmektedir.<br />
Hepimizin bildigi gibi hayvanciligimizin ana kaynagi meralardir. Turkiyede'ki meralar ise erozyon canavari sayesinde yok olmak yolundadir. Bugun ulkemizin 21.7 milyon hektar mera alaninin %90 i islaha muhtactir. Ulkemizin , hayvansal gidalar itibariyle , artik kendi kendine yetememekte et ihtiyacimizin cogunu disaridan almaktayiz.<br />
Tarim alanlarimiz ise tumuyle can cekismekte. Topragin verim dusuklugu ve nufus artisi sebebiyle surekli gerilemektedir. Nufus artisina karsin tarim nufusu sabit degildir. Hayvanciligia ve tarima dayali ekonomimiz artik bitmistir. her yil bugday ithali surekli artis gostermektedir. 1996 yili icerisinde 2 milyon tonun uzerinde bugday ithal edecegiz. Artik ciftcinin egitiminde onemi anlasilmistir ve yem bitkilerinin kulturu, cayir, mera ve saglikli sut konularinda bilgi vermektedirler.<br />
Hayatta kalabilmek icin tum canlilarin ihtiyaci olan suda barajlarimizin erozyon sonucu topragin kaymasiyla dolmakta yakin bir gelecekte yagmur ver kar sularini toplayamaz duruma gelecegiz. Simdiden barajlarimizin omru azalmis milli ekonomimizi tehdit eden bir konuma gelmistir.<br />
yesil ortu ve topragin gitmesiyle jeolojik denge ve iklimin bozulmasiy dogal varliklarimizi koruyamamiz yine erozyonun dehset verici sonuclarindandir.<br />
Son yillarda devam eden Istanbul, Senirkent, Istanbul, Bartin, Rize, Izmir, Isparta ardi arkasi kesilmeyen sel felaketleri ardindan aglayan evsiz barksiz kalan insanlarimizin acisi dinmeden tekrarlari baslamistir. En acisida bu felaketlerin nedenini dahi anlayamadan olup giden cocuklar, bu felaketlerin nedenini anlasakta duyarsiz kalan toplumumuz fertleri...<br />
TEMA Vakfi tum yetkilileri duyarli olan tum kurum ve kuruluslari bir cati altinda toplamak istiyor. Can ve mal kaybina karsi elele verelim. Vatanimiz uzerindeki sehit kanlari ile sulanan topraklarimiza bizlerin bir su bile veremeyecegimiz gunleri gormeyelim. Mutlu bir gelecek icin gelecek nesillere gosterebilecegiz anilarimizi yansitan topraklar icin Turkiye'nin col olmasina izin vermeyelim.<br />
EROZYONUN ZARARLARI DEHSET VERÎCÎDÎR.<br />
&#8226; Erozyonun verdigi en buyuk zarar yeniden olusmasi icin binlerce yil gecen ortu topragimizin elden cikmasidir.<br />
&#8226; Her yil 4-5 trilyon destek vererek topraga attigimiz suni gubreden daha fazla dogal besin maddesi erozyonla kaybolan topraklar icinde elimizden cikmaktadir.<br />
&#8226; Topraklari erozyonla verimsizlestiren, giderek yok olan tarim arazileri, hizla artan nufusu besleyemez olmus ve kirdan kente goc hizlanmistir. Gocler suphesiz ekonomide cok agir yukler ve sikintilar yaratmaktadir.<br />
&#8226; Kaybettigimiz topraklarimizin barajlarimizi doldurmasi ve omurlerini kisaltmasinin milli ekonomimizde yarattigi zararlarin boyutlari cok buyuktur.<br />
&#8226; 2000'li yillarda suyun petrol kadar, belki daha onemli bir "**" olacagi kesinlesmistir. Bitki ortusu ve toprak olmadan kar ve yagmur sularimizin bosa akip gitmesi onlenerek rezervlere indirilmesi, depolanmasi ve su kaynaklarinin duzenli ve surekli beslenmesi mumkun degiidir.<br />
&#8226; Bitki ortusunun kalkmasi erozyona baslica sebep teskil ederken toprak kaymalari, taskinlar, sel ve cig felaketlerine ve korkunc zararlara yol acmaktadir.<br />
&#8226; Topragin kaybi ile daha yerine koyamadigimiz Orman varligimizin milli ekonomideki yerini degerlendirmek icin bir agacin omru boyunca urettigi fonksiyonel degerleri toplaminin odun degerinin 2000 kati oldugunu dikkate almak yeter.<br />
Erozyon'la Bir Yilda Neler Kaybettik<br />
T.E.M.A. Vakfi olarak kurulusumuzdan bugune dek, imkanlarimizin elverdigi olcude yurt duzeyinde teskilatlanmaya gayret ettik. Su anda 2400 kayitli uyemiz var. Bu rakami en kisa zamanda onbinlere, yuzbinlere tasimaya kararliyiz.<br />
Ama yinede bu sure icerisinde durmayan bir felaket var. Ornegin 1 yil icinde yine 500 milyon ton bereketli topragimiz barajlara gollere dolup denizlere akip gitti.<br />
Ulkemiz Cumhuriyetin ilanindan bu yana Misak-i Milli hudutlarindan birsey kaybetmedi ama 70 yil icinde uguruna kanimizi canimizi verdigimiz toplam 35 milyar ton bereketli vatan topragimizi kaybettik.<br />
Yine, bu yil tarimda yanlis uygulamalar, kullanmalar deveam etti. Yine anizlar yakildi. Yine egrilere dik surumlerle erozyon pekisti, yine Ziraat Bankasi bunu yapanlara kredi verdi.<br />
Yine bu yil icinde meralarimiz asiri otlatma yuzunden fakirlesmeye devam etti. Yine bu sene erozyonla mucadele ve agaclandirma icin son derece yetersiz bir odenek ayrildi. Ama biliyormusunuz ki, verilen bilgilere gore sizin benim vergilerimle devlet fidanliklarinda yetistirilmis ve odenek verilmedigi icin dikim yasi gecmis 130 milyon fidan suruldu imha edildi.<br />
Barajlara bu yil yine 100 milyon ton sediment coktu. Toprak siniflandirmasi bugun icin gundemde degil. Topragi nasil kullanacagiz? Hangi sinifa ne gibi bir hizmet isteyecegiz, daha bunu bilmiyoruz.<br />
Yalniz ormanlarin ozellestirilmesi gundeme geldi. Bu bize gore talihsiz bir olaydir. Cunku ormanlar ulkelere, devletlere, insanlara ait degildir. Ormanlar tum canlilarin yasamini saglayan degerli organizmalardir. Bir de ulkemizin hayati bir dogal degeri olan biolojik cesitlilik gundeme gelememistir.<br />
Bugun basta Istanbul'da yasanan su sikintisi buyuk felaketlerin habercisidir. Diyorlar ki; melen irmaginin suyu ile Istanbul'un 2040 yilina kadar su ihtiyaci karsilanabilirmis. Acaba Melen'de 2010 yilinda su kalacakmi ? Ama bugun tarihi bentleri ornek gosterecek olursak, Istanbul'un hemen kenarindaki bentler hala hizmete devam ediyor. Neden ? Cevresi ormanlarla bitki ortusu ile kapli.<br />
Bu arada bir gelisme daha oldu. Sayin devlet buyuklerimiz eskiden , bu vatanin aziz topraklarinin bir karisini vermeyiz diye konusurlardi. Ama bu sene bir cakil tasini vermeyiz diyorlar. Cakiltaslarini isteyen yok, bizden toprak isteniyor oda zaten erozyonla gidiyor.<br />
Biz TEMA Vakfi olarak bu topraklari korumak icin cogu yerde sadece koruma altina almanin yeterli olacagini anlatmaya calisiyoruz.<br />
Devletimiz, Vakfimiz T.E.M.A ' nin kurulusundan bu yana dikkat cekmek istedigimiz tehlikeyi cok iyi bilmektedir. Ornegin orman bakanliginin bir brosurunde "TURKIYE'DE EROZYON PROBLEMI MILLETCE VAR OLMAK YADA YOK DAVASIDIR" deniyor ve soyle devam ediyor.<br />
"Eger ormanlari tahrip edilmis, halen erozyonun devam ettigi daglik bolgelerde yeniden orman yetistirmezsek, eger halen tarim yapilan mutlak mera sahasinda tarima son verip buralarda yeniden mera tesis etmez ve otlatmayi duzenlemezsek, eger tarim arazilerinde topragi koruyucu tedbirleri milletce almazsak, gelecek nesillere barinilmaz, bir yurt birakacagiz demektir. Turkiye'nin tabiatini koruyalim, en buyuk tehlike olan erozyona karsi milletce elele savasalim. Bu cennet vatanin hayat fiskiran toraklarinin sellerle asinip, tasinmasina, gollere, denizlere gitmesine seyirci kalmayalim."<br />
Bu cumlelerin altindaki imza Turkiye Cumhuriyeti Devletine aittir.<br />
Kurulus gayemiz olan, Toprak erozyonuna karsi mucadeleyi biz T.E.M.A Vakfi olarak ikinci bir istiklal savasi olarak goruyor ve bir devlet politikasi ile tum vatandaslarimiz ile bu davanin ustesinden gelinebilecegine inaniyoruz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Göller]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-G%C3%B6ller-1288</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2007 23:26:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=6">redline</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-G%C3%B6ller-1288</guid>
			<description><![CDATA[Göl : Karalar üzerindeki çukur alanlarda birikmiş ve belirli bir akıntısı olmayan durgun su kütlelerine göl denir.<br />
<br />
Göller tek tek bulundukları gibi yan yana birden fazla da bulunabilirler. Göllerin yan yana bulundukları bölgelere göller yöresi denir.<br />
<br />
<br />
<br />
Göllerin Özellikleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göllerin bulundukları bölgenin iklimi, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri;<br />
<br />
Gölün büyüklüğü : Dünya üzerindeki göllerin büyüklükleri değişkendir. Hazar Gölü Dünya&#8217;nın en büyük gölüdür. (424.000 km2)<br />
Gölün beslenmesi : Göller, yağış suları, akarsular ve kaynaklar tarafından beslenir.Göllerin su seviyeleri beslenmeye bağlı olarak değişir. Bazı göller fazla sularını bir akarsu ile deniz boşaltır. Bu akarsulara göl ayağı ya da gideğen denir. Göle su taşıyan akarsulara ise geleğen denir. Örneğin Manyas ve Ulubat (Apolyont) gölleri bir akarsu ile sularını Marmara Denizi&#8217;ne boşaltır.<br />
Gölün derinliği : Tektonik ve krater göllerinin derinlikleri genellikle fazladır. Dünya&#8217;nın en derin gölü tektonik bir göl olan Baykal Gölü&#8217;dür.<br />
Göl suyunun tuzluluğu : Göl sularının içinde çözünmüş halde madensel tuzlar bulunmaktadır. Buharlaşma nedeniyle göl suyunun tuz yoğunluğu artar. Özellikle kapalı havzalarda yüzeyden akış olmadığı için göl suları tuzludur. Örneğin ülkemizdeki Burdur Gölü ve Tuz Gölü&#8217;nün suları tuzludur. Açık havza göllerinde ise, sular yüzeyden boşaldığı için madensel tuz oranı düşük, buna bağlı olarak sular tatlıdır.<br />
Göl suyunun sıcaklığı : Göl suyunun sıcaklığı, gölün bulunduğu enleme, iklim koşullarına ve mevsime göre değişir. Ayrıca gölün derinliği, gölün bulunduğu yükselti ve gölü besleyen sular da göl suyunun sıcaklığı üzerinde etkilidir.<br />
Göl suyunun hareketliliği : Göl suyunun hareketliliği üç nedene bağlıdır :<br />
<br />
<br />
Gölün beslenmesine ve havzadaki iklim koşullarına bağlı oluşan seviye farkı nedeniyle su seviyesinde değişiklik olur.<br />
Göl yüzeyinde rüzgarlar etkisiyle dalgacıklar oluşur.<br />
Göl yüzeyinin bir bölümündeki basınç değişmeleri alçalma ve yükselme şeklindeki ritmik hareketlere neden olur. Bunlara duran dalga ya da seş (seiches) dalgaları denir.<br />
<br />
<br />
Göl Tipleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göller, göl çanağının oluşum özelliklerine göre yerli kaya gölleri ve set gölleri olarak iki ana bölümde toplanır.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerli Kaya Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göl çanağının çeşitli nedenlerle ana kaya üzerinde oluşturduğu göllerdir. Göl çanağını oluşturan etkene göre 4 gruba ayrılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Tektonik Göller : Yerkabuğunun tektonik hareketleri sırasında oluşan çanaklardaki göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Göller : Volkanik patlamalar ile oluşan çanaklardaki göllerdir. Krater gölü, kaldera gölü ya da maar gölü gibi çeşitleri vardır.<br />
<br />
<br />
<br />
Karstik Göller : Eriyebilen kayaçların bulunduğu yerlerde oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Buzul Gölleri : Buzullaşma döneminde buzulların aşındırmasıyla oluşan çanaklardaki göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Göl Tipleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göller, göl çanağının oluşum özelliklerine göre yerli kaya gölleri ve set gölleri olarak iki ana bölümde toplanır.<br />
<br />
<br />
<br />
Set Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Çöküntü çukurlarının, vadilerin ya da koyların önünün bir setle kapatılması sonucu oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Alüvyal Set Gölleri : Akarsuların yan kollarının taşıdıkları alüvyonlarla ana akarsuyun önünü kapatması ile oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kıyı Set Gölleri : Deniz akıntılarının oluşturduğu kıyı kordonlarının koyların önünü kapatmasıyla oluşan sığ göllerdir. Bu göllere lagün adı da verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Moren Set Gölleri : Buzullardan çıkan suların önünün moren setleri ile kapatılması sonucu oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Heyelan Set Gölleri : Akarsu vadisinin önünün, toprak kayması sonucunda toprak kütlesi tarafından kapatılmasıyla oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Set Gölleri : Volkanik olaylar sırasında çıkan lavların bir çukurluğun önünü kapatmasıyla oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yapay Set Gölleri : Akarsu vadisinin önünün yapay bir setle kapatılması ile oluşan baraj gölleridir. Baraj gölleri enerji üretmek, içme ve sulama suyu sağlamak, erozyonu önlemek, taşkınlardan korunmak amacıyla yapılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Türkiye&#8217;de Göller<br />
<br />
<br />
<br />
Ülkemizde göller, göl oluşumuna uygun koşulların bulunduğu Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi&#8217;nde yoğunlaşmıştır. Özellikle Akdeniz Bölgesi&#8217;nin batı kesiminde, göllerin kümelenmiş olduğu bir alan bulunmaktadır. Buraya Göller Yöresi adı verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Göller Yöresi : Batı Toroslar&#8217;ın iç bölümünde kümelenen Beyşehir, Eğridir, Burdur, Suğla, Kovada, Acıgöl, Salda ve Yarışlı göllerinin bulunduğu alana göller yöresi adı verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerli Kaya Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Tektonik Göller : Sapanca Gölü, İznik Gölü, Ulubat Gölü, Manyas Gölü, Eber Gölü, Akşehir Gölü, Eğirdir Gölü, Acıgöl, Burdur Gölü, Beyşehir Gölü, Kovada Gölü, Suğla Gölü, Seyfe Gölü, Tuzla Gölü, Tuz Gölü, Hozapin Gölü.<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Göller : Acıgöl (Konya), Acıgöl (Nevşehir), Nemrut Gölü<br />
<br />
<br />
<br />
Karstik Göller : Sultan Obruk Gölü, Çıralıdeniz Gölü, Meyil Gölü, Pozan Gölü, Avlan Gölü, Karagöl.<br />
<br />
<br />
<br />
Buzul Gölleri : Uludağ, Geyik Dağları, Boklar Dağları, Aladağ, Munzur Dağları, Doğu Karadeniz Dağları, Cilo Dağları, Hakkari Dağları.<br />
<br />
<br />
<br />
Ülkemizde doğal setleşmelerle oluşan göller oldukça fazladır.<br />
<br />
<br />
<br />
Set Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Alüvyal Set Gölleri : Akgöl, Eymir Gölü, Mogan Gölü, Marmara Gölü, Bafa Gölü, Köyceğiz Gölü, Balık Gölü.<br />
<br />
<br />
<br />
Kıyı Set Gölleri : Terkos, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Büyük Menderes deltasındaki lagünler (Karinegölü, Deringöl, Akgöl, Dalyan), Kızılırmak deltasındaki lagünler (Balıkgölü, Limangölü, Tuzlugöl, Karaboğazgölü), Yeşilırmak deltasındaki lagünler (Semenlikgölü)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Moren Set Gölleri : Uludağ, Geyik Dağları, Boklar Dağları, Aladağ, Munzur Dağları, Doğu Karadeniz Dağları, Cilo Dağı, Hakkari Dağları (Moren set gölleri ülkemizde buzullaşmanın görüldüğü yukarıda belirtilen yüksek dağlarımızda bulunurlar.)<br />
<br />
<br />
<br />
Heyelan Set Gölleri : Yedigöller, Abant Gölü, Borabay Gölü, Sera Gölü, Tortum Gölü<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Set Gölleri : Çıldır Gölü, Erçek Gölü, Haçlı Gölü, Nazik Gölü, Van Gölü<br />
<br />
<br />
<br />
Yapay Set Gölleri : Kadıköy Gölü, Büyük Orhan Gölü, Güzelhisar Gölü, Topçam Gölü, Gülüç Gölü, Çubuk Gölü, Hirfanlı Gölü, Sille Gölü, Çakmak Gölü, Uzunlu Gölü, Keban Gölü, Kartalkaya Gölü, Kozan Gölü, Atatürk Gölü, Demirdöven Gölü, Göksu Gölü]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Göl : Karalar üzerindeki çukur alanlarda birikmiş ve belirli bir akıntısı olmayan durgun su kütlelerine göl denir.<br />
<br />
Göller tek tek bulundukları gibi yan yana birden fazla da bulunabilirler. Göllerin yan yana bulundukları bölgelere göller yöresi denir.<br />
<br />
<br />
<br />
Göllerin Özellikleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göllerin bulundukları bölgenin iklimi, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri;<br />
<br />
Gölün büyüklüğü : Dünya üzerindeki göllerin büyüklükleri değişkendir. Hazar Gölü Dünya&#8217;nın en büyük gölüdür. (424.000 km2)<br />
Gölün beslenmesi : Göller, yağış suları, akarsular ve kaynaklar tarafından beslenir.Göllerin su seviyeleri beslenmeye bağlı olarak değişir. Bazı göller fazla sularını bir akarsu ile deniz boşaltır. Bu akarsulara göl ayağı ya da gideğen denir. Göle su taşıyan akarsulara ise geleğen denir. Örneğin Manyas ve Ulubat (Apolyont) gölleri bir akarsu ile sularını Marmara Denizi&#8217;ne boşaltır.<br />
Gölün derinliği : Tektonik ve krater göllerinin derinlikleri genellikle fazladır. Dünya&#8217;nın en derin gölü tektonik bir göl olan Baykal Gölü&#8217;dür.<br />
Göl suyunun tuzluluğu : Göl sularının içinde çözünmüş halde madensel tuzlar bulunmaktadır. Buharlaşma nedeniyle göl suyunun tuz yoğunluğu artar. Özellikle kapalı havzalarda yüzeyden akış olmadığı için göl suları tuzludur. Örneğin ülkemizdeki Burdur Gölü ve Tuz Gölü&#8217;nün suları tuzludur. Açık havza göllerinde ise, sular yüzeyden boşaldığı için madensel tuz oranı düşük, buna bağlı olarak sular tatlıdır.<br />
Göl suyunun sıcaklığı : Göl suyunun sıcaklığı, gölün bulunduğu enleme, iklim koşullarına ve mevsime göre değişir. Ayrıca gölün derinliği, gölün bulunduğu yükselti ve gölü besleyen sular da göl suyunun sıcaklığı üzerinde etkilidir.<br />
Göl suyunun hareketliliği : Göl suyunun hareketliliği üç nedene bağlıdır :<br />
<br />
<br />
Gölün beslenmesine ve havzadaki iklim koşullarına bağlı oluşan seviye farkı nedeniyle su seviyesinde değişiklik olur.<br />
Göl yüzeyinde rüzgarlar etkisiyle dalgacıklar oluşur.<br />
Göl yüzeyinin bir bölümündeki basınç değişmeleri alçalma ve yükselme şeklindeki ritmik hareketlere neden olur. Bunlara duran dalga ya da seş (seiches) dalgaları denir.<br />
<br />
<br />
Göl Tipleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göller, göl çanağının oluşum özelliklerine göre yerli kaya gölleri ve set gölleri olarak iki ana bölümde toplanır.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerli Kaya Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göl çanağının çeşitli nedenlerle ana kaya üzerinde oluşturduğu göllerdir. Göl çanağını oluşturan etkene göre 4 gruba ayrılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Tektonik Göller : Yerkabuğunun tektonik hareketleri sırasında oluşan çanaklardaki göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Göller : Volkanik patlamalar ile oluşan çanaklardaki göllerdir. Krater gölü, kaldera gölü ya da maar gölü gibi çeşitleri vardır.<br />
<br />
<br />
<br />
Karstik Göller : Eriyebilen kayaçların bulunduğu yerlerde oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Buzul Gölleri : Buzullaşma döneminde buzulların aşındırmasıyla oluşan çanaklardaki göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Göl Tipleri<br />
<br />
<br />
<br />
Göller, göl çanağının oluşum özelliklerine göre yerli kaya gölleri ve set gölleri olarak iki ana bölümde toplanır.<br />
<br />
<br />
<br />
Set Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Çöküntü çukurlarının, vadilerin ya da koyların önünün bir setle kapatılması sonucu oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Alüvyal Set Gölleri : Akarsuların yan kollarının taşıdıkları alüvyonlarla ana akarsuyun önünü kapatması ile oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kıyı Set Gölleri : Deniz akıntılarının oluşturduğu kıyı kordonlarının koyların önünü kapatmasıyla oluşan sığ göllerdir. Bu göllere lagün adı da verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Moren Set Gölleri : Buzullardan çıkan suların önünün moren setleri ile kapatılması sonucu oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Heyelan Set Gölleri : Akarsu vadisinin önünün, toprak kayması sonucunda toprak kütlesi tarafından kapatılmasıyla oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Set Gölleri : Volkanik olaylar sırasında çıkan lavların bir çukurluğun önünü kapatmasıyla oluşan göllerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yapay Set Gölleri : Akarsu vadisinin önünün yapay bir setle kapatılması ile oluşan baraj gölleridir. Baraj gölleri enerji üretmek, içme ve sulama suyu sağlamak, erozyonu önlemek, taşkınlardan korunmak amacıyla yapılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Türkiye&#8217;de Göller<br />
<br />
<br />
<br />
Ülkemizde göller, göl oluşumuna uygun koşulların bulunduğu Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi&#8217;nde yoğunlaşmıştır. Özellikle Akdeniz Bölgesi&#8217;nin batı kesiminde, göllerin kümelenmiş olduğu bir alan bulunmaktadır. Buraya Göller Yöresi adı verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Göller Yöresi : Batı Toroslar&#8217;ın iç bölümünde kümelenen Beyşehir, Eğridir, Burdur, Suğla, Kovada, Acıgöl, Salda ve Yarışlı göllerinin bulunduğu alana göller yöresi adı verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerli Kaya Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Tektonik Göller : Sapanca Gölü, İznik Gölü, Ulubat Gölü, Manyas Gölü, Eber Gölü, Akşehir Gölü, Eğirdir Gölü, Acıgöl, Burdur Gölü, Beyşehir Gölü, Kovada Gölü, Suğla Gölü, Seyfe Gölü, Tuzla Gölü, Tuz Gölü, Hozapin Gölü.<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Göller : Acıgöl (Konya), Acıgöl (Nevşehir), Nemrut Gölü<br />
<br />
<br />
<br />
Karstik Göller : Sultan Obruk Gölü, Çıralıdeniz Gölü, Meyil Gölü, Pozan Gölü, Avlan Gölü, Karagöl.<br />
<br />
<br />
<br />
Buzul Gölleri : Uludağ, Geyik Dağları, Boklar Dağları, Aladağ, Munzur Dağları, Doğu Karadeniz Dağları, Cilo Dağları, Hakkari Dağları.<br />
<br />
<br />
<br />
Ülkemizde doğal setleşmelerle oluşan göller oldukça fazladır.<br />
<br />
<br />
<br />
Set Gölleri<br />
<br />
<br />
<br />
Alüvyal Set Gölleri : Akgöl, Eymir Gölü, Mogan Gölü, Marmara Gölü, Bafa Gölü, Köyceğiz Gölü, Balık Gölü.<br />
<br />
<br />
<br />
Kıyı Set Gölleri : Terkos, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Büyük Menderes deltasındaki lagünler (Karinegölü, Deringöl, Akgöl, Dalyan), Kızılırmak deltasındaki lagünler (Balıkgölü, Limangölü, Tuzlugöl, Karaboğazgölü), Yeşilırmak deltasındaki lagünler (Semenlikgölü)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Moren Set Gölleri : Uludağ, Geyik Dağları, Boklar Dağları, Aladağ, Munzur Dağları, Doğu Karadeniz Dağları, Cilo Dağı, Hakkari Dağları (Moren set gölleri ülkemizde buzullaşmanın görüldüğü yukarıda belirtilen yüksek dağlarımızda bulunurlar.)<br />
<br />
<br />
<br />
Heyelan Set Gölleri : Yedigöller, Abant Gölü, Borabay Gölü, Sera Gölü, Tortum Gölü<br />
<br />
<br />
<br />
Volkanik Set Gölleri : Çıldır Gölü, Erçek Gölü, Haçlı Gölü, Nazik Gölü, Van Gölü<br />
<br />
<br />
<br />
Yapay Set Gölleri : Kadıköy Gölü, Büyük Orhan Gölü, Güzelhisar Gölü, Topçam Gölü, Gülüç Gölü, Çubuk Gölü, Hirfanlı Gölü, Sille Gölü, Çakmak Gölü, Uzunlu Gölü, Keban Gölü, Kartalkaya Gölü, Kozan Gölü, Atatürk Gölü, Demirdöven Gölü, Göksu Gölü]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Coğrafyada En'ler]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Co%C4%9Frafyada-En-ler-1143</link>
			<pubDate>Sun, 18 Mar 2007 22:41:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Co%C4%9Frafyada-En-ler-1143</guid>
			<description><![CDATA[EN BÜYÜK ÜLKE<br />
Rusya 17.045.400 kmkarelik yüzölçümüne sahiptir.<br />
<br />
EN KÜÇÜK ÜLKE<br />
Vatikan yaklaşık 27 dönümdür.Ülke haritasında evler bile çok belirgindir.<br />
<br />
İLK DÜNYA HARİTASI<br />
M.S 150 yılında Ptolemaios tarafından çizildi.<br />
<br />
KUZEY KUTBUNA İLK ULAŞAN<br />
1909&#8217;da Robert Peary&#8217;nin Kuzey Kutbu&#8217;na ulaşan ilk insan olduğu söylense de bu konuda kesin deliller yoktur.Kutba ulaştığını ilk belgeleyen ve ispatlayan ise 1968&#8217;de Ralph Plaisted&#8217;dır.<br />
<br />
GÜNEY KUTBU&#8217;NA İLK ULAŞAN<br />
1911&#8217;de Norveçli Ronald Amundsen ve ekibi,güney kutbuna ilk ulaşan insanlardır.<br />
<br />
HER İKİ KUTBA DA GİDEN KİŞİ<br />
Amerikalı David Porter,1970&#8217;de Güney Kutbu&#8217;na,1979&#8217;da Kuzey Kutbu&#8217;na ulaşmıştır.<br />
<br />
EN KALABALIK ÜLKE<br />
Çin, 1.285.000.000 kişi ile en kalabalık ülkedir.<br />
<br />
EN KALABALIK ŞEHİR<br />
Tokyo&#8217;da 27 milyon insan yaşamaktadır.<br />
<br />
EN DERİN YER<br />
Filipinler yakınlarındaki Mariana Çukuru&#8217;nun derinliği 11020 metredir.<br />
<br />
EN ÇOK KOMŞUSU OLAN ÜLKE<br />
Çin&#8217;in 14 komşusu vardır:Kore,Rusya Federasyonu,Moğolistan,Kazakistan,Kırgızistan,T aci kistan,Afganistan,Pakistan,Hindistan,Nepal,Bhutan, Burma,Laos ve Vietnam&#8230;<br />
<br />
EN UZUN NEHİR<br />
Mısır&#8217;a tarih boyu hayat veren Nil,6648 km uzunluktadır.<br />
<br />
AVRUPA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Elbruz.5633 metre.<br />
<br />
AFRİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Kilimanjaro.5895 metre.<br />
<br />
KUZEY AMERİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
McKinley.6194 metre.<br />
<br />
GÜNEY AMERİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Acongagua.6960 metre.<br />
<br />
AVUSTRALYA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Kosciusko.2228 metre.<br />
<br />
ANTARKTİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Vinson Masif.4898 metre.<br />
<br />
EN YÜKSEK ÇAĞLAYAN<br />
Venezüella&#8217;daki Angel Çağlayanı 978 metreden akar.<br />
<br />
EN BÜYÜK KITA<br />
Asya kıtası 44.500.000 kmkarelik yüzölçümüyle en büyük kıtadır.<br />
<br />
EN BÜYÜK ÇÖL<br />
Afrika&#8217;nın kuzeybatısındaki Büyük Sahra Çölü, 8.500.000 kmkaredir.<br />
<br />
EN BÜYÜK DENİZ<br />
Büyük (Pasifik) Okyanus.166.000.000 kmkare.<br />
<br />
GRÖNLAND&#8217;A GİDEN İLK DENİZCİ<br />
Ulfsson,900 yılında Grönland&#8217;ı keşfetti.<br />
<br />
AMERİKA KITASI&#8217;NA İLK ULAŞAN<br />
Christopher Columbus,1492&#8217;de Amerika&#8217;yı keşfetti.Ancak orayı Hindistan sandığı için tam bir keşif yaptı.Ama Amerigo Vespucci,kıtaya ismini vererek tescilledi.<br />
<br />
EN ÇOK KITA GÖREN<br />
Kaptan Cook,Antarktika dışında bütün kıtaları görmüştür.<br />
<br />
EN ÇOK YAĞMUR ALAN YER<br />
Hawaii&#8217;deki Waiale dağında yılın 350 günü yağmur yağar.<br />
<br />
EN BÜYÜK DEPREM<br />
1556 yılında Çin&#8217;de meydana gelen depremde yaklaşık 850.000 kişi ölmüştür.<br />
<br />
EN YÜKSEK FAAL YANARDAĞ<br />
Antofalla yanardağı 6450 metre yüksekliktedir.<br />
<br />
EN YÜKSEK YARI FAAL YANARDAĞ<br />
Zaman zaman harekete geçen en yüksek yanardağ,Lullaillaco yanardağıdır.Yüksekliği 6723 metredir.<br />
<br />
EN YÜKSEK SÖNMÜŞ YANARDAĞ<br />
Acongagua yanardağı 6960 metre yüksekliğindedir.Bu üç volkan da Arjantin sınırları içinde yer alır.<br />
<br />
EN BÜYÜK KÖRFEZ<br />
1.500.000 kmkarelik yüzölçümü ile Meksika Körfezi ile en büyük körfezdir.Kıyı uzunluğu 5000 km.yi bulur.<br />
<br />
EN BÜYÜK ADA<br />
Danimarka&#8217;ya bağlı Grönland çoğunluğu buz olsa da 2.715.000 kmkarelik yüzölçümü ile en büyük adadır.<br />
<br />
EN DERİN GÖL<br />
Baykal Gölü&#8217;nün bazı noktaları 2 km derinliğe ulaşır.<br />
<br />
EN BÜYÜK DEBİ<br />
Saniyede en çok su taşıyan nehir Amazon&#8217;dur.Atlas Okyanusu&#8217;na saniyede 120.000 ile 200.000 metreküp arası su taşır.<br />
<br />
EN UZUN YER ADI<br />
Tayland&#8217;ın başkenti Bangkok&#8217;un halk arasındaki adı 166 harften oluşur:Krungthep Mahanakhon Bovorn Batanokosin Mahintharayutthaya Mahadilokpop Noparatratchathani Burirom Udomratchanivetmahasathan Amornpiman Avatarnsathit Sakkathatiyavisnukarmprasit.<br />
<br />
YAŞANAN EN YÜKSEK YER<br />
Himalayalar&#8217;da 5990 metre yüksekte bulunan bir kalede insanlar yaşamaktadır.<br />
<br />
EN BÜYÜK TÜNEL<br />
Japonya&#8217;daki Akhi Tüneli 13 km&#8217;dir.<br />
<br />
DÜNYA&#8217;YI EN ÇOK GEZEN İNSAN<br />
Amerikalı Jessie Rosdail,hayatı boyunca K.Kore ve bir Fransız sömürgesi hariç tüm ülkeleri görmüştür.<br />
<br />
EN DÜZ ÜLKE<br />
Maldiv Adalarının en yüksek yeri denizden 2,5 metre yeksektedir.<br />
<br />
EN ENGEBELİ ÜLKE<br />
Lesotho&#8217;nun denize en yakın yeri denizden 1380 metre yüksektedir.<br />
<br />
EN UZUN ÜLKE SINIRI<br />
ABD-Kanada arasındaki sınır 6416 km boyunca uzanır.<br />
<br />
EN KISA ÜLKE SINIRI<br />
Zambia,Zimbabwe,Botswana ve Namibia bir noktada kesişirler.<br />
<br />
EN ÇOK DENİZ SINIRI OLAN ÜLKE<br />
Kanada kıyıları 244.000 km uzunluğa sahiptir.<br />
<br />
EN AZ DENİZ SINIRI OLAN ÜLKE<br />
Hiç kıyısı olmayan ülkeler haricinde Togo&#8217;nun denize 73 km sınırı vardır.<br />
<br />
EN KURAK YER<br />
Şili&#8217;deki Atacama Çölü&#8217;ne en son 400 yıl önce yağmur yağmıştır.<br />
<br />
DENİZE EN UZAK YER<br />
Çin&#8217;in Sin Kiang eyaletinde bir yer denizden 2400 km uzaklıktadır.<br />
<br />
EN UZUN MAĞARA<br />
Kentucky&#8217;deki bir mağara 350 km uzunluktadır.<br />
<br />
EN SADE MİLLİ BAYRAK<br />
Libya bayrağı sadece yeşil renkten oluşur ve üzerinde hiçbir desen yoktur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[EN BÜYÜK ÜLKE<br />
Rusya 17.045.400 kmkarelik yüzölçümüne sahiptir.<br />
<br />
EN KÜÇÜK ÜLKE<br />
Vatikan yaklaşık 27 dönümdür.Ülke haritasında evler bile çok belirgindir.<br />
<br />
İLK DÜNYA HARİTASI<br />
M.S 150 yılında Ptolemaios tarafından çizildi.<br />
<br />
KUZEY KUTBUNA İLK ULAŞAN<br />
1909&#8217;da Robert Peary&#8217;nin Kuzey Kutbu&#8217;na ulaşan ilk insan olduğu söylense de bu konuda kesin deliller yoktur.Kutba ulaştığını ilk belgeleyen ve ispatlayan ise 1968&#8217;de Ralph Plaisted&#8217;dır.<br />
<br />
GÜNEY KUTBU&#8217;NA İLK ULAŞAN<br />
1911&#8217;de Norveçli Ronald Amundsen ve ekibi,güney kutbuna ilk ulaşan insanlardır.<br />
<br />
HER İKİ KUTBA DA GİDEN KİŞİ<br />
Amerikalı David Porter,1970&#8217;de Güney Kutbu&#8217;na,1979&#8217;da Kuzey Kutbu&#8217;na ulaşmıştır.<br />
<br />
EN KALABALIK ÜLKE<br />
Çin, 1.285.000.000 kişi ile en kalabalık ülkedir.<br />
<br />
EN KALABALIK ŞEHİR<br />
Tokyo&#8217;da 27 milyon insan yaşamaktadır.<br />
<br />
EN DERİN YER<br />
Filipinler yakınlarındaki Mariana Çukuru&#8217;nun derinliği 11020 metredir.<br />
<br />
EN ÇOK KOMŞUSU OLAN ÜLKE<br />
Çin&#8217;in 14 komşusu vardır:Kore,Rusya Federasyonu,Moğolistan,Kazakistan,Kırgızistan,T aci kistan,Afganistan,Pakistan,Hindistan,Nepal,Bhutan, Burma,Laos ve Vietnam&#8230;<br />
<br />
EN UZUN NEHİR<br />
Mısır&#8217;a tarih boyu hayat veren Nil,6648 km uzunluktadır.<br />
<br />
AVRUPA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Elbruz.5633 metre.<br />
<br />
AFRİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Kilimanjaro.5895 metre.<br />
<br />
KUZEY AMERİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
McKinley.6194 metre.<br />
<br />
GÜNEY AMERİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Acongagua.6960 metre.<br />
<br />
AVUSTRALYA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Kosciusko.2228 metre.<br />
<br />
ANTARKTİKA&#8217;NIN EN YÜKSEK YERİ<br />
Vinson Masif.4898 metre.<br />
<br />
EN YÜKSEK ÇAĞLAYAN<br />
Venezüella&#8217;daki Angel Çağlayanı 978 metreden akar.<br />
<br />
EN BÜYÜK KITA<br />
Asya kıtası 44.500.000 kmkarelik yüzölçümüyle en büyük kıtadır.<br />
<br />
EN BÜYÜK ÇÖL<br />
Afrika&#8217;nın kuzeybatısındaki Büyük Sahra Çölü, 8.500.000 kmkaredir.<br />
<br />
EN BÜYÜK DENİZ<br />
Büyük (Pasifik) Okyanus.166.000.000 kmkare.<br />
<br />
GRÖNLAND&#8217;A GİDEN İLK DENİZCİ<br />
Ulfsson,900 yılında Grönland&#8217;ı keşfetti.<br />
<br />
AMERİKA KITASI&#8217;NA İLK ULAŞAN<br />
Christopher Columbus,1492&#8217;de Amerika&#8217;yı keşfetti.Ancak orayı Hindistan sandığı için tam bir keşif yaptı.Ama Amerigo Vespucci,kıtaya ismini vererek tescilledi.<br />
<br />
EN ÇOK KITA GÖREN<br />
Kaptan Cook,Antarktika dışında bütün kıtaları görmüştür.<br />
<br />
EN ÇOK YAĞMUR ALAN YER<br />
Hawaii&#8217;deki Waiale dağında yılın 350 günü yağmur yağar.<br />
<br />
EN BÜYÜK DEPREM<br />
1556 yılında Çin&#8217;de meydana gelen depremde yaklaşık 850.000 kişi ölmüştür.<br />
<br />
EN YÜKSEK FAAL YANARDAĞ<br />
Antofalla yanardağı 6450 metre yüksekliktedir.<br />
<br />
EN YÜKSEK YARI FAAL YANARDAĞ<br />
Zaman zaman harekete geçen en yüksek yanardağ,Lullaillaco yanardağıdır.Yüksekliği 6723 metredir.<br />
<br />
EN YÜKSEK SÖNMÜŞ YANARDAĞ<br />
Acongagua yanardağı 6960 metre yüksekliğindedir.Bu üç volkan da Arjantin sınırları içinde yer alır.<br />
<br />
EN BÜYÜK KÖRFEZ<br />
1.500.000 kmkarelik yüzölçümü ile Meksika Körfezi ile en büyük körfezdir.Kıyı uzunluğu 5000 km.yi bulur.<br />
<br />
EN BÜYÜK ADA<br />
Danimarka&#8217;ya bağlı Grönland çoğunluğu buz olsa da 2.715.000 kmkarelik yüzölçümü ile en büyük adadır.<br />
<br />
EN DERİN GÖL<br />
Baykal Gölü&#8217;nün bazı noktaları 2 km derinliğe ulaşır.<br />
<br />
EN BÜYÜK DEBİ<br />
Saniyede en çok su taşıyan nehir Amazon&#8217;dur.Atlas Okyanusu&#8217;na saniyede 120.000 ile 200.000 metreküp arası su taşır.<br />
<br />
EN UZUN YER ADI<br />
Tayland&#8217;ın başkenti Bangkok&#8217;un halk arasındaki adı 166 harften oluşur:Krungthep Mahanakhon Bovorn Batanokosin Mahintharayutthaya Mahadilokpop Noparatratchathani Burirom Udomratchanivetmahasathan Amornpiman Avatarnsathit Sakkathatiyavisnukarmprasit.<br />
<br />
YAŞANAN EN YÜKSEK YER<br />
Himalayalar&#8217;da 5990 metre yüksekte bulunan bir kalede insanlar yaşamaktadır.<br />
<br />
EN BÜYÜK TÜNEL<br />
Japonya&#8217;daki Akhi Tüneli 13 km&#8217;dir.<br />
<br />
DÜNYA&#8217;YI EN ÇOK GEZEN İNSAN<br />
Amerikalı Jessie Rosdail,hayatı boyunca K.Kore ve bir Fransız sömürgesi hariç tüm ülkeleri görmüştür.<br />
<br />
EN DÜZ ÜLKE<br />
Maldiv Adalarının en yüksek yeri denizden 2,5 metre yeksektedir.<br />
<br />
EN ENGEBELİ ÜLKE<br />
Lesotho&#8217;nun denize en yakın yeri denizden 1380 metre yüksektedir.<br />
<br />
EN UZUN ÜLKE SINIRI<br />
ABD-Kanada arasındaki sınır 6416 km boyunca uzanır.<br />
<br />
EN KISA ÜLKE SINIRI<br />
Zambia,Zimbabwe,Botswana ve Namibia bir noktada kesişirler.<br />
<br />
EN ÇOK DENİZ SINIRI OLAN ÜLKE<br />
Kanada kıyıları 244.000 km uzunluğa sahiptir.<br />
<br />
EN AZ DENİZ SINIRI OLAN ÜLKE<br />
Hiç kıyısı olmayan ülkeler haricinde Togo&#8217;nun denize 73 km sınırı vardır.<br />
<br />
EN KURAK YER<br />
Şili&#8217;deki Atacama Çölü&#8217;ne en son 400 yıl önce yağmur yağmıştır.<br />
<br />
DENİZE EN UZAK YER<br />
Çin&#8217;in Sin Kiang eyaletinde bir yer denizden 2400 km uzaklıktadır.<br />
<br />
EN UZUN MAĞARA<br />
Kentucky&#8217;deki bir mağara 350 km uzunluktadır.<br />
<br />
EN SADE MİLLİ BAYRAK<br />
Libya bayrağı sadece yeşil renkten oluşur ve üzerinde hiçbir desen yoktur]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>