<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Türkçe Dil Etkinlikleri]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:09:23 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Doktor teyze]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Doktor-teyze-11101</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 14:15:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Doktor-teyze-11101</guid>
			<description><![CDATA[sağlıklı büyüyebilmek için yemek yemek gibi aşı olmam gerektiğini de biliyorum. bunun için annemle birlikte hastaneye gittik aşı için sıramı beklerken yanımda oturan amcanın sürekli öksürdüğünü gördüm önce onu kendine dikkat etmediği için üşüttüğünü gördüm çünkü kış günleri çok soğuk geçmişti. <br />
yanımdaki amca benden önce doktorun yanına girdi. bu duruma biraz sevindim çünkü bu sayede amcanın durumunu doktor teyzeden öğrenebilirdim. <br />
artık sıra bana gelmişti annemle birlikte doktor teyzenin yanına girdik doktor teyze bana yapacağı aşıyı hazırlarken hiç acımayacağını, sağlıklı olmam için aşı olmam gerektiğini söyledi. benim ise merak ettiklerim başkaydı. doktor teyze aşımı yaptıktan sonra ona amcanın üşüttüğü için mi hastalandığını sordum doktor teyze bana;<br />
-hayır ! &#8220; insanlar sadece üşüttükleri zaman öksürmezler&#8221; dedi.<br />
amcanın neden öksürdüğünü çok merak etmiştim. doktor teyzeye amcanın neden öksürdüğünü sordum o da bana insanlar bazen sağlıklarına dikkat etmiyorlar kendilerine zarar verecek maddeleri yani sigara ve içki kullanıyorlar sonra da hastalanıp öksürüyorlar çünkü organları sigara ve içkiden zarar görüp yıpranıyorlar. bu organlar görevlerini doğru yapmıyor dedi.<br />
bunları öğrenince merakım geçmişti doktor teyzeye teşekkür edip eve döndük. akşam öğrendiklerimi babama anlattım. artık mutluydum kendi sağlığımı korumak için sigara ve içki kullanmamam gerektiğini biliyordum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[sağlıklı büyüyebilmek için yemek yemek gibi aşı olmam gerektiğini de biliyorum. bunun için annemle birlikte hastaneye gittik aşı için sıramı beklerken yanımda oturan amcanın sürekli öksürdüğünü gördüm önce onu kendine dikkat etmediği için üşüttüğünü gördüm çünkü kış günleri çok soğuk geçmişti. <br />
yanımdaki amca benden önce doktorun yanına girdi. bu duruma biraz sevindim çünkü bu sayede amcanın durumunu doktor teyzeden öğrenebilirdim. <br />
artık sıra bana gelmişti annemle birlikte doktor teyzenin yanına girdik doktor teyze bana yapacağı aşıyı hazırlarken hiç acımayacağını, sağlıklı olmam için aşı olmam gerektiğini söyledi. benim ise merak ettiklerim başkaydı. doktor teyze aşımı yaptıktan sonra ona amcanın üşüttüğü için mi hastalandığını sordum doktor teyze bana;<br />
-hayır ! &#8220; insanlar sadece üşüttükleri zaman öksürmezler&#8221; dedi.<br />
amcanın neden öksürdüğünü çok merak etmiştim. doktor teyzeye amcanın neden öksürdüğünü sordum o da bana insanlar bazen sağlıklarına dikkat etmiyorlar kendilerine zarar verecek maddeleri yani sigara ve içki kullanıyorlar sonra da hastalanıp öksürüyorlar çünkü organları sigara ve içkiden zarar görüp yıpranıyorlar. bu organlar görevlerini doğru yapmıyor dedi.<br />
bunları öğrenince merakım geçmişti doktor teyzeye teşekkür edip eve döndük. akşam öğrendiklerimi babama anlattım. artık mutluydum kendi sağlığımı korumak için sigara ve içki kullanmamam gerektiğini biliyordum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[cesur kurŞun asker]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-cesur-kur%C5%9Eun-asker-11100</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 14:14:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-cesur-kur%C5%9Eun-asker-11100</guid>
			<description><![CDATA[bir zamanlar yirmi beş tane kurşun asker varmış; bunlar kardeşmiş, çünkü hepsi de aynı kurşun kaşıktan yapılmışlar. kollarında tüfekleri, bakışları tam karşıya, düşmana dikili, öylece dururlarmış. kırmızı ve mavi renklerde şahane üniformaları varmış. içine kondukları kutunun kapağı açılıp dışarı çıkarıldıklarında, bu dünyada duydukları ilk söz: &#8220;aaa, kurşun askerler!&#8221; sözü olmuş. küçük bir oğlan çocuğu böyle derken, bir yandan da sevinçle el çırpıyormuş. kurşun askerler çocuğun doğum günü hediyesiymiş. o da onları masanın üzerinde güzelce sıraya dizmiş. askerlerin hepsi birbirinin kopyasıymış, sadece bir tanesi diğerlerinden biraz farklıymış: onun tek bacağı varmış, çünkü o kalıba dökülürken kurşun yetmemiş; ama diğerleri iki bacakları üzerinde nasıl çakı gibi duruyorlarsa, o da tek bacağı üzerinde öyle duruyormuş ve işte tam da bu yüzden, diğerlerinden farklı ve özelmiş.<br />
askerlerin konduğu masanın üzerinde, başka birçok oyuncak daha duruyormuş; ama içlerinde en çok dikkat çekeni, kartondan yapılmış güzel bir saraymış. küçük pencerelerinden bakıldığında, içerdeki salonlar görülebiliyormuş. sarayın dışında, göl yerine geçen küçük bir ayna parçasının etrafında, çepeçevre küçük ağaçlar bulunuyormuş. gölde mumdan yapılmış kuğular yüzüyor, görüntüleri aynaya yansıyormuş. hepsi çok hoş, çok sevimliymiş, ama en güzelleri, sarayın açık kapısında duran minik genç kızmış. o da kartondan yapılmışmış, üzerinde ketenden yapılmış bir elbise, omuzlarında ince, küçük, mavi bir kurdele varmış. kurdelenin tam ortasında da, neredeyse kızın yüzü büyüklüğünde, kocaman parlak bir yıldız... küçük kız, kollarını zarif bir hareketle yukarı kaldırmış halde duruyormuş, çünkü o bir balerinmiş; bacaklarından birini ise öyle yükseğe kaldırmış ki, kurşun asker bu bacağı göremediği için, onu da kendisi gibi tek bacaklı sanmış. &#8220;tam bana göre bir eş olurdu bu kız!&#8221; diye düşünmüş. &#8220;ama sanırım benim için fazlasıyla asil, o sarayda yaşıyor, ben ise yirmi dört kişiyle beraber bir kutuda, bu ev ona göre değil! ama yine de tanışmayı deneyeyim bir bakayım!&#8221; sonra, masanın üzerinde duran bir enfiye kutusunun arkasına boylu boyunca uzanmış. böylelikle, tek bacağının üzerinde dengesini kaybetmeden duran küçük kibar hanımefendiyi rahatça görebiliyormuş.<br />
akşam olunca bütün diğer askerler kutuya girip yatmışlar, ev halkı da uyumaya gitmiş. derken müzikli oyuncak marşlar, balo melodileri çalmaya başlamış. kurşun askerler kutuda takır tukur tepiniyorlarmış, onlar da dışarı çıkıp eğlenceye katılmak istiyor, ama kutunun kapağını bir türlü açamıyorlarmış. ceviz kıracağı taklalar atıyor, tahta kalemi, yazı tahtasının üstünde neşeyle koşturuyormuş. Öyle bir şamata kopmuş ki, sonunda kanarya da uyanmış ve başlamış şarkılar, şiirler okumaya. yerinden kımıldamayan yalnızca iki kişi varmış: kurşun asker ile küçük balerin. küçük hanım tek ayağının parmak ucu üzerinde, iki kolu havada dimdik duruyormuş; kurşun asker ise tek bacağının üzerinde, gözlerini bir an bile balerinden ayırmadan, yılmaksızın dikiliyormuş.<br />
derken saat on ikiyi vurmuş ve tam o anda enfiye kutusunun kapağı çat diye açılıvermiş. kutunun içinde enfiye filan yokmuş, hayır, küçük, siyah bir cin varmış; o da harika bir oyuncakmış.<br />
&#8220;kurşun asker!&#8221; demiş cin. &#8220;bakışlarına hâkim ol!&#8221;<br />
ama kurşun asker onu duymazdan gelmiş.<br />
&#8220;pekâlâ, yarın sabah görürsün sen!&#8221; demiş cin.<br />
sabah olunca evin çocukları kurşun askeri pencerenin önüne koymuşlar; artık sebep cin mi, yoksa cereyan yapan rüzgâr mı, bilinmez, ama pencere birden açılıvermiş ve kurşun asker üçüncü kattan, tepe üstü aşağı düşmüş. korkunç bir düşüş olmuş bu; kurşun asker tek bacağı havada, süngüsü altta, kaldırım taşlarının arasına sıkışmış halde, miğferinin üzerinde baş aşağı kalakalmış.<br />
hizmetçi kız ile küçük oğlan onu aramak için hemen aşağı koşmuşlar; ama neredeyse üzerine basacak kadar yakınına geldikleri halde, onu görememişler. kurşun asker, &#8220;buradayım!&#8221; diye bağırsaymış, onu mutlaka bulurlarmış, ama o üniforması üzerinde olduğu için, öyle bağırıp çağırmayı kendine yedirememiş.<br />
derken yağmur başlamış, damlalar birbirini izlemiş ve ardından müthiş bir sağanak bastırmış; yağmur dinince, iki sokak çocuğu oraya gelmiş.<br />
&#8220;bak, bak!&#8221; demiş çocuklardan biri. &#8220;Şurada bir kurşun asker var, gel onu alıp yelkenliyle yüzdürelim.&#8221;<br />
gazete kâğıdından bir kayık yapmışlar, kurşun askeri içine oturtmuşlar ve kayığı kaldırımın kenarındaki su oluğunda yüzmeye bırakmışlar. İki çocuk, yüzen kayığın yanı sıra koşup el çırpıyorlarmış. aman tanrım, su oluğunun içinde âdeta korkunç bir fırtına kopuyor, sular dev dalgalar gibi çalkalanıyormuş. kâğıttan kayık batıp çıkıyor, ara sıra fırıldak gibi dönüyor, kurşun asker korkuyla ürperiyormuş. ama buna rağmen dimdik duruyor, hiç renk vermeden dosdoğru ileri bakıyor, tüfeğini tutmaya devam ediyormuş.<br />
kayık birden kaldırım kenarındaki kapalı yağmur oluğunun altına sürüklenmiş ve ortalık tıpkı kutudaki gibi kapkaranlık olmuş.<br />
&#8220;nereye geldim ben böyle?&#8221; diye düşünmüş kurşun asker. &#8220;evet, evet, bu o cinin işidir mutlaka! ah, keşke o küçük hanım da kayıkta olsaydı, iki kat karanlık olsa da dert etmezdim o zaman!&#8221;<br />
tam o sırada, evi yağmur oluğunda olan, koca bir lağım faresi çıkmış ortaya.<br />
&#8220;pasaportun var mı bakalım!&#8221; demiş. &#8220;Çabuk göster pasaportunu!&#8221;<br />
ama kurşun asker hiç sesini çıkarmamış ve tüfeğini daha da sıkı kavramış. kayık ilerledikçe, fare de peşinden geliyormuş. dişlerini gıcırdatarak, &#8220;hey!&#8221; diye seslenmiş tahta parçalarıyla saman çöplerine. &#8220;yakalayın şunu, yakalayın! gümrük vergisini ödemedi, pasaportunu göstermedi!&#8221;<br />
ama akıntı gittikçe şiddetlenmiş; kurşun asker oluğun bittiği yerden gelen gün ışığını görebiliyormuş, fakat bir yandan da, en cesur insanı bile korkutabilecek kadar güçlü bir su şırıltısı geliyormuş kulağına. meğer su oluğunun bittiği yer, büyük bir kanala açılıyormuş&#8230; düşünün bir: bizim için büyük bir şelaleden aşağı yuvarlanmak ne kadar tehlikeliyse, kurşun asker için de bu kanal o kadar tehlikeliymiş.<br />
artık kurşun askerin durması neredeyse imkânsızmış. kayık fırlamış, gitmiş, zavallı kurşun asker yine o dimdik duruşunu bozmamış. Öyle ki, hiç kimse arkasından, gözünü bile kırptığını söyleyemezmiş. kayık, kendi etrafında üç-dört kere dönmüş, kenarlarından su almaya başlamış, artık battı batacakmış! kurşun asker boğazına kadar sulara gömülmüş, kayık da battıkça batmış. gazete kâğıdı dağılmaya başlamış&#8230; derken sular kurşun askerin başının üzerinden aşmış, asker o anda, bir daha asla göremeyeceği o küçük, sevimli balerini düşünmüş ve kulaklarında bir kahramanlık şarkısı yankılanmaya başlamış:<br />
<br />
&#8220;ey sabah güneşi, sabah güneşi<br />
aydınlat bu genç yaşımda ölürken beni!&#8221;<br />
<br />
kâğıttan kayık paramparça olmuş, kurşun asker sularla birlikte aşağı yuvarlanmış ama tam o anda, kocaman bir balık kurşun askeri yutuvermiş.<br />
balığın karnı dışarısından daha da karanlıkmış; üstelik su oluğundan daha kötü ve daha darmış burası. ama kurşun asker yılmamış, kolunda tüfeğiyle boylu boyunca uzanmış olduğu yere.<br />
balık oraya buraya yüzmüş, şiddetle çırpınmış, sonunda hareketsiz kalakalmış ve sanki bir ışık huzmesi geçmiş içinden. ardından günışığı görünmüş ve birisi bağırmış: &#8220;aa, kurşun asker!&#8221;<br />
meğer balık yakalanıp pazarda satılmış ve kurşun askerin evinin mutfağına getirilmiş. hizmetçi kız da, kocaman bir bıçakla balığın karnını yarmış. kurşun askeri balığın karnından çıkarıp salona getirmiş; onun balığın karnında dünyayı dolanıp geri gelmesi çok ilginç bir şey olduğundan, salonda herkes başına toplanmış. ama kurşun asker yaşadıkları yüzünden hiç böbürlenmemiş. onu masanın üzerine koymuşlar, orada öylece durmuş. kurşun asker yine o evde, eskiden olduğu salondaymış. masanın üzerinde yine o oyuncağı görmüş: yani, küçük sevimli balerinin bulunduğu güzel sarayı&#8230; balerin gene tek bacağının üzerinde dimdik duruyor, diğer bacağını havada tutuyormuş, o da çok dayanıklıymış. onun bu hali kurşun askeri çok duygulandırmış, nerdeyse gözlerinden kurşun gözyaşları dökülecekmiş, ama kendini tutmuş. kurşun asker balerine bakmış, balerin kurşun askere, ama birbirlerine hiçbir şey söylememişler.<br />
tam o sırada küçük oğlanlardan biri, durup dururken kurşun askeri yakaladığı gibi sobaya fırlatıvermiş&#8230; bu mutlaka, yine o kutudaki cinin marifeti olmalıymış.<br />
kurşun asker parlak bir ışığın içinde kalmış ve sobadaki ateşten mi, yoksa içindeki büyük aşktan mı kaynaklandığı belli olmayan korkunç bir sıcaklık hissetmiş. kurşun asker küçük balerine bakmış, küçük balerin kurşun askere. kurşun asker eridiğini hissediyor ama kolunda tüfeğiyle dimdik durmayı sürdürüyormuş. derken bir kapı açılmış, rüzgâr balerini kavramış, balerin bir peri gibi çini sobanın içine, kurşun askerin yanına uçup, alev almış ve yanıp kül olmuş. kurşun asker de eriyip bir kurşun parçası haline gelmiş. ertesi gün hizmetçi kız sobayı temizlerken, küllerin arasında, kurşundan küçük bir kalp halinde bulmuş onu. küçük balerinden geriye ise yanıp kömürleşmiş bir yıldız kalmış...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[bir zamanlar yirmi beş tane kurşun asker varmış; bunlar kardeşmiş, çünkü hepsi de aynı kurşun kaşıktan yapılmışlar. kollarında tüfekleri, bakışları tam karşıya, düşmana dikili, öylece dururlarmış. kırmızı ve mavi renklerde şahane üniformaları varmış. içine kondukları kutunun kapağı açılıp dışarı çıkarıldıklarında, bu dünyada duydukları ilk söz: &#8220;aaa, kurşun askerler!&#8221; sözü olmuş. küçük bir oğlan çocuğu böyle derken, bir yandan da sevinçle el çırpıyormuş. kurşun askerler çocuğun doğum günü hediyesiymiş. o da onları masanın üzerinde güzelce sıraya dizmiş. askerlerin hepsi birbirinin kopyasıymış, sadece bir tanesi diğerlerinden biraz farklıymış: onun tek bacağı varmış, çünkü o kalıba dökülürken kurşun yetmemiş; ama diğerleri iki bacakları üzerinde nasıl çakı gibi duruyorlarsa, o da tek bacağı üzerinde öyle duruyormuş ve işte tam da bu yüzden, diğerlerinden farklı ve özelmiş.<br />
askerlerin konduğu masanın üzerinde, başka birçok oyuncak daha duruyormuş; ama içlerinde en çok dikkat çekeni, kartondan yapılmış güzel bir saraymış. küçük pencerelerinden bakıldığında, içerdeki salonlar görülebiliyormuş. sarayın dışında, göl yerine geçen küçük bir ayna parçasının etrafında, çepeçevre küçük ağaçlar bulunuyormuş. gölde mumdan yapılmış kuğular yüzüyor, görüntüleri aynaya yansıyormuş. hepsi çok hoş, çok sevimliymiş, ama en güzelleri, sarayın açık kapısında duran minik genç kızmış. o da kartondan yapılmışmış, üzerinde ketenden yapılmış bir elbise, omuzlarında ince, küçük, mavi bir kurdele varmış. kurdelenin tam ortasında da, neredeyse kızın yüzü büyüklüğünde, kocaman parlak bir yıldız... küçük kız, kollarını zarif bir hareketle yukarı kaldırmış halde duruyormuş, çünkü o bir balerinmiş; bacaklarından birini ise öyle yükseğe kaldırmış ki, kurşun asker bu bacağı göremediği için, onu da kendisi gibi tek bacaklı sanmış. &#8220;tam bana göre bir eş olurdu bu kız!&#8221; diye düşünmüş. &#8220;ama sanırım benim için fazlasıyla asil, o sarayda yaşıyor, ben ise yirmi dört kişiyle beraber bir kutuda, bu ev ona göre değil! ama yine de tanışmayı deneyeyim bir bakayım!&#8221; sonra, masanın üzerinde duran bir enfiye kutusunun arkasına boylu boyunca uzanmış. böylelikle, tek bacağının üzerinde dengesini kaybetmeden duran küçük kibar hanımefendiyi rahatça görebiliyormuş.<br />
akşam olunca bütün diğer askerler kutuya girip yatmışlar, ev halkı da uyumaya gitmiş. derken müzikli oyuncak marşlar, balo melodileri çalmaya başlamış. kurşun askerler kutuda takır tukur tepiniyorlarmış, onlar da dışarı çıkıp eğlenceye katılmak istiyor, ama kutunun kapağını bir türlü açamıyorlarmış. ceviz kıracağı taklalar atıyor, tahta kalemi, yazı tahtasının üstünde neşeyle koşturuyormuş. Öyle bir şamata kopmuş ki, sonunda kanarya da uyanmış ve başlamış şarkılar, şiirler okumaya. yerinden kımıldamayan yalnızca iki kişi varmış: kurşun asker ile küçük balerin. küçük hanım tek ayağının parmak ucu üzerinde, iki kolu havada dimdik duruyormuş; kurşun asker ise tek bacağının üzerinde, gözlerini bir an bile balerinden ayırmadan, yılmaksızın dikiliyormuş.<br />
derken saat on ikiyi vurmuş ve tam o anda enfiye kutusunun kapağı çat diye açılıvermiş. kutunun içinde enfiye filan yokmuş, hayır, küçük, siyah bir cin varmış; o da harika bir oyuncakmış.<br />
&#8220;kurşun asker!&#8221; demiş cin. &#8220;bakışlarına hâkim ol!&#8221;<br />
ama kurşun asker onu duymazdan gelmiş.<br />
&#8220;pekâlâ, yarın sabah görürsün sen!&#8221; demiş cin.<br />
sabah olunca evin çocukları kurşun askeri pencerenin önüne koymuşlar; artık sebep cin mi, yoksa cereyan yapan rüzgâr mı, bilinmez, ama pencere birden açılıvermiş ve kurşun asker üçüncü kattan, tepe üstü aşağı düşmüş. korkunç bir düşüş olmuş bu; kurşun asker tek bacağı havada, süngüsü altta, kaldırım taşlarının arasına sıkışmış halde, miğferinin üzerinde baş aşağı kalakalmış.<br />
hizmetçi kız ile küçük oğlan onu aramak için hemen aşağı koşmuşlar; ama neredeyse üzerine basacak kadar yakınına geldikleri halde, onu görememişler. kurşun asker, &#8220;buradayım!&#8221; diye bağırsaymış, onu mutlaka bulurlarmış, ama o üniforması üzerinde olduğu için, öyle bağırıp çağırmayı kendine yedirememiş.<br />
derken yağmur başlamış, damlalar birbirini izlemiş ve ardından müthiş bir sağanak bastırmış; yağmur dinince, iki sokak çocuğu oraya gelmiş.<br />
&#8220;bak, bak!&#8221; demiş çocuklardan biri. &#8220;Şurada bir kurşun asker var, gel onu alıp yelkenliyle yüzdürelim.&#8221;<br />
gazete kâğıdından bir kayık yapmışlar, kurşun askeri içine oturtmuşlar ve kayığı kaldırımın kenarındaki su oluğunda yüzmeye bırakmışlar. İki çocuk, yüzen kayığın yanı sıra koşup el çırpıyorlarmış. aman tanrım, su oluğunun içinde âdeta korkunç bir fırtına kopuyor, sular dev dalgalar gibi çalkalanıyormuş. kâğıttan kayık batıp çıkıyor, ara sıra fırıldak gibi dönüyor, kurşun asker korkuyla ürperiyormuş. ama buna rağmen dimdik duruyor, hiç renk vermeden dosdoğru ileri bakıyor, tüfeğini tutmaya devam ediyormuş.<br />
kayık birden kaldırım kenarındaki kapalı yağmur oluğunun altına sürüklenmiş ve ortalık tıpkı kutudaki gibi kapkaranlık olmuş.<br />
&#8220;nereye geldim ben böyle?&#8221; diye düşünmüş kurşun asker. &#8220;evet, evet, bu o cinin işidir mutlaka! ah, keşke o küçük hanım da kayıkta olsaydı, iki kat karanlık olsa da dert etmezdim o zaman!&#8221;<br />
tam o sırada, evi yağmur oluğunda olan, koca bir lağım faresi çıkmış ortaya.<br />
&#8220;pasaportun var mı bakalım!&#8221; demiş. &#8220;Çabuk göster pasaportunu!&#8221;<br />
ama kurşun asker hiç sesini çıkarmamış ve tüfeğini daha da sıkı kavramış. kayık ilerledikçe, fare de peşinden geliyormuş. dişlerini gıcırdatarak, &#8220;hey!&#8221; diye seslenmiş tahta parçalarıyla saman çöplerine. &#8220;yakalayın şunu, yakalayın! gümrük vergisini ödemedi, pasaportunu göstermedi!&#8221;<br />
ama akıntı gittikçe şiddetlenmiş; kurşun asker oluğun bittiği yerden gelen gün ışığını görebiliyormuş, fakat bir yandan da, en cesur insanı bile korkutabilecek kadar güçlü bir su şırıltısı geliyormuş kulağına. meğer su oluğunun bittiği yer, büyük bir kanala açılıyormuş&#8230; düşünün bir: bizim için büyük bir şelaleden aşağı yuvarlanmak ne kadar tehlikeliyse, kurşun asker için de bu kanal o kadar tehlikeliymiş.<br />
artık kurşun askerin durması neredeyse imkânsızmış. kayık fırlamış, gitmiş, zavallı kurşun asker yine o dimdik duruşunu bozmamış. Öyle ki, hiç kimse arkasından, gözünü bile kırptığını söyleyemezmiş. kayık, kendi etrafında üç-dört kere dönmüş, kenarlarından su almaya başlamış, artık battı batacakmış! kurşun asker boğazına kadar sulara gömülmüş, kayık da battıkça batmış. gazete kâğıdı dağılmaya başlamış&#8230; derken sular kurşun askerin başının üzerinden aşmış, asker o anda, bir daha asla göremeyeceği o küçük, sevimli balerini düşünmüş ve kulaklarında bir kahramanlık şarkısı yankılanmaya başlamış:<br />
<br />
&#8220;ey sabah güneşi, sabah güneşi<br />
aydınlat bu genç yaşımda ölürken beni!&#8221;<br />
<br />
kâğıttan kayık paramparça olmuş, kurşun asker sularla birlikte aşağı yuvarlanmış ama tam o anda, kocaman bir balık kurşun askeri yutuvermiş.<br />
balığın karnı dışarısından daha da karanlıkmış; üstelik su oluğundan daha kötü ve daha darmış burası. ama kurşun asker yılmamış, kolunda tüfeğiyle boylu boyunca uzanmış olduğu yere.<br />
balık oraya buraya yüzmüş, şiddetle çırpınmış, sonunda hareketsiz kalakalmış ve sanki bir ışık huzmesi geçmiş içinden. ardından günışığı görünmüş ve birisi bağırmış: &#8220;aa, kurşun asker!&#8221;<br />
meğer balık yakalanıp pazarda satılmış ve kurşun askerin evinin mutfağına getirilmiş. hizmetçi kız da, kocaman bir bıçakla balığın karnını yarmış. kurşun askeri balığın karnından çıkarıp salona getirmiş; onun balığın karnında dünyayı dolanıp geri gelmesi çok ilginç bir şey olduğundan, salonda herkes başına toplanmış. ama kurşun asker yaşadıkları yüzünden hiç böbürlenmemiş. onu masanın üzerine koymuşlar, orada öylece durmuş. kurşun asker yine o evde, eskiden olduğu salondaymış. masanın üzerinde yine o oyuncağı görmüş: yani, küçük sevimli balerinin bulunduğu güzel sarayı&#8230; balerin gene tek bacağının üzerinde dimdik duruyor, diğer bacağını havada tutuyormuş, o da çok dayanıklıymış. onun bu hali kurşun askeri çok duygulandırmış, nerdeyse gözlerinden kurşun gözyaşları dökülecekmiş, ama kendini tutmuş. kurşun asker balerine bakmış, balerin kurşun askere, ama birbirlerine hiçbir şey söylememişler.<br />
tam o sırada küçük oğlanlardan biri, durup dururken kurşun askeri yakaladığı gibi sobaya fırlatıvermiş&#8230; bu mutlaka, yine o kutudaki cinin marifeti olmalıymış.<br />
kurşun asker parlak bir ışığın içinde kalmış ve sobadaki ateşten mi, yoksa içindeki büyük aşktan mı kaynaklandığı belli olmayan korkunç bir sıcaklık hissetmiş. kurşun asker küçük balerine bakmış, küçük balerin kurşun askere. kurşun asker eridiğini hissediyor ama kolunda tüfeğiyle dimdik durmayı sürdürüyormuş. derken bir kapı açılmış, rüzgâr balerini kavramış, balerin bir peri gibi çini sobanın içine, kurşun askerin yanına uçup, alev almış ve yanıp kül olmuş. kurşun asker de eriyip bir kurşun parçası haline gelmiş. ertesi gün hizmetçi kız sobayı temizlerken, küllerin arasında, kurşundan küçük bir kalp halinde bulmuş onu. küçük balerinden geriye ise yanıp kömürleşmiş bir yıldız kalmış...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bir organımız konuşuyor]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-bir-organ%C4%B1m%C4%B1z-konu%C5%9Fuyor-11099</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 14:13:39 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-bir-organ%C4%B1m%C4%B1z-konu%C5%9Fuyor-11099</guid>
			<description><![CDATA[merhaba arkadaşlar ben görmenizi sağlayan organınızım. adım göz<br />
gözünüz olmasaydı ne olurdu? bir an gözlerinizi elinizle kapatın bakalım. karanlık oldu değil mi? ben olmasaydım karanlık bir dünyanız olurdu. güneşi, renkeleri, sevdiğiniz insanları göremezdiniz. tek başınıza bir iş yapmanz zor olurdu.<br />
gökyüzünün maviliğini, yıldızların parıldamalarını benimle görürsünüz.<br />
suların köpürdüğünü, otların yeşilliğini, çiçeklerin güzelliğini de benimle görebilirsiniz ancak.<br />
ben olmasaydım; benekli kelebekleri, güzelim sincapları nasıl fark edecektiniz? bir düşünün<br />
benim sağlıklı olmam için önce temizlik gerekir. kirli ellerinizle beni ovuşturmayınız. oyun oynarken bana sert cisimler atmayınız.<br />
televizyon izlerken uzaktan izleyin. kitap okurken, yazı yazarken çok eğilmeyin. yoksa yorulurum.<br />
dengeli beslenme de benim sağlığım için önemlidir. her türlü sebze ve meyve yemelisin. Özellikle havuçta, bana çok yararlı vitaminler vardır.<br />
bu anlattıklarıma dikkat ederseniz sağlıklı kalırım. hoşça kalın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[merhaba arkadaşlar ben görmenizi sağlayan organınızım. adım göz<br />
gözünüz olmasaydı ne olurdu? bir an gözlerinizi elinizle kapatın bakalım. karanlık oldu değil mi? ben olmasaydım karanlık bir dünyanız olurdu. güneşi, renkeleri, sevdiğiniz insanları göremezdiniz. tek başınıza bir iş yapmanz zor olurdu.<br />
gökyüzünün maviliğini, yıldızların parıldamalarını benimle görürsünüz.<br />
suların köpürdüğünü, otların yeşilliğini, çiçeklerin güzelliğini de benimle görebilirsiniz ancak.<br />
ben olmasaydım; benekli kelebekleri, güzelim sincapları nasıl fark edecektiniz? bir düşünün<br />
benim sağlıklı olmam için önce temizlik gerekir. kirli ellerinizle beni ovuşturmayınız. oyun oynarken bana sert cisimler atmayınız.<br />
televizyon izlerken uzaktan izleyin. kitap okurken, yazı yazarken çok eğilmeyin. yoksa yorulurum.<br />
dengeli beslenme de benim sağlığım için önemlidir. her türlü sebze ve meyve yemelisin. Özellikle havuçta, bana çok yararlı vitaminler vardır.<br />
bu anlattıklarıma dikkat ederseniz sağlıklı kalırım. hoşça kalın]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[tombİŞ ayı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-tomb%C4%B0%C5%9E-ay%C4%B1-11098</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 14:12:48 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-tomb%C4%B0%C5%9E-ay%C4%B1-11098</guid>
			<description><![CDATA[küçük ali pek düzenli bir çocuk değildi. onun birçok oyuncağı vardı, fakat içlerinden en sevimlisi tombiş ayı&#8217;ydı. tombiş ayı ali&#8217;nin kendisine hiçde iyi davranmadığını düşünüyordu. yine de onu çok seviyordu. bir gece ali yatarken tombiş ayı&#8217;sını yanına aldı. sonra da onu yastığının altına koyarak uykuya daldı. bu şekilde tombiş ayı çok rahatsız bir gece geçirmişti. <br />
sabah olunca küçük ali uyandı her zamanki gibi telaşla yatağından fırladı. tombiş ayı&#8217;yı dikkatsizce eliyle itti. ayıcık yere yuvarlandı. fakat bu durum ali&#8217;nin umrunda değildi. tombiş ayı bu ilgisizliğe çok üzülüyordu. &#8216; ali gibi bir çocuğun oyuncağı olmak ne talihsizlik &#8216; diye düşündü. fakat elinden bir şey gelmezdi.<br />
ali kum havuzunda oynarken tombiş ayı&#8217;yı da yanına alırdı. fakat oyununa onu katmazdı. tombiş&#8217;i ilgisizce bir kenara atar, kendisi oyuna devam ederdi. küçük ali&#8217;nin bu davranışı diğer oyuncaklara da böyle idi. fakat bu durum en çok tombiş ayı&#8217;yı üzerdi. Çünkü ali&#8217;yi en çok kendisinin sevdiğine inanıyordu. onun için ali&#8217;nin ilgisizliği onu çok üzüyordu.<br />
yine yağmurlu bir gün ali gezmeye çıkmıştı. tombiş ayı&#8217;yı da arabasına koymuştu. tombiş&#8217;in orada ıslanacağını hiç düşünmüyordu. tombiş ayı bu durumda bile halinden memnundu. fakat ali&#8217;nin ıslanıp hasta olacağını düşünüyordu. ali yağmur altında koştu, oynadı. bu arada evden epeyce uzaklaşmıştı. nihayet eve dönmeyi akıl etti. eve geldiklerinde hem ali hem de tombiş ayı iyice ıslanmışlardı.<br />
o günden sonra ali ateşlendi. Üşütmüş ve hasta olmuştu. yataktan kalkamadı. tombiş ayı&#8217;yı yine yastığının altına koymuştu. tombiş bu durumda rahatsız olmasına rağmen yine ali&#8217;yi düşünüyordu. ali&#8217;nin hastalanamasına üzülmüştü ali bütün gün yattı. annesi ona ıhalamur içirdi. ayrıca doktorun verdiği ilaçlardan verdi. küçük ali hastalığı süresince oyuncaklarıyla oynayamadı.<br />
İki gün içinde ali iyileşti. annesi ona kitaplardan öyküler okudu. bir gün daha dinlenmesi gerektiğini söyledi. ali tombiş ayı&#8217;yı eline almıştı. fakat onunla oynamıyordu. tombiş ayı ali&#8217;nin bu ilgisiz davaranışına üzülüyordu. yine de alinin iyileşmesine seviniyordu bu sevincini ona belli etmek istiyordu. ali&#8217;nin elinden kurtuldu ve onun yüzüne yaklaştı. ali&#8217;de onu kucakladı.<br />
günler geçti. kış mevsimi geldi. her taraf benbeyaz karlarla örtüldü ali mevsime göre giyinmeyi öğrenmişti. tekrar üşütüp hasta olmak istemiyordu. ali, tombiş ayı&#8217;ya da annesinin diktiği paltoyu giydirdi. birlikte kızak kaymaya gittiler. bu ilgi tombiş ayı&#8217;nın hoşuna gidiyordu. kızak kayarken tombiş ayı yer düştü. ali onun düştüğünü görmedi <br />
biraz sonra ali yorulup kızak kaymaya ara verdi. o zaman tombiş ayı&#8217;nın kaybolduğunu farketti. etrafa bakındı, sevimli ayıcığını göremedi. &#8216; heralde karlar altında kalmıştır&#8217; diyerek oradan uzaklıştı. kızak kayarak bol bol eğlenmişti. tombiş ayı&#8217;nın kaybolmasına fazla üzülmedi. koşarak eve döndü. sıcak evine dönmenin sevinci**içindeydi. ayıcığının orada ne yapacağını düşünmüyordu. <br />
tombiş ayı karların içinde kalmıştı. ali ise onu hiç aramamıştı. halbuki ali hasta olduğunda kendisi onun için ne kadar üzülmüştü. Şimdi ne yapacaktı ? <br />
Önce çok korktu. sonra da gerçek ayılar gibi kış uykusuna yatmaya karar verdi. nasıl olsa üzerinde sıcacık bir palto vardı. gözlerini kapayıp kış uykusuna daldı. bahar da tekrar uyanacaktı.<br />
günler geçti, havalar ısınmaya başladı. karlar da tamamen erimişti. tombiş ayı bir sabah güneş ışıklarıyla uyandı. baharın gelmesi ile içine bir sevinç doldu. küçük ali&#8217;nin kırlara gelerek kendisini bulacağını düşündü ve sevindi. ali mutlaka gelecekti. ne de olsa ali&#8217;nin oyuncağı idi. <br />
tombiş ayı bunları düşünürken, koşa koşa kendisine doğru gelen ali&#8217;yi gördü. ali onu görmüştü ve sevinçle koşuyordu. hemen tombiş ayı&#8217;sını yerden aldı ve kucakladı. tombiş buyakın ilgiden çok memnun oldu. bütün üzüntülerini unuttu. ali artık oyuncaklarının kıymetini anlamıştı. bu tombiş ayı için bir mutluluktu. küçük ali tombiş ayı&#8217;sını çok özlemişti. <br />
ali tombiş&#8217;i kuckladı onu hiç yanından ayırmıyordu artık. &#8216; benim güzel tombişim, seni bulduğuma ne kadar sevindim bilemezsin &#8216; diyordu. birlikte eve geldiler. annesi de tombiş ayı&#8217;nın bulunmasına sevinmişti.ali&#8217;ye oyuncaklarını daha iyi koruması gerektiğini söyledi. tombiş ayı ile küçük ali her zaman birbirlerini sevdiler ve güzel günler geçirdiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[küçük ali pek düzenli bir çocuk değildi. onun birçok oyuncağı vardı, fakat içlerinden en sevimlisi tombiş ayı&#8217;ydı. tombiş ayı ali&#8217;nin kendisine hiçde iyi davranmadığını düşünüyordu. yine de onu çok seviyordu. bir gece ali yatarken tombiş ayı&#8217;sını yanına aldı. sonra da onu yastığının altına koyarak uykuya daldı. bu şekilde tombiş ayı çok rahatsız bir gece geçirmişti. <br />
sabah olunca küçük ali uyandı her zamanki gibi telaşla yatağından fırladı. tombiş ayı&#8217;yı dikkatsizce eliyle itti. ayıcık yere yuvarlandı. fakat bu durum ali&#8217;nin umrunda değildi. tombiş ayı bu ilgisizliğe çok üzülüyordu. &#8216; ali gibi bir çocuğun oyuncağı olmak ne talihsizlik &#8216; diye düşündü. fakat elinden bir şey gelmezdi.<br />
ali kum havuzunda oynarken tombiş ayı&#8217;yı da yanına alırdı. fakat oyununa onu katmazdı. tombiş&#8217;i ilgisizce bir kenara atar, kendisi oyuna devam ederdi. küçük ali&#8217;nin bu davranışı diğer oyuncaklara da böyle idi. fakat bu durum en çok tombiş ayı&#8217;yı üzerdi. Çünkü ali&#8217;yi en çok kendisinin sevdiğine inanıyordu. onun için ali&#8217;nin ilgisizliği onu çok üzüyordu.<br />
yine yağmurlu bir gün ali gezmeye çıkmıştı. tombiş ayı&#8217;yı da arabasına koymuştu. tombiş&#8217;in orada ıslanacağını hiç düşünmüyordu. tombiş ayı bu durumda bile halinden memnundu. fakat ali&#8217;nin ıslanıp hasta olacağını düşünüyordu. ali yağmur altında koştu, oynadı. bu arada evden epeyce uzaklaşmıştı. nihayet eve dönmeyi akıl etti. eve geldiklerinde hem ali hem de tombiş ayı iyice ıslanmışlardı.<br />
o günden sonra ali ateşlendi. Üşütmüş ve hasta olmuştu. yataktan kalkamadı. tombiş ayı&#8217;yı yine yastığının altına koymuştu. tombiş bu durumda rahatsız olmasına rağmen yine ali&#8217;yi düşünüyordu. ali&#8217;nin hastalanamasına üzülmüştü ali bütün gün yattı. annesi ona ıhalamur içirdi. ayrıca doktorun verdiği ilaçlardan verdi. küçük ali hastalığı süresince oyuncaklarıyla oynayamadı.<br />
İki gün içinde ali iyileşti. annesi ona kitaplardan öyküler okudu. bir gün daha dinlenmesi gerektiğini söyledi. ali tombiş ayı&#8217;yı eline almıştı. fakat onunla oynamıyordu. tombiş ayı ali&#8217;nin bu ilgisiz davaranışına üzülüyordu. yine de alinin iyileşmesine seviniyordu bu sevincini ona belli etmek istiyordu. ali&#8217;nin elinden kurtuldu ve onun yüzüne yaklaştı. ali&#8217;de onu kucakladı.<br />
günler geçti. kış mevsimi geldi. her taraf benbeyaz karlarla örtüldü ali mevsime göre giyinmeyi öğrenmişti. tekrar üşütüp hasta olmak istemiyordu. ali, tombiş ayı&#8217;ya da annesinin diktiği paltoyu giydirdi. birlikte kızak kaymaya gittiler. bu ilgi tombiş ayı&#8217;nın hoşuna gidiyordu. kızak kayarken tombiş ayı yer düştü. ali onun düştüğünü görmedi <br />
biraz sonra ali yorulup kızak kaymaya ara verdi. o zaman tombiş ayı&#8217;nın kaybolduğunu farketti. etrafa bakındı, sevimli ayıcığını göremedi. &#8216; heralde karlar altında kalmıştır&#8217; diyerek oradan uzaklıştı. kızak kayarak bol bol eğlenmişti. tombiş ayı&#8217;nın kaybolmasına fazla üzülmedi. koşarak eve döndü. sıcak evine dönmenin sevinci**içindeydi. ayıcığının orada ne yapacağını düşünmüyordu. <br />
tombiş ayı karların içinde kalmıştı. ali ise onu hiç aramamıştı. halbuki ali hasta olduğunda kendisi onun için ne kadar üzülmüştü. Şimdi ne yapacaktı ? <br />
Önce çok korktu. sonra da gerçek ayılar gibi kış uykusuna yatmaya karar verdi. nasıl olsa üzerinde sıcacık bir palto vardı. gözlerini kapayıp kış uykusuna daldı. bahar da tekrar uyanacaktı.<br />
günler geçti, havalar ısınmaya başladı. karlar da tamamen erimişti. tombiş ayı bir sabah güneş ışıklarıyla uyandı. baharın gelmesi ile içine bir sevinç doldu. küçük ali&#8217;nin kırlara gelerek kendisini bulacağını düşündü ve sevindi. ali mutlaka gelecekti. ne de olsa ali&#8217;nin oyuncağı idi. <br />
tombiş ayı bunları düşünürken, koşa koşa kendisine doğru gelen ali&#8217;yi gördü. ali onu görmüştü ve sevinçle koşuyordu. hemen tombiş ayı&#8217;sını yerden aldı ve kucakladı. tombiş buyakın ilgiden çok memnun oldu. bütün üzüntülerini unuttu. ali artık oyuncaklarının kıymetini anlamıştı. bu tombiş ayı için bir mutluluktu. küçük ali tombiş ayı&#8217;sını çok özlemişti. <br />
ali tombiş&#8217;i kuckladı onu hiç yanından ayırmıyordu artık. &#8216; benim güzel tombişim, seni bulduğuma ne kadar sevindim bilemezsin &#8216; diyordu. birlikte eve geldiler. annesi de tombiş ayı&#8217;nın bulunmasına sevinmişti.ali&#8217;ye oyuncaklarını daha iyi koruması gerektiğini söyledi. tombiş ayı ile küçük ali her zaman birbirlerini sevdiler ve güzel günler geçirdiler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[tavşan sivridiş]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-tav%C5%9Fan-sivridi%C5%9F-11097</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 14:12:03 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-tav%C5%9Fan-sivridi%C5%9F-11097</guid>
			<description><![CDATA[tavşanların havuçları çok sevdiğini bilmeyen yoktur. ama bizim tavşan sivridiş, havuçları hiç sevmiyordu. <br />
aslında öykümüz çok eski bir zamana uzanıyor. bizim leylek lekirdek’in yüzünden oldu bütün bu olanlar. tavşan sivridiş’in**ailesine götürülme zamanı gelmişti. o gün leylek lekirdek top şeker zannedip, ilaçların hepsini yedi. tabi ki bunun sonucunda gözleri iyi görmemeye ve başı dönmeye başladı. <br />
sivridiş’in yanına geldi.<br />
lekirdek:**-“haydi sivridiş, gidiyoruz”<br />
sivridiş:**-“ınga ınga” diyerek beni anneme götür demek istiyordu. <br />
lekirdek, sivridiş’i alarak uçmaya başladı. lekirdek için her taraf dönüyor, sanki ağaçlar havada uçuyordu. sivridiş’i tavşan ailesine götürecekti ki olanlar oldu. bizimki tavşanların evi diye maymunların evinin kapısını tıklattı. <br />
anne maymun: -“kim o?” dedi. yavaşça kapıyı açtı ve dışarıya çıktı. <br />
- “tebrik ederim, anne oldunuz” dedi lekirdek.<br />
anne maymun: -“yaşasın yaşasın bir yavrumuz oldu”<br />
bay maymun ve bayan maymun sivridiş’i evlerine aldı. sivridiş’e şaşkınlıkla bakıyorlardı. Çünkü, sivridi onlara hiç benzemiyordu. rengi onlardan farklıydı. kulakları ve dişleri kendi kulak ve dişlerinden uzundu. <br />
anne maymun: -“bebeğimizin ismi ne olsun?”<br />
baba maymun: -“bilmiyorum, sen bul ismini”<br />
anne maymun: -“bence sivridiş olsun. kocaman sivri dişleri var. ben bu ismi ona uygun buldum”<br />
baba maymun: -“peki tamam. amanda sivridiş, canımda sivridiş.. agucuk mugucuk..” diye sevmeye başladı. <br />
günler geçti, tavşan sivridiş büyümüştü. bir gün sivridiş parka oyun oynamaya gitti. oyun yonarken yanına kendisine benzeyen bir tavşan geldi. onun adı uzundiş’ti. <br />
- “senin adın ne?” dedi uzundiş.<br />
- “sivridiş benim adım, ya senin?”<br />
- “benim adım da uzundiş. seninle tanıştığıma memnun oldum.”<br />
uzundiş ile sivridiş birlikte parkta oyun oynadılar. derken sivridiş’in karnı acıktı. yemek yemek istedi. <br />
sivridiş’e**uzundiş: -“Çok karnım acıktı. evde ıspanak yemeği, marul, havuç yiyeceğim. Çok acıktım çok” dedi. <br />
sivridiş çok şaşırdı. hayatında hiç havuç, ıspanak, marul, peynir, zeytin yememiş, süt içmemişti. <br />
sivridiş: -“onlar ne? ben sadece muz yiyorum.”<br />
uzundiş: -“onlar çok besleyici yiyecekler. onları yersen kocaman güzel bir tavşan olursun. sen böyle yemediğin için zayıf ve kısa boylusun. ben senden daha küçüğüm ama iyi beslendiğim için boyum uzun, kilom daha iyi.”<br />
sivridiş: -“bilmiyorum ki. aslında doğru söylüyorsun.”<br />
uzundiş: -“evet, tabi doğru söylüyorum. havuç, ıspanak, marul, peynir, zeytin yersen süt içersen büyürsün.”<br />
İki konuşurken uzundiş’in annesi parka geldi. sivridiş, uzundiş’in annesini görünce biraz şaşırdı. Çünkü, kendi annesi ve babası onlardan farklıydı. <br />
uzundiş’in annesi, uzundiş’i çağırdı. <br />
anne tavşan: -“haydi, uzundiş, en sevdiğin ıspanak yemeğini yaptım. yanında da yine en sevdiğin marul, havuç birde yoğurt var. İstersen yanındaki arkadaşın da bizimle yemek yemek için gelebilir.”<br />
sivridiş’in anne-babasından izin aldıktan sonra yemeğe gittiler. <br />
sivridş, akşam yemeğinde hiç yemediği ıspanak, marul, havuç ve yoğurt gibi yiyecekleri yedi. bütün yemekleri çok sevdi. havuçlara ise bayıldı. <br />
uzundiş’in annesine: -“ teşekkür ederim, bütün yemekler çok güzeldi. hepsini çok sevdim. havuçlara ise bayıldım” dedi. <br />
lekirdek’e gelince yaptığı hatayı fark etti: –“ sivridiş’i tavşan ailesine götürmem gerekiyordu. ama ben onu, yanlışlıkla maymun ailesine götürdüm. İyi ki insanlar hastanede doğum yapıyorlar ve bebekleri babaları hastaneden kendileri alıyorlar. bu nedenle hiç yanlışlık yapılmıyor. İyi ki, bu işi ben yapmıyorum. yoksa çok karışıklık çıkardı. neyse, şu yeni maymun yavrusunu götürdükten sonra sivridiş’i sahip olduğu ailesine götürürüm” dedi. maymun yavrusunu aldı ve uçmaya başladı. bu sefer başı dönmüyordu. her yeri net görüyordu. karışıklıkta yapmadı. maymun ailesinin kapısına geldi. <br />
- “tık tık tık”<br />
- “kim o?” dedi bayan maymun. sonra yavaşça kapıyı açtı, dışarıya çıktı.<br />
- “tebrik ederim yine anne oldunuz”<br />
- “yaşasın yaşasın, bir yavrumuz oldu. Üstelik bana benziyor.”<br />
- “sivridiş’i tavşanlara götüreceğim. artık siz küçük maymunla ilgilenirsiniz.”<br />
sivridiş, tavşan ailesine kavuşmuştu. artık sadece muz yemiyordu. ispanak, marul, peynir, zeytin, yoğurt yiyor sütte biçiyordu. Üstelik havuç yemeye bayılıyordu. bütün aile birlikte çok mutluydu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[tavşanların havuçları çok sevdiğini bilmeyen yoktur. ama bizim tavşan sivridiş, havuçları hiç sevmiyordu. <br />
aslında öykümüz çok eski bir zamana uzanıyor. bizim leylek lekirdek’in yüzünden oldu bütün bu olanlar. tavşan sivridiş’in**ailesine götürülme zamanı gelmişti. o gün leylek lekirdek top şeker zannedip, ilaçların hepsini yedi. tabi ki bunun sonucunda gözleri iyi görmemeye ve başı dönmeye başladı. <br />
sivridiş’in yanına geldi.<br />
lekirdek:**-“haydi sivridiş, gidiyoruz”<br />
sivridiş:**-“ınga ınga” diyerek beni anneme götür demek istiyordu. <br />
lekirdek, sivridiş’i alarak uçmaya başladı. lekirdek için her taraf dönüyor, sanki ağaçlar havada uçuyordu. sivridiş’i tavşan ailesine götürecekti ki olanlar oldu. bizimki tavşanların evi diye maymunların evinin kapısını tıklattı. <br />
anne maymun: -“kim o?” dedi. yavaşça kapıyı açtı ve dışarıya çıktı. <br />
- “tebrik ederim, anne oldunuz” dedi lekirdek.<br />
anne maymun: -“yaşasın yaşasın bir yavrumuz oldu”<br />
bay maymun ve bayan maymun sivridiş’i evlerine aldı. sivridiş’e şaşkınlıkla bakıyorlardı. Çünkü, sivridi onlara hiç benzemiyordu. rengi onlardan farklıydı. kulakları ve dişleri kendi kulak ve dişlerinden uzundu. <br />
anne maymun: -“bebeğimizin ismi ne olsun?”<br />
baba maymun: -“bilmiyorum, sen bul ismini”<br />
anne maymun: -“bence sivridiş olsun. kocaman sivri dişleri var. ben bu ismi ona uygun buldum”<br />
baba maymun: -“peki tamam. amanda sivridiş, canımda sivridiş.. agucuk mugucuk..” diye sevmeye başladı. <br />
günler geçti, tavşan sivridiş büyümüştü. bir gün sivridiş parka oyun oynamaya gitti. oyun yonarken yanına kendisine benzeyen bir tavşan geldi. onun adı uzundiş’ti. <br />
- “senin adın ne?” dedi uzundiş.<br />
- “sivridiş benim adım, ya senin?”<br />
- “benim adım da uzundiş. seninle tanıştığıma memnun oldum.”<br />
uzundiş ile sivridiş birlikte parkta oyun oynadılar. derken sivridiş’in karnı acıktı. yemek yemek istedi. <br />
sivridiş’e**uzundiş: -“Çok karnım acıktı. evde ıspanak yemeği, marul, havuç yiyeceğim. Çok acıktım çok” dedi. <br />
sivridiş çok şaşırdı. hayatında hiç havuç, ıspanak, marul, peynir, zeytin yememiş, süt içmemişti. <br />
sivridiş: -“onlar ne? ben sadece muz yiyorum.”<br />
uzundiş: -“onlar çok besleyici yiyecekler. onları yersen kocaman güzel bir tavşan olursun. sen böyle yemediğin için zayıf ve kısa boylusun. ben senden daha küçüğüm ama iyi beslendiğim için boyum uzun, kilom daha iyi.”<br />
sivridiş: -“bilmiyorum ki. aslında doğru söylüyorsun.”<br />
uzundiş: -“evet, tabi doğru söylüyorum. havuç, ıspanak, marul, peynir, zeytin yersen süt içersen büyürsün.”<br />
İki konuşurken uzundiş’in annesi parka geldi. sivridiş, uzundiş’in annesini görünce biraz şaşırdı. Çünkü, kendi annesi ve babası onlardan farklıydı. <br />
uzundiş’in annesi, uzundiş’i çağırdı. <br />
anne tavşan: -“haydi, uzundiş, en sevdiğin ıspanak yemeğini yaptım. yanında da yine en sevdiğin marul, havuç birde yoğurt var. İstersen yanındaki arkadaşın da bizimle yemek yemek için gelebilir.”<br />
sivridiş’in anne-babasından izin aldıktan sonra yemeğe gittiler. <br />
sivridş, akşam yemeğinde hiç yemediği ıspanak, marul, havuç ve yoğurt gibi yiyecekleri yedi. bütün yemekleri çok sevdi. havuçlara ise bayıldı. <br />
uzundiş’in annesine: -“ teşekkür ederim, bütün yemekler çok güzeldi. hepsini çok sevdim. havuçlara ise bayıldım” dedi. <br />
lekirdek’e gelince yaptığı hatayı fark etti: –“ sivridiş’i tavşan ailesine götürmem gerekiyordu. ama ben onu, yanlışlıkla maymun ailesine götürdüm. İyi ki insanlar hastanede doğum yapıyorlar ve bebekleri babaları hastaneden kendileri alıyorlar. bu nedenle hiç yanlışlık yapılmıyor. İyi ki, bu işi ben yapmıyorum. yoksa çok karışıklık çıkardı. neyse, şu yeni maymun yavrusunu götürdükten sonra sivridiş’i sahip olduğu ailesine götürürüm” dedi. maymun yavrusunu aldı ve uçmaya başladı. bu sefer başı dönmüyordu. her yeri net görüyordu. karışıklıkta yapmadı. maymun ailesinin kapısına geldi. <br />
- “tık tık tık”<br />
- “kim o?” dedi bayan maymun. sonra yavaşça kapıyı açtı, dışarıya çıktı.<br />
- “tebrik ederim yine anne oldunuz”<br />
- “yaşasın yaşasın, bir yavrumuz oldu. Üstelik bana benziyor.”<br />
- “sivridiş’i tavşanlara götüreceğim. artık siz küçük maymunla ilgilenirsiniz.”<br />
sivridiş, tavşan ailesine kavuşmuştu. artık sadece muz yemiyordu. ispanak, marul, peynir, zeytin, yoğurt yiyor sütte biçiyordu. Üstelik havuç yemeye bayılıyordu. bütün aile birlikte çok mutluydu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yüzmeyi Unutan Ördek (hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Y%C3%BCzmeyi-Unutan-%C3%96rdek-hikaye-10626</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:13:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Y%C3%BCzmeyi-Unutan-%C3%96rdek-hikaye-10626</guid>
			<description><![CDATA[Bir varmış bir varmış. Her şeyden önce bir varmış. Her şeyden önce O varmış. Develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ördek varmış. Bu ördek bir okula yazılmış. Derslerinde biraz başarısızmış ama yüzme dersinde çok başarılıymış.<br />
<br />
Öğretmeni bir gün ona:<br />
<br />
-Yüzeyi biliyorsun ama koşmayı hiç bilmiyorsun, demiş.<br />
<br />
Zavallı ördek buna çok üzülmüş. Yüzmeyi bırakarak koşmaya başlamış. Ördek için koşmanın ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Önce paytak paytak yürümüş sonra bu yürüyüşünü biraz daha hızlandırmış. Hızlandırmış ama hiçbir zaman tavşan gibi koşamıyormuş.<br />
<br />
Tavşana gitmiş yalvarmış:<br />
<br />
-Ne olursun tavşan kardeş bana koşmasını öğret diye.<br />
<br />
Tavşan ona:<br />
<br />
-Gel benimle koş, demiş ama tavşan bakmış ki ördek her defasında kendisinden geride kalıyor:<br />
<br />
-Benim çalışılacak çok dersim var deyip onu terk etmiş. Hiç düşünmemiş öğretmeninin bir gün tavşandan yüzmesini isteyeceğini.<br />
<br />
Tavşan nasıl yüzer diye düşünmemiş öğretmeni. Çünkü ona verilen program o şekildeymiş. O, bir an önce kendine verilen dersleri öğretmenin telaşını yaşıyormuş. Bütün hayvanlar kendilerinin başarılı oldukları derslerden bile başarısız duruma düşmüşler.<br />
<br />
Tavşan bu defa ördeğe:<br />
<br />
-Bana ne olursun yüzmesini öğret, demiş.<br />
<br />
Ördek:<br />
<br />
-Sen bana koşmayı öğretmemiştin ama ben sana yüzmesini öğreteyim demiş. Tavşan suya ayağını sokar sokmaz cup diye batıvermiş.<br />
<br />
-Kurtar beni ördek kardeş diye, yalvarmış. Ördek de onu kıyıya çıkarmış. Bu arada tavşan çok su yuttuğundan öksürüyormuş. Kıyıda sinir krizleri geçirmeye başlamış.<br />
<br />
-Ben okulda okumak istemiyorum. Okulu bırakacağım. Ben yüzmeyeceğim, diye haykırıyor, yırtınıyormuş.<br />
<br />
Ördek de:<br />
<br />
-Ben de okulu bırakacağım. Ben de koşamayacağım. Başaramayacağım bu dersi, diye ağlamaya başlayınca onların seslerini duyan öğretmen:<br />
<br />
-Ben size gösteririm nasıl başaramazmışsınız. Mutlaka başaracaksınız. Biriniz koşacak, biriniz yüzecek, diyerek onları iyice dövmüş. Araya veliler girmiş. Veliler de öğretmene hak vermişler. Ne tavşan ne de ördek derdini kimseye anlatamamış.<br />
<br />
İkisi beraberce anlaşıp okuldan kaçmışlar. Fazla da uzaklaşmamışlar okuldan. Diğer hayvanların okuldaki durumlarını izlemek istiyorlarmış. Okulun yakınında bir yerde kendilerine kulübe yapmışlar.<br />
<br />
Yanlarına gelen bilge bir ördek onlara:<br />
<br />
-Siz hiçbir zaman üzülmeyin sizin yapacağınız işler var. Hangi konuda başarılı iseniz o alanda çalışın, demiş.<br />
<br />
Ördek için bir yüzme okulu açılmasını, tavşanın da koşma salonuna gitmesini sağlamış. Küçük ördek ve koşucu tavşan buluştuklarında birbirlerine hep başarılarından söz etmişler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir varmış bir varmış. Her şeyden önce bir varmış. Her şeyden önce O varmış. Develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir ördek varmış. Bu ördek bir okula yazılmış. Derslerinde biraz başarısızmış ama yüzme dersinde çok başarılıymış.<br />
<br />
Öğretmeni bir gün ona:<br />
<br />
-Yüzeyi biliyorsun ama koşmayı hiç bilmiyorsun, demiş.<br />
<br />
Zavallı ördek buna çok üzülmüş. Yüzmeyi bırakarak koşmaya başlamış. Ördek için koşmanın ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Önce paytak paytak yürümüş sonra bu yürüyüşünü biraz daha hızlandırmış. Hızlandırmış ama hiçbir zaman tavşan gibi koşamıyormuş.<br />
<br />
Tavşana gitmiş yalvarmış:<br />
<br />
-Ne olursun tavşan kardeş bana koşmasını öğret diye.<br />
<br />
Tavşan ona:<br />
<br />
-Gel benimle koş, demiş ama tavşan bakmış ki ördek her defasında kendisinden geride kalıyor:<br />
<br />
-Benim çalışılacak çok dersim var deyip onu terk etmiş. Hiç düşünmemiş öğretmeninin bir gün tavşandan yüzmesini isteyeceğini.<br />
<br />
Tavşan nasıl yüzer diye düşünmemiş öğretmeni. Çünkü ona verilen program o şekildeymiş. O, bir an önce kendine verilen dersleri öğretmenin telaşını yaşıyormuş. Bütün hayvanlar kendilerinin başarılı oldukları derslerden bile başarısız duruma düşmüşler.<br />
<br />
Tavşan bu defa ördeğe:<br />
<br />
-Bana ne olursun yüzmesini öğret, demiş.<br />
<br />
Ördek:<br />
<br />
-Sen bana koşmayı öğretmemiştin ama ben sana yüzmesini öğreteyim demiş. Tavşan suya ayağını sokar sokmaz cup diye batıvermiş.<br />
<br />
-Kurtar beni ördek kardeş diye, yalvarmış. Ördek de onu kıyıya çıkarmış. Bu arada tavşan çok su yuttuğundan öksürüyormuş. Kıyıda sinir krizleri geçirmeye başlamış.<br />
<br />
-Ben okulda okumak istemiyorum. Okulu bırakacağım. Ben yüzmeyeceğim, diye haykırıyor, yırtınıyormuş.<br />
<br />
Ördek de:<br />
<br />
-Ben de okulu bırakacağım. Ben de koşamayacağım. Başaramayacağım bu dersi, diye ağlamaya başlayınca onların seslerini duyan öğretmen:<br />
<br />
-Ben size gösteririm nasıl başaramazmışsınız. Mutlaka başaracaksınız. Biriniz koşacak, biriniz yüzecek, diyerek onları iyice dövmüş. Araya veliler girmiş. Veliler de öğretmene hak vermişler. Ne tavşan ne de ördek derdini kimseye anlatamamış.<br />
<br />
İkisi beraberce anlaşıp okuldan kaçmışlar. Fazla da uzaklaşmamışlar okuldan. Diğer hayvanların okuldaki durumlarını izlemek istiyorlarmış. Okulun yakınında bir yerde kendilerine kulübe yapmışlar.<br />
<br />
Yanlarına gelen bilge bir ördek onlara:<br />
<br />
-Siz hiçbir zaman üzülmeyin sizin yapacağınız işler var. Hangi konuda başarılı iseniz o alanda çalışın, demiş.<br />
<br />
Ördek için bir yüzme okulu açılmasını, tavşanın da koşma salonuna gitmesini sağlamış. Küçük ördek ve koşucu tavşan buluştuklarında birbirlerine hep başarılarından söz etmişler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cem'in Yardimseverliği]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Cem-in-Yardimseverli%C4%9Fi-10625</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:12:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Cem-in-Yardimseverli%C4%9Fi-10625</guid>
			<description><![CDATA[Cem, güzel bir bahar sabahı uyandı.Pencereyi açtı, temiz havayı ciğerlerine çekmek için derin bir nefes aldı.”Oh, be!”, dedi içinden.”Ne güzel bir sabah…”<br />
Terliklerini giydi, yatağını düzeltti; sonra annesinin odasını kontrol etti.Annesi odada yoktu. “Mutfakta kahvaltı hazırlıyordur.”, diye düşündü ve annesine seslendi<br />
-Anne, neredesin?<br />
Annesinden cevap alamadı.Bir süre bekledi, Daha sonra mutfağa bakmak için aşağı kata indi.Annesi mutfakta da yoktu.Birden telaşlandı;çünkü annesi bu saatlerde hep mutfakta olurdu.Mutfağın bahçeye açılan kapısından hızla dışarı çıktı.Annesi eğilmiş, bir şeyle uğraşıyordu.Yanına yaklaştığında annesinin bir tabağa süt doldurduğunu gördü.<br />
-Çok korktum, biliyor musun anne, dedi.<br />
Annesi başını Cem’e doğru çevirdi,<br />
-Neden korktun?diye sordu.<br />
Seni mutfakta göremeyince başına bir şey geldi zannettim.Bu satlerde hep kahvaltı hazırlardın da.<br />
-Yine kahvaltı hazırlıyorum.<br />
-Bahçede mi?<br />
-Evet,bahçede hazırlıyorum.<br />
-Kime hazırlıyorsun?<br />
-Erik ağacının altında bekleyen çok sevimli birine.Git, bak istersen, dedi annesi.<br />
Cem, erik ağacının bulunduğu yöne doğru yürüdü.O da ne! Bembeyaz bir kedi.Başını kaldırmış maviş gözleriyle bakıyordu kendisine.Elini uzattı, sırtını okşadı.Kedi hiç rahatsız olmadı.Tatlı bir sesle mırıldandı sadece.<br />
Cem,<br />
-Anladım şimdi, anladım anneciğim.Sen, kahvaltıyı bu güzel kediye hazırlıyorsun, dedi.<br />
Annesi,<br />
-Sen de bana yardım etmek ister misin? diye sordu.<br />
-İsterim, dedi Cem.<br />
-Öyleyse git, fırından ekmek al.Hem kedi doysun hem de biz doyalım, dedi annesi.<br />
Cem büyük bir sevinçle merdivenlerden yukarı hızla çıktı.Fırına gitmeden önce pijamalarını çıkarıp elbisesini giymesi gerekiyordu çünkü.<br />
Cem, fırından aldığı ekmekleri annesine uzatırken hem annesine hem de minik kediye yardımı<br />
dokunduğu için çok mutlu olmuştu.<br />
<br />
ÜLKÜ DUYSAK <br />
KASIM 2006]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cem, güzel bir bahar sabahı uyandı.Pencereyi açtı, temiz havayı ciğerlerine çekmek için derin bir nefes aldı.”Oh, be!”, dedi içinden.”Ne güzel bir sabah…”<br />
Terliklerini giydi, yatağını düzeltti; sonra annesinin odasını kontrol etti.Annesi odada yoktu. “Mutfakta kahvaltı hazırlıyordur.”, diye düşündü ve annesine seslendi<br />
-Anne, neredesin?<br />
Annesinden cevap alamadı.Bir süre bekledi, Daha sonra mutfağa bakmak için aşağı kata indi.Annesi mutfakta da yoktu.Birden telaşlandı;çünkü annesi bu saatlerde hep mutfakta olurdu.Mutfağın bahçeye açılan kapısından hızla dışarı çıktı.Annesi eğilmiş, bir şeyle uğraşıyordu.Yanına yaklaştığında annesinin bir tabağa süt doldurduğunu gördü.<br />
-Çok korktum, biliyor musun anne, dedi.<br />
Annesi başını Cem’e doğru çevirdi,<br />
-Neden korktun?diye sordu.<br />
Seni mutfakta göremeyince başına bir şey geldi zannettim.Bu satlerde hep kahvaltı hazırlardın da.<br />
-Yine kahvaltı hazırlıyorum.<br />
-Bahçede mi?<br />
-Evet,bahçede hazırlıyorum.<br />
-Kime hazırlıyorsun?<br />
-Erik ağacının altında bekleyen çok sevimli birine.Git, bak istersen, dedi annesi.<br />
Cem, erik ağacının bulunduğu yöne doğru yürüdü.O da ne! Bembeyaz bir kedi.Başını kaldırmış maviş gözleriyle bakıyordu kendisine.Elini uzattı, sırtını okşadı.Kedi hiç rahatsız olmadı.Tatlı bir sesle mırıldandı sadece.<br />
Cem,<br />
-Anladım şimdi, anladım anneciğim.Sen, kahvaltıyı bu güzel kediye hazırlıyorsun, dedi.<br />
Annesi,<br />
-Sen de bana yardım etmek ister misin? diye sordu.<br />
-İsterim, dedi Cem.<br />
-Öyleyse git, fırından ekmek al.Hem kedi doysun hem de biz doyalım, dedi annesi.<br />
Cem büyük bir sevinçle merdivenlerden yukarı hızla çıktı.Fırına gitmeden önce pijamalarını çıkarıp elbisesini giymesi gerekiyordu çünkü.<br />
Cem, fırından aldığı ekmekleri annesine uzatırken hem annesine hem de minik kediye yardımı<br />
dokunduğu için çok mutlu olmuştu.<br />
<br />
ÜLKÜ DUYSAK <br />
KASIM 2006]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DAĞINIK ÇOCUK (hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-DA%C4%9EINIK-%C3%87OCUK-hikaye-10624</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:11:23 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-DA%C4%9EINIK-%C3%87OCUK-hikaye-10624</guid>
			<description><![CDATA[Bir çocuk varmış. Eşyalarını toplamaktan hiç hoşlanmazmış. Bir gün yerlerde atılı duran eşyalar, aralarında konuşuyorlarmış.<br />
<br />
-&#8220;Sen neden hala buradasın. Bu saatte okulda olman gerekmiyor mu?&#8221; diye sormuş ceket ders kitabına. Ders kitabı:<br />
<br />
-&#8220;Evet, ama dağınık çocuk okula giderken beni aradı, bulamadı. Sonunda beni almadan gitti&#8221; dedi. Çorap:<br />
<br />
-&#8220;Ben tam üç gündür burada yatağın altında sıkışıp kaldım. Kimse beni görmüyor.&#8221; Dedi. Tişört:<br />
<br />
-&#8220;Ben tertemiz bir tişörttüm. Beni dolaptan çıkarttı sonra yere attı. Üstelik dağınık çocuk odada yürürken üstüme basıyor. Hem kirlendim, hem de buruştum.&#8221;<br />
<br />
-&#8220;Bir fikrim var&#8221; demiş pantolon. &#8220;Dağınık çocuk benim cebimde otobüs bileti unutmuş. Hep birlikte otobüse binip gidelim.&#8221;<br />
<br />
-&#8220;Evet&#8221; diye bağırmışlar. Hep birlikte yola çıkmışlar. Otobüs onları yemyeşil kırlara götürmüş. <br />
<br />
-&#8220;Ne kadar güzel bir yer burası? İyi ki yatak altlarında dolap kenarlarında beklemek yerine buradayız.&#8221;<br />
<br />
Saklambaç oynamışlar, yerlerde yuvarlanmışlar. Tozlanıp çamurlandıklarına hiç aldırmıyorlarmış. Tekrar otobüse binip eve dönmüşler. Bütün eşyalar daha önce atılmış oldukları yerlere aynen uzanıp yorgunluktan uyuya kalmışlar. <br />
<br />
Çocuk okuldan dönüp eşyalarının halini görünce:<br />
<br />
-&#8220;Aman Allahım! Yerlerde bıraktım diye ne hale gelmişler.&#8221; Demiş.<br />
<br />
O günden sonra eşyalarını hep yerli yerinde tutmuş.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir çocuk varmış. Eşyalarını toplamaktan hiç hoşlanmazmış. Bir gün yerlerde atılı duran eşyalar, aralarında konuşuyorlarmış.<br />
<br />
-&#8220;Sen neden hala buradasın. Bu saatte okulda olman gerekmiyor mu?&#8221; diye sormuş ceket ders kitabına. Ders kitabı:<br />
<br />
-&#8220;Evet, ama dağınık çocuk okula giderken beni aradı, bulamadı. Sonunda beni almadan gitti&#8221; dedi. Çorap:<br />
<br />
-&#8220;Ben tam üç gündür burada yatağın altında sıkışıp kaldım. Kimse beni görmüyor.&#8221; Dedi. Tişört:<br />
<br />
-&#8220;Ben tertemiz bir tişörttüm. Beni dolaptan çıkarttı sonra yere attı. Üstelik dağınık çocuk odada yürürken üstüme basıyor. Hem kirlendim, hem de buruştum.&#8221;<br />
<br />
-&#8220;Bir fikrim var&#8221; demiş pantolon. &#8220;Dağınık çocuk benim cebimde otobüs bileti unutmuş. Hep birlikte otobüse binip gidelim.&#8221;<br />
<br />
-&#8220;Evet&#8221; diye bağırmışlar. Hep birlikte yola çıkmışlar. Otobüs onları yemyeşil kırlara götürmüş. <br />
<br />
-&#8220;Ne kadar güzel bir yer burası? İyi ki yatak altlarında dolap kenarlarında beklemek yerine buradayız.&#8221;<br />
<br />
Saklambaç oynamışlar, yerlerde yuvarlanmışlar. Tozlanıp çamurlandıklarına hiç aldırmıyorlarmış. Tekrar otobüse binip eve dönmüşler. Bütün eşyalar daha önce atılmış oldukları yerlere aynen uzanıp yorgunluktan uyuya kalmışlar. <br />
<br />
Çocuk okuldan dönüp eşyalarının halini görünce:<br />
<br />
-&#8220;Aman Allahım! Yerlerde bıraktım diye ne hale gelmişler.&#8221; Demiş.<br />
<br />
O günden sonra eşyalarını hep yerli yerinde tutmuş.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RÜZGARIN YARAMAZLIĞI ( Masal)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-R%C3%9CZGARIN-YARAMAZLI%C4%9EI-Masal-10623</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:10:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-R%C3%9CZGARIN-YARAMAZLI%C4%9EI-Masal-10623</guid>
			<description><![CDATA[Söğütlü köyde herkes rüzgardan şikayetçiydi.<br />
Yaşlı dede, ekmek pişirdiği fırında ateşi söndürdüğü için kızıyordu rüzgara.<br />
Yaşlı nine, sokağa çıkmasına izin vermediği için içerliyordu. Ayakkabıcı ustası, dükkanının pencere pervazları arasındaki deliklerden içeri girip soğuttuğu için sinir oluyordu.<br />
Topal bahçıvan, bahçedeki çiçekleri kırdığı için öfkeleniyordu. <br />
<br />
Köyde sadece küçük çocuk seviyordu rüzgarı:<br />
"Anneciğim, gel bak rüzgar ne tatlı esiyor."<br />
"O tatlı değil yavrucuğum. Hınzırın tekidir rüzgar. Onun insafsızlığından bu yıl hiç ürün vermeyecek bitkiler. Çünkü bitki tozlarını çok uzağa götürüyor. Belki ekmeğimiz bile olmaz bu yıl."<br />
<br />
Ekmek lafı küçük çocuğa rüzgarı unutturmaya yetmişti bile:<br />
"Anneciğim bana yağlı ekmek verir misin?"<br />
Rüzgar ise kimsenin kendisini sevmediği bu köyü terk etti. "Gerçekten de beni sevmemekte haklılar." diye düşündü.<br />
"Islık çalar gibi eserim, fırtına olur kükrerim. <br />
<br />
Benden korkuyorlar, bu doğru. Ama başka nasıl davranılır bilemiyorum. Ne yapabilirim?"<br />
Rüzgar, horozun yanına gitti. Ondan kendisine şarkı söylemeyi öğretmesini istedi. Ama horoz sadece ötmesini biliyordu. Kurbağaya gitti; o da yardım edemedi. Çaresiz kırlarda dolaşırken karşısına bir korkuluk çıktı. Ama bu korkuluk ekinlerin ortasına yerleştirilip, kuşları kaçırması gereken diğer korkuluklar-dan farklıydı.<br />
<br />
Güzel bir genç kız gibi giydirilmişti bu korkuluk. Başında zarif bir şapka, ayaklarında ipek eteklik vardı.<br />
<br />
Rüzgar bu güzel kıza yaklaşmaktan korktu: Önce hanımeline gitti, ondan güzel kokular aldı. Sonra kıza yaklaştı. Ama o kadar tedirgindi ki acemilikle gerektiğinden fazla esti.<br />
Kızın şapkası uçtu, etekleri havalandı.<br />
<br />
Rüzgar çok utandı. Korkup kızla konuşamadan oradan uzaklaştı.<br />
Ağlamaklı oldu, köye dönmeye karar verdi. <br />
Yolda buğday tarlasında küçük çocuğu gördü. <br />
Annesi tarlada çalışıyor, ekin topluyordu. Küçük çocuk için ağaca bir salıncak kurmuştu.<br />
Çocuk salıncakta uyuyordu.<br />
Rüzgar kendisini seven tek insan olan küçük çocuğu görünce çok sevindi. Onu da sevindirmek istedi. Usul usul esmeye başladı.<br />
<br />
O kadar tatlı ve uysal esiyordu ki, bütün ekinler başlarını diktiler. Başaklar açıldı. Artık küçük çocuğun annesi daha rahat çalışabilirdi.<br />
Küçük çocuk ise bunlardan habersiz tatlı tatlı uyuyordu. Rüyasında rüzgarla oynuyordu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Söğütlü köyde herkes rüzgardan şikayetçiydi.<br />
Yaşlı dede, ekmek pişirdiği fırında ateşi söndürdüğü için kızıyordu rüzgara.<br />
Yaşlı nine, sokağa çıkmasına izin vermediği için içerliyordu. Ayakkabıcı ustası, dükkanının pencere pervazları arasındaki deliklerden içeri girip soğuttuğu için sinir oluyordu.<br />
Topal bahçıvan, bahçedeki çiçekleri kırdığı için öfkeleniyordu. <br />
<br />
Köyde sadece küçük çocuk seviyordu rüzgarı:<br />
"Anneciğim, gel bak rüzgar ne tatlı esiyor."<br />
"O tatlı değil yavrucuğum. Hınzırın tekidir rüzgar. Onun insafsızlığından bu yıl hiç ürün vermeyecek bitkiler. Çünkü bitki tozlarını çok uzağa götürüyor. Belki ekmeğimiz bile olmaz bu yıl."<br />
<br />
Ekmek lafı küçük çocuğa rüzgarı unutturmaya yetmişti bile:<br />
"Anneciğim bana yağlı ekmek verir misin?"<br />
Rüzgar ise kimsenin kendisini sevmediği bu köyü terk etti. "Gerçekten de beni sevmemekte haklılar." diye düşündü.<br />
"Islık çalar gibi eserim, fırtına olur kükrerim. <br />
<br />
Benden korkuyorlar, bu doğru. Ama başka nasıl davranılır bilemiyorum. Ne yapabilirim?"<br />
Rüzgar, horozun yanına gitti. Ondan kendisine şarkı söylemeyi öğretmesini istedi. Ama horoz sadece ötmesini biliyordu. Kurbağaya gitti; o da yardım edemedi. Çaresiz kırlarda dolaşırken karşısına bir korkuluk çıktı. Ama bu korkuluk ekinlerin ortasına yerleştirilip, kuşları kaçırması gereken diğer korkuluklar-dan farklıydı.<br />
<br />
Güzel bir genç kız gibi giydirilmişti bu korkuluk. Başında zarif bir şapka, ayaklarında ipek eteklik vardı.<br />
<br />
Rüzgar bu güzel kıza yaklaşmaktan korktu: Önce hanımeline gitti, ondan güzel kokular aldı. Sonra kıza yaklaştı. Ama o kadar tedirgindi ki acemilikle gerektiğinden fazla esti.<br />
Kızın şapkası uçtu, etekleri havalandı.<br />
<br />
Rüzgar çok utandı. Korkup kızla konuşamadan oradan uzaklaştı.<br />
Ağlamaklı oldu, köye dönmeye karar verdi. <br />
Yolda buğday tarlasında küçük çocuğu gördü. <br />
Annesi tarlada çalışıyor, ekin topluyordu. Küçük çocuk için ağaca bir salıncak kurmuştu.<br />
Çocuk salıncakta uyuyordu.<br />
Rüzgar kendisini seven tek insan olan küçük çocuğu görünce çok sevindi. Onu da sevindirmek istedi. Usul usul esmeye başladı.<br />
<br />
O kadar tatlı ve uysal esiyordu ki, bütün ekinler başlarını diktiler. Başaklar açıldı. Artık küçük çocuğun annesi daha rahat çalışabilirdi.<br />
Küçük çocuk ise bunlardan habersiz tatlı tatlı uyuyordu. Rüyasında rüzgarla oynuyordu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Annesini Arayan Kardanadam (hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Annesini-Arayan-Kardanadam-hikaye-10622</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:08:09 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Annesini-Arayan-Kardanadam-hikaye-10622</guid>
			<description><![CDATA[O gün, yılın ilk karı yağmıştı. Narlıköyün çocukları hemen toplanıp, kendilerine kömür gözlü, havuç burunlu, sevimli bir kardan adam yaptılar. Bütün gün neşe içinde kartopuna tutup, oynadılar. <br />
<br />
Çocukların sevinçli.hali kardan adamın da çok hoşuna gitmişti. Onların çevresinde koşup oynaması bir anda kardan adamı da canlandırmış gibiydi. Öyle ki, karanlık bastırıp da çocuklar evlerine çekilince pek hüzünlendi. Kendisini çok yalnız hissetti. Öylesine üzüldü, öylesine üzüldü ki, neredeyse buzdan kalbi Çıt! diye kırılacaktı. Sonra, Belki de onları yeniden görebilirim, diye düşündü. Yavaşça yeniden doğrulup, en yakınındaki evin penceresine yaklaştı. İçeride çıtır çıtır yanan soba, camları iyice buğulamıştı. Yine de annenin küçük toprak taslara buharı tüten, sıcacık çorba doldurduğu görülebiliyordu. Baba, sobanın ağzına kürek kürek kömür atıyordu. Çocukların neşesine de diyecek yoktu. Bir yandan buharı tüten çorbaya kaşık sallarken, bir yandan da o gün okulda olanları anlatıyorlardı.<br />
<br />
Kardan adam üzüntüyle içini çekti. Kendisinin hiç evi, ailesi olmamıştı. Nasıl olsun? Günübirlik yaşıyordu zaten. Üstelik şu sevimli afacanlar olmasa ayaklar altında ezilen bir tutam kardan başka bir şey olmayacaktı. Hele şu Güneş yüzünü birazcık gösterse, yaşamının o anda son bulacağını biliyordu. <br />
<br />
Birden kararını verdi. Daha önce kar tanelerinden birinin anlattığı o KUTUP denilen yere gidecekti. Böylece yıllarını birlikte geçirebileceği bir aileye de kavuşabilirdi.<br />
<br />
Ertesi sabah çocuklar sokağa çıktıklarında bir şaşırdılar ki sormayın. Her yan karlarla kaplıydı. Gece hava daha da soğuduğu için karlar erimemişti, ama bir gün önce özene bezene yaptıkları kardan adam birdenbire yok olmuştu? Doğrusu kimsenin aklı bu işe ermedi. <br />
<br />
Kardan adama gelince... Az gitti... Dere tepe düz gitti... Donmuş toprakların üzerinden, çatır çutur buzların arasından geçti. Sonunda Kutup bölgesine vardı. Önce buz gibi rüzgar karşıladı onu. Sonra siyah elbiseli penguenlerle, sevecen foklar sardı çevresini. Foklar küçük yüzgeçleriyle sağına soluna dokunup onunla arkadaş olmak istediklerini söylediler. Penguenlerin bir kısmı neşe içinde el çırpıp bu yeni dostu selamladılar. Bazıları da merakla havuç burnunu, çalı süpürgesini çekiştirdi. Şakacı rüzgar, başındaki şapkayı kapıp kaçırdı. Kardan adam da onları pek sevmişti.Artık eriyip çamurlara karışmak yok, diye mırıldandı kendi kendine... Burada yıllarca yaşayabilirim. <br />
<br />
Ama bir süre sonra herkes kendi işine daldı gitti. Zavallı kardan adam yine tek başına kalmıştı. İlk kez kar ve buz onu titretti. İnanır mısınız, ağaçları, hatta güneşi bile özler oldu. Hele çocuklar... Hele o yaramaz çocuklar burnunda tüter olmuştu. Üstelik şimdi, arzuladığı bir aileye ancak onların yardımıyla kavuşacağını da anlamıştı. Sevilmek istiyordu. Yaşamı bir gün bile sürse, birlerinin ona sarılması, onların sıcaklığını duyması gerekliydi.<br />
<br />
....<br />
<br />
Çocuklar, ilkbaharın sevimli müjdecisi kuş cıvıltılarıyla uyandıkları bir sabah, sokakta hiç beklemedikleri bir konukla karşılaştılar. Kardan adam esrarengiz şekilde ortadan kaybolduğu gibi, yine aynı anlaşılmaz bir güçle ortaya çıkmış, onlara gülümsüyordu. Yemyeşil çimenlerle, papatyaların arasında durmuş, omuzlarına konan kuşların şarkılarını dinliyor gibiydi. Her halinden mutluluk içinde olduğu anlaşılıyordu.<br />
<br />
Köyün sokakları bir anda neşeli çığlıklarla doldu. Köyün her evinden bir iki çocuk koşarak çıkıp bu eski dostun çevresini sarıyordu. Bu güzel manzarayı gören güneş, bir buluta kendisini örtmesini rica etti. Biraz daha geç ısınıp, çocuklarla kardan adamın mutluluğunu elinden geldiğince uzatmaya çalıştı. Her geçen dakika eriyip toprağa karışan kardan adam ise mutlu gülücükler dağıtmaya devam ediyordu çevresine. Birkaç ay sonra yeniden buluşacaklarını biliyordu Artık, bu dünyada çocuklar var oldukça ve kar yağdıkça her kış yeniden doğacağına inanıyordu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[O gün, yılın ilk karı yağmıştı. Narlıköyün çocukları hemen toplanıp, kendilerine kömür gözlü, havuç burunlu, sevimli bir kardan adam yaptılar. Bütün gün neşe içinde kartopuna tutup, oynadılar. <br />
<br />
Çocukların sevinçli.hali kardan adamın da çok hoşuna gitmişti. Onların çevresinde koşup oynaması bir anda kardan adamı da canlandırmış gibiydi. Öyle ki, karanlık bastırıp da çocuklar evlerine çekilince pek hüzünlendi. Kendisini çok yalnız hissetti. Öylesine üzüldü, öylesine üzüldü ki, neredeyse buzdan kalbi Çıt! diye kırılacaktı. Sonra, Belki de onları yeniden görebilirim, diye düşündü. Yavaşça yeniden doğrulup, en yakınındaki evin penceresine yaklaştı. İçeride çıtır çıtır yanan soba, camları iyice buğulamıştı. Yine de annenin küçük toprak taslara buharı tüten, sıcacık çorba doldurduğu görülebiliyordu. Baba, sobanın ağzına kürek kürek kömür atıyordu. Çocukların neşesine de diyecek yoktu. Bir yandan buharı tüten çorbaya kaşık sallarken, bir yandan da o gün okulda olanları anlatıyorlardı.<br />
<br />
Kardan adam üzüntüyle içini çekti. Kendisinin hiç evi, ailesi olmamıştı. Nasıl olsun? Günübirlik yaşıyordu zaten. Üstelik şu sevimli afacanlar olmasa ayaklar altında ezilen bir tutam kardan başka bir şey olmayacaktı. Hele şu Güneş yüzünü birazcık gösterse, yaşamının o anda son bulacağını biliyordu. <br />
<br />
Birden kararını verdi. Daha önce kar tanelerinden birinin anlattığı o KUTUP denilen yere gidecekti. Böylece yıllarını birlikte geçirebileceği bir aileye de kavuşabilirdi.<br />
<br />
Ertesi sabah çocuklar sokağa çıktıklarında bir şaşırdılar ki sormayın. Her yan karlarla kaplıydı. Gece hava daha da soğuduğu için karlar erimemişti, ama bir gün önce özene bezene yaptıkları kardan adam birdenbire yok olmuştu? Doğrusu kimsenin aklı bu işe ermedi. <br />
<br />
Kardan adama gelince... Az gitti... Dere tepe düz gitti... Donmuş toprakların üzerinden, çatır çutur buzların arasından geçti. Sonunda Kutup bölgesine vardı. Önce buz gibi rüzgar karşıladı onu. Sonra siyah elbiseli penguenlerle, sevecen foklar sardı çevresini. Foklar küçük yüzgeçleriyle sağına soluna dokunup onunla arkadaş olmak istediklerini söylediler. Penguenlerin bir kısmı neşe içinde el çırpıp bu yeni dostu selamladılar. Bazıları da merakla havuç burnunu, çalı süpürgesini çekiştirdi. Şakacı rüzgar, başındaki şapkayı kapıp kaçırdı. Kardan adam da onları pek sevmişti.Artık eriyip çamurlara karışmak yok, diye mırıldandı kendi kendine... Burada yıllarca yaşayabilirim. <br />
<br />
Ama bir süre sonra herkes kendi işine daldı gitti. Zavallı kardan adam yine tek başına kalmıştı. İlk kez kar ve buz onu titretti. İnanır mısınız, ağaçları, hatta güneşi bile özler oldu. Hele çocuklar... Hele o yaramaz çocuklar burnunda tüter olmuştu. Üstelik şimdi, arzuladığı bir aileye ancak onların yardımıyla kavuşacağını da anlamıştı. Sevilmek istiyordu. Yaşamı bir gün bile sürse, birlerinin ona sarılması, onların sıcaklığını duyması gerekliydi.<br />
<br />
....<br />
<br />
Çocuklar, ilkbaharın sevimli müjdecisi kuş cıvıltılarıyla uyandıkları bir sabah, sokakta hiç beklemedikleri bir konukla karşılaştılar. Kardan adam esrarengiz şekilde ortadan kaybolduğu gibi, yine aynı anlaşılmaz bir güçle ortaya çıkmış, onlara gülümsüyordu. Yemyeşil çimenlerle, papatyaların arasında durmuş, omuzlarına konan kuşların şarkılarını dinliyor gibiydi. Her halinden mutluluk içinde olduğu anlaşılıyordu.<br />
<br />
Köyün sokakları bir anda neşeli çığlıklarla doldu. Köyün her evinden bir iki çocuk koşarak çıkıp bu eski dostun çevresini sarıyordu. Bu güzel manzarayı gören güneş, bir buluta kendisini örtmesini rica etti. Biraz daha geç ısınıp, çocuklarla kardan adamın mutluluğunu elinden geldiğince uzatmaya çalıştı. Her geçen dakika eriyip toprağa karışan kardan adam ise mutlu gülücükler dağıtmaya devam ediyordu çevresine. Birkaç ay sonra yeniden buluşacaklarını biliyordu Artık, bu dünyada çocuklar var oldukça ve kar yağdıkça her kış yeniden doğacağına inanıyordu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[UYKUCU ÇOMAR (hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-UYKUCU-%C3%87OMAR-hikaye-10621</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:05:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-UYKUCU-%C3%87OMAR-hikaye-10621</guid>
			<description><![CDATA[Gün kavuşmuş akşama çökmüş koyu karanlık bizim çomar esnemiş demiş:<br />
Yatmalı artık.<br />
Etrafına bakınmış kimseler varmı diye.Gözü takılı vermiş minnacık bir kediye.<br />
_Hey!... demiş, git evine,buralarda dolaşma!bu bahçe benim bahçem,haddini fazla aşma!<br />
Ne olur,demiş kedi ,biraz daha kalayım.bu çiçekler ne güzel izin ver,koklayayım.<br />
Biraz düşünmüş çomar aklına bişey gelmiş:<br />
_Peki burada kal ama ,bekçilikte yap demiş.<br />
_Ben gidip yatacağım.sen nöbet tutacaksın!<br />
Gitmiş kulubesine,horul horul uyumuş,sabahleyin erkenden,korkunç çığlıklar duymuş.<br />
_Ev soyuldu yetişin!yetişin a komşular!<br />
_Peki nerede kaldı bizim akılsız çomar?<br />
Meğer çomar uyurken,kedicikte uyumuş.bir hırsız girmiş eve,ne var ne yoksa soymuş.<br />
Çomar çok üzülmüş.Yaşlar akmışgözünden.<br />
_Tembellik ettim,demiş.herşeybenim yüzümden.<br />
Bütün gece evini çok dikkatli beklemiş.<br />
Bir daha görevini kimselere vermemiş!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gün kavuşmuş akşama çökmüş koyu karanlık bizim çomar esnemiş demiş:<br />
Yatmalı artık.<br />
Etrafına bakınmış kimseler varmı diye.Gözü takılı vermiş minnacık bir kediye.<br />
_Hey!... demiş, git evine,buralarda dolaşma!bu bahçe benim bahçem,haddini fazla aşma!<br />
Ne olur,demiş kedi ,biraz daha kalayım.bu çiçekler ne güzel izin ver,koklayayım.<br />
Biraz düşünmüş çomar aklına bişey gelmiş:<br />
_Peki burada kal ama ,bekçilikte yap demiş.<br />
_Ben gidip yatacağım.sen nöbet tutacaksın!<br />
Gitmiş kulubesine,horul horul uyumuş,sabahleyin erkenden,korkunç çığlıklar duymuş.<br />
_Ev soyuldu yetişin!yetişin a komşular!<br />
_Peki nerede kaldı bizim akılsız çomar?<br />
Meğer çomar uyurken,kedicikte uyumuş.bir hırsız girmiş eve,ne var ne yoksa soymuş.<br />
Çomar çok üzülmüş.Yaşlar akmışgözünden.<br />
_Tembellik ettim,demiş.herşeybenim yüzümden.<br />
Bütün gece evini çok dikkatli beklemiş.<br />
Bir daha görevini kimselere vermemiş!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeşilay haftası ile ilgili kukla oyunu]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ye%C5%9Filay-haftas%C4%B1-ile-ilgili-kukla-oyunu-10620</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:03:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ye%C5%9Filay-haftas%C4%B1-ile-ilgili-kukla-oyunu-10620</guid>
			<description><![CDATA[İÇİ DUMAN DOLU ÇOCUK<br />
<br />
- Öhö, öhö, öhö!..**Öhö, öhö, öhööö!.. Hoş geldiniz.. Öhö öhö.. Özür dilerim. Kendimi tutamıyorum işte... biraz rahatsızım da.. Yok yok.. Hasta değilim. Öhö, öhö, öhö!...<br />
**Ah babacım ah!Bütün suç sende. Evde o kadar çok sigara içiyorsun ki, her yere duman doluyor.Ne güzel konuşacaktım oysa! Öhö, öhö, öhö!.. Senin yüzünden konuşamıyorum işte! Oysa ki sigara içmesen, hepimiz sağlıklı olacaktık babacım.. Öhö, öhö, öhö!...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İÇİ DUMAN DOLU ÇOCUK<br />
<br />
- Öhö, öhö, öhö!..**Öhö, öhö, öhööö!.. Hoş geldiniz.. Öhö öhö.. Özür dilerim. Kendimi tutamıyorum işte... biraz rahatsızım da.. Yok yok.. Hasta değilim. Öhö, öhö, öhö!...<br />
**Ah babacım ah!Bütün suç sende. Evde o kadar çok sigara içiyorsun ki, her yere duman doluyor.Ne güzel konuşacaktım oysa! Öhö, öhö, öhö!.. Senin yüzünden konuşamıyorum işte! Oysa ki sigara içmesen, hepimiz sağlıklı olacaktık babacım.. Öhö, öhö, öhö!...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İNCİ GİBİ DİŞLER(hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C4%B0NC%C4%B0-G%C4%B0B%C4%B0-D%C4%B0%C5%9ELER-hikaye-10619</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 20:02:42 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C4%B0NC%C4%B0-G%C4%B0B%C4%B0-D%C4%B0%C5%9ELER-hikaye-10619</guid>
			<description><![CDATA[Ayıcık Bobo küçüktü,sevimliydi.Bir o kadarda akıllıydı. nereden mi anladım?Tbiki inci gibi dişlerinde anladım.Çünkü akıllı çocuklar,sağlıklarına dikkat ederler.Dişlerine de bakarlar. günde üç kez dişlerini fırçalarlar. inci gibi,benbeyaz yaparlar.Tıpkı ayıcık bobo gibi.<br />
Bobo balı çok seviyordu. o akşam yemekten sonra annesinden bal istedi.Annesi onu kıramadı.Bir kaşık bal verdi.Aman aman,ne tatlıydı,ne tatlıydı!Balın tadı damağında kalmıştı.Şimdi sıra dişlerşini fırçalamaya gelmişti.Bobo kararsızdı.Dişlerini fırçalasamıydı,fırçalamasaymıydı?Ne dersiniz arkadaşlar!Ayıcık Bobo dişlerini fırçalasın mı,fırçalamasın mı?<br />
<br />
"Bobo dişlerini fırçalasın" dediniz değilmi?Aferin size!Bobo da dediğiniz gibi yaptı.Dişlerini bir güzel fırçaladı.Dişleri inci gibi benbeyaz oldu.Nefeside mis gibi kokuyordu hani!Herkese "iyi geceler" dedi.Yatağına yattı.Mışıl mışıl uyumaya başladı.İyi geceler, tatlı rüyalar ayıcık!<br />
Bobo o gece rüya gördü.Gördükleri bal gibi tatlıydı,hoştu.Ne mi gördü?En sevdiği arkadaşını gördü.Görünce de benbeyaz dişleriyle güldü.Arkadaşı koşarak geldi.Onu yanaklarından öptü."Ne güzel kokuyorsun,Nefesin mis gibi kokuyor"dedi.Bobo o kadar mutlu oldu ki sormayın.Sevincinden dans edip, şarkı söylemeye başladı.Uyanana kadar hep güldü durdu.<br />
<br />
<br />
Bobo "dişlerini fırçalamasın" dediniz değil mi?Bobo da öyle yaptı.Diliyle dudaklarındaki balı yalıyarak yatıp uyudu.O gece bir rüya gördü.gördükleri,acı biber kadar acıydı.üzücüydü.Bobo rüyasında ne gördü acaba?<br />
Önce çok sevdiği arkadaşını gördü.Arkadaşı koşarak geldi.Bobo,sapsarı,çürük dişleri ona güldü.Nefeside kötü kokuyordu.Arkadaşı burnunu tıkadı.Gözlerini kapadı."Sen benim arkadaşım değilsin!" dedi.Bobo utancından kıpkırmızı oldu.Neradeyse ağlayacaktı.<br />
Bu kadarla bitse yine iyi!<br />
Bobo sabah acı içinde uyandı.Sanki bütün dişleri ağrıyordu.Annesi de onu diş doktoruna götürdü.<br />
Doktor amca ,Bobo'nun tüm dişlerini inceledi.Sonra ne dedi biliyormusunuz?<br />
"Aferin"dedi."Dişlerin inci gibi benbeyaz!hepsi sağlıklı.Sanırım sen bir rüya görmüşsün"<br />
Bobo öyle mutlu oldu ki,tüm dişlerini göstererek güldü.<br />
Teşekkür ederim,"dedi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ayıcık Bobo küçüktü,sevimliydi.Bir o kadarda akıllıydı. nereden mi anladım?Tbiki inci gibi dişlerinde anladım.Çünkü akıllı çocuklar,sağlıklarına dikkat ederler.Dişlerine de bakarlar. günde üç kez dişlerini fırçalarlar. inci gibi,benbeyaz yaparlar.Tıpkı ayıcık bobo gibi.<br />
Bobo balı çok seviyordu. o akşam yemekten sonra annesinden bal istedi.Annesi onu kıramadı.Bir kaşık bal verdi.Aman aman,ne tatlıydı,ne tatlıydı!Balın tadı damağında kalmıştı.Şimdi sıra dişlerşini fırçalamaya gelmişti.Bobo kararsızdı.Dişlerini fırçalasamıydı,fırçalamasaymıydı?Ne dersiniz arkadaşlar!Ayıcık Bobo dişlerini fırçalasın mı,fırçalamasın mı?<br />
<br />
"Bobo dişlerini fırçalasın" dediniz değilmi?Aferin size!Bobo da dediğiniz gibi yaptı.Dişlerini bir güzel fırçaladı.Dişleri inci gibi benbeyaz oldu.Nefeside mis gibi kokuyordu hani!Herkese "iyi geceler" dedi.Yatağına yattı.Mışıl mışıl uyumaya başladı.İyi geceler, tatlı rüyalar ayıcık!<br />
Bobo o gece rüya gördü.Gördükleri bal gibi tatlıydı,hoştu.Ne mi gördü?En sevdiği arkadaşını gördü.Görünce de benbeyaz dişleriyle güldü.Arkadaşı koşarak geldi.Onu yanaklarından öptü."Ne güzel kokuyorsun,Nefesin mis gibi kokuyor"dedi.Bobo o kadar mutlu oldu ki sormayın.Sevincinden dans edip, şarkı söylemeye başladı.Uyanana kadar hep güldü durdu.<br />
<br />
<br />
Bobo "dişlerini fırçalamasın" dediniz değil mi?Bobo da öyle yaptı.Diliyle dudaklarındaki balı yalıyarak yatıp uyudu.O gece bir rüya gördü.gördükleri,acı biber kadar acıydı.üzücüydü.Bobo rüyasında ne gördü acaba?<br />
Önce çok sevdiği arkadaşını gördü.Arkadaşı koşarak geldi.Bobo,sapsarı,çürük dişleri ona güldü.Nefeside kötü kokuyordu.Arkadaşı burnunu tıkadı.Gözlerini kapadı."Sen benim arkadaşım değilsin!" dedi.Bobo utancından kıpkırmızı oldu.Neradeyse ağlayacaktı.<br />
Bu kadarla bitse yine iyi!<br />
Bobo sabah acı içinde uyandı.Sanki bütün dişleri ağrıyordu.Annesi de onu diş doktoruna götürdü.<br />
Doktor amca ,Bobo'nun tüm dişlerini inceledi.Sonra ne dedi biliyormusunuz?<br />
"Aferin"dedi."Dişlerin inci gibi benbeyaz!hepsi sağlıklı.Sanırım sen bir rüya görmüşsün"<br />
Bobo öyle mutlu oldu ki,tüm dişlerini göstererek güldü.<br />
Teşekkür ederim,"dedi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KUYRUĞUNU KISKANAN UÇURTMA (hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-KUYRU%C4%9EUNU-KISKANAN-U%C3%87URTMA-hikaye-10618</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 19:57:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-KUYRU%C4%9EUNU-KISKANAN-U%C3%87URTMA-hikaye-10618</guid>
			<description><![CDATA[Bir zamanlar güzel bir uçurtma vadı.Kuş gibi hafifti.Rengide çok güzel kırmızıydı.<br />
Sahibi onu uçurduğu zaman gelin gibi süzülmeye başlardı.Yine de mutlu olmazdı.Yükseğe,en yükseğe çıkmak isterdi.Tüm uçurtmaları geçince mutlu olacağını düşünüyordu.<br />
Shibi,hiç de onun düşündüğü gibi düşünmüyordu.Uçurtması,kendisi gibi arkadaşlarının arasında oynasın,mutlu olsun istiyordu.İyi ama,bunu kırmızı uçurtma anlamıyordu ki! Suçuda kuyruğuna atıyordu:<br />
_Ben daha yükseğe çıkarım.Tüm uçurtmaları geçerim.Geçerim ya,kuyruğum bana yük oluyor.Benim yükseğe çıkmamı engelliyor,diyordu.<br />
Böyle düşüne düşüne sonunda bir kara verdi.Kuyruğundan kurtulacaktı.Böylece hafifleyecek,daha yükseğe çıkacak,tüm arkadaşlarını geçecekti.Mutlu olacaktı!<br />
Ne dersiniz arkadaşlar? Kırmızı uçurtma,kuyruğundan kurtulsun mu,kurtulmasın mı?<br />
Kurtulsun diyorsanız:Kırlangıç akıllı bir kuştu.Kırmızı uçurtma'nın ne yapacağını anladı.Onu uyardı:<br />
_Kırmızı uçurtma,ben kuyruğumu çok severim.O olmazsa böyle hızlı hareket edemem.Sakın kuyruğunu koparma,dedi<br />
Kedi kardeşte aşağıdan seslendi:<br />
_Kırlangıç doğru söylüyor.kuyruğunun değerini bil.Ben ,kendimi kuyruksuz düşünemiyorum bile!dedi.<br />
Kırmızı uçurçma bu sözleri duyunca daha çok kızdı.<br />
_Siz beni değil kuyruğumu seviyorsunuz!Bende bir an önce ondan kurtulacağım!O güzelim kuyruğu pıt diye kopuverdi.<br />
Kırmızı uçurtma,kuyruksuz kalınca bir sevindi,bir sevindi ki sormayın.Ne yazık ki bir daha uçamadı.Uçurtma kardeşlerinin yanına çıkamadı.Döne döne,alçala alçala bir dereye düştü.Kurbağalar bile ona güldüler,alay ettiler.<br />
Yaptığı yanlışı o zaman anladı.Pişman oldu,çok üzüldü.Olmayan kuyruğundan özür diledi.Diledi de ne oldu?artık kuyruğu yoktu.<br />
<br />
Kırmızı uçurtma, kuyruğundan kurtulmasın dediniz değil mi?<br />
Aferin! oda düşündüğünüzü yaptı.Ama bu,o kadar da kolay olmadı.<br />
Kuyruğundan kurtulmak için çırpınıp durunca daha yükseğe çıkıverdi.Öteki uçurtmalar:Aaa! dediler. Kırmızı uçurtma'nın ne güzel, kuyruğu var! Bizimde böyle kuyruğumuz olsa bşizde daha yükseğe çıkabiliriz,dediler.<br />
Kırmızı uçurtma,çok yükseğe çıkamamıştı ama azıcık da olsa arkadaşlarının üstüne çıkmıştı.Çıkmıştı ya,onların övgü dolu sözlerini, bakışları göremez,duyamaz olmuştu.Çırpınmayı bıraktı.Arkadaşlarının arasına indi.<br />
Onlara birlikte uçmaya başladı.Evet,evet!İstediği buydu.MUtlu olmak istiyordu.Mutluluğu da arkadaşlarının arasında bulmuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir zamanlar güzel bir uçurtma vadı.Kuş gibi hafifti.Rengide çok güzel kırmızıydı.<br />
Sahibi onu uçurduğu zaman gelin gibi süzülmeye başlardı.Yine de mutlu olmazdı.Yükseğe,en yükseğe çıkmak isterdi.Tüm uçurtmaları geçince mutlu olacağını düşünüyordu.<br />
Shibi,hiç de onun düşündüğü gibi düşünmüyordu.Uçurtması,kendisi gibi arkadaşlarının arasında oynasın,mutlu olsun istiyordu.İyi ama,bunu kırmızı uçurtma anlamıyordu ki! Suçuda kuyruğuna atıyordu:<br />
_Ben daha yükseğe çıkarım.Tüm uçurtmaları geçerim.Geçerim ya,kuyruğum bana yük oluyor.Benim yükseğe çıkmamı engelliyor,diyordu.<br />
Böyle düşüne düşüne sonunda bir kara verdi.Kuyruğundan kurtulacaktı.Böylece hafifleyecek,daha yükseğe çıkacak,tüm arkadaşlarını geçecekti.Mutlu olacaktı!<br />
Ne dersiniz arkadaşlar? Kırmızı uçurtma,kuyruğundan kurtulsun mu,kurtulmasın mı?<br />
Kurtulsun diyorsanız:Kırlangıç akıllı bir kuştu.Kırmızı uçurtma'nın ne yapacağını anladı.Onu uyardı:<br />
_Kırmızı uçurtma,ben kuyruğumu çok severim.O olmazsa böyle hızlı hareket edemem.Sakın kuyruğunu koparma,dedi<br />
Kedi kardeşte aşağıdan seslendi:<br />
_Kırlangıç doğru söylüyor.kuyruğunun değerini bil.Ben ,kendimi kuyruksuz düşünemiyorum bile!dedi.<br />
Kırmızı uçurçma bu sözleri duyunca daha çok kızdı.<br />
_Siz beni değil kuyruğumu seviyorsunuz!Bende bir an önce ondan kurtulacağım!O güzelim kuyruğu pıt diye kopuverdi.<br />
Kırmızı uçurtma,kuyruksuz kalınca bir sevindi,bir sevindi ki sormayın.Ne yazık ki bir daha uçamadı.Uçurtma kardeşlerinin yanına çıkamadı.Döne döne,alçala alçala bir dereye düştü.Kurbağalar bile ona güldüler,alay ettiler.<br />
Yaptığı yanlışı o zaman anladı.Pişman oldu,çok üzüldü.Olmayan kuyruğundan özür diledi.Diledi de ne oldu?artık kuyruğu yoktu.<br />
<br />
Kırmızı uçurtma, kuyruğundan kurtulmasın dediniz değil mi?<br />
Aferin! oda düşündüğünüzü yaptı.Ama bu,o kadar da kolay olmadı.<br />
Kuyruğundan kurtulmak için çırpınıp durunca daha yükseğe çıkıverdi.Öteki uçurtmalar:Aaa! dediler. Kırmızı uçurtma'nın ne güzel, kuyruğu var! Bizimde böyle kuyruğumuz olsa bşizde daha yükseğe çıkabiliriz,dediler.<br />
Kırmızı uçurtma,çok yükseğe çıkamamıştı ama azıcık da olsa arkadaşlarının üstüne çıkmıştı.Çıkmıştı ya,onların övgü dolu sözlerini, bakışları göremez,duyamaz olmuştu.Çırpınmayı bıraktı.Arkadaşlarının arasına indi.<br />
Onlara birlikte uçmaya başladı.Evet,evet!İstediği buydu.MUtlu olmak istiyordu.Mutluluğu da arkadaşlarının arasında bulmuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SATILIK ŞAPKALAR( hikaye)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-SATILIK-%C5%9EAPKALAR-hikaye-10617</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 19:56:21 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-SATILIK-%C5%9EAPKALAR-hikaye-10617</guid>
			<description><![CDATA[Bir zamanlar yaşlı bir şapkacı varmış. Bütün bir sene şapka yapmak için çalışırmış. Kırmızı, pembe, mor, sarı, yeşil, mavi (Uygulamacı burada durarak başka hangi renkler de şapkalar yapmış olabilir? Diye çocuklara sorar. Çocuklardan değişik cevaplar aldıktan sonra masala kaldığı yerden devam eder.) renkli şapklar; tüylü, tüysüz şapklar yapamış.<br />
Yeteri kadar çok şapka yaptığı zaman, şapkalarını bir kutuya koyup satmaya gidermiş.<br />
<br />
Yine bir sabah yaptığı şapkaları kutuya koymuş ve onları satmak için yola koyulmuş. Bir süre yürüdükten sonra bir kasabaya gelmiş ve &#8220;Satılık şapkalar!&#8221; diye bağırmaya başlamış. Bir süre sonra kasaba halkı kasap, fırıncı, ayakkabıcı; anneler, babalar, çocuklar şapkacının etrafında toplanmaya başlamışlar. Hepsi şapkaları tek tek deneyip yakışıp yakışmadığını birbirlerine sormuşlar. Ama hiçbiri kendine uygun bir şapka bulamamış. Sonuçta da şapkacıya &#8220;Kasabamıza tekrar gel!&#8221; diyerek uğurlamışlar.<br />
<br />
Şapkacı hiç şapka satmadan kasabadan ayrılmış. Ve yolda bir süre yürüdükten sonra uykusu geldiği için uzanıp dinlenmeye karar vermiş. Kısa bir süre sonra uykuya dalmış. Şapkaları da bir kutunun içinde yanında duruyormuş. Bir süre sonraşapkacının yanına bir sürü eşek gelmiş. Şapkacının kutusundan şapkaları alıp giymişler ve sevinç içinde bağırarak yürümeye başlamışlar. Şapkacı eşeklerin bu gürültüsüne uyanmış ve onların, şapkalarını giymiş olduklarını görmüş. Onlara şapkaları geri vermek için bağırmış. Fakat eşekler ona hiç aldırmamışlar (Uygulamacı burada masalı durdurarak çocuklara; sizce şapkacı eşeklerden şapkaları nasıl alabilir diye sorar. Çocukların fikirlerini dinledikten sonra masala kaldığı yerden devam eder.). Bunun üzerine şapkacı eşeklere yumruklarını sallamış, eşekler de şapkacıya yumruklarını sallamışlar. Şapkacı parmağını onlara kızar gibi sallamış, eşekler de parmaklarını şapkacıya sallamışlar.<br />
<br />
Birden şapkacı kendisi, ne yaparsa eşeklerin de aynısını yaptığını fark etmiş. Şapkasını çıkarıp, eşeklere doğru atmış. Bunu gören eşekler de şapkaları çıkarıp, şapkacıya atmışlar. Şapkacı şapkaları toplamış ve oradan ayrılmış.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir zamanlar yaşlı bir şapkacı varmış. Bütün bir sene şapka yapmak için çalışırmış. Kırmızı, pembe, mor, sarı, yeşil, mavi (Uygulamacı burada durarak başka hangi renkler de şapkalar yapmış olabilir? Diye çocuklara sorar. Çocuklardan değişik cevaplar aldıktan sonra masala kaldığı yerden devam eder.) renkli şapklar; tüylü, tüysüz şapklar yapamış.<br />
Yeteri kadar çok şapka yaptığı zaman, şapkalarını bir kutuya koyup satmaya gidermiş.<br />
<br />
Yine bir sabah yaptığı şapkaları kutuya koymuş ve onları satmak için yola koyulmuş. Bir süre yürüdükten sonra bir kasabaya gelmiş ve &#8220;Satılık şapkalar!&#8221; diye bağırmaya başlamış. Bir süre sonra kasaba halkı kasap, fırıncı, ayakkabıcı; anneler, babalar, çocuklar şapkacının etrafında toplanmaya başlamışlar. Hepsi şapkaları tek tek deneyip yakışıp yakışmadığını birbirlerine sormuşlar. Ama hiçbiri kendine uygun bir şapka bulamamış. Sonuçta da şapkacıya &#8220;Kasabamıza tekrar gel!&#8221; diyerek uğurlamışlar.<br />
<br />
Şapkacı hiç şapka satmadan kasabadan ayrılmış. Ve yolda bir süre yürüdükten sonra uykusu geldiği için uzanıp dinlenmeye karar vermiş. Kısa bir süre sonra uykuya dalmış. Şapkaları da bir kutunun içinde yanında duruyormuş. Bir süre sonraşapkacının yanına bir sürü eşek gelmiş. Şapkacının kutusundan şapkaları alıp giymişler ve sevinç içinde bağırarak yürümeye başlamışlar. Şapkacı eşeklerin bu gürültüsüne uyanmış ve onların, şapkalarını giymiş olduklarını görmüş. Onlara şapkaları geri vermek için bağırmış. Fakat eşekler ona hiç aldırmamışlar (Uygulamacı burada masalı durdurarak çocuklara; sizce şapkacı eşeklerden şapkaları nasıl alabilir diye sorar. Çocukların fikirlerini dinledikten sonra masala kaldığı yerden devam eder.). Bunun üzerine şapkacı eşeklere yumruklarını sallamış, eşekler de şapkacıya yumruklarını sallamışlar. Şapkacı parmağını onlara kızar gibi sallamış, eşekler de parmaklarını şapkacıya sallamışlar.<br />
<br />
Birden şapkacı kendisi, ne yaparsa eşeklerin de aynısını yaptığını fark etmiş. Şapkasını çıkarıp, eşeklere doğru atmış. Bunu gören eşekler de şapkaları çıkarıp, şapkacıya atmışlar. Şapkacı şapkaları toplamış ve oradan ayrılmış.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>