<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Türkiye Cumhuriyeti]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 10:20:22 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ: 12 MART 1921]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C4%B0ST%C4%B0KLAL-MAR%C5%9EININ-KABUL%C3%9C-12-MART-1921-13089</link>
			<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 01:01:34 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4966">efsane191905</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C4%B0ST%C4%B0KLAL-MAR%C5%9EININ-KABUL%C3%9C-12-MART-1921-13089</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.hekimce.com/resimler/istiklal_marsi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: istiklal_marsi.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ: 12 MART 1921</span><br />
<br />
İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu&#65533;da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif&#65533;in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis&#65533;teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey&#65533;in yardımını istedi. <br />
<br />
Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor: <br />
<br />
&#65533;&#65533;Akif Bey&#65533;in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım. <br />
<br />
- Ne yazıyorsun? <br />
<br />
- Marş&#65533;İstiklal Marşı yazıyorum. <br />
<br />
- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun? <br />
<br />
- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi. <br />
<br />
- Ya, o halde yazalım. <br />
<br />
İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif&#65533;in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı&#65533;nın T.B.M.M&#65533;ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis&#65533;in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal&#65533;in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis&#65533;e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis&#65533;in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi. <br />
<br />
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara&#65533;da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay&#65533;ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör&#65533;ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.hekimce.com/resimler/istiklal_marsi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: istiklal_marsi.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #FF0000;" class="mycode_color">İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ: 12 MART 1921</span><br />
<br />
İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu&#65533;da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif&#65533;in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis&#65533;teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey&#65533;in yardımını istedi. <br />
<br />
Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor: <br />
<br />
&#65533;&#65533;Akif Bey&#65533;in yanımda olduğu bir zaman,elime bir kağıt parçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım. <br />
<br />
- Ne yazıyorsun? <br />
<br />
- Marş&#65533;İstiklal Marşı yazıyorum. <br />
<br />
- Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun? <br />
<br />
- Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi. <br />
<br />
- Ya, o halde yazalım. <br />
<br />
İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif&#65533;in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı&#65533;nın T.B.M.M&#65533;ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis&#65533;in 1 Mart 1921 günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı. Başkan Mustafa Kemal&#65533;in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis&#65533;e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis&#65533;in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi. <br />
<br />
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara&#65533;da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay&#65533;ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör&#65533;ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYEDE İLK SEÇİM]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK%C4%B0YEDE-%C4%B0LK-SE%C3%87%C4%B0M-11855</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 23:38:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK%C4%B0YEDE-%C4%B0LK-SE%C3%87%C4%B0M-11855</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkiye'de seçim </span>siyasi bakımdan, 1876 Birinci Meşrutiyet Anayasasıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilk defa uygulandı.</span> Buna göre, her il bir seçim çevresi ve seçimler gizli olacaktı. Muvakkat Talimat adlı geçici bir talimatla(5 Kasım 1876'da) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilk Milletvekili Genel Seçimi 1877 yılında yapılmıştır.</span><br />
<br />
 Seçim kanunu hazırlanıncaya kadar Muvakkat Talimatla seçimler olacaktı. Servet ilkesine göre, aday olabilmek için Türkiye'de az-çok bir emlak sahibi olmak gerekiyordu. İstanbul ve çevresi dışında kalan yerlerin milletvekillerini, o yerlerin idare meclisi üyeleri gizli oyla seçtiler. İstanbul ve çevresi ise 20 seçim çevresine ayrıldı. Eşraf ve erkandan birer seçim kurulu kuruldu. Seçim çevresi halkından 25 yaşını bitiren, emlak sahipleri iki vekil seçti. 40 kişi olan bu vekillerse İstanbul milletvekillerini seçtiler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Meşrutiyetin tek seçimi bu oldu.</span><br />
<br />
1908'de İntihab-ı Mebusan seçim kanunu çıktı. Buna göre, iki dereceli, servet ve çoğunluk esası getirildi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk defa siyasi partiler bu seçimde mücadeleye girdi. </span>İstiklal Savaşı sırasında ilki, (23 Nisan 1920 toplantısı için) 19 Mart 1920'de; ikincisi ise 1923'te yapılan iki seçim vardır. Servet esası kalkmış ve seçmen yaşı 18'e inmişti. 1927, 1931, 1935, 1939, 1943, 1946, 1950, 1954 ve 1957 seçimleri yapıldı. İlk dördü İntihab-ı Mebusan Kanununa göredir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 Aralık 1934'te 2598 sayılı kanunla kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verildi. Seçmen yaşı 22 oldu.</span><br />
<br />
1942 tarihli Mebus Seçimi Kanunu da, iki dereceli sistemi kabul ediyordu. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk defa 1946 tarihinde, Milletvekili Seçimi Kanunu ile tek dereceli sistem getirildi. </span>Ancak, bu kanun da açık oy, gizli tasnife dayandığı için sağlıklı ve dürüst bir seçim olmadğı iddia edilmektedir.<br />
<br />
Türkiye'de, gerçek milli iradeyi, dürüst bir şekilde yansıtabilecek ve çok partili hayata yol açabilecek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilk seçim kanunu, 16 Şubat 1950 tarihli ve 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu'dur. </span>Bu kanuna göre, 14 Mayıs 1950'deki seçimle tek parti iktidarından, çoğulcu demokrasiye geçildi. 1954 ve 1957 seçimleri de aynı şekilde ve çoğunluk sistemine göre yapıldı. Kuvvetli ve millet çoğunluğuna dayanan iktidarlar işbaşına geldi. 1961 Anayasası, seçme ve seçilme hakkı ve bunların teminat altına alınması için temel ilkeleri koydu. Türkiye tarihinde ilk defa seçimlerin, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy (gizli oy), açık tasnif ve döküm esasına göre yapılacağı belirlendi.<br />
<br />
Çoğunluk sisteminden farklı bir sistem de seçim kanunlarıyla getirildi. 1961 seçiminde, Cumhuriyet Senatosu seçimi çoğunluk sistemine, milletvekilleri seçiminde nispi temsil usulüne yer verildi. 1965'te, her iki meclis seçimlerinde de, bir nispi temsil çeşidi olan Milli Bakiye sistemi getirildi.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Barajlı seçim sistemi  </span>[değiştir]1969 seçimlerinde, bir önceki dönemde Türkiye İşçi Partisi'nin parlementoya 16 kişi sokmasının ardından seçimlere bir baraj sistemi getirildi. Buna göre bir seçim çevresindeki geçerli oyların toplamı, o ilin milletvekili sayısına bölünüyor, böylece de çıkan seçim (baraj) sayısından az oy alan siyasi partilere veya bağımsız adaylara milletvekilliği verilmiyordu. Açıkta kalan milletvekili varsa, baraj altında oy alan parti ve adaylar düşünülmeden "D'hont" sistemine göre paylaştırılacaktı. Hiçbir parti ve aday seçim sayısına ulaşmazsa, çıkacak milletvekilleri "D'hont" sistemine göre tespit ediliyordu. Bu sisteme "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Barajlı D'hont" </span>adı verildi. Bu sistemi Anayasa mahkemesi iptal etti.<br />
<br />
1982 Anayasası ve akabinde çıkarılan Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu ile ABD tipi "güçlü partiler" temsiline daha da yaklaşılmış oldu. Cumhuriyet Senatosu (tabii senatörü, kontenjan ve seçimle geleni de olmak üzere) kaldırıldı. Millet meclisi üye sayısı ise 400'e indirildi. Fakat 1987'de yapılan değişiklikle tekrar 450'ye çıkarıldı. Türkiye genelinde partilere yüzde on barajı ve ayrıca, seçim çevresi barajı konuldu. Buna göre, bir seçim çevresinde, kullanılan geçerli oyların toplamının, o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az oy alan siyasi partilere ve bağımsız adaylara milletvekili tahsis edilmez. Yani bu yüzdenin altındaki bir parti o bölgede veya ilde milletvekili çıkaramıyor.<br />
<br />
1987 genel seçimleri öncesinde çıkarılan bir kanunla, bir çeşit Dar Bölge Sistemine geçildi. Buna göre, her ilin nüfusuna göre tespit edilen milletvekili sayısı 6'yı geçerse, o il birden fazla seçim çevresine ayrılıyor. 6 milletvekili çıkaracak olan bölgelerde partiler birer kontenjan adayı gösteriyor. Bu sayı, toplam milletvekili sayısının % 10'u olan 45'e ulaşmazsa diğer bölgelerden dolduruluyor. Bir seçim bölgesinde en çok oyu alan partinin kontenjan adayı kazanmış oluyor. Geri kalan milletvekilleri; 5 çıkaracak olan bölgelerde % 20'yi, 4 çıkaracak yerlerde % 25'i, 3 çıkaracak yerlerde % 33'ü, 2 çıkaracak yerlerde % 50'yi geçen partiler arasında paylaştırılıyor.<br />
<br />
1991 seçimlerinden önce çıkarılan bir kanunla, 2 ve 3 milletvekili çıkaracak olan yerlerde % 25 barajı kabul edildi. Ayrıca, bir seçmen, oy verdiği partiden yalnız bir adaya tercih işareti koyabiliyordu. Bu tercih işaretleri toplamı, o partinin, o bölgeden aldığı oyların % 15'ini geçerse, o aday birinci sıraya geçmiş oluyordu.<br />
<br />
Bu şekilde kuvvetli ve tek partili iktidarlar dönemi başlatılmak istendi.<br />
<br />
Mahalli İdarelerde İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi seçimlerinde istikrarı sağlamak için 1984 tarihli 2972 sayılı kanunla seçimde Baraj Usulü kabul edilmiştir. Buna göre, bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birine tekabül eden sayı bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından çıkarılır. Bu çıkarmadan sonra geriye kalan oy, oyu kalmayan siyasi partiler ve bağımsız adaylar üye tahsisinde hesaba katılmaz.<br />
<br />
Milletvekili seçiminin başlangıç tarihini ve oy verme gününü kanun tespit eder. Seçimlerle ilgili işlemlere, seçmen kütüklerinin yazılması ile başlanır. Her seçim bölgesi için bir seçmen kütüğü düzenlenir. Ancak, bu düzenlemeden sonraki altı ay içinde ikinci bir seçim olursa, yeni bir kütük düzenlenmez. Seçmen kütüklerine yazılı olmayan oy kullanamaz. Oturduğu yere en yakın seçim bölgesi ve sandığında oy kullanma hakkı vardır. Birden çok seçmen kütüğüne yazılmak ve birden çok oy vermek yasaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seçim kurulları </span><br />
<br />
Türkiye'de seçim işleri, seçim kurulları tarafından yapılır. Bağımsız yargı denetimi seçimlerde esastır. <br />
Yüksek Seçim Kurulu <br />
Ankara'da bulunur. Seçimlerin başlangıcından sonuna kadar düzen içinde geçmesini sağlar. <br />
Seçimlerin dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma seçim süresince ve seçimden sonra seçimlerle ilgili bütün şikayet, itiraz ve yolsuzlukları inceler, kesin karara bağlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin seçim tutanaklarını kabul eder. Yedi asil, dört yedek üyeden meydana gelen bir kuruldur. Bu üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay genel kurullarınca kendi üyeleri arasında gizli oyla seçilir. Bunlar aralarından gizli oyla ve salt çoğunlukla bir başkan ve bir başkan vekili seçerler. İki Yargıtay ve iki Danıştay üyesi kura ile yedek üyeliğe ayrılır. Başkan ve başkan vekili ad çekmeye dahil değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İl seçim kurulu </span><br />
<br />
İl seçim çevresinde kanunla tespit edilen vazifeleri görür. Seçimleri düzenle yürütür. İl merkezindeki derecesi en yüksek hakim, başkandır. Diğer iki yüksek dereceli hakim de üye olur. Yargı organında iki hakim de yedek üyedir. <br />
İlçe seçim kurulu <br />
Her ilçe çevresinde, kanunun verdiği görevleri yapar. Seçimi düzenle yaptırır. İlçenin en yüksek dereceli hakiminin başkanlığı ile diğer altı üyeden meydana gelir. Dördü siyasi partilerden ikisi de öğretmenlerdendir. İki öğretmen yedek üyesi de vardır. <br />
Sandık kurulu <br />
Sandık çevresinde seçimi yapan ve İlçe Seçim Kurulu tarafından kurulan bir başkan ve dört üyeden meydana gelir. <br />
Seçim sonuçları hakkında şikayet ve itirazlar kanunla tespit edilmiş olup, kurullara aşağıdan yukarı doğru yapılır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkiye'de seçim </span>siyasi bakımdan, 1876 Birinci Meşrutiyet Anayasasıyla <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilk defa uygulandı.</span> Buna göre, her il bir seçim çevresi ve seçimler gizli olacaktı. Muvakkat Talimat adlı geçici bir talimatla(5 Kasım 1876'da) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilk Milletvekili Genel Seçimi 1877 yılında yapılmıştır.</span><br />
<br />
 Seçim kanunu hazırlanıncaya kadar Muvakkat Talimatla seçimler olacaktı. Servet ilkesine göre, aday olabilmek için Türkiye'de az-çok bir emlak sahibi olmak gerekiyordu. İstanbul ve çevresi dışında kalan yerlerin milletvekillerini, o yerlerin idare meclisi üyeleri gizli oyla seçtiler. İstanbul ve çevresi ise 20 seçim çevresine ayrıldı. Eşraf ve erkandan birer seçim kurulu kuruldu. Seçim çevresi halkından 25 yaşını bitiren, emlak sahipleri iki vekil seçti. 40 kişi olan bu vekillerse İstanbul milletvekillerini seçtiler. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Meşrutiyetin tek seçimi bu oldu.</span><br />
<br />
1908'de İntihab-ı Mebusan seçim kanunu çıktı. Buna göre, iki dereceli, servet ve çoğunluk esası getirildi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk defa siyasi partiler bu seçimde mücadeleye girdi. </span>İstiklal Savaşı sırasında ilki, (23 Nisan 1920 toplantısı için) 19 Mart 1920'de; ikincisi ise 1923'te yapılan iki seçim vardır. Servet esası kalkmış ve seçmen yaşı 18'e inmişti. 1927, 1931, 1935, 1939, 1943, 1946, 1950, 1954 ve 1957 seçimleri yapıldı. İlk dördü İntihab-ı Mebusan Kanununa göredir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 Aralık 1934'te 2598 sayılı kanunla kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verildi. Seçmen yaşı 22 oldu.</span><br />
<br />
1942 tarihli Mebus Seçimi Kanunu da, iki dereceli sistemi kabul ediyordu. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk defa 1946 tarihinde, Milletvekili Seçimi Kanunu ile tek dereceli sistem getirildi. </span>Ancak, bu kanun da açık oy, gizli tasnife dayandığı için sağlıklı ve dürüst bir seçim olmadğı iddia edilmektedir.<br />
<br />
Türkiye'de, gerçek milli iradeyi, dürüst bir şekilde yansıtabilecek ve çok partili hayata yol açabilecek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilk seçim kanunu, 16 Şubat 1950 tarihli ve 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu'dur. </span>Bu kanuna göre, 14 Mayıs 1950'deki seçimle tek parti iktidarından, çoğulcu demokrasiye geçildi. 1954 ve 1957 seçimleri de aynı şekilde ve çoğunluk sistemine göre yapıldı. Kuvvetli ve millet çoğunluğuna dayanan iktidarlar işbaşına geldi. 1961 Anayasası, seçme ve seçilme hakkı ve bunların teminat altına alınması için temel ilkeleri koydu. Türkiye tarihinde ilk defa seçimlerin, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy (gizli oy), açık tasnif ve döküm esasına göre yapılacağı belirlendi.<br />
<br />
Çoğunluk sisteminden farklı bir sistem de seçim kanunlarıyla getirildi. 1961 seçiminde, Cumhuriyet Senatosu seçimi çoğunluk sistemine, milletvekilleri seçiminde nispi temsil usulüne yer verildi. 1965'te, her iki meclis seçimlerinde de, bir nispi temsil çeşidi olan Milli Bakiye sistemi getirildi.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Barajlı seçim sistemi  </span>[değiştir]1969 seçimlerinde, bir önceki dönemde Türkiye İşçi Partisi'nin parlementoya 16 kişi sokmasının ardından seçimlere bir baraj sistemi getirildi. Buna göre bir seçim çevresindeki geçerli oyların toplamı, o ilin milletvekili sayısına bölünüyor, böylece de çıkan seçim (baraj) sayısından az oy alan siyasi partilere veya bağımsız adaylara milletvekilliği verilmiyordu. Açıkta kalan milletvekili varsa, baraj altında oy alan parti ve adaylar düşünülmeden "D'hont" sistemine göre paylaştırılacaktı. Hiçbir parti ve aday seçim sayısına ulaşmazsa, çıkacak milletvekilleri "D'hont" sistemine göre tespit ediliyordu. Bu sisteme "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Barajlı D'hont" </span>adı verildi. Bu sistemi Anayasa mahkemesi iptal etti.<br />
<br />
1982 Anayasası ve akabinde çıkarılan Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu ile ABD tipi "güçlü partiler" temsiline daha da yaklaşılmış oldu. Cumhuriyet Senatosu (tabii senatörü, kontenjan ve seçimle geleni de olmak üzere) kaldırıldı. Millet meclisi üye sayısı ise 400'e indirildi. Fakat 1987'de yapılan değişiklikle tekrar 450'ye çıkarıldı. Türkiye genelinde partilere yüzde on barajı ve ayrıca, seçim çevresi barajı konuldu. Buna göre, bir seçim çevresinde, kullanılan geçerli oyların toplamının, o çevreden çıkacak milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilecek sayıdan az oy alan siyasi partilere ve bağımsız adaylara milletvekili tahsis edilmez. Yani bu yüzdenin altındaki bir parti o bölgede veya ilde milletvekili çıkaramıyor.<br />
<br />
1987 genel seçimleri öncesinde çıkarılan bir kanunla, bir çeşit Dar Bölge Sistemine geçildi. Buna göre, her ilin nüfusuna göre tespit edilen milletvekili sayısı 6'yı geçerse, o il birden fazla seçim çevresine ayrılıyor. 6 milletvekili çıkaracak olan bölgelerde partiler birer kontenjan adayı gösteriyor. Bu sayı, toplam milletvekili sayısının % 10'u olan 45'e ulaşmazsa diğer bölgelerden dolduruluyor. Bir seçim bölgesinde en çok oyu alan partinin kontenjan adayı kazanmış oluyor. Geri kalan milletvekilleri; 5 çıkaracak olan bölgelerde % 20'yi, 4 çıkaracak yerlerde % 25'i, 3 çıkaracak yerlerde % 33'ü, 2 çıkaracak yerlerde % 50'yi geçen partiler arasında paylaştırılıyor.<br />
<br />
1991 seçimlerinden önce çıkarılan bir kanunla, 2 ve 3 milletvekili çıkaracak olan yerlerde % 25 barajı kabul edildi. Ayrıca, bir seçmen, oy verdiği partiden yalnız bir adaya tercih işareti koyabiliyordu. Bu tercih işaretleri toplamı, o partinin, o bölgeden aldığı oyların % 15'ini geçerse, o aday birinci sıraya geçmiş oluyordu.<br />
<br />
Bu şekilde kuvvetli ve tek partili iktidarlar dönemi başlatılmak istendi.<br />
<br />
Mahalli İdarelerde İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi seçimlerinde istikrarı sağlamak için 1984 tarihli 2972 sayılı kanunla seçimde Baraj Usulü kabul edilmiştir. Buna göre, bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birine tekabül eden sayı bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından çıkarılır. Bu çıkarmadan sonra geriye kalan oy, oyu kalmayan siyasi partiler ve bağımsız adaylar üye tahsisinde hesaba katılmaz.<br />
<br />
Milletvekili seçiminin başlangıç tarihini ve oy verme gününü kanun tespit eder. Seçimlerle ilgili işlemlere, seçmen kütüklerinin yazılması ile başlanır. Her seçim bölgesi için bir seçmen kütüğü düzenlenir. Ancak, bu düzenlemeden sonraki altı ay içinde ikinci bir seçim olursa, yeni bir kütük düzenlenmez. Seçmen kütüklerine yazılı olmayan oy kullanamaz. Oturduğu yere en yakın seçim bölgesi ve sandığında oy kullanma hakkı vardır. Birden çok seçmen kütüğüne yazılmak ve birden çok oy vermek yasaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seçim kurulları </span><br />
<br />
Türkiye'de seçim işleri, seçim kurulları tarafından yapılır. Bağımsız yargı denetimi seçimlerde esastır. <br />
Yüksek Seçim Kurulu <br />
Ankara'da bulunur. Seçimlerin başlangıcından sonuna kadar düzen içinde geçmesini sağlar. <br />
Seçimlerin dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma seçim süresince ve seçimden sonra seçimlerle ilgili bütün şikayet, itiraz ve yolsuzlukları inceler, kesin karara bağlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin seçim tutanaklarını kabul eder. Yedi asil, dört yedek üyeden meydana gelen bir kuruldur. Bu üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay genel kurullarınca kendi üyeleri arasında gizli oyla seçilir. Bunlar aralarından gizli oyla ve salt çoğunlukla bir başkan ve bir başkan vekili seçerler. İki Yargıtay ve iki Danıştay üyesi kura ile yedek üyeliğe ayrılır. Başkan ve başkan vekili ad çekmeye dahil değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İl seçim kurulu </span><br />
<br />
İl seçim çevresinde kanunla tespit edilen vazifeleri görür. Seçimleri düzenle yürütür. İl merkezindeki derecesi en yüksek hakim, başkandır. Diğer iki yüksek dereceli hakim de üye olur. Yargı organında iki hakim de yedek üyedir. <br />
İlçe seçim kurulu <br />
Her ilçe çevresinde, kanunun verdiği görevleri yapar. Seçimi düzenle yaptırır. İlçenin en yüksek dereceli hakiminin başkanlığı ile diğer altı üyeden meydana gelir. Dördü siyasi partilerden ikisi de öğretmenlerdendir. İki öğretmen yedek üyesi de vardır. <br />
Sandık kurulu <br />
Sandık çevresinde seçimi yapan ve İlçe Seçim Kurulu tarafından kurulan bir başkan ve dört üyeden meydana gelir. <br />
Seçim sonuçları hakkında şikayet ve itirazlar kanunla tespit edilmiş olup, kurullara aşağıdan yukarı doğru yapılır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstikLaL Marşı Yarışmasında eLenen Diğer 6 Şiir]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C4%B0stikLaL-Mar%C5%9F%C4%B1-Yar%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1nda-eLenen-Di%C4%9Fer-6-%C5%9Eiir-11631</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 22:30:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C4%B0stikLaL-Mar%C5%9F%C4%B1-Yar%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1nda-eLenen-Di%C4%9Fer-6-%C5%9Eiir-11631</guid>
			<description><![CDATA[Yıllarca altı cephede ateşle kanlara; <br />
Türk'ün hilâl-ü dinine düşman olanlara; <br />
Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman <br />
Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara <br />
<br />
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab. <br />
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab <br />
<br />
Ey mazi-i havariki bin destan olan; <br />
Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan <br />
Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan! <br />
Zira hududu kapladı ateşle kan, duman. <br />
<br />
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab, <br />
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab! <br />
<br />
Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah <br />
Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah <br />
Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah. <br />
Atî bizim... bizim artık vatan, zafer, felah. <br />
<br />
Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab. <br />
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab <br />
<br />
<br />
MEHMET MUHSİN <br />
<br />
<br />
2- <br />
<br />
Altı bin yıl efendilik yaptın, <br />
"Kahraman Türk" idi cihanda adın. <br />
Bir ateşten siperdin İslam'a <br />
Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın. <br />
<br />
Ey büyük ünlü milletim ileri! <br />
Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri! <br />
Düşmanın bir cihansa dostun <br />
Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak <br />
<br />
Atıl, ez, vur, senindir istiklâl <br />
Ebedî parlasın şu al bayrak... <br />
Ey benim şanlı milletim ileri; <br />
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri! <br />
<br />
M.* <br />
<br />
*Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey Yarışmaya (M) rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti. <br />
<br />
3- <br />
<br />
Ey Müslüman, ey Türk oğlu <br />
Açıldı istiklâl yolu <br />
Benim bu son günlerimdir, <br />
Diyor bize Anadolu. <br />
<br />
Çek sancağı Türk ordusu <br />
Olmaz Türk'ün can korkusu <br />
Esarete dayanır mı <br />
Türk vatanı, Türk namusu? <br />
<br />
Bu son savaş bize farzdır, <br />
Fırsatımız gayet azdır, <br />
Muzaffer ol da ey millet <br />
Altın ile tarih yazdır. <br />
<br />
Birleşelim özümüzden, <br />
Dönmeyelim sözümüzden, <br />
Hem silelim bu lekeyi, <br />
Tarihdeki yüzümüzden. <br />
<br />
İSKENDER HÂKİ <br />
<br />
<br />
4- <br />
<br />
Göz yaşına veda et <br />
Ey güzel Anadolu! <br />
Hakkını korur elbet <br />
Türk'ün bükülmez kolu <br />
<br />
Cenk ederiz genç, koca <br />
Bugün değil, yarın da <br />
Yadımız ağladıkça <br />
İzmir ezanlarında. <br />
<br />
Hak yolunda kan olur, <br />
Dünyalara taşarız; <br />
Ya şerefle vurulur, <br />
Ya efendi yaşarız. <br />
<br />
Her gün yeni bir hile <br />
Arkasından satıldık; <br />
Her gün yeni bir dille <br />
Yurdumuzdan atıldık <br />
<br />
Yeter, ey Ka'be'mizi <br />
Elimizden alanlar <br />
Alıkoyamaz bizi <br />
Yolumuzdan yalanlar. <br />
<br />
Hangi alçak el alır, <br />
El zinciri boynuna? <br />
Kim Yunan'ı bırakır <br />
Türk kızının koynuna? <br />
<br />
KEMALEDDIN KAMI <br />
<br />
<br />
<br />
5- <br />
<br />
Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın <br />
Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın <br />
Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın <br />
<br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
<br />
Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını <br />
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını <br />
Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını <br />
<br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
<br />
Can veririz her zaman hürriyet yoluna <br />
&#8216;Ya gazi, ya şehid&#8217;lik ne devlettir kuluna <br />
Ata emanet etmiş namusunu oğluna <br />
<br />
Bize Türk oğlu derler <br />
Hep bizimdir bu yerler <br />
<br />
A.S. <br />
<br />
<br />
6- <br />
<br />
<br />
Türk'ün evvelce büyük bir pederi <br />
Çekti sancağı hilâl-i sehari <br />
Kanımızla boyadık bahr ü berri <br />
Böyle aldık bu güzel ülkeleri <br />
<br />
İleri, arş ileri, arş ileri <br />
Geri kalsın vatanın kahpeleri <br />
<br />
Seni ihya için ey nâmı büyük <br />
Vatanın uğruna öldük öldük <br />
Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük <br />
Siper oldu sana dağlar gibi Türk <br />
<br />
Yürü ey milletin efradı yürü <br />
Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü <br />
<br />
Vatan evlâdını kurban edeli <br />
Milletin hür yaşamaktır emeli <br />
Veremez kimseye bir Çamlıbeli <br />
Bağlanır mı acaba Türk'ün eli <br />
<br />
İleri, arş ileri, arş ileri <br />
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıllarca altı cephede ateşle kanlara; <br />
Türk'ün hilâl-ü dinine düşman olanlara; <br />
Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman <br />
Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara <br />
<br />
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab. <br />
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab <br />
<br />
Ey mazi-i havariki bin destan olan; <br />
Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan <br />
Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan! <br />
Zira hududu kapladı ateşle kan, duman. <br />
<br />
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab, <br />
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab! <br />
<br />
Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah <br />
Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah <br />
Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah. <br />
Atî bizim... bizim artık vatan, zafer, felah. <br />
<br />
Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab. <br />
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab <br />
<br />
<br />
MEHMET MUHSİN <br />
<br />
<br />
2- <br />
<br />
Altı bin yıl efendilik yaptın, <br />
"Kahraman Türk" idi cihanda adın. <br />
Bir ateşten siperdin İslam'a <br />
Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın. <br />
<br />
Ey büyük ünlü milletim ileri! <br />
Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri! <br />
Düşmanın bir cihansa dostun <br />
Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak <br />
<br />
Atıl, ez, vur, senindir istiklâl <br />
Ebedî parlasın şu al bayrak... <br />
Ey benim şanlı milletim ileri; <br />
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri! <br />
<br />
M.* <br />
<br />
*Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey Yarışmaya (M) rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti. <br />
<br />
3- <br />
<br />
Ey Müslüman, ey Türk oğlu <br />
Açıldı istiklâl yolu <br />
Benim bu son günlerimdir, <br />
Diyor bize Anadolu. <br />
<br />
Çek sancağı Türk ordusu <br />
Olmaz Türk'ün can korkusu <br />
Esarete dayanır mı <br />
Türk vatanı, Türk namusu? <br />
<br />
Bu son savaş bize farzdır, <br />
Fırsatımız gayet azdır, <br />
Muzaffer ol da ey millet <br />
Altın ile tarih yazdır. <br />
<br />
Birleşelim özümüzden, <br />
Dönmeyelim sözümüzden, <br />
Hem silelim bu lekeyi, <br />
Tarihdeki yüzümüzden. <br />
<br />
İSKENDER HÂKİ <br />
<br />
<br />
4- <br />
<br />
Göz yaşına veda et <br />
Ey güzel Anadolu! <br />
Hakkını korur elbet <br />
Türk'ün bükülmez kolu <br />
<br />
Cenk ederiz genç, koca <br />
Bugün değil, yarın da <br />
Yadımız ağladıkça <br />
İzmir ezanlarında. <br />
<br />
Hak yolunda kan olur, <br />
Dünyalara taşarız; <br />
Ya şerefle vurulur, <br />
Ya efendi yaşarız. <br />
<br />
Her gün yeni bir hile <br />
Arkasından satıldık; <br />
Her gün yeni bir dille <br />
Yurdumuzdan atıldık <br />
<br />
Yeter, ey Ka'be'mizi <br />
Elimizden alanlar <br />
Alıkoyamaz bizi <br />
Yolumuzdan yalanlar. <br />
<br />
Hangi alçak el alır, <br />
El zinciri boynuna? <br />
Kim Yunan'ı bırakır <br />
Türk kızının koynuna? <br />
<br />
KEMALEDDIN KAMI <br />
<br />
<br />
<br />
5- <br />
<br />
Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın <br />
Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın <br />
Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın <br />
<br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
<br />
Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını <br />
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını <br />
Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını <br />
<br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
Türk oğludur bu millet <br />
Türk'ündür bu memleket <br />
<br />
Can veririz her zaman hürriyet yoluna <br />
&#8216;Ya gazi, ya şehid&#8217;lik ne devlettir kuluna <br />
Ata emanet etmiş namusunu oğluna <br />
<br />
Bize Türk oğlu derler <br />
Hep bizimdir bu yerler <br />
<br />
A.S. <br />
<br />
<br />
6- <br />
<br />
<br />
Türk'ün evvelce büyük bir pederi <br />
Çekti sancağı hilâl-i sehari <br />
Kanımızla boyadık bahr ü berri <br />
Böyle aldık bu güzel ülkeleri <br />
<br />
İleri, arş ileri, arş ileri <br />
Geri kalsın vatanın kahpeleri <br />
<br />
Seni ihya için ey nâmı büyük <br />
Vatanın uğruna öldük öldük <br />
Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük <br />
Siper oldu sana dağlar gibi Türk <br />
<br />
Yürü ey milletin efradı yürü <br />
Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü <br />
<br />
Vatan evlâdını kurban edeli <br />
Milletin hür yaşamaktır emeli <br />
Veremez kimseye bir Çamlıbeli <br />
Bağlanır mı acaba Türk'ün eli <br />
<br />
İleri, arş ileri, arş ileri <br />
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[lozan antlaşması]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-lozan-antla%C5%9Fmas%C4%B1-10809</link>
			<pubDate>Sat, 26 Jul 2008 04:21:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=167">nefemis</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-lozan-antla%C5%9Fmas%C4%B1-10809</guid>
			<description><![CDATA[Lozan Andlaşmasının Milletimiz için, Devletimiz için ne anlama geldiğini, Yüce Atatürk o tarihte yapılan barış önerileri ile ve özellikle &#8220;Sevr Anlaşması&#8221; ile kıyaslayarak anlatmıştır.  <br />
 <br />
<br />
    <br />
<br />
Lozan Andlaşması Nedir ?<br />
<br />
Sevr ve Diğer Teklifler Nelerdi ?<br />
<br />
 <br />
<br />
Mustafa Kemal (ATATÜRK)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
&#8220;...Bu andlaşma, Türk Milleti aleyhinde, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Andlaşması ile tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir belgedir...&#8221;<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Giriş<br />
<br />
 <br />
<br />
Lozan Andlaşması, Yeni Türkiye Devleti&#8217;nin, Cumhuriyetin, tam bağımsızlık ve tam özgürlük temellerinin, Devletlerarası alanda tesbit edilmiş, kabul edilmiş bir belgesidir. Büyük Atamızın, bu andlaşma ile ilgili görüşlerinin, fikir ve uyarmalarının topluca bulunduğu, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun ve Türklüğün imhasını planlayan Sevr ve diğer tekliflerle kıyaslamalı şekilde kaleme alınarak, Türk Milletine Emanet Edilen, Tek Eser &#8220;Nutuk&#8221;ta yer almaktadır.<br />
<br />
Okuyucularımıza, bu ebedî eserde bulunan ve Atamızın konu ile ilgili belgelerle bezenmiş yazısını sunmakla görevimizi yaptığımız kanısındayız. (x)<br />
<br />
 <br />
<br />
Lozan Sulh Andlaşması<br />
<br />
 <br />
<br />
24 Temmuz 1923 de Lozan&#8217;da imza edilen anlaşma, 24 Ağustos 1923 te Meclis&#8217;te tasdik olundu.<br />
<br />
Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Türkiye&#8217;ye yapılan dört sulh teklifi arasında bir mukayese: Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Türkiye&#8217;ye düşman olan devletler tarafından dört defa sulh şartları teklif edilmiştir. Bunların Birincisi; Sevr Projesidir. Bu proje hiçbir müzakerenin neticesi olmayıp, İtilâf Devletleri tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos&#8217;un da iştirakiyle tanzim ve padişah Vahdettin Hükûmeti tarafından 10 Ağustos 1920 de imza edilmiştir. Bu proje, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce tartışılmaya değer bir konu olarak bile görülmemiştir.<br />
<br />
İkinci Sulh Teklifi; Birinci İnönü Muharebesi&#8217;nden sonra toplanan Londra Sulh Konferansı&#8217;nın sonunda 12 Mart 1921 tarihinde yapılmıştır. Bu teklifler, Sevr Muahedesinde bazı değişiklikleri ihtiva ediyorsa da incelenmiyen meselelerde Sevr Projesindeki maddelerin tamamının olduğu gibi bırakıldığını kabul etmek lâzımdır.<br />
<br />
Bu teklif, bizce tartışılmıya sebep olmadan İkinci İnönü muharebesinin başlamasıyla neticesiz kalmıştır.<br />
<br />
Üçüncü Sulh Teklifi; 22 Mart 1922 de, yani Sakarya zaferinden sonra Fransız&#8217;larla yapılan Ankara Andlaşması&#8217;ndan ve yakın bir taarruzumuzun hazırlandığı sıralarda, Paris&#8217;te toplanan İtilâf Devletleri Hariciye Vekilleri tarafından yapılmıştır. Bu teklifte, işe Sevr Muahedesi esaslarından başlamak esası terkedilmiş ise de, esasları itibariyle millî emellerimizi tatminden uzak idi.<br />
<br />
Dördüncü Teklif; Lozan muahedesinin imzalanmasıyla neticelenen müzakerelerdir.<br />
<br />
İtilâf Devletleri&#8217;nce Türkiye&#8217;ye tatbik edilmesi tasavvur edilen esaslarla, millî hareket sayesinde elde edilen neticeyi açık bir surette mütalâa etmek için bu dört nevi teklif arasında en mühim hususlara aid olmak üzere kısa bir mukayese yapmayı faydalı sayarım.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hudutlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Trakya Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Çatalca hattından biraz ileride bulunan Podima-Kalikratya hattı.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Tekirdağ bize, Babaeski, Kırkkilise ve Edirne Yunana kalmak üzere bir hat.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Karaağaaç da bizde olmak üzere Meriç hattı.<br />
<br />
 <br />
<br />
İzmir Bölgesi<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr Projesi&#8217;nde: Bu bölgenin hudutları Kuşadası, Ödemiş, Salihli, Akhisar ve Kemer iskelesine az çok yakın yerlerden geçmektedir.<br />
<br />
Bu bölge, Türk hakimiyetinde kalacak, fakat Türkiye bu hakimiyetini kullanma hakkını Yunanistan&#8217;a devredecek, Türk hakimiyetinin devamına alâmet olarak İzmir şehrinin harici istihkâmlarından birinde Türk bayrağı bulunacak. Yerli bir Meclis toplanacak ve beş sene sonra Meclis, bu bölgenin daimi surette Yunanistan&#8217;a bağlanmasına karar verebilecekti.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: İzmir bölgesi, Türk hakimiyetinde kalacak, İzmir şehrinde bir Yunan kuvveti bulunacak ve İzmir bölgesinin geriye kalan bölgelerinde muhtelif unsurların sayısına göre tertiplenecek bir jandarma kıtası bulunacak ve buna İtilâf Devletleri subayları kumanda edecek.<br />
<br />
İdare işlerinde dahi aynı sayı nazarı itibare alınacak ve bölgenin Cemiyeti Akvamca tayin edilecek hristiyan bir valisi olacak ve bunun yanında seçimle kurulmuş bir Meclis ve bir Müşavirler Heyeti bulunacak. Vilayetçe Türkiye&#8217;ye, gelire göre artan bir vergi verilecek ve bu anlaşma beş sene devam edip iki taraftan birinin isteği üzerine Cemiyeti Akvam&#8217;ca değiştirilebilecektir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bütün Anadolu ve dolayısiyle İzmir&#8217;de, bize iade olunacak tarzında aldatıcı bir söz verme. İzmir Rumlarının idareye adaletli bir surette iştirâk ettirilmesi için ve aynı hak, Yunanistan&#8217;da kalacak, Edirne Türklerine verilmek şartıyla bir usul tayini esasında İtilâf Devletleri&#8217;yle Türkiye ve Yunanistan&#8217;la anlaşacaklardır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Tabiatiyle bu gibi meseleler mevzubahs dahi olmamıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Suriye Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Akdeniz sahilinde, takriben Karataş Burnu&#8217;ndan başlıyarak Osmaniye, Bahçe, Gaziantep, Birecik, Urfa, Mardin ve Nusaybin&#8217;i epey güneyde ve Suriye arazisinde bırakan bir hudut.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Takriben şimdiki hudut olmak üzere Fransızlarla ayrıca andlaşma imzalanmıştır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Andlaşması hududu olduğu gibi bırakılmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Irak Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: İmadiye, bizde kalmak şartiyle Musul vilâyetinin kuzey hududu.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Halli tehir edilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kafkas Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Türk-Ermeni hududunun tayini Amerika Reisicumhuru Wilson&#8217;a havale edilmiştir. O da hudut olarak Karadeniz sahilinde Giresun&#8217;un kuzeyinden başlıyan, Erzincan&#8217;ın batı ve güneyinden, Elmalı, Bitlis ve Van gölünün güneyinden geçen ve birçok yerlerde Umumî Harpteki Türk-Rus cephesini takip eden bir hattı göstermiştir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Cemiyeti Akvam bir Ermeni yurdu tesisi için doğu vilayetlerinden Ermenistan&#8217;a devrolunacak arazinin tespiti için bir komisyon tayin edecek ve Türkiye bu komisyonun kararını kabul edecek.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bir Ermeni yurdu tespiti için Cemiyeti Akvam&#8217;ın yardımına müracaat olunacağından bahsedilmektedir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bu mesele bertaraf edilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Boğazlar Bölgesi<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Rumeli&#8217;nin Türkiye&#8217;de kalan parçasının bütünü.<br />
<br />
Anadolu&#8217;nun Adalar Denizi üzerinde takriben İzmir Bölgesi&#8217;nin başladığı yerden başlıyarak Manyas gölünün güneyine, Bursa&#8217;nın ve İznik&#8217;in biraz kuzeyinden ve Sapanca gölünün batı ucundan Ahabadr deresinin kavşağına giden hatla tahdit edilmiş bir bölge. Bu bölgede asker bulundurmak ve askerî harekette bulunmak hakkı yalnız İtilâf Devletleri&#8217;ne aittir. Adı geçen bölgedeki Türk jandarması İtilâf Devletleri kumandasına tabi olacaktır.<br />
<br />
İtilâf Devletleri bu bölge dahilinde askerî maksatlar için kullanılabilecek yol ve tren inşaasını menedebileceği gibi halen mevcut olanlardan bu yolda kullanılabilecek olanları tahrip ettirebilecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Çanakkale güneyinde Bozcaada&#8217;nın karşısından Karabiga&#8217;ya giden hattın kuzeyi ile boğaziçinin iki yakasında 20 ile 25 klm. lik bir bölge.<br />
<br />
Çanakkale Boğazına hâkim olan her iki tarafındaki adalar.<br />
<br />
İtilâf Devletleri, yalnız Yunanistan&#8217;a kalacak olan Gelibolu ve bize kalacak olan Çanakkale&#8217;de asker bulunduracak, bu suretle İstanbul ve İzmit yarımadasını tahliye edecek ve Türkiye&#8217;nin İstanbul&#8217;da asker bulundurmasına ve Anadolu&#8217;dan Rumeli&#8217;ye veya Rumeli&#8217;den Anadolu&#8217;ya asker geçirmesine müsaade edecektir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Çanakkale&#8217;nin güneyinde Erdek Yarımadası müstesna olmak üzere Çanakkale Sancağı, Boğaziçinin güneyinde o zaman tarafsız sayılan bölge, yani aşağı yukarı, İzmit yarımadası askersiz bölge olacaktır.<br />
<br />
Bizde, İtilâf Devletleri işgal kuvvetleri kalmıyacaktır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Gelibolu yarımadası ile Kumbağı, Bakla Burnu hattının güneydoğusu, Çanakkale Bölgesi&#8217;nde sahilden yirmi kilometrelik bir bölge ve Boğaziçi&#8217;nin iki tarafında sahilden onbeş kilometrelik birer bölge ve Marmara&#8217;da da Emirali Adası&#8217;ndan başka adalar ve İmroz ve Bozcaada askersiz bir hale konacaktır. Hiçbir tarafta İtilâf Devletleri&#8217;nin kuvvetleri kalmayacaktır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kürdistan<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Fırat Nehri&#8217;nin doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölge için İtilâf Devletleri murahhaslarından kurulacak bir komisyon bölgenin idaresini hazırlıyacaklardır. Muahedenin imzalanmasından bir sene sonra, bu bölgenin Kürt ahalisi, Cemiyeti Akvam Meclisi&#8217;ne müracaatla Kürtlerin ekseriyetinin Türkiye&#8217;den müstakil olmayı istediğini ispat ederse ve Meclis bunu kabul ederse Türkiye bu bölgedeki her türlü hukukundan vazgeçecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: İtilâf Devletleri, şimdiki durumu dikkate alarak ve bu konuda Sevr Projesi&#8217;nde değişiklik yapmayı dikkate almak eğilimindedirler. Şu şartla ki, mahalli muhtariyetler, Kürt ve Asuri - Geldani menfaatlerinin kâfi derecede himayesi için tarafımızdan kolaylık gösterilsin.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Elbette mevzubahs ettirilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İktisadî Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr muahedesini takiben İtilâf Devletleri&#8217;nin aralarında imza ettikleri üçlü anlaşmaya göre:<br />
<br />
 <br />
<br />
Fransız Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
Suriye hududiyle aşağı yukarı Adana vilayetinin batı ve kuzey hududu ve Kayseri ile Sivas &#8216;ın kuzeyinden geçen ve Muş hariç bu kasabaya yaklaştıktan sonra Cezire-i İbni Ömer (Cizre)e uzanan bir hattın içinde kalan bölge.<br />
<br />
 <br />
<br />
İtalyan Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
İzmit yarımadasından çıktıktan sonra Afyonkarahisar&#8217;a kadar Anadolu trenyolu hattı ve oradan Kayseri civarında Erciyes dağı civarına kadar giden hatla İzmir Bölgesi, Adalar Denizi, Akdeniz ve Fransız Bölgesi arasında kalan bölge.<br />
<br />
Mart 1921 de: Bekir Sami Bey ile Fransız ve İtalyan Hariciye Vekilleri arasında imza edilip Hükûmetçe reddedilen anlaşmalara göre:<br />
<br />
 <br />
<br />
Fransız Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
O sırada Fransız işgali altında bulunan yerlerle, Sivas, Elâzığ ve Diyarbakır vilayetleri.<br />
<br />
 <br />
<br />
İtalyan Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
Antalya, Burdur, Muğla, Isparta Sancakları ile Afyonkarahisar, Kütahya, Aydın ve Konya Sancaklarının sonradan tayin edilecek yerleri.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Mevzubahs edilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Konu edilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İstanbul<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Muahede samimiyetle takbik edilmediği takdirde İstanbul&#8217;da bizden alınacaktır.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bu tehdidin kalkalacağı ve Türkiye&#8217;nin İstanbul&#8217;da asker bulundurabileceği ve Boğaziçi&#8217;nin etrafındaki askersiz bölgeden asker geçirilmesine müsaade edilebileceği açıklanmıştır.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: İstanbul&#8217;dan çıkarılacağımız tehdidinin ortadan kaldırılacağı ve İstanbul&#8217;da bulundurulabilecek Türk kuvvetlerinin arttırılacağı vadedilmektedir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Konu edilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Uyrukluk<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Gerek Müttefik Devletlerde (Yunanistan dahil) gerek yeni kurulan devletlerden birinin (Ermenistan vs.) uyruğuna girmek isteyen Türk tebaasından hiç kimseye Türk Hükûmeti&#8217;nce engel olunmıyacak ve bunların yeni uyrukluğu kabul edilecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Ancak müzakereler esnasında İtilâf Devletleri bir adamın uyrukluğunu tayin hususunda Türkiye&#8217;deki yabanca Elçilikler ve Konsoloslukların verecekleri belgelerin yeterli sayılmasını istemişlerdi. Bu teklif, Sevr projesinin yukarıda bahsi geçen 128. maddesinin yeni bir şekli idi.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kapitülâsyonlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya&#8217;nın temsil edildikleri dört üyeden kurulu bir komisyon kapitülâsyonlardan faydalanan diğer devletlerin mütehassısları ile birlikte yeni bir usul tanzim edecek ve Osmanlı Hükûmeti&#8217;yle görüştükten sonra bu usulü tavsiye edebilecek. Osmanlı Hükûmeti bu usulü kabul ettiğine şimdiden kesin söz verecek.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bu komisyonda Türkiye&#8217;nin dahi temsil edilmesine İtilâf Devletleri müsaade etmektedirler.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: 1921 teklifi aynen.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Kapitülâsyonlara ait hiç bir kayıt yoktur.<br />
<br />
 <br />
<br />
Azınlıkların Himayesi<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: 1918 Mütarekesinden sonra yapılan bütün andlaşmalarda mevcut olan hükümlerden başka Türkiye&#8217;ye bilhassa şunlarda kabul ettirilmek istenilmiştir.<br />
<br />
a- Yerlerini terketmiş olan ve Türk olmıyan bütün halkın yerlerine iadesi.<br />
<br />
Başkanları Cemiyeti Akvamca tayin edilecek olan hakem komisyonları vasıtasiyle bunların hukukunun iadesi ve bu komisyonlar isterlerse Türk olmıyan halkın tahrip edilmiş mallarının tamiri için ücretleri hükümet tarafından verilecek işçilerin temin edilmesi, göç ettirme ve buna benzer işlerde ilgisi bulunduğu, adı geçen komisyonlar tarafından iddia edilen herkesin sürgün edilmesi v.b. <br />
<br />
b- Türk Hükûmeti, ekâlliyetlerin Millet Meclisi&#8217;nde kendi sayıları oranında temsilci bulundurmalarını temin eden bir kanun projesini iki sene içinde Müttefik Devletlere sunacaktır.<br />
<br />
c- Patrikhanelere ve bunlara benzer müesseselere ait bütün imtiyazlar artırılmakta ve bunların idare ettikleri mektep, yetimhane vs. hususunda, hükûmetin o ana kadar muhafaza etmiş olduğu az etkili kontrol hakkı dahi kaldırılmaktadır.<br />
<br />
d- İtilâf Devletleri, Cemiyeti Akvam Meclisi ile görüştükten sonra bu kararların tatbik edilmesini sağlamak için alınması gereken tedbirleri tesbit edeceklerdir. Türkiye bu hususta sonradan alınacak her tedbiri kabul edeceğine şimdiden söz verecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Ekâlliyetlerden bahsedilmemiştir. Bu teklif Sevr&#8217;de yapılacak değişikliklerle ilgili olduğu için bundan, adı geçen andlaşmanın ekâlliyetlere ait kısmının değiştirilmiyeceği anlaşılabilir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Türkiye ve Yunanistan&#8217;daki ekâlliyetler hakkında bir sıra tedbirlerin teklif edileceği ve bunların iyilikle tatbik edilmesini kontrol için Cemiyeti Akvamca komiserler tayin edileceği yazılıdır. <br />
<br />
Alınacak tedbirlerin ne olacağı açıklanmamıştır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da : Misakî Millimizde kabul etmiş olduğumuz üzere ve yalnız müslüman olmıyanlara uygulanması için Genel Harpten sonra yapılan bütün beynelmilel andlaşmalarda mevcut olan hükümler.<br />
<br />
 <br />
<br />
Askerî Hükümler<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Türkiye&#8217;nin silahlı kuvvetleri şu sayıları geçmiyecektir. Padişahı Koruma Birliği 700 kişi, Jandarma 35.000 kişi, Jandarmayı takviye için hususî birlikler 15.000 kişi toplam 50.700 kişidir.<br />
<br />
Bu miktara Harp Akademisi, Askeri Okullar öğrencileri, depo birlikleri ve muhtelif hizmetlerde görevli askerlerle subaylar dahildir.<br />
<br />
Hususî kıtaların 15 batarya dağ topu bulunabilecek ve sahra veya ağır topu olmıyacaktır.<br />
<br />
Memleket, muhtelif bölgelere ayrılacak ve her bölgede bir jandarma kıtası bulunacaktır.<br />
<br />
Jandarmanın topu ve teknik araçları bulunmıyacaktır.<br />
<br />
Hususî kıtalar kendi bölgelerinin dışında kullanılmayacaklardır.<br />
<br />
Jandarma subayları arasında 1500 ü geçmemek üzere yabancı subay bulunacaktır. Her bölgedeki yabancı subaylar aynı millete mensup olacaktır.<br />
<br />
Sonradan tesbit edilecek olan bu bölgelerin sayısı belirtilmemekle beraber bunun İtilâf Devletleri&#8217;nin fikrine göre en az dört olacağı andlaşmanın bazı hükümlerinden ve özellikle bir birliğin kuvvetinin bütün birlikler kuvvetinin dörtte birini geçmiyeceği hakkındaki hükümden çıkarılabilir. Bu suretle İngiltere, Fransa ve İtalyan subaylarının bulunacağı birer bölge olacağı gibi belki Yunanistan ve belki de ileride Ermenistan&#8217;a birer bölge verilmesi düşünülmüştür.<br />
<br />
Hususî kıtaların askeriyle jandarmaların hepsi ücretli olup bunlar, en az on iki sene hizmet edecek ve mecburî askerlik hizmeti kalkacaktır.<br />
<br />
Her bölgedeki birliğe alınacak asker ve subaylar o bölge ahalisinden olacak ve muhtelif unsurların birlikte temsil edilmesine elden geldiği nisbette itina olunacaktır.<br />
<br />
Deniz Kuvvetleri yedi gambot ve altı torpitoyu geçmiyecek ve hiç bir tayyare ve güdümlü balonumuz olmıyacaktır.<br />
<br />
İtilâf Devletleri&#8217;ne mensup kara, deniz ve hava kontrol komisyonlarının memleketimiz dahilinde her türlü kontrolda bulunmaya hakları vardır. Bilhassa kara komisyonu:<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin kullanabileceği, polis, gümrükçü, orman muhafızı v.s. gibi memurların sayısını tayin etmeye, fazla kalacak silah ve cephanemizi almaya,<br />
<br />
Memleketimizin bölgelerinin taksimine, her bölgede bulunacak Jandarma ve hususî kıta miktarının tayinine, bunları kullanma ve kontrole, yabancı subayların sayı ve oranında tayine ve hükümetle müşterek olarak yeni silahlı kuvvetlerimizin tayinine vb. memurdur.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Jandarma miktarı 45.000 kişi, Hususî kıtalar 30.000 kişiye çıkarılmıştır.<br />
<br />
Jandarmanın gönderilmesi, İtilâf Devletleri&#8217;ne mensup daha önce açıklanan kontrol komisyonu ile hükûmet arasında yapılacak anlaşmaya göre olacaktır.<br />
<br />
Jandarma subayları ve küçük subayların sayıları artırılacaktır. Yabancı subayların sayısı azaltılacak ve bunların kıtalara gönderilmesi, kontrol komisyonu ve hükûmet arasında anlaşmasız kararlaştırılacaktır. (Bunda ihtimal her bölgede aynı millete mensup yabancı subay bulunmıyacağı kastedilmiştir.)<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Ücretle hizmetkâr asker usulünün tesisi Jandarma 45.000 kişi, Hususî kıtaların 40.000 ne arttırılması.<br />
<br />
Jandarma da yabancı subaylarının kullanılması, Türkiye&#8217;ye takviye edilmekle beraber bu nokta şart olarak  ileri sürülmemektedir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Trakya ve Boğazlar da askersiz hale getirilen bölgeye ait kısıtlamadan başka hiçbir kayıt yoktur. Hatta Boğaziçi&#8217;nin iki tarafındaki askersiz bölge 12.000 asker bulundurabilmek hakkını muhafaza etmişizdir.<br />
<br />
Bu bölge için bile hiçbir kontrol kabul edilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ceza<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr Projesi: Türkiye, harp esnasında harp kaidelerine aykırı hareket etmiş veya Türkiye dahilinde zulüm yapmış, göç vs. hususlara karışmış olan şahısları istekleri üzerine Müttefik Devletleri&#8217;ne (Yunanistan dahil) ve Türkiye&#8217;nin arazi almış olan devletlere (Ermenistan vs.) teslim edecektir. Adı geçen şahıslar kendilerini isteyen devletin harp divanı tarafından muhakeme edilecek ve cezalandırılacaktır.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: İtilâf Devletleri&#8217;nin tekliflerinde bu konunun bahsi geçmemiştir.<br />
<br />
Ancak Bekir Sami Beyin İngilizlerle imza etmiş olduğu değiştirme mukavelesinde elimizdeki bütün İngilizleri tahliye ederek bir kısım Türkleri suçlu kabul ederek İngilizlerin elinde bırakmayı kabul etmiş olması Sevr projesinde mevcut olan eski hükümlerin hafifletilmiş şeklinden başka birşey değildir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bu mesele bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Malî Hükümler<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: itilâf Devletleri Türkiye&#8217;ye yardım için İngiliz, Fransız ve İtalyan murahhaslarından kurulacak bir maliye komisyonu teşkil edecekler ve bu komisyonda danışma mahiyetinde bir Türk komiseri bulunacaktır.<br />
<br />
Bu komisyonun vazife ve selâhiyetleri aşağıdaki gibi olacaktır.<br />
<br />
a- Türkiye&#8217;nin varlığını devam ettirmesi ve arttırmak için her türlü tedbirler alınabilecektir.<br />
<br />
b- Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne takdim edilecek olan bütçe evvelâ Maliye Komisyonuna verilecek ve onun kabul ettiği şekilde Meclis&#8217;e sevkedilecektir. Meclis&#8217;in yapacağı değişiklik ancak komisyon tarafından tasvib edilirse tatbiki mümkün olacaktır.<br />
<br />
c-  Komisyon doğrudan doğruya kendisine tabi olacak ve azaları kendi arzusuyla tayin edilecek olan Türk maliye teftiş heyeti vasıtasiyle bütçenin, malî kanunların ve nizamlarının tatbik edilmesini kontrol edecektir.<br />
<br />
d- Borçlar Komisyonu ve Osmanlı Bankasiyle anlaşarak Türkiye&#8217;nin para usulünü tanzim ve düzeltecektir.<br />
<br />
e- Borçlara ayrılmış olan gelir müstesna olmak üzere Türkiye&#8217;nin bütün gelirleri bu komisyonun emrine verilecektir. Komisyon bunlarla:<br />
<br />
Birinci Olarak; Kendisine ve Türkiye&#8217;de kalacak olan İtilâf Devletleri işgal kuvvetlerine ait masraflar verildikten sonra 30 Ekim 1918 tarihinden itibaren İtilâf Devletleri ordularının gerek bugünkü Türkiye&#8217;de gerek Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun muhtelif kısımlarındaki masraflarını ödiyecektir.<br />
<br />
İkinci Olarak; Türkiye, dolayısiyle zarar görmüş olan bütün Müttefik Devletler tebasının zarar ve ziyanını ödeyecektir. Türkiye&#8217;nin ihtiyaçları bundan sonra gözönünde bulundurulacaktır.<br />
<br />
f- Hükûmetçe verilecek bütün imtiyazlar için maliye komisyonunun müsaadesi şarttır.<br />
<br />
g- Komisyonun müsaadesiyle halen yürürlükte olan Borçlar Komisyonu tarafından bazı gelirlerin doğrudan doğruya toplanması usulü mümkün olduğu kadar genişletilecek ve bütün Türkiye&#8217;ye şumullendirilecektir.<br />
<br />
Gümrükler, maliye komisyonu tarafından tayin edilen ve kendisine karşı sorumlu bulunacak olan bir umumî müdürün idaresinde bulunacaktır v.s. <br />
<br />
Mart 1923 Teklifinde: Önceden açıklanan maliye komisyonu, Türk Maliye Vekilinin fahri başkanlığı altında bulunacaktır. Komisyonda murahhas olarak bir Türk bulunacak ve bunun Türk maliyesine ait meselelerde reyi olacaktır. Müttefiklerin mali menfaatlerine ait meselelerde ise Türk murahhasının selahiyeti ancak danışman mahiyetinde olacaktır.<br />
<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Maliye Vekili ile Maliye Komisyonu tarafından müşterek olarak hazırlanacak olan bütçede değişiklik yapma selahiyetine sahip olacaktır. Fakat bu değişiklik bütçenin dengesini bozacak şekilde ise bütçe tasdik edilmek için tekrar Maliye Komisyonuna gönderilecektir.<br />
<br />
Türk Hükûmeti imtiyazlar vermek hakkını tekrar kazanacaktır. Ancak, Türk Maliye Vekili bu konudaki kontratların Türk hazinesi menfaatlarına uygun olup olmadığını maliye komisyonu ile birlikte tetkik edecek ve bu konuda müşterek bir karar kabul edecektir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Maliye Komisyonu teşkilinden vazgeçilmektedir. Fakat Müttefik Devletlere harpten evvel olan borçların ve uygun bir tazminatın verilmesi dolayısiyle lazım gelen kontrolun Türk hakimiyet prensibi ile uzlaşmasına çalışılacaktır. Harpten evvel borçlar komisyonu devamlı olacak ve yukarıda adı geçen iş için İtilâf Devletleri&#8217;nce bir tasfiye komisyonu tesis edilecektir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bu gibi kayıtların hepsi kaldırılmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
İktisadî Hükümler<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Kapitülâsyonlardan istifade hakkı harpten evvel bunlardan daha evvel istifade etmiyen Müttefik Devletler (Yunanistan ve Ermenistan v.s.) tebasına da yeniden verilecektir.<br />
<br />
(Bu haklar arasında birçok vergiden muafiyetin bulunduğu ve uyrukluk bahsinde görüldüğü üzere her Türk tebasının Müttefik Devletlerden birinin uyrukluğuna girmesine engel olmak hakkının bizden alındığı düşünülürse bu hükmün şümulü daha iyi belirir.)<br />
<br />
Gümrük tarifeleri için 1907 tarifesi (%8) yeniden tesis edilmektedir.<br />
<br />
Türkiye Müttefik Devletlere mensup gemilere en azından Türk gemilerine verdiği hakları tanıyacaktır.<br />
<br />
Yabancı postalar yeniden tesis edilecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Yalnız yabancı postalarının bazı şartlarının kaldırılmasının düşünüleceği söylenilmekte, bununla beraber diğer hükümler olduğu gibi bırakılmaktadır.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Türkiye&#8217;nin murahhaslarından ve kapitülâsyonlarından istifade eden diğer devletlerin mütehassıslarından kurulacak bir komisyon sulhun yürürlüğe girmesinden sonra geçecek üç ay zarfında İstanbul&#8217;da toplanıp kapitülâsyonlara ait usulün değiştirilmesi için teklifler hazırlanacaktır.<br />
<br />
Malî hususta bu teklifler yabancı tebanın Türklerle eşit vergi vermesini temin edecektir. Yine bu teklifler gümrük resminde lüzum görülecek değişikliği yapmaya eğilmiş olacaktır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Kapitülâsyonların her cinsi tamamiyle ve ebediyen kaldırılmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Boğazlar Komisyonu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Kendine mahsus bayrağı, bütçesi ve subayı bulunacak olan bu komisyon gemilerinin boğazlardan geçmesi, fenerler, kılavuzlar vb. gibi meselelerle meşgul olacak ve önceden yüksek sağlık kurulunun yaptığı vazifelerle kurtarma hizmeti bundan sonra bu komisyonun nezareti altında yapılacak ve komisyon boğazların serbestisini tehlikede görünce İtilâf Devletleri&#8217;ne müracaat edebilecektir.<br />
<br />
Komisyonda Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Rusya&#8217;nın murahhasları ikişer rey hakına sahip bulunacaklardır.<br />
<br />
Amerika arzu ettiği andan ve Rusya Cemiyeti Akvama dahil olduğu takdirde o andan itibaren komisyona iştirak edebilecektir.<br />
<br />
Komisyon azaları diplomatik muafiyetlerden istifade edeceklerdir. Komisyona sıra ile ve ikişer sene müddetle iki rey hakkına sahip devletlerin murahhasları başkanlık edeceklerdir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Türk murahhasları dahi iki rey hakkına sahip olacak ve boğazlar komisyonuna başkanlık edeceklerdir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Yine Türk murahhasları komisyonu başkanlık edecektir. Boğazlarla ilgili bütün devletler komisyonda temsil edileceklerdir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Komisyonun başkanlığı bize verilmiştir.<br />
<br />
Komisyonun vazifesi gemilerin boğazlardan geçiş durumunun Boğazlar mukavelesi hükümlerine uygun olmasına itina etmekten ibarettir. Komisyon her sene Cemiyeti Akvama rapor verecektir.<br />
<br />
Yine adı geçen andlaşma ile İstanbul&#8217;daki beynelmilel sağlık kurulu kaldırılarak sağlık işleri Türkiye Hükûmetine terkedilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Lozan Sulh Andlaşmasının ihtiva ettiği esasları, diğer sulh teklifleriyle daha fazla mukayese etmeye lüzüm olmadığı fikrindeyim. Bu andlaşma, Türk milleti aleyhinde, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması ile tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir belgedir. Osmanlı Devrine ait tarihte benzeri görülmemiş siyasî bir zafer eseridir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ertuğrul Zekai Ökte]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Lozan Andlaşmasının Milletimiz için, Devletimiz için ne anlama geldiğini, Yüce Atatürk o tarihte yapılan barış önerileri ile ve özellikle &#8220;Sevr Anlaşması&#8221; ile kıyaslayarak anlatmıştır.  <br />
 <br />
<br />
    <br />
<br />
Lozan Andlaşması Nedir ?<br />
<br />
Sevr ve Diğer Teklifler Nelerdi ?<br />
<br />
 <br />
<br />
Mustafa Kemal (ATATÜRK)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
&#8220;...Bu andlaşma, Türk Milleti aleyhinde, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Andlaşması ile tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir belgedir...&#8221;<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Giriş<br />
<br />
 <br />
<br />
Lozan Andlaşması, Yeni Türkiye Devleti&#8217;nin, Cumhuriyetin, tam bağımsızlık ve tam özgürlük temellerinin, Devletlerarası alanda tesbit edilmiş, kabul edilmiş bir belgesidir. Büyük Atamızın, bu andlaşma ile ilgili görüşlerinin, fikir ve uyarmalarının topluca bulunduğu, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun ve Türklüğün imhasını planlayan Sevr ve diğer tekliflerle kıyaslamalı şekilde kaleme alınarak, Türk Milletine Emanet Edilen, Tek Eser &#8220;Nutuk&#8221;ta yer almaktadır.<br />
<br />
Okuyucularımıza, bu ebedî eserde bulunan ve Atamızın konu ile ilgili belgelerle bezenmiş yazısını sunmakla görevimizi yaptığımız kanısındayız. (x)<br />
<br />
 <br />
<br />
Lozan Sulh Andlaşması<br />
<br />
 <br />
<br />
24 Temmuz 1923 de Lozan&#8217;da imza edilen anlaşma, 24 Ağustos 1923 te Meclis&#8217;te tasdik olundu.<br />
<br />
Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Türkiye&#8217;ye yapılan dört sulh teklifi arasında bir mukayese: Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Türkiye&#8217;ye düşman olan devletler tarafından dört defa sulh şartları teklif edilmiştir. Bunların Birincisi; Sevr Projesidir. Bu proje hiçbir müzakerenin neticesi olmayıp, İtilâf Devletleri tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos&#8217;un da iştirakiyle tanzim ve padişah Vahdettin Hükûmeti tarafından 10 Ağustos 1920 de imza edilmiştir. Bu proje, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce tartışılmaya değer bir konu olarak bile görülmemiştir.<br />
<br />
İkinci Sulh Teklifi; Birinci İnönü Muharebesi&#8217;nden sonra toplanan Londra Sulh Konferansı&#8217;nın sonunda 12 Mart 1921 tarihinde yapılmıştır. Bu teklifler, Sevr Muahedesinde bazı değişiklikleri ihtiva ediyorsa da incelenmiyen meselelerde Sevr Projesindeki maddelerin tamamının olduğu gibi bırakıldığını kabul etmek lâzımdır.<br />
<br />
Bu teklif, bizce tartışılmıya sebep olmadan İkinci İnönü muharebesinin başlamasıyla neticesiz kalmıştır.<br />
<br />
Üçüncü Sulh Teklifi; 22 Mart 1922 de, yani Sakarya zaferinden sonra Fransız&#8217;larla yapılan Ankara Andlaşması&#8217;ndan ve yakın bir taarruzumuzun hazırlandığı sıralarda, Paris&#8217;te toplanan İtilâf Devletleri Hariciye Vekilleri tarafından yapılmıştır. Bu teklifte, işe Sevr Muahedesi esaslarından başlamak esası terkedilmiş ise de, esasları itibariyle millî emellerimizi tatminden uzak idi.<br />
<br />
Dördüncü Teklif; Lozan muahedesinin imzalanmasıyla neticelenen müzakerelerdir.<br />
<br />
İtilâf Devletleri&#8217;nce Türkiye&#8217;ye tatbik edilmesi tasavvur edilen esaslarla, millî hareket sayesinde elde edilen neticeyi açık bir surette mütalâa etmek için bu dört nevi teklif arasında en mühim hususlara aid olmak üzere kısa bir mukayese yapmayı faydalı sayarım.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hudutlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Trakya Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Çatalca hattından biraz ileride bulunan Podima-Kalikratya hattı.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Tekirdağ bize, Babaeski, Kırkkilise ve Edirne Yunana kalmak üzere bir hat.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Karaağaaç da bizde olmak üzere Meriç hattı.<br />
<br />
 <br />
<br />
İzmir Bölgesi<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr Projesi&#8217;nde: Bu bölgenin hudutları Kuşadası, Ödemiş, Salihli, Akhisar ve Kemer iskelesine az çok yakın yerlerden geçmektedir.<br />
<br />
Bu bölge, Türk hakimiyetinde kalacak, fakat Türkiye bu hakimiyetini kullanma hakkını Yunanistan&#8217;a devredecek, Türk hakimiyetinin devamına alâmet olarak İzmir şehrinin harici istihkâmlarından birinde Türk bayrağı bulunacak. Yerli bir Meclis toplanacak ve beş sene sonra Meclis, bu bölgenin daimi surette Yunanistan&#8217;a bağlanmasına karar verebilecekti.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: İzmir bölgesi, Türk hakimiyetinde kalacak, İzmir şehrinde bir Yunan kuvveti bulunacak ve İzmir bölgesinin geriye kalan bölgelerinde muhtelif unsurların sayısına göre tertiplenecek bir jandarma kıtası bulunacak ve buna İtilâf Devletleri subayları kumanda edecek.<br />
<br />
İdare işlerinde dahi aynı sayı nazarı itibare alınacak ve bölgenin Cemiyeti Akvamca tayin edilecek hristiyan bir valisi olacak ve bunun yanında seçimle kurulmuş bir Meclis ve bir Müşavirler Heyeti bulunacak. Vilayetçe Türkiye&#8217;ye, gelire göre artan bir vergi verilecek ve bu anlaşma beş sene devam edip iki taraftan birinin isteği üzerine Cemiyeti Akvam&#8217;ca değiştirilebilecektir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bütün Anadolu ve dolayısiyle İzmir&#8217;de, bize iade olunacak tarzında aldatıcı bir söz verme. İzmir Rumlarının idareye adaletli bir surette iştirâk ettirilmesi için ve aynı hak, Yunanistan&#8217;da kalacak, Edirne Türklerine verilmek şartıyla bir usul tayini esasında İtilâf Devletleri&#8217;yle Türkiye ve Yunanistan&#8217;la anlaşacaklardır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Tabiatiyle bu gibi meseleler mevzubahs dahi olmamıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Suriye Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Akdeniz sahilinde, takriben Karataş Burnu&#8217;ndan başlıyarak Osmaniye, Bahçe, Gaziantep, Birecik, Urfa, Mardin ve Nusaybin&#8217;i epey güneyde ve Suriye arazisinde bırakan bir hudut.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Takriben şimdiki hudut olmak üzere Fransızlarla ayrıca andlaşma imzalanmıştır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Andlaşması hududu olduğu gibi bırakılmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Irak Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: İmadiye, bizde kalmak şartiyle Musul vilâyetinin kuzey hududu.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Halli tehir edilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kafkas Hududu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Türk-Ermeni hududunun tayini Amerika Reisicumhuru Wilson&#8217;a havale edilmiştir. O da hudut olarak Karadeniz sahilinde Giresun&#8217;un kuzeyinden başlıyan, Erzincan&#8217;ın batı ve güneyinden, Elmalı, Bitlis ve Van gölünün güneyinden geçen ve birçok yerlerde Umumî Harpteki Türk-Rus cephesini takip eden bir hattı göstermiştir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Cemiyeti Akvam bir Ermeni yurdu tesisi için doğu vilayetlerinden Ermenistan&#8217;a devrolunacak arazinin tespiti için bir komisyon tayin edecek ve Türkiye bu komisyonun kararını kabul edecek.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bir Ermeni yurdu tespiti için Cemiyeti Akvam&#8217;ın yardımına müracaat olunacağından bahsedilmektedir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bu mesele bertaraf edilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Boğazlar Bölgesi<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Rumeli&#8217;nin Türkiye&#8217;de kalan parçasının bütünü.<br />
<br />
Anadolu&#8217;nun Adalar Denizi üzerinde takriben İzmir Bölgesi&#8217;nin başladığı yerden başlıyarak Manyas gölünün güneyine, Bursa&#8217;nın ve İznik&#8217;in biraz kuzeyinden ve Sapanca gölünün batı ucundan Ahabadr deresinin kavşağına giden hatla tahdit edilmiş bir bölge. Bu bölgede asker bulundurmak ve askerî harekette bulunmak hakkı yalnız İtilâf Devletleri&#8217;ne aittir. Adı geçen bölgedeki Türk jandarması İtilâf Devletleri kumandasına tabi olacaktır.<br />
<br />
İtilâf Devletleri bu bölge dahilinde askerî maksatlar için kullanılabilecek yol ve tren inşaasını menedebileceği gibi halen mevcut olanlardan bu yolda kullanılabilecek olanları tahrip ettirebilecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Çanakkale güneyinde Bozcaada&#8217;nın karşısından Karabiga&#8217;ya giden hattın kuzeyi ile boğaziçinin iki yakasında 20 ile 25 klm. lik bir bölge.<br />
<br />
Çanakkale Boğazına hâkim olan her iki tarafındaki adalar.<br />
<br />
İtilâf Devletleri, yalnız Yunanistan&#8217;a kalacak olan Gelibolu ve bize kalacak olan Çanakkale&#8217;de asker bulunduracak, bu suretle İstanbul ve İzmit yarımadasını tahliye edecek ve Türkiye&#8217;nin İstanbul&#8217;da asker bulundurmasına ve Anadolu&#8217;dan Rumeli&#8217;ye veya Rumeli&#8217;den Anadolu&#8217;ya asker geçirmesine müsaade edecektir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Çanakkale&#8217;nin güneyinde Erdek Yarımadası müstesna olmak üzere Çanakkale Sancağı, Boğaziçinin güneyinde o zaman tarafsız sayılan bölge, yani aşağı yukarı, İzmit yarımadası askersiz bölge olacaktır.<br />
<br />
Bizde, İtilâf Devletleri işgal kuvvetleri kalmıyacaktır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Gelibolu yarımadası ile Kumbağı, Bakla Burnu hattının güneydoğusu, Çanakkale Bölgesi&#8217;nde sahilden yirmi kilometrelik bir bölge ve Boğaziçi&#8217;nin iki tarafında sahilden onbeş kilometrelik birer bölge ve Marmara&#8217;da da Emirali Adası&#8217;ndan başka adalar ve İmroz ve Bozcaada askersiz bir hale konacaktır. Hiçbir tarafta İtilâf Devletleri&#8217;nin kuvvetleri kalmayacaktır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kürdistan<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Fırat Nehri&#8217;nin doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölge için İtilâf Devletleri murahhaslarından kurulacak bir komisyon bölgenin idaresini hazırlıyacaklardır. Muahedenin imzalanmasından bir sene sonra, bu bölgenin Kürt ahalisi, Cemiyeti Akvam Meclisi&#8217;ne müracaatla Kürtlerin ekseriyetinin Türkiye&#8217;den müstakil olmayı istediğini ispat ederse ve Meclis bunu kabul ederse Türkiye bu bölgedeki her türlü hukukundan vazgeçecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: İtilâf Devletleri, şimdiki durumu dikkate alarak ve bu konuda Sevr Projesi&#8217;nde değişiklik yapmayı dikkate almak eğilimindedirler. Şu şartla ki, mahalli muhtariyetler, Kürt ve Asuri - Geldani menfaatlerinin kâfi derecede himayesi için tarafımızdan kolaylık gösterilsin.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Elbette mevzubahs ettirilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İktisadî Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr muahedesini takiben İtilâf Devletleri&#8217;nin aralarında imza ettikleri üçlü anlaşmaya göre:<br />
<br />
 <br />
<br />
Fransız Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
Suriye hududiyle aşağı yukarı Adana vilayetinin batı ve kuzey hududu ve Kayseri ile Sivas &#8216;ın kuzeyinden geçen ve Muş hariç bu kasabaya yaklaştıktan sonra Cezire-i İbni Ömer (Cizre)e uzanan bir hattın içinde kalan bölge.<br />
<br />
 <br />
<br />
İtalyan Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
İzmit yarımadasından çıktıktan sonra Afyonkarahisar&#8217;a kadar Anadolu trenyolu hattı ve oradan Kayseri civarında Erciyes dağı civarına kadar giden hatla İzmir Bölgesi, Adalar Denizi, Akdeniz ve Fransız Bölgesi arasında kalan bölge.<br />
<br />
Mart 1921 de: Bekir Sami Bey ile Fransız ve İtalyan Hariciye Vekilleri arasında imza edilip Hükûmetçe reddedilen anlaşmalara göre:<br />
<br />
 <br />
<br />
Fransız Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
O sırada Fransız işgali altında bulunan yerlerle, Sivas, Elâzığ ve Diyarbakır vilayetleri.<br />
<br />
 <br />
<br />
İtalyan Nüfuz Bölgeleri<br />
<br />
 <br />
<br />
Antalya, Burdur, Muğla, Isparta Sancakları ile Afyonkarahisar, Kütahya, Aydın ve Konya Sancaklarının sonradan tayin edilecek yerleri.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Mevzubahs edilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Konu edilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İstanbul<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Muahede samimiyetle takbik edilmediği takdirde İstanbul&#8217;da bizden alınacaktır.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bu tehdidin kalkalacağı ve Türkiye&#8217;nin İstanbul&#8217;da asker bulundurabileceği ve Boğaziçi&#8217;nin etrafındaki askersiz bölgeden asker geçirilmesine müsaade edilebileceği açıklanmıştır.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: İstanbul&#8217;dan çıkarılacağımız tehdidinin ortadan kaldırılacağı ve İstanbul&#8217;da bulundurulabilecek Türk kuvvetlerinin arttırılacağı vadedilmektedir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Konu edilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Uyrukluk<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Gerek Müttefik Devletlerde (Yunanistan dahil) gerek yeni kurulan devletlerden birinin (Ermenistan vs.) uyruğuna girmek isteyen Türk tebaasından hiç kimseye Türk Hükûmeti&#8217;nce engel olunmıyacak ve bunların yeni uyrukluğu kabul edilecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Ancak müzakereler esnasında İtilâf Devletleri bir adamın uyrukluğunu tayin hususunda Türkiye&#8217;deki yabanca Elçilikler ve Konsoloslukların verecekleri belgelerin yeterli sayılmasını istemişlerdi. Bu teklif, Sevr projesinin yukarıda bahsi geçen 128. maddesinin yeni bir şekli idi.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kapitülâsyonlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya&#8217;nın temsil edildikleri dört üyeden kurulu bir komisyon kapitülâsyonlardan faydalanan diğer devletlerin mütehassısları ile birlikte yeni bir usul tanzim edecek ve Osmanlı Hükûmeti&#8217;yle görüştükten sonra bu usulü tavsiye edebilecek. Osmanlı Hükûmeti bu usulü kabul ettiğine şimdiden kesin söz verecek.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Bu komisyonda Türkiye&#8217;nin dahi temsil edilmesine İtilâf Devletleri müsaade etmektedirler.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: 1921 teklifi aynen.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Kapitülâsyonlara ait hiç bir kayıt yoktur.<br />
<br />
 <br />
<br />
Azınlıkların Himayesi<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: 1918 Mütarekesinden sonra yapılan bütün andlaşmalarda mevcut olan hükümlerden başka Türkiye&#8217;ye bilhassa şunlarda kabul ettirilmek istenilmiştir.<br />
<br />
a- Yerlerini terketmiş olan ve Türk olmıyan bütün halkın yerlerine iadesi.<br />
<br />
Başkanları Cemiyeti Akvamca tayin edilecek olan hakem komisyonları vasıtasiyle bunların hukukunun iadesi ve bu komisyonlar isterlerse Türk olmıyan halkın tahrip edilmiş mallarının tamiri için ücretleri hükümet tarafından verilecek işçilerin temin edilmesi, göç ettirme ve buna benzer işlerde ilgisi bulunduğu, adı geçen komisyonlar tarafından iddia edilen herkesin sürgün edilmesi v.b. <br />
<br />
b- Türk Hükûmeti, ekâlliyetlerin Millet Meclisi&#8217;nde kendi sayıları oranında temsilci bulundurmalarını temin eden bir kanun projesini iki sene içinde Müttefik Devletlere sunacaktır.<br />
<br />
c- Patrikhanelere ve bunlara benzer müesseselere ait bütün imtiyazlar artırılmakta ve bunların idare ettikleri mektep, yetimhane vs. hususunda, hükûmetin o ana kadar muhafaza etmiş olduğu az etkili kontrol hakkı dahi kaldırılmaktadır.<br />
<br />
d- İtilâf Devletleri, Cemiyeti Akvam Meclisi ile görüştükten sonra bu kararların tatbik edilmesini sağlamak için alınması gereken tedbirleri tesbit edeceklerdir. Türkiye bu hususta sonradan alınacak her tedbiri kabul edeceğine şimdiden söz verecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Ekâlliyetlerden bahsedilmemiştir. Bu teklif Sevr&#8217;de yapılacak değişikliklerle ilgili olduğu için bundan, adı geçen andlaşmanın ekâlliyetlere ait kısmının değiştirilmiyeceği anlaşılabilir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Türkiye ve Yunanistan&#8217;daki ekâlliyetler hakkında bir sıra tedbirlerin teklif edileceği ve bunların iyilikle tatbik edilmesini kontrol için Cemiyeti Akvamca komiserler tayin edileceği yazılıdır. <br />
<br />
Alınacak tedbirlerin ne olacağı açıklanmamıştır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da : Misakî Millimizde kabul etmiş olduğumuz üzere ve yalnız müslüman olmıyanlara uygulanması için Genel Harpten sonra yapılan bütün beynelmilel andlaşmalarda mevcut olan hükümler.<br />
<br />
 <br />
<br />
Askerî Hükümler<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Türkiye&#8217;nin silahlı kuvvetleri şu sayıları geçmiyecektir. Padişahı Koruma Birliği 700 kişi, Jandarma 35.000 kişi, Jandarmayı takviye için hususî birlikler 15.000 kişi toplam 50.700 kişidir.<br />
<br />
Bu miktara Harp Akademisi, Askeri Okullar öğrencileri, depo birlikleri ve muhtelif hizmetlerde görevli askerlerle subaylar dahildir.<br />
<br />
Hususî kıtaların 15 batarya dağ topu bulunabilecek ve sahra veya ağır topu olmıyacaktır.<br />
<br />
Memleket, muhtelif bölgelere ayrılacak ve her bölgede bir jandarma kıtası bulunacaktır.<br />
<br />
Jandarmanın topu ve teknik araçları bulunmıyacaktır.<br />
<br />
Hususî kıtalar kendi bölgelerinin dışında kullanılmayacaklardır.<br />
<br />
Jandarma subayları arasında 1500 ü geçmemek üzere yabancı subay bulunacaktır. Her bölgedeki yabancı subaylar aynı millete mensup olacaktır.<br />
<br />
Sonradan tesbit edilecek olan bu bölgelerin sayısı belirtilmemekle beraber bunun İtilâf Devletleri&#8217;nin fikrine göre en az dört olacağı andlaşmanın bazı hükümlerinden ve özellikle bir birliğin kuvvetinin bütün birlikler kuvvetinin dörtte birini geçmiyeceği hakkındaki hükümden çıkarılabilir. Bu suretle İngiltere, Fransa ve İtalyan subaylarının bulunacağı birer bölge olacağı gibi belki Yunanistan ve belki de ileride Ermenistan&#8217;a birer bölge verilmesi düşünülmüştür.<br />
<br />
Hususî kıtaların askeriyle jandarmaların hepsi ücretli olup bunlar, en az on iki sene hizmet edecek ve mecburî askerlik hizmeti kalkacaktır.<br />
<br />
Her bölgedeki birliğe alınacak asker ve subaylar o bölge ahalisinden olacak ve muhtelif unsurların birlikte temsil edilmesine elden geldiği nisbette itina olunacaktır.<br />
<br />
Deniz Kuvvetleri yedi gambot ve altı torpitoyu geçmiyecek ve hiç bir tayyare ve güdümlü balonumuz olmıyacaktır.<br />
<br />
İtilâf Devletleri&#8217;ne mensup kara, deniz ve hava kontrol komisyonlarının memleketimiz dahilinde her türlü kontrolda bulunmaya hakları vardır. Bilhassa kara komisyonu:<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin kullanabileceği, polis, gümrükçü, orman muhafızı v.s. gibi memurların sayısını tayin etmeye, fazla kalacak silah ve cephanemizi almaya,<br />
<br />
Memleketimizin bölgelerinin taksimine, her bölgede bulunacak Jandarma ve hususî kıta miktarının tayinine, bunları kullanma ve kontrole, yabancı subayların sayı ve oranında tayine ve hükümetle müşterek olarak yeni silahlı kuvvetlerimizin tayinine vb. memurdur.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Jandarma miktarı 45.000 kişi, Hususî kıtalar 30.000 kişiye çıkarılmıştır.<br />
<br />
Jandarmanın gönderilmesi, İtilâf Devletleri&#8217;ne mensup daha önce açıklanan kontrol komisyonu ile hükûmet arasında yapılacak anlaşmaya göre olacaktır.<br />
<br />
Jandarma subayları ve küçük subayların sayıları artırılacaktır. Yabancı subayların sayısı azaltılacak ve bunların kıtalara gönderilmesi, kontrol komisyonu ve hükûmet arasında anlaşmasız kararlaştırılacaktır. (Bunda ihtimal her bölgede aynı millete mensup yabancı subay bulunmıyacağı kastedilmiştir.)<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Ücretle hizmetkâr asker usulünün tesisi Jandarma 45.000 kişi, Hususî kıtaların 40.000 ne arttırılması.<br />
<br />
Jandarma da yabancı subaylarının kullanılması, Türkiye&#8217;ye takviye edilmekle beraber bu nokta şart olarak  ileri sürülmemektedir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Trakya ve Boğazlar da askersiz hale getirilen bölgeye ait kısıtlamadan başka hiçbir kayıt yoktur. Hatta Boğaziçi&#8217;nin iki tarafındaki askersiz bölge 12.000 asker bulundurabilmek hakkını muhafaza etmişizdir.<br />
<br />
Bu bölge için bile hiçbir kontrol kabul edilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ceza<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr Projesi: Türkiye, harp esnasında harp kaidelerine aykırı hareket etmiş veya Türkiye dahilinde zulüm yapmış, göç vs. hususlara karışmış olan şahısları istekleri üzerine Müttefik Devletleri&#8217;ne (Yunanistan dahil) ve Türkiye&#8217;nin arazi almış olan devletlere (Ermenistan vs.) teslim edecektir. Adı geçen şahıslar kendilerini isteyen devletin harp divanı tarafından muhakeme edilecek ve cezalandırılacaktır.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: İtilâf Devletleri&#8217;nin tekliflerinde bu konunun bahsi geçmemiştir.<br />
<br />
Ancak Bekir Sami Beyin İngilizlerle imza etmiş olduğu değiştirme mukavelesinde elimizdeki bütün İngilizleri tahliye ederek bir kısım Türkleri suçlu kabul ederek İngilizlerin elinde bırakmayı kabul etmiş olması Sevr projesinde mevcut olan eski hükümlerin hafifletilmiş şeklinden başka birşey değildir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Bu mesele bahsedilmemiştir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bahsedilmemiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Malî Hükümler<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: itilâf Devletleri Türkiye&#8217;ye yardım için İngiliz, Fransız ve İtalyan murahhaslarından kurulacak bir maliye komisyonu teşkil edecekler ve bu komisyonda danışma mahiyetinde bir Türk komiseri bulunacaktır.<br />
<br />
Bu komisyonun vazife ve selâhiyetleri aşağıdaki gibi olacaktır.<br />
<br />
a- Türkiye&#8217;nin varlığını devam ettirmesi ve arttırmak için her türlü tedbirler alınabilecektir.<br />
<br />
b- Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne takdim edilecek olan bütçe evvelâ Maliye Komisyonuna verilecek ve onun kabul ettiği şekilde Meclis&#8217;e sevkedilecektir. Meclis&#8217;in yapacağı değişiklik ancak komisyon tarafından tasvib edilirse tatbiki mümkün olacaktır.<br />
<br />
c-  Komisyon doğrudan doğruya kendisine tabi olacak ve azaları kendi arzusuyla tayin edilecek olan Türk maliye teftiş heyeti vasıtasiyle bütçenin, malî kanunların ve nizamlarının tatbik edilmesini kontrol edecektir.<br />
<br />
d- Borçlar Komisyonu ve Osmanlı Bankasiyle anlaşarak Türkiye&#8217;nin para usulünü tanzim ve düzeltecektir.<br />
<br />
e- Borçlara ayrılmış olan gelir müstesna olmak üzere Türkiye&#8217;nin bütün gelirleri bu komisyonun emrine verilecektir. Komisyon bunlarla:<br />
<br />
Birinci Olarak; Kendisine ve Türkiye&#8217;de kalacak olan İtilâf Devletleri işgal kuvvetlerine ait masraflar verildikten sonra 30 Ekim 1918 tarihinden itibaren İtilâf Devletleri ordularının gerek bugünkü Türkiye&#8217;de gerek Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun muhtelif kısımlarındaki masraflarını ödiyecektir.<br />
<br />
İkinci Olarak; Türkiye, dolayısiyle zarar görmüş olan bütün Müttefik Devletler tebasının zarar ve ziyanını ödeyecektir. Türkiye&#8217;nin ihtiyaçları bundan sonra gözönünde bulundurulacaktır.<br />
<br />
f- Hükûmetçe verilecek bütün imtiyazlar için maliye komisyonunun müsaadesi şarttır.<br />
<br />
g- Komisyonun müsaadesiyle halen yürürlükte olan Borçlar Komisyonu tarafından bazı gelirlerin doğrudan doğruya toplanması usulü mümkün olduğu kadar genişletilecek ve bütün Türkiye&#8217;ye şumullendirilecektir.<br />
<br />
Gümrükler, maliye komisyonu tarafından tayin edilen ve kendisine karşı sorumlu bulunacak olan bir umumî müdürün idaresinde bulunacaktır v.s. <br />
<br />
Mart 1923 Teklifinde: Önceden açıklanan maliye komisyonu, Türk Maliye Vekilinin fahri başkanlığı altında bulunacaktır. Komisyonda murahhas olarak bir Türk bulunacak ve bunun Türk maliyesine ait meselelerde reyi olacaktır. Müttefiklerin mali menfaatlerine ait meselelerde ise Türk murahhasının selahiyeti ancak danışman mahiyetinde olacaktır.<br />
<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Maliye Vekili ile Maliye Komisyonu tarafından müşterek olarak hazırlanacak olan bütçede değişiklik yapma selahiyetine sahip olacaktır. Fakat bu değişiklik bütçenin dengesini bozacak şekilde ise bütçe tasdik edilmek için tekrar Maliye Komisyonuna gönderilecektir.<br />
<br />
Türk Hükûmeti imtiyazlar vermek hakkını tekrar kazanacaktır. Ancak, Türk Maliye Vekili bu konudaki kontratların Türk hazinesi menfaatlarına uygun olup olmadığını maliye komisyonu ile birlikte tetkik edecek ve bu konuda müşterek bir karar kabul edecektir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Maliye Komisyonu teşkilinden vazgeçilmektedir. Fakat Müttefik Devletlere harpten evvel olan borçların ve uygun bir tazminatın verilmesi dolayısiyle lazım gelen kontrolun Türk hakimiyet prensibi ile uzlaşmasına çalışılacaktır. Harpten evvel borçlar komisyonu devamlı olacak ve yukarıda adı geçen iş için İtilâf Devletleri&#8217;nce bir tasfiye komisyonu tesis edilecektir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Bu gibi kayıtların hepsi kaldırılmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
İktisadî Hükümler<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Kapitülâsyonlardan istifade hakkı harpten evvel bunlardan daha evvel istifade etmiyen Müttefik Devletler (Yunanistan ve Ermenistan v.s.) tebasına da yeniden verilecektir.<br />
<br />
(Bu haklar arasında birçok vergiden muafiyetin bulunduğu ve uyrukluk bahsinde görüldüğü üzere her Türk tebasının Müttefik Devletlerden birinin uyrukluğuna girmesine engel olmak hakkının bizden alındığı düşünülürse bu hükmün şümulü daha iyi belirir.)<br />
<br />
Gümrük tarifeleri için 1907 tarifesi (%8) yeniden tesis edilmektedir.<br />
<br />
Türkiye Müttefik Devletlere mensup gemilere en azından Türk gemilerine verdiği hakları tanıyacaktır.<br />
<br />
Yabancı postalar yeniden tesis edilecektir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Yalnız yabancı postalarının bazı şartlarının kaldırılmasının düşünüleceği söylenilmekte, bununla beraber diğer hükümler olduğu gibi bırakılmaktadır.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Türkiye&#8217;nin murahhaslarından ve kapitülâsyonlarından istifade eden diğer devletlerin mütehassıslarından kurulacak bir komisyon sulhun yürürlüğe girmesinden sonra geçecek üç ay zarfında İstanbul&#8217;da toplanıp kapitülâsyonlara ait usulün değiştirilmesi için teklifler hazırlanacaktır.<br />
<br />
Malî hususta bu teklifler yabancı tebanın Türklerle eşit vergi vermesini temin edecektir. Yine bu teklifler gümrük resminde lüzum görülecek değişikliği yapmaya eğilmiş olacaktır.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Kapitülâsyonların her cinsi tamamiyle ve ebediyen kaldırılmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Boğazlar Komisyonu<br />
<br />
 <br />
<br />
Sevr&#8217;de: Kendine mahsus bayrağı, bütçesi ve subayı bulunacak olan bu komisyon gemilerinin boğazlardan geçmesi, fenerler, kılavuzlar vb. gibi meselelerle meşgul olacak ve önceden yüksek sağlık kurulunun yaptığı vazifelerle kurtarma hizmeti bundan sonra bu komisyonun nezareti altında yapılacak ve komisyon boğazların serbestisini tehlikede görünce İtilâf Devletleri&#8217;ne müracaat edebilecektir.<br />
<br />
Komisyonda Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Rusya&#8217;nın murahhasları ikişer rey hakına sahip bulunacaklardır.<br />
<br />
Amerika arzu ettiği andan ve Rusya Cemiyeti Akvama dahil olduğu takdirde o andan itibaren komisyona iştirak edebilecektir.<br />
<br />
Komisyon azaları diplomatik muafiyetlerden istifade edeceklerdir. Komisyona sıra ile ve ikişer sene müddetle iki rey hakkına sahip devletlerin murahhasları başkanlık edeceklerdir.<br />
<br />
Mart 1921 Teklifinde: Türk murahhasları dahi iki rey hakkına sahip olacak ve boğazlar komisyonuna başkanlık edeceklerdir.<br />
<br />
Mart 1922 Teklifinde: Yine Türk murahhasları komisyonu başkanlık edecektir. Boğazlarla ilgili bütün devletler komisyonda temsil edileceklerdir.<br />
<br />
Lozan&#8217;da: Komisyonun başkanlığı bize verilmiştir.<br />
<br />
Komisyonun vazifesi gemilerin boğazlardan geçiş durumunun Boğazlar mukavelesi hükümlerine uygun olmasına itina etmekten ibarettir. Komisyon her sene Cemiyeti Akvama rapor verecektir.<br />
<br />
Yine adı geçen andlaşma ile İstanbul&#8217;daki beynelmilel sağlık kurulu kaldırılarak sağlık işleri Türkiye Hükûmetine terkedilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Lozan Sulh Andlaşmasının ihtiva ettiği esasları, diğer sulh teklifleriyle daha fazla mukayese etmeye lüzüm olmadığı fikrindeyim. Bu andlaşma, Türk milleti aleyhinde, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması ile tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir belgedir. Osmanlı Devrine ait tarihte benzeri görülmemiş siyasî bir zafer eseridir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ertuğrul Zekai Ökte]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SİVAS KATLİAMI'NI UNUTMAYIN]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-S%C4%B0VAS-KATL%C4%B0AMI-NI-UNUTMAYIN-10679</link>
			<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 22:45:13 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-S%C4%B0VAS-KATL%C4%B0AMI-NI-UNUTMAYIN-10679</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Milleti&#8230; Asırlarca varlığını sürdürmüş, dünyanın dört bir yanına nam salmış, her karış topraktan buram buram kültürler toplayarak, şanını zenginleştirmiş yüce millet. </span><br />
<br />
Bünyesinde barındırdığı tüm farklı kültürler bir gökkuşağı ihtişamıyla gözleri, yürekleri doldururken, ülkemiz insanını tek, renksiz bir karanlığa çekmek isteyen, gericiliğin tutsağı olan zavallı zihniyetler, bu ihtişamı kaldıramayarak 2 Temmuz 1993 tarihinde, tek suçları laik ve çağdaş düşünmek, tek suçları farklı kültürler ve inanç yaklaşımlarıyla kültürümüzü zenginleştirmek olan Atatürk Devrimlerini benimsemiş çoğunluğu alevi laik kardeşlerimizi katletmişlerdir. Bu tarih irticanın bütün vahşetiyle gözler önüne serildiği ve örgütsel bir şiddet eylemine dönüştüğü tarihlerden birisidir. <br />
<br />
Yüzyıllardan beri Türklüğün savunuculuğunu üstlenen, devrimci ve insancıl ruhlarıyla tanınan, inançlarını yaşadıkları kutsal yerlerde bile Atamıza olan saygılarını göstererek Atatürk resimlerini asan Aleviler, yaşadıkları tüm zorlukların üstesinden gelmeyi becermiş, her zaman Türk kültürüne sahip çıkmayı bilmiştir. <br />
<br />
Daima bilimin ışığında yürüyerek, bir çok aydın ve sanatçı yetiştirmişler memleketimizin ve insanlığın hizmetine katkı sağlamışlardır. Türk Milletinin bir parçası olan Alevilerle özdeşleşmiş 35 aydınımız, kendi menfaatlerini düşünen, zihinleri ortaçağın karanlığından kurtulamamış, ömürlerini bir deve kuşu gibi sarıkların, türbanların altında, bir yarasa gibi karanlığın ardında geçiren kesimin amaçsız arzularına şehit etmişlerdir. Ümmetçilerin, onlarca Türk aydınını, yazarını, gazetecisini katletmesi ülkemizde irticanın sadece fikirsel ve sosyal alanda değil şiddet eylemlerinde de kendisini gösterdiğinin ispatıdır.. Sivas'ta yapılan katliam bir kısmı alevi bir kısmı deist, ateist ve bir kısmı yine sünni inançtan olan ama hepsinin ortak noktası laiklik olan ve bektaşilik-kızılbaşlık kültürüyle özdeşleşmiş Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'ta bulunan canlara karşı; onların nezdinde Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı girişilmiş bir katliamdır. <br />
<br />
Yani yobazların Madımak Otelini kuşatmaları ve yakmaları sadece Alevilere karşı değil, ülkemizin dayandığı laik düzene karşı da hanin bir saldırı, suikasttır. Doğrudan milletimizin kalbine saplanan bir hançerdir. Kendileri bunu, laikliği kötüleyen ve şeriat çağrıları yapan sloganlarıyla da açıkça ortaya koymuşlar "Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak" demişlerdir. Cumhuriyet'i kuran Ulu Önder Atatürk ve Türk Milleti olduğuna göre, düşmanlıkları Atatürk'e ve Türk Milletine'dir! <br />
<br />
Katliamın amacı; kimilerine göre Aziz NESİN&#8217;in halkın inançlarına karşı tahkir ve tahrik edici sözleri (!) kimilerine göre ise &#8220;takdir-i ilahi&#8221; (!). Bu katliamı mazur gören veya katliam için bu linç girişimi için tahrik olduğunu iddia edenlerin halen varlığını hem de bayağı kalabalık bir nüfusla sürdürüyor olması laikliğe karşı duyulan nefretin halen aynı vahşi yönüyle korunduğunu göstermektedir. Olaylar sırasında yaşanan Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstünün katliamcı yobazlarca tahrip edilmesi asıl öfke ve kinin neye karşı olduğunu gözler önüne sermiştir. <br />
<br />
Kendi içlerinde yaşadıkları mezhep çatışmalarını dışa vurup, tüm rezilliğiyle gerçek yüzlerini gösteren irtica yanlılarının yaptıkları bunlarla da sınırlı değildi üstelik. Devrim şehidimiz Kubilay'a yaptıklarından tutun da Maraş Katliamına kadar bir çok faşistliğe sahiplik etmişlerdir. Ülkemize zarardan başka bir şey kazandırmayan, ülkenin ilerlemesinde büyük engel oluşturan bu zihniyetlere &#8220;vatan haini&#8221; demekte haksız mıyız? <br />
<br />
Bir tarafta Canlar; Atatürk&#8217;ün ve devrimlerinin sönmez ışığını yollarına meşale yaparak bu yolda yürüyen aydınlarımız, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız. Bizleri daha aydınlık bir geleceğe götürmek için çalışan insanlarımız. <br />
<br />
Ve diğer bir tarafta kendi karanlık dünyalarının parmaklıkları arasına sıkışmış acımasız katiller. Bu irtica tetikçileri sadece kaybettiğimiz 35 canın değil, ülkemizi devrimlerle aydınlatmak için canını vermiş tüm şehitlerin, tüm insanların, tüm emekçilerin ve emeğin katilidir. Bu gibiler kendi yanlışlarına yenik düşmüş ve miladı dolmuş zihniyetlerin kölesi olmuştur. Tarihi çoktan geçmiş bu zihniyetler çürük bir yiyecek gibi çevreye sadece iğrenç görüntüsü ile zarar verebilir ve bazen de adını bugün bile koyamadığımız, bugün bile boğazımızda düğümlenen bir hüzün verebilirler bu ülkeye.. Ancak bu ülkenin aydınlık insanları, Mustafa Kemal'in çocukları yakılmakla bitmez; "Günü gelir sanma hesap sorulmaz.. Dayanır kapına Pir Sultan ölmez.." <br />
<br />
<br />
KATLİAMIN SORUMLUSU İRTİCA MİKROBU<br />
<br />
<br />
Körelmiş vicdanlarına yenik düşerek yaptıkları tüm katliamların bedelini yine masum insanlar ödemektedir. Bir hiç uğruna canlarından olan insanlarımız, diri diri yanarken devleti yöneten erk sadece olaya seyirci kalmıştır. Hatta kimileri sözleriyle apaçık katliamı desteklemişlerdir. İnsanlarımız bu dehşeti yaşarken, ateşlerin ortasında ölümü beklerken, evlatlarını, dostlarını arkalarında bırakma korkusuyla hatta bazıları onları da yanında götürmek azabıyla kıvranırken nasıl bir vicdan buna seyirci kalabiliyor??? Nasıl Atatürk'ün kurduğu laik devleti yönetenler buna tahammül edebiliyor??? Bu soruların cevapları hepimizin üzüntüsünün esas kaynağıdır. İrtica münferit bireysel eylemcilikten çıkıp, kalabalık bir linç eylemine dönüşebiliyor, daha da kötüsü irtica; devletin yönetim kademelerine kadar yükselebiliyor! <br />
<br />
<br />
UNUTMAK TÜKENMEKTİR, SİVAS'I UNUTMAYACAĞIZ!<br />
<br />
<br />
 <br />
Bir zamanlar bu toprağın suyundan içmiş, bu toprakların kokusuyla yetişmiş ve daha sonra bu topraklar için okumuş, yazar olmuş, gazeteci olmuş, ülkenin güneşi aydını olmuş insanlarımız şimdi alevler arasında canlarından olarak yine bu ülkenin topraklarında uyumaktadır. Onlar ölmekle tükenmeyecek, aksine ardında bıraktıkları değerlerle hep yaşayacaklardır. 2 Temmuz 1993 günü affedilemez bir işkenceyle katledilen kardeşlerimizi, her 2 Temmuz günü yüreklerimiz aynı şiddetle yanarak anıyoruz&#8230; <br />
<br />
Sizler bedenen yok edilmiş, hatta kül olmuş olabilirsiniz&#8230; <br />
<br />
Ancak bizler sizlerin aydınlığını hep yaşatacak ve yaşayacağız&#8230; <br />
<br />
Ardınızda bıraktığınız külleri ateş yapacak, bu bilginin ateşiyle onları yakacağız! <br />
<br />
Onlar kanlarınızı bile kurutarak sizleri bizden ayırmış olabilirler&#8230; <br />
<br />
Bizler küllerinizden doğacağız&#8230; <br />
<br />
Aydınlarımızı saygıyla anıyor ve bu katliamdan şans eseri kurtulan şairimiz Aziz NESİN&#8217;in duygularıyla sözlerime son vermek istiyorum&#8230; <br />
<br />
Sivas Acısı <br />
<br />
Ben tanırım <br />
Bu bulut bizim oranın bulutu <br />
Hemşeriyiz ne de olsa <br />
Benim için kalkmış, ta Sivas'tan gelmiş <br />
Yurdumun bulutu <br />
Başımın üstünde yeri var <br />
<br />
Ben bilirim <br />
Bu rüzgâr bizim oranın rüzgârı <br />
Hemşerimiz ne de olsa <br />
Benim için kopup gelmiş yayladan <br />
Yurdumun rüzgârı <br />
Kurutsun diye akan kanlarımı <br />
Ben anlarım <br />
Bu acı bizim ora işi hançer acısı <br />
Bir ülkedeniz ne de olsa <br />
Aynı dili konuşsak da <br />
Anlamayız birbirimizi <br />
Hançerin nakışı <br />
Tanıdım acısından Sivas işi <br />
Ben duyarım duyumsarım <br />
Bizim oranın sızısı bu <br />
Binip kara bir buluta Sivas ilinden <br />
Sivas rüzgârında uçup gelmiş <br />
Helallik dilemeye <br />
Ey yüreğimin onmaz acıları <br />
Ey beynimin dinmez sancıları <br />
Suç ne bende ne de sende <br />
Suç seni karanlıklara gömenlerde <br />
Ne de olsa yurttaşımsın <br />
Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne <br />
Bilmelisin bir yerin var canevimde <br />
<br />
<br />
Aziz NESİN <br />
<br />
---alıntıdır---<br />
<br />
<br />
---2 temmuz 1993 tarihinde yaşanan acılar hala yüreğimizde,bugünde yaşanan olayları unutmıyacağız,unutturmıyacağız...yazıda dedği gibi unutmak tükenmektir---]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türk Milleti&#8230; Asırlarca varlığını sürdürmüş, dünyanın dört bir yanına nam salmış, her karış topraktan buram buram kültürler toplayarak, şanını zenginleştirmiş yüce millet. </span><br />
<br />
Bünyesinde barındırdığı tüm farklı kültürler bir gökkuşağı ihtişamıyla gözleri, yürekleri doldururken, ülkemiz insanını tek, renksiz bir karanlığa çekmek isteyen, gericiliğin tutsağı olan zavallı zihniyetler, bu ihtişamı kaldıramayarak 2 Temmuz 1993 tarihinde, tek suçları laik ve çağdaş düşünmek, tek suçları farklı kültürler ve inanç yaklaşımlarıyla kültürümüzü zenginleştirmek olan Atatürk Devrimlerini benimsemiş çoğunluğu alevi laik kardeşlerimizi katletmişlerdir. Bu tarih irticanın bütün vahşetiyle gözler önüne serildiği ve örgütsel bir şiddet eylemine dönüştüğü tarihlerden birisidir. <br />
<br />
Yüzyıllardan beri Türklüğün savunuculuğunu üstlenen, devrimci ve insancıl ruhlarıyla tanınan, inançlarını yaşadıkları kutsal yerlerde bile Atamıza olan saygılarını göstererek Atatürk resimlerini asan Aleviler, yaşadıkları tüm zorlukların üstesinden gelmeyi becermiş, her zaman Türk kültürüne sahip çıkmayı bilmiştir. <br />
<br />
Daima bilimin ışığında yürüyerek, bir çok aydın ve sanatçı yetiştirmişler memleketimizin ve insanlığın hizmetine katkı sağlamışlardır. Türk Milletinin bir parçası olan Alevilerle özdeşleşmiş 35 aydınımız, kendi menfaatlerini düşünen, zihinleri ortaçağın karanlığından kurtulamamış, ömürlerini bir deve kuşu gibi sarıkların, türbanların altında, bir yarasa gibi karanlığın ardında geçiren kesimin amaçsız arzularına şehit etmişlerdir. Ümmetçilerin, onlarca Türk aydınını, yazarını, gazetecisini katletmesi ülkemizde irticanın sadece fikirsel ve sosyal alanda değil şiddet eylemlerinde de kendisini gösterdiğinin ispatıdır.. Sivas'ta yapılan katliam bir kısmı alevi bir kısmı deist, ateist ve bir kısmı yine sünni inançtan olan ama hepsinin ortak noktası laiklik olan ve bektaşilik-kızılbaşlık kültürüyle özdeşleşmiş Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'ta bulunan canlara karşı; onların nezdinde Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı girişilmiş bir katliamdır. <br />
<br />
Yani yobazların Madımak Otelini kuşatmaları ve yakmaları sadece Alevilere karşı değil, ülkemizin dayandığı laik düzene karşı da hanin bir saldırı, suikasttır. Doğrudan milletimizin kalbine saplanan bir hançerdir. Kendileri bunu, laikliği kötüleyen ve şeriat çağrıları yapan sloganlarıyla da açıkça ortaya koymuşlar "Cumhuriyet Sivas'ta kuruldu, Sivas'ta yıkılacak" demişlerdir. Cumhuriyet'i kuran Ulu Önder Atatürk ve Türk Milleti olduğuna göre, düşmanlıkları Atatürk'e ve Türk Milletine'dir! <br />
<br />
Katliamın amacı; kimilerine göre Aziz NESİN&#8217;in halkın inançlarına karşı tahkir ve tahrik edici sözleri (!) kimilerine göre ise &#8220;takdir-i ilahi&#8221; (!). Bu katliamı mazur gören veya katliam için bu linç girişimi için tahrik olduğunu iddia edenlerin halen varlığını hem de bayağı kalabalık bir nüfusla sürdürüyor olması laikliğe karşı duyulan nefretin halen aynı vahşi yönüyle korunduğunu göstermektedir. Olaylar sırasında yaşanan Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstünün katliamcı yobazlarca tahrip edilmesi asıl öfke ve kinin neye karşı olduğunu gözler önüne sermiştir. <br />
<br />
Kendi içlerinde yaşadıkları mezhep çatışmalarını dışa vurup, tüm rezilliğiyle gerçek yüzlerini gösteren irtica yanlılarının yaptıkları bunlarla da sınırlı değildi üstelik. Devrim şehidimiz Kubilay'a yaptıklarından tutun da Maraş Katliamına kadar bir çok faşistliğe sahiplik etmişlerdir. Ülkemize zarardan başka bir şey kazandırmayan, ülkenin ilerlemesinde büyük engel oluşturan bu zihniyetlere &#8220;vatan haini&#8221; demekte haksız mıyız? <br />
<br />
Bir tarafta Canlar; Atatürk&#8217;ün ve devrimlerinin sönmez ışığını yollarına meşale yaparak bu yolda yürüyen aydınlarımız, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız. Bizleri daha aydınlık bir geleceğe götürmek için çalışan insanlarımız. <br />
<br />
Ve diğer bir tarafta kendi karanlık dünyalarının parmaklıkları arasına sıkışmış acımasız katiller. Bu irtica tetikçileri sadece kaybettiğimiz 35 canın değil, ülkemizi devrimlerle aydınlatmak için canını vermiş tüm şehitlerin, tüm insanların, tüm emekçilerin ve emeğin katilidir. Bu gibiler kendi yanlışlarına yenik düşmüş ve miladı dolmuş zihniyetlerin kölesi olmuştur. Tarihi çoktan geçmiş bu zihniyetler çürük bir yiyecek gibi çevreye sadece iğrenç görüntüsü ile zarar verebilir ve bazen de adını bugün bile koyamadığımız, bugün bile boğazımızda düğümlenen bir hüzün verebilirler bu ülkeye.. Ancak bu ülkenin aydınlık insanları, Mustafa Kemal'in çocukları yakılmakla bitmez; "Günü gelir sanma hesap sorulmaz.. Dayanır kapına Pir Sultan ölmez.." <br />
<br />
<br />
KATLİAMIN SORUMLUSU İRTİCA MİKROBU<br />
<br />
<br />
Körelmiş vicdanlarına yenik düşerek yaptıkları tüm katliamların bedelini yine masum insanlar ödemektedir. Bir hiç uğruna canlarından olan insanlarımız, diri diri yanarken devleti yöneten erk sadece olaya seyirci kalmıştır. Hatta kimileri sözleriyle apaçık katliamı desteklemişlerdir. İnsanlarımız bu dehşeti yaşarken, ateşlerin ortasında ölümü beklerken, evlatlarını, dostlarını arkalarında bırakma korkusuyla hatta bazıları onları da yanında götürmek azabıyla kıvranırken nasıl bir vicdan buna seyirci kalabiliyor??? Nasıl Atatürk'ün kurduğu laik devleti yönetenler buna tahammül edebiliyor??? Bu soruların cevapları hepimizin üzüntüsünün esas kaynağıdır. İrtica münferit bireysel eylemcilikten çıkıp, kalabalık bir linç eylemine dönüşebiliyor, daha da kötüsü irtica; devletin yönetim kademelerine kadar yükselebiliyor! <br />
<br />
<br />
UNUTMAK TÜKENMEKTİR, SİVAS'I UNUTMAYACAĞIZ!<br />
<br />
<br />
 <br />
Bir zamanlar bu toprağın suyundan içmiş, bu toprakların kokusuyla yetişmiş ve daha sonra bu topraklar için okumuş, yazar olmuş, gazeteci olmuş, ülkenin güneşi aydını olmuş insanlarımız şimdi alevler arasında canlarından olarak yine bu ülkenin topraklarında uyumaktadır. Onlar ölmekle tükenmeyecek, aksine ardında bıraktıkları değerlerle hep yaşayacaklardır. 2 Temmuz 1993 günü affedilemez bir işkenceyle katledilen kardeşlerimizi, her 2 Temmuz günü yüreklerimiz aynı şiddetle yanarak anıyoruz&#8230; <br />
<br />
Sizler bedenen yok edilmiş, hatta kül olmuş olabilirsiniz&#8230; <br />
<br />
Ancak bizler sizlerin aydınlığını hep yaşatacak ve yaşayacağız&#8230; <br />
<br />
Ardınızda bıraktığınız külleri ateş yapacak, bu bilginin ateşiyle onları yakacağız! <br />
<br />
Onlar kanlarınızı bile kurutarak sizleri bizden ayırmış olabilirler&#8230; <br />
<br />
Bizler küllerinizden doğacağız&#8230; <br />
<br />
Aydınlarımızı saygıyla anıyor ve bu katliamdan şans eseri kurtulan şairimiz Aziz NESİN&#8217;in duygularıyla sözlerime son vermek istiyorum&#8230; <br />
<br />
Sivas Acısı <br />
<br />
Ben tanırım <br />
Bu bulut bizim oranın bulutu <br />
Hemşeriyiz ne de olsa <br />
Benim için kalkmış, ta Sivas'tan gelmiş <br />
Yurdumun bulutu <br />
Başımın üstünde yeri var <br />
<br />
Ben bilirim <br />
Bu rüzgâr bizim oranın rüzgârı <br />
Hemşerimiz ne de olsa <br />
Benim için kopup gelmiş yayladan <br />
Yurdumun rüzgârı <br />
Kurutsun diye akan kanlarımı <br />
Ben anlarım <br />
Bu acı bizim ora işi hançer acısı <br />
Bir ülkedeniz ne de olsa <br />
Aynı dili konuşsak da <br />
Anlamayız birbirimizi <br />
Hançerin nakışı <br />
Tanıdım acısından Sivas işi <br />
Ben duyarım duyumsarım <br />
Bizim oranın sızısı bu <br />
Binip kara bir buluta Sivas ilinden <br />
Sivas rüzgârında uçup gelmiş <br />
Helallik dilemeye <br />
Ey yüreğimin onmaz acıları <br />
Ey beynimin dinmez sancıları <br />
Suç ne bende ne de sende <br />
Suç seni karanlıklara gömenlerde <br />
Ne de olsa yurttaşımsın <br />
Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne <br />
Bilmelisin bir yerin var canevimde <br />
<br />
<br />
Aziz NESİN <br />
<br />
---alıntıdır---<br />
<br />
<br />
---2 temmuz 1993 tarihinde yaşanan acılar hala yüreğimizde,bugünde yaşanan olayları unutmıyacağız,unutturmıyacağız...yazıda dedği gibi unutmak tükenmektir---]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrk-kad%C4%B1n%C4%B1na-se%C3%A7me-ve-se%C3%A7ilme-hakk%C4%B1-10387</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jun 2008 21:59:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%BCrk-kad%C4%B1n%C4%B1na-se%C3%A7me-ve-se%C3%A7ilme-hakk%C4%B1-10387</guid>
			<description><![CDATA[Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesine dair kanun üzerine<br />
<br />
 <br />
<br />
&#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi 5 Aralık 1934&#8217;te Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkını vermiştir. Bu karar hakkında Atatürk kendi el yazısı ile şöyle demektedir:<br />
<br />
Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde; peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir. Türk kadını evdeki medenî mevkiini salâhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasî hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medenî memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salâhiyet ve liyakatle kullanacaktır.&#8221;<br />
<br />
(Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, C. XX, Sayı : 80, 1956, s. 741)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesine dair kanun üzerine<br />
<br />
 <br />
<br />
&#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi 5 Aralık 1934&#8217;te Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkını vermiştir. Bu karar hakkında Atatürk kendi el yazısı ile şöyle demektedir:<br />
<br />
Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde; peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir. Türk kadını evdeki medenî mevkiini salâhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasî hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de mebus seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medenî memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salâhiyet ve liyakatle kullanacaktır.&#8221;<br />
<br />
(Perihan Naci Eldeniz, T.T.K. Belleten, C. XX, Sayı : 80, 1956, s. 741)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Korkut Eken'in Röportajı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Korkut-Eken-in-R%C3%B6portaj%C4%B1-10154</link>
			<pubDate>Thu, 22 May 2008 14:00:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=3195">Last.Ottoman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Korkut-Eken-in-R%C3%B6portaj%C4%B1-10154</guid>
			<description><![CDATA[Korkut Eken, ilk ve tek ropörtajını 19 Ocak 2002 tarihinde Star gazetesi yazarı Saygı Öztürk'e verdi. İşte Eken'in ağzından PKK ile mücadelesi:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu'da operasyonlarda asker - polis sorunu yaşanıyor muydu</span><br />
<br />
Benzer sorunlar yaşanıyordu. Asker olmam nedeniyle komutanlarımızla da görüşüp, sorunu daha kolay çözüyorduk. Eruh - Şemdinli baskınlarından sonra 1984 - 1986 yıllarında, o zaman en yüksek rütbeli komutanlar, bizler dağlara çıktık. Olaylar yoğunlaşınca, paşalar dahil, ellerinde silahlar en önde gidiyorlardı. En yüksek rütbeli subaylardan bir tanesi bendim, dolayısıyla Apo'nun öldürülmesi konusunu kendime bir görev addetmiştim. İnanın rüyalarıma giriyordu. Bir kıstırsam, yakalasam diye ama Türkiye hudutları içine girmedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Apo'yu öldürmeyi niçin bu kadar istiyordunuz?</span><br />
<br />
Ben, terör örgütünün başı öldürülürse örgütün çökeceğine inanıyordum. O dönemde bile yabancılar PKK'ya destek oluyor, helikopterle gıda atıyor, yaralılarını taşıyorlardı. Apo yakalanıp Türkiye'ye getirildiğinde işi anlamıştım. Bir zamanlar PKK terör örgütünü destekleyen ülkeler, nasıl olur da şimdi Apo'yu paketleyip bize teslim ediyorlar? Bu işin siyasallaşma süreci başlıyor ki bu, silahlı mücadeleden çok daha tehlikeli ve karşı mücadelesi zor.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Apo idam edilmeli mi?</span><br />
<br />
Artık bize verildikten sonra idam edilmemeli. Doğrusu şu anda yapılan. Apo idam edilirse daha kötü şeyler olabilirdi. Kendimiz yakalasak, dağda bayırda bir çatışmada ölse tamam. Ama teslim olmuş, elleri kolları bağlı olarak verildiğine göre idam etmemiz doğru olmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu'da olayların yaşandığı dönemde durum nasıldı?</span><br />
Başlangıçta tabii askerin özel timlerin komutanı olarak Mardin, Hakkari, Siirt bölgeleri bana bağlıydı. O dönemde gece operasyon yapan bizim gibi birlik yoktu. Ondan sonra polisin özel timlerinin kurulması görevi verildi. Onu da hakkıyla yerine getirdiğime inanıyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timlerin yetiştirilmesi için kimlerden emir alıyordunuz</span><br />
Eğitimin bir süresi var. Biz eğitime ilk başladığımız 1982 yılında Amerikan sistemine göre eğitim vermeye başladık. Sonra fabrikasyon adam istemeye başladılar. Başbakan Turgut Özal, 500 kişinin hemen eğitilmesini istedi. Mümkün olmadığını söyledim. Çünkü o kadar kişiyi eğitecek kadromuz yoktu. Üstelik bunları bir ayda eğitmemizi istiyordu. Bunları o şekilde göndermemiz mümkün değildi. Eşkiyanın karşısına o şekilde gönderemezdik. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde de ortalık yanıyordu. Bu kez 1000 özel harekatçı daha yetiştirmemiz istendi. Çaresiz kalınmıştı. Örgütle nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda bilgi veriyordum. Birliğin sayısı değil, niteliği önemlidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir de devletin kullandığı "Yeşil" var. Bu konuda ne dersiniz?</span><br />
Yeşil'le ilgili en ufak bir bilgim yok, tanımıyorum, çalışmadım. Bir defa Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde göz altına alınmıştı. O zaman gördüm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Devletin kullandığı bu tür kişiler çok mu?</span><br />
<br />
Çok vardır. Örneğin bir dönem çok sayıda itirafçı grubu vardı. Şimdi itirafçıların devlete faydalı olacak ne tarafı var? Ama 1984 Eruh - Şemdinli baskınının yaşandığı dönemi ele alalım. Araziyi bilmiyorsunuz, yolu bilmiyorsunuz, geçiş yollarını bilmiyorsunuz, gizli depoları bilmiyorsunuz, bunlar yer gösteriyorlardı. Ondan sonra operasyonlara sokmaya başladılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">itirafçıların operasyonda kullanılmasına karşı mıydınız?</span><br />
<br />
İtirafçı kim ki operasyonu yönlendirecek? Böyle bir şey var mı? Bizim eğitimimiz çok yüksek seviyede. Bir özel time katılan subay dört sene özel kurs görüyor. İtirafçıları yer gösterme dışında operasyonun içine katmazdım. Gerek yok. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Girdiğiniz çatışmalarda unutamadığınız ve sizi en çok etkileyen olay ne oldu?</span><br />
<br />
Operasyondayız, çatışma çıkmıştı. Hemen yakınımda duran asker, gözümüzün önünde bize silah sıkan teröriste doğru yürümeye başladı. Bas bas bağırıyorum, gitmemesini söylüyorum. Ama o devam ediyor. Önüne kuşun sıkıyorum, ilerliyor. Konsantre mi oldu, şoka mı girdi bilemiyorum, gidiyor. Terörist tam kafasından vurdu. Orada öldü. Meğer o aslan çavuş, kaldığım lojmanın kapıcısının çocuğu değil miymiş?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu'da büyük hatalar yapıldı mı?</span><br />
<br />
Başlangıçta yanlışlar var. Koordine sağlanamadı. Böyle olaylara başlangıçta hazırlık yoktu. Ama sonradan özellikle askeri birlikler, güvenlik kuvvetleri çok tecrübeli oldu. Yörede alan kontrolü şart. Alan kontrolünü yapamayınca vazgeçtiler. Karakolları kapattılar. Karakol basılıyordu. Bütün karakollara tek tek timleri gönderdim. Güneydoğu'nun bütün bölgelerine. Hakkari, Mardin, Siirt aklınıza neresi geliyorsa, tek tek bütün jandarma karakolları eğitildi. Baskına karşı planlar hazırladık, adamların eline verdik. Karakol komutanlarının takviye talepleri de yerine getirildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdullah Öcalan'ın durumu ne olacak?</span><br />
<br />
Parti başkanı olabilir. Bu duruma getirildikten sonra başka ne olabilir? Zamanında öldürülmesi gerekirdi. Devlet kendi birimleri arasındaki çatışma yüzünden başarılı olamadı. Adamın gittiği yeri adım adım biliyorsun, yerini biliyorsun, yapılamaz mıydı eylem? Eh işte, o onu çekemedi derken olay basına sızdırıldı. Bunun kasıtlı olduğuna inanıyorum. Operasyonun o haliyle başarılı olamayacağını tahmin ediyordum. Dört birimle bu iş olmazdı zaten.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu eylemi siz başarıyla yapabilir miydiniz?</span><br />
<br />
Başbakan veya kim sorumluysa, "Buraya gel kardeşim Korkut Eken, istediğin adamı almakta serbestsin. Türkiye genelinde kimi istersen seç, silah zaten var, onda bir eksik yok. Maddi finans icap ediyorsa karşılıyorum. Şu kadar da süre veriyorum, şu imkanlarla söylüyorum" dese bu işe başlar ve sonuç alırdım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİT'e Giriş</span><br />
<br />
Yıl 1986... "Yarbay Eken, gönüllüler arasından seçtiği Polis Özel Harekat Timlerine eğitim verirken, eğitim alanına iki Land Rover araç geldi. Araçlardan inenlerden biri MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas'tı. Abas için hep "Türkiye'nin en iyi silah kullanan kişisi" denirdi. Uzaktan Eken'in atışlarını hayranlıkla izledi. Eken şişeyi vurmanın ötesinde, kurşunu şişenin içinden geçiriyordu. Abas yanlarına gitti, değişik silahlarla o da hedeflere ateş etmeye başladı. Abas hedefleri 12'den vuruyor, aynı delikten ikinci kurşun geçiyordu...<br />
<br />
Hiram Abas, aniden döndü ve uzakta duran Land Rover'lara ateş etmeye başladı. Araçların yanına gittiler. Kurşunun değdiği yerlere parmaklarını sürdü. İçeriye girip baktı. "Güzel" dedi.<br />
<br />
Araçlara zırh geçirilmişti. Yeni alınacak Land Rover'ların zırhlarının dayanıklılığını belirlemek için ateş ediliyordu. Hiram Abas, Eken'e "Yarbayım bir de siz deneyin" dedi. Eken önce Land Rover'ı inceledi. Nereye ateş edeceğini kararlaştırmıştı. Atış tamamlandığında hep birlikte yine aracın başına gidildi. Hiram Abas, "Yarbayım zayıf noktaları iyi yakalamışsın. Tebrik ederim" diye Eken'i kutladı. Korkut Eken'e teklifi hemen orada yaptı: "Size ihtiyacımız var. Emekli olup MİT'e gelin".<br />
<br />
Eken, 1987 yılında Özel Birlik Komutanlığından emekliye ayrıldığında, zaman geçirmeden MİT'te göreve başladı. Görev yeri, MİT Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcılığıydı." *<br />
* Devletin Derinliklerinde, Saygı Öztürk, Ümit Yayıncılık<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eken ve Çatlı</span><br />
<br />
"Korkut Eken, Emniyet'te olduğu dönemde, Abdullah Çatlı'ya ihtiyaç duymuştu... Haber gönderdi, "Ankara'ya gelsin görüşelim" diye. Aslında Çatlı'nın bir ayağı Ankara'daydı. Sık sık geliyor, görüşmelerde bulunup gidiyordu. Görüşme yeri için gizli saklı bir yer de seçilmemişti. Ankara Tandoğan'da bulunan ve bugün adı Ador olan Merit Altınel Oteli'nin lobisinde buluşma gerçekleşti.<br />
<br />
Kahve içerken Eken, "Sana bir dış görev vereceğim. Fransa'ya gideceksin, Dursun Karataş'a bakacaksın. Almanya'da PKK'nın lider kadrosunun yerini tesbit edeceksin. Bu bilgileri onbeş gün içinde temin etmeni istiyorum" dedi.<br />
<br />
Abdullah Çatlı hiç itiraz etmedi. Bilet ve masrafları için gerekli para verildi. Ayrılırken el sıkıştılar. Korkut Eken, "Gel seni bir öpeyim" dedi ve o güçlü elleriyle Çatlı'yı kendine doğru çekip öptü. Sırtını okşarken, "Bu zor görevde sana güveniyorum" dedi.<br />
<br />
Abdullah Çatlı, "Yarbayım, ben de size güveniyorum. Siz olmazsanız ben böyle bir görevi kabul etmezdim. Çünkü, bana yapılan bazı şeylere çok üzüldüm. Kelle koltukta görev yapıyorum ama neredeyse beni vurdurtacaklardı" diye yanıtladı.<br />
<br />
Eken, "Merak etme, komutanına güven" deyince, Çatlı'dan şu sözcüğü duydu: "Güveniyorum Emmi."...<br />
<br />
Birbirlerine güvenmişlerdi. Eken, Çatlı'nın getirdiği raporları okurken, rapora girmeyen özel bilgileri de dinliyordu. Bu raporlar Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a veriliyor, raporun bir örneği de Başbakan Tansu Çiller'e sunuluyordu. Çatlı, Avrupa ülkelerinde önemli bir istihbarat ağı oluşturmuştu. "Net" bilgiler getiriyor, bilgileri fotoğraf ve filmle destekliyordu..." *<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gazeteci Saygı Öztürk soruyor, Korkut Eken Çatlı'yla bağlantısını açıklıyor:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdullah Çatlı'yı tanıyor musunuz?</span><br />
<br />
Abdullah Çatlı'yı MİT'ten emekliye ayrıldıktan sonra, yani devlet hizmetinde olmadığım bir dönemde İstanbul'da bir yemekte tanıdım. O yemekte MİT'ten ayrılanlar da vardı, sekiz - on kişiydik.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Emniyette göreve başladıktan sonra mı Çatlı'yla ilişki kurdunuz?</span><br />
<br />
Emekliye ayrıldıktan sonra uzun yıllar MİT ve Emniyet'le bağım olmadı. 1993'te ben Emniyet'te göreve gelince kendisiyle irtibat kurdum. Mahkemede Çatlı'yı tanıyıp tanımadığım sorulunca, tanıdığımı ifade ettim. Sebebi, tanıdığım için çekineceğim birşey yoktu. Bu kişiyi hem Abdullah Çatlı olarak, hem de kod ismi Mehmet Özbay olarak, şimdi hatırlamayacağım birkaç kod ismi daha vardı, hepsiyle tanıyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnterpol tarafından aranan bir kişiye neden görev teklif ettiniz?</span><br />
<br />
Çünkü Avrupa'da çok gücü ve potansiyeli vardı. Çatlı'nın Avrupa'daki çok büyük haber alma imkanından faydalanmak için görev teklif ettim ve kabul etti. İki - üç defa Avrupa'ya gitti, çok güzel net bilgiler verdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı'dan aldığınız bilgileri ne yapıyordunuz?</span><br />
<br />
Özellikle Avrupa'daki PKK'lı liderlerin yerleri konusunda, faaliyetleri konusunda bilgiler getirdi, raporlar getirdi. Biz de bu raporları ilgili makamlara aktardık.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdullah Çatlı'nın arandığını bile bile ona görev vermeniz doğru bir yaklaşım mı?</span><br />
<br />
Abdullah Çatlı'nın kanun kaçağı olduğunu bakan biliyor. Bakanın yemeklerine bu kişi katılıyor, onunla konuşuyor, milletvekillerinin yanlarına gidiyor. Parti kongresine gidiyor. ANAP kongresine onlarca arabayla geldi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı verdiğiniz görevleri istediğiniz gibi yerine getirebiliyor muydu?</span><br />
Çatlı önemli görevler yaptı. Öna "PKK'nın askeri kanat sorumlusu şu anda Hollanda'ya kaçtı diye bir duyumumuz var. Adamın yerini tespit et bildir" diyorsunuz. Gidiyor, onbeş gün sonra bilgileri getiriyor. O, Avrupa'daki Türklerin çoğunu örgütlemiş. Bu kadar meşhur. Her gittiği ülkede krallar gibi karşılanıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanun kaçağını yakalamanız gerekirken, siz görev veriyorsunuz. Ceza almanız da bu yüzden değil mi?</span><br />
Bizim yaptığımız hemen her ülkede olan bir işlem. Her ülkede bu böyledir. Geçmişte de böyle olmuştur. Ülkemizde olanın aynısı Çin'de de, Amerika'da da, İngiltere'de de inanın aynen böyledir. Normal bir vatandaş bu tip bir görevi kabul edebilir mi? Resmi görev daha tehlikeli olur. Neden? Devletin adı çıkar. Siz adamı görevlendirirken diyorsunuz ki, "Kardeşim yakalanırsan tanımayız, sahip çıkmayız. Bu şartları kabul ediyor musun?"<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı'ya siz de öyle mi dediniz?</span><br />
<br />
Tabii ki benzer şeyler söyledim. Çatlı, TBMM'ye gidiyor, milletvekilleriyle görüşüyordu. Bürokratların yanına gidip geliyordu. Onların çoğu da onu Mehmet Özbay adının yanısıra Abdullah Çatlı olarak da tanıyordu. Bu nasıl aranmak?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı'ya bu görevi verirken, hizmetinin karşılığında o sizden ne istedi?</span><br />
<br />
Bunlar da bu tip görevlere talip olurken, gerçek şu ki, güvence, yani devletten aranmamasını isterler. Ailesinin yanında rahat yatmak ve oturmak istiyorlar. Budur yani. Başka bir şey yok. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Silahlı bir eylem yaptırdınız mı?</span><br />
<br />
Çatlı'yı istihbarat faaliyetlerinde kullandım. Çatlı'yla ilişiğinizi kestiğiniz zaman yerine hazır bulunan başkasını gönderirsiniz. Bunlar olan işler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yurtdışına nasıl gönderiyordunuz?</span><br />
<br />
Niye? Normal pasaportu vardı. Mehmet Özbay adına düzenlenmişti. Yeşil pasaport konusunda bilgim yok. Zaten yurtdışındaki bu tip görevlerde yeşil pasaport çok dikkat çeker.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı ölene kadar size bağlı mı çalıştı?</span><br />
<br />
Çatlı benimle çok uzun çalışmadı. Benden alınıp kime verildiğini bilmiyorum. Beni aşıp görüşmeler yaptığını öğrenince bundan hoşnut olmadığımı biliyordu. Halbuki, bu tip insanlarla, idare edenin arasında çok güzel sevgiye, saygıya dayanan bir bağlılık gereklidir. Mutlaka mesafe konulmalı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Korkut Eken, ilk ve tek ropörtajını 19 Ocak 2002 tarihinde Star gazetesi yazarı Saygı Öztürk'e verdi. İşte Eken'in ağzından PKK ile mücadelesi:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu'da operasyonlarda asker - polis sorunu yaşanıyor muydu</span><br />
<br />
Benzer sorunlar yaşanıyordu. Asker olmam nedeniyle komutanlarımızla da görüşüp, sorunu daha kolay çözüyorduk. Eruh - Şemdinli baskınlarından sonra 1984 - 1986 yıllarında, o zaman en yüksek rütbeli komutanlar, bizler dağlara çıktık. Olaylar yoğunlaşınca, paşalar dahil, ellerinde silahlar en önde gidiyorlardı. En yüksek rütbeli subaylardan bir tanesi bendim, dolayısıyla Apo'nun öldürülmesi konusunu kendime bir görev addetmiştim. İnanın rüyalarıma giriyordu. Bir kıstırsam, yakalasam diye ama Türkiye hudutları içine girmedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Apo'yu öldürmeyi niçin bu kadar istiyordunuz?</span><br />
<br />
Ben, terör örgütünün başı öldürülürse örgütün çökeceğine inanıyordum. O dönemde bile yabancılar PKK'ya destek oluyor, helikopterle gıda atıyor, yaralılarını taşıyorlardı. Apo yakalanıp Türkiye'ye getirildiğinde işi anlamıştım. Bir zamanlar PKK terör örgütünü destekleyen ülkeler, nasıl olur da şimdi Apo'yu paketleyip bize teslim ediyorlar? Bu işin siyasallaşma süreci başlıyor ki bu, silahlı mücadeleden çok daha tehlikeli ve karşı mücadelesi zor.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Apo idam edilmeli mi?</span><br />
<br />
Artık bize verildikten sonra idam edilmemeli. Doğrusu şu anda yapılan. Apo idam edilirse daha kötü şeyler olabilirdi. Kendimiz yakalasak, dağda bayırda bir çatışmada ölse tamam. Ama teslim olmuş, elleri kolları bağlı olarak verildiğine göre idam etmemiz doğru olmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu'da olayların yaşandığı dönemde durum nasıldı?</span><br />
Başlangıçta tabii askerin özel timlerin komutanı olarak Mardin, Hakkari, Siirt bölgeleri bana bağlıydı. O dönemde gece operasyon yapan bizim gibi birlik yoktu. Ondan sonra polisin özel timlerinin kurulması görevi verildi. Onu da hakkıyla yerine getirdiğime inanıyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Timlerin yetiştirilmesi için kimlerden emir alıyordunuz</span><br />
Eğitimin bir süresi var. Biz eğitime ilk başladığımız 1982 yılında Amerikan sistemine göre eğitim vermeye başladık. Sonra fabrikasyon adam istemeye başladılar. Başbakan Turgut Özal, 500 kişinin hemen eğitilmesini istedi. Mümkün olmadığını söyledim. Çünkü o kadar kişiyi eğitecek kadromuz yoktu. Üstelik bunları bir ayda eğitmemizi istiyordu. Bunları o şekilde göndermemiz mümkün değildi. Eşkiyanın karşısına o şekilde gönderemezdik. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde de ortalık yanıyordu. Bu kez 1000 özel harekatçı daha yetiştirmemiz istendi. Çaresiz kalınmıştı. Örgütle nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda bilgi veriyordum. Birliğin sayısı değil, niteliği önemlidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir de devletin kullandığı "Yeşil" var. Bu konuda ne dersiniz?</span><br />
Yeşil'le ilgili en ufak bir bilgim yok, tanımıyorum, çalışmadım. Bir defa Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde göz altına alınmıştı. O zaman gördüm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Devletin kullandığı bu tür kişiler çok mu?</span><br />
<br />
Çok vardır. Örneğin bir dönem çok sayıda itirafçı grubu vardı. Şimdi itirafçıların devlete faydalı olacak ne tarafı var? Ama 1984 Eruh - Şemdinli baskınının yaşandığı dönemi ele alalım. Araziyi bilmiyorsunuz, yolu bilmiyorsunuz, geçiş yollarını bilmiyorsunuz, gizli depoları bilmiyorsunuz, bunlar yer gösteriyorlardı. Ondan sonra operasyonlara sokmaya başladılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">itirafçıların operasyonda kullanılmasına karşı mıydınız?</span><br />
<br />
İtirafçı kim ki operasyonu yönlendirecek? Böyle bir şey var mı? Bizim eğitimimiz çok yüksek seviyede. Bir özel time katılan subay dört sene özel kurs görüyor. İtirafçıları yer gösterme dışında operasyonun içine katmazdım. Gerek yok. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Girdiğiniz çatışmalarda unutamadığınız ve sizi en çok etkileyen olay ne oldu?</span><br />
<br />
Operasyondayız, çatışma çıkmıştı. Hemen yakınımda duran asker, gözümüzün önünde bize silah sıkan teröriste doğru yürümeye başladı. Bas bas bağırıyorum, gitmemesini söylüyorum. Ama o devam ediyor. Önüne kuşun sıkıyorum, ilerliyor. Konsantre mi oldu, şoka mı girdi bilemiyorum, gidiyor. Terörist tam kafasından vurdu. Orada öldü. Meğer o aslan çavuş, kaldığım lojmanın kapıcısının çocuğu değil miymiş?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu'da büyük hatalar yapıldı mı?</span><br />
<br />
Başlangıçta yanlışlar var. Koordine sağlanamadı. Böyle olaylara başlangıçta hazırlık yoktu. Ama sonradan özellikle askeri birlikler, güvenlik kuvvetleri çok tecrübeli oldu. Yörede alan kontrolü şart. Alan kontrolünü yapamayınca vazgeçtiler. Karakolları kapattılar. Karakol basılıyordu. Bütün karakollara tek tek timleri gönderdim. Güneydoğu'nun bütün bölgelerine. Hakkari, Mardin, Siirt aklınıza neresi geliyorsa, tek tek bütün jandarma karakolları eğitildi. Baskına karşı planlar hazırladık, adamların eline verdik. Karakol komutanlarının takviye talepleri de yerine getirildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdullah Öcalan'ın durumu ne olacak?</span><br />
<br />
Parti başkanı olabilir. Bu duruma getirildikten sonra başka ne olabilir? Zamanında öldürülmesi gerekirdi. Devlet kendi birimleri arasındaki çatışma yüzünden başarılı olamadı. Adamın gittiği yeri adım adım biliyorsun, yerini biliyorsun, yapılamaz mıydı eylem? Eh işte, o onu çekemedi derken olay basına sızdırıldı. Bunun kasıtlı olduğuna inanıyorum. Operasyonun o haliyle başarılı olamayacağını tahmin ediyordum. Dört birimle bu iş olmazdı zaten.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu eylemi siz başarıyla yapabilir miydiniz?</span><br />
<br />
Başbakan veya kim sorumluysa, "Buraya gel kardeşim Korkut Eken, istediğin adamı almakta serbestsin. Türkiye genelinde kimi istersen seç, silah zaten var, onda bir eksik yok. Maddi finans icap ediyorsa karşılıyorum. Şu kadar da süre veriyorum, şu imkanlarla söylüyorum" dese bu işe başlar ve sonuç alırdım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİT'e Giriş</span><br />
<br />
Yıl 1986... "Yarbay Eken, gönüllüler arasından seçtiği Polis Özel Harekat Timlerine eğitim verirken, eğitim alanına iki Land Rover araç geldi. Araçlardan inenlerden biri MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas'tı. Abas için hep "Türkiye'nin en iyi silah kullanan kişisi" denirdi. Uzaktan Eken'in atışlarını hayranlıkla izledi. Eken şişeyi vurmanın ötesinde, kurşunu şişenin içinden geçiriyordu. Abas yanlarına gitti, değişik silahlarla o da hedeflere ateş etmeye başladı. Abas hedefleri 12'den vuruyor, aynı delikten ikinci kurşun geçiyordu...<br />
<br />
Hiram Abas, aniden döndü ve uzakta duran Land Rover'lara ateş etmeye başladı. Araçların yanına gittiler. Kurşunun değdiği yerlere parmaklarını sürdü. İçeriye girip baktı. "Güzel" dedi.<br />
<br />
Araçlara zırh geçirilmişti. Yeni alınacak Land Rover'ların zırhlarının dayanıklılığını belirlemek için ateş ediliyordu. Hiram Abas, Eken'e "Yarbayım bir de siz deneyin" dedi. Eken önce Land Rover'ı inceledi. Nereye ateş edeceğini kararlaştırmıştı. Atış tamamlandığında hep birlikte yine aracın başına gidildi. Hiram Abas, "Yarbayım zayıf noktaları iyi yakalamışsın. Tebrik ederim" diye Eken'i kutladı. Korkut Eken'e teklifi hemen orada yaptı: "Size ihtiyacımız var. Emekli olup MİT'e gelin".<br />
<br />
Eken, 1987 yılında Özel Birlik Komutanlığından emekliye ayrıldığında, zaman geçirmeden MİT'te göreve başladı. Görev yeri, MİT Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcılığıydı." *<br />
* Devletin Derinliklerinde, Saygı Öztürk, Ümit Yayıncılık<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eken ve Çatlı</span><br />
<br />
"Korkut Eken, Emniyet'te olduğu dönemde, Abdullah Çatlı'ya ihtiyaç duymuştu... Haber gönderdi, "Ankara'ya gelsin görüşelim" diye. Aslında Çatlı'nın bir ayağı Ankara'daydı. Sık sık geliyor, görüşmelerde bulunup gidiyordu. Görüşme yeri için gizli saklı bir yer de seçilmemişti. Ankara Tandoğan'da bulunan ve bugün adı Ador olan Merit Altınel Oteli'nin lobisinde buluşma gerçekleşti.<br />
<br />
Kahve içerken Eken, "Sana bir dış görev vereceğim. Fransa'ya gideceksin, Dursun Karataş'a bakacaksın. Almanya'da PKK'nın lider kadrosunun yerini tesbit edeceksin. Bu bilgileri onbeş gün içinde temin etmeni istiyorum" dedi.<br />
<br />
Abdullah Çatlı hiç itiraz etmedi. Bilet ve masrafları için gerekli para verildi. Ayrılırken el sıkıştılar. Korkut Eken, "Gel seni bir öpeyim" dedi ve o güçlü elleriyle Çatlı'yı kendine doğru çekip öptü. Sırtını okşarken, "Bu zor görevde sana güveniyorum" dedi.<br />
<br />
Abdullah Çatlı, "Yarbayım, ben de size güveniyorum. Siz olmazsanız ben böyle bir görevi kabul etmezdim. Çünkü, bana yapılan bazı şeylere çok üzüldüm. Kelle koltukta görev yapıyorum ama neredeyse beni vurdurtacaklardı" diye yanıtladı.<br />
<br />
Eken, "Merak etme, komutanına güven" deyince, Çatlı'dan şu sözcüğü duydu: "Güveniyorum Emmi."...<br />
<br />
Birbirlerine güvenmişlerdi. Eken, Çatlı'nın getirdiği raporları okurken, rapora girmeyen özel bilgileri de dinliyordu. Bu raporlar Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a veriliyor, raporun bir örneği de Başbakan Tansu Çiller'e sunuluyordu. Çatlı, Avrupa ülkelerinde önemli bir istihbarat ağı oluşturmuştu. "Net" bilgiler getiriyor, bilgileri fotoğraf ve filmle destekliyordu..." *<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gazeteci Saygı Öztürk soruyor, Korkut Eken Çatlı'yla bağlantısını açıklıyor:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdullah Çatlı'yı tanıyor musunuz?</span><br />
<br />
Abdullah Çatlı'yı MİT'ten emekliye ayrıldıktan sonra, yani devlet hizmetinde olmadığım bir dönemde İstanbul'da bir yemekte tanıdım. O yemekte MİT'ten ayrılanlar da vardı, sekiz - on kişiydik.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Emniyette göreve başladıktan sonra mı Çatlı'yla ilişki kurdunuz?</span><br />
<br />
Emekliye ayrıldıktan sonra uzun yıllar MİT ve Emniyet'le bağım olmadı. 1993'te ben Emniyet'te göreve gelince kendisiyle irtibat kurdum. Mahkemede Çatlı'yı tanıyıp tanımadığım sorulunca, tanıdığımı ifade ettim. Sebebi, tanıdığım için çekineceğim birşey yoktu. Bu kişiyi hem Abdullah Çatlı olarak, hem de kod ismi Mehmet Özbay olarak, şimdi hatırlamayacağım birkaç kod ismi daha vardı, hepsiyle tanıyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnterpol tarafından aranan bir kişiye neden görev teklif ettiniz?</span><br />
<br />
Çünkü Avrupa'da çok gücü ve potansiyeli vardı. Çatlı'nın Avrupa'daki çok büyük haber alma imkanından faydalanmak için görev teklif ettim ve kabul etti. İki - üç defa Avrupa'ya gitti, çok güzel net bilgiler verdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı'dan aldığınız bilgileri ne yapıyordunuz?</span><br />
<br />
Özellikle Avrupa'daki PKK'lı liderlerin yerleri konusunda, faaliyetleri konusunda bilgiler getirdi, raporlar getirdi. Biz de bu raporları ilgili makamlara aktardık.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdullah Çatlı'nın arandığını bile bile ona görev vermeniz doğru bir yaklaşım mı?</span><br />
<br />
Abdullah Çatlı'nın kanun kaçağı olduğunu bakan biliyor. Bakanın yemeklerine bu kişi katılıyor, onunla konuşuyor, milletvekillerinin yanlarına gidiyor. Parti kongresine gidiyor. ANAP kongresine onlarca arabayla geldi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı verdiğiniz görevleri istediğiniz gibi yerine getirebiliyor muydu?</span><br />
Çatlı önemli görevler yaptı. Öna "PKK'nın askeri kanat sorumlusu şu anda Hollanda'ya kaçtı diye bir duyumumuz var. Adamın yerini tespit et bildir" diyorsunuz. Gidiyor, onbeş gün sonra bilgileri getiriyor. O, Avrupa'daki Türklerin çoğunu örgütlemiş. Bu kadar meşhur. Her gittiği ülkede krallar gibi karşılanıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanun kaçağını yakalamanız gerekirken, siz görev veriyorsunuz. Ceza almanız da bu yüzden değil mi?</span><br />
Bizim yaptığımız hemen her ülkede olan bir işlem. Her ülkede bu böyledir. Geçmişte de böyle olmuştur. Ülkemizde olanın aynısı Çin'de de, Amerika'da da, İngiltere'de de inanın aynen böyledir. Normal bir vatandaş bu tip bir görevi kabul edebilir mi? Resmi görev daha tehlikeli olur. Neden? Devletin adı çıkar. Siz adamı görevlendirirken diyorsunuz ki, "Kardeşim yakalanırsan tanımayız, sahip çıkmayız. Bu şartları kabul ediyor musun?"<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı'ya siz de öyle mi dediniz?</span><br />
<br />
Tabii ki benzer şeyler söyledim. Çatlı, TBMM'ye gidiyor, milletvekilleriyle görüşüyordu. Bürokratların yanına gidip geliyordu. Onların çoğu da onu Mehmet Özbay adının yanısıra Abdullah Çatlı olarak da tanıyordu. Bu nasıl aranmak?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı'ya bu görevi verirken, hizmetinin karşılığında o sizden ne istedi?</span><br />
<br />
Bunlar da bu tip görevlere talip olurken, gerçek şu ki, güvence, yani devletten aranmamasını isterler. Ailesinin yanında rahat yatmak ve oturmak istiyorlar. Budur yani. Başka bir şey yok. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Silahlı bir eylem yaptırdınız mı?</span><br />
<br />
Çatlı'yı istihbarat faaliyetlerinde kullandım. Çatlı'yla ilişiğinizi kestiğiniz zaman yerine hazır bulunan başkasını gönderirsiniz. Bunlar olan işler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yurtdışına nasıl gönderiyordunuz?</span><br />
<br />
Niye? Normal pasaportu vardı. Mehmet Özbay adına düzenlenmişti. Yeşil pasaport konusunda bilgim yok. Zaten yurtdışındaki bu tip görevlerde yeşil pasaport çok dikkat çeker.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çatlı ölene kadar size bağlı mı çalıştı?</span><br />
<br />
Çatlı benimle çok uzun çalışmadı. Benden alınıp kime verildiğini bilmiyorum. Beni aşıp görüşmeler yaptığını öğrenince bundan hoşnut olmadığımı biliyordu. Halbuki, bu tip insanlarla, idare edenin arasında çok güzel sevgiye, saygıya dayanan bir bağlılık gereklidir. Mutlaka mesafe konulmalı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[15 MAYIS 1919 izmirin işkali]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-15-MAYIS-1919-izmirin-i%C5%9Fkali-10118</link>
			<pubDate>Sat, 17 May 2008 23:39:57 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-15-MAYIS-1919-izmirin-i%C5%9Fkali-10118</guid>
			<description><![CDATA[15 MAYIS 1919 &#8211; İZMİR İŞGAL EDİLİYOR<br />
Türkleri hırçın ve istilacı bir Asyalı (veya Ortadoğulu) kavim olarak görmeyi tercih eden batılı büyük güçler, Birinci Dünya Harbi sonunda, Osmanlı topraklarında yaşayan bütün Gayrimüslim toplumlar için demokratik, bağımsız ve özgür bir yaşam kurmayı düşlerken, çağdaş medeni bir aleme hiç yakışmayacak bir ilkel güdünün etkisi altında, Türkleri cezalandırmayı, hem de tüm Asya ve Afrika toplumlarına örnek olacak bir şekilde cezalandırmayı arzu ediyorlardı. <br />
<br />
Lloyd George anılarında bu konuya şöyle yer vermektedir: <br />
<br />
&#8220;&#8230;.İngiltere İmparatorluğu için, Türkiye ile savaşın özel bir önemi vardı. Osmanlı Halifesi, İslam Dünyası&#8217;nın başı idi ve İngiltere İmparatorluğu içinde her yerden çok Müslüman vardı. Bu yüzden bizim Türkiye ile savaşımız nazik bir işti. Türk imparatorluğu, bizim doğudaki büyük ülkelerimizin (Hindistan, Birmanya, Malaya, Borneo, Hong-Kong ile Avustralya ve Yeni Zelanda Dominyonları) deniz yolları üzerinde bulunuyordu. İçinde İmparatorluğumuzun ana can damarı olan Süveyş suyolunun geçtiği Mısır, Türk hükümranlığı altında idi. Bu nedenle, imparatorluğumuzun gidiş-geliş yolları ve doğudaki prestijimiz bakımından, Türklerin bize savaş ilan eder etmez yenilip itibarlarını yitirmeleri çok önemli idi. Türk Ordularının üç sefer yılı boyunca, eş koşullar altında bizi arka arkaya birtakım savaşlarda yendikten sonra, ancak ezici sayıda kuvvetlerimizce sonunda yenilmiş olmaları, doğuluların kafasında kötü bir izlenim bırakmıştır.&#8221; (1) <br />
<br />
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, Batı dünyası için bu dönemde emperyalizm(2) ve ilkel öç alma duygusu: Demokrasi, insan hakları ve hümanizmadan daha güçlüdür. Bu nedenle Mayıs ayının ilk günlerinde pek fazla tartışmaya dahi gerek görülmeden, Anadolu&#8217;yu yeniden Hıristiyan egemenliği altına almak amacı ile Yunanlıların isteklerine destek verilmiş ve İzmir&#8217;e çıkmalarına izin verilmiştir. <br />
<br />
15 Mayıs günü Ege&#8217;nin savunmasından sorumlu 17&#8217;nci Kolordu Komutanı Nadir Paşa, hükümetten hiçbir talimat almaması nedeniyle hareketsiz kalınca, Yunan Ordusu İzmir&#8217;e İşgal güçleri savaş gemilerinin koruyucu ve tehdit edici himayesi altında, hemen hemen hiçbir mukavemet görmeden karaya çıkmışlar ve Egeyi istila harekâtını başlatmışlardır. <br />
<br />
İzmir&#8217;deki Kolordu Karargâhı ile birlikte, Müstahkem Mevki Komutanlığı ve 56. Tümenin komutan, subay ve erleri Avrupalıların himayesindeki Yunan işgal kuvvetleri tarafından tutuklanmışlar, 56&#8217;ncı Tümenin İzmir&#8217;deki 174&#8217;üncü ve Urla&#8217;daki 173&#8217;üncü Alayları dağıtılıp gitmişti. 56&#8217;ncı Tümenin Ayvalık&#8217;ta bulunan 172&#8217;nci Alayından başka bir birliği de kalmamıştı.(3) Bu olayda unutulmaması gereken en önemli gerçek, İtilaf kuvvetlerinin kararlılığı ve Osmanlı Hükümetinin kararsızlığıdır. Çünkü İstanbul&#8217;daki İngiliz temsilcisi Amiral Webb İzmir&#8217;in işgali hakkındaki notayı 14 Mayıs 1919 günü öğleden evvel verirken, hükümet, &#8220;Milletin hukuku ve devletin muhafazası için üzerine düşen görevi yapmaya teşebbüs ettiğini, vekar ve sükûnetin muhafaza edilmesinin gerekli olduğu&#8221;nu Dâhiliye Nezareti vasıtasıyla vilayetlere tebliğ etmişti.(4) Amiral Calthorpe&#8217;nin ikinci notası aynı gün saat 23.30&#8217;da (yani her türlü faaliyetin sona erdiği bir anda) İzmir Valisine ve Kolordu Komutanına tebliğ edilmiştir.(5) Şaşkın Nadir Paşa bir faciaya sebebiyet vermemek için askeri kışlasında kontrol altında tutmayı tercih etmiştir. <br />
<br />
Karaya çıkan Evzon Alayının ilk taburu Kordon boyunda İzmir Metropolidi Hristosmos tarafından takdis edildikten sonra, etrafları yerli Rumlarla çevrili olduğu halde hükümet konağı-kışla-Güzelyalı istikametinde ilerlerken,(6) kol başının kışlayı geçtiği bir anda duyulan bir silah sesi (7) Yunanlıların kışlaya karşı çılgınca ateş açmalarına ve kanlı katliamları başlatmalarına sebebiyet vermiş, pek çok masum sivil, asker şehit edilmiş, ağır tecavüzlere uğramışlardır. <br />
<br />
Münferit yurtsever direnç hareketlerinden birini Hasan Tahsin adıyla çok iyi bilinen genç gazeteci Osman Nevres yapmış ve yürüyüş kolunun başındaki askeri vurduktan sonra orada şehit edilmiştir. Buna benzer bir başka olayın Bahribaba Parkı civarında yaşandığını belirten anılar da vardır. Genç bir İzmirli, ilerleyen Yunan askerlerine ateş açmış ve bir silahlı çatışma başlamıştır. Bir süre sonra genç Türk ateşi keser ve sağa sola bakmağa başlar. Sonunda gözü bir pencereden olayları seyreden yaşlı bir hanıma takılır ve şöyle bağırdığı rivayet edilir. &#8220; Nine düşman karşısında kaçmıyorum, cephanem tükendi çekiliyorum. Yarın Mahşer günü sen bana şahitlik edeceksin, tamam mı?&#8221; diye sormuş, ninenin tamam anlamında başını sallaması üzerine zikzaklar çizerek geriye doğru sokak aralarında kaybolmuş. Kurtuluştan sonra bu gencin çok arandığı ancak bulunamadığı, büyük bir ihtimalle çetelere katıldığı ve şehit olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtiliyor. <br />
<br />
Kışladan alınan askerler vapura (Patris) götürülürken, yol boyunca, asker sivil Yunanlı ve yerli Rumlardan ve hatta Rum kadınlarından gelen ateş, süngü ve dipçik darbeleriyle 9 subay şehit olmuş, 21 subay yaralanmış, 87 subayın akıbeti meçhul kalmıştır.(8) <br />
<br />
İşgal olayında hükümet adamları Vali İzzet Bey ve Kolordu Komutanı herhangi bir mukavemeti önleme yolunda şartlandırılmışken halk; 14 Mayıs akşamı durumu net bir şekilde değerlendirmiş ve o gecenin sabahında Yunanlıların İzmir&#8217;i işgal edeceğini anlamıştı. İlk önce Hükümet Meydanında toplanmaya başladı, sonra toplantı lise binasında devam etti. Halk şunu da anlamıştı: Vali ve kumandandan hiçbir şey beklenemezdi. Bunların bütün gayretleri halkın heyecanını kırmayı hedef tutuyordu.(9) Öyleyse halkın kendisi bir tedbir düşünmeliydi. Böylece &#8220;Reddi İlhak Heyeti&#8221;nin kurulmasının ve o gece Meşatlıkta (Yahudi mezarlığında) toplanarak &#8220;Milli ve yeni bir mücadelenin&#8221; ve bir halk direnişinin temelleri atılmış oldu. Ellerinde yeterli zaman olmadığı için ciddi bir direnç ve teşkilatlanma kurulamadan işgal baskın şeklinde geliştirildi. <br />
16 ve 17 Mayısta Urla ve Çeşme işgal edildi, 48 saat içinde İzmir ve çevresinde öldürülen Türklerin sayısı 2000&#8217;in çok üzerinde idi.(10) Bundan sonra üç koldan ilerleyen Yunan birlikleri: 20 Mayıs&#8217;ta Menemen, 22 Mayıs&#8217;ta Bayındır, 26 Mayıs&#8217;ta Turgutlu, 30 Mayıs&#8217;ta Tire ve 1 Haziran&#8217;da Ödemiş&#8217;i ele geçirdiler. <br />
<br />
Bu işgali başlatan Yunan kuvveti (1&#8217;nci Yunan Tümeni) 12.000 kişi kadardı. Buna karşı İzmir&#8217;deki bütün askeri birliklerin toplam mevcudu (15 Mayıs gününde) 3402 kişi idi. Bunların çoğu karargâh personeli olup, muharip kıta olarak dört piyade taburu ile süvari bölüğünün mevcudu ise sadece 200 kişi idi.(11) Çıkarmayı müteakip Yunanlılar iki haftalık bir süre içinde bir tümene yakın başka kuvvetlerle Ege&#8217;deki kuvvetlerini takviye ettiler. Bu harekâtta Yunanlılar en büyük desteği İngilizlerle birlikte yerli Rumlardan gördüler. <br />
<br />
İzmir işgal edilirken Harbiye Nazırı Şakir Paşa idi. 15/16 Mayıs 1919 gecesi kabinenin istifası suretiyle Şakir Paşa çekilmiş, yerine Şevket Turgut Paşa (12) getirilmişti. Şevket Turgut Paşa, ilk iş olarak Batı Anadolu&#8217;daki krize bir çare aramış ve dağılan birliklerin toparlanması görevini Abay Bekir Sami&#8217;ye vererek onu 56&#8217;ncı Tümen Komutanlığına ve 17&#8217;nci Kolordu Komutan vekilliğine atamıştır. Ayrılırken çekmecesinden çıkardığı 1000 lirayı ilk masrafları karşılaması için vererek; şu anlamlı sözlerle veda etmiştir: &#8220;Haydi oğlum, vatan neyi emrederse onu yap. Vatanın emrini yapanlar, her yerde aziz ve mübarek olurlar. Sen de aziz ve mübarek ol.&#8221; (13) <br />
<br />
Aynı günlerde Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa (Çobanlı) Sadrazam&#8217;ın yanından birlikte ayrıldıkları Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya &#8220;Bir şey mi yapacaksın Kemal?&#8221; diye soruyor ve aralarında şu kısa konuşma geçiyordu: <br />
<br />
- Evet, Paşam, bir şey yapacağım. <br />
- Allah muvaffak etsin. <br />
- Mutlaka muvaffak olacağız efendim. (14) <br />
<br />
İzmir&#8217;in işgali ile aynı anda bir General Anadolu&#8217;nun doğuşuna doğru koşarken bir Albay&#8217;da Ege Bölgesine doğru yola çıkıyordu. <br />
Ege bölgesindeki komutanlardan İzmir&#8217;deki Kolordunun diğer tümeni olan 57&#8217;nci Tümen Aydın&#8217;da bulunuyordu. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) inisiyatifini kullanarak bütün birlikleri uyarmış, &#8220;Yunan ilerleyişi karşısında dağınık birliklerin alay merkezlerinde toplanmasını, gerekirse çarpışmak pahasına silahlarını hiçbir şekilde terk etmemelerini, namusun ve askeri vazifenin tamamen uygulanmasını&#8221; emretmiştir.(15) <br />
<br />
Aynı anda bir diğer Albay, Köprülü Kazım (Özalp) Bey de (Şarköy&#8217;deki 60. Tümenin komutanı ve İzmir&#8217;de izinli bulunurken acı gelişmelere şahit olunca) İzmir&#8217;i terk ederek 22 Mayıs&#8217;ta Bandırma&#8217;ya gelmiş, Albay Bekir Sami Bey&#8217;le birleşmiştir. Birlikte tekrar Akhisar&#8217;a dönerek milli mukavemet hareketini organize etmek istemişlerse de, başarısız olmuşlar ve İstanbul&#8217;a giderek harbiye Nazırı Cevat Paşa&#8217;dan Yunanlılarla dövüşmek üzere Bandırma&#8217;daki 61&#8217;nci Tümen komutanlığını istemiş ve bu göreve atanınca da süratle yeniden Bandırma&#8217;ya dönmüş ve 18 Haziran&#8217;da Bergama&#8217;da karargâhını kurmuştur.(16) <br />
<br />
DİPNOTLAR: <br />
<br />
1. Gotthard Jaeschke, İngiliz Belgelerinin Işığı Altında Yunanlıların İzmir&#8217;e Çıkartmasıs.22 ( Belleten TTK Ankara- 1968) ; E. B. Şapolyo, Milli Mücadelenin İç Alemi, Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri, s.96-11D <br />
<br />
2. Emperyalizmin boyutları için bknz. Türk ve Dünya Tarihi Ansiklopedisi, C-6, s.1081-1824 (Gelişim-Hacette Yayınları-İstanbul) <br />
<br />
3. İ. Artuç, a.g.e., s.89; Richard Reinhardt, İzmir&#8217;in Külleri (The Ashes of Smyrna) s.14, 15 (Hürriyet Yayınları, İstanbul) <br />
<br />
4 Türk İstiklal Harbi, II/I, s.51; B. Umar, a.g.e., s.93-105; Rahmi Apak; İstiklal Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, s.10 (İstanbul-1942). Nurdoğan Taçalan, Ege&#8217;de Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.234-235 (Milliyet Yayınları, İstanbul-1970) <br />
<br />
5. Türk İstiklal Harbi II-1, s.52; Zeki Arıkan, Mütareke ve İşgal Dönemi İzmir Basını, s.71 (Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-1989) <br />
<br />
6. Ali Güler, İşgal Yıllarında Yunan Gizli Teşkilatları, s.28, 29 (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara-1988); S. Şahin, Fener Patrikhanesi ve Türkiye, s.171, 172 (İstanbul-1980) <br />
<br />
7. Z. Arıkan, a.g.e., s.71-72, İlk kurşunla ilgili geniş bir inceleme için bknz. B. Umar, a.g.e., s.109-166; R. Apak, Garp Cephesi, s.11-18; Hasan tahsin için bknz. Ege&#8217;de Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.127-138 <br />
<br />
8. Türk İstiklal Harbi II/I, s. 55-56; Bilge Umar, a.g.e., 169-184 <br />
<br />
9. Kazım Özalp, Milli Mücadele-I, s.5, 6 (1919-1922) Türk Tarih Kurumu, Ankara-1988); Z. Aıkan, a.g.e., s.69, 70 <br />
<br />
10 Harb Tarihi Dairesi Arşiv No.1/3, Dosya 72; Türk istiklal Harbi II/I, s.57, Türkmen Parlak, Yunan Ege&#8217;ye Nasıl Geldi, s.341-357, 358-368 (İzmir-1982) <br />
<br />
11. Harb Tarihi Dairesi Arşiv No.1/3, Dosya No.65, Türk istiklal Harbi II/I, s.46, İzmir&#8217;in Külleri, s.34-35. Bknz. G. Jaeschke İngiliz Belgelerinin Işığı Altında Yunanlıların İzmir Çıkartması, TTK, Ankara-1968) <br />
<br />
12. Şevket Turgut Paşa, 31 Mart Vak&#8217;ası sırasında Edirne&#8217;den katılan birliklerin komutanı idi. İstanbul&#8217;da hükümetin o günlerdeki durumu için bknz. A. Halit Karay, a.g.e., s. 113-127 <br />
<br />
13. Türk İstiklal Harbi II/I, s.67, 70 <br />
<br />
14. Utkan Kocatürk, a.g.e., s.80 <br />
<br />
15. İ. Artuç, Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.89 <br />
<br />
16. K. Özalp-I, s.4-17; S. Selek-I, s.244-245 <br />
<br />
Dr. M. Galip Baysan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[15 MAYIS 1919 &#8211; İZMİR İŞGAL EDİLİYOR<br />
Türkleri hırçın ve istilacı bir Asyalı (veya Ortadoğulu) kavim olarak görmeyi tercih eden batılı büyük güçler, Birinci Dünya Harbi sonunda, Osmanlı topraklarında yaşayan bütün Gayrimüslim toplumlar için demokratik, bağımsız ve özgür bir yaşam kurmayı düşlerken, çağdaş medeni bir aleme hiç yakışmayacak bir ilkel güdünün etkisi altında, Türkleri cezalandırmayı, hem de tüm Asya ve Afrika toplumlarına örnek olacak bir şekilde cezalandırmayı arzu ediyorlardı. <br />
<br />
Lloyd George anılarında bu konuya şöyle yer vermektedir: <br />
<br />
&#8220;&#8230;.İngiltere İmparatorluğu için, Türkiye ile savaşın özel bir önemi vardı. Osmanlı Halifesi, İslam Dünyası&#8217;nın başı idi ve İngiltere İmparatorluğu içinde her yerden çok Müslüman vardı. Bu yüzden bizim Türkiye ile savaşımız nazik bir işti. Türk imparatorluğu, bizim doğudaki büyük ülkelerimizin (Hindistan, Birmanya, Malaya, Borneo, Hong-Kong ile Avustralya ve Yeni Zelanda Dominyonları) deniz yolları üzerinde bulunuyordu. İçinde İmparatorluğumuzun ana can damarı olan Süveyş suyolunun geçtiği Mısır, Türk hükümranlığı altında idi. Bu nedenle, imparatorluğumuzun gidiş-geliş yolları ve doğudaki prestijimiz bakımından, Türklerin bize savaş ilan eder etmez yenilip itibarlarını yitirmeleri çok önemli idi. Türk Ordularının üç sefer yılı boyunca, eş koşullar altında bizi arka arkaya birtakım savaşlarda yendikten sonra, ancak ezici sayıda kuvvetlerimizce sonunda yenilmiş olmaları, doğuluların kafasında kötü bir izlenim bırakmıştır.&#8221; (1) <br />
<br />
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, Batı dünyası için bu dönemde emperyalizm(2) ve ilkel öç alma duygusu: Demokrasi, insan hakları ve hümanizmadan daha güçlüdür. Bu nedenle Mayıs ayının ilk günlerinde pek fazla tartışmaya dahi gerek görülmeden, Anadolu&#8217;yu yeniden Hıristiyan egemenliği altına almak amacı ile Yunanlıların isteklerine destek verilmiş ve İzmir&#8217;e çıkmalarına izin verilmiştir. <br />
<br />
15 Mayıs günü Ege&#8217;nin savunmasından sorumlu 17&#8217;nci Kolordu Komutanı Nadir Paşa, hükümetten hiçbir talimat almaması nedeniyle hareketsiz kalınca, Yunan Ordusu İzmir&#8217;e İşgal güçleri savaş gemilerinin koruyucu ve tehdit edici himayesi altında, hemen hemen hiçbir mukavemet görmeden karaya çıkmışlar ve Egeyi istila harekâtını başlatmışlardır. <br />
<br />
İzmir&#8217;deki Kolordu Karargâhı ile birlikte, Müstahkem Mevki Komutanlığı ve 56. Tümenin komutan, subay ve erleri Avrupalıların himayesindeki Yunan işgal kuvvetleri tarafından tutuklanmışlar, 56&#8217;ncı Tümenin İzmir&#8217;deki 174&#8217;üncü ve Urla&#8217;daki 173&#8217;üncü Alayları dağıtılıp gitmişti. 56&#8217;ncı Tümenin Ayvalık&#8217;ta bulunan 172&#8217;nci Alayından başka bir birliği de kalmamıştı.(3) Bu olayda unutulmaması gereken en önemli gerçek, İtilaf kuvvetlerinin kararlılığı ve Osmanlı Hükümetinin kararsızlığıdır. Çünkü İstanbul&#8217;daki İngiliz temsilcisi Amiral Webb İzmir&#8217;in işgali hakkındaki notayı 14 Mayıs 1919 günü öğleden evvel verirken, hükümet, &#8220;Milletin hukuku ve devletin muhafazası için üzerine düşen görevi yapmaya teşebbüs ettiğini, vekar ve sükûnetin muhafaza edilmesinin gerekli olduğu&#8221;nu Dâhiliye Nezareti vasıtasıyla vilayetlere tebliğ etmişti.(4) Amiral Calthorpe&#8217;nin ikinci notası aynı gün saat 23.30&#8217;da (yani her türlü faaliyetin sona erdiği bir anda) İzmir Valisine ve Kolordu Komutanına tebliğ edilmiştir.(5) Şaşkın Nadir Paşa bir faciaya sebebiyet vermemek için askeri kışlasında kontrol altında tutmayı tercih etmiştir. <br />
<br />
Karaya çıkan Evzon Alayının ilk taburu Kordon boyunda İzmir Metropolidi Hristosmos tarafından takdis edildikten sonra, etrafları yerli Rumlarla çevrili olduğu halde hükümet konağı-kışla-Güzelyalı istikametinde ilerlerken,(6) kol başının kışlayı geçtiği bir anda duyulan bir silah sesi (7) Yunanlıların kışlaya karşı çılgınca ateş açmalarına ve kanlı katliamları başlatmalarına sebebiyet vermiş, pek çok masum sivil, asker şehit edilmiş, ağır tecavüzlere uğramışlardır. <br />
<br />
Münferit yurtsever direnç hareketlerinden birini Hasan Tahsin adıyla çok iyi bilinen genç gazeteci Osman Nevres yapmış ve yürüyüş kolunun başındaki askeri vurduktan sonra orada şehit edilmiştir. Buna benzer bir başka olayın Bahribaba Parkı civarında yaşandığını belirten anılar da vardır. Genç bir İzmirli, ilerleyen Yunan askerlerine ateş açmış ve bir silahlı çatışma başlamıştır. Bir süre sonra genç Türk ateşi keser ve sağa sola bakmağa başlar. Sonunda gözü bir pencereden olayları seyreden yaşlı bir hanıma takılır ve şöyle bağırdığı rivayet edilir. &#8220; Nine düşman karşısında kaçmıyorum, cephanem tükendi çekiliyorum. Yarın Mahşer günü sen bana şahitlik edeceksin, tamam mı?&#8221; diye sormuş, ninenin tamam anlamında başını sallaması üzerine zikzaklar çizerek geriye doğru sokak aralarında kaybolmuş. Kurtuluştan sonra bu gencin çok arandığı ancak bulunamadığı, büyük bir ihtimalle çetelere katıldığı ve şehit olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtiliyor. <br />
<br />
Kışladan alınan askerler vapura (Patris) götürülürken, yol boyunca, asker sivil Yunanlı ve yerli Rumlardan ve hatta Rum kadınlarından gelen ateş, süngü ve dipçik darbeleriyle 9 subay şehit olmuş, 21 subay yaralanmış, 87 subayın akıbeti meçhul kalmıştır.(8) <br />
<br />
İşgal olayında hükümet adamları Vali İzzet Bey ve Kolordu Komutanı herhangi bir mukavemeti önleme yolunda şartlandırılmışken halk; 14 Mayıs akşamı durumu net bir şekilde değerlendirmiş ve o gecenin sabahında Yunanlıların İzmir&#8217;i işgal edeceğini anlamıştı. İlk önce Hükümet Meydanında toplanmaya başladı, sonra toplantı lise binasında devam etti. Halk şunu da anlamıştı: Vali ve kumandandan hiçbir şey beklenemezdi. Bunların bütün gayretleri halkın heyecanını kırmayı hedef tutuyordu.(9) Öyleyse halkın kendisi bir tedbir düşünmeliydi. Böylece &#8220;Reddi İlhak Heyeti&#8221;nin kurulmasının ve o gece Meşatlıkta (Yahudi mezarlığında) toplanarak &#8220;Milli ve yeni bir mücadelenin&#8221; ve bir halk direnişinin temelleri atılmış oldu. Ellerinde yeterli zaman olmadığı için ciddi bir direnç ve teşkilatlanma kurulamadan işgal baskın şeklinde geliştirildi. <br />
16 ve 17 Mayısta Urla ve Çeşme işgal edildi, 48 saat içinde İzmir ve çevresinde öldürülen Türklerin sayısı 2000&#8217;in çok üzerinde idi.(10) Bundan sonra üç koldan ilerleyen Yunan birlikleri: 20 Mayıs&#8217;ta Menemen, 22 Mayıs&#8217;ta Bayındır, 26 Mayıs&#8217;ta Turgutlu, 30 Mayıs&#8217;ta Tire ve 1 Haziran&#8217;da Ödemiş&#8217;i ele geçirdiler. <br />
<br />
Bu işgali başlatan Yunan kuvveti (1&#8217;nci Yunan Tümeni) 12.000 kişi kadardı. Buna karşı İzmir&#8217;deki bütün askeri birliklerin toplam mevcudu (15 Mayıs gününde) 3402 kişi idi. Bunların çoğu karargâh personeli olup, muharip kıta olarak dört piyade taburu ile süvari bölüğünün mevcudu ise sadece 200 kişi idi.(11) Çıkarmayı müteakip Yunanlılar iki haftalık bir süre içinde bir tümene yakın başka kuvvetlerle Ege&#8217;deki kuvvetlerini takviye ettiler. Bu harekâtta Yunanlılar en büyük desteği İngilizlerle birlikte yerli Rumlardan gördüler. <br />
<br />
İzmir işgal edilirken Harbiye Nazırı Şakir Paşa idi. 15/16 Mayıs 1919 gecesi kabinenin istifası suretiyle Şakir Paşa çekilmiş, yerine Şevket Turgut Paşa (12) getirilmişti. Şevket Turgut Paşa, ilk iş olarak Batı Anadolu&#8217;daki krize bir çare aramış ve dağılan birliklerin toparlanması görevini Abay Bekir Sami&#8217;ye vererek onu 56&#8217;ncı Tümen Komutanlığına ve 17&#8217;nci Kolordu Komutan vekilliğine atamıştır. Ayrılırken çekmecesinden çıkardığı 1000 lirayı ilk masrafları karşılaması için vererek; şu anlamlı sözlerle veda etmiştir: &#8220;Haydi oğlum, vatan neyi emrederse onu yap. Vatanın emrini yapanlar, her yerde aziz ve mübarek olurlar. Sen de aziz ve mübarek ol.&#8221; (13) <br />
<br />
Aynı günlerde Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa (Çobanlı) Sadrazam&#8217;ın yanından birlikte ayrıldıkları Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya &#8220;Bir şey mi yapacaksın Kemal?&#8221; diye soruyor ve aralarında şu kısa konuşma geçiyordu: <br />
<br />
- Evet, Paşam, bir şey yapacağım. <br />
- Allah muvaffak etsin. <br />
- Mutlaka muvaffak olacağız efendim. (14) <br />
<br />
İzmir&#8217;in işgali ile aynı anda bir General Anadolu&#8217;nun doğuşuna doğru koşarken bir Albay&#8217;da Ege Bölgesine doğru yola çıkıyordu. <br />
Ege bölgesindeki komutanlardan İzmir&#8217;deki Kolordunun diğer tümeni olan 57&#8217;nci Tümen Aydın&#8217;da bulunuyordu. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) inisiyatifini kullanarak bütün birlikleri uyarmış, &#8220;Yunan ilerleyişi karşısında dağınık birliklerin alay merkezlerinde toplanmasını, gerekirse çarpışmak pahasına silahlarını hiçbir şekilde terk etmemelerini, namusun ve askeri vazifenin tamamen uygulanmasını&#8221; emretmiştir.(15) <br />
<br />
Aynı anda bir diğer Albay, Köprülü Kazım (Özalp) Bey de (Şarköy&#8217;deki 60. Tümenin komutanı ve İzmir&#8217;de izinli bulunurken acı gelişmelere şahit olunca) İzmir&#8217;i terk ederek 22 Mayıs&#8217;ta Bandırma&#8217;ya gelmiş, Albay Bekir Sami Bey&#8217;le birleşmiştir. Birlikte tekrar Akhisar&#8217;a dönerek milli mukavemet hareketini organize etmek istemişlerse de, başarısız olmuşlar ve İstanbul&#8217;a giderek harbiye Nazırı Cevat Paşa&#8217;dan Yunanlılarla dövüşmek üzere Bandırma&#8217;daki 61&#8217;nci Tümen komutanlığını istemiş ve bu göreve atanınca da süratle yeniden Bandırma&#8217;ya dönmüş ve 18 Haziran&#8217;da Bergama&#8217;da karargâhını kurmuştur.(16) <br />
<br />
DİPNOTLAR: <br />
<br />
1. Gotthard Jaeschke, İngiliz Belgelerinin Işığı Altında Yunanlıların İzmir&#8217;e Çıkartmasıs.22 ( Belleten TTK Ankara- 1968) ; E. B. Şapolyo, Milli Mücadelenin İç Alemi, Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri, s.96-11D <br />
<br />
2. Emperyalizmin boyutları için bknz. Türk ve Dünya Tarihi Ansiklopedisi, C-6, s.1081-1824 (Gelişim-Hacette Yayınları-İstanbul) <br />
<br />
3. İ. Artuç, a.g.e., s.89; Richard Reinhardt, İzmir&#8217;in Külleri (The Ashes of Smyrna) s.14, 15 (Hürriyet Yayınları, İstanbul) <br />
<br />
4 Türk İstiklal Harbi, II/I, s.51; B. Umar, a.g.e., s.93-105; Rahmi Apak; İstiklal Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, s.10 (İstanbul-1942). Nurdoğan Taçalan, Ege&#8217;de Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.234-235 (Milliyet Yayınları, İstanbul-1970) <br />
<br />
5. Türk İstiklal Harbi II-1, s.52; Zeki Arıkan, Mütareke ve İşgal Dönemi İzmir Basını, s.71 (Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-1989) <br />
<br />
6. Ali Güler, İşgal Yıllarında Yunan Gizli Teşkilatları, s.28, 29 (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara-1988); S. Şahin, Fener Patrikhanesi ve Türkiye, s.171, 172 (İstanbul-1980) <br />
<br />
7. Z. Arıkan, a.g.e., s.71-72, İlk kurşunla ilgili geniş bir inceleme için bknz. B. Umar, a.g.e., s.109-166; R. Apak, Garp Cephesi, s.11-18; Hasan tahsin için bknz. Ege&#8217;de Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.127-138 <br />
<br />
8. Türk İstiklal Harbi II/I, s. 55-56; Bilge Umar, a.g.e., 169-184 <br />
<br />
9. Kazım Özalp, Milli Mücadele-I, s.5, 6 (1919-1922) Türk Tarih Kurumu, Ankara-1988); Z. Aıkan, a.g.e., s.69, 70 <br />
<br />
10 Harb Tarihi Dairesi Arşiv No.1/3, Dosya 72; Türk istiklal Harbi II/I, s.57, Türkmen Parlak, Yunan Ege&#8217;ye Nasıl Geldi, s.341-357, 358-368 (İzmir-1982) <br />
<br />
11. Harb Tarihi Dairesi Arşiv No.1/3, Dosya No.65, Türk istiklal Harbi II/I, s.46, İzmir&#8217;in Külleri, s.34-35. Bknz. G. Jaeschke İngiliz Belgelerinin Işığı Altında Yunanlıların İzmir Çıkartması, TTK, Ankara-1968) <br />
<br />
12. Şevket Turgut Paşa, 31 Mart Vak&#8217;ası sırasında Edirne&#8217;den katılan birliklerin komutanı idi. İstanbul&#8217;da hükümetin o günlerdeki durumu için bknz. A. Halit Karay, a.g.e., s. 113-127 <br />
<br />
13. Türk İstiklal Harbi II/I, s.67, 70 <br />
<br />
14. Utkan Kocatürk, a.g.e., s.80 <br />
<br />
15. İ. Artuç, Kurtuluş Savaşı Başlarken, s.89 <br />
<br />
16. K. Özalp-I, s.4-17; S. Selek-I, s.244-245 <br />
<br />
Dr. M. Galip Baysan]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yabancı ülkelerin ders kitaplarında TÜRKİYE hakkında hangi iftiralar var !!!]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yabanc%C4%B1-%C3%BClkelerin-ders-kitaplar%C4%B1nda-T%C3%9CRK%C4%B0YE-hakk%C4%B1nda-hangi-iftiralar-var-10040</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:26:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2796">darkangel</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yabanc%C4%B1-%C3%BClkelerin-ders-kitaplar%C4%B1nda-T%C3%9CRK%C4%B0YE-hakk%C4%B1nda-hangi-iftiralar-var-10040</guid>
			<description><![CDATA[A.B.D<br />
Öğretmen Eğitimi Tarih &#8211; Sosyal Bilimler Kitabında;<br />
1894-1896 yılları arasında Sultan Abdülhamit 100 binden fazla Ermeniyi katletti. Ermeniler Türklerin yayılmacı Pantürkizm planının önünde engeldi. Bu nedenle Türk yöneticiler onlardan kurtulmaya karar verdiler.<br />
<br />
Ermeni Soykırımı Nasıl Gerçekleştirildi?<br />
<br />
-Türk Ordusundaki Ermeni askerlerin silahları alındı, zor işler verildi ve daha sonra öldürüldü. Ermenilerin eğitim, siyaset, din ve kültür liderleri tutuklandı ve öldürüldü.<br />
-İmparatorluk dahilinde yerel yetkililere, Ermeni nüfusa karşı nefret uyandırmalarını emreden talimatlar gönderildi.<br />
-Kadın, çocuk ve yaşlılar tehcir bahanesiyle çöle ölüm yürüyüşüne gönderildi. Ermeni nüfusun bütün mallarına ve zenginliklerine Türkler el koydu.<br />
-Bazı durumlarda, eğer Ermeniler Hristiyanlığı reddedip İslamı kabul eder ve Türk olduklarını söylerlerse hayatlarını kurtarabiliyorlardı. Ermeni soykırımının amacı Osmanlı İmparatorluğunun içindeki Ermenileri yok etmekti.<br />
-Ermeni soykırımı Yahudi soykırımının öncüsüdür.<br />
-1909 yılında Kilikya bölgesinde 30 bin Ermeni katledildi. 1915-1922 yılları arasında 1.5 milyon Ermeni öldürüldü; 500 bini de sürgüne gönderildi.<br />
-Tehcir sırasında savunmasız kadınlar ve çocuklar Suriye Çöllerinde haftalarca yürümeye zorlandı; tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. Binlercesi zorla Türk ve Kürt evlerinde ve haremlerinde alıkonuldu.<br />
<br />
Aşağıdaki bilgilerin ışığında diğer soykırım örneklerini tanımlayınız.<br />
-Osmanlı İmparatorluğu liderleri tarafından Ermenilere<br />
-SSCB&#8217;de Stalin tarafından köylülere, memurlara ve askerlere<br />
-Kamboçya&#8217;da Pol Pot yönetimi tarafından halka<br />
-Ruanda&#8217;da Hutular tarafından Tutsi azınlığa<br />
<br />
<br />
RUSYA FEDERASYONU<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
1875&#8217;in yazında Bosna-Hersek&#8217;te çıkan ayaklanma şiddetle bastırıldı. 1876&#8217;da Bulgaristan&#8217;da Osmanlı boyunduruğuna karşı bir ayaklanma çıktı ve Sırbistan ve Karadağ Osmanlıya savaş açarak Bulgar halkına yardıma koştular. Ancak az sayıdaki eğitimsiz ordu bozguna uğradı.<br />
Türk idaresinin yaptığı kanlı katliamlar Rus toplumunda infial yarattı. Kamuoyunda Yugoslav halklarının korunması fikri yayılmaya başladı. Yönetimin resmi yasaklarına karşı çoğunluğu subay olan binlerce gönüllü Sırp Ordusuna katıldı.<br />
<br />
Haritanın lejandında dört numaralı madde Kilikya Ermeni Devletini göstermektedir.<br />
<br />
Bölünmüş Bulgaristan, Sultan&#8217;ın düzenli ordusu için kolay lokma oldu. Daha sonra Sultan I nci Murat ordularını Sırbistan&#8217;a sürdü. 1389&#8217;da, LAZAR komutasındaki sayıca çok üstün Sırp Ordusu, Kosova Ovası&#8217;nda, kahramanca savaşıp düşmanı kıstırdılar.<br />
<br />
Fakat Prensin en yakın adamlarından biri Murat ile haince anlaşarak savaşın en önemli anında 12 bin askerini savaş alanından çekince, sarsılan Sırp Ordusu geri çekilmek durumunda kaldı.<br />
<br />
Prens LAZAR&#8217;ın akrabası Miloş OBİLİÇ kasten esir düşerek Sultan&#8217;a ***ürülmeyi talep etti. Kahraman Sırp, Hükümdar ile karşılaştığı anda hançer ile Murat&#8217;ı vurdu. OBİLİÇ&#8217;İ hemen orada parçaladılar. Komutayı alan yeni Sultan öç almak üzere tüm esirlerin ve Prens LAZAR&#8217;ın katledilmesi emrini verdi.<br />
<br />
Fatih, 200 bin kişilik ordu, 125 parçalık donanma ve yarım tonluk gülle atan devasa toplarla taarruza geçip şehri fethetti. İmparator 11 nci Konstantin elinde kılıcıyla öldü. Sultan; şehrin, surların, binaların kendisine ait olduğunu söyleyerek bunların dışındaki herşeyi yağma için askerlerine bıraktı. Üç gün süren yağmadan sonra ganimet ve kölelerden zengin olmamış bir tek asker kalmadı. Bizans Ordusu yok olmuş, ahalinin çoğu ölmüştü. Şehir İstanbul olarak adlandırılıp başkent oldu. Türkler tarafından bir çok Ortadoks kilisesi yıkıldı. Ayasofya ise camiye çevrildi.<br />
<br />
Kemal, iktidarda güçlenince diktatörlüğünü kurdu. Demokratik ve kominist organizasyonları dağıtıp reformlara girişti. Türkiye&#8217;de Cumhuriyeti ilan edildi, ruhani dünya sekülarize edildi.<br />
<br />
Güçlükler ekonomi ile sınırlı değildi. Çözümsüz bir çok sorun arasında Kürt sorununa dikkat etmek gerekmektedir. Lozan Antlaşması&#8217;na göre Kürtlerin yaşadıkları yerler Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları dahilinde bölünmüştü.<br />
<br />
60&#8217;lı yıllarda kurulmuş olan Kürdistan İşçi Partisi 1984 yılında Kürtlerin yaşadıkları bu dört ülkedeki topraklarda bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla silahlı mücadeleye girişti. Ülkenin Güneydoğu Bölgesi&#8217;nde PKK savaşçıları ile Türk Ordusu arasında silahlı faaliyet başladı.<br />
<br />
Askeri faaliyetler Türkiye&#8217;ye yıllık olarak 10 milyar dolara malolmuştur. Kürt sorununa çözüm halen bulunamamıştır.<br />
<br />
Türkiye Miğfer Devletler&#8217;in kaçınılmaz mağlubiyetlerine kanaat getirince Almanya ve Japonya&#8217;ya savaş açtı. Bu açık sembolik hareket Türkiye&#8217;ye BM&#8217;nin kurucuları arasında yer alma olanağı sağladı. Fakat uluslararası prestijini büyük oranda kaybetti. Özellikle SSCB ile ilişkileri kötüleşti.<br />
<br />
ALMANYA<br />
<br />
İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;<br />
<br />
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi &#8220;Armanisches Hochland&#8221; (Ermeni Dağlık Alanı) olarak gösterilmiş,<br />
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin bir kısmı &#8220;kürdistan&#8221; olarak gösterilmiş,<br />
-Haritanın Kıbrıs&#8217;ı gösteren kısmında &#8220;Türkiye tarafından işgal edilmiştir.&#8221;<br />
yazmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Bir halk milliyeti için savaşıyor (Kürtler). 5000 yıldır yaşadıkları bölgede<br />
Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda birçok ülkeye paylaştırıldı. O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil özgürlüğü vermedi. Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor. Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya-Çevre Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
(Kürtler)16-20 milyonluk bir topluluktur. Türkler bölgeye gelmeden önce de<br />
burada yaşıyorlardı. Toplam beş bölge ülkesinde yaşayan Kürtler devlet kurma arzusundadırlar. Türkiye ve Irak&#8217;ta, askerler ve Kürtler arasında silahlı çatışma olmaktadır. Türk Askerleri aileleri bölmekte, işkence yapmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
-Türkiye&#8217;nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesindeki bazı iller &#8220;kürdistan&#8221;,<br />
-Karadeniz Bölgesi&#8217;ndeki Canik Dağları &#8220;Pontus Gebirge&#8221; (Pontus Dağları)<br />
olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi &#8220;Armanisches Hochland&#8221; (Ermeni Dağlık Alanı),<br />
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin bir kısmı &#8220;kürdistan&#8221; olarak gösterilmiştir.<br />
-Kıbrıs&#8217;ı gösteren kısmında &#8220;Türkiye tarafından işgal edilmiştir.&#8221; yazmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya &#8211; Atlas Yardımcı Yayınında;<br />
<br />
Haritada Türkiye-İran sınırı kürdistan olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı. Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler vardı.<br />
<br />
Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık ve yorgunluktan,<br />
kervanları soyan göçebelerin baskınlarından hayatlarını kaybettiler. Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir işaretiydi.<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Ermenilerle ilgili: Türkler tarafından 1914-1918 yılları arasında soykırım yapılmıştır. Sevr&#8217;de garanti edilen bağımsız Ermenistan oluşturulamamıştır. Ermenilerin topraklarının büyük kısmı Türkiye&#8217;de kalmıştır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Kürtlerle İlgili: Türkiye&#8217;de resmi olarak Kürt yoktur, bunun yerine &#8220;Dağlı<br />
Türkler&#8221; vardır. Kürdistan Kürtlerin yaşadığı bölgedir. Burası Türkiye, İran, Irak tarafından paylaşılmıştır.<br />
<br />
İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
Türkiye ile İlgili: Konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe&#8217;dir. Yönetim şekli<br />
1982&#8217;den bu yana cumhuriyettir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Kürtler, Türkiye ve Irak yönetimiyle çatışma içinde ve birçok insanlarını<br />
kaybetmiş durumdadırlar. Su sorunu çözülmeden bölgedeki Kürt probleminin de çözülmeyeceği ortadadır.<br />
Irak rejiminden kaçan Kürtlerden 6700 kişi Türk sınırında, kirli su ve buna<br />
bağlı hastalıklardan dolayı öldü.<br />
<br />
Haritada: Halen Kürtlerin yaşadıkları bölgeler,<br />
<br />
Planlanmış kürdistan (Sevr&#8217;e göre),<br />
Bağımsız kürdistan cumhuriyeti (1946-1947) olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur. Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmeli ve Türkçe konuşmak zorundadır.<br />
Fakat özellikle Doğu Anadolu&#8217;da çeşitli halk grupları geleneksel yapılarını<br />
koruyarak yaşamaktadır ve Türk Devleti&#8217;ni yabancı görmektedirler.<br />
Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini kurma sözü vermişti.<br />
80&#8217;li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi&#8217;nin bağımsızlık savaşı şiddetlendi. İki<br />
cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti.<br />
PKK savaşçıları kadınları, çocukları öldürdü. Türk Ordusu iki binin üzerinde<br />
köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Türkiye, bölgede yürüttüğü proje kapsamında (GAP) 21 baraj, 17 santralle her iki nehrin suyunu kendi ülkesine kullanacak. Birçok insan bu proje kapsamında yurtlarını terk edecek, iklim değişimi hastalıklara yol açacaktır.<br />
Kürtler Türk Hükümetinin baskısı altındadır, uzun zamandır bağımsızlık<br />
istekleri vardır.<br />
<br />
İmla Klavuzunda;<br />
Eşanlamı Karşılığı<br />
türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak, aldatmak.<br />
Sözlükte;<br />
Eşanlamı Karşılığı<br />
Türk = Manöver,Propaganda Manevra, abartma.<br />
Werbung<br />
türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapma, aldatma.<br />
Türken Bauen = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
İtalyanlar, Türkler ve Yunanlılar olmasaydı bizim ülkemiz ne yapardı? Kim bizim çöpümüzü toplar, caddelerimizi süpürür; büroları, hastaneleri, devlet dairelerini temizlerdi.<br />
<br />
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;<br />
<br />
-İstiklal Marşı sırasında gülmek yasaktır.<br />
-Sınıflar kalabalık ve öğrencilere temizlik kontrolü (tırnak, mendil) yapılmaktadır.<br />
-Öğretmeler öğrencileri dövüyor.<br />
-Okullarda ezberci eğitim yapılmaktadır.<br />
-Sultan yerine gelen general tek eşli; eskiden erkekler dört kadınla evlenebiliyorlardı.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Tarih dersi müfredatının &#8220;Savaş-Teknik-Sivil Halk&#8221; bölümünde, kapsanması mecburi olan konular içerisinde &#8220;İnsanlıktan Uzaklaşma&#8221; başlığı altında verilen &#8220;Savaşlardaki Dejenarasyon, Etnik Ayrımcılık, Toplu Katliam ve Soykırım&#8221; konusuna, sözde Küçük Asya&#8217;da (Anadolu&#8217;da) Ermeni nüfusuna yapılanlar soykırıma örnek olarak gösterilmiştir. Görsel öğrenme metodları olarak da mezarlıklar ve soykırım anıtlarının kullanılabileceği belirtilmiştir.<br />
<br />
AVUSTURYA<br />
<br />
Avusturya tarihi, Avusturya vatandaşlarının belleklerine belli başlı olaylarla kazınmıştır. Bunlar Ortaçağ koyu Katolik baskısı, büyük yangınlar, savaşlar ve 1529 ile 1683 yıllarında yaşanan Türk kuşatmalarıdır. Türkler; merkezi ve Doğu Avrupa milletlerinde çoğunlukla çocuklarını kaçırıp yeniçeri ocağı için devşiren, eşlerini ve kızlarını kaçırıp hareme hapseden, akınlarla batı istikametine hem karadan, hem deniz ve Tuna Nehri&#8217;nden gelip soyup, öldürüp, çalan ve giden insanlar olarak nitelendirilirken, bu ülkelerde anneler pek yakın zamana kadar (ve belki de halen) çocuklarını &#8216;&#8217;Uyumazsan Türkler gelir, seni ***ürür&#8217;&#8217; diye korkutup uyutmaya çalışırken, Avusturya bunlara ek olarak tarihini, Avrupa&#8217;yı ve Hristiyanlığı Türklerden kurtaran bir millet olma çerçevesine oturtmuş bir millettir<br />
İki Türk kuşatmasının izlerini Avusturya&#8217;da her şehir ve kasabada izlemek mümkündür. Bunlara ilişkin sayısız kitap yazılmış ve sanat eseri (efsane, şiir, şarkı, roman, heykel, resim, tiyatro, film) yaratılmıştır. En ücra kasaba, köy kilisesinde dahi bir tabela üzerinde &#8216;&#8217;Türkler &#8230;. yılında buraya gelmiş ve soymuş, katletmiş, yakmış ve yıkmıştır&#8217;&#8217; yazısı görülebilir. Viyana&#8217;da pek çok cadde ve meydanın ismi Türklerin adı kullanılarak türetilmiştir. Pek çok bina duvarlarında yarı gömülü (çoğu suni olsa da) yuvarlak taş bilyalar Türk gülleleri olarak turist çekmektedir. Şehir merkezindeki pek çoğu heykelde zafer kazanmış Avusturyalı komutan ayağı altında sarıklı bir Türk başı, yerde sürünen bir yeniçeri ve sancak gibi şeyler görülmektedir.<br />
Pek çok sanat eserinde olduğu gibi askeri tarih müzesinde de Türklerle olan geçmiş yaşatılmaktadır. Burada Türklerden ele geçirilen ganimetlerin yanı sıra, temsili pek çok resme de rastlanmaktadır. Bu resimlerde Türkler sürekli zulmeden kişiler ve düşman modeli olarak hep çok çirkin, uzun bıyıklı, salyalı, iri gözlü olarak resmedilmişlerdir. Tarihinde pek çok milletle savaşmış olan Avusturya için diğer savaştıkları milletler bu kadar söz konusu değilken, Türklere dair geçmişi sürekli canlı tutmak, koyu Katolik olan Avusturya halkının milli benliğine ve dinine bağlılığının bir göstergesi olmuştur.<br />
Alman Orient Enstitüsü Başkanı emekli yarbay Udo STEİNBACH, Avusturya medyasını Türkler alehinde etkilemektedir. Ona göre:<br />
&#8220;Asıl sorun Atatürk tarafından yaratılan bu uyduruk Türk milletindedir. Uyduruk bir dil ve kültür. Önce Ermenileri sonra Rumları katlederek uyduruk bir cumhuriyet kurdular. Kürtleri neden tamamen kesmediler, merak ediyorum.&#8221; (1998)<br />
Adı geçen kişi halen içinde Türk kelimesi geçen her faaliyette Avusturya ve Almanya başta olmak üzere pek çok ülkede konuk konuşmacı olarak, üstelik Türkler ya da Türk sempatizanı olarak kendini gösterenlerce (örneğin Avusturya-Türk Bilim Derneği) görevlendirilmektedir.<br />
<br />
DANİMARKA<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
Sayıları 25 milyona ulaşan Kürtler (13-14 milyonu Türkiye&#8217;de), dünyadaki anavatansız halktır. Burada bulunan ve Türk olarak adlandırılan halkın çoğu aslında Kürttür.<br />
Türk Devleti Kürt halkının varlığını reddetmektedir. Kürtlerin demokratik hakları kısıtlanmaktadır. Parlementoya seçilmiş bile olunsa Türkiye&#8217;de Kürtçe konuşmak hapis nedenidir.<br />
Türk polisi ve askerinin yargısız tutuklamaları, köyleri harap etmeleri Kürtleri sürekli tedirginlik içinde yaşamaya itmektedir.<br />
Bölgedeki iç savaşta 37.000 kişi ölmüştür. Ayrıca 2.500 Kürt köyü yıkılarak boşaltılmıştır.<br />
Yapılan baskılar nedeniyle Batı Avrupa&#8217;ya gelen yabancıların büyük kısmını Kürtler oluşturmaktadır.<br />
<br />
FRANSA<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Fotoğrafın altında &#8220;1918'den sonra Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni yetim ve öksüzleri" ibaresi bulunmaktadır. Fotoğrafta yerlerde çok kötü durumda, yarı çıplak küçük yaşlarda kız ve erkek çocuklar görülmektedir.<br />
Eğitim sistemi itibarıyla ezberden çok, tartışma ve yorum yönteminin<br />
uygulandığı bu ülkede, tartışma ve yorum yapmaya müsait bu resimle Osmanlı İmparatorluğu ilişkilendirilerek, sözde Ermeni soykırımı;<br />
Ermeniler kimdir?<br />
Bu çocuklar neden öksüz kalmışlardır?<br />
Osmanlı İmparatorluğu içerisinde ne kadar Ermeni yaşıyordu?<br />
Bunlara ne oldu?<br />
gibi sorularla işlenmektedir.<br />
Savaşta Avrupa'da en az 8 milyon insan ölmüş, milyonlarcası yaralanmış veya sakat kalmıştır ve üstelik savaş 1 milyondan fazla Ermeninin göç ettirilmesi ve katledilmesiyle 20 nci yüzyılın ilk soykırımı sonucunu doğurmuştur.<br />
Fotoğrafta, bir bina önünde üç Ermeni din adamı ve önlerinde yerde yatan öldürülmüş insanlar (Kitaba göre Ermeniler) görülmektedir. Fotoğrafın altında "Ermeni katliamı (1919)" yazısı ile "1915'te Türk Hükümetinin aşırı uçtaki kanadınca alınan önlemler, İmparatorluktaki Ermenilerin büyük bir bölümünün yok edilmesine yol açtı. (en az 600 bin ölü)" açıklaması bulunmaktadır.<br />
"Cephede Savaş Dehşeti" isimli konu alt başlığında "Bu savaş esnasında 20 nci yüzyıl, ilk soykırım ile tanışmış oldu. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı İmparatorluğunda Hıristiyan Ermeniler, Rus saldırılarına destek vermekle suçlandılar. 1,5 milyon Ermeni kadın, çocuk, erkek 1915'te sürgüne gönderildi ve Türk hükümetinin emri ile katledildi" ifadesi yer almaktadır.<br />
Fotoğrafın altında "1915'te Ermeni Katliamı" yazısı ile "Ermenilerin tutuklanma ve sürgüne gönderme kararını kim aldı?" sorusu bulunmaktadır. Söz konusu fotoğrafta ise elleri tüfekli, fesli ve bıyıklı, asker elbisesi giymiş iki kişi ile, kafatasları görülmektedir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Altında Ermeni katliamı yazısı bulunan resimde temsili olarak Ermenilerin kadın, erkek, çocuk, bıçakla ve tüfekle katledilmesi gösterilmektedir.<br />
Sayfanın sağ üst köşesindeki haritada Türkiye'nin kuzeydoğusu &#8220;Ermenistan&#8221; olarak gösterilmiştir.<br />
Resimde Sırpları katleden Türkler gösterilmekte ve altında:<br />
"Zorbalıklar başlıyor, Sırp köylülerin Türk çetelerince öldürülmesi" yazısı yer almaktadır.<br />
Kitabın insan hakları ihlallerinin kronolojik olarak gösterildiği sayfasında, 1915 Yılı için "Ermenilerin Türkler tarafından katledilmesi 20 nci Yüzyılın ilk soykırımıdır." ibaresi yer almaktadır.<br />
"Lise 2 nci sınıfta Ermeni sorunu nasıl kavrattırılır?" sorusu yer almakta ve altında "Neden bu seçim?" sorusuna üç maddelik yanıt verilmiş:<br />
-09 Aralık 1948 Soykırım Suçlarının Cezalandırılması Sözleşmesi ile tanımlanan ve 16 Nisan 1984 Yılında halkların sürekli mahkemesi tarafından 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen soykırıma karşı borç olduğu için,<br />
-Milliyetçilik ilkesinin değişime ve büyük güçlerin çıkarlarına karşı daha hafif kaldığını göstermek için,<br />
-Soykırım ve savaş suçlarının kabul edilmesindeki güçlüğü göstermek için.<br />
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;<br />
Kitap, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü, Abdullah ÖCALAN&#8217;ı, meşru ve masum bir bağımsızlık mücadelesi yapıyor olarak göstermektedir. Bir ortaokul öğrencisinin anlayacağı şekilde basit bir dille yazılmış olan kitabın 36 ncı sayfasında "Türk Hükümeti modern ve liberal olarak görünmek istemektedir. Türkiye, AB&#8217;ne aday olmak üzere başvurmuştur. Kanunlarla yönetilen barış içinde bir devlet imajı vermeye çalışmaktadır. Ancak PKK/KONGRA-GEL üyelerini ve Kürt milliyetçilerini öldürmek veya yakalamak için kuvvete başvurmaktadır." denilmektedir.<br />
<br />
lköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
"Dünyanın Bugünkü Jeopolitiği" adlı konu verilirken bir dünya haritası çizilmiş ve üzerinde çatışma bölgeleri gösterilmiştir. Haritada Türkiye'nin güneydoğusu da çatışma bölgesi olarak gösterilmektedir.<br />
Ortadoğu haritası üzerinde, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve İran'ın batısı ile Suriye'nin bazı bölümleri Kürt bölgesi olarak gösterilmiştir.<br />
Ayrıca Şırnak kenti de yüksek çatışma bölgesi olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ<br />
<br />
İlköğretim Okuma Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Harap Bir Köy&#8221; adlı okuma parçasında, köyün 1974 yılında Türkler tarafından harabeye çevrildiği anlatılmaktadır. Parçada köy halkının her şeyi bırakarak köyü terk ettiği dramatize edilerek resimli bir şekilde anlatılıyor.<br />
Kuzey Kıbrıs Yunanlıları Türk Ordusu tarafında evlerini terk etmek ve adanın özgür bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldılar.<br />
Parçada; kuzeyde bıraktığı evi ziyarete giden ailenin büyük kızı dönüşte iki salyangoz getirir. Evin küçük kızı salyangozları görünce gözleri dolar: &#8220;Evlerini sırtlarında taşıyorlar, keşke ben de aynısını yapabilseydim.&#8221;<br />
&#8220;Göç&#8221; başlıklı yazıda, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşanan nüfus mübadelesinde Yunanlıların evlerini, topraklarını satıp göç ettikleri konusu trajik bir şekilde anlatılmaktadır.<br />
Yazıda, Mihalis KASİALOS adlı bir halk sanatçısının (ressam) 1973&#8217;te Paşaköy&#8217;de inşa ettirdiği ve duvarlarını dillere destan bir şekilde kendi elleri ile resmettiği kilise anlatılmaktadır. Yazının devamında 1974 ağustosunda Türk Askerlerinin köye girip birçok masum kişi ile birlikte yaşlı KASİALOS&#8217;u da öldürerek etrafa zarar verdiklerinden bahsedilmektedir. Sonunda ise yaşlı KASİALOS ölmüş olsa bile resimlerinin ölümsüz bir şekilde orada kalacağından söz edilmektedir.<br />
1821 ayaklanmasını anlatan yazıda; Sakız Adası&#8217;nın Türkler tarafından yerle bir edildiği, köy ve şehirlerin yakıldığı; kadın, çocuk ve ihtiyarların boğazlandığı, genç kızların ise yine Türkler tarafından köle pazarında satıldığı anlatılmaktadır.<br />
İzmir&#8217;in Türklerin eline geçmesi ve devamında yaşanan nüfus mübadelesinin trajik bir şekilde anlatıldığı yazı; İzmir&#8217;in alevler içinde kaldığı, Yunanlı nüfusun canlarını kurtarmak için küçük sandallara dolup denize açıldığı görüntüsü yaratılan bir resimle desteklenmiştir.<br />
<br />
Hikayede EOKA&#8217;cı Grivas&#8217;ın da lakap olarak aldığı efsanevi Diğenis AKRİTAS&#8217;ın Beşparmaklar ile öyküsü anlatılmaktadır. Beşparmaklar&#8217;ın ilk çağlardan beri Helenlere ait olduğunu vurgulanmaktadır.<br />
<br />
Öykü ilk çağ dönemine ait olmasına rağmen konu Türklere getirilmekte ve Eflaklı bir Yunan çocuğun nöbet yerine giderken Türk-Arap korsanların Kıbrısa saldırdıkları ve adanın yeşil kıyılarının kızıl kana bulandığı anlatılmaktadır.<br />
Nöbetçi çocuğun, arkadaşlarına, kardeşlerine kılıçlarını kuşanıp Türkler ve Araplara karşı savaşmaya çağırdığı bir kahramanlık öyküsü olarak anlatılmaktadır.<br />
<br />
&#8220;Türk İşgali&#8221; adlı şiirde Barış Harekatı dramatize edilerek anlatılmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Ben Hristiyan doğdum, Hristiyanım, Hristiyan öleceğim.&#8221;<br />
Bu sözlerden sonra Türkler onu zindana attılar ve birkaç gün sonra yaşamı tüyler ürpertici bir şekilde sona erdi..<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Seni ilk oğluna ağlamak zorunda bıraktığım için ağlama, umutsuzlanma anneciğim.<br />
Eğer bunca anneler ağlıyorsa bunun suçlusu Türklerdir.<br />
Bana süt içirip büyüttüğün kulübemize bir Türkün efendi olmasına kalbim<br />
dayanamıyor, tahammül edemiyorum.<br />
Bunu sen de biliyorsun anne.<br />
Bu kitabın tamamı Türk düşmanlığı içermektedir.<br />
<br />
İlköğretim Okuma Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Kıbrıs&#8217;da&#8221;, &#8220;Kıbrıslı Çocuk&#8221;, &#8220;Vatan&#8221; ve &#8220;Bölünmüş Vatanımız Hakkında Küçük Çocuğun Merakı&#8221; adlı şiirlerde ilkokul çocukları, Kıbrıs&#8217;ın bölünmüş olduğu ve yeniden birleşmesi için dileklerde bulundukları, geride (kuzeyde) bıraktıkları yerlere ve evlerine dönmek istedikleri, Türklerin Güzelyurt ve Maraş&#8217;ı harabeye çevirdiği gibi konular işlenmektedir.<br />
Eftihia Teyze, Erenköy&#8217;ün Yalusa Köyü&#8217;nde ailesiyle birlikte mutlu bir hayat sürüyordu. İnsanlar ister Yunan olsun isterse Türk olsun herkese yardım ediyordu. Fakat 1974 yazında kötü olay ansızın gelişti. Oğlu Aleksandros, onun karısı Avgi ve çocukları ile birlikte esir oldu. Aleksandros Kıbrıslı Türkler tarafından bir soruşturma için tutuklandı. O günden beri hiç kimse kendisini görmedi, kayıp.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Türkler 1974 Temmuzunda Kıbrıs&#8217;a askeri çıkarma yaptılar. 200 bin Rum zorla evlerinden atıldı ve kendi vatanlarında göçmen oldu. Birçoğu Türkiye&#8217;deki hapishanelere ***ürüldü. Bu kişilerden 1619&#8217;u halen kayıptır. Bu kişilerin aileleri, yakınlarının akibetlerinin belirlenmesi için o zamandan itibaren süregelen bir mücadele başlatmışlardır. Türk işgali altında bulunan topraklarda, 1974&#8217;te 20 bin mahsur insan kalmıştır. Türkler bu kişileri, yavaş yavaş oradan gitmeye mecbur etmişlerdir. Bu kişilerin sayıları devamlı azalmaktadır. 1994&#8217;te bu kişilerin sayısı 900&#8217;ü geçmiyordu.&#8221;<br />
Parçanın sonunda, parça içerisinde geçen rakamlarla ilgili sorular sorulmaktadır. <br />
Örneğin:<br />
&#8220;Kıbrıs&#8217;a Türk işgali ...... Temmuz&#8217;unda yapılmıştır.&#8221;<br />
<br />
İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
Türk döneminde Kıbrıs Kilisesinin varoluş mücadelesi verdiğinden bahsederek Türklere &#8220;barbarlar&#8221; diye hitap etmektedir. Kıbrıs Kilisesini Nuh&#8217;un Gemisi&#8217;ne benzetmektedir.<br />
1821&#8217;de Türklerin Rum papazları katlettiği, 1974 Yılında Kıbrıs&#8217;ı işgal ettikleri belirtilmektedir.<br />
<br />
İlköğretim Sosyal Ahlak Dersi Kitabında;<br />
<br />
Karikatürize edilmiş haritada, Kıbrıs; üzerinden kan damlayan dikenli tellerle ikiye bölünmüş ve kuzey tarafının üzerinde Türk bayrağı bulunan bir asker botu ile ezilmekte. Altındaki açıklamada:<br />
&#8220;Kıbrıs devletinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı 1974&#8217;teki Türk işgali ile açık bir şekilde ihlal edilmiştir.<br />
Haritada Kuzey ve Güney sınırları gösteriliyor. Haritanın üstüne &#8220; Unutmuyoruz&#8221; diye büyük bir başlık atılmış, altındaki açıklamada ise:<br />
&#8220;İşgal Bölgesi %36.4, 3 bin ölü, 1619 kayıp ve 824 esir.&#8221;<br />
<br />
İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
Türk döneminde sürekli despotluk olduğu, Türklerin Ortodoks kiliselerini camilere çevirdiği, kiliseye acımasız vergiler uyguladıkları, papazların sürgüne gönderildiği ve Türklerin kiliseleri yağma ederek kiliselere saygısızlıkta bulunduklarından bahsedilmektedir. Türklerin Hristiyanlığa düşman olduğu izlenimi yaratılmaktadır.<br />
<br />
İNGİLTERE<br />
<br />
Müzenin &#8220;Crime Against Humanity&#8221; bölümünde &#8220;Armenia 1915&#8221; başlığı altında Türklerin 1915 yılında Ermenileri nasıl katlettiklerini anlatan bir bölüm vardır. Bu bölümde sözde Ermeni soykırımının nasıl başladığı anlatılmaktadır.<br />
Müzenin &#8220;Crime Against Humanity&#8221; bölümünde &#8220;The continuing Plight of the Kurts&#8221; başlığı altında Kürtlerin kim olduğu ve Kürtlere karşı yapılanlar yıllara göre ayrı ayrı anlatılmaktadır.<br />
<br />
İSVEÇ<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Haritada Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin bir kısmı &#8220;kürdistan&#8221; olarak gösterilmiştir.<br />
Atlasın Kültür ansiklopedisi bölümünde, çeşitli milletlerin tanıtıldığı kısımda, Kürtlerin hayvancılıkla uğraşan, Türkiye, İran ve Irak&#8217;ta yaşayan, baskı altında yaşadıkları iddia edilen Müslüman halk oldukları ifade edilmektedir.<br />
<br />
İTALYA<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Türkiye nüfusunun çoğunluğu Türk halkından ve azınlık Kürt halkından oluşmaktadır. Kürt halkı, sistematik olarak politik bir baskı rejimi uygulanması nedeniyle göçe itilmektedir.<br />
Kürt halkı, politik açıdan birden çok ülkeye ait olan Kürdistan bölgesinde yaşamaktadır ve sürekli olarak politik baskı altında tutulduklarından dolayı dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış durumdadırlar.<br />
Birinci Dünya Savaşı sonunda büyük devletler tarafından Kürt halkına toprak verilmesi sözü tutulmamış ve bunun sonucu olarak Kürt halkı, Türkiye, Suriye, Irak ve İran topraklarına yayılmışlardır.<br />
Şu anda, Türkiye&#8217;de yaşayan Kürt halkının nüfusu 15 milyon civarındadır. Türk Devleti, Kürt halkına karşı işgal, yerleşim bölgelerini yok etme, halkı göçe zorlama şeklinde askeri baskı altında tutmaktadır. Kürt kimliğini yok etmeye çalışarak, Kürtleri, &#8220;Dağ Türkleri&#8221; olarak çağrılmaya zorlamaktadır.<br />
Kürtçe konuşulması yasak olup, Kürt çocuklarının eğitimleri yalnızca Türk öğretmenler tarafından yapılmaktadır.<br />
Kürt sorunu, Abdullah ÖCALAN&#8217;ın (Kürt halkının özgürlüğü ve hakları için askeri ve politik metotlar kullanarak savaşan PKK/KONGRA-GEL partisi başkanı) yakalanmasından sonra uluslararası bazda gündeme gelmiştir.<br />
Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası teşkilatlar birçok kez Türkiye&#8217;yi ve Kürt halkının yaşadığı diğer ülkeleri, Kürt halkına karşı uygulanan baskı rejimlerinden dolayı suçlamıştır.<br />
Türkiye&#8217;nin radikal İslam&#8217;a karşı aldığı pozisyondan dolayı ve bulunduğu bölgede denge unsuru olması gibi stratejik konumu vardır. Bu nedenler, Kürt halkına uyguladığı baskıların, uluslararası platformda yeterince sert bir tepki almasını engellemiştir.<br />
<br />
MACARİSTAN<br />
<br />
Macaristan Kültür Bakanlığı İnternet Sitesinde;<br />
<br />
1456 Yılında Osmanlı Ordularının Macaristan istikametine yönelmesi üzerine Papa III ncü CALİXTUS Hıristiyan dünyasını Haçlı seferine davet etti ve Hıristiyanlardan savaşın kazanılması için kiliseye giderek dua etmeleri ve kiliselerde günde üç kez çan çalınmasını emretti. Bu duyuru beklenilenden daha etkili oldu.<br />
22 Temmuz 1456&#8217;da Macar Komutanı Janos HUNYADİ komutasındaki<br />
birlikler Belgrad&#8217;da Osmanlı Ordusuna ağır kayıplar verdirdiler. Bir çok kişi yapılan duaların bu başarının kazanılmasında etkili olduğunu düşündü.<br />
Papa bu zaferi 06 Ağustos&#8217;ta öğrendi ve Hıristiyan Dünyasında zafer günü<br />
olarak kutlanmasını buyurdu. Papa VI&#8217;ncı ALEXANDER, 09 Ağustos 1500&#8217;de bütün Hıristiyan dünyasında kiliselerde öğle vakti çanların çalmasını buyurdu.<br />
Bu nedenle her gün saat 1200&#8217;de kiliselerde çalan çanların anlamı Türklerin<br />
1456&#8217;da Belgrad&#8217;da yenilgiye uğratılmasını kutlamaktır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Kitabın, Ermeni ve Kürt sorunu bölümlerinde, ATATÜRK&#8217;ün görüşlerine de yer vererek tamamen İngiliz görüşü yansıtılmaktadır. Kitapta Türkler aleyhinde ağır eleştiriler bulunmaktadır.<br />
Sözde Ermeni Soykırımını Ermeni trajedisi olarak ifade eden yazar, kitabında<br />
ATATÜRK&#8217;ün Ermenilerin güneye göç ettirilmesi esnasında katliama uğradığı ve sorumluların cezalandırılmasını talep eden görüşlerine yer vermektedir.<br />
Tehcir kanunu nedeniyle Ermenilerin yalnız doğu Anadolu&#8217;da değil, Trakya&#8217;da<br />
dahil olmak üzere bütün bölgelerden göç ettirildiği ve göç esnasında Kürt aşiretler tarafından katliama tabii tutulduğu ifade edilmektedir. Binlerce Ermeni&#8217;nin de Alman subaylar ve Alman Protestan din adamları tarafından kurtarıldığı ifade edilmektedir.<br />
Yazar ayrıca, AB Parlamentosunun 1987 tarihli kararına gönderme yaparak,<br />
1948 tarihli BM Anlaşması gereğince 1915-1917 tarihlerinde meydana gelen olayları soykırım olarak kabul etmesi gerektiğini belirtmektedir.<br />
Kürt İsyanı bölümünde ise, 1925 ve 1937 isyanlarının bastırılmasında uygulanan yöntem ve taktikler nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti ve TSK eleştirilmektedir. Olayları İngiltere&#8217;nin Trabzon Konsolos yardımcısının görüşlerinden alıntılar yaparak tek taraflı olarak anlatmakta ve sözde Ermeni soykırımı ile benzerlikler kurmaktadır.<br />
<br />
ARNAVUTLUK<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Yabancı işgalcinin (Osmanlı İmparatorluğu) nefret uyandıran bayrağı ne kadar daha Kruya'nın surlarında dalgalanacak?<br />
Türkler, Arnavutluk'u ele geçirip ateşe verdi. 500 sene boyunca el ve ayaklarımıza kelepçe vuruldu.<br />
Köleliğin elbisesini çıkart ve cesaretin silahlarını giy.<br />
"Arkadaşlar, Türk itine vurun!" dedi ve düşman saflarına daldı.<br />
Osmanlıları ölüm bitirsin! Yeteri kadar ezdiler bizi.<br />
Türkler senin nerede olduğunu öğrendiği zaman seni köle yapar, annenin ırzına geçer.<br />
Arberia bölgesini işgal ettikten sonra Osmanlılar çaldılar, yaktılar ve ne buldularsa her şeyi mahvettiler.<br />
İtalya'da ve diğer ülkelerde hümanizm kültürü yerleştirildiği zaman Arnavut vatanına Osmanlı işgali yerleşti. Osmanlı ordusu şehirlerle beraber kültürü de bozdu.<br />
Osmanlı işgali boyunca Arnavut kültürü mahvoldu.<br />
17 nci yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu bütün Arnavut topraklarını işgal etti. Osmanlılar politik ve ekonomik baskıyı arttırmak için bir çok bölgeyi parçalayarak yeni bir düzen kurdu.<br />
Osmanlı işgalinden Arnavut şehirleri savaş boyunca çok ağır etkilendi. İnsanların öldürülmesi ve ekonominin mahvedilmesi dışında toplumun bir parçası yurt dışına göç etmiştir.<br />
Osmanlı işgali uzun sürdüğü için eğitimi de çok etkiledi. Halkın çoğu okuma-yazma bilmiyordu. 19 ncu yüzyılda Saray, Arnavut dilinin öğretimine ve okullarının açılmasına izin vermiyordu.<br />
Arnavut eğitimi ve kültürünün gelişimini engellemek için Türkler bir çok şey kullandılar. Bunlardan birisi: Arnavutça dilinin Türk ve Arap alfabeleriyle yazılması propagandasıydı. Bu tür şeyleri Osmanlılar, Arnavutça dilinin gelişimini engellemek için ve Müslümanlar ile Hıristiyanlar arası çatışmaların oluşması için yapıyorlardı.<br />
<br />
BOSNA &#8211; HERSEK<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Düzenli Türk Birlikleri geldiğinde, isyancıların cesur savunma mücadelelerine rağmen ayaklanma kanlı şekilde bastırılmıştır. Türk Ordusu birçok Sırp Köyünü soymuş ve yakmıştır.<br />
Türkler itaatkar Hristiyan nüfustan çıkan ve Yeniçeri olarak adlandırılan, paralı piyadelerden oluşan yeni bir asker sınıfını ordu sistemine sokmuştur. İşgalciler haracı/vergiyi Hristiyanların kanına empoze etmişlerdir. Zaman zaman çocuklarını almışlar, onları ***ürüp asker adayı olarak okutmuşlar ve Türk Ordusunun elit birliği olan Yeniçeri sınıfı için hazırlamışlardır. Hristiyan ailelerin çocukları asker adayı olarak okutulmalarının yanı sıra Osmanlı ruhuyla eğitilmişlerdir. Onların profesyonel asker olarak evlenme hakları yoktu.<br />
Osmanlılar itaatkar halkları barbarca ezmiş; çok sayıda harç ve vergi ödemek zorunda tutmuştur.<br />
Osmanlılarda yolsuzluk, şiddet, soygunlar ve asalaklık idarenin temel unsurlarıydı. Bu durum, çoğunlukla hayatta kalma mücadelesi veren iteatkar nüfusun ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini imkansız hale getirmiştir.<br />
Ortadokslar dini vecibelerini yerine getirmekte büyük zorluklarla karşılaşmıştır.<br />
Türkler tembel oldukları için esir ticareti yapıyorlardı. Esir Hristiyanlara katı tutum sergilendiği için ve bazıları esaretten çabuk kurtulacaklarını düşündükleri için Türkleşmişlerdir.<br />
Türk Akıncıları hiçbir direnişle karşılaşmadan, Slovenya ve Hırvatistan topraklarını yağmaladılar.<br />
Split rahibi Roma&#8217;da: &#8220;Türkler, annelerin elinden bebeklerini alıyorlar, kadınlara kocalarının önünde tecavüz ediyorlar, genç kızları ailelerinden koparıyorlar; yaşlıları çocuklarının önünde öldürüyorlar. Bunları kendi gözlerimle gördüm.&#8221;<br />
Farklı kaynaklara göre Türkler 200 şehri işgal ettiler; 100 bin insanı köle, 30 bin genci de yeniçeri yaptılar.<br />
1524&#8217;te Türkler Konjic&#8217;teki tüm Fransiskan keşişlerini öldürdüler, cesetlerini Neretva Nehri&#8217;ne attılar ve manastırları, binaları, çevrelerindeki kiliseleri tahrip ettiler<br />
<br />
BULGARİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Yeniçerilerin Bulgaristan topraklarında büyük kötülük yaptıkları, gaddar askerler olarak hatırlandıkları,<br />
Sultanın kan vergisi adı altında yeniçeri toplama usulünün gaddarca olduğu,<br />
Birkaç yıllık sürelerle kuşatılan topraklarda sultanın adamlarının çok çocuklu Hristiyan ailelerden birer çocuk aldıklarını,<br />
Korkutulan bu çocukları, muhafızlar vasıtasıyla uzun süren yaya yolculuklar ile İstanbul&#8217;a ***ürerek Türkleştirdiklerini,<br />
Bu çocuklara sultanın kölesi gibi davrandıklarını, toplu olarak yaşadıkları yerden çıkmalarına izin vermediklerini,<br />
Ordunun yeni sefer ilan ettiğinde ve sefer yerine giderken geçtikleri bölgelerde hırsızlık ve akla sığmayacak her türlü deliliği yaptıklarını anlatmaktadır.<br />
Osmanlıdaki kölelikten bahsederken; Türklerin aydınlatılabileceğini ancak bunun boş bir çaba olacağını, Türklerin cehaletle beslendiklerini, fanatikliğin ufuklarını daralttığı ifade edilmektedir.<br />
1350 yılında Osmanlıların Bulgar topraklarına girdiğinde toplu katliamlar yaptıkları, dini binaları yaktıkları, kadın ve çocukları esir alıp sattıkları anlatılmaktadır.<br />
Sultan Beyazıt döneminde, Türk Bölge İdarecisinin, ileri gelen Hristiyan din adamlarını müşterek konuları görüşmek üzere çağırarak, genç-yaşlı demeden kilisenin ortasında boğazlarını kestiği, 110 ileri gelen Hıristiyanın öldürüldüğü anlatılmaktadır.<br />
Hristiyanların çoğunun korkudan, bazılarının güzel vaadlere kanarak, bir kısmının da maddi çıkar sağlamak için İslamiyeti kabul ettikleri;<br />
Seçkin sınıflardan bazılarının orduda çalışmaya başlayarak (Hristiyan sipahiler) hemen olmasa da zamanla İslamlaşıp Türkleştiklerini, böylelikle: Balkanlarda birçok aristokrat ailenin yok olduğu, bunun en çok Vidin, Niğbolu, Sofya ve Köstendil Sancaklarında gerçekleştiği belirtilmektedir.<br />
Diktatör tarzda reformcu tarifinin en çok Mustafa Kemal ATATÜRK&#8217;e yakıştığı, ATATÜRK&#8217;ün Osmanlı İmparatorluğunun kalıntılarından yeni Türkiye&#8217;yi kurduğu, yaratıcı milliyetçilik fikrine dayanarak cumhuriyeti ilan ettiği,<br />
ATATÜRK&#8217;ün ölümüyle birlikte cumhurbaşkanlığına ve Cumhuriyet Halk Partisi Başkanlığına İsmet İNÖNÜ&#8217;nün seçildiği, bundan sonra reformların ve demokratikleşmenin durduğu ifade edilmektedir.<br />
Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye&#8217;nin 1913 ve 1918 yıllarında kaybettiği savaşlarda, Avrupa&#8217;da 23 bin km2&#8217;lik toprak kaybı ile Doğu Trakya ve İzmir&#8217;i geri verdiğinden (ancak Haziran 1913&#8217;te Türk Ordusunun Doğu Trakya&#8217;yı istila ettiği ve burada yaklaşık 100 bin Bulgarı kestikleri ve 400 bin Bulgarı topraklarından sürgün ettiğinden) bahsedilmektedir.<br />
Devlete adil vergi hakkına sadece Müslüman olanların sahip olduğuna, diğerlerinin haklarının sadece belirlenen ek vergileri ödedikleri taktirde korunduğu,<br />
Müslümanların; kendilerinin Hıristiyanlara göre daha üst bir sınıf olduklarına, Hristiyanların kendilerine daha iyi hayat şartları sunmak için varolduğuna inandıkları belirtilmektedir.<br />
Bağımsızlık savaşındaki yenilgiden sonra, Türk çiftçilerinin Bulgar köylüleri üzerindeki baskılarının arttığına, vergilerin rüşvet sistemi şeklinde toplanmasına devam edildiğine,<br />
Bulgar halkının hiçbir politik ve sosyal haklarının olmadığına, yerel Bulgar aydınlarının takip edildiğine, baskı ve belalarla baş başa olduklarına değinilmektedir.<br />
<br />
KOSOVA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Kosova Savaşı&#8217;ndan sonra, Osmanlılar Arnavut topraklarını işgal ettiler. Evleri yakıp hayvanları ve diğer değer eşyaları yağmaladılar. Onlar Arnavut prensliklerini ellerinde tutmak için çocuklarını rehin aldılar. Bunların arasında Cerc Kastriot&#8217;da (İskender Bey) bulunuyordu. Osmanlı Türkleri 9 yaşındaki Cerc Kastriot'i rehin aldılar.<br />
<br />
60 yıl içinde Osmanlılar tüm Arnavut topraklarını işgal ettiler. Savaşın sonunda halk öldürüldü ve katledildi; Durs, İşkodra, Berat, Kruva ve Lej gibi büyük kentler köylere döndü. Osmanlı askeri kale, kilise, köprü ve diğer kültürel eserleri yıktılar. Bunlarla beraber çok sayıda değerli evrak da yok edildi.<br />
Osmanlı işgalinden önce Arnavutlar Hıristiyandı. Arnavutluk&#8217;un kuzeyinde Katolik mezhebi güneyinde ise Ortodoks mezhebi yaygın idi.<br />
Osmanlı işgalinden sonra İslam dini yayıldı. Bu dini Osmanlı işgalcileri zorla yaydılar, İslam dinini kabul etmeyen Arnavutlar büyük vergiler ödemeye zorlandı. 200 yıl içinde İslam dinini nüfusun yarısı kabul etti. Arnavutlar üç farklı dine sahip olmalarına rağmen her zaman birlik içindeydiler. Onların en büyük düşmanı Osmanlı işgalcilerdi.<br />
Arnavutlar her zaman bilim ve eğitimden yana olmalarına rağmen Osmanlı yönetimi Arnavut dilinde eğitimin gelişmesini engelliyordu. Tüm baskılara rağmen Arnavutça eğitim veren okullar açıldı ve Arnavutça eserler yazıldı.<br />
&#8220;Yeniden Doğanlar&#8221; Arnavut dilinde eğitim yapan okullar açılmasına büyük önem verdi. Osmanlı işgalcileri eğitimin Arnavutça ile yapılmasına izin vermedi. Arnavut vatanseverleri büyük çabalardan sonra Osmanlı Hükümetinden Arnavutça eğitim veren okulların açılması iznini almayı başardılar.<br />
Arnavutça eğitim veren okulların açılması halkı memnun etti. Arnavutça eğitim, Arnavutluğun düşmanlarını korkuttu. Sultan, Arnavut okullarının kapatılmasını emretti. Askerler ve hainler eylemlere başladı. Okul müdürü ve öğretmenleri zehirlediler. Bazı öğretmenleri tutukladılar. Arnavut alfabesine sahip olanları ise ağır cezalara çarptırdılar.<br />
Arbria'nın işgali esnasında; Osmanlı askerleri önlerine gelen her şeyi yağmalayıp, yakıp yok ettiler, işgal edilen yerlerde Arnavut toprakları, sultan tarafından Osmanlı derebeylerine ve onlara hizmet için hazır olan yerlilere verildi. Bunlar, Osmanlı Devletinin yürüttüğü tüm savaşlara asker göndermekle görevlendirildiler.<br />
Osmanlılar tarafından işgal edilen topraklarda halkın durumu ağırlaştı. Arnavutlar iki vergi vermeye mecbur oldular; birini yerel derebeylere diğerini ise Osmanlı Devletine. Bu ağır şartlardan kurtulmak için binlerce Arnavut kırsal alandaki köylerini terk etti. Onlar, işgalci rejimin bulunmadığı serbest bölgelere, dağlara yerleşti. Osmanlı işgaline karşı ilk olarak Mati ve Debre hükümdarı olan Gjon Kastrioti ayaklandı.<br />
İtalya ve diğer Avrupa devletlerinde Hümanizm ve Rönesans devam ederken Arnavut toprakları Osmanlı işgalinde bulunuyordu. Durs, Şkodka, Tıvar, Prizren, Berat ve Leja gibi çok sayıda büyük Arnavut kentleri köye döndü. Drişti, Deya, Şurlahu ve Spinarica gibi kentler hiçbir zaman ayağa kalkamadı. Kentlerde az sayıda Arnavut kaldı. Bu kentlerde Osmanlı askeri kışlaları kuruldu. Osmanlı askerleri kentlerle beraber kaleleri, kiliseleri, manastırları ve yüzyıllar boyunca kültür mirası sayılan çok sayıda güzel binaları yıktılar. Çok sayıda tablo ve heykeller yok edildi veya kayboldu. Bunlardan çok az bir kısmı kurtuldu.<br />
1481-1506 yılları arasında Osmanlı işgali sırasında; binlerce Arnavut ailesi vatanlarını terk ettiler. Bunların büyük bir kısmı Güney İtalya'ya yerleşti. Onların büyük bir kısmı evlerine dönecekler diye dillerini ve adetlerini unutmadılar.<br />
26 Ağustos 1830'da Manastır'da, önceki suçlarının affedileceği ve hediye dağıtılacağı vaadiyle bir araya getirilen 500 Arnavut derebeyi öldürüldü.<br />
Olaylar Yunan askerlerinin düşündükleri gibi gelişmedi. Gerçekleştirdikleri devlet darbesi Türkiye'nin askeri müdahalesine yol açtı. Türkler, Kıbrıs'ın kuzey kısmını işgal edip bir Müslüman hükümet kurdu ve o dönemden sonra ada ikiye bölündü.<br />
1478&#8217;de 150 bin kişilik Osmanlı Ordusu yeniden Kruva ve İşkodra'yı işgal etme girişiminde bulundular. II nci Mehmet komutasındaki Osmanlı askerleri iki yıl süren kuşatmanın ardından cephanesiz yiyeceksiz ve içeceksiz kalan Kruva'daki askerleri kaleyi teslim etmeye mecbur ettiler. Sultan teslim olmalarına karşılık kaleyi savunanlara özgürlük ve komşu ülkelere gidebilecekleri vaadinde bulundu ama sözünde durmadı. 16 Haziran&#8217;da kaleye giren Osmanlılar tüm erkekleri öldürerek kadın ve kızları köle olarak aldılar.<br />
Osmanlı işgalcileri, Arnavutların milli haklarını ihlal eden bir polis devleti rejimi uyguladılar. Vatansever öğretmenleri tutukladılar, okulları kapattılar, kitap ve gazetelerin basılmasını yasakladılar.<br />
<br />
MAKEDONYA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Yeniçeri ordusu 15 nci yüzyılda kurulmuştur. Başlangıçta bu ordu esir alınmış genç ve sağlam kişilerden oluşuyordu. Daha geç dönemlerde bu ordunun safları &#8220;kan vergisi (haracı)&#8221; olarak alınan Hristiyan çocuklarıyla dolduruldu.<br />
Reaya adıyla anılan esaret altına alınmış Hristiyan kitleler esas iş gücünü teşkil etmektedir. Bütün köylüler bağımlıdır ve reaya hiçbir imtiyaz hakkına sahip değildir. Sadece ağır yükümlülükleri vardır.<br />
Devlete karşı ana vergiler; haraç, hayvan vergisi, askerlik vergisi vs. şeklindeydi. En ağır vergi: &#8220;kan vergisi&#8221; yani devşirmedir. Hristiyanlar, yeniçeri askeri birliklerinin doldurulması için küçük ve sağlam çocuklarını vermeye mecbur tutuyorlardı. Kan vergisine karşı direniş çok büyüktür. Hristiyan halk bu şekilde çocuklarını Türkleştirmekten / Müslümanlaştırmaktan kurtarmak için değişik yöntemler kullanmışlardır.<br />
Osmanlı İmparatorluğundaki Hristiyan ahalinin durumu dayanılmazdı.<br />
Zulüm ve terör sıkça görünen vakalardır. İnsanların namusu ve onuruna el uzatılıyordu, kadınlar ve kızlar kaçırılıyordu.<br />
Doğu krizi döneminde Bosna-Hersek ve Makedonya&#8217;da ayaklanmalar meydana geldiğinde ve Sırbistan-Türkiye savaşı başladığında, 1876 yılında; Bulgaristan&#8217;da Türklere karşı güçlü bir ayaklanma başladı. Bu ayaklanma &#8220;Nisan Ayaklanması&#8221; olarak bilinmektedir. Türkler ayaklanmayı bastırmış ve 15 bin masum insanı öldürmüştür.<br />
Ejderhanın (Türklerin) öldürülmesi altyazısı olan Yunan kaynaklı bir karikatürde; Balkan İttifakı olarak: Sırp, Yunan, Karadağlı ve Bulgar, başında kavuğu olan bir ejderhayı öldürürken görülmektedir.<br />
Neguş ayaklanması sonunda; Neguş Kasabası Osmanlı askeri ve başıbozuklar tarafından ele geçirildi ve beş gün acımasız teröre, işkencelere ve yağmalamalara maruz kaldı. Bu esnada 1300 erkek öldürüldü ve çok sayıda köy yakıldı ve viran bırakıldı.<br />
Meriç Savaşı&#8217;ndan sonra Osmanlılar Makedonya topraklarına kuzeydoğudan ve güneyden saldırmaya başladılar.<br />
Makedonya toprakları birçok derebey, küçük devletlere ve knezliklere bölündü. Hükümdarlar arasındaki geçimsizliklerden yararlanan Sultan 1nci Murat büyük bir direnme görmeden birçok Makedon kentini işgal etti. Çok sayıda Makedon askeri esir edilmiş, köle pazarlarında satıldı.<br />
Osmanlılar işgal ettikleri topraklarda genç ve sağlıklı çocukları topluyor, bunlara İslam dinini kabul ettirdikten sonra özel askeri eğitimden geçiriyorlarmış. Yeniçeri adlı piyade olarak savaşa katıyorlarmış.<br />
Yeniçeri askeri; kan vergisi yoluyla ele geçirilen ve sonradan İslamlaştırılan Hristiyan çocuklarından oluşan askerdir.<br />
Osmanlı işkencecilerine karşı en etkili silahlı halk direnmesi olarak, haydutluk hareketi; 19 ncu yüzyılda da gelişme kaydetmiştir.<br />
Nyeguş ayaklanması merhametsizce bastırıldı. Bunun sonucu olarak, asker ve başıbozuklar beş gün boyunca şehri harabeye çevirdiler. Soygunculukla ellerine geçenleri alıp, cinayetler işlediler. 15 yaşından 65 yaşına kadar 1300 erkek katledildi. Otuz genç Nyeguşlu gelin çocuklarıyla birlikte Osmanlının eline düşmemek için; Nyeguş kentinden geçen Ara***a Irmağının şelalesine atlayarak intihar etti. Birçok köy yakılıp coğrafya haritasından silindi.<br />
<br />
ROMANYA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Çok ciddi bir şekilde geri kalan Güneydoğu Avrupa acımasız bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu değişik hakimiyet şekilleriyle birçok halkın hakimi idi: Romenler, Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar.<br />
Bağımsızlık için Osmanlıya ayaklanan Yunanistan, elde ettikleri başarıları acılarla ödedi. Türkler tarafından köle olarak satıldılar, patrik ve papazlar öldürüldü. Bu zulümler Avrupa kamuoyu tarafından eleştirildi ve Osmanlıya karşı savaşın başlamasına neden oldu.<br />
(Türkler) Hunlardan Tatarlara kadar, yaptıkları yıkıcı baskınlarla, Roma ve Hristiyan Avrupa için, Hristiyanların günahlarına karşı tanrının gönderdiği cezanın sembolü oldular.<br />
Madde 2: &#8220;Yüksek Kapı&#8221; Valahia&#8217;ya iyi niyetle gitmeyen hiçbir Türk&#8217;ü affetmeyecektir.<br />
Madde 10: Hiçbir Osmanlı, cinsiyeti ne olursa olsun, Valahia&#8217;da doğmuş olan hiçbir kimseyi köle olarak almayacak, Romen topraklarına Müslüman camisi yapılmayacaktır.<br />
<br />
SIRBİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Osmanlılar'ın işgalinden bahsedilmekte, Türklerin Hristiyanlar'dan kafir olarak bahsettikleri ve eşit muamele yapmadıkları, Sırpları sömürdükleri, baskı altında tuttukları, mallarına el koydukları, birçok vergiler uyguladıkları; başlangıçta Osmanlıların çok güçlü olmasından dolayı Sırp halkının karşı koyamadığı, Osmanlının işgal ettiği, yağmaladığı; 16 ncı yüzyılın sonunda Osmanlının ekonomik yapısının bozulmasından sonra, şiddet ve yağmacılığın daha da arttığı, idari yapıda bozukluklar meydana geldiği; işgal altındaki Sırp halkının ancak hayatını devam ettirebildiği; sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmenin durduğu; bazı Hristiyanların Müslümanlığı kabul ettiği, bunların çoğunlukla göçebe olan Güney Slavlar olduğu ve Bosna-Hersek&#8217;te bulundukları, Müslüman olduktan sonra bazı adetlerini ve dillerini korudukları fakat dini bağlarla sıkı sıkıya bağlandıkları Osmanlıları destekleyerek kendi ırklarına karşı düşman oldukları ifade edilmektedir.<br />
Türkler, paralı piyade (yeniçerileri) oluşturmuşlardır. Yeniçeriler, Osmanlılara yenilen milletlerden alınan çocukların, askerlik sanatını öğretmeleri ve Müslüman yapılmalarıyla oluşan bir yapılanmaya sahipti. Yeniçerilik, Sultanlar tarafından Hristiyanlara yüklenmiş olan Kan Vergisiydi.<br />
Türkler, bu iki Sırp'ı keserken orada olan İlija KOLARAC şöyle anlatmıştır: "Cellat, Prens Sima'yi keserken boynunu bir vuruşta kesemedi, birkaç defa vurdu. Prens, yiğitçe &#8220;Kes! Allah aşkına...&#8221; Kılıcı bekleyen ve bağlanmış olan Yüzbaşı DRAGİÇ bağırdı... O anda başka bir Türk koşup gelmiş ve DRAGİÇ'in kafasını uçurmuştur...."<br />
Vergiler iki katına çıkarılmış, Dayılar, yükselttikleri bütün Sultan gelirlerine (haraç, vergi, çubuk, gümrük) el atmışlardır. Haraç, iki ve üç katına çıkarılıp vergi, 15'ten 25-35 grosa yükseltilmiştir.Diğer vergiler de yükseltilmiştir. Bundan başka dayılar, subaşıları kendi isteklerine göre yargılamış; halkı dövmüş, öldürmüş, aşırı vergi almış, atları, silah ve hoşlandıklarını yağma etmişlerdir.<br />
Kanunsuzluk ve acımasızlıkla dolu olan bu yönetim, Belgrad Paşalığında halk ve Türk yöneticileri arasında çarpışmalara sebep olmuştur.<br />
Halkta telaş ve ayaklanma hazırlıkları hisseden Dayılar, ayaklanmayı bütün önemli milli önderleri öldürmekle önlemeye karar vermişlerdir. İlk yakalananlar arasında Prens ALEKSA, İlija BİRCANİN ve Milovan GRBOVİÇ idiler. Foçalı Mehmet Ağa'nın emriyle, Prens ALEKSA ve İlija BİRCANİN, 23 Ocak 1804 tarihinde, Valjevo şehrinde, halkın gözlerinin önünde kesilmişlerdir.<br />
<br />
ERMENİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, Başlangıçta; Türkler büyük başarılar elde ettiler. Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları, Asurluları katlettiler...<br />
İlk olarak Osmanlı Ordusundaki Ermenilerin ellerinden silahlarını aldılar ve onları yok ettiler. Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı. Sonra da askerler ya da polis onları ellişerli-yüzerli gruplar halinde ***ürüp katlediyordu.<br />
İkinci adım; önde gelen Ermenileri (doktor, öğretmen, din adamı, parti üyeleri vs) hapsedip yok etmekti. Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı. Ekseriyetle 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri sürgüne gönderiliyor ve yok ediliyordu. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama maruz kalıyordu.<br />
Ermeni halkının göç ettirilmesi ve katliamı 1914 sonu ile 1915 ilkbaharı ile başlar. Türk Devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu&#8217;nun çöllerine sürgün ediyordu. Sürgün süresince Ermenilerin neleri varsa talan ediliyordu. Güzel kadınlar ve kızlar Müslümanların haremine ***ürülüyordu. Kürtlerin, çetelerin, polis ve askerlerin saldırılarına maruz kalıyorlardı. Yola devam edemeyenler öldürülüyordu.<br />
Sürgün yerine, sürgün edilenlerin %10&#8217;u ulaşıyordu; örneğin Trabzon&#8217;dan kovulmuş 3000 Ermeniden Halep&#8217;e 35 kişi ulaştı. Kalanı öldürüldü, ya da açlıktan, susuzluktan ve çeşitli hastalıklardan öldü. Güney şehirleri köle pazarlarına dönüşmüştü. Buralarda Ermeniler çok ucuza satılıyordu.<br />
<br />
<br />
Katliamlardan kurtulmak için çok sayıda Ermeni yurtlarını kendileri terketti. Kasım 1914&#8217;ten 1916&#8217;ya dek çoğunluğu kadın ve çocuk yüzbinlerce Ermeni, Rusya&#8217;ya, Doğu Ermenistan&#8217;a göçtüler. Katliamlar ve sürgün nedeniyle Batı Ermenistan, asıl sahibinden yani Ermeniler&#8217;den mahrum kaldı. (İstanbul ve İzmir&#8217;de yaşayan Ermeniler&#8217;in tamamı sürgün edilmedi.)<br />
1915-1918 yılları arsında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak adlandırılmalıdır. Çünkü onların amacı Ermeni Milletinin kökünü kazımaktı. Osmanlı Türkiye&#8217;sinde yaşayan 2,5 milyon Ermeniden 1,5 milyonu öldürüldü ya da açlıktan, çeşitli hastalıklar yüzünden öldü. 200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi. Vahşiler, imparatorluğun 66 şehir ve 2500 köyünün Ermeni ve Hristiyan halkını yok ettiler. 2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı. Osmanlılar; bankalardaki paralarına, onlara ait topraklara, çiftliklere, menkul ve gayrimenkullere el koydu.<br />
Türkiye tarafından, Ermeni sorununun çözümlenmesi amacıyla 1915-1923 yıllarında yapılan Ermeni soykırımının tanınması Ermeni milleti için prensip anlam taşımakladır.<br />
Soykırım olayının tanınmasıyla; Ermeni milletinin toprak taleplerinin ve uğratılan zarar tazminatının tanınması konuları ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
GÜRCİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Transkafkas sınırında Türklerin egemenliği olduğu sürece Gürcistan&#8217;da barış garanti değildi. Davit, Ağmaşenebeli komşu, kardeş ülkeleri (Ermenistan ve Şarvan&#8217;ı) Türklerden kurtarma mücadelesinde teşvik etti. Şarvan için uzun süren savaş 1124 yılında Gürcülerin zaferiyle sonuçlanmıştır.<br />
1124 yılında Ermenilerin başkenti Anisi&#8217;nin ileri gelenleri gelip Kral Davit&#8217;ten şehirlerini Türklerden kurtarmak üzere yardım istediler. Üç gün süren savaşta Gürcü ve Ermeniler birlikte Anisi&#8217;nin Müslümanlarını yendiler.<br />
15 nci yüzyılın sonunda parçlanmış Gürcistan zor durumdaydı. Batıda Gürcistan&#8217;ın komşusu çok güçlü ve agresif Osmanlı Devleti oldu. Osmanlılar uzun savaşlar sonrası Gürcistan&#8217;ın eski komşusu Bizans&#8217;ı feth ettiler. 1453 yılında Konstantinepol&#8217;ü ele geçirdiler.<br />
Kuzey ve güney Karadeniz sahillerini de feth ederek Gürcistan sınırlarına dayandılar. Böylece Gürcistan&#8217;ın batı ile olan bağları tamamıyla kopmuş, Barbar Osmanlı Devleti ile komşu olunmuştur.<br />
Osmanlıların teşviki ile Batı Gürcistan&#8217;da esir ticareti (yerel nüfusun yurtdışı pazarlarında, özellikle Osmanlı İmparatorluğunda, köle olarak satımı) gelişmekteydi.<br />
<br />
SURİYE<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Toroslar&#8217;ın güneyinde yer alan Türkiye toprakları (Mersin ve Hatay) Suriye toprakları olarak gösterilmektedir.<br />
Osmanlı İşgali yaklaşık 400 yıl sürmüştür. Araplar, ülkelerinin hürriyetini çok sayıda şehit vererek sağlamışlardır. İngiliz ve Fransız işgalleri ise Suriye&#8217;nin kuzey bölgelerinin ve İskenderun sancağının zorla koparılmasına yardım etmiştir.<br />
Suriye ovalarının en genişi olan bu ova, Toros Dağları eteklerinden başlar ve Fırat Vadisi&#8217;ne kadar uzanır.<br />
105 nci sayfada "Suriye Nehirler Haritası"nda; Hatay, Suriye'ye dahil olarak gösterilmekte, Toros dağlarının güneyinde kalan bölge zorla koparılmış bölge olarak belirtilmektedir. 107 nci sayfada; "Asi Nehri" iç sular arasında sayılmaktadır.<br />
Fırat ve Dicle Nehirleri için "Ermeni yükseltilerinden doğmaktadır." açıklaması bulunmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Türkiye, nüfus çoğunluğunun Türklerden oluştuğu bahanesiyle İskenderun Sancağı&#8217;nı istiyordu. Fransa'da İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda Türkiye'nin İtilaf Devletleri safında yer almasını sağlamak maksadıyla bu konuda Türkiye'yi cesaretlendiriyordu.<br />
Sorun Milletler Cemiyeti&#8217;ne ***ürüldü. Cemiyet, nüfusun bu konudaki<br />
arzusunu belirlemek maksadıyla uluslararası bir komisyon gönderdi ve İskenderun Sancağı&#8217;nın Suriye'den ayrılarak, kendi egemenliğine sahip bir devlet olmasına, ancak dış ilişkilerde Suriye'ye bağlı kalmasına, Arapça ve Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesine karar verildi. Bu karar sancakta bulunan Arapların karşı koyması ve protestosu ile karşılandı ve her türlü takdire layık bir Arap mukavemeti oluştu. Fransa'nın sorunun Arapların lehine çözülmesine yardımı gerekirken, 23 Haziran 1939'da birliklerini İskenderun sancağından çekti ve Fransız birliklerinin yerini Türkler aldı. Vilayeti Türk Devletinin bir parçası haline getiren bu harekete muhalefete rağmen, İskenderun Sancağı Türk Devleti tarafından işgal edildi.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Tabiat Özellikleri&#8221; bölümünde &#8220;Başlıca orta seviyede yükseltiler; doğuda<br />
Ermeni yükseltileri, batıda Anadolu yükseltileridir.&#8221; 137 nci sayfada aynı konuda &#8220;Ülkede başlıca iki sıradağ uzanmaktadır: Bunlar kuzeyde Pontus Dağları, güneyde Toros Dağları&#8217;dır.&#8221; Açıklamaları yer almaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Osmanlı Devleti ilim ve irfan devleti değil, bir savaşlar devleti olmuştur. Aynı zamanda yenilikçi ve planlı bir devlet olmamış, hareketsiz ve karışık bir devlet olmuştur. Bu ve benzeri bir çok sebeple Araplar Osmanlı işgali döneminde iktisadi olarak gerilemiştir.<br />
<br />
ÜRDÜN<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Şematik olarak Arap dünyasının yağmur dağılımının gösterildiği bir haritada, Hatay&#8217;dan İskenderun ili olarak bahsedilmekte ve Suriye sınırları içinde gösterilmektedir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
...İttihatçılar Şam'da bulunan Türk Ordu Komutanı olan Zeki HALEPİ Paşayı görevinden aldılar, bunun nedeni Zeki Paşanın Arap asıllı olmasıydı , onun yerine ittihatçı olan Cemal Paşayı göreve koydular, Cemal Paşa Araplara karşı çok yanlış politikalar uyguladı, Cemal Paşa aşırı güç ve şiddet kullandı, milletin mahsullerine el koydu, yeni vergiler uyguladı. Cemal Paşa bütün bunları Osmanlı Ordularının takviyesi için yaptı, çok sayıda Arap ailesini Anadolu'ya sürgün olarak gönderdi. Osmanlı Ordusunda hizmet veren Arap birliklerini tenha cephelere yolladı , bununla yetinmeyip Ağustos 1915 ve Mayıs 1916 tarihlerinde çok sayıda milliyetçi Arap&#8217;ı Şam ve Beyrut'ta astı.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Türkiye'nin Fırat Nehri üzerine dünyanın en büyük barajını yapması, Suriye<br />
ve Irak'a Fırat Nehri&#8217;nden giden suyun miktarını azaltmıştır. Türkiye bununda ötesine giderek suyun bazen petrolden daha pahalı olabileceğini açıklamıştır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Bölgede çıkartılan Arap isyanlarının nedenlerinin, Osmanlı askerlerinin ve<br />
yönetiminin halka kötü davranması, özellikle kadınları çalıştırması ve onlara kötü muamele yapması, aşiret şeyhlerine verilen paraların verilmemesi ve vergilerin artırılması olduğu yer almaktadır.<br />
<br />
UKRAYNA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Sırbistan ve Bulgaristan ile savaşan Bizans İmparatorluğu, bazen Osmanlılardan yardım istemekteydi. Türkler, boğazdan geçerek Balkan yarımadasına yağmacı akınları düzenlemeye başlamışlardır. Tarihçiler akınları şöyle değerlendirmektedirler: "Hırıstiyanlardan bazıları katledilmiş, bazıları da esarete alınmış, kalanlar ise açlık nedeniyle kitlesel olarak ölmekteydi."<br />
Türklerin askeri kuvvetleri, Avrupa ülkelerinin ordularından sayısal olarak fazlaydı. Sultan ordusunun ana unsuru olan müteaddit süvari birikleri, sultandan hizmetleri karşılığında toprak alan askerlerden oluşmaktaydı. sultanın emrinde daimi piyade gücü de vardı: Yeniçeriler. Türkler, fethettikleri ülkelerde en güçlü erkek çocukları esarete alıp kendilerine Müslümanlığı kabul ettirmekte ve Hrıstiyanlara karşı kinle yetiştirmekteydi. Bu çocuklar, sultandan cömert maaş almakta ve hükümdarlarına sadakat göstermekteydi.<br />
1453 yılında Bizans İmparatorluğunun varlığına son verilmiştir. Sultan, yağmalanmak üzere şehri üç günlük süre için askerlere devretmiştir. Muhafızların büyük kısmı katledilmiş, yaklaşık 60 bin insan köleliğe satılmıştır. Sultan büyük bir törenle şehre girmiştir. Kendisi Aya Sofya Kilisesi&#8217;ni ziyaret ederek bunun cami haline getirilmesini emretmiştir. Türkler tarafından İstanbul olarak adlandırılan Constantinopol, Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur.<br />
<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğunun halkları, fatihlerin sert zulmüne maruz kalmışlardır. Müslüman olmayan her erkek, yaşından bağımsız olarak hazineye kişi başına belirli bir vergiyi ödemek zorundaydı. Bunun dışında Müslüman olmayanlar, kale, yol, köprü ve camilerin inşaatında ücretsiz olarak çalışmak zorundaydılar. Kendilerine at sürmek, silah taşımak veya Türklerden daha yüksek evleri yapmak yasaklanmıştır.<br />
Vergi ödemekle yükümlü nüfus, Osmanlı derebeyleri tarafından aşağılatıcı şekilde "raya" (sürü) olarak adlandırılmıştır. Sultan tarafından askerlerine hizmetleri karşılığında verilen topraklarda, yerel köylülerin toprak sahibi lehine de bazı çalışma yükümlülükleri mevcuttu.<br />
Fatihlerin sert zulmüne rağmen Slav halkları, kültürünü, adetlerini ve dillerini muhafaza edebilmişlerdir.<br />
1535 yılında l nci Fransisk; Hristiyanların en korkunç düşmanı olan l nci Süleyman ile anlaşma yapmıştır. Fransa için elverişli ticaret anlaşmaları imzalanmış: Fransızlar, Osmanlı Imparatorluğuyla yapılan ticaret alanında bazı kolaylıklar elde etmiş, tüccar mülkiyetinin dokunmazlığı vaad edilmiş, Fransız gemilerinin tutuklanmaları ve denizcilerinin köle olarak satılması yasaklanmıştır.<br />
Müteakip yıl Fransa, Gabsburg'lara karşı müşterek hareketler konusunda Osmanlı Imparatorluğuyla mutabakat sağlamıştır. V nci Carl'ın l nci Fransisk'ı "dinsiz köpekle" (Osmanlı ile) ittifak kurmakla suçladığı zaman Kral şu şekilde cevap vermiştir: "Sürümün kurt dişlerine düşmesini önlemek üzere köpeğin yardımından yararlandım".]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[A.B.D<br />
Öğretmen Eğitimi Tarih &#8211; Sosyal Bilimler Kitabında;<br />
1894-1896 yılları arasında Sultan Abdülhamit 100 binden fazla Ermeniyi katletti. Ermeniler Türklerin yayılmacı Pantürkizm planının önünde engeldi. Bu nedenle Türk yöneticiler onlardan kurtulmaya karar verdiler.<br />
<br />
Ermeni Soykırımı Nasıl Gerçekleştirildi?<br />
<br />
-Türk Ordusundaki Ermeni askerlerin silahları alındı, zor işler verildi ve daha sonra öldürüldü. Ermenilerin eğitim, siyaset, din ve kültür liderleri tutuklandı ve öldürüldü.<br />
-İmparatorluk dahilinde yerel yetkililere, Ermeni nüfusa karşı nefret uyandırmalarını emreden talimatlar gönderildi.<br />
-Kadın, çocuk ve yaşlılar tehcir bahanesiyle çöle ölüm yürüyüşüne gönderildi. Ermeni nüfusun bütün mallarına ve zenginliklerine Türkler el koydu.<br />
-Bazı durumlarda, eğer Ermeniler Hristiyanlığı reddedip İslamı kabul eder ve Türk olduklarını söylerlerse hayatlarını kurtarabiliyorlardı. Ermeni soykırımının amacı Osmanlı İmparatorluğunun içindeki Ermenileri yok etmekti.<br />
-Ermeni soykırımı Yahudi soykırımının öncüsüdür.<br />
-1909 yılında Kilikya bölgesinde 30 bin Ermeni katledildi. 1915-1922 yılları arasında 1.5 milyon Ermeni öldürüldü; 500 bini de sürgüne gönderildi.<br />
-Tehcir sırasında savunmasız kadınlar ve çocuklar Suriye Çöllerinde haftalarca yürümeye zorlandı; tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. Binlercesi zorla Türk ve Kürt evlerinde ve haremlerinde alıkonuldu.<br />
<br />
Aşağıdaki bilgilerin ışığında diğer soykırım örneklerini tanımlayınız.<br />
-Osmanlı İmparatorluğu liderleri tarafından Ermenilere<br />
-SSCB&#8217;de Stalin tarafından köylülere, memurlara ve askerlere<br />
-Kamboçya&#8217;da Pol Pot yönetimi tarafından halka<br />
-Ruanda&#8217;da Hutular tarafından Tutsi azınlığa<br />
<br />
<br />
RUSYA FEDERASYONU<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
1875&#8217;in yazında Bosna-Hersek&#8217;te çıkan ayaklanma şiddetle bastırıldı. 1876&#8217;da Bulgaristan&#8217;da Osmanlı boyunduruğuna karşı bir ayaklanma çıktı ve Sırbistan ve Karadağ Osmanlıya savaş açarak Bulgar halkına yardıma koştular. Ancak az sayıdaki eğitimsiz ordu bozguna uğradı.<br />
Türk idaresinin yaptığı kanlı katliamlar Rus toplumunda infial yarattı. Kamuoyunda Yugoslav halklarının korunması fikri yayılmaya başladı. Yönetimin resmi yasaklarına karşı çoğunluğu subay olan binlerce gönüllü Sırp Ordusuna katıldı.<br />
<br />
Haritanın lejandında dört numaralı madde Kilikya Ermeni Devletini göstermektedir.<br />
<br />
Bölünmüş Bulgaristan, Sultan&#8217;ın düzenli ordusu için kolay lokma oldu. Daha sonra Sultan I nci Murat ordularını Sırbistan&#8217;a sürdü. 1389&#8217;da, LAZAR komutasındaki sayıca çok üstün Sırp Ordusu, Kosova Ovası&#8217;nda, kahramanca savaşıp düşmanı kıstırdılar.<br />
<br />
Fakat Prensin en yakın adamlarından biri Murat ile haince anlaşarak savaşın en önemli anında 12 bin askerini savaş alanından çekince, sarsılan Sırp Ordusu geri çekilmek durumunda kaldı.<br />
<br />
Prens LAZAR&#8217;ın akrabası Miloş OBİLİÇ kasten esir düşerek Sultan&#8217;a ***ürülmeyi talep etti. Kahraman Sırp, Hükümdar ile karşılaştığı anda hançer ile Murat&#8217;ı vurdu. OBİLİÇ&#8217;İ hemen orada parçaladılar. Komutayı alan yeni Sultan öç almak üzere tüm esirlerin ve Prens LAZAR&#8217;ın katledilmesi emrini verdi.<br />
<br />
Fatih, 200 bin kişilik ordu, 125 parçalık donanma ve yarım tonluk gülle atan devasa toplarla taarruza geçip şehri fethetti. İmparator 11 nci Konstantin elinde kılıcıyla öldü. Sultan; şehrin, surların, binaların kendisine ait olduğunu söyleyerek bunların dışındaki herşeyi yağma için askerlerine bıraktı. Üç gün süren yağmadan sonra ganimet ve kölelerden zengin olmamış bir tek asker kalmadı. Bizans Ordusu yok olmuş, ahalinin çoğu ölmüştü. Şehir İstanbul olarak adlandırılıp başkent oldu. Türkler tarafından bir çok Ortadoks kilisesi yıkıldı. Ayasofya ise camiye çevrildi.<br />
<br />
Kemal, iktidarda güçlenince diktatörlüğünü kurdu. Demokratik ve kominist organizasyonları dağıtıp reformlara girişti. Türkiye&#8217;de Cumhuriyeti ilan edildi, ruhani dünya sekülarize edildi.<br />
<br />
Güçlükler ekonomi ile sınırlı değildi. Çözümsüz bir çok sorun arasında Kürt sorununa dikkat etmek gerekmektedir. Lozan Antlaşması&#8217;na göre Kürtlerin yaşadıkları yerler Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları dahilinde bölünmüştü.<br />
<br />
60&#8217;lı yıllarda kurulmuş olan Kürdistan İşçi Partisi 1984 yılında Kürtlerin yaşadıkları bu dört ülkedeki topraklarda bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla silahlı mücadeleye girişti. Ülkenin Güneydoğu Bölgesi&#8217;nde PKK savaşçıları ile Türk Ordusu arasında silahlı faaliyet başladı.<br />
<br />
Askeri faaliyetler Türkiye&#8217;ye yıllık olarak 10 milyar dolara malolmuştur. Kürt sorununa çözüm halen bulunamamıştır.<br />
<br />
Türkiye Miğfer Devletler&#8217;in kaçınılmaz mağlubiyetlerine kanaat getirince Almanya ve Japonya&#8217;ya savaş açtı. Bu açık sembolik hareket Türkiye&#8217;ye BM&#8217;nin kurucuları arasında yer alma olanağı sağladı. Fakat uluslararası prestijini büyük oranda kaybetti. Özellikle SSCB ile ilişkileri kötüleşti.<br />
<br />
ALMANYA<br />
<br />
İlköğretim Yardımcı Yayını Coğrafya Atlasında;<br />
<br />
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi &#8220;Armanisches Hochland&#8221; (Ermeni Dağlık Alanı) olarak gösterilmiş,<br />
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin bir kısmı &#8220;kürdistan&#8221; olarak gösterilmiş,<br />
-Haritanın Kıbrıs&#8217;ı gösteren kısmında &#8220;Türkiye tarafından işgal edilmiştir.&#8221;<br />
yazmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Bir halk milliyeti için savaşıyor (Kürtler). 5000 yıldır yaşadıkları bölgede<br />
Osmanlı ve Perslerin değirmen taşları arasında kalmışlardır. Onların bölgesi Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda birçok ülkeye paylaştırıldı. O ülkelerden hiçbiri Kürtlere bağımsızlık ya da dil özgürlüğü vermedi. Bölgede petrol olması durumu gerginleştiriyor. Kürtlerin bağımsızlığı hedefleyen tüm girişimleri Türkiye ve Irak tarafından çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırılmıştır.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya-Çevre Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
(Kürtler)16-20 milyonluk bir topluluktur. Türkler bölgeye gelmeden önce de<br />
burada yaşıyorlardı. Toplam beş bölge ülkesinde yaşayan Kürtler devlet kurma arzusundadırlar. Türkiye ve Irak&#8217;ta, askerler ve Kürtler arasında silahlı çatışma olmaktadır. Türk Askerleri aileleri bölmekte, işkence yapmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih-Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
-Türkiye&#8217;nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesindeki bazı iller &#8220;kürdistan&#8221;,<br />
-Karadeniz Bölgesi&#8217;ndeki Canik Dağları &#8220;Pontus Gebirge&#8221; (Pontus Dağları)<br />
olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
-Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi &#8220;Armanisches Hochland&#8221; (Ermeni Dağlık Alanı),<br />
-Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin bir kısmı &#8220;kürdistan&#8221; olarak gösterilmiştir.<br />
-Kıbrıs&#8217;ı gösteren kısmında &#8220;Türkiye tarafından işgal edilmiştir.&#8221; yazmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya &#8211; Atlas Yardımcı Yayınında;<br />
<br />
Haritada Türkiye-İran sınırı kürdistan olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Ermenilerin Rus ordusunu desteklemesinden korkan Osmanlı İmparatorluğu onları göç ettirmeye başladı. Gerçekten de ulusal bağımsızlığı için mücadele eden Ermeniler vardı.<br />
<br />
Göç oldukça kanlıydı; yüz binlerce Ermeni göç yolunda açlık ve yorgunluktan,<br />
kervanları soyan göçebelerin baskınlarından hayatlarını kaybettiler. Bu halkın ölüme terk edilmesi Talat Paşa Hükümetinin saf Türk ya da saf Müslüman Anadolu oluşturma hedefinin bir işaretiydi.<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Ermenilerle ilgili: Türkler tarafından 1914-1918 yılları arasında soykırım yapılmıştır. Sevr&#8217;de garanti edilen bağımsız Ermenistan oluşturulamamıştır. Ermenilerin topraklarının büyük kısmı Türkiye&#8217;de kalmıştır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Kürtlerle İlgili: Türkiye&#8217;de resmi olarak Kürt yoktur, bunun yerine &#8220;Dağlı<br />
Türkler&#8221; vardır. Kürdistan Kürtlerin yaşadığı bölgedir. Burası Türkiye, İran, Irak tarafından paylaşılmıştır.<br />
<br />
İlköğretim Hayat Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
Türkiye ile İlgili: Konuşulan resmi dil Türkçe ve Kürtçe&#8217;dir. Yönetim şekli<br />
1982&#8217;den bu yana cumhuriyettir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Kürtler, Türkiye ve Irak yönetimiyle çatışma içinde ve birçok insanlarını<br />
kaybetmiş durumdadırlar. Su sorunu çözülmeden bölgedeki Kürt probleminin de çözülmeyeceği ortadadır.<br />
Irak rejiminden kaçan Kürtlerden 6700 kişi Türk sınırında, kirli su ve buna<br />
bağlı hastalıklardan dolayı öldü.<br />
<br />
Haritada: Halen Kürtlerin yaşadıkları bölgeler,<br />
<br />
Planlanmış kürdistan (Sevr&#8217;e göre),<br />
Bağımsız kürdistan cumhuriyeti (1946-1947) olarak gösterilmiştir.<br />
<br />
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyeti milliyetçilik temelinde kurulmuştur. Ülkede yaşayan herkes kendini Türk hissetmeli ve Türkçe konuşmak zorundadır.<br />
Fakat özellikle Doğu Anadolu&#8217;da çeşitli halk grupları geleneksel yapılarını<br />
koruyarak yaşamaktadır ve Türk Devleti&#8217;ni yabancı görmektedirler.<br />
Birinci Dünya Savaşı galipleri Kürtlere kendi devletlerini kurma sözü vermişti.<br />
80&#8217;li yıllarda Kürdistan İşçi Partisi&#8217;nin bağımsızlık savaşı şiddetlendi. İki<br />
cephe arasında kalan Doğu Anadolu halkı bunun acısını çekti.<br />
PKK savaşçıları kadınları, çocukları öldürdü. Türk Ordusu iki binin üzerinde<br />
köyü tahrip etti. Türk Ordusu işkencecidir.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Türkiye, bölgede yürüttüğü proje kapsamında (GAP) 21 baraj, 17 santralle her iki nehrin suyunu kendi ülkesine kullanacak. Birçok insan bu proje kapsamında yurtlarını terk edecek, iklim değişimi hastalıklara yol açacaktır.<br />
Kürtler Türk Hükümetinin baskısı altındadır, uzun zamandır bağımsızlık<br />
istekleri vardır.<br />
<br />
İmla Klavuzunda;<br />
Eşanlamı Karşılığı<br />
türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak, aldatmak.<br />
Sözlükte;<br />
Eşanlamı Karşılığı<br />
Türk = Manöver,Propaganda Manevra, abartma.<br />
Werbung<br />
türken = Vortäuschhen Sahtecilik yapma, aldatma.<br />
Türken Bauen = Vortäuschhen Sahtecilik yapmak.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
İtalyanlar, Türkler ve Yunanlılar olmasaydı bizim ülkemiz ne yapardı? Kim bizim çöpümüzü toplar, caddelerimizi süpürür; büroları, hastaneleri, devlet dairelerini temizlerdi.<br />
<br />
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;<br />
<br />
-İstiklal Marşı sırasında gülmek yasaktır.<br />
-Sınıflar kalabalık ve öğrencilere temizlik kontrolü (tırnak, mendil) yapılmaktadır.<br />
-Öğretmeler öğrencileri dövüyor.<br />
-Okullarda ezberci eğitim yapılmaktadır.<br />
-Sultan yerine gelen general tek eşli; eskiden erkekler dört kadınla evlenebiliyorlardı.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Tarih dersi müfredatının &#8220;Savaş-Teknik-Sivil Halk&#8221; bölümünde, kapsanması mecburi olan konular içerisinde &#8220;İnsanlıktan Uzaklaşma&#8221; başlığı altında verilen &#8220;Savaşlardaki Dejenarasyon, Etnik Ayrımcılık, Toplu Katliam ve Soykırım&#8221; konusuna, sözde Küçük Asya&#8217;da (Anadolu&#8217;da) Ermeni nüfusuna yapılanlar soykırıma örnek olarak gösterilmiştir. Görsel öğrenme metodları olarak da mezarlıklar ve soykırım anıtlarının kullanılabileceği belirtilmiştir.<br />
<br />
AVUSTURYA<br />
<br />
Avusturya tarihi, Avusturya vatandaşlarının belleklerine belli başlı olaylarla kazınmıştır. Bunlar Ortaçağ koyu Katolik baskısı, büyük yangınlar, savaşlar ve 1529 ile 1683 yıllarında yaşanan Türk kuşatmalarıdır. Türkler; merkezi ve Doğu Avrupa milletlerinde çoğunlukla çocuklarını kaçırıp yeniçeri ocağı için devşiren, eşlerini ve kızlarını kaçırıp hareme hapseden, akınlarla batı istikametine hem karadan, hem deniz ve Tuna Nehri&#8217;nden gelip soyup, öldürüp, çalan ve giden insanlar olarak nitelendirilirken, bu ülkelerde anneler pek yakın zamana kadar (ve belki de halen) çocuklarını &#8216;&#8217;Uyumazsan Türkler gelir, seni ***ürür&#8217;&#8217; diye korkutup uyutmaya çalışırken, Avusturya bunlara ek olarak tarihini, Avrupa&#8217;yı ve Hristiyanlığı Türklerden kurtaran bir millet olma çerçevesine oturtmuş bir millettir<br />
İki Türk kuşatmasının izlerini Avusturya&#8217;da her şehir ve kasabada izlemek mümkündür. Bunlara ilişkin sayısız kitap yazılmış ve sanat eseri (efsane, şiir, şarkı, roman, heykel, resim, tiyatro, film) yaratılmıştır. En ücra kasaba, köy kilisesinde dahi bir tabela üzerinde &#8216;&#8217;Türkler &#8230;. yılında buraya gelmiş ve soymuş, katletmiş, yakmış ve yıkmıştır&#8217;&#8217; yazısı görülebilir. Viyana&#8217;da pek çok cadde ve meydanın ismi Türklerin adı kullanılarak türetilmiştir. Pek çok bina duvarlarında yarı gömülü (çoğu suni olsa da) yuvarlak taş bilyalar Türk gülleleri olarak turist çekmektedir. Şehir merkezindeki pek çoğu heykelde zafer kazanmış Avusturyalı komutan ayağı altında sarıklı bir Türk başı, yerde sürünen bir yeniçeri ve sancak gibi şeyler görülmektedir.<br />
Pek çok sanat eserinde olduğu gibi askeri tarih müzesinde de Türklerle olan geçmiş yaşatılmaktadır. Burada Türklerden ele geçirilen ganimetlerin yanı sıra, temsili pek çok resme de rastlanmaktadır. Bu resimlerde Türkler sürekli zulmeden kişiler ve düşman modeli olarak hep çok çirkin, uzun bıyıklı, salyalı, iri gözlü olarak resmedilmişlerdir. Tarihinde pek çok milletle savaşmış olan Avusturya için diğer savaştıkları milletler bu kadar söz konusu değilken, Türklere dair geçmişi sürekli canlı tutmak, koyu Katolik olan Avusturya halkının milli benliğine ve dinine bağlılığının bir göstergesi olmuştur.<br />
Alman Orient Enstitüsü Başkanı emekli yarbay Udo STEİNBACH, Avusturya medyasını Türkler alehinde etkilemektedir. Ona göre:<br />
&#8220;Asıl sorun Atatürk tarafından yaratılan bu uyduruk Türk milletindedir. Uyduruk bir dil ve kültür. Önce Ermenileri sonra Rumları katlederek uyduruk bir cumhuriyet kurdular. Kürtleri neden tamamen kesmediler, merak ediyorum.&#8221; (1998)<br />
Adı geçen kişi halen içinde Türk kelimesi geçen her faaliyette Avusturya ve Almanya başta olmak üzere pek çok ülkede konuk konuşmacı olarak, üstelik Türkler ya da Türk sempatizanı olarak kendini gösterenlerce (örneğin Avusturya-Türk Bilim Derneği) görevlendirilmektedir.<br />
<br />
DANİMARKA<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
Sayıları 25 milyona ulaşan Kürtler (13-14 milyonu Türkiye&#8217;de), dünyadaki anavatansız halktır. Burada bulunan ve Türk olarak adlandırılan halkın çoğu aslında Kürttür.<br />
Türk Devleti Kürt halkının varlığını reddetmektedir. Kürtlerin demokratik hakları kısıtlanmaktadır. Parlementoya seçilmiş bile olunsa Türkiye&#8217;de Kürtçe konuşmak hapis nedenidir.<br />
Türk polisi ve askerinin yargısız tutuklamaları, köyleri harap etmeleri Kürtleri sürekli tedirginlik içinde yaşamaya itmektedir.<br />
Bölgedeki iç savaşta 37.000 kişi ölmüştür. Ayrıca 2.500 Kürt köyü yıkılarak boşaltılmıştır.<br />
Yapılan baskılar nedeniyle Batı Avrupa&#8217;ya gelen yabancıların büyük kısmını Kürtler oluşturmaktadır.<br />
<br />
FRANSA<br />
<br />
İlköğretim Tarih &#8211; Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Fotoğrafın altında &#8220;1918'den sonra Osmanlı İmparatorluğunda Ermeni yetim ve öksüzleri" ibaresi bulunmaktadır. Fotoğrafta yerlerde çok kötü durumda, yarı çıplak küçük yaşlarda kız ve erkek çocuklar görülmektedir.<br />
Eğitim sistemi itibarıyla ezberden çok, tartışma ve yorum yönteminin<br />
uygulandığı bu ülkede, tartışma ve yorum yapmaya müsait bu resimle Osmanlı İmparatorluğu ilişkilendirilerek, sözde Ermeni soykırımı;<br />
Ermeniler kimdir?<br />
Bu çocuklar neden öksüz kalmışlardır?<br />
Osmanlı İmparatorluğu içerisinde ne kadar Ermeni yaşıyordu?<br />
Bunlara ne oldu?<br />
gibi sorularla işlenmektedir.<br />
Savaşta Avrupa'da en az 8 milyon insan ölmüş, milyonlarcası yaralanmış veya sakat kalmıştır ve üstelik savaş 1 milyondan fazla Ermeninin göç ettirilmesi ve katledilmesiyle 20 nci yüzyılın ilk soykırımı sonucunu doğurmuştur.<br />
Fotoğrafta, bir bina önünde üç Ermeni din adamı ve önlerinde yerde yatan öldürülmüş insanlar (Kitaba göre Ermeniler) görülmektedir. Fotoğrafın altında "Ermeni katliamı (1919)" yazısı ile "1915'te Türk Hükümetinin aşırı uçtaki kanadınca alınan önlemler, İmparatorluktaki Ermenilerin büyük bir bölümünün yok edilmesine yol açtı. (en az 600 bin ölü)" açıklaması bulunmaktadır.<br />
"Cephede Savaş Dehşeti" isimli konu alt başlığında "Bu savaş esnasında 20 nci yüzyıl, ilk soykırım ile tanışmış oldu. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı İmparatorluğunda Hıristiyan Ermeniler, Rus saldırılarına destek vermekle suçlandılar. 1,5 milyon Ermeni kadın, çocuk, erkek 1915'te sürgüne gönderildi ve Türk hükümetinin emri ile katledildi" ifadesi yer almaktadır.<br />
Fotoğrafın altında "1915'te Ermeni Katliamı" yazısı ile "Ermenilerin tutuklanma ve sürgüne gönderme kararını kim aldı?" sorusu bulunmaktadır. Söz konusu fotoğrafta ise elleri tüfekli, fesli ve bıyıklı, asker elbisesi giymiş iki kişi ile, kafatasları görülmektedir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Altında Ermeni katliamı yazısı bulunan resimde temsili olarak Ermenilerin kadın, erkek, çocuk, bıçakla ve tüfekle katledilmesi gösterilmektedir.<br />
Sayfanın sağ üst köşesindeki haritada Türkiye'nin kuzeydoğusu &#8220;Ermenistan&#8221; olarak gösterilmiştir.<br />
Resimde Sırpları katleden Türkler gösterilmekte ve altında:<br />
"Zorbalıklar başlıyor, Sırp köylülerin Türk çetelerince öldürülmesi" yazısı yer almaktadır.<br />
Kitabın insan hakları ihlallerinin kronolojik olarak gösterildiği sayfasında, 1915 Yılı için "Ermenilerin Türkler tarafından katledilmesi 20 nci Yüzyılın ilk soykırımıdır." ibaresi yer almaktadır.<br />
"Lise 2 nci sınıfta Ermeni sorunu nasıl kavrattırılır?" sorusu yer almakta ve altında "Neden bu seçim?" sorusuna üç maddelik yanıt verilmiş:<br />
-09 Aralık 1948 Soykırım Suçlarının Cezalandırılması Sözleşmesi ile tanımlanan ve 16 Nisan 1984 Yılında halkların sürekli mahkemesi tarafından 20 nci Yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen soykırıma karşı borç olduğu için,<br />
-Milliyetçilik ilkesinin değişime ve büyük güçlerin çıkarlarına karşı daha hafif kaldığını göstermek için,<br />
-Soykırım ve savaş suçlarının kabul edilmesindeki güçlüğü göstermek için.<br />
İlköğretim Sosyal Bilgiler Kitabında;<br />
Kitap, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü, Abdullah ÖCALAN&#8217;ı, meşru ve masum bir bağımsızlık mücadelesi yapıyor olarak göstermektedir. Bir ortaokul öğrencisinin anlayacağı şekilde basit bir dille yazılmış olan kitabın 36 ncı sayfasında "Türk Hükümeti modern ve liberal olarak görünmek istemektedir. Türkiye, AB&#8217;ne aday olmak üzere başvurmuştur. Kanunlarla yönetilen barış içinde bir devlet imajı vermeye çalışmaktadır. Ancak PKK/KONGRA-GEL üyelerini ve Kürt milliyetçilerini öldürmek veya yakalamak için kuvvete başvurmaktadır." denilmektedir.<br />
<br />
lköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
"Dünyanın Bugünkü Jeopolitiği" adlı konu verilirken bir dünya haritası çizilmiş ve üzerinde çatışma bölgeleri gösterilmiştir. Haritada Türkiye'nin güneydoğusu da çatışma bölgesi olarak gösterilmektedir.<br />
Ortadoğu haritası üzerinde, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve İran'ın batısı ile Suriye'nin bazı bölümleri Kürt bölgesi olarak gösterilmiştir.<br />
Ayrıca Şırnak kenti de yüksek çatışma bölgesi olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ<br />
<br />
İlköğretim Okuma Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Harap Bir Köy&#8221; adlı okuma parçasında, köyün 1974 yılında Türkler tarafından harabeye çevrildiği anlatılmaktadır. Parçada köy halkının her şeyi bırakarak köyü terk ettiği dramatize edilerek resimli bir şekilde anlatılıyor.<br />
Kuzey Kıbrıs Yunanlıları Türk Ordusu tarafında evlerini terk etmek ve adanın özgür bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldılar.<br />
Parçada; kuzeyde bıraktığı evi ziyarete giden ailenin büyük kızı dönüşte iki salyangoz getirir. Evin küçük kızı salyangozları görünce gözleri dolar: &#8220;Evlerini sırtlarında taşıyorlar, keşke ben de aynısını yapabilseydim.&#8221;<br />
&#8220;Göç&#8221; başlıklı yazıda, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşanan nüfus mübadelesinde Yunanlıların evlerini, topraklarını satıp göç ettikleri konusu trajik bir şekilde anlatılmaktadır.<br />
Yazıda, Mihalis KASİALOS adlı bir halk sanatçısının (ressam) 1973&#8217;te Paşaköy&#8217;de inşa ettirdiği ve duvarlarını dillere destan bir şekilde kendi elleri ile resmettiği kilise anlatılmaktadır. Yazının devamında 1974 ağustosunda Türk Askerlerinin köye girip birçok masum kişi ile birlikte yaşlı KASİALOS&#8217;u da öldürerek etrafa zarar verdiklerinden bahsedilmektedir. Sonunda ise yaşlı KASİALOS ölmüş olsa bile resimlerinin ölümsüz bir şekilde orada kalacağından söz edilmektedir.<br />
1821 ayaklanmasını anlatan yazıda; Sakız Adası&#8217;nın Türkler tarafından yerle bir edildiği, köy ve şehirlerin yakıldığı; kadın, çocuk ve ihtiyarların boğazlandığı, genç kızların ise yine Türkler tarafından köle pazarında satıldığı anlatılmaktadır.<br />
İzmir&#8217;in Türklerin eline geçmesi ve devamında yaşanan nüfus mübadelesinin trajik bir şekilde anlatıldığı yazı; İzmir&#8217;in alevler içinde kaldığı, Yunanlı nüfusun canlarını kurtarmak için küçük sandallara dolup denize açıldığı görüntüsü yaratılan bir resimle desteklenmiştir.<br />
<br />
Hikayede EOKA&#8217;cı Grivas&#8217;ın da lakap olarak aldığı efsanevi Diğenis AKRİTAS&#8217;ın Beşparmaklar ile öyküsü anlatılmaktadır. Beşparmaklar&#8217;ın ilk çağlardan beri Helenlere ait olduğunu vurgulanmaktadır.<br />
<br />
Öykü ilk çağ dönemine ait olmasına rağmen konu Türklere getirilmekte ve Eflaklı bir Yunan çocuğun nöbet yerine giderken Türk-Arap korsanların Kıbrısa saldırdıkları ve adanın yeşil kıyılarının kızıl kana bulandığı anlatılmaktadır.<br />
Nöbetçi çocuğun, arkadaşlarına, kardeşlerine kılıçlarını kuşanıp Türkler ve Araplara karşı savaşmaya çağırdığı bir kahramanlık öyküsü olarak anlatılmaktadır.<br />
<br />
&#8220;Türk İşgali&#8221; adlı şiirde Barış Harekatı dramatize edilerek anlatılmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Ben Hristiyan doğdum, Hristiyanım, Hristiyan öleceğim.&#8221;<br />
Bu sözlerden sonra Türkler onu zindana attılar ve birkaç gün sonra yaşamı tüyler ürpertici bir şekilde sona erdi..<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Seni ilk oğluna ağlamak zorunda bıraktığım için ağlama, umutsuzlanma anneciğim.<br />
Eğer bunca anneler ağlıyorsa bunun suçlusu Türklerdir.<br />
Bana süt içirip büyüttüğün kulübemize bir Türkün efendi olmasına kalbim<br />
dayanamıyor, tahammül edemiyorum.<br />
Bunu sen de biliyorsun anne.<br />
Bu kitabın tamamı Türk düşmanlığı içermektedir.<br />
<br />
İlköğretim Okuma Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Kıbrıs&#8217;da&#8221;, &#8220;Kıbrıslı Çocuk&#8221;, &#8220;Vatan&#8221; ve &#8220;Bölünmüş Vatanımız Hakkında Küçük Çocuğun Merakı&#8221; adlı şiirlerde ilkokul çocukları, Kıbrıs&#8217;ın bölünmüş olduğu ve yeniden birleşmesi için dileklerde bulundukları, geride (kuzeyde) bıraktıkları yerlere ve evlerine dönmek istedikleri, Türklerin Güzelyurt ve Maraş&#8217;ı harabeye çevirdiği gibi konular işlenmektedir.<br />
Eftihia Teyze, Erenköy&#8217;ün Yalusa Köyü&#8217;nde ailesiyle birlikte mutlu bir hayat sürüyordu. İnsanlar ister Yunan olsun isterse Türk olsun herkese yardım ediyordu. Fakat 1974 yazında kötü olay ansızın gelişti. Oğlu Aleksandros, onun karısı Avgi ve çocukları ile birlikte esir oldu. Aleksandros Kıbrıslı Türkler tarafından bir soruşturma için tutuklandı. O günden beri hiç kimse kendisini görmedi, kayıp.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Türkler 1974 Temmuzunda Kıbrıs&#8217;a askeri çıkarma yaptılar. 200 bin Rum zorla evlerinden atıldı ve kendi vatanlarında göçmen oldu. Birçoğu Türkiye&#8217;deki hapishanelere ***ürüldü. Bu kişilerden 1619&#8217;u halen kayıptır. Bu kişilerin aileleri, yakınlarının akibetlerinin belirlenmesi için o zamandan itibaren süregelen bir mücadele başlatmışlardır. Türk işgali altında bulunan topraklarda, 1974&#8217;te 20 bin mahsur insan kalmıştır. Türkler bu kişileri, yavaş yavaş oradan gitmeye mecbur etmişlerdir. Bu kişilerin sayıları devamlı azalmaktadır. 1994&#8217;te bu kişilerin sayısı 900&#8217;ü geçmiyordu.&#8221;<br />
Parçanın sonunda, parça içerisinde geçen rakamlarla ilgili sorular sorulmaktadır. <br />
Örneğin:<br />
&#8220;Kıbrıs&#8217;a Türk işgali ...... Temmuz&#8217;unda yapılmıştır.&#8221;<br />
<br />
İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
Türk döneminde Kıbrıs Kilisesinin varoluş mücadelesi verdiğinden bahsederek Türklere &#8220;barbarlar&#8221; diye hitap etmektedir. Kıbrıs Kilisesini Nuh&#8217;un Gemisi&#8217;ne benzetmektedir.<br />
1821&#8217;de Türklerin Rum papazları katlettiği, 1974 Yılında Kıbrıs&#8217;ı işgal ettikleri belirtilmektedir.<br />
<br />
İlköğretim Sosyal Ahlak Dersi Kitabında;<br />
<br />
Karikatürize edilmiş haritada, Kıbrıs; üzerinden kan damlayan dikenli tellerle ikiye bölünmüş ve kuzey tarafının üzerinde Türk bayrağı bulunan bir asker botu ile ezilmekte. Altındaki açıklamada:<br />
&#8220;Kıbrıs devletinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı 1974&#8217;teki Türk işgali ile açık bir şekilde ihlal edilmiştir.<br />
Haritada Kuzey ve Güney sınırları gösteriliyor. Haritanın üstüne &#8220; Unutmuyoruz&#8221; diye büyük bir başlık atılmış, altındaki açıklamada ise:<br />
&#8220;İşgal Bölgesi %36.4, 3 bin ölü, 1619 kayıp ve 824 esir.&#8221;<br />
<br />
İlköğretim Din Bilgisi Kitabında;<br />
<br />
Türk döneminde sürekli despotluk olduğu, Türklerin Ortodoks kiliselerini camilere çevirdiği, kiliseye acımasız vergiler uyguladıkları, papazların sürgüne gönderildiği ve Türklerin kiliseleri yağma ederek kiliselere saygısızlıkta bulunduklarından bahsedilmektedir. Türklerin Hristiyanlığa düşman olduğu izlenimi yaratılmaktadır.<br />
<br />
İNGİLTERE<br />
<br />
Müzenin &#8220;Crime Against Humanity&#8221; bölümünde &#8220;Armenia 1915&#8221; başlığı altında Türklerin 1915 yılında Ermenileri nasıl katlettiklerini anlatan bir bölüm vardır. Bu bölümde sözde Ermeni soykırımının nasıl başladığı anlatılmaktadır.<br />
Müzenin &#8220;Crime Against Humanity&#8221; bölümünde &#8220;The continuing Plight of the Kurts&#8221; başlığı altında Kürtlerin kim olduğu ve Kürtlere karşı yapılanlar yıllara göre ayrı ayrı anlatılmaktadır.<br />
<br />
İSVEÇ<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Haritada Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin bir kısmı &#8220;kürdistan&#8221; olarak gösterilmiştir.<br />
Atlasın Kültür ansiklopedisi bölümünde, çeşitli milletlerin tanıtıldığı kısımda, Kürtlerin hayvancılıkla uğraşan, Türkiye, İran ve Irak&#8217;ta yaşayan, baskı altında yaşadıkları iddia edilen Müslüman halk oldukları ifade edilmektedir.<br />
<br />
İTALYA<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Türkiye nüfusunun çoğunluğu Türk halkından ve azınlık Kürt halkından oluşmaktadır. Kürt halkı, sistematik olarak politik bir baskı rejimi uygulanması nedeniyle göçe itilmektedir.<br />
Kürt halkı, politik açıdan birden çok ülkeye ait olan Kürdistan bölgesinde yaşamaktadır ve sürekli olarak politik baskı altında tutulduklarından dolayı dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış durumdadırlar.<br />
Birinci Dünya Savaşı sonunda büyük devletler tarafından Kürt halkına toprak verilmesi sözü tutulmamış ve bunun sonucu olarak Kürt halkı, Türkiye, Suriye, Irak ve İran topraklarına yayılmışlardır.<br />
Şu anda, Türkiye&#8217;de yaşayan Kürt halkının nüfusu 15 milyon civarındadır. Türk Devleti, Kürt halkına karşı işgal, yerleşim bölgelerini yok etme, halkı göçe zorlama şeklinde askeri baskı altında tutmaktadır. Kürt kimliğini yok etmeye çalışarak, Kürtleri, &#8220;Dağ Türkleri&#8221; olarak çağrılmaya zorlamaktadır.<br />
Kürtçe konuşulması yasak olup, Kürt çocuklarının eğitimleri yalnızca Türk öğretmenler tarafından yapılmaktadır.<br />
Kürt sorunu, Abdullah ÖCALAN&#8217;ın (Kürt halkının özgürlüğü ve hakları için askeri ve politik metotlar kullanarak savaşan PKK/KONGRA-GEL partisi başkanı) yakalanmasından sonra uluslararası bazda gündeme gelmiştir.<br />
Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası teşkilatlar birçok kez Türkiye&#8217;yi ve Kürt halkının yaşadığı diğer ülkeleri, Kürt halkına karşı uygulanan baskı rejimlerinden dolayı suçlamıştır.<br />
Türkiye&#8217;nin radikal İslam&#8217;a karşı aldığı pozisyondan dolayı ve bulunduğu bölgede denge unsuru olması gibi stratejik konumu vardır. Bu nedenler, Kürt halkına uyguladığı baskıların, uluslararası platformda yeterince sert bir tepki almasını engellemiştir.<br />
<br />
MACARİSTAN<br />
<br />
Macaristan Kültür Bakanlığı İnternet Sitesinde;<br />
<br />
1456 Yılında Osmanlı Ordularının Macaristan istikametine yönelmesi üzerine Papa III ncü CALİXTUS Hıristiyan dünyasını Haçlı seferine davet etti ve Hıristiyanlardan savaşın kazanılması için kiliseye giderek dua etmeleri ve kiliselerde günde üç kez çan çalınmasını emretti. Bu duyuru beklenilenden daha etkili oldu.<br />
22 Temmuz 1456&#8217;da Macar Komutanı Janos HUNYADİ komutasındaki<br />
birlikler Belgrad&#8217;da Osmanlı Ordusuna ağır kayıplar verdirdiler. Bir çok kişi yapılan duaların bu başarının kazanılmasında etkili olduğunu düşündü.<br />
Papa bu zaferi 06 Ağustos&#8217;ta öğrendi ve Hıristiyan Dünyasında zafer günü<br />
olarak kutlanmasını buyurdu. Papa VI&#8217;ncı ALEXANDER, 09 Ağustos 1500&#8217;de bütün Hıristiyan dünyasında kiliselerde öğle vakti çanların çalmasını buyurdu.<br />
Bu nedenle her gün saat 1200&#8217;de kiliselerde çalan çanların anlamı Türklerin<br />
1456&#8217;da Belgrad&#8217;da yenilgiye uğratılmasını kutlamaktır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Kitabın, Ermeni ve Kürt sorunu bölümlerinde, ATATÜRK&#8217;ün görüşlerine de yer vererek tamamen İngiliz görüşü yansıtılmaktadır. Kitapta Türkler aleyhinde ağır eleştiriler bulunmaktadır.<br />
Sözde Ermeni Soykırımını Ermeni trajedisi olarak ifade eden yazar, kitabında<br />
ATATÜRK&#8217;ün Ermenilerin güneye göç ettirilmesi esnasında katliama uğradığı ve sorumluların cezalandırılmasını talep eden görüşlerine yer vermektedir.<br />
Tehcir kanunu nedeniyle Ermenilerin yalnız doğu Anadolu&#8217;da değil, Trakya&#8217;da<br />
dahil olmak üzere bütün bölgelerden göç ettirildiği ve göç esnasında Kürt aşiretler tarafından katliama tabii tutulduğu ifade edilmektedir. Binlerce Ermeni&#8217;nin de Alman subaylar ve Alman Protestan din adamları tarafından kurtarıldığı ifade edilmektedir.<br />
Yazar ayrıca, AB Parlamentosunun 1987 tarihli kararına gönderme yaparak,<br />
1948 tarihli BM Anlaşması gereğince 1915-1917 tarihlerinde meydana gelen olayları soykırım olarak kabul etmesi gerektiğini belirtmektedir.<br />
Kürt İsyanı bölümünde ise, 1925 ve 1937 isyanlarının bastırılmasında uygulanan yöntem ve taktikler nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti ve TSK eleştirilmektedir. Olayları İngiltere&#8217;nin Trabzon Konsolos yardımcısının görüşlerinden alıntılar yaparak tek taraflı olarak anlatmakta ve sözde Ermeni soykırımı ile benzerlikler kurmaktadır.<br />
<br />
ARNAVUTLUK<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Yabancı işgalcinin (Osmanlı İmparatorluğu) nefret uyandıran bayrağı ne kadar daha Kruya'nın surlarında dalgalanacak?<br />
Türkler, Arnavutluk'u ele geçirip ateşe verdi. 500 sene boyunca el ve ayaklarımıza kelepçe vuruldu.<br />
Köleliğin elbisesini çıkart ve cesaretin silahlarını giy.<br />
"Arkadaşlar, Türk itine vurun!" dedi ve düşman saflarına daldı.<br />
Osmanlıları ölüm bitirsin! Yeteri kadar ezdiler bizi.<br />
Türkler senin nerede olduğunu öğrendiği zaman seni köle yapar, annenin ırzına geçer.<br />
Arberia bölgesini işgal ettikten sonra Osmanlılar çaldılar, yaktılar ve ne buldularsa her şeyi mahvettiler.<br />
İtalya'da ve diğer ülkelerde hümanizm kültürü yerleştirildiği zaman Arnavut vatanına Osmanlı işgali yerleşti. Osmanlı ordusu şehirlerle beraber kültürü de bozdu.<br />
Osmanlı işgali boyunca Arnavut kültürü mahvoldu.<br />
17 nci yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu bütün Arnavut topraklarını işgal etti. Osmanlılar politik ve ekonomik baskıyı arttırmak için bir çok bölgeyi parçalayarak yeni bir düzen kurdu.<br />
Osmanlı işgalinden Arnavut şehirleri savaş boyunca çok ağır etkilendi. İnsanların öldürülmesi ve ekonominin mahvedilmesi dışında toplumun bir parçası yurt dışına göç etmiştir.<br />
Osmanlı işgali uzun sürdüğü için eğitimi de çok etkiledi. Halkın çoğu okuma-yazma bilmiyordu. 19 ncu yüzyılda Saray, Arnavut dilinin öğretimine ve okullarının açılmasına izin vermiyordu.<br />
Arnavut eğitimi ve kültürünün gelişimini engellemek için Türkler bir çok şey kullandılar. Bunlardan birisi: Arnavutça dilinin Türk ve Arap alfabeleriyle yazılması propagandasıydı. Bu tür şeyleri Osmanlılar, Arnavutça dilinin gelişimini engellemek için ve Müslümanlar ile Hıristiyanlar arası çatışmaların oluşması için yapıyorlardı.<br />
<br />
BOSNA &#8211; HERSEK<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Düzenli Türk Birlikleri geldiğinde, isyancıların cesur savunma mücadelelerine rağmen ayaklanma kanlı şekilde bastırılmıştır. Türk Ordusu birçok Sırp Köyünü soymuş ve yakmıştır.<br />
Türkler itaatkar Hristiyan nüfustan çıkan ve Yeniçeri olarak adlandırılan, paralı piyadelerden oluşan yeni bir asker sınıfını ordu sistemine sokmuştur. İşgalciler haracı/vergiyi Hristiyanların kanına empoze etmişlerdir. Zaman zaman çocuklarını almışlar, onları ***ürüp asker adayı olarak okutmuşlar ve Türk Ordusunun elit birliği olan Yeniçeri sınıfı için hazırlamışlardır. Hristiyan ailelerin çocukları asker adayı olarak okutulmalarının yanı sıra Osmanlı ruhuyla eğitilmişlerdir. Onların profesyonel asker olarak evlenme hakları yoktu.<br />
Osmanlılar itaatkar halkları barbarca ezmiş; çok sayıda harç ve vergi ödemek zorunda tutmuştur.<br />
Osmanlılarda yolsuzluk, şiddet, soygunlar ve asalaklık idarenin temel unsurlarıydı. Bu durum, çoğunlukla hayatta kalma mücadelesi veren iteatkar nüfusun ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini imkansız hale getirmiştir.<br />
Ortadokslar dini vecibelerini yerine getirmekte büyük zorluklarla karşılaşmıştır.<br />
Türkler tembel oldukları için esir ticareti yapıyorlardı. Esir Hristiyanlara katı tutum sergilendiği için ve bazıları esaretten çabuk kurtulacaklarını düşündükleri için Türkleşmişlerdir.<br />
Türk Akıncıları hiçbir direnişle karşılaşmadan, Slovenya ve Hırvatistan topraklarını yağmaladılar.<br />
Split rahibi Roma&#8217;da: &#8220;Türkler, annelerin elinden bebeklerini alıyorlar, kadınlara kocalarının önünde tecavüz ediyorlar, genç kızları ailelerinden koparıyorlar; yaşlıları çocuklarının önünde öldürüyorlar. Bunları kendi gözlerimle gördüm.&#8221;<br />
Farklı kaynaklara göre Türkler 200 şehri işgal ettiler; 100 bin insanı köle, 30 bin genci de yeniçeri yaptılar.<br />
1524&#8217;te Türkler Konjic&#8217;teki tüm Fransiskan keşişlerini öldürdüler, cesetlerini Neretva Nehri&#8217;ne attılar ve manastırları, binaları, çevrelerindeki kiliseleri tahrip ettiler<br />
<br />
BULGARİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Yeniçerilerin Bulgaristan topraklarında büyük kötülük yaptıkları, gaddar askerler olarak hatırlandıkları,<br />
Sultanın kan vergisi adı altında yeniçeri toplama usulünün gaddarca olduğu,<br />
Birkaç yıllık sürelerle kuşatılan topraklarda sultanın adamlarının çok çocuklu Hristiyan ailelerden birer çocuk aldıklarını,<br />
Korkutulan bu çocukları, muhafızlar vasıtasıyla uzun süren yaya yolculuklar ile İstanbul&#8217;a ***ürerek Türkleştirdiklerini,<br />
Bu çocuklara sultanın kölesi gibi davrandıklarını, toplu olarak yaşadıkları yerden çıkmalarına izin vermediklerini,<br />
Ordunun yeni sefer ilan ettiğinde ve sefer yerine giderken geçtikleri bölgelerde hırsızlık ve akla sığmayacak her türlü deliliği yaptıklarını anlatmaktadır.<br />
Osmanlıdaki kölelikten bahsederken; Türklerin aydınlatılabileceğini ancak bunun boş bir çaba olacağını, Türklerin cehaletle beslendiklerini, fanatikliğin ufuklarını daralttığı ifade edilmektedir.<br />
1350 yılında Osmanlıların Bulgar topraklarına girdiğinde toplu katliamlar yaptıkları, dini binaları yaktıkları, kadın ve çocukları esir alıp sattıkları anlatılmaktadır.<br />
Sultan Beyazıt döneminde, Türk Bölge İdarecisinin, ileri gelen Hristiyan din adamlarını müşterek konuları görüşmek üzere çağırarak, genç-yaşlı demeden kilisenin ortasında boğazlarını kestiği, 110 ileri gelen Hıristiyanın öldürüldüğü anlatılmaktadır.<br />
Hristiyanların çoğunun korkudan, bazılarının güzel vaadlere kanarak, bir kısmının da maddi çıkar sağlamak için İslamiyeti kabul ettikleri;<br />
Seçkin sınıflardan bazılarının orduda çalışmaya başlayarak (Hristiyan sipahiler) hemen olmasa da zamanla İslamlaşıp Türkleştiklerini, böylelikle: Balkanlarda birçok aristokrat ailenin yok olduğu, bunun en çok Vidin, Niğbolu, Sofya ve Köstendil Sancaklarında gerçekleştiği belirtilmektedir.<br />
Diktatör tarzda reformcu tarifinin en çok Mustafa Kemal ATATÜRK&#8217;e yakıştığı, ATATÜRK&#8217;ün Osmanlı İmparatorluğunun kalıntılarından yeni Türkiye&#8217;yi kurduğu, yaratıcı milliyetçilik fikrine dayanarak cumhuriyeti ilan ettiği,<br />
ATATÜRK&#8217;ün ölümüyle birlikte cumhurbaşkanlığına ve Cumhuriyet Halk Partisi Başkanlığına İsmet İNÖNÜ&#8217;nün seçildiği, bundan sonra reformların ve demokratikleşmenin durduğu ifade edilmektedir.<br />
Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye&#8217;nin 1913 ve 1918 yıllarında kaybettiği savaşlarda, Avrupa&#8217;da 23 bin km2&#8217;lik toprak kaybı ile Doğu Trakya ve İzmir&#8217;i geri verdiğinden (ancak Haziran 1913&#8217;te Türk Ordusunun Doğu Trakya&#8217;yı istila ettiği ve burada yaklaşık 100 bin Bulgarı kestikleri ve 400 bin Bulgarı topraklarından sürgün ettiğinden) bahsedilmektedir.<br />
Devlete adil vergi hakkına sadece Müslüman olanların sahip olduğuna, diğerlerinin haklarının sadece belirlenen ek vergileri ödedikleri taktirde korunduğu,<br />
Müslümanların; kendilerinin Hıristiyanlara göre daha üst bir sınıf olduklarına, Hristiyanların kendilerine daha iyi hayat şartları sunmak için varolduğuna inandıkları belirtilmektedir.<br />
Bağımsızlık savaşındaki yenilgiden sonra, Türk çiftçilerinin Bulgar köylüleri üzerindeki baskılarının arttığına, vergilerin rüşvet sistemi şeklinde toplanmasına devam edildiğine,<br />
Bulgar halkının hiçbir politik ve sosyal haklarının olmadığına, yerel Bulgar aydınlarının takip edildiğine, baskı ve belalarla baş başa olduklarına değinilmektedir.<br />
<br />
KOSOVA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Kosova Savaşı&#8217;ndan sonra, Osmanlılar Arnavut topraklarını işgal ettiler. Evleri yakıp hayvanları ve diğer değer eşyaları yağmaladılar. Onlar Arnavut prensliklerini ellerinde tutmak için çocuklarını rehin aldılar. Bunların arasında Cerc Kastriot&#8217;da (İskender Bey) bulunuyordu. Osmanlı Türkleri 9 yaşındaki Cerc Kastriot'i rehin aldılar.<br />
<br />
60 yıl içinde Osmanlılar tüm Arnavut topraklarını işgal ettiler. Savaşın sonunda halk öldürüldü ve katledildi; Durs, İşkodra, Berat, Kruva ve Lej gibi büyük kentler köylere döndü. Osmanlı askeri kale, kilise, köprü ve diğer kültürel eserleri yıktılar. Bunlarla beraber çok sayıda değerli evrak da yok edildi.<br />
Osmanlı işgalinden önce Arnavutlar Hıristiyandı. Arnavutluk&#8217;un kuzeyinde Katolik mezhebi güneyinde ise Ortodoks mezhebi yaygın idi.<br />
Osmanlı işgalinden sonra İslam dini yayıldı. Bu dini Osmanlı işgalcileri zorla yaydılar, İslam dinini kabul etmeyen Arnavutlar büyük vergiler ödemeye zorlandı. 200 yıl içinde İslam dinini nüfusun yarısı kabul etti. Arnavutlar üç farklı dine sahip olmalarına rağmen her zaman birlik içindeydiler. Onların en büyük düşmanı Osmanlı işgalcilerdi.<br />
Arnavutlar her zaman bilim ve eğitimden yana olmalarına rağmen Osmanlı yönetimi Arnavut dilinde eğitimin gelişmesini engelliyordu. Tüm baskılara rağmen Arnavutça eğitim veren okullar açıldı ve Arnavutça eserler yazıldı.<br />
&#8220;Yeniden Doğanlar&#8221; Arnavut dilinde eğitim yapan okullar açılmasına büyük önem verdi. Osmanlı işgalcileri eğitimin Arnavutça ile yapılmasına izin vermedi. Arnavut vatanseverleri büyük çabalardan sonra Osmanlı Hükümetinden Arnavutça eğitim veren okulların açılması iznini almayı başardılar.<br />
Arnavutça eğitim veren okulların açılması halkı memnun etti. Arnavutça eğitim, Arnavutluğun düşmanlarını korkuttu. Sultan, Arnavut okullarının kapatılmasını emretti. Askerler ve hainler eylemlere başladı. Okul müdürü ve öğretmenleri zehirlediler. Bazı öğretmenleri tutukladılar. Arnavut alfabesine sahip olanları ise ağır cezalara çarptırdılar.<br />
Arbria'nın işgali esnasında; Osmanlı askerleri önlerine gelen her şeyi yağmalayıp, yakıp yok ettiler, işgal edilen yerlerde Arnavut toprakları, sultan tarafından Osmanlı derebeylerine ve onlara hizmet için hazır olan yerlilere verildi. Bunlar, Osmanlı Devletinin yürüttüğü tüm savaşlara asker göndermekle görevlendirildiler.<br />
Osmanlılar tarafından işgal edilen topraklarda halkın durumu ağırlaştı. Arnavutlar iki vergi vermeye mecbur oldular; birini yerel derebeylere diğerini ise Osmanlı Devletine. Bu ağır şartlardan kurtulmak için binlerce Arnavut kırsal alandaki köylerini terk etti. Onlar, işgalci rejimin bulunmadığı serbest bölgelere, dağlara yerleşti. Osmanlı işgaline karşı ilk olarak Mati ve Debre hükümdarı olan Gjon Kastrioti ayaklandı.<br />
İtalya ve diğer Avrupa devletlerinde Hümanizm ve Rönesans devam ederken Arnavut toprakları Osmanlı işgalinde bulunuyordu. Durs, Şkodka, Tıvar, Prizren, Berat ve Leja gibi çok sayıda büyük Arnavut kentleri köye döndü. Drişti, Deya, Şurlahu ve Spinarica gibi kentler hiçbir zaman ayağa kalkamadı. Kentlerde az sayıda Arnavut kaldı. Bu kentlerde Osmanlı askeri kışlaları kuruldu. Osmanlı askerleri kentlerle beraber kaleleri, kiliseleri, manastırları ve yüzyıllar boyunca kültür mirası sayılan çok sayıda güzel binaları yıktılar. Çok sayıda tablo ve heykeller yok edildi veya kayboldu. Bunlardan çok az bir kısmı kurtuldu.<br />
1481-1506 yılları arasında Osmanlı işgali sırasında; binlerce Arnavut ailesi vatanlarını terk ettiler. Bunların büyük bir kısmı Güney İtalya'ya yerleşti. Onların büyük bir kısmı evlerine dönecekler diye dillerini ve adetlerini unutmadılar.<br />
26 Ağustos 1830'da Manastır'da, önceki suçlarının affedileceği ve hediye dağıtılacağı vaadiyle bir araya getirilen 500 Arnavut derebeyi öldürüldü.<br />
Olaylar Yunan askerlerinin düşündükleri gibi gelişmedi. Gerçekleştirdikleri devlet darbesi Türkiye'nin askeri müdahalesine yol açtı. Türkler, Kıbrıs'ın kuzey kısmını işgal edip bir Müslüman hükümet kurdu ve o dönemden sonra ada ikiye bölündü.<br />
1478&#8217;de 150 bin kişilik Osmanlı Ordusu yeniden Kruva ve İşkodra'yı işgal etme girişiminde bulundular. II nci Mehmet komutasındaki Osmanlı askerleri iki yıl süren kuşatmanın ardından cephanesiz yiyeceksiz ve içeceksiz kalan Kruva'daki askerleri kaleyi teslim etmeye mecbur ettiler. Sultan teslim olmalarına karşılık kaleyi savunanlara özgürlük ve komşu ülkelere gidebilecekleri vaadinde bulundu ama sözünde durmadı. 16 Haziran&#8217;da kaleye giren Osmanlılar tüm erkekleri öldürerek kadın ve kızları köle olarak aldılar.<br />
Osmanlı işgalcileri, Arnavutların milli haklarını ihlal eden bir polis devleti rejimi uyguladılar. Vatansever öğretmenleri tutukladılar, okulları kapattılar, kitap ve gazetelerin basılmasını yasakladılar.<br />
<br />
MAKEDONYA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Yeniçeri ordusu 15 nci yüzyılda kurulmuştur. Başlangıçta bu ordu esir alınmış genç ve sağlam kişilerden oluşuyordu. Daha geç dönemlerde bu ordunun safları &#8220;kan vergisi (haracı)&#8221; olarak alınan Hristiyan çocuklarıyla dolduruldu.<br />
Reaya adıyla anılan esaret altına alınmış Hristiyan kitleler esas iş gücünü teşkil etmektedir. Bütün köylüler bağımlıdır ve reaya hiçbir imtiyaz hakkına sahip değildir. Sadece ağır yükümlülükleri vardır.<br />
Devlete karşı ana vergiler; haraç, hayvan vergisi, askerlik vergisi vs. şeklindeydi. En ağır vergi: &#8220;kan vergisi&#8221; yani devşirmedir. Hristiyanlar, yeniçeri askeri birliklerinin doldurulması için küçük ve sağlam çocuklarını vermeye mecbur tutuyorlardı. Kan vergisine karşı direniş çok büyüktür. Hristiyan halk bu şekilde çocuklarını Türkleştirmekten / Müslümanlaştırmaktan kurtarmak için değişik yöntemler kullanmışlardır.<br />
Osmanlı İmparatorluğundaki Hristiyan ahalinin durumu dayanılmazdı.<br />
Zulüm ve terör sıkça görünen vakalardır. İnsanların namusu ve onuruna el uzatılıyordu, kadınlar ve kızlar kaçırılıyordu.<br />
Doğu krizi döneminde Bosna-Hersek ve Makedonya&#8217;da ayaklanmalar meydana geldiğinde ve Sırbistan-Türkiye savaşı başladığında, 1876 yılında; Bulgaristan&#8217;da Türklere karşı güçlü bir ayaklanma başladı. Bu ayaklanma &#8220;Nisan Ayaklanması&#8221; olarak bilinmektedir. Türkler ayaklanmayı bastırmış ve 15 bin masum insanı öldürmüştür.<br />
Ejderhanın (Türklerin) öldürülmesi altyazısı olan Yunan kaynaklı bir karikatürde; Balkan İttifakı olarak: Sırp, Yunan, Karadağlı ve Bulgar, başında kavuğu olan bir ejderhayı öldürürken görülmektedir.<br />
Neguş ayaklanması sonunda; Neguş Kasabası Osmanlı askeri ve başıbozuklar tarafından ele geçirildi ve beş gün acımasız teröre, işkencelere ve yağmalamalara maruz kaldı. Bu esnada 1300 erkek öldürüldü ve çok sayıda köy yakıldı ve viran bırakıldı.<br />
Meriç Savaşı&#8217;ndan sonra Osmanlılar Makedonya topraklarına kuzeydoğudan ve güneyden saldırmaya başladılar.<br />
Makedonya toprakları birçok derebey, küçük devletlere ve knezliklere bölündü. Hükümdarlar arasındaki geçimsizliklerden yararlanan Sultan 1nci Murat büyük bir direnme görmeden birçok Makedon kentini işgal etti. Çok sayıda Makedon askeri esir edilmiş, köle pazarlarında satıldı.<br />
Osmanlılar işgal ettikleri topraklarda genç ve sağlıklı çocukları topluyor, bunlara İslam dinini kabul ettirdikten sonra özel askeri eğitimden geçiriyorlarmış. Yeniçeri adlı piyade olarak savaşa katıyorlarmış.<br />
Yeniçeri askeri; kan vergisi yoluyla ele geçirilen ve sonradan İslamlaştırılan Hristiyan çocuklarından oluşan askerdir.<br />
Osmanlı işkencecilerine karşı en etkili silahlı halk direnmesi olarak, haydutluk hareketi; 19 ncu yüzyılda da gelişme kaydetmiştir.<br />
Nyeguş ayaklanması merhametsizce bastırıldı. Bunun sonucu olarak, asker ve başıbozuklar beş gün boyunca şehri harabeye çevirdiler. Soygunculukla ellerine geçenleri alıp, cinayetler işlediler. 15 yaşından 65 yaşına kadar 1300 erkek katledildi. Otuz genç Nyeguşlu gelin çocuklarıyla birlikte Osmanlının eline düşmemek için; Nyeguş kentinden geçen Ara***a Irmağının şelalesine atlayarak intihar etti. Birçok köy yakılıp coğrafya haritasından silindi.<br />
<br />
ROMANYA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Çok ciddi bir şekilde geri kalan Güneydoğu Avrupa acımasız bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu değişik hakimiyet şekilleriyle birçok halkın hakimi idi: Romenler, Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar.<br />
Bağımsızlık için Osmanlıya ayaklanan Yunanistan, elde ettikleri başarıları acılarla ödedi. Türkler tarafından köle olarak satıldılar, patrik ve papazlar öldürüldü. Bu zulümler Avrupa kamuoyu tarafından eleştirildi ve Osmanlıya karşı savaşın başlamasına neden oldu.<br />
(Türkler) Hunlardan Tatarlara kadar, yaptıkları yıkıcı baskınlarla, Roma ve Hristiyan Avrupa için, Hristiyanların günahlarına karşı tanrının gönderdiği cezanın sembolü oldular.<br />
Madde 2: &#8220;Yüksek Kapı&#8221; Valahia&#8217;ya iyi niyetle gitmeyen hiçbir Türk&#8217;ü affetmeyecektir.<br />
Madde 10: Hiçbir Osmanlı, cinsiyeti ne olursa olsun, Valahia&#8217;da doğmuş olan hiçbir kimseyi köle olarak almayacak, Romen topraklarına Müslüman camisi yapılmayacaktır.<br />
<br />
SIRBİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Osmanlılar'ın işgalinden bahsedilmekte, Türklerin Hristiyanlar'dan kafir olarak bahsettikleri ve eşit muamele yapmadıkları, Sırpları sömürdükleri, baskı altında tuttukları, mallarına el koydukları, birçok vergiler uyguladıkları; başlangıçta Osmanlıların çok güçlü olmasından dolayı Sırp halkının karşı koyamadığı, Osmanlının işgal ettiği, yağmaladığı; 16 ncı yüzyılın sonunda Osmanlının ekonomik yapısının bozulmasından sonra, şiddet ve yağmacılığın daha da arttığı, idari yapıda bozukluklar meydana geldiği; işgal altındaki Sırp halkının ancak hayatını devam ettirebildiği; sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmenin durduğu; bazı Hristiyanların Müslümanlığı kabul ettiği, bunların çoğunlukla göçebe olan Güney Slavlar olduğu ve Bosna-Hersek&#8217;te bulundukları, Müslüman olduktan sonra bazı adetlerini ve dillerini korudukları fakat dini bağlarla sıkı sıkıya bağlandıkları Osmanlıları destekleyerek kendi ırklarına karşı düşman oldukları ifade edilmektedir.<br />
Türkler, paralı piyade (yeniçerileri) oluşturmuşlardır. Yeniçeriler, Osmanlılara yenilen milletlerden alınan çocukların, askerlik sanatını öğretmeleri ve Müslüman yapılmalarıyla oluşan bir yapılanmaya sahipti. Yeniçerilik, Sultanlar tarafından Hristiyanlara yüklenmiş olan Kan Vergisiydi.<br />
Türkler, bu iki Sırp'ı keserken orada olan İlija KOLARAC şöyle anlatmıştır: "Cellat, Prens Sima'yi keserken boynunu bir vuruşta kesemedi, birkaç defa vurdu. Prens, yiğitçe &#8220;Kes! Allah aşkına...&#8221; Kılıcı bekleyen ve bağlanmış olan Yüzbaşı DRAGİÇ bağırdı... O anda başka bir Türk koşup gelmiş ve DRAGİÇ'in kafasını uçurmuştur...."<br />
Vergiler iki katına çıkarılmış, Dayılar, yükselttikleri bütün Sultan gelirlerine (haraç, vergi, çubuk, gümrük) el atmışlardır. Haraç, iki ve üç katına çıkarılıp vergi, 15'ten 25-35 grosa yükseltilmiştir.Diğer vergiler de yükseltilmiştir. Bundan başka dayılar, subaşıları kendi isteklerine göre yargılamış; halkı dövmüş, öldürmüş, aşırı vergi almış, atları, silah ve hoşlandıklarını yağma etmişlerdir.<br />
Kanunsuzluk ve acımasızlıkla dolu olan bu yönetim, Belgrad Paşalığında halk ve Türk yöneticileri arasında çarpışmalara sebep olmuştur.<br />
Halkta telaş ve ayaklanma hazırlıkları hisseden Dayılar, ayaklanmayı bütün önemli milli önderleri öldürmekle önlemeye karar vermişlerdir. İlk yakalananlar arasında Prens ALEKSA, İlija BİRCANİN ve Milovan GRBOVİÇ idiler. Foçalı Mehmet Ağa'nın emriyle, Prens ALEKSA ve İlija BİRCANİN, 23 Ocak 1804 tarihinde, Valjevo şehrinde, halkın gözlerinin önünde kesilmişlerdir.<br />
<br />
ERMENİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Birinci Dünya Savaşı Kafkas Cephesinde, Başlangıçta; Türkler büyük başarılar elde ettiler. Orada yaşayan Ermenileri, Yunanlıları, Asurluları katlettiler...<br />
İlk olarak Osmanlı Ordusundaki Ermenilerin ellerinden silahlarını aldılar ve onları yok ettiler. Ermenilere yolların inşası, barikatların kurulması ve yüklerin taşınması gibi en ağır işleri veriyorlardı. Sonra da askerler ya da polis onları ellişerli-yüzerli gruplar halinde ***ürüp katlediyordu.<br />
İkinci adım; önde gelen Ermenileri (doktor, öğretmen, din adamı, parti üyeleri vs) hapsedip yok etmekti. Ermenileri düşünen beyinlerden mahrum bırakıyorlardı. Ekseriyetle 18-45 yaş arasındaki genç Ermeni erkekleri sürgüne gönderiliyor ve yok ediliyordu. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ise mecburi göçe ve katliama maruz kalıyordu.<br />
Ermeni halkının göç ettirilmesi ve katliamı 1914 sonu ile 1915 ilkbaharı ile başlar. Türk Devleti Ermeni ahalisini Ortadoğu&#8217;nun çöllerine sürgün ediyordu. Sürgün süresince Ermenilerin neleri varsa talan ediliyordu. Güzel kadınlar ve kızlar Müslümanların haremine ***ürülüyordu. Kürtlerin, çetelerin, polis ve askerlerin saldırılarına maruz kalıyorlardı. Yola devam edemeyenler öldürülüyordu.<br />
Sürgün yerine, sürgün edilenlerin %10&#8217;u ulaşıyordu; örneğin Trabzon&#8217;dan kovulmuş 3000 Ermeniden Halep&#8217;e 35 kişi ulaştı. Kalanı öldürüldü, ya da açlıktan, susuzluktan ve çeşitli hastalıklardan öldü. Güney şehirleri köle pazarlarına dönüşmüştü. Buralarda Ermeniler çok ucuza satılıyordu.<br />
<br />
<br />
Katliamlardan kurtulmak için çok sayıda Ermeni yurtlarını kendileri terketti. Kasım 1914&#8217;ten 1916&#8217;ya dek çoğunluğu kadın ve çocuk yüzbinlerce Ermeni, Rusya&#8217;ya, Doğu Ermenistan&#8217;a göçtüler. Katliamlar ve sürgün nedeniyle Batı Ermenistan, asıl sahibinden yani Ermeniler&#8217;den mahrum kaldı. (İstanbul ve İzmir&#8217;de yaşayan Ermeniler&#8217;in tamamı sürgün edilmedi.)<br />
1915-1918 yılları arsında Jön Türklerin siyaseti soykırım olarak adlandırılmalıdır. Çünkü onların amacı Ermeni Milletinin kökünü kazımaktı. Osmanlı Türkiye&#8217;sinde yaşayan 2,5 milyon Ermeniden 1,5 milyonu öldürüldü ya da açlıktan, çeşitli hastalıklar yüzünden öldü. 200 bin Ermeni zorla Türkleştirildi. Vahşiler, imparatorluğun 66 şehir ve 2500 köyünün Ermeni ve Hristiyan halkını yok ettiler. 2350 kilise ve manastır, 1500 okul talan edildi ve yıkıldı. Osmanlılar; bankalardaki paralarına, onlara ait topraklara, çiftliklere, menkul ve gayrimenkullere el koydu.<br />
Türkiye tarafından, Ermeni sorununun çözümlenmesi amacıyla 1915-1923 yıllarında yapılan Ermeni soykırımının tanınması Ermeni milleti için prensip anlam taşımakladır.<br />
Soykırım olayının tanınmasıyla; Ermeni milletinin toprak taleplerinin ve uğratılan zarar tazminatının tanınması konuları ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
GÜRCİSTAN<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Transkafkas sınırında Türklerin egemenliği olduğu sürece Gürcistan&#8217;da barış garanti değildi. Davit, Ağmaşenebeli komşu, kardeş ülkeleri (Ermenistan ve Şarvan&#8217;ı) Türklerden kurtarma mücadelesinde teşvik etti. Şarvan için uzun süren savaş 1124 yılında Gürcülerin zaferiyle sonuçlanmıştır.<br />
1124 yılında Ermenilerin başkenti Anisi&#8217;nin ileri gelenleri gelip Kral Davit&#8217;ten şehirlerini Türklerden kurtarmak üzere yardım istediler. Üç gün süren savaşta Gürcü ve Ermeniler birlikte Anisi&#8217;nin Müslümanlarını yendiler.<br />
15 nci yüzyılın sonunda parçlanmış Gürcistan zor durumdaydı. Batıda Gürcistan&#8217;ın komşusu çok güçlü ve agresif Osmanlı Devleti oldu. Osmanlılar uzun savaşlar sonrası Gürcistan&#8217;ın eski komşusu Bizans&#8217;ı feth ettiler. 1453 yılında Konstantinepol&#8217;ü ele geçirdiler.<br />
Kuzey ve güney Karadeniz sahillerini de feth ederek Gürcistan sınırlarına dayandılar. Böylece Gürcistan&#8217;ın batı ile olan bağları tamamıyla kopmuş, Barbar Osmanlı Devleti ile komşu olunmuştur.<br />
Osmanlıların teşviki ile Batı Gürcistan&#8217;da esir ticareti (yerel nüfusun yurtdışı pazarlarında, özellikle Osmanlı İmparatorluğunda, köle olarak satımı) gelişmekteydi.<br />
<br />
SURİYE<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Toroslar&#8217;ın güneyinde yer alan Türkiye toprakları (Mersin ve Hatay) Suriye toprakları olarak gösterilmektedir.<br />
Osmanlı İşgali yaklaşık 400 yıl sürmüştür. Araplar, ülkelerinin hürriyetini çok sayıda şehit vererek sağlamışlardır. İngiliz ve Fransız işgalleri ise Suriye&#8217;nin kuzey bölgelerinin ve İskenderun sancağının zorla koparılmasına yardım etmiştir.<br />
Suriye ovalarının en genişi olan bu ova, Toros Dağları eteklerinden başlar ve Fırat Vadisi&#8217;ne kadar uzanır.<br />
105 nci sayfada "Suriye Nehirler Haritası"nda; Hatay, Suriye'ye dahil olarak gösterilmekte, Toros dağlarının güneyinde kalan bölge zorla koparılmış bölge olarak belirtilmektedir. 107 nci sayfada; "Asi Nehri" iç sular arasında sayılmaktadır.<br />
Fırat ve Dicle Nehirleri için "Ermeni yükseltilerinden doğmaktadır." açıklaması bulunmaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Türkiye, nüfus çoğunluğunun Türklerden oluştuğu bahanesiyle İskenderun Sancağı&#8217;nı istiyordu. Fransa'da İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda Türkiye'nin İtilaf Devletleri safında yer almasını sağlamak maksadıyla bu konuda Türkiye'yi cesaretlendiriyordu.<br />
Sorun Milletler Cemiyeti&#8217;ne ***ürüldü. Cemiyet, nüfusun bu konudaki<br />
arzusunu belirlemek maksadıyla uluslararası bir komisyon gönderdi ve İskenderun Sancağı&#8217;nın Suriye'den ayrılarak, kendi egemenliğine sahip bir devlet olmasına, ancak dış ilişkilerde Suriye'ye bağlı kalmasına, Arapça ve Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesine karar verildi. Bu karar sancakta bulunan Arapların karşı koyması ve protestosu ile karşılandı ve her türlü takdire layık bir Arap mukavemeti oluştu. Fransa'nın sorunun Arapların lehine çözülmesine yardımı gerekirken, 23 Haziran 1939'da birliklerini İskenderun sancağından çekti ve Fransız birliklerinin yerini Türkler aldı. Vilayeti Türk Devletinin bir parçası haline getiren bu harekete muhalefete rağmen, İskenderun Sancağı Türk Devleti tarafından işgal edildi.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
&#8220;Tabiat Özellikleri&#8221; bölümünde &#8220;Başlıca orta seviyede yükseltiler; doğuda<br />
Ermeni yükseltileri, batıda Anadolu yükseltileridir.&#8221; 137 nci sayfada aynı konuda &#8220;Ülkede başlıca iki sıradağ uzanmaktadır: Bunlar kuzeyde Pontus Dağları, güneyde Toros Dağları&#8217;dır.&#8221; Açıklamaları yer almaktadır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Osmanlı Devleti ilim ve irfan devleti değil, bir savaşlar devleti olmuştur. Aynı zamanda yenilikçi ve planlı bir devlet olmamış, hareketsiz ve karışık bir devlet olmuştur. Bu ve benzeri bir çok sebeple Araplar Osmanlı işgali döneminde iktisadi olarak gerilemiştir.<br />
<br />
ÜRDÜN<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Şematik olarak Arap dünyasının yağmur dağılımının gösterildiği bir haritada, Hatay&#8217;dan İskenderun ili olarak bahsedilmekte ve Suriye sınırları içinde gösterilmektedir.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
...İttihatçılar Şam'da bulunan Türk Ordu Komutanı olan Zeki HALEPİ Paşayı görevinden aldılar, bunun nedeni Zeki Paşanın Arap asıllı olmasıydı , onun yerine ittihatçı olan Cemal Paşayı göreve koydular, Cemal Paşa Araplara karşı çok yanlış politikalar uyguladı, Cemal Paşa aşırı güç ve şiddet kullandı, milletin mahsullerine el koydu, yeni vergiler uyguladı. Cemal Paşa bütün bunları Osmanlı Ordularının takviyesi için yaptı, çok sayıda Arap ailesini Anadolu'ya sürgün olarak gönderdi. Osmanlı Ordusunda hizmet veren Arap birliklerini tenha cephelere yolladı , bununla yetinmeyip Ağustos 1915 ve Mayıs 1916 tarihlerinde çok sayıda milliyetçi Arap&#8217;ı Şam ve Beyrut'ta astı.<br />
<br />
İlköğretim Coğrafya Kitabında;<br />
<br />
Türkiye'nin Fırat Nehri üzerine dünyanın en büyük barajını yapması, Suriye<br />
ve Irak'a Fırat Nehri&#8217;nden giden suyun miktarını azaltmıştır. Türkiye bununda ötesine giderek suyun bazen petrolden daha pahalı olabileceğini açıklamıştır.<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitabında;<br />
<br />
Bölgede çıkartılan Arap isyanlarının nedenlerinin, Osmanlı askerlerinin ve<br />
yönetiminin halka kötü davranması, özellikle kadınları çalıştırması ve onlara kötü muamele yapması, aşiret şeyhlerine verilen paraların verilmemesi ve vergilerin artırılması olduğu yer almaktadır.<br />
<br />
UKRAYNA<br />
<br />
İlköğretim Tarih Kitaplarında;<br />
<br />
Sırbistan ve Bulgaristan ile savaşan Bizans İmparatorluğu, bazen Osmanlılardan yardım istemekteydi. Türkler, boğazdan geçerek Balkan yarımadasına yağmacı akınları düzenlemeye başlamışlardır. Tarihçiler akınları şöyle değerlendirmektedirler: "Hırıstiyanlardan bazıları katledilmiş, bazıları da esarete alınmış, kalanlar ise açlık nedeniyle kitlesel olarak ölmekteydi."<br />
Türklerin askeri kuvvetleri, Avrupa ülkelerinin ordularından sayısal olarak fazlaydı. Sultan ordusunun ana unsuru olan müteaddit süvari birikleri, sultandan hizmetleri karşılığında toprak alan askerlerden oluşmaktaydı. sultanın emrinde daimi piyade gücü de vardı: Yeniçeriler. Türkler, fethettikleri ülkelerde en güçlü erkek çocukları esarete alıp kendilerine Müslümanlığı kabul ettirmekte ve Hrıstiyanlara karşı kinle yetiştirmekteydi. Bu çocuklar, sultandan cömert maaş almakta ve hükümdarlarına sadakat göstermekteydi.<br />
1453 yılında Bizans İmparatorluğunun varlığına son verilmiştir. Sultan, yağmalanmak üzere şehri üç günlük süre için askerlere devretmiştir. Muhafızların büyük kısmı katledilmiş, yaklaşık 60 bin insan köleliğe satılmıştır. Sultan büyük bir törenle şehre girmiştir. Kendisi Aya Sofya Kilisesi&#8217;ni ziyaret ederek bunun cami haline getirilmesini emretmiştir. Türkler tarafından İstanbul olarak adlandırılan Constantinopol, Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur.<br />
<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğunun halkları, fatihlerin sert zulmüne maruz kalmışlardır. Müslüman olmayan her erkek, yaşından bağımsız olarak hazineye kişi başına belirli bir vergiyi ödemek zorundaydı. Bunun dışında Müslüman olmayanlar, kale, yol, köprü ve camilerin inşaatında ücretsiz olarak çalışmak zorundaydılar. Kendilerine at sürmek, silah taşımak veya Türklerden daha yüksek evleri yapmak yasaklanmıştır.<br />
Vergi ödemekle yükümlü nüfus, Osmanlı derebeyleri tarafından aşağılatıcı şekilde "raya" (sürü) olarak adlandırılmıştır. Sultan tarafından askerlerine hizmetleri karşılığında verilen topraklarda, yerel köylülerin toprak sahibi lehine de bazı çalışma yükümlülükleri mevcuttu.<br />
Fatihlerin sert zulmüne rağmen Slav halkları, kültürünü, adetlerini ve dillerini muhafaza edebilmişlerdir.<br />
1535 yılında l nci Fransisk; Hristiyanların en korkunç düşmanı olan l nci Süleyman ile anlaşma yapmıştır. Fransa için elverişli ticaret anlaşmaları imzalanmış: Fransızlar, Osmanlı Imparatorluğuyla yapılan ticaret alanında bazı kolaylıklar elde etmiş, tüccar mülkiyetinin dokunmazlığı vaad edilmiş, Fransız gemilerinin tutuklanmaları ve denizcilerinin köle olarak satılması yasaklanmıştır.<br />
Müteakip yıl Fransa, Gabsburg'lara karşı müşterek hareketler konusunda Osmanlı Imparatorluğuyla mutabakat sağlamıştır. V nci Carl'ın l nci Fransisk'ı "dinsiz köpekle" (Osmanlı ile) ittifak kurmakla suçladığı zaman Kral şu şekilde cevap vermiştir: "Sürümün kurt dişlerine düşmesini önlemek üzere köpeğin yardımından yararlandım".]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz,Yusuf,Hüseyin]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Bug%C3%BCn-g%C3%BCnlerden-6-May%C4%B1s-bug%C3%BCn-g%C3%BCnlerden-Deniz-Yusuf-H%C3%BCseyin-10021</link>
			<pubDate>Tue, 06 May 2008 23:57:57 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=7">mustafa</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Bug%C3%BCn-g%C3%BCnlerden-6-May%C4%B1s-bug%C3%BCn-g%C3%BCnlerden-Deniz-Yusuf-H%C3%BCseyin-10021</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://img501.imageshack.us/img501/5229/denizleridamhy2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: denizleridamhy2.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Onların idamlarına "onay" verenlerin tümünü tarih silip attı. Deniz, Yusuf, Hüseyin ise bütün gençlikleriyle yaşıyorlar. <br />
<br />
<br />
<br />
İdam edildikleri tarihte Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde (12 Mart Askeri Darbesi) iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Denizlerin idamına "Evet" oyu veren Adalet Partisi'nin lideriydi. Nasıl "evet" dediğini gazeteci Altan Öymen 1976'da Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, bir başka "genç adam"la ilgili olarak anlattı: <br />
<br />
" <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süleyman Demirel</span> , Mobilya Yolsuzluğu'ndan yargılanan yeğeni <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yahya Demirel</span>'le ilgili olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">'25 yaşında çocukla uğraşıyorlar</span>' diyor. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin'in idam kararları oylanıyordu.</span> Süleyman Bey AP Grubu'nun en önünde oturuyordu. Elini "İdama Evet" için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı</span>. Hüseyin ise 23'ündeydi. Süleyman Bey onlar için hiç '25 yaşında çocuklar' demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da..." <br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ülkesini seven insanlardı. Bu uğurda ölümü göze almışlardı. İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular. <br />
Asıldılar... Onları asanların beslendiği siyasi kulvar ise sürekli kırmızı bültenle aranan devlet adamları üretti. DGM dosyaları, İnterpol bültenleri, bankaların boşalmış kasaları, kendi ülkesini soyan ihaleler arasında ölüyorlar. <br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan her 6 Mayıs'ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü... <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin.</span> <br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="http://img210.imageshack.us/img210/897/denzgezm1xi9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: denzgezm1xi9.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Böyle 68 görülmedi!</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa 1968 Mayıs&#8217;ında özgürlük için ayaklanan gençlerden çok çekti. <br />
Vuruyor, kırıyor ve her şeyi hem de hemen istiyorlardı. <br />
Sonunda gençler kazandı, <br />
Avrupa yüzünü daha fazla demokrasiye döndü. Türkiye&#8217;de ise devlet <br />
özgürlük isteyen gençleri düşman gördü, milis kuvvetler kurup saldırdı, <br />
işkence yaptı, hapsetti, astı. İşte 40. yılında Türkiye&#8217;de 68 ve Deniz Gezmiş, <br />
İbrahim Kaypakkaya, Hüseyin İnan ve Ali Haydar Yıldız...</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Berat Günçıkan / Esra Açıkgöz</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uçağı kaçıranlar şimdi neredeler?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bora Gezmiş 68 anılırken, <br />
Deniz Gezmiş&#8217;in isminin öne çıkmasını istemiyor, <br />
onlar bir gruptu, diyor.</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Röportajlar: Berat Günçıkan</span>[/B]<br />
<br />
Bu salı Ankara&#8217;da, Karşıyaka Mezarlığı&#8217;nda buluşacak Gezmiş, İnan ve Aslan aileleri. Deniz, Hüseyin ve Yusuf idamlarının 36. yılında anılacaklar. Çoğunluk için bir televizyon dizisi kahramanı, tişörtteki bir fotoğraf, yakadaki bir rozet Deniz Gezmiş, hatta bir popüler ikon, ama Gezmiş ailesi için sürekli eksikli yaşamanın adı, bitmeyen bir yas&#8230; Bora Gezmiş, Deniz Gezmiş&#8217;in, üç yaş büyük abisi. Dünü ve bugünü anlatıyor: <br />
<br />
- Siz her 6 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;dasınız, değil mi? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evet, her 6 Mayıs&#8217;ta gidiyoruz. Babamızın bize tek vasiyeti o zaten, &#8220;Mezarları yalnız bırakmayın&#8221; dedi.</span> <br />
<br />
- Siz de o dönem kardeşinizle birlikte sol hareketin içinde yer almış mıydınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ben 1944&#8217;lüyüm. Hukuk Fakültesi&#8217;nde iki yıl okudum. Sınıfı geçemeyince, &#8220;askere gideceğim&#8221; dedim. 67-69 arasında askerdim. Döndükten sonra hemen Öğretmenler Bankası&#8217;nda işe girdim. Dolayısıyla, fiilen içinde olmadım.</span> <br />
<br />
- Düşünsel olarak&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz sosyal demokrat bir aileyiz, akrabalarımız arasında CHP&#8217;liler var, babam da 1987&#8217;de milletvekili adayı oldu, ama üçüncü sıradaydı, beş bin oyla kaybetti.</span> <br />
<br />
- İdamlar sırasında önlemek için yeterince çaba göstermediği gerekçesiyle CHP&#8217;ye bir kızgınlık, kırgınlık oluşmadı mı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O zamanki CHP&#8217;yi ikiye ayırmak lazım. Nihat Erim, Kemal Satır, Turan Feyzioğlu&#8217;nun oluşturduğu grup zaten o zaman parti ile bağlantılarını kesmişti. CHP&#8217;de en çok uğraşan İsmet Paşa&#8217;dır, hakikaten samimi olarak uğraşmıştır. Hatta o zamanki Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay&#8217;la bile görüşmüştür.</span> <br />
<br />
- Oysa daha suç belirlenmeden ceza belliydi, yani idam siyasi bir karardı&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babalar gidip Demirel&#8217;i de ziyaret ettiler. İsmet Paşa babama &#8220;Merak etmeyin, ben konuştum&#8221; demiş. Cevdet Sunay&#8217;la konuştuğunda ise Sunay kendisine &#8220;Paşa, sen bu işle hiç uğraşma, onlar hakkında karar verildi&#8221; demiş. Daha hiçbir şey belli değilken Cevdet Sunay&#8217;ın bu lafı İsmet Paşa&#8217;ya söylediğini, babam bana anlattı.</span> <br />
<br />
- Önceden alınmış bir karar da olsa idamları önlemek mümkün müydü peki? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anayasa Mahkemesi idamı usul yönünden bozdu, dosya yeniden Meclis&#8217;e döndü, yeniden oylandı, ancak bu arada kararın &#8220;devletin adli menfaatı için bir an evvel uygulanması lazım&#8221; diye bir metin daha eklendi. Kararı durdurmak için Millet Meclisi&#8217;nden ve Senato&#8217;dan 35 imza bulmak lazımdı, bu rakamı bulmak o kadar zor değildi, biz kolları sıvadık, 27 imza topladık, ama o sırada jandarma genel komutanına suikast düzenlendi&#8230;</span> <br />
<br />
- Uçak kaçırıldı&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evet, bu eylemden dolayı Altan Öymen gibi adamları içeri alınca birçok kişi korktu, sekiz imza daha toplamayı bırakın, imza verenlerden çekenler oldu.</span> <br />
<br />
- Deniz Gezmiş&#8217;i kurtarmak adına yapılan eylemlerdi, ama geri tepti, diye mi düşünmeli? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eylemlerin hakikaten Deniz Gezmiş&#8217;i sevenler tarafından mı yapıldığı da hiç açığa çıkmadı.</span> <br />
<br />
- Çok da sorulmayan bir soru herhalde&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bakın, bugün uçak kaçıranlardan herhangi birinin en ufak bir haberini, hapis yattığını duydunuz mu? Misal olarak söylüyorum, Kızıldere&#8217;deki olay, cezaevinden kaçıyorlar, kaybolmak varken, tekrar toplanıp, arkadaşlarını kurtarmak için eylem yapıyor ve hayatlarını veriyorlar, ama uçak kaçırmada öyle bir şey yok. Uçağı Sofya&#8217;ya indiriyorsunuz, iki saat sonra biz teslim olduk deyip gidiyorsunuz. Bu kadar samimiyetsiz bir eylemin olacağına ben inanmıyorum.</span> <br />
<br />
- İdamları çabuklaştırmak için düzenlenmiş bir eylem olduğunu mu düşünüyorsunuz? <br />
<br />
<img src="http://img521.imageshack.us/img521/3782/denzgezm2dq4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: denzgezm2dq4.jpg]" class="mycode_img" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Olabilir. Kesin olarak bilmemiz mümkün değil, ama olabilir. Neler döndüğünü başkaları biliyor.</span> <br />
<br />
- İdamlardan sonra baskı gördünüz mü? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babam ilköğretim müfettişiydi, idamdan sonra fiili görevden masa başına alındı. Annem de öğretmendi, onu da Selimiye&#8217;den Kadıköy&#8217;deki okula naklettiler.</span> <br />
<br />
- Anneniz oğlunu cezaevinde hiç ziyaret etmemiş, ne evde, ne de dışarıda, kimseyle bu konuyu konuşmamış&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evet, bu konu, annemle hiç konuşulmaz.</span> <br />
<br />
- Peki, acısını nasıl taşıdı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi, gece kalkıp Deniz&#8217;le konuşuyormuş. Yanımızda Özbek bir kadın var, o anlattı bize. Annem metanetli kadındır, üzüntüsünü dışarıya belli etmez. Hatta idam gecesi, bizim hanımı okuluna göndermiş &#8220;Müdüre söyle, ben bugün gelemeyeceğim, bana izin versin&#8221; demiş.</span> <br />
<br />
- Babanızla anneniz sizi ve kardeşini korumak adına önlemler aldılar mı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">70-80 arası çok daha kötüydü, tam bir cinnet dönemiydi, bu yüzden o sırada İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi&#8217;ni bitiren kardeşimi İngiltere&#8217;ye göndermek zorunda kaldık.</span> <br />
<br />
- Sizin şu andaki duygunuz ne, hâlâ öfkeli misiniz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öfke değil de, daha çok, bu olaya neden olanlara ve hazırlayanlara, Süleyman Demirel ve diğerlerine yönelik duyulan bir kin. Bu, haksızlığa uğrayıp kabullenememe gibi bir şey.</span> <br />
<br />
- Aynı Demirel, sonraki yıllarda demokrasi havarisi kesildi ve onaylandı&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12 Mart muhtırasını okuyun, orada gençler hakkında bir şey yoktur, her şey Demirel hakkındadır, ülkeyi yanlış idare etmiştir, beceriksizdir, kardeş kavgasına neden olmuştur. Sonra muhtıracılar ile Demirel birleştiler, hınçlarını gençlerden aldılar. Muhtıra hükümete verildi, ama bedelini gençler ödedi.</span> <br />
<br />
- Bugün, kamuoyunun Deniz Gezmiş&#8217;i algılama biçimi, rozetlerde, tişörtlerde kardeşinizin fotoğraflarını görmek size ne düşündürüyor? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bizim bütün çabamız, o günleri ve o grubu objektif şekilde anlatmak. Biz Deniz&#8217;e kardeşimiz olarak hiç bakmadık ve o kadar öne çıkarılmasını da tasvip etmiyoruz, ötekilere haksızlık oluyor.</span> <br />
<br />
- Sizce 68 romantik bir hareket miydi, yoksa bir isyan mıydı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kesinlikle isyan hareketiydi ve Türkiye&#8217;de, Avrupa&#8217;dan daha uzun süre devam etti. Avrupa&#8217;da hükümetler talepleri daha anlayışla karşılayıp, mümkün olduğu kadar gerçekleştirip bu işi örttüler. Türkiye&#8217;de tam tersi, hareketi daha hoyrat bir şekilde bastırmaya kalktılar. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cumhuriyet Pazar</span><br />
<br />
<img src="http://img73.imageshack.us/img73/6351/hseynnanzp7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hseynnanzp7.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babama söyleyin üzülmesin</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin İnan&#8217;ın babası Hıdır İnan oğlunun veda mektubunu <br />
idamından önce aldı.</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Esra Açıkgöz</span><br />
<br />
<br />
Babam, diyordu Hüseyin İnan idama giderken son arzusu sorulduğunda, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görünce, oğlumun doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülecek. Ayakkabımı bile giyemeden beni apar topar buraya getirdiler. Babama söyleyin, üzülmesin. Ayakkabılarım da hapishanedeki arkadaşlara hediyem olsun&#8221;.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin&#8217;in babası Hıdır İnan, şimdi 86 yaşında. Her 6 Mayıs&#8217;ta oğlunun mezarına gidiyor, ne yaşına aldırış ediyor, ne de bastonsuz ayakta duramamasına. İnan&#8217;ın, ikisi erkek, altı çocuğu daha var, 19 da torunu. En büyükleri 42 yaşında torunlarının, en küçükleri üç. Zihni hâlâ sağlam, bir iki isimde takılsa da Türkiye&#8217;nin yakın tarihini ders verircesine döküyor önümüze, ancak kulakları pek iyi işitmiyor, kendince anlatıyor, Hüseyin&#8217;i, çocukluğunu, yakalanışını, sonrasını...</span> <br />
<br />
- Bu yıl 68 kuşağının 40. yılı. Oğlunuz Hüseyin İnan da 68 kuşağının önemli isimlerinden biri. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin rahmetlik, o davanın peşinde koşarken dahi bizi ne polis sıkıştırırdı, ne de tehdit eden olurdu. Bu işe girdikten sonra eve gelmedi. Nedenini sorduğumda, &#8220;Baba&#8221; dedi, &#8220;girdiğim davanın peşinde koşarken eve gelip gidersem, belki sizi rahatsız edenler olur, eve gelmiyorum ki, kimse ileride size bir şey sormasın&#8221;.</span> <br />
<br />
- Siyasetle ilgilenmeye Ankara&#8217;da mı başladı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin bu işe 67&#8217;de İşçi Partisi&#8217;nde başladı. ODTÜ&#8217;de ikinci yıla kadar bilim çalıştı, sonra okula devam etmedi. Antep&#8217;e silah getirmek için gitmiş, dönerken yakalandı, o davayı atlattık, bu kez üç ay El Fetih&#8217;te kaldıktan sonra dönerken Diyarbakır&#8217;da yakalandı. Orada birkaç ay yattıktan sonra, Ankara&#8217;ya getirdiler, yargılandı, ama bir suç giymedi. Bunları Diyarbakır&#8217;da ziyaretine gittiğimde öğrendim.</span> <br />
<br />
- Son yakalanışını nasıl öğrendiniz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gece gündüz radyonun başından ayrılmıyorduk. Bir sabah radyoda, &#8220;Hüseyin İnan dedesinin Pınarbaşı&#8217;ndaki evinde yakalandı&#8221; dediler.</span> <br />
<br />
- Teslim olmaya dedesi ikna etti Hüseyin&#8217;i, değil mi? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhbar eden güya bacanağım oluyor. Sanırım şu görüşle ihbar etti; Hüseyin&#8217;in girdiği davanın sonu aydınlık değil, bir yerde kurşuna pay olacağına, yakalattıralım... Onlar ihbar etmeden önce Pınarbaşı&#8217;na Ankara&#8217;dan bir talimat geliyor, Hüseyin İnan bu gece Yassıören&#8217;de diye, bütün jandarma baskına gidiyor. Buradan sonrasını bana Mamak Cezaevi&#8217;ndeyken Hüseyin anlattı: Gece yanımda Mehmet ile Pınarbaşı&#8217;na geldim. Dedemin eve girdik, bir çay içtik, yattık, iki tabancam vardı, birini yatağın altına sürdüm, diğerini yanımdaki sehpanın üstüne koydum, uykuya dalmak üzereydim ki, kapı çaldı. Dedemmiş, ne istiyorsun dede, dedim. &#8220;Hüseyin etrafı çevirdiler, kaçacak yer yok, teslim olacaksınız&#8221; dedi. Dede, dedim, sen aradan çekil, ben onların içinden sıyrılırım... &#8220;Yok&#8221;, dedi dedem &#8220;ben seni bu şekil bırakmam&#8221;. Kapıyı açtım, bir bekçi. Diğer güvenlik güçleri, jandarma evin etrafında diye düşündüm. Dışarı çıktığımızda gördük ki, iki jandarmadan başka kimse yok.</span> <br />
<br />
- Görüşte başka nelerden konuşuyordunuz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Davası hakkında konuşurduk, dışarıdaki hava bize olumlu geliyordu, o &#8220;Yok baba&#8221; derdi, &#8220;ona aldırmayın, bunlar yapabilirlerse bizi idama götürürler, bu kesin&#8221;.</span> <br />
<br />
- Yusuf&#8217;un babası Beşir Aslan ve Deniz&#8217;in babası Cemil Gezmiş&#8217;le görüşüyor muydunuz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yusuf&#8217;un babası pek gelmezdi, ancak 1972&#8217;den ölümüne kadar, bütün görüşlere, cenaze ziyaretlerine Cemil Bey&#8217;le beraber gittik.</span> <br />
<br />
- 6 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;da mıydınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her 6 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;dayız. Bastonla ancak hareket ediyorum, koluma da çocuklar girecek. Yine de ölmeden bu yıl da ziyaret edeceğim.</span> <br />
<br />
- Hüseyin&#8217;in arkadaşlarından gelenler oluyor mu? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mezara gelen çok oluyor, ancak beraber yaşadığı kimseyi görmüyorum.</span> <br />
<br />
- 6 Mayıs 1972&#8217;de neler yaşadınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocukların bir iki gün içinde idam edileceklerini biliyorduk. 6 Mayıs&#8217;ta gün ışıyınca Cemil Bey&#8217;i otelden alıp Karşıyaka Mezarlığı&#8217;na götürmüşler. Beni de götürdüler, cenazeleri gösterdiler. Deniz&#8217;in babası ve kardeşi, Yusuf&#8217;un babası, bir de ben vardım. Mezarlık müdürüne üçer mezar ara ile defnedilsinler, diye talimat gelmiş. Deniz&#8217;in kardeşi Bora, subaylara, &#8220;Ölülerinden niye korkuyorsunuz?&#8221;dedi, ses yok. Cezaevinde Hüseyin, &#8220;bizi Cebeci Asli Mezarlığı&#8217;nda Taylan Özgür&#8217;ün yanına defnedin&#8221;, demişti, ama olmadı.</span> <br />
<br />
- Hüseyin&#8217;in son mektubunu ne zaman aldınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İdamdan önce... &#8220;Doğuşun tabii sonucu ölümdür&#8221; diyor, &#8220;baba, ne yazık ki erken karşımıza çıktı&#8221;&#8230; Üzülmeyin filan diyor. Kısa bir mektuptu.</span> <br />
<br />
- Gazeteci Türey Köse, idam kararını imzalayanlarla konuşarak bir kitap çıkarmıştı, kimileri pişman olduğunu söylüyordu&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Valla onu bilmiyorum... Kimlerin oy verdiğinin, kimlerin vermediğinin yazıldığı gazete hâlâ bende. Oylama yapılmadan, Cemil Gezmiş ve Beşir Aslan&#8217;la Meclis&#8217;e gittik, Ecevit&#8217;i gördük, zaten karşıydı idama. Ekseriyet Demirel&#8217;deydi, o zamanki genel başkan vekili Kamuran İnan&#8217;ı gördük, &#8220;Biz&#8221;, dedi, &#8220;18 kişinin idamını bekliyorduk, fakat askeri Yargıtay on beşini bozdu, üçünü onayladı, bu üçü de hayda hayda gider&#8221;. </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://img501.imageshack.us/img501/5229/denizleridamhy2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: denizleridamhy2.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Onların idamlarına "onay" verenlerin tümünü tarih silip attı. Deniz, Yusuf, Hüseyin ise bütün gençlikleriyle yaşıyorlar. <br />
<br />
<br />
<br />
İdam edildikleri tarihte Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde (12 Mart Askeri Darbesi) iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Denizlerin idamına "Evet" oyu veren Adalet Partisi'nin lideriydi. Nasıl "evet" dediğini gazeteci Altan Öymen 1976'da Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, bir başka "genç adam"la ilgili olarak anlattı: <br />
<br />
" <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süleyman Demirel</span> , Mobilya Yolsuzluğu'ndan yargılanan yeğeni <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yahya Demirel</span>'le ilgili olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">'25 yaşında çocukla uğraşıyorlar</span>' diyor. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin'in idam kararları oylanıyordu.</span> Süleyman Bey AP Grubu'nun en önünde oturuyordu. Elini "İdama Evet" için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı</span>. Hüseyin ise 23'ündeydi. Süleyman Bey onlar için hiç '25 yaşında çocuklar' demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da..." <br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ülkesini seven insanlardı. Bu uğurda ölümü göze almışlardı. İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular. <br />
Asıldılar... Onları asanların beslendiği siyasi kulvar ise sürekli kırmızı bültenle aranan devlet adamları üretti. DGM dosyaları, İnterpol bültenleri, bankaların boşalmış kasaları, kendi ülkesini soyan ihaleler arasında ölüyorlar. <br />
<br />
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan her 6 Mayıs'ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü... <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin.</span> <br />
<br />
<br />
<br />
 <img src="http://img210.imageshack.us/img210/897/denzgezm1xi9.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: denzgezm1xi9.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Böyle 68 görülmedi!</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa 1968 Mayıs&#8217;ında özgürlük için ayaklanan gençlerden çok çekti. <br />
Vuruyor, kırıyor ve her şeyi hem de hemen istiyorlardı. <br />
Sonunda gençler kazandı, <br />
Avrupa yüzünü daha fazla demokrasiye döndü. Türkiye&#8217;de ise devlet <br />
özgürlük isteyen gençleri düşman gördü, milis kuvvetler kurup saldırdı, <br />
işkence yaptı, hapsetti, astı. İşte 40. yılında Türkiye&#8217;de 68 ve Deniz Gezmiş, <br />
İbrahim Kaypakkaya, Hüseyin İnan ve Ali Haydar Yıldız...</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Berat Günçıkan / Esra Açıkgöz</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uçağı kaçıranlar şimdi neredeler?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bora Gezmiş 68 anılırken, <br />
Deniz Gezmiş&#8217;in isminin öne çıkmasını istemiyor, <br />
onlar bir gruptu, diyor.</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Röportajlar: Berat Günçıkan</span>[/B]<br />
<br />
Bu salı Ankara&#8217;da, Karşıyaka Mezarlığı&#8217;nda buluşacak Gezmiş, İnan ve Aslan aileleri. Deniz, Hüseyin ve Yusuf idamlarının 36. yılında anılacaklar. Çoğunluk için bir televizyon dizisi kahramanı, tişörtteki bir fotoğraf, yakadaki bir rozet Deniz Gezmiş, hatta bir popüler ikon, ama Gezmiş ailesi için sürekli eksikli yaşamanın adı, bitmeyen bir yas&#8230; Bora Gezmiş, Deniz Gezmiş&#8217;in, üç yaş büyük abisi. Dünü ve bugünü anlatıyor: <br />
<br />
- Siz her 6 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;dasınız, değil mi? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evet, her 6 Mayıs&#8217;ta gidiyoruz. Babamızın bize tek vasiyeti o zaten, &#8220;Mezarları yalnız bırakmayın&#8221; dedi.</span> <br />
<br />
- Siz de o dönem kardeşinizle birlikte sol hareketin içinde yer almış mıydınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ben 1944&#8217;lüyüm. Hukuk Fakültesi&#8217;nde iki yıl okudum. Sınıfı geçemeyince, &#8220;askere gideceğim&#8221; dedim. 67-69 arasında askerdim. Döndükten sonra hemen Öğretmenler Bankası&#8217;nda işe girdim. Dolayısıyla, fiilen içinde olmadım.</span> <br />
<br />
- Düşünsel olarak&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz sosyal demokrat bir aileyiz, akrabalarımız arasında CHP&#8217;liler var, babam da 1987&#8217;de milletvekili adayı oldu, ama üçüncü sıradaydı, beş bin oyla kaybetti.</span> <br />
<br />
- İdamlar sırasında önlemek için yeterince çaba göstermediği gerekçesiyle CHP&#8217;ye bir kızgınlık, kırgınlık oluşmadı mı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O zamanki CHP&#8217;yi ikiye ayırmak lazım. Nihat Erim, Kemal Satır, Turan Feyzioğlu&#8217;nun oluşturduğu grup zaten o zaman parti ile bağlantılarını kesmişti. CHP&#8217;de en çok uğraşan İsmet Paşa&#8217;dır, hakikaten samimi olarak uğraşmıştır. Hatta o zamanki Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay&#8217;la bile görüşmüştür.</span> <br />
<br />
- Oysa daha suç belirlenmeden ceza belliydi, yani idam siyasi bir karardı&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babalar gidip Demirel&#8217;i de ziyaret ettiler. İsmet Paşa babama &#8220;Merak etmeyin, ben konuştum&#8221; demiş. Cevdet Sunay&#8217;la konuştuğunda ise Sunay kendisine &#8220;Paşa, sen bu işle hiç uğraşma, onlar hakkında karar verildi&#8221; demiş. Daha hiçbir şey belli değilken Cevdet Sunay&#8217;ın bu lafı İsmet Paşa&#8217;ya söylediğini, babam bana anlattı.</span> <br />
<br />
- Önceden alınmış bir karar da olsa idamları önlemek mümkün müydü peki? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anayasa Mahkemesi idamı usul yönünden bozdu, dosya yeniden Meclis&#8217;e döndü, yeniden oylandı, ancak bu arada kararın &#8220;devletin adli menfaatı için bir an evvel uygulanması lazım&#8221; diye bir metin daha eklendi. Kararı durdurmak için Millet Meclisi&#8217;nden ve Senato&#8217;dan 35 imza bulmak lazımdı, bu rakamı bulmak o kadar zor değildi, biz kolları sıvadık, 27 imza topladık, ama o sırada jandarma genel komutanına suikast düzenlendi&#8230;</span> <br />
<br />
- Uçak kaçırıldı&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evet, bu eylemden dolayı Altan Öymen gibi adamları içeri alınca birçok kişi korktu, sekiz imza daha toplamayı bırakın, imza verenlerden çekenler oldu.</span> <br />
<br />
- Deniz Gezmiş&#8217;i kurtarmak adına yapılan eylemlerdi, ama geri tepti, diye mi düşünmeli? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eylemlerin hakikaten Deniz Gezmiş&#8217;i sevenler tarafından mı yapıldığı da hiç açığa çıkmadı.</span> <br />
<br />
- Çok da sorulmayan bir soru herhalde&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bakın, bugün uçak kaçıranlardan herhangi birinin en ufak bir haberini, hapis yattığını duydunuz mu? Misal olarak söylüyorum, Kızıldere&#8217;deki olay, cezaevinden kaçıyorlar, kaybolmak varken, tekrar toplanıp, arkadaşlarını kurtarmak için eylem yapıyor ve hayatlarını veriyorlar, ama uçak kaçırmada öyle bir şey yok. Uçağı Sofya&#8217;ya indiriyorsunuz, iki saat sonra biz teslim olduk deyip gidiyorsunuz. Bu kadar samimiyetsiz bir eylemin olacağına ben inanmıyorum.</span> <br />
<br />
- İdamları çabuklaştırmak için düzenlenmiş bir eylem olduğunu mu düşünüyorsunuz? <br />
<br />
<img src="http://img521.imageshack.us/img521/3782/denzgezm2dq4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: denzgezm2dq4.jpg]" class="mycode_img" /><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Olabilir. Kesin olarak bilmemiz mümkün değil, ama olabilir. Neler döndüğünü başkaları biliyor.</span> <br />
<br />
- İdamlardan sonra baskı gördünüz mü? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babam ilköğretim müfettişiydi, idamdan sonra fiili görevden masa başına alındı. Annem de öğretmendi, onu da Selimiye&#8217;den Kadıköy&#8217;deki okula naklettiler.</span> <br />
<br />
- Anneniz oğlunu cezaevinde hiç ziyaret etmemiş, ne evde, ne de dışarıda, kimseyle bu konuyu konuşmamış&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evet, bu konu, annemle hiç konuşulmaz.</span> <br />
<br />
- Peki, acısını nasıl taşıdı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şimdi, gece kalkıp Deniz&#8217;le konuşuyormuş. Yanımızda Özbek bir kadın var, o anlattı bize. Annem metanetli kadındır, üzüntüsünü dışarıya belli etmez. Hatta idam gecesi, bizim hanımı okuluna göndermiş &#8220;Müdüre söyle, ben bugün gelemeyeceğim, bana izin versin&#8221; demiş.</span> <br />
<br />
- Babanızla anneniz sizi ve kardeşini korumak adına önlemler aldılar mı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">70-80 arası çok daha kötüydü, tam bir cinnet dönemiydi, bu yüzden o sırada İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi&#8217;ni bitiren kardeşimi İngiltere&#8217;ye göndermek zorunda kaldık.</span> <br />
<br />
- Sizin şu andaki duygunuz ne, hâlâ öfkeli misiniz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öfke değil de, daha çok, bu olaya neden olanlara ve hazırlayanlara, Süleyman Demirel ve diğerlerine yönelik duyulan bir kin. Bu, haksızlığa uğrayıp kabullenememe gibi bir şey.</span> <br />
<br />
- Aynı Demirel, sonraki yıllarda demokrasi havarisi kesildi ve onaylandı&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12 Mart muhtırasını okuyun, orada gençler hakkında bir şey yoktur, her şey Demirel hakkındadır, ülkeyi yanlış idare etmiştir, beceriksizdir, kardeş kavgasına neden olmuştur. Sonra muhtıracılar ile Demirel birleştiler, hınçlarını gençlerden aldılar. Muhtıra hükümete verildi, ama bedelini gençler ödedi.</span> <br />
<br />
- Bugün, kamuoyunun Deniz Gezmiş&#8217;i algılama biçimi, rozetlerde, tişörtlerde kardeşinizin fotoğraflarını görmek size ne düşündürüyor? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bizim bütün çabamız, o günleri ve o grubu objektif şekilde anlatmak. Biz Deniz&#8217;e kardeşimiz olarak hiç bakmadık ve o kadar öne çıkarılmasını da tasvip etmiyoruz, ötekilere haksızlık oluyor.</span> <br />
<br />
- Sizce 68 romantik bir hareket miydi, yoksa bir isyan mıydı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kesinlikle isyan hareketiydi ve Türkiye&#8217;de, Avrupa&#8217;dan daha uzun süre devam etti. Avrupa&#8217;da hükümetler talepleri daha anlayışla karşılayıp, mümkün olduğu kadar gerçekleştirip bu işi örttüler. Türkiye&#8217;de tam tersi, hareketi daha hoyrat bir şekilde bastırmaya kalktılar. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cumhuriyet Pazar</span><br />
<br />
<img src="http://img73.imageshack.us/img73/6351/hseynnanzp7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hseynnanzp7.jpg]" class="mycode_img" /> <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babama söyleyin üzülmesin</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin İnan&#8217;ın babası Hıdır İnan oğlunun veda mektubunu <br />
idamından önce aldı.</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Esra Açıkgöz</span><br />
<br />
<br />
Babam, diyordu Hüseyin İnan idama giderken son arzusu sorulduğunda, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&#8220;yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görünce, oğlumun doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülecek. Ayakkabımı bile giyemeden beni apar topar buraya getirdiler. Babama söyleyin, üzülmesin. Ayakkabılarım da hapishanedeki arkadaşlara hediyem olsun&#8221;.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin&#8217;in babası Hıdır İnan, şimdi 86 yaşında. Her 6 Mayıs&#8217;ta oğlunun mezarına gidiyor, ne yaşına aldırış ediyor, ne de bastonsuz ayakta duramamasına. İnan&#8217;ın, ikisi erkek, altı çocuğu daha var, 19 da torunu. En büyükleri 42 yaşında torunlarının, en küçükleri üç. Zihni hâlâ sağlam, bir iki isimde takılsa da Türkiye&#8217;nin yakın tarihini ders verircesine döküyor önümüze, ancak kulakları pek iyi işitmiyor, kendince anlatıyor, Hüseyin&#8217;i, çocukluğunu, yakalanışını, sonrasını...</span> <br />
<br />
- Bu yıl 68 kuşağının 40. yılı. Oğlunuz Hüseyin İnan da 68 kuşağının önemli isimlerinden biri. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin rahmetlik, o davanın peşinde koşarken dahi bizi ne polis sıkıştırırdı, ne de tehdit eden olurdu. Bu işe girdikten sonra eve gelmedi. Nedenini sorduğumda, &#8220;Baba&#8221; dedi, &#8220;girdiğim davanın peşinde koşarken eve gelip gidersem, belki sizi rahatsız edenler olur, eve gelmiyorum ki, kimse ileride size bir şey sormasın&#8221;.</span> <br />
<br />
- Siyasetle ilgilenmeye Ankara&#8217;da mı başladı? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hüseyin bu işe 67&#8217;de İşçi Partisi&#8217;nde başladı. ODTÜ&#8217;de ikinci yıla kadar bilim çalıştı, sonra okula devam etmedi. Antep&#8217;e silah getirmek için gitmiş, dönerken yakalandı, o davayı atlattık, bu kez üç ay El Fetih&#8217;te kaldıktan sonra dönerken Diyarbakır&#8217;da yakalandı. Orada birkaç ay yattıktan sonra, Ankara&#8217;ya getirdiler, yargılandı, ama bir suç giymedi. Bunları Diyarbakır&#8217;da ziyaretine gittiğimde öğrendim.</span> <br />
<br />
- Son yakalanışını nasıl öğrendiniz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gece gündüz radyonun başından ayrılmıyorduk. Bir sabah radyoda, &#8220;Hüseyin İnan dedesinin Pınarbaşı&#8217;ndaki evinde yakalandı&#8221; dediler.</span> <br />
<br />
- Teslim olmaya dedesi ikna etti Hüseyin&#8217;i, değil mi? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhbar eden güya bacanağım oluyor. Sanırım şu görüşle ihbar etti; Hüseyin&#8217;in girdiği davanın sonu aydınlık değil, bir yerde kurşuna pay olacağına, yakalattıralım... Onlar ihbar etmeden önce Pınarbaşı&#8217;na Ankara&#8217;dan bir talimat geliyor, Hüseyin İnan bu gece Yassıören&#8217;de diye, bütün jandarma baskına gidiyor. Buradan sonrasını bana Mamak Cezaevi&#8217;ndeyken Hüseyin anlattı: Gece yanımda Mehmet ile Pınarbaşı&#8217;na geldim. Dedemin eve girdik, bir çay içtik, yattık, iki tabancam vardı, birini yatağın altına sürdüm, diğerini yanımdaki sehpanın üstüne koydum, uykuya dalmak üzereydim ki, kapı çaldı. Dedemmiş, ne istiyorsun dede, dedim. &#8220;Hüseyin etrafı çevirdiler, kaçacak yer yok, teslim olacaksınız&#8221; dedi. Dede, dedim, sen aradan çekil, ben onların içinden sıyrılırım... &#8220;Yok&#8221;, dedi dedem &#8220;ben seni bu şekil bırakmam&#8221;. Kapıyı açtım, bir bekçi. Diğer güvenlik güçleri, jandarma evin etrafında diye düşündüm. Dışarı çıktığımızda gördük ki, iki jandarmadan başka kimse yok.</span> <br />
<br />
- Görüşte başka nelerden konuşuyordunuz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Davası hakkında konuşurduk, dışarıdaki hava bize olumlu geliyordu, o &#8220;Yok baba&#8221; derdi, &#8220;ona aldırmayın, bunlar yapabilirlerse bizi idama götürürler, bu kesin&#8221;.</span> <br />
<br />
- Yusuf&#8217;un babası Beşir Aslan ve Deniz&#8217;in babası Cemil Gezmiş&#8217;le görüşüyor muydunuz? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yusuf&#8217;un babası pek gelmezdi, ancak 1972&#8217;den ölümüne kadar, bütün görüşlere, cenaze ziyaretlerine Cemil Bey&#8217;le beraber gittik.</span> <br />
<br />
- 6 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;da mıydınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her 6 Mayıs&#8217;ta Ankara&#8217;dayız. Bastonla ancak hareket ediyorum, koluma da çocuklar girecek. Yine de ölmeden bu yıl da ziyaret edeceğim.</span> <br />
<br />
- Hüseyin&#8217;in arkadaşlarından gelenler oluyor mu? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mezara gelen çok oluyor, ancak beraber yaşadığı kimseyi görmüyorum.</span> <br />
<br />
- 6 Mayıs 1972&#8217;de neler yaşadınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocukların bir iki gün içinde idam edileceklerini biliyorduk. 6 Mayıs&#8217;ta gün ışıyınca Cemil Bey&#8217;i otelden alıp Karşıyaka Mezarlığı&#8217;na götürmüşler. Beni de götürdüler, cenazeleri gösterdiler. Deniz&#8217;in babası ve kardeşi, Yusuf&#8217;un babası, bir de ben vardım. Mezarlık müdürüne üçer mezar ara ile defnedilsinler, diye talimat gelmiş. Deniz&#8217;in kardeşi Bora, subaylara, &#8220;Ölülerinden niye korkuyorsunuz?&#8221;dedi, ses yok. Cezaevinde Hüseyin, &#8220;bizi Cebeci Asli Mezarlığı&#8217;nda Taylan Özgür&#8217;ün yanına defnedin&#8221;, demişti, ama olmadı.</span> <br />
<br />
- Hüseyin&#8217;in son mektubunu ne zaman aldınız? <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İdamdan önce... &#8220;Doğuşun tabii sonucu ölümdür&#8221; diyor, &#8220;baba, ne yazık ki erken karşımıza çıktı&#8221;&#8230; Üzülmeyin filan diyor. Kısa bir mektuptu.</span> <br />
<br />
- Gazeteci Türey Köse, idam kararını imzalayanlarla konuşarak bir kitap çıkarmıştı, kimileri pişman olduğunu söylüyordu&#8230; <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Valla onu bilmiyorum... Kimlerin oy verdiğinin, kimlerin vermediğinin yazıldığı gazete hâlâ bende. Oylama yapılmadan, Cemil Gezmiş ve Beşir Aslan&#8217;la Meclis&#8217;e gittik, Ecevit&#8217;i gördük, zaten karşıydı idama. Ekseriyet Demirel&#8217;deydi, o zamanki genel başkan vekili Kamuran İnan&#8217;ı gördük, &#8220;Biz&#8221;, dedi, &#8220;18 kişinin idamını bekliyorduk, fakat askeri Yargıtay on beşini bozdu, üçünü onayladı, bu üçü de hayda hayda gider&#8221;. </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AVRUPA BİRLİĞİ'NİN TOPRAK OYUNU]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-AVRUPA-B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-N%C4%B0N-TOPRAK-OYUNU-9985</link>
			<pubDate>Sat, 03 May 2008 23:33:00 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-AVRUPA-B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-N%C4%B0N-TOPRAK-OYUNU-9985</guid>
			<description><![CDATA[&lt;DIV&gt;&lt;SPAN id=postmessage_125040&gt;&amp;nbsp;&lt;DIV style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 24px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;SPAN style="TEXT-DECORATION: underline"&gt;AVRUPA BİRLİĞİ'NİN TOPRAK OYUNU&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/DIV&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-STYLE: italic"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;PRF.DR. CİHAN DURA &lt;/SPAN&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Cuma, 13 Nisan 2007 &lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;DIV style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 22px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-STYLE: italic"&gt;&#8220;Sakın kapıyı aralık bırakmayın; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;farkına varmadan, ardına kadar açılır.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;Mustafa Kemal Atatürk&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/DIV&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 18px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;AB yolunda önemli adımlar attık.&#8221;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;GKB Orgeneral Hilmi Özkök &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye Avrupa Birliği (AB) müktesebatına uyum için yasalar çıkarttı. IMF ve Dünya Bankası&#8217;nı, dolayısiyle ABD&#8217;yi memnun etmek için mevzuat değişiklikleri yaptı. Bütün bunlar, Batı karşısındaki her girişim gibi büyük bir telaş ve aceleyle, getirisi götürüsü hesaplanmadan, yangından mal kaçırır gibi gerçekleştirildi. Oysa bakın, hem de AB&#8217;nin kurucularından biri olan Jean Monnet ne demiş: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Asla zaman baskısı altında karar almayın. Bu basiretsizliğin olumsuz etkileri başlıca etnik hareketler, Kürt bölücülüğü, misyonerlik, patrikhaneler, yabancı vakıflar, MGK ve ulusal güvenlik, yabancılara toprak satışı gibi alanlarda görüldü. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yazımın konusu, bunların en tehlikelilerinden biri olan &#8220;yabancılara toprak satışı.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Neden en tehlikelilerinden biri? Çeşitli açılardan ortaya konabilir. Bu yazımı tarihî kanıtlara ayırdım. Diğerlerini başka bir yazımda irdelemeyi umuyorum. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;I) YABANCIYA TOPRAK SATIŞI VE EMPERYALİZM&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;A) Yıl 1842&#8230; Stratford Canning İngiltere büyükelçisi olarak İstanbul&#8217;a gönderiliyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Gerçek görevi, İngiltere&#8217;yi Osmanlı ülkesinde temsil etmek falan değil, Türkiye&#8217;de bir reform hareketi &#8211;evet, bugün yaptıkları gibi- bir reform hareketi başlatmak ve geliştirmek! Zamanı gelince, Majestelerine yaptığı başarılı hizmetlerden dolayı &#8220;Lord Stratford de Redcliffe&#8221; unvanı verilecektir kendisine. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki, İngiltere Osmanlı Devleti&#8217;ni hangi reformları yapmaya zorladı? Sayalım: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Mâli reformlar, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Mülkiyet hakkının güvenceye alınması, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Ulaşım sisteminin geliştirilmesi &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;ve sıkı durun: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Yabancılara toprak satışının serbest bırakılması! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet bugün bir AB üyesi, o gün dünyanın süper gücü olan İngiltere, Osmanlı Hükümeti&#8217;nden &#8220;yabancılara toprak satışının serbest bırakılması&#8221;nı talep ediyordu! Tıpkı günümüzde AB&#8217;nin, A.K.P. Hükümeti&#8217;nden istemesi gibi. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki, İngiltere bu sözde reformları neden yaptırdı? Kendilerine toprak mülkiyeti hakkı tanınmasını neden gerekli gördü? Yanıtı yine Canning&#8217;den alacağız. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tarih Kasım 1858&#8230; İngiltere&#8217;nin &#8220;reform&#8221; dayatmasının üzerinden yalnızca 16 yıl geçmiştir. Bugünkü Gümrük Birliği Antlaşması&#8217;nın aynısı olan, 1838 İngiliz-Osmanlı Ticaret Antlaşması&#8217;nın üzerindense yalnızca 20 yıl... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizler Ege bölgemize girmiştir! İzmir&#8217;in üçte ikisi yabancıların elindedir! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;Ulaşım sisteminin geliştirilmesi&#8221;ni de istediler ya, sonuç almışlar ki İzmir Alsancak istasyonunun temel atma töreni yapılıyor. İngiltere Büyükelçisi Lord Stratford ulaşım sistemi örneğinde &#8220;reformlar&#8221;ın gerçek nedenini hiç çekinmeden, hem de tehditle, bakın, nasıl açığa vuruyor : Bu demiryolunun, sanayi ürünlerimizin Türkiye&#8217;ye girişini kolaylaştıracak bir sermaye yatırımı olacağını umuyoruz.Türkiye&#8217;nin yeniden canlandırılmasında Avrupa&#8217;nın her zamankinden daha çok çıkarı var. Batı uygarlığı Levant kapılarına geldi dayandı. Bu kapılar ardına kadar açılmazsa, kendi çıkarlarımız doğrultusunda zor kullanarak açacak ve isteklerimizi kabul ettirecek güce sahip olduğumuzu herkesin bilmesini isterim [16 Kasım 1858 tarihli Times&#8217;den aktaran, Orhan Kurmuş, Emperyalizmin Türkiye&#8217;ye Girişi, 3.B., Savaş Yayınları, Ank., 1982, s. vı]. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;B) Peki sonuç ne oldu? Kim &#8220;reformlar&#8221;dan kazançlı çıktı? İngiliz mi çıktı, yoksa Osmanlı mı? Buyurun, dış baskıyla &#8220;reform&#8221; yapmanın, bu arada Vatan topraklarının satılmasının sonucunu bu kez başka bir İngiliz&#8217;den öğrenelim: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Elçi Canning&#8217;in Alsancak konuşmasının üzerinden yalnızca 20 yıl kadar bir süre geçmiştir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1870&#8217;lerin sonundayız. İngiltere Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na, reform yaptıra yaptıra öyle bir yapı kazandırmıştır ki İmparatorluk bütünüyle İngiltere&#8217;nin politik ve ekonomik denetimi altındadır. Öyle ki bir İngiliz yazdığı bir kitaba rahatça şu adı verebiliyordu: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye: Koruyuculuğunu Yaptığımız Yeni Ülke! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet, koruyuculuğunu!&#8230; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu, İngiltere&#8217;nin &#8220;manda&#8221;sı olmak, sömürgesi olmak anlamına geliyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;XX. yüzyılın şafağında ise İngiliz Büyük Elçisi şöyle diyecektir : &#8220;Osmanlı İmparatorluğunu öyle yakından denetliyoruz ki, bu devletin, toprakları üzerindeki egemenliği pratik olarak sıfıra inmiştir.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;II) &#8220;TANZİMATÇI&#8221; AYDINLAR&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Zamanın Tanzimatçı aydınları ise &#8220;reform&#8221; yaptıkça, toprak sattıkça iyi bir iş yaptıklarını, ilerlediklerini, modernleştiklerini, &#8220;önemli adımlar&#8221; attıklarını sanıyorlardı. Bugünküler de öyle değil mi? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Onlardan da, bugünkülerden de örnekler vereyim: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;A) Sadrazam Ali Paşa 1869 yılında şu projeyi ileri sürüyor: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;Kapılarımızı açmalı ve Türkiye&#8217;ye seçme yabancı göçmen getirmeye bakmalıyız. Bunlardan bize bir tehlike gelmez, ıslahata [reforma] ve gelişmeye kavuşmamıza yardım ederler. Biz akıllıca yasalar yaparsak, günün birinde bunlar bizimle kaynaşır, bizden olurlar. Böyle geniş düşüncelerle ıslahat [reform] yoluna ciddi olarak girmek zorundayız. Yabancı göçmenler Amerika&#8217;da Amerikalı, Avustralya&#8217;da Avustralyalı oluyorlar. Bizim aramızdaki Avrupalı memur, sanatkâr ve tüccardan bir çoğu Osmanlı&#8217;dan ziyade Osmanlı&#8217;dırlar. Biz bunu bir türlü göremiyoruz. Bu adamlar bizim çıkarlarımızı bizden ziyade savunuyorlar, ülkeye bizden ziyade bağlılık gösteriyorlar.&#8221; 29 Ekim 1919 tarihli Vakit gazetesi bu öneriyi şöyle yorumluyor : &#8220;Ali Paşa&#8217;nın bundan yarım yüzyıl önce, hayret uyandırıcı geniş bir görüşle ileri sürdüğü teklif tartışılmaya layıktır. Geleceğin sorunları her halde Ali Paşa&#8217;nın yaptığı gibi, soğukkanlılıkla incelenmeli, araya his karıştırılmamalıdır. Dar hisler, bugünün gereklerine, yarının olasılıklarına uygun bir ulusal gidiş sahibi olmamıza set çekebilir.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;B) Sıra günümüzün Tanzimatçı &#8220;aydın&#8221;larında... Bunlar yabancıların Türkiye&#8217;ye sızmaları konusunda Ali Paşa&#8217;yı da, 1910&#8217;ların Vakit gazetesini de hiç aratmıyorlar. Birincisi Mehmet Barlas&#8230;, her zamanki gibi pişkin ve &#8220;her şeyi ben bilirim&#8221; havalarında&#8230; İkincisi Hadi Uluengin&#8230;, yine saldırgan, yine ağzı bozuk. İkisinin de ortak yönü, her zamanki gibi Batı&#8217;dan yana tavır almış olmaları. Yazıları, yuvalandıkları ceridelerinde Ağustos ayı içinde yayınlandı.-M. Barlas, yazısına şu başlığı atmış: &#8220;Demek yabancılar Türkiye'nin yarınına güveniyor.&#8221; Devam ediyor: &#8220;Bazıları, yabancılar Türkiye'de mülk alıyorlar diye telaşta. Bunlar, &#8216;Eyvah, vatan toprakları elden gidiyor&#8217; diye feryat etmeye başladılar bile. Bir ülkede yabancıların ev alması, o ülkenin geleceğine ve istikrarına yabancıların güven duyduğunu kanıtlar. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Neden Türkiye'nin varlıklıları, New-York'ta, Miami'de, Londra'da, Paris'te, Cannes'da falan ev alırlar? Herhalde hiçbir Türk zengini, bizim devlet tarafından, ABD veya İngiltere yahut Fransa çöküp parçalandığı zaman, bu emlaka Türk bayrağı çekip sınırlarımızı genişletmekle görevlendirilmiş değildir. Bunlar bu istikrarlı ülkelerde paralarını rahatça harcarlar, tatil yaparlar, çocuklarını okuturlar. Aldıkları emlak da, değerini korur. Bir nevi güvenceli tasarruftur da bu. Dünyanın en yoksul ülkelerinde bile büyük para kazananlar, süper zenginler vardır. Ama asıl zengin ülkeler, paranın kazanıldığı değil, bu paranın rahat harcandığı, mülkiyetin kutsandığı, hukukun ve insan haklarının egemen olduğu, demokratik rejime sahip olan ülkelerdir. Demek Türkiye de bu görünüme girmeye başladı ki, yabancılar ev, villa, tatil konutu, iş yeri almaya başladılar burada. Bizim artık, genlerimizdeki yabancı düşmanlığını, servet düşmanlığını, bölünme fobisini ve benzer çocukluk hastalıklarını tedavi etmemizin zamanı gelmiştir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Her gün sosyo-politik ve ekonomik alfabelerin ilk sayfasından hayata yeniden başlayıp, birilerine "Korkmayın. Bunlar normal gelişmelerdir" demek, bıktırıcı bir süreç oluşturmaktadır. Her dakika yoksulluktan yakınıp, aynı sırada ülkeye gelen yabancı yatırımlardan da korkmak, siyasi değil, tımarhanelik bir davranıştır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Şimdi yabancılar Türkiye'de ikinci evlerini almak için yatırım yapmaya karar verdiklerine göre, ülkemiz güvenilir, istikrarlı, mülkiyetin ve hukukun kutsandığı bir görünüme giriyor. Bundan korkulmaz. Buna sevinilir ancak.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Hadi Uluengin&#8217;in yazısının başlığı tuhaf: &#8220;Ya-ban-cı-lar.&#8221; Yazı o kadar &#8220;pis&#8221; kokuyor ki estetik duygunuza olan saygımdan, olabildiğince kısa bir özetle yetindim: &#8220;Bizim bilumum &#8216;statüko zaptiyeleri&#8217; şimdi de &#8216;vatanımız parselleniyor&#8217; diye vaveyla kopartıyor. Ecnebi uyruklulara gayrimenkul satışını yasaklayan antika kanun, nihayet değişip bir bölüm yabancı sahil beldelerimizde veya kent birimlerimizde mülk almaya başlayınca, &#8216;sömürgeci işgaline uğruyoruz&#8217; diye nara atmaya başladılar. Fesüphanallah&#8230; Mürteciliğin böylesine güler misin, ağlar mısın? Hangi çağda yaşıyoruz? &#8216;Vatan sevgisi&#8217;ni ve &#8216;sömürgeciliği&#8217; kadastro dairesindeki tapu sahiplerinin &#8216;uyruk&#8217; hanesine indirgeyen bir zihniyetle nereye gidilebilir? Yabancıların gayrimenkul edinmelerinin, şofben ustasından kavun sergicisine, insanlarımıza sağlayacağını göremeyecek kadar kör müsünüz? Hırvatlar bile savaşı tam bitirmedikleri Sırplardan korkmadan, adalarını satışa çıkarmışken, sizler daima &#8216;öteki&#8217;nin ödlekliğiyle mi donunuzu dolduracaksınız?&#8221;Mehmet Barlas&#8217;ın da diğerinin de, yabancıların Türkiye&#8217;de toprak satın almalarını savunurken, ileri sürdükleri gerekçeler çürüktür. Ancak yazımın konusu bu değildir (Bununla birlikte, görüşlerinin, aşağıda sunacağım tarihî kanıtla esaslı ölçüde çürütülmüş olduğunu belirtmeliyim). Uluengin, yabancıya toprak satışının &#8220;çağdaş bir olay&#8221; olduğunu sanıyor, çünkü tarih bilmiyor. Bizim kazanacağımız üç beş bin doları görüyor da, yabancıların kazanacağı milyarlarca doları görmezden geliyor. Aşağıda bu konuda da bilgi vereceğim. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türk kamuoyunu uyutmakla görevli &#8220;aydın&#8221; türünün simgelerinden olan bu iki yazar da &#8220;zaman miyobu&#8221;dur. Üç gün sonrasını bile göremeden, görme bir yana, üç gün sonrasına bile bakmadan yazı yazıyorlar. Toprak olayı yeni değil, geçmişte de uygulandı. Tarihten ders almayan, tarihi yeniden yaşarmış. Başımıza asıl gelen felaket bu, bizim!Şimdi, okurumu yine Batı&#8217;nın dayatmasıyla aynı hatâya düşmüş olan Osmanlı Devleti&#8217;nin başına neler geldiğini görmeye davet ediyorum. M. Barlas, H. Uluengin ve benzerleri mi? Onları boş verin; onlar değil Türkiye, gök kubbe bile çökse, kuruldukları gibi ötmeye devam edeceklerdir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;III) TOPRAK SATIŞININ BOYUTLARI&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet, siviliyle, askeriyle, tarihten ders almadık ve yeniden 1800&#8217;lere döndük. A.K.P. Hükümeti Osmanlı&#8217;nın yaptığı gibi Vatan topraklarını halkımızın, aydınımızın, askerimizin gözleri önünde parsel parsel satıyor. Bu yürekler acısı hâlimizi, daha önceki kesimde dile getirdim; Türkiye&#8217;nin tapusunun yabancıların eline nasıl geçmekte olduğuna dair somut örnekler verdim ve şunları yazdım: &#8220;Biz &#8216;Ordumuz sınırlarda Vatanımızı koruyor&#8217; diye avunalım. Gerçekte, Türkiye içerden ele geçiriliyor. Türk Vatanı Dolar ve Euro karşılığında yabancılara satılıyor: İngiliz, Amerikan, Alman, Fransız ya da bu uyruklarda görünen Ermeni, Rum, Yahudi kökenli yabancılar, Türkiye&#8217;nin dört bir yanında ev ve arazi satın almakta.Peki, nasıl oluyor bu? Yabancılara Türkiye&#8217;de toprak edinme hakkı tanıyan uyum yasaları sayesinde! Kimin zamanında çıkarıldı bu yasalar? Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz (DSP-MHP-ANAP) koalisyon hükümetleri ile Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan (A.K.P.) hükümetleri zamanında... Başlıcaları şunlar: 4 Ocak 2002 tarihli Kamu İhale Kanunu, 9 Ocak 2002 tarihli Endüstri Bölgeleri Kanunu, 27 Şubat 2003 tarihli Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, 5 Haziran 2003 tarihli Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu&#8230;Adı geçen yasalarla -80 yıllık uygulama değiştirilerek- Dolar ve Euro zenginlerine 30 hektara (300 dönüme) kadar toprak alma hakkı tanındı. Daha fazlası Bakanlar Kurulu kararına bağlandı (Osmanlı da çöküşünden yarım yüzyıl önce, 1867&#8217;de, hemen hemen aynı mahiyette bir yasa çıkarmıştı).&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;En son 3 Temmuz 2003&#8217;de kabul edilen, 19 Temmuz 2003 tarih ve 4916 sayılı yasa ile yabancılara Hazine arazilerinin de satılmasına olanak tanındı. Yasa yine AB mevzuatına uyum gerekçesiyle çıkarıldı. Artık denebilir ki yabancılara mülk satışı sınırsız olarak serbest bırakıldı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Oysa para silahdır! Türkiye&#8217;nin düşmanlarına gün doğdu: Silahlı kuvvete ne hacet, bastır parayı, al toprağı! maden şirketleri yoluyla elden çıkanlar dahil, yabancı mülkiyetine geçen toprakların [İnanılacak gibi değil ama] 100 000 kilometrekareyi bulduğunu ileri sürenler var. Türk Vatanı&#8217;nın yüzde 13&#8217;ü! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sağlam kanıtlar gösteriyor ki İsrail ve ABD&#8217;nin gözü Doğu Anadolumuzda. Karanlık emelleri için -Barzani-Talabani ikilisini de yanlarına alarak- birlikte hareket ediyorlar. İsrail Güneydoğu Anadolu&#8217;da, Urfa&#8217;da, GAP ve Ceylanpınar'da çok büyük araziler kiralamış ve toprak satın almış durumda. İsrail ve ABD Kuzeydoğu Anadolumuzda da faaliyet hâlinde. Örneğin Kars&#8217;ta&#8230; Yabancıya arazi satışında Kars, yüzde 15.4'lük oranla ilk sıralarda yer alıyor. Sınıra yakın olan ev, arazi ve tarlaların neredeyse tamamı artık yabancı mülkiyetinde : Akyaka'nın yüzde 30'u gayrı resmi olarak Ermeni toprağı olmuş!... İsrail ve ABD benzer bir planı Irak&#8217;ın kuzeyinde de yürütüyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yunan Karadeniz&#8217;e, İngiliz ve Alman Akdeniz&#8217;e sızıyor. Fransızlar ve diğerleri de boş durmuyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dünya Kiliseler Birliği Anadolu'nun her köşesinde, azınlıklar için kurtarılmış bölgeler oluşturulmasını öngörüyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;27 Mayıs 2004 tarihi itibari ile yabancıların eline geçen topraklarımız yaklaşık 324 milyon metrekare. [19.7.2003-11.8.2004 itibariyle iller bazında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü&#8217;nün verdiği rakam : 272 milyon metrekare].Yabancılar en çok İstanbul ve Antalya&#8217;da mülk satın alıyorlar. Onları sırasıyla Bursa, İzmir, Muğla, Aydın, Mersin, Gaziantep, Balıkesir,&#8230; gibi iller izliyor. Yasa çıktıktan sonraki bir yıl içinde yabancıların &#8211;arazi ve emlak olarak- satın aldığı toprak miktarlarını gösteren istatistiklerden anlıyoruz ki yaklaşık olarak 150 bin yabancı, 1 milyon dekara yakın toprak satın almış bulunuyor. Türkiye&#8217;de en çok toprak satın alanlar Fransızlar, Suriyeliler, İsrailliler ve Amerikalılardır.İşin asıl ürkütücü yönü söz konusu rakamların devede kulak olması! Çünkü bu işgaller bir yıllık satışların sonucudur. Arazi satışları tüm hızıyla devam ettiğinden, şu andaki miktarlar verilen rakamların kat kat üzerindedir. İşin bu yönünü merak edenler yukarda zikrettiğim yazıma, konuyu yakından izleyen Turgay Tüfekçioğlu, Arslan Bulut, Süleyman Özışık, &#8230; gibi yazarların yapıtlarına, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü&#8217;nün sitesine (<a href="http://www.tkgm.gov.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.tkgm.gov.tr</a>) bakabilirler. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;IV) YABANCILAR BÜTÜN TOPRAKLARA EL KOYUYOR&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;İngiltere&#8217;nin &#8220;reform&#8221; dayatmasının üzerinden yalnızca 16 yıl, 1838 İngiliz-Osmanlı Ticaret Antlaşması&#8217;nın üzerinden yalnızca 20 yıl geçtikten sonra neler oldu biliyor musunuz? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizler Ege bölgemize girdi. İzmir&#8217;in üçte ikisi, tarıma elverişli toprakların tamamı yabancıların eline geçti! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet, üçte ikisi! Gerçekte &#8220;önemli adımlar&#8221;ı atanlar kimlermiş, görüyor musunuz? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki bu oyun nasıl gerçekleştirildi? Oyunda yabancıya toprak mülkiyeti hakkı tanınmasının rolü neydi? Şimdi konunun bu yönünü aydınlatmaya çalışalım. Orhan Kurmuş [1982: 77-81, 181-183] &#8220;İngilizlerin Batı Anadolu&#8217;da toprak sahibi olmaları süreci&#8221; ve &#8220;İngilizler Talandan Neler Elde Etti&#8221; başlıkları altında anlatıyor. Oradan özetliyorum: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Parasal sorunlarına çözüm bulmak için toprak sahiplerinin başvurduğu bir yol da, topraklarının bir bölümünü veya hepsini satışa çıkarmaktı. Bu iş için gerekli sermaye, deney ve beceriye sahip olan İzmirli tüccarlar kapitalist çiftçilik için doğal adaylardı. Ancak 1850 yılına gelinceye kadar tüccarlar tarıma belirgin bir ilgi göstermemişti. Bazı Hıristiyan ve Musevilerin İzmir yakınlarında bağ ve bahçe aldıkları oluyordu ama, ulaşım güçlükleri, ilkel teknolojiden kaynaklanan düşük verimlilik düzeyi ve en önemlisi de yabancı uyrukluların taşınmaz edinmesini yasaklayan yasalar; Türklerle yabancılar arasında kesin bir işbölümü yaratmıştı. Türklerin hemen hemen tümü tarımla uğraşıyordu. Yabancılar ve azınlıklar ise, ticareti tekellerine almıştı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1839 reformlarından sonra durum değişti: Mülkiyet haklarının genişletilmesini öngören hareketin etkili olması ve Türkiye&#8217;deki ekonomik egemenliklerini sağlamlaştırmak isteyen İngilizlerin sürekli baskısı sonucu, 1866 yılında çıkarılan bir yasayla yabancılara taşınmaz mal sahibi olma hakkı tanındı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Gerçekte, bu yasanın çıkmasından çok önce İngilizler Menderes vâdisinde tek tük de olsa toprak satın almaya başlamışlardı. Zamanla, yabancıların satın aldıkları topraklar hızla arttı ve genişledi. 1860 yılında, yasanın çıkmasından altı yıl önce İngiliz Konsolosu; Büyükelçi Sir Henry Bulwer&#8217;e şu ilginç raporu gönderiyordu: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;Bölgenin genel durumu gün geçtikçe iyileşmekte&#8230; Ancak bu iyileşmeden yararlananlar Türkler değil, onları soyup soğana çeviren Hıristiyanlar&#8230;Gülhane Hattı Şerifi&#8217;nin öngördüğü reformlarla beraber Hıristiyanlar tarımla ilgilenmeye başladı ve yeni gelenlerle birlikte sayıları her geçen gün daha da arttı. Askerden dönen Türkler köylerini, kentlerini tanıyamayacak kadar değişmiş buldular. Her yerde Türklerin yerini Hıristiyanlar alıyordu. Eskiden olduğu gibi tarlalarını işlemek isteyen Türkler, ânında Hıristiyan bir tefecinin pençesine düşüyor ve eninde sonunda toprağını satmak zorunda bırakılıyor. Talihlerini başka yerde denemek isteyenlerin toprakları ise gene Ermeniler, Rumlar veya Frenkler tarafından yok pahasına satın alınıyor. Bu yolla toprak sahibi olan yabancılar arasında, içerlerde büyük çiftlikler satın almış yedi İngiliz vatandaşı daha var. İzmir yakınlarındaki bütün topraklar yabancıların eline geçtiği gibi daha uzaklardaki köylerde de Türkler topraklarını yabancılara satıyorlar.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Toprak satın almaları için daha önce kendilerine yapılan teklifleri reddeden İngilizlerin, Aydın Demiryolunun yapılmasına başlandıktan sonra büyük bir hevesle toprak satın almaya giriştikleri görülüyordu. İngilizlerin, demiryolunun tarım ve ticareti geliştireceği ve kâr oranını yükselteceği dürtüsüyle toprak satın almaları, gerçeğe daha yakın bir açıklama... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizlerin toprak satın almaları 1866 yasasından sonra iyice hızlandı. 1868 yılında İzmir yakınlarında tarıma elverişli bütün toprakların en az üçte biri, İngilizlerin tapulu malı haline gelmiş bulunuyordu. 1877 Rus Savaşından sonra, İngilizlerin satın aldığı topraklar o kadar genişledi ki, 1878 yılında İzmir yakınlarındaki tarıma elverişli toprakların tamamı 41 İngiliz tüccarın eline geçmiş bulunuyordu. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Diğer ülkelerin tüccarları da toprak satın almaya başlamıştı. Örneğin, İsveç onursal konsolosu ve bir Hollanda şirketinin sahibi olan Charles van Lennep, Aydın yakınlarında büyük bir çiftlik satın aldığı gibi, Fransız tüccarlar da &#8216;&#8217;uygun nitelikte çiftlikler&#8217;&#8217; almak istediklerini gazeteler aracılığıyla duyuruyorlardı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Orhan Kurmuş&#8217;un tahminine göre İngilizlerin Batı Anadolu&#8217;da satın aldığı toprak alanı 2.400.000 - 2.800.000 dönümdür. Buna Rum, Ermeni ve Yahudilerin eline geçen topraklar da eklenirse, toplam 5 ile 6 milyon dönümlük bir alana ulaşılır. Yazar İngilizlerin yalnızca İzmir kentinde satın aldıkları ev, han, dükkân, arsa ve depoların değeri hakkında şu tahminleri yapıyor: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizlerin Aydın, Nazilli, Denizli gibi kentlerde ve Bornova, Buca gibi banliyölerde satın aldıkları taşınmaz malların değerinin en az İzmir&#8217;dekiler kadar olduğunu sanıyoruz. 1843 yılında İzmir kentinde İngilizlerin sahip olduğu taşınmaz malların değeri &#8211;yuvarlak rakamlar olarak- 370 000 Sterlindi. 1861 yılında ise, İngilizler 580 000 Sterlin değerinde taşınmaz mala sahiptiler. Bundan 16 yıl sonra bu değer 2.750.000 Sterline, 1881 yılında ise 4.375.000 Sterline yükseldi. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1892 yılı başında İngiliz Konsolosu, İngilizlerin İzmir&#8217;de sahip olduğu taşınmaz malların değerinin Türklerin, Rumların, Yahudilerin ve diğer Avrupa ülkeleri tüccarlarının sahip oldukları taşınmaz malların değerinden kat kat fazla olduğunu ileri sürüyordu. Aydın demiryolunun inşasının başlamasıyla, demiryolu yakınındaki taşınmaz malların fiyatları iki ay içinde beş misli arttı. İzmir&#8217;deki konut ve arsa fiyatlarının böylesine hızlı artışı göz önüne alınırsa, İngilizlerin elindeki taşınmaz malların değerinin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yurt dışına, örneğin İngiltere&#8217;ye kâr ve sermaye transferleri ise çeşitli yollarla yapıldı. Bunlar arasında miktar olarak en önemsiz olanı, İzmir&#8217;deki İngiliz tüccarların İngiltere&#8217;de taşınmaz mal edinmeleriydi. Örneğin, A. O. Clarke, Londra yakınlarında Mill Hill&#8217;de Pettingales çiftliğini Hammersmith&#8217;deki Bradmore malikhanesini İzmir&#8217;de kazandığı paralarla satın almıştı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İkinci yol, İzmir&#8217;de ölen İngilizlerin vasiyetnamelerinde belirtilen ve İngiltere&#8217;de bulunan varislere yapılan transferlerdi. Vasiyetnameler tüccarın servetinden her varise verilecek payı gösterdiği halde, servetin miktarını belirtmediği için bu tür transferlerin eriştiği boyutları bilmiyoruz. Ancak, İzmir&#8217;deki en zengin bazı İngiliz tüccarların servetlerinin bu yolla İngiltere&#8217;ye aktarıldığı hatırlanmalıdır. Örneğin, Whittall ailesinin bazı bireyleri bütün varlıklarını Hull kentindeki varislerine, Patersonlar Liverpool&#8217;daki varislerine bıraktılar. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yukarıda incelediğimiz transferlerin toplam değeri yedi milyon sterlini geçmektedir. Ancak bu miktarın, İngilizlerin yaptıkları transferlerin gerçek değerinin çok altında olduğu açıktır. Çünkü, ancak 201 İngiliz tüccarın İngiltere&#8217;ye aktardığı servetleri göstermektedir. Diğer tüccarların transferleri, mütevellilerin vergi kaçırmak amacıyla gizledikleri servetler ve vasiyetnameler yoluyla yapılan aktarmalar da hesaba katılırsa, gerçek transferin yedi milyon sterlinden kat kat fazla olduğu ortaya çıkar. Batı Anadolu&#8217;da yatırım yapan İngiliz sermayeli şirketlerin transferleri de buna eklenirse, İngilizlerin Türkiye&#8217;de yaptıkları yatırımların toplamından daha fazla bir miktarı, yalnız Batı Anadolu&#8217;da elde ettikleri kârları İngiltere&#8217;ye transfer ederek geri kazandıkları anlaşılır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkblue"&gt;SONUÇ&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sonuç olarak önce, gördüğüm bir &#8220;vizyon&#8221;u sunacağım: Yabancıya toprak satışının durdurulmaması, ya da makul sınırlara çekilmemesi durumunda bundan 20 yıl sonrasının Türkiyesi... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tarih Aralık 2025&#8230; Ankara&#8217;daki AB temsilcisi Brüksel&#8217;e bildiriyor: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye&#8217;de genel durum gün geçtikçe iyileşmekte&#8230; Ancak bu iyileşmeden yararlananlar Türkler değil, onları soyup soğana çeviren Hıristiyanlar&#8230;Avrupa Birliği uyum yasalarının getirdiği reformlar sayesinde, Hıristiyanlar yalnız sanayi, bankacılık ve turizmle değil, tarımla da ilgilenmeye başladı ve sayıları çığ gibi arttı. Her yerde , her ekonomik faaliyette Türklerin yerini Hıristiyanlar alıyor. Tarlalarını işlemek isteyen Türkler, hızla Hıristiyan alıcıların pençesine düşüyor ve eninde sonunda toprağını satmak zorunda bırakılıyor. Fabrikaların yanı sıra dükkânlar, evler, bahçeler, tarlalar, çiftlikler AB ya da ABD uyruklu &#8220;Neo-levanten&#8221;ler, Ermeniler, Rumlar ya da Yahudiler tarafından yok pahasına satın alınıyor. Ege&#8217;de ve Akdeniz kıyılarında toprakların büyük kısmı yabancıların eline geçtiği gibi, başka kırsal bölgelerde de Türkler topraklarını yabancılara satmaya devam ediyor. Türkler hızla üretici olmaktan çıkıp, birer yoksul tüketiciye dönüşüyor.Toprak satın almaları başlangıçta yavaş olan AB yurttaşları, kara ulaştırmasının modernleştirilmesi sayesinde, daha büyük bir hevesle toprak satın almaya giriştiler. Çünkü AB&#8217;nin sağladığı kredilerle gerçekleşen yeni alt yapı sistemleri tarım ve ticareti geliştiriyor, kâr oranlarını yükseltiyor. Toprak alımları, Aralık 2004&#8217;de Türkiye&#8217;ye müzakere tarihi verilmesiyle baş döndürücü miktarlara ulaştı. Öyle ki birçok kentte tarıma elverişli toprakların üçte ikisinden fazlası AB yurttaşlarının eline geçmiş bulunuyor.Tabii Türkiye&#8217;den AB ülkelerine yapılan kâr ve sermaye transferleri de aynı hızla arttı ve muazzam miktarlara ulaştı. Bu transferlerin toplam değerinin milyarlarca Euro&#8217;yu bulduğu tahmin ediliyor. Buna diğer ülkelere, özellikle ABD&#8217;ye yapılan gelir ve servet aktarımları dahil değil.Şu bir gerçek: Yabancılar Türkiye&#8217;de yaptıkları yatırımların toplamından kat kat fazla miktarları değişik yollardan kazanmakta, kendi ülkelerine her yıl transfer etmektedir.Büyük başarı! Türkiye&#8217;yi yeniden sömürgeleştirdik! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;*** &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;Evet, Türkiye&#8217;nin yöneticileri!&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Siz bu kafayla gittikçe Alman da, Fransız da, İngiliz de, Yunan da, hiç merak etmeyin, sizi aralarına göbek ata ata alırlar. Almazlarsa aptallık olur ki Avrupalı bu&#8230;, yaş tahtaya basmaz. O bundan 50 yıl sonrasını hesaplar. Sizin gibi günübirlik düşünmez. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye, sayenizde sömürgeleşme yolunda. Hiç böyle yağlı kuyruk kaçırılır mı? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yabancıya toprak satışını tek başına değerlendirmek yanlıştır. O &#8211;bugün küreselleşme örtüsü altına gizlenen- Batı emperyalizminin yöntemlerinden biridir. Bu çerçeve içinde analiz edilmelidir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki, işin püf noktası nedir? Bugünün &#8220;masum&#8221; bir toprak satışı, 20 yıl sonra nasıl olur da bir felakete dönüşür? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yanıtı, &lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;Atatürk&#8217;ten: &lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 18px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&#8220; Tanzimat&#8217;ın açtığı serbest ticaret dönemi, Avrupa rekabetine karşı kendini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zincirleri ile bağladı. Örgütlenme ve bireysel değer bakımlarından bizden çok güçlü olanlar; ülkemizde, bir de fazla olarak ayrıcalıklı konumda bulunuyorlardı... Bütün ekonomik sektörlerimizin, bu sayede mutlak egemeni olmuşlardı... Bize karşı yapılan rekabet ... gerçekten çok kahredici idi...&#8221; &#8220;Devlet, bağımsızlığını çoktan yitirmişti. Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı içindeki Türk ulusu da bütünüyle tutsak bir duruma gelmişti.&#8221;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;Şunları demek istiyor&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt; &lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;Atatürk;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 18px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-Eğer ülkeni yabancıya, hele hele Avrupalı&#8217;ya açıyorsan, ekonomini savunabilecek güç ve yetenekte olmalısın. Özellikle iki nokta çok önemli: Örgütlenme ve bireysel değer! Bu ikisi bakımından onlarla eşit durumda olmalısın. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Senden çok daha avantajlı konumda olan Avrupalı&#8217;nın, ulusal ekonominde ayrıcalıklı duruma geçmesine, ekonomik sektörlere egemen olmasına izin vermemelisin. Bir tüy siklet, bir ağır sikletle dövüşür mü? Öyleyse bu &#8220;kahredici&#8221; rekabete girmemelisin. Yoksa, ezilir, sömürgeleşir, her şeyini yitirir; &#8220;nakavt&#8221; olur, tutsak olursun. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ne yazık ki bu koşulların hiçbirini yerine getirmeden, ülkeni, aç kurtlar gibi saldıran, kan içici kapitalistlere açtın.&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;Biliyorum, holding medyasının beslemeleri yine atılıp, &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;eskidi, bu görüşler; 1930&#8217;larda kaldı&#8221;&lt;/SPAN&gt; diyecekler. İnanmayın o &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;bedhah&#8221;&lt;/SPAN&gt;lara; adı üzerinde &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;besleme&#8221; &lt;/SPAN&gt;onlar. Bu görüşler &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8211;Atatürk&#8217;ün görüşleri- hiç eskimedi&lt;/SPAN&gt;, bugün de virgülüne kadar geçerlidir. Ama politikada, iş dünyasında, medyada, üniversitelerde yürüttükleri korkunç propaganda sayesinde &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;eskimiş gibi&#8221;&lt;/SPAN&gt; gösterdiler. Eğer bana inanmıyorsanız, Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Joseph E. Stigltz&#8217;in daha yeni yayınladığı şu kitabı okuyun: 90&#8217;ların Yükselişi, CSA Global Yayın Ajansı, İst., 2004. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ama öyleleri var ki Türkiye&#8217;de, okumuyor. Okusa da, anlamıyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;Anladı&#8221; &lt;/SPAN&gt;diyelim, değişmiyor. &lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Gerçekleri bile bile ıska geçiyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Çünkü işlerine gelmiyor. Çünkü onlar da bu planın bir parçası!... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dizginlerse, onların elinde..&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-STYLE: italic"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;KAYNAK:&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt; C. Dura, Düşmanı Çağırdılar Satıldık Uyanın, İleri Yayınları, İst.,2005, ss. 596-605. &lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/DIV&gt;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&lt;DIV&gt;&lt;SPAN id=postmessage_125040&gt;&amp;nbsp;&lt;DIV style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 24px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;SPAN style="TEXT-DECORATION: underline"&gt;AVRUPA BİRLİĞİ'NİN TOPRAK OYUNU&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/DIV&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-STYLE: italic"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;PRF.DR. CİHAN DURA &lt;/SPAN&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Cuma, 13 Nisan 2007 &lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;DIV style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 22px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-STYLE: italic"&gt;&#8220;Sakın kapıyı aralık bırakmayın; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;farkına varmadan, ardına kadar açılır.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;Mustafa Kemal Atatürk&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/DIV&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 18px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;AB yolunda önemli adımlar attık.&#8221;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;GKB Orgeneral Hilmi Özkök &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye Avrupa Birliği (AB) müktesebatına uyum için yasalar çıkarttı. IMF ve Dünya Bankası&#8217;nı, dolayısiyle ABD&#8217;yi memnun etmek için mevzuat değişiklikleri yaptı. Bütün bunlar, Batı karşısındaki her girişim gibi büyük bir telaş ve aceleyle, getirisi götürüsü hesaplanmadan, yangından mal kaçırır gibi gerçekleştirildi. Oysa bakın, hem de AB&#8217;nin kurucularından biri olan Jean Monnet ne demiş: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Asla zaman baskısı altında karar almayın. Bu basiretsizliğin olumsuz etkileri başlıca etnik hareketler, Kürt bölücülüğü, misyonerlik, patrikhaneler, yabancı vakıflar, MGK ve ulusal güvenlik, yabancılara toprak satışı gibi alanlarda görüldü. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yazımın konusu, bunların en tehlikelilerinden biri olan &#8220;yabancılara toprak satışı.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Neden en tehlikelilerinden biri? Çeşitli açılardan ortaya konabilir. Bu yazımı tarihî kanıtlara ayırdım. Diğerlerini başka bir yazımda irdelemeyi umuyorum. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;I) YABANCIYA TOPRAK SATIŞI VE EMPERYALİZM&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;A) Yıl 1842&#8230; Stratford Canning İngiltere büyükelçisi olarak İstanbul&#8217;a gönderiliyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Gerçek görevi, İngiltere&#8217;yi Osmanlı ülkesinde temsil etmek falan değil, Türkiye&#8217;de bir reform hareketi &#8211;evet, bugün yaptıkları gibi- bir reform hareketi başlatmak ve geliştirmek! Zamanı gelince, Majestelerine yaptığı başarılı hizmetlerden dolayı &#8220;Lord Stratford de Redcliffe&#8221; unvanı verilecektir kendisine. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki, İngiltere Osmanlı Devleti&#8217;ni hangi reformları yapmaya zorladı? Sayalım: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Mâli reformlar, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Mülkiyet hakkının güvenceye alınması, &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Ulaşım sisteminin geliştirilmesi &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;ve sıkı durun: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Yabancılara toprak satışının serbest bırakılması! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet bugün bir AB üyesi, o gün dünyanın süper gücü olan İngiltere, Osmanlı Hükümeti&#8217;nden &#8220;yabancılara toprak satışının serbest bırakılması&#8221;nı talep ediyordu! Tıpkı günümüzde AB&#8217;nin, A.K.P. Hükümeti&#8217;nden istemesi gibi. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki, İngiltere bu sözde reformları neden yaptırdı? Kendilerine toprak mülkiyeti hakkı tanınmasını neden gerekli gördü? Yanıtı yine Canning&#8217;den alacağız. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tarih Kasım 1858&#8230; İngiltere&#8217;nin &#8220;reform&#8221; dayatmasının üzerinden yalnızca 16 yıl geçmiştir. Bugünkü Gümrük Birliği Antlaşması&#8217;nın aynısı olan, 1838 İngiliz-Osmanlı Ticaret Antlaşması&#8217;nın üzerindense yalnızca 20 yıl... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizler Ege bölgemize girmiştir! İzmir&#8217;in üçte ikisi yabancıların elindedir! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;Ulaşım sisteminin geliştirilmesi&#8221;ni de istediler ya, sonuç almışlar ki İzmir Alsancak istasyonunun temel atma töreni yapılıyor. İngiltere Büyükelçisi Lord Stratford ulaşım sistemi örneğinde &#8220;reformlar&#8221;ın gerçek nedenini hiç çekinmeden, hem de tehditle, bakın, nasıl açığa vuruyor : Bu demiryolunun, sanayi ürünlerimizin Türkiye&#8217;ye girişini kolaylaştıracak bir sermaye yatırımı olacağını umuyoruz.Türkiye&#8217;nin yeniden canlandırılmasında Avrupa&#8217;nın her zamankinden daha çok çıkarı var. Batı uygarlığı Levant kapılarına geldi dayandı. Bu kapılar ardına kadar açılmazsa, kendi çıkarlarımız doğrultusunda zor kullanarak açacak ve isteklerimizi kabul ettirecek güce sahip olduğumuzu herkesin bilmesini isterim [16 Kasım 1858 tarihli Times&#8217;den aktaran, Orhan Kurmuş, Emperyalizmin Türkiye&#8217;ye Girişi, 3.B., Savaş Yayınları, Ank., 1982, s. vı]. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;B) Peki sonuç ne oldu? Kim &#8220;reformlar&#8221;dan kazançlı çıktı? İngiliz mi çıktı, yoksa Osmanlı mı? Buyurun, dış baskıyla &#8220;reform&#8221; yapmanın, bu arada Vatan topraklarının satılmasının sonucunu bu kez başka bir İngiliz&#8217;den öğrenelim: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Elçi Canning&#8217;in Alsancak konuşmasının üzerinden yalnızca 20 yıl kadar bir süre geçmiştir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1870&#8217;lerin sonundayız. İngiltere Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na, reform yaptıra yaptıra öyle bir yapı kazandırmıştır ki İmparatorluk bütünüyle İngiltere&#8217;nin politik ve ekonomik denetimi altındadır. Öyle ki bir İngiliz yazdığı bir kitaba rahatça şu adı verebiliyordu: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye: Koruyuculuğunu Yaptığımız Yeni Ülke! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet, koruyuculuğunu!&#8230; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu, İngiltere&#8217;nin &#8220;manda&#8221;sı olmak, sömürgesi olmak anlamına geliyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;XX. yüzyılın şafağında ise İngiliz Büyük Elçisi şöyle diyecektir : &#8220;Osmanlı İmparatorluğunu öyle yakından denetliyoruz ki, bu devletin, toprakları üzerindeki egemenliği pratik olarak sıfıra inmiştir.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;II) &#8220;TANZİMATÇI&#8221; AYDINLAR&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Zamanın Tanzimatçı aydınları ise &#8220;reform&#8221; yaptıkça, toprak sattıkça iyi bir iş yaptıklarını, ilerlediklerini, modernleştiklerini, &#8220;önemli adımlar&#8221; attıklarını sanıyorlardı. Bugünküler de öyle değil mi? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Onlardan da, bugünkülerden de örnekler vereyim: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;A) Sadrazam Ali Paşa 1869 yılında şu projeyi ileri sürüyor: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;Kapılarımızı açmalı ve Türkiye&#8217;ye seçme yabancı göçmen getirmeye bakmalıyız. Bunlardan bize bir tehlike gelmez, ıslahata [reforma] ve gelişmeye kavuşmamıza yardım ederler. Biz akıllıca yasalar yaparsak, günün birinde bunlar bizimle kaynaşır, bizden olurlar. Böyle geniş düşüncelerle ıslahat [reform] yoluna ciddi olarak girmek zorundayız. Yabancı göçmenler Amerika&#8217;da Amerikalı, Avustralya&#8217;da Avustralyalı oluyorlar. Bizim aramızdaki Avrupalı memur, sanatkâr ve tüccardan bir çoğu Osmanlı&#8217;dan ziyade Osmanlı&#8217;dırlar. Biz bunu bir türlü göremiyoruz. Bu adamlar bizim çıkarlarımızı bizden ziyade savunuyorlar, ülkeye bizden ziyade bağlılık gösteriyorlar.&#8221; 29 Ekim 1919 tarihli Vakit gazetesi bu öneriyi şöyle yorumluyor : &#8220;Ali Paşa&#8217;nın bundan yarım yüzyıl önce, hayret uyandırıcı geniş bir görüşle ileri sürdüğü teklif tartışılmaya layıktır. Geleceğin sorunları her halde Ali Paşa&#8217;nın yaptığı gibi, soğukkanlılıkla incelenmeli, araya his karıştırılmamalıdır. Dar hisler, bugünün gereklerine, yarının olasılıklarına uygun bir ulusal gidiş sahibi olmamıza set çekebilir.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;B) Sıra günümüzün Tanzimatçı &#8220;aydın&#8221;larında... Bunlar yabancıların Türkiye&#8217;ye sızmaları konusunda Ali Paşa&#8217;yı da, 1910&#8217;ların Vakit gazetesini de hiç aratmıyorlar. Birincisi Mehmet Barlas&#8230;, her zamanki gibi pişkin ve &#8220;her şeyi ben bilirim&#8221; havalarında&#8230; İkincisi Hadi Uluengin&#8230;, yine saldırgan, yine ağzı bozuk. İkisinin de ortak yönü, her zamanki gibi Batı&#8217;dan yana tavır almış olmaları. Yazıları, yuvalandıkları ceridelerinde Ağustos ayı içinde yayınlandı.-M. Barlas, yazısına şu başlığı atmış: &#8220;Demek yabancılar Türkiye'nin yarınına güveniyor.&#8221; Devam ediyor: &#8220;Bazıları, yabancılar Türkiye'de mülk alıyorlar diye telaşta. Bunlar, &#8216;Eyvah, vatan toprakları elden gidiyor&#8217; diye feryat etmeye başladılar bile. Bir ülkede yabancıların ev alması, o ülkenin geleceğine ve istikrarına yabancıların güven duyduğunu kanıtlar. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Neden Türkiye'nin varlıklıları, New-York'ta, Miami'de, Londra'da, Paris'te, Cannes'da falan ev alırlar? Herhalde hiçbir Türk zengini, bizim devlet tarafından, ABD veya İngiltere yahut Fransa çöküp parçalandığı zaman, bu emlaka Türk bayrağı çekip sınırlarımızı genişletmekle görevlendirilmiş değildir. Bunlar bu istikrarlı ülkelerde paralarını rahatça harcarlar, tatil yaparlar, çocuklarını okuturlar. Aldıkları emlak da, değerini korur. Bir nevi güvenceli tasarruftur da bu. Dünyanın en yoksul ülkelerinde bile büyük para kazananlar, süper zenginler vardır. Ama asıl zengin ülkeler, paranın kazanıldığı değil, bu paranın rahat harcandığı, mülkiyetin kutsandığı, hukukun ve insan haklarının egemen olduğu, demokratik rejime sahip olan ülkelerdir. Demek Türkiye de bu görünüme girmeye başladı ki, yabancılar ev, villa, tatil konutu, iş yeri almaya başladılar burada. Bizim artık, genlerimizdeki yabancı düşmanlığını, servet düşmanlığını, bölünme fobisini ve benzer çocukluk hastalıklarını tedavi etmemizin zamanı gelmiştir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Her gün sosyo-politik ve ekonomik alfabelerin ilk sayfasından hayata yeniden başlayıp, birilerine "Korkmayın. Bunlar normal gelişmelerdir" demek, bıktırıcı bir süreç oluşturmaktadır. Her dakika yoksulluktan yakınıp, aynı sırada ülkeye gelen yabancı yatırımlardan da korkmak, siyasi değil, tımarhanelik bir davranıştır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Şimdi yabancılar Türkiye'de ikinci evlerini almak için yatırım yapmaya karar verdiklerine göre, ülkemiz güvenilir, istikrarlı, mülkiyetin ve hukukun kutsandığı bir görünüme giriyor. Bundan korkulmaz. Buna sevinilir ancak.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Hadi Uluengin&#8217;in yazısının başlığı tuhaf: &#8220;Ya-ban-cı-lar.&#8221; Yazı o kadar &#8220;pis&#8221; kokuyor ki estetik duygunuza olan saygımdan, olabildiğince kısa bir özetle yetindim: &#8220;Bizim bilumum &#8216;statüko zaptiyeleri&#8217; şimdi de &#8216;vatanımız parselleniyor&#8217; diye vaveyla kopartıyor. Ecnebi uyruklulara gayrimenkul satışını yasaklayan antika kanun, nihayet değişip bir bölüm yabancı sahil beldelerimizde veya kent birimlerimizde mülk almaya başlayınca, &#8216;sömürgeci işgaline uğruyoruz&#8217; diye nara atmaya başladılar. Fesüphanallah&#8230; Mürteciliğin böylesine güler misin, ağlar mısın? Hangi çağda yaşıyoruz? &#8216;Vatan sevgisi&#8217;ni ve &#8216;sömürgeciliği&#8217; kadastro dairesindeki tapu sahiplerinin &#8216;uyruk&#8217; hanesine indirgeyen bir zihniyetle nereye gidilebilir? Yabancıların gayrimenkul edinmelerinin, şofben ustasından kavun sergicisine, insanlarımıza sağlayacağını göremeyecek kadar kör müsünüz? Hırvatlar bile savaşı tam bitirmedikleri Sırplardan korkmadan, adalarını satışa çıkarmışken, sizler daima &#8216;öteki&#8217;nin ödlekliğiyle mi donunuzu dolduracaksınız?&#8221;Mehmet Barlas&#8217;ın da diğerinin de, yabancıların Türkiye&#8217;de toprak satın almalarını savunurken, ileri sürdükleri gerekçeler çürüktür. Ancak yazımın konusu bu değildir (Bununla birlikte, görüşlerinin, aşağıda sunacağım tarihî kanıtla esaslı ölçüde çürütülmüş olduğunu belirtmeliyim). Uluengin, yabancıya toprak satışının &#8220;çağdaş bir olay&#8221; olduğunu sanıyor, çünkü tarih bilmiyor. Bizim kazanacağımız üç beş bin doları görüyor da, yabancıların kazanacağı milyarlarca doları görmezden geliyor. Aşağıda bu konuda da bilgi vereceğim. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türk kamuoyunu uyutmakla görevli &#8220;aydın&#8221; türünün simgelerinden olan bu iki yazar da &#8220;zaman miyobu&#8221;dur. Üç gün sonrasını bile göremeden, görme bir yana, üç gün sonrasına bile bakmadan yazı yazıyorlar. Toprak olayı yeni değil, geçmişte de uygulandı. Tarihten ders almayan, tarihi yeniden yaşarmış. Başımıza asıl gelen felaket bu, bizim!Şimdi, okurumu yine Batı&#8217;nın dayatmasıyla aynı hatâya düşmüş olan Osmanlı Devleti&#8217;nin başına neler geldiğini görmeye davet ediyorum. M. Barlas, H. Uluengin ve benzerleri mi? Onları boş verin; onlar değil Türkiye, gök kubbe bile çökse, kuruldukları gibi ötmeye devam edeceklerdir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;III) TOPRAK SATIŞININ BOYUTLARI&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet, siviliyle, askeriyle, tarihten ders almadık ve yeniden 1800&#8217;lere döndük. A.K.P. Hükümeti Osmanlı&#8217;nın yaptığı gibi Vatan topraklarını halkımızın, aydınımızın, askerimizin gözleri önünde parsel parsel satıyor. Bu yürekler acısı hâlimizi, daha önceki kesimde dile getirdim; Türkiye&#8217;nin tapusunun yabancıların eline nasıl geçmekte olduğuna dair somut örnekler verdim ve şunları yazdım: &#8220;Biz &#8216;Ordumuz sınırlarda Vatanımızı koruyor&#8217; diye avunalım. Gerçekte, Türkiye içerden ele geçiriliyor. Türk Vatanı Dolar ve Euro karşılığında yabancılara satılıyor: İngiliz, Amerikan, Alman, Fransız ya da bu uyruklarda görünen Ermeni, Rum, Yahudi kökenli yabancılar, Türkiye&#8217;nin dört bir yanında ev ve arazi satın almakta.Peki, nasıl oluyor bu? Yabancılara Türkiye&#8217;de toprak edinme hakkı tanıyan uyum yasaları sayesinde! Kimin zamanında çıkarıldı bu yasalar? Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz (DSP-MHP-ANAP) koalisyon hükümetleri ile Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan (A.K.P.) hükümetleri zamanında... Başlıcaları şunlar: 4 Ocak 2002 tarihli Kamu İhale Kanunu, 9 Ocak 2002 tarihli Endüstri Bölgeleri Kanunu, 27 Şubat 2003 tarihli Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun, 5 Haziran 2003 tarihli Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu&#8230;Adı geçen yasalarla -80 yıllık uygulama değiştirilerek- Dolar ve Euro zenginlerine 30 hektara (300 dönüme) kadar toprak alma hakkı tanındı. Daha fazlası Bakanlar Kurulu kararına bağlandı (Osmanlı da çöküşünden yarım yüzyıl önce, 1867&#8217;de, hemen hemen aynı mahiyette bir yasa çıkarmıştı).&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;En son 3 Temmuz 2003&#8217;de kabul edilen, 19 Temmuz 2003 tarih ve 4916 sayılı yasa ile yabancılara Hazine arazilerinin de satılmasına olanak tanındı. Yasa yine AB mevzuatına uyum gerekçesiyle çıkarıldı. Artık denebilir ki yabancılara mülk satışı sınırsız olarak serbest bırakıldı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Oysa para silahdır! Türkiye&#8217;nin düşmanlarına gün doğdu: Silahlı kuvvete ne hacet, bastır parayı, al toprağı! maden şirketleri yoluyla elden çıkanlar dahil, yabancı mülkiyetine geçen toprakların [İnanılacak gibi değil ama] 100 000 kilometrekareyi bulduğunu ileri sürenler var. Türk Vatanı&#8217;nın yüzde 13&#8217;ü! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sağlam kanıtlar gösteriyor ki İsrail ve ABD&#8217;nin gözü Doğu Anadolumuzda. Karanlık emelleri için -Barzani-Talabani ikilisini de yanlarına alarak- birlikte hareket ediyorlar. İsrail Güneydoğu Anadolu&#8217;da, Urfa&#8217;da, GAP ve Ceylanpınar'da çok büyük araziler kiralamış ve toprak satın almış durumda. İsrail ve ABD Kuzeydoğu Anadolumuzda da faaliyet hâlinde. Örneğin Kars&#8217;ta&#8230; Yabancıya arazi satışında Kars, yüzde 15.4'lük oranla ilk sıralarda yer alıyor. Sınıra yakın olan ev, arazi ve tarlaların neredeyse tamamı artık yabancı mülkiyetinde : Akyaka'nın yüzde 30'u gayrı resmi olarak Ermeni toprağı olmuş!... İsrail ve ABD benzer bir planı Irak&#8217;ın kuzeyinde de yürütüyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yunan Karadeniz&#8217;e, İngiliz ve Alman Akdeniz&#8217;e sızıyor. Fransızlar ve diğerleri de boş durmuyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dünya Kiliseler Birliği Anadolu'nun her köşesinde, azınlıklar için kurtarılmış bölgeler oluşturulmasını öngörüyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;27 Mayıs 2004 tarihi itibari ile yabancıların eline geçen topraklarımız yaklaşık 324 milyon metrekare. [19.7.2003-11.8.2004 itibariyle iller bazında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü&#8217;nün verdiği rakam : 272 milyon metrekare].Yabancılar en çok İstanbul ve Antalya&#8217;da mülk satın alıyorlar. Onları sırasıyla Bursa, İzmir, Muğla, Aydın, Mersin, Gaziantep, Balıkesir,&#8230; gibi iller izliyor. Yasa çıktıktan sonraki bir yıl içinde yabancıların &#8211;arazi ve emlak olarak- satın aldığı toprak miktarlarını gösteren istatistiklerden anlıyoruz ki yaklaşık olarak 150 bin yabancı, 1 milyon dekara yakın toprak satın almış bulunuyor. Türkiye&#8217;de en çok toprak satın alanlar Fransızlar, Suriyeliler, İsrailliler ve Amerikalılardır.İşin asıl ürkütücü yönü söz konusu rakamların devede kulak olması! Çünkü bu işgaller bir yıllık satışların sonucudur. Arazi satışları tüm hızıyla devam ettiğinden, şu andaki miktarlar verilen rakamların kat kat üzerindedir. İşin bu yönünü merak edenler yukarda zikrettiğim yazıma, konuyu yakından izleyen Turgay Tüfekçioğlu, Arslan Bulut, Süleyman Özışık, &#8230; gibi yazarların yapıtlarına, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü&#8217;nün sitesine (<a href="http://www.tkgm.gov.tr" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.tkgm.gov.tr</a>) bakabilirler. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;IV) YABANCILAR BÜTÜN TOPRAKLARA EL KOYUYOR&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;İngiltere&#8217;nin &#8220;reform&#8221; dayatmasının üzerinden yalnızca 16 yıl, 1838 İngiliz-Osmanlı Ticaret Antlaşması&#8217;nın üzerinden yalnızca 20 yıl geçtikten sonra neler oldu biliyor musunuz? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizler Ege bölgemize girdi. İzmir&#8217;in üçte ikisi, tarıma elverişli toprakların tamamı yabancıların eline geçti! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Evet, üçte ikisi! Gerçekte &#8220;önemli adımlar&#8221;ı atanlar kimlermiş, görüyor musunuz? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki bu oyun nasıl gerçekleştirildi? Oyunda yabancıya toprak mülkiyeti hakkı tanınmasının rolü neydi? Şimdi konunun bu yönünü aydınlatmaya çalışalım. Orhan Kurmuş [1982: 77-81, 181-183] &#8220;İngilizlerin Batı Anadolu&#8217;da toprak sahibi olmaları süreci&#8221; ve &#8220;İngilizler Talandan Neler Elde Etti&#8221; başlıkları altında anlatıyor. Oradan özetliyorum: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Parasal sorunlarına çözüm bulmak için toprak sahiplerinin başvurduğu bir yol da, topraklarının bir bölümünü veya hepsini satışa çıkarmaktı. Bu iş için gerekli sermaye, deney ve beceriye sahip olan İzmirli tüccarlar kapitalist çiftçilik için doğal adaylardı. Ancak 1850 yılına gelinceye kadar tüccarlar tarıma belirgin bir ilgi göstermemişti. Bazı Hıristiyan ve Musevilerin İzmir yakınlarında bağ ve bahçe aldıkları oluyordu ama, ulaşım güçlükleri, ilkel teknolojiden kaynaklanan düşük verimlilik düzeyi ve en önemlisi de yabancı uyrukluların taşınmaz edinmesini yasaklayan yasalar; Türklerle yabancılar arasında kesin bir işbölümü yaratmıştı. Türklerin hemen hemen tümü tarımla uğraşıyordu. Yabancılar ve azınlıklar ise, ticareti tekellerine almıştı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1839 reformlarından sonra durum değişti: Mülkiyet haklarının genişletilmesini öngören hareketin etkili olması ve Türkiye&#8217;deki ekonomik egemenliklerini sağlamlaştırmak isteyen İngilizlerin sürekli baskısı sonucu, 1866 yılında çıkarılan bir yasayla yabancılara taşınmaz mal sahibi olma hakkı tanındı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Gerçekte, bu yasanın çıkmasından çok önce İngilizler Menderes vâdisinde tek tük de olsa toprak satın almaya başlamışlardı. Zamanla, yabancıların satın aldıkları topraklar hızla arttı ve genişledi. 1860 yılında, yasanın çıkmasından altı yıl önce İngiliz Konsolosu; Büyükelçi Sir Henry Bulwer&#8217;e şu ilginç raporu gönderiyordu: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&#8220;Bölgenin genel durumu gün geçtikçe iyileşmekte&#8230; Ancak bu iyileşmeden yararlananlar Türkler değil, onları soyup soğana çeviren Hıristiyanlar&#8230;Gülhane Hattı Şerifi&#8217;nin öngördüğü reformlarla beraber Hıristiyanlar tarımla ilgilenmeye başladı ve yeni gelenlerle birlikte sayıları her geçen gün daha da arttı. Askerden dönen Türkler köylerini, kentlerini tanıyamayacak kadar değişmiş buldular. Her yerde Türklerin yerini Hıristiyanlar alıyordu. Eskiden olduğu gibi tarlalarını işlemek isteyen Türkler, ânında Hıristiyan bir tefecinin pençesine düşüyor ve eninde sonunda toprağını satmak zorunda bırakılıyor. Talihlerini başka yerde denemek isteyenlerin toprakları ise gene Ermeniler, Rumlar veya Frenkler tarafından yok pahasına satın alınıyor. Bu yolla toprak sahibi olan yabancılar arasında, içerlerde büyük çiftlikler satın almış yedi İngiliz vatandaşı daha var. İzmir yakınlarındaki bütün topraklar yabancıların eline geçtiği gibi daha uzaklardaki köylerde de Türkler topraklarını yabancılara satıyorlar.&#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Toprak satın almaları için daha önce kendilerine yapılan teklifleri reddeden İngilizlerin, Aydın Demiryolunun yapılmasına başlandıktan sonra büyük bir hevesle toprak satın almaya giriştikleri görülüyordu. İngilizlerin, demiryolunun tarım ve ticareti geliştireceği ve kâr oranını yükselteceği dürtüsüyle toprak satın almaları, gerçeğe daha yakın bir açıklama... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizlerin toprak satın almaları 1866 yasasından sonra iyice hızlandı. 1868 yılında İzmir yakınlarında tarıma elverişli bütün toprakların en az üçte biri, İngilizlerin tapulu malı haline gelmiş bulunuyordu. 1877 Rus Savaşından sonra, İngilizlerin satın aldığı topraklar o kadar genişledi ki, 1878 yılında İzmir yakınlarındaki tarıma elverişli toprakların tamamı 41 İngiliz tüccarın eline geçmiş bulunuyordu. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Diğer ülkelerin tüccarları da toprak satın almaya başlamıştı. Örneğin, İsveç onursal konsolosu ve bir Hollanda şirketinin sahibi olan Charles van Lennep, Aydın yakınlarında büyük bir çiftlik satın aldığı gibi, Fransız tüccarlar da &#8216;&#8217;uygun nitelikte çiftlikler&#8217;&#8217; almak istediklerini gazeteler aracılığıyla duyuruyorlardı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Orhan Kurmuş&#8217;un tahminine göre İngilizlerin Batı Anadolu&#8217;da satın aldığı toprak alanı 2.400.000 - 2.800.000 dönümdür. Buna Rum, Ermeni ve Yahudilerin eline geçen topraklar da eklenirse, toplam 5 ile 6 milyon dönümlük bir alana ulaşılır. Yazar İngilizlerin yalnızca İzmir kentinde satın aldıkları ev, han, dükkân, arsa ve depoların değeri hakkında şu tahminleri yapıyor: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İngilizlerin Aydın, Nazilli, Denizli gibi kentlerde ve Bornova, Buca gibi banliyölerde satın aldıkları taşınmaz malların değerinin en az İzmir&#8217;dekiler kadar olduğunu sanıyoruz. 1843 yılında İzmir kentinde İngilizlerin sahip olduğu taşınmaz malların değeri &#8211;yuvarlak rakamlar olarak- 370 000 Sterlindi. 1861 yılında ise, İngilizler 580 000 Sterlin değerinde taşınmaz mala sahiptiler. Bundan 16 yıl sonra bu değer 2.750.000 Sterline, 1881 yılında ise 4.375.000 Sterline yükseldi. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;1892 yılı başında İngiliz Konsolosu, İngilizlerin İzmir&#8217;de sahip olduğu taşınmaz malların değerinin Türklerin, Rumların, Yahudilerin ve diğer Avrupa ülkeleri tüccarlarının sahip oldukları taşınmaz malların değerinden kat kat fazla olduğunu ileri sürüyordu. Aydın demiryolunun inşasının başlamasıyla, demiryolu yakınındaki taşınmaz malların fiyatları iki ay içinde beş misli arttı. İzmir&#8217;deki konut ve arsa fiyatlarının böylesine hızlı artışı göz önüne alınırsa, İngilizlerin elindeki taşınmaz malların değerinin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yurt dışına, örneğin İngiltere&#8217;ye kâr ve sermaye transferleri ise çeşitli yollarla yapıldı. Bunlar arasında miktar olarak en önemsiz olanı, İzmir&#8217;deki İngiliz tüccarların İngiltere&#8217;de taşınmaz mal edinmeleriydi. Örneğin, A. O. Clarke, Londra yakınlarında Mill Hill&#8217;de Pettingales çiftliğini Hammersmith&#8217;deki Bradmore malikhanesini İzmir&#8217;de kazandığı paralarla satın almıştı. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İkinci yol, İzmir&#8217;de ölen İngilizlerin vasiyetnamelerinde belirtilen ve İngiltere&#8217;de bulunan varislere yapılan transferlerdi. Vasiyetnameler tüccarın servetinden her varise verilecek payı gösterdiği halde, servetin miktarını belirtmediği için bu tür transferlerin eriştiği boyutları bilmiyoruz. Ancak, İzmir&#8217;deki en zengin bazı İngiliz tüccarların servetlerinin bu yolla İngiltere&#8217;ye aktarıldığı hatırlanmalıdır. Örneğin, Whittall ailesinin bazı bireyleri bütün varlıklarını Hull kentindeki varislerine, Patersonlar Liverpool&#8217;daki varislerine bıraktılar. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yukarıda incelediğimiz transferlerin toplam değeri yedi milyon sterlini geçmektedir. Ancak bu miktarın, İngilizlerin yaptıkları transferlerin gerçek değerinin çok altında olduğu açıktır. Çünkü, ancak 201 İngiliz tüccarın İngiltere&#8217;ye aktardığı servetleri göstermektedir. Diğer tüccarların transferleri, mütevellilerin vergi kaçırmak amacıyla gizledikleri servetler ve vasiyetnameler yoluyla yapılan aktarmalar da hesaba katılırsa, gerçek transferin yedi milyon sterlinden kat kat fazla olduğu ortaya çıkar. Batı Anadolu&#8217;da yatırım yapan İngiliz sermayeli şirketlerin transferleri de buna eklenirse, İngilizlerin Türkiye&#8217;de yaptıkları yatırımların toplamından daha fazla bir miktarı, yalnız Batı Anadolu&#8217;da elde ettikleri kârları İngiltere&#8217;ye transfer ederek geri kazandıkları anlaşılır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkblue"&gt;SONUÇ&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sonuç olarak önce, gördüğüm bir &#8220;vizyon&#8221;u sunacağım: Yabancıya toprak satışının durdurulmaması, ya da makul sınırlara çekilmemesi durumunda bundan 20 yıl sonrasının Türkiyesi... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tarih Aralık 2025&#8230; Ankara&#8217;daki AB temsilcisi Brüksel&#8217;e bildiriyor: &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye&#8217;de genel durum gün geçtikçe iyileşmekte&#8230; Ancak bu iyileşmeden yararlananlar Türkler değil, onları soyup soğana çeviren Hıristiyanlar&#8230;Avrupa Birliği uyum yasalarının getirdiği reformlar sayesinde, Hıristiyanlar yalnız sanayi, bankacılık ve turizmle değil, tarımla da ilgilenmeye başladı ve sayıları çığ gibi arttı. Her yerde , her ekonomik faaliyette Türklerin yerini Hıristiyanlar alıyor. Tarlalarını işlemek isteyen Türkler, hızla Hıristiyan alıcıların pençesine düşüyor ve eninde sonunda toprağını satmak zorunda bırakılıyor. Fabrikaların yanı sıra dükkânlar, evler, bahçeler, tarlalar, çiftlikler AB ya da ABD uyruklu &#8220;Neo-levanten&#8221;ler, Ermeniler, Rumlar ya da Yahudiler tarafından yok pahasına satın alınıyor. Ege&#8217;de ve Akdeniz kıyılarında toprakların büyük kısmı yabancıların eline geçtiği gibi, başka kırsal bölgelerde de Türkler topraklarını yabancılara satmaya devam ediyor. Türkler hızla üretici olmaktan çıkıp, birer yoksul tüketiciye dönüşüyor.Toprak satın almaları başlangıçta yavaş olan AB yurttaşları, kara ulaştırmasının modernleştirilmesi sayesinde, daha büyük bir hevesle toprak satın almaya giriştiler. Çünkü AB&#8217;nin sağladığı kredilerle gerçekleşen yeni alt yapı sistemleri tarım ve ticareti geliştiriyor, kâr oranlarını yükseltiyor. Toprak alımları, Aralık 2004&#8217;de Türkiye&#8217;ye müzakere tarihi verilmesiyle baş döndürücü miktarlara ulaştı. Öyle ki birçok kentte tarıma elverişli toprakların üçte ikisinden fazlası AB yurttaşlarının eline geçmiş bulunuyor.Tabii Türkiye&#8217;den AB ülkelerine yapılan kâr ve sermaye transferleri de aynı hızla arttı ve muazzam miktarlara ulaştı. Bu transferlerin toplam değerinin milyarlarca Euro&#8217;yu bulduğu tahmin ediliyor. Buna diğer ülkelere, özellikle ABD&#8217;ye yapılan gelir ve servet aktarımları dahil değil.Şu bir gerçek: Yabancılar Türkiye&#8217;de yaptıkları yatırımların toplamından kat kat fazla miktarları değişik yollardan kazanmakta, kendi ülkelerine her yıl transfer etmektedir.Büyük başarı! Türkiye&#8217;yi yeniden sömürgeleştirdik! &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;*** &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;Evet, Türkiye&#8217;nin yöneticileri!&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Siz bu kafayla gittikçe Alman da, Fransız da, İngiliz de, Yunan da, hiç merak etmeyin, sizi aralarına göbek ata ata alırlar. Almazlarsa aptallık olur ki Avrupalı bu&#8230;, yaş tahtaya basmaz. O bundan 50 yıl sonrasını hesaplar. Sizin gibi günübirlik düşünmez. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Türkiye, sayenizde sömürgeleşme yolunda. Hiç böyle yağlı kuyruk kaçırılır mı? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yabancıya toprak satışını tek başına değerlendirmek yanlıştır. O &#8211;bugün küreselleşme örtüsü altına gizlenen- Batı emperyalizminin yöntemlerinden biridir. Bu çerçeve içinde analiz edilmelidir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Peki, işin püf noktası nedir? Bugünün &#8220;masum&#8221; bir toprak satışı, 20 yıl sonra nasıl olur da bir felakete dönüşür? &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Yanıtı, &lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;Atatürk&#8217;ten: &lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 18px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&#8220; Tanzimat&#8217;ın açtığı serbest ticaret dönemi, Avrupa rekabetine karşı kendini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zincirleri ile bağladı. Örgütlenme ve bireysel değer bakımlarından bizden çok güçlü olanlar; ülkemizde, bir de fazla olarak ayrıcalıklı konumda bulunuyorlardı... Bütün ekonomik sektörlerimizin, bu sayede mutlak egemeni olmuşlardı... Bize karşı yapılan rekabet ... gerçekten çok kahredici idi...&#8221; &#8220;Devlet, bağımsızlığını çoktan yitirmişti. Osmanlı ülkesi yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı içindeki Türk ulusu da bütünüyle tutsak bir duruma gelmişti.&#8221;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;Şunları demek istiyor&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt; &lt;SPAN style="COLOR: red"&gt;Atatürk;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 18px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-Eğer ülkeni yabancıya, hele hele Avrupalı&#8217;ya açıyorsan, ekonomini savunabilecek güç ve yetenekte olmalısın. Özellikle iki nokta çok önemli: Örgütlenme ve bireysel değer! Bu ikisi bakımından onlarla eşit durumda olmalısın. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;-Senden çok daha avantajlı konumda olan Avrupalı&#8217;nın, ulusal ekonominde ayrıcalıklı duruma geçmesine, ekonomik sektörlere egemen olmasına izin vermemelisin. Bir tüy siklet, bir ağır sikletle dövüşür mü? Öyleyse bu &#8220;kahredici&#8221; rekabete girmemelisin. Yoksa, ezilir, sömürgeleşir, her şeyini yitirir; &#8220;nakavt&#8221; olur, tutsak olursun. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ne yazık ki bu koşulların hiçbirini yerine getirmeden, ülkeni, aç kurtlar gibi saldıran, kan içici kapitalistlere açtın.&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;Biliyorum, holding medyasının beslemeleri yine atılıp, &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;eskidi, bu görüşler; 1930&#8217;larda kaldı&#8221;&lt;/SPAN&gt; diyecekler. İnanmayın o &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;bedhah&#8221;&lt;/SPAN&gt;lara; adı üzerinde &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;besleme&#8221; &lt;/SPAN&gt;onlar. Bu görüşler &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8211;Atatürk&#8217;ün görüşleri- hiç eskimedi&lt;/SPAN&gt;, bugün de virgülüne kadar geçerlidir. Ama politikada, iş dünyasında, medyada, üniversitelerde yürüttükleri korkunç propaganda sayesinde &lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;eskimiş gibi&#8221;&lt;/SPAN&gt; gösterdiler. Eğer bana inanmıyorsanız, Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Joseph E. Stigltz&#8217;in daha yeni yayınladığı şu kitabı okuyun: 90&#8217;ların Yükselişi, CSA Global Yayın Ajansı, İst., 2004. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ama öyleleri var ki Türkiye&#8217;de, okumuyor. Okusa da, anlamıyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&#8220;Anladı&#8221; &lt;/SPAN&gt;diyelim, değişmiyor. &lt;SPAN style="COLOR: darkred"&gt;&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;Gerçekleri bile bile ıska geçiyor. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Çünkü işlerine gelmiyor. Çünkü onlar da bu planın bir parçası!... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dizginlerse, onların elinde..&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style="FONT-STYLE: italic"&gt;&lt;SPAN style="FONT-SIZE: 14px; LINE-HEIGHT: normal"&gt;KAYNAK:&lt;SPAN style="FONT-WEIGHT: bold"&gt; C. Dura, Düşmanı Çağırdılar Satıldık Uyanın, İleri Yayınları, İst.,2005, ss. 596-605. &lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/DIV&gt;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kara Fatma&#8217;yı Rus kilisesine muhtaç edenler utansın!]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Kara-Fatma-8217-y%C4%B1-Rus-kilisesine-muhta%C3%A7-edenler-utans%C4%B1n-9841</link>
			<pubDate>Sun, 27 Apr 2008 22:39:29 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2796">darkangel</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Kara-Fatma-8217-y%C4%B1-Rus-kilisesine-muhta%C3%A7-edenler-utans%C4%B1n-9841</guid>
			<description><![CDATA[İstiklal savaşımızın kadın kahramanlarından Karafatmaya reva gördüğümüz hayatı ibret olsun diye yorumsuz ekliyorum.salya sümük "şehit edebiyatı" yapan,ama dirisine bile sahip çıkamayan,kendime hediye ediyorum...<br />
Mustafa Armağan'ın sitesinden alıntıdır..<br />
<br />
Kara Fatma&#8217;yı Rus kilisesine muhtaç edenler utansın!<br />
<br />
Hani bazen yaprakları kelam-ı kadime dönmüş eski dergi sayfalarını karıştırırken yüreğinizin orta yerine bir ağırlık, karabasan gibi çöker ya... <br />
Yedigün dergisinin 1930&#8217;lu sayılarını karıştırırken de aynı hal arız oldu bana. Fotoğrafta, sadece o hülyalı bakışlarındaki derinliği korumuş bir kadın başı bana bakıyordu. Gözüm bir yerden ısırıyordu bu bakışları ama nereden? <br />
Bakışlarım fotoğrafların üzerindeki başlığa kayıyor ister istemez. &#8220;Kara Fatma Rus manastırında&#8221; kelimelerini bir hamlede okuduğumda kendime, &#8216;Yok canım, o olamaz, olsa olsa bilmediğimiz başka bir Fatma&#8217;dan bahsediyor olmalı&#8217; diye teselli vermeye çalışırken, asıl darbe, resim altı yazısında balyoz gibi iniyordu beynime. Şöyle diyordu bu iki büklüm olmuş kadının fotoğrafı altında: &#8220;Açlığımı kimseye belli etmemek için odama kapanır, ağlarım.&#8221; <br />
Yaşadığım yürek burkuntusuna rağmen yine de bu &#8216;açlıktan ağlayan kadın&#8217; portresini bildiğim Kara Fatma&#8217;ya yakıştırmama inadım formundaydı. Ne var ki bu direnişim, asker kıyafetli bildiğimiz Kara Fatma fotoğraflarının birinin altında güneş görmüş inatçı Erzurum karı gibi eriyordu. &#8220;Şimdi 55 yaşındayım&#8221; diyordu belinde kaması ve göğsünde fişekliği olan kadın, ve devam ediyordu: &#8220;Askere gittiğim zaman 24 yaşında idim.&#8221; <br />
Çatıdan üzerime iri bir buz parçası düşer gibi oldu. Bu o... Evet, bu o... <br />
O 9 Ağustos 1933 tarihli Yedigün&#8217;ün 22. sayısında yakışıklı bir efsane çöküyor ve ikrah ettiren acılıkta bir tarih yazılıyordu. <br />
Erkek askerler için Mehmetçik hangi anlamı taşıyorsa, orduya katılan kadın askerlere de genel olarak &#8220;Kara Fatma&#8221; denildiğini biliyoruz. Üstelik bilinen ilk Kara Fatma, 1854-1856 Kırım Harbi&#8217;ne katılmış; kendisi Çukurova&#8217;daki Cirit aşiretine mensup bir ocağın kâhyasıdır. Ayağında çizmeleri, başında tülbent sargısı, belinde silahları ve elinde kamçısıyla ve dahi güneşten esmerleşmiş yüzüyle erkekten bir farkı olmadığını, bizzat Gazi Ahmed Muhtar Paşamız anlatıyor. Hatta Sivastopol Destanı&#8217;nda adının &#8220;Nisâlar kahramanı&#8221; olarak geçtiğini dahi biliyoruz. <br />
Lakin Kurtuluş Savaşı&#8217;ndaki Kara Fatmaların en meşhuru, Erzurumlu olanıdır. Kocası Binbaşı Derviş Bey&#8217;le birlikte kâh Kars cephesinde, kâh Balkanlarda savaşmış. Edirne&#8217;de Bulgarlara karşı mücadele vermiş, ağaç kabuğu kemirerek hayatta kalanlardan biri olmuş. Mütarekeden sonra ise kaybetmiş eşini. Sonra onu İstanbul&#8217;dan Sivas&#8217;a giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşürken görürüz; ardından o artık cephelerdedir: İzmit, Düzce, Adapazarı, İznik civarında Yunanlılara baskınlar düzenlerken, köylerden, kasabalardan gönüllü toplarken karşımıza çıkar. Bir de gazetecilere ilginç bir figür olarak görünmüş olmalı ki, 1923 yılına kadar kendisiyle çeşitli söyleşiler yapılmış, korkusuzluğu, cesareti ve yaralı olduğu halde gözünü budaktan esirgemeyişi vurgulanmış, adı Garp cephesinde bir efsane bulutu gibi dolaşmış; bir de kendisine bağlanmak istenen maaşı Kızılay&#8217;a bırakmasındaki yüce gönüllülüğü. <br />
Velhasıl Erzurumlu Fatma Seher Hanım ya da nam-ı diğer Kara Fatma, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın sembol ismi olarak günümüzde ders kitaplarına kadar girmeyi başarmıştır. <br />
Lakin Yedigün dergisinde bulduğum söyleşi, Kara Fatma&#8217;nın 1923-1944 arasında gözlerden uzak geçen hayatı üzerindeki karanlığı kaldırıyordu. Bugünden bakınca Kurtuluş Savaşı gazileri Lozan&#8217;dan sonra sanki yere göğe sığdırılamamış gibi geliyor bize. Onlara topyekün sahip çıkılmış ve bir dedikleri iki edilmemiş zannediyoruz. Ne kadar yanıldığımızı birazdan bir kere daha anlayacağız. <br />
Kara Fatma, 1933 yılında İstanbul&#8217;un Galata semtindeki Rus manastırının bir odasında sefalet içinde yaşamaktadır. Aradığı kişiyi 2. kattaki 9 numaralı odada bulan muhabir Mekki Sait Bey&#8217;i önce bir Rus çocuğu karşılar ve kendisine Kara Fatma&#8217;nın odasını gösterir. Muhabir onu, komşularının artıklarıyla karnını doyuran ve yalnız kaldığı zamanlarda utancından hüngür hüngür ağlayan birisi olarak anlatır bize. Kara Fatma&#8217;nın odasında iki çuval seriliymiş ya, kendisi yerde tahta üzerinde yatıyormuş. Çuval dediği, torunlarının yatağı. Köşede bir tencere, soğuk bir sac mangalın yanında aylarca evvel yere nasıl bırakıldıysa öyle duruyordur. <br />
Kara Fatma konuşmaya, iş bulamamaktan şikayet ederek girer: Kapıcılığa, hatta çöpçülüğe bile razıdır torunlarına bakabilmek için. Ama kimse iş vermemiştir ona. <br />
Yaralarından söz eder sonra, savaşta aldığı. Kızının parmaklarını şarapnel uçurmuş, evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra ise delirmiş. Böylece torunlarına bakmak zorunda kalmış Kara Fatma. Yine de göğsüne taktığı İstiklal madalyasından gurur duymaktadır: &#8220;Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan, bu İstiklal madalyasıdır. Açım ama şerefliyim!&#8221; <br />
Aç ama şerefli kadın ağlamaya başlar o sırada. Ağlarken anlatır, anlatırken ağlar: <br />
- Bazen çocukların elinden tutuyor, &#8216;Şu yetimler aç kalmış, ölecekler&#8217; diye nineleri olduğumu sezdirmeden onlar için yardım toplamaya çıkıyorum. Ne yapayım, siz söyleyin! <br />
Muhabirin aklına torunlarının nerede olduğunu sormak gelir. Sokaktadırlar; birazdan geleceklerdir. Dilenmekten dönerken birinin avucunda 100, diğerininkinde 60 para olacaktır. &#8220;Al nine&#8221; derler, &#8220;hiç harcamadık, olduğu gibi sana getirdik. Bir çay pişiremez misin bunlarla? Ekmek batırıp da beraber yiyelim.&#8221; <br />
Torunlarıyla birlikte dilenen bu Kara Fatma portresine alışık olmayan yüreğiniz hop oturup hop kalktı, biliyorum ama gerçeğin yüzü bazen böylesine acımasız ve soğuktur. <br />
1944&#8217;te (69 yaşında) yeniden hatırlanıp Defterdarlık&#8217;ta bir işe yerleştirilen Kara Fatma, 1954 yılına gelindiğinde artık 79 yaşındadır ve yine sefil bir vaziyette İstanbul&#8217;da bir kulübede tek başına yaşamaktadır. Tek Parti dönemini perişanlıklarla geçiren Kara Fatma&#8217;ya doğru dürüst bir maaş ne zaman bağlanmıştır bilir misiniz? Demokrat Parti devrinde, 22 Şubat 1954&#8217;te. Ancak özel bir kanunla kendisine &#8216;ömür boyu&#8217; 170 lira maaş bağlanan Kara Fatma&#8217;nın ömrü bu maaşı yemeye yetmeyecek ve ertesi yıl Erzurum&#8217;da hayata gözlerini yumacaktır. <br />
Sağlığında bir gazeteciye, &#8220;Göğsümde bir şarapnel parçası var. Acı veriyor.&#8221; demişti. Tarihimizin göğsündeki şarapneller ne olacak Fatma teyze, sen söyle?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İstiklal savaşımızın kadın kahramanlarından Karafatmaya reva gördüğümüz hayatı ibret olsun diye yorumsuz ekliyorum.salya sümük "şehit edebiyatı" yapan,ama dirisine bile sahip çıkamayan,kendime hediye ediyorum...<br />
Mustafa Armağan'ın sitesinden alıntıdır..<br />
<br />
Kara Fatma&#8217;yı Rus kilisesine muhtaç edenler utansın!<br />
<br />
Hani bazen yaprakları kelam-ı kadime dönmüş eski dergi sayfalarını karıştırırken yüreğinizin orta yerine bir ağırlık, karabasan gibi çöker ya... <br />
Yedigün dergisinin 1930&#8217;lu sayılarını karıştırırken de aynı hal arız oldu bana. Fotoğrafta, sadece o hülyalı bakışlarındaki derinliği korumuş bir kadın başı bana bakıyordu. Gözüm bir yerden ısırıyordu bu bakışları ama nereden? <br />
Bakışlarım fotoğrafların üzerindeki başlığa kayıyor ister istemez. &#8220;Kara Fatma Rus manastırında&#8221; kelimelerini bir hamlede okuduğumda kendime, &#8216;Yok canım, o olamaz, olsa olsa bilmediğimiz başka bir Fatma&#8217;dan bahsediyor olmalı&#8217; diye teselli vermeye çalışırken, asıl darbe, resim altı yazısında balyoz gibi iniyordu beynime. Şöyle diyordu bu iki büklüm olmuş kadının fotoğrafı altında: &#8220;Açlığımı kimseye belli etmemek için odama kapanır, ağlarım.&#8221; <br />
Yaşadığım yürek burkuntusuna rağmen yine de bu &#8216;açlıktan ağlayan kadın&#8217; portresini bildiğim Kara Fatma&#8217;ya yakıştırmama inadım formundaydı. Ne var ki bu direnişim, asker kıyafetli bildiğimiz Kara Fatma fotoğraflarının birinin altında güneş görmüş inatçı Erzurum karı gibi eriyordu. &#8220;Şimdi 55 yaşındayım&#8221; diyordu belinde kaması ve göğsünde fişekliği olan kadın, ve devam ediyordu: &#8220;Askere gittiğim zaman 24 yaşında idim.&#8221; <br />
Çatıdan üzerime iri bir buz parçası düşer gibi oldu. Bu o... Evet, bu o... <br />
O 9 Ağustos 1933 tarihli Yedigün&#8217;ün 22. sayısında yakışıklı bir efsane çöküyor ve ikrah ettiren acılıkta bir tarih yazılıyordu. <br />
Erkek askerler için Mehmetçik hangi anlamı taşıyorsa, orduya katılan kadın askerlere de genel olarak &#8220;Kara Fatma&#8221; denildiğini biliyoruz. Üstelik bilinen ilk Kara Fatma, 1854-1856 Kırım Harbi&#8217;ne katılmış; kendisi Çukurova&#8217;daki Cirit aşiretine mensup bir ocağın kâhyasıdır. Ayağında çizmeleri, başında tülbent sargısı, belinde silahları ve elinde kamçısıyla ve dahi güneşten esmerleşmiş yüzüyle erkekten bir farkı olmadığını, bizzat Gazi Ahmed Muhtar Paşamız anlatıyor. Hatta Sivastopol Destanı&#8217;nda adının &#8220;Nisâlar kahramanı&#8221; olarak geçtiğini dahi biliyoruz. <br />
Lakin Kurtuluş Savaşı&#8217;ndaki Kara Fatmaların en meşhuru, Erzurumlu olanıdır. Kocası Binbaşı Derviş Bey&#8217;le birlikte kâh Kars cephesinde, kâh Balkanlarda savaşmış. Edirne&#8217;de Bulgarlara karşı mücadele vermiş, ağaç kabuğu kemirerek hayatta kalanlardan biri olmuş. Mütarekeden sonra ise kaybetmiş eşini. Sonra onu İstanbul&#8217;dan Sivas&#8217;a giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşürken görürüz; ardından o artık cephelerdedir: İzmit, Düzce, Adapazarı, İznik civarında Yunanlılara baskınlar düzenlerken, köylerden, kasabalardan gönüllü toplarken karşımıza çıkar. Bir de gazetecilere ilginç bir figür olarak görünmüş olmalı ki, 1923 yılına kadar kendisiyle çeşitli söyleşiler yapılmış, korkusuzluğu, cesareti ve yaralı olduğu halde gözünü budaktan esirgemeyişi vurgulanmış, adı Garp cephesinde bir efsane bulutu gibi dolaşmış; bir de kendisine bağlanmak istenen maaşı Kızılay&#8217;a bırakmasındaki yüce gönüllülüğü. <br />
Velhasıl Erzurumlu Fatma Seher Hanım ya da nam-ı diğer Kara Fatma, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın sembol ismi olarak günümüzde ders kitaplarına kadar girmeyi başarmıştır. <br />
Lakin Yedigün dergisinde bulduğum söyleşi, Kara Fatma&#8217;nın 1923-1944 arasında gözlerden uzak geçen hayatı üzerindeki karanlığı kaldırıyordu. Bugünden bakınca Kurtuluş Savaşı gazileri Lozan&#8217;dan sonra sanki yere göğe sığdırılamamış gibi geliyor bize. Onlara topyekün sahip çıkılmış ve bir dedikleri iki edilmemiş zannediyoruz. Ne kadar yanıldığımızı birazdan bir kere daha anlayacağız. <br />
Kara Fatma, 1933 yılında İstanbul&#8217;un Galata semtindeki Rus manastırının bir odasında sefalet içinde yaşamaktadır. Aradığı kişiyi 2. kattaki 9 numaralı odada bulan muhabir Mekki Sait Bey&#8217;i önce bir Rus çocuğu karşılar ve kendisine Kara Fatma&#8217;nın odasını gösterir. Muhabir onu, komşularının artıklarıyla karnını doyuran ve yalnız kaldığı zamanlarda utancından hüngür hüngür ağlayan birisi olarak anlatır bize. Kara Fatma&#8217;nın odasında iki çuval seriliymiş ya, kendisi yerde tahta üzerinde yatıyormuş. Çuval dediği, torunlarının yatağı. Köşede bir tencere, soğuk bir sac mangalın yanında aylarca evvel yere nasıl bırakıldıysa öyle duruyordur. <br />
Kara Fatma konuşmaya, iş bulamamaktan şikayet ederek girer: Kapıcılığa, hatta çöpçülüğe bile razıdır torunlarına bakabilmek için. Ama kimse iş vermemiştir ona. <br />
Yaralarından söz eder sonra, savaşta aldığı. Kızının parmaklarını şarapnel uçurmuş, evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra ise delirmiş. Böylece torunlarına bakmak zorunda kalmış Kara Fatma. Yine de göğsüne taktığı İstiklal madalyasından gurur duymaktadır: &#8220;Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan, bu İstiklal madalyasıdır. Açım ama şerefliyim!&#8221; <br />
Aç ama şerefli kadın ağlamaya başlar o sırada. Ağlarken anlatır, anlatırken ağlar: <br />
- Bazen çocukların elinden tutuyor, &#8216;Şu yetimler aç kalmış, ölecekler&#8217; diye nineleri olduğumu sezdirmeden onlar için yardım toplamaya çıkıyorum. Ne yapayım, siz söyleyin! <br />
Muhabirin aklına torunlarının nerede olduğunu sormak gelir. Sokaktadırlar; birazdan geleceklerdir. Dilenmekten dönerken birinin avucunda 100, diğerininkinde 60 para olacaktır. &#8220;Al nine&#8221; derler, &#8220;hiç harcamadık, olduğu gibi sana getirdik. Bir çay pişiremez misin bunlarla? Ekmek batırıp da beraber yiyelim.&#8221; <br />
Torunlarıyla birlikte dilenen bu Kara Fatma portresine alışık olmayan yüreğiniz hop oturup hop kalktı, biliyorum ama gerçeğin yüzü bazen böylesine acımasız ve soğuktur. <br />
1944&#8217;te (69 yaşında) yeniden hatırlanıp Defterdarlık&#8217;ta bir işe yerleştirilen Kara Fatma, 1954 yılına gelindiğinde artık 79 yaşındadır ve yine sefil bir vaziyette İstanbul&#8217;da bir kulübede tek başına yaşamaktadır. Tek Parti dönemini perişanlıklarla geçiren Kara Fatma&#8217;ya doğru dürüst bir maaş ne zaman bağlanmıştır bilir misiniz? Demokrat Parti devrinde, 22 Şubat 1954&#8217;te. Ancak özel bir kanunla kendisine &#8216;ömür boyu&#8217; 170 lira maaş bağlanan Kara Fatma&#8217;nın ömrü bu maaşı yemeye yetmeyecek ve ertesi yıl Erzurum&#8217;da hayata gözlerini yumacaktır. <br />
Sağlığında bir gazeteciye, &#8220;Göğsümde bir şarapnel parçası var. Acı veriyor.&#8221; demişti. Tarihimizin göğsündeki şarapneller ne olacak Fatma teyze, sen söyle?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRK BAYRAĞI KANUNU]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK-BAYRA%C4%9EI-KANUNU-9189</link>
			<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 22:49:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-T%C3%9CRK-BAYRA%C4%9EI-KANUNU-9189</guid>
			<description><![CDATA[TÜRK BAYRAĞI KANUNU<br />
Kanun Numarası : 2893 Kabul Tarihi : 22/9/1983<br />
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 24/9/1983 Sayı : 18171<br />
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 22 Sayfa : 599<br />
<br />
<br />
Madde 1 &#8211; Bu Kanunun amacı Türk Bayrağının şekli, yapımı ve korunması ile ilgili esas ve usulleri belirlemektir.<br />
Bayrağın Şekli ve Yapımı<br />
Madde 2 &#8211; Türk Bayrağı, bu Kanuna ekli cetvelde gösterilen şekil ve oranlarda olmak kaydıyla beyaz ay - yıldızlı albayraktır.<br />
Bayrak ile özel bayrakların (sembolik bayrak, özel işaret, flama, flandra ve fors) standartları, hangi kumaş ve maddelerden yapılacağı tüzükte gösterilir.<br />
Bayrağın Çekilmesi ve İndirilmesi<br />
Madde 3 &#8211; Bayrak, kamu kurum ve kuruluşlarıyla yurt dışı temsilciliklerine ve kamu kuruluşlarıyla gerçek ve tüzelkişilerin deniz vasıtalarına çekilir. Yurt içinde ve yurt dışında yetkililerin araçlarına takılır.<br />
Bayrak çekilirken ve indirilirken tören yapılır. Bayrak törenlerinin gereken biçimde yapılmasından o mahaldeki yetkili amirler sorumludur.<br />
(Değişik : 14/7/1999 - 4409/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşlarında Türk Bayrağı sürekli çekili kalır.<br />
(Değişik : 14/7/1999 - 4409/1 md.) Bayrağın; nerelerde daimi olarak çekilmeyeceği, hangi kapalı yerlere konulacağı, nerelere fon olarak takılacağı veya asılacağı, kamu kurum ve kuruluşlarından başka yerlerde ne zaman ve nasıl çekileceği, Türk Silahlı Kuvvetleri yüzer birliklerinde ve Türk Bandıralı ticaret gemilerinde Bayrak çekme ve indirme zamanları ile Bayrak çekilirken ve indirilirken yapılacak törene ilişkin hususlar, tüzükte gösterilir.<br />
Bayrağın Yarıya Çekilmesi<br />
Madde 4 &#8211; Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 KASIM'da yarıya çekilir. Yas alameti olmak üzere Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanı Başbakanlıkça ilan edilir.<br />
Bayrağın Selamlanması<br />
Madde 5 &#8211; Çekilmesi ve indirilmesi esnasında veya tören geçişlerinde Bayrak, cephe alınarak selamlanır.<br />
Bayrağın Örtülebileceği Yerler<br />
Madde 6 &#8211; Türk Bayrağı, Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin ve tüzükte belirlenecek asker ve sivil kişilerin cenaze törenlerinde bunların tabutlarına, açılış törenlerinde ATATÜRK heykellerine veya resmi yemin törenlerinde masalara örtülebilir.<br />
Ayrıca milli orf ve adetler göz önünde tutularak Bayrağın diğer kullanılma şekil ve yeri tüzükte gösterilir.<br />
Yasaklar<br />
Madde 7 &#8211; Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya uniforma şeklinde giyilemez.<br />
Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz.<br />
Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.<br />
Bu Kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır.<br />
Cezalar<br />
Madde 8 &#8211; Bu Kanuna ve çıkarılacak tüzüğe aykırı olarak Bayrak yapmak, satmak ve kullanmak yasaktır. Bu yasağa aykırı olarak yapılan Bayraklar o mahallin yetkili amirlerince toplatılır.<br />
Bu Kanun hükümlerine aykırı davranışta bulunanlar suçları daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi uyarınca cezalandırılır.<br />
Tüzük<br />
Madde 9 &#8211; Bu Kanunun ilgili maddelerinde tüzükte düzenleneceği belirtilen hususlar ile kanunun uygulanmasına ilişkin diğer esaslar, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde çıkarılacak tüzükte gösterilir<br />
Yürürlükten kaldırılan kanun:<br />
Madde 10 &#8211; 29 Mayıs 1936 Tarih ve 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
Yürürlük<br />
Madde 11 &#8211; Bu Kanun yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.<br />
Yürütme<br />
Madde 12 &#8211; Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.<br />
<br />
TÜRK BAYRAĞI TÜZÜĞÜ<br />
<br />
Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 25/1/1985, No : 85/9034<br />
Dayandığı Kanunun Tarihi : 22/9/1983, No : 2893<br />
Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi : 17/3/1985, No : 18697<br />
Yayımlandığı Düsturun Tertibi : 5, Cildi: 24, S. 2095<br />
<br />
<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Kapsam ve Deyimler<br />
Kapsam<br />
Madde 1 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Bu Tüzük : Türk Bayrağının ve özel bayrakların standartlarını bayrağın hangi kumaşlardan yapılacağını, hangi kapalı yerlere konulacağını, nerelere fon olarak takılacağı veya asılacağını, kamu kurum ve kuruluşlarında ve bunlar dışındaki yerlerde ne zaman ve nasıl çekileceğini, nasıl katlanacağını, Türk Silahlı Kuvvetleri yüzer birliklerinde ve Türk bandıralı ticaret gemilerinde Bayrak çekme ve indirme zamanlarını, Bayrak çekilirken ve indirilirken yapılacak törenlere dair hususları, kimlerin tabutlarına Bayrak örtülebileceğini ulusal geleneklere göre Bayrağın diğer kullanılma şekli ve yerleri ile Türk Bayrağı Kanununun uygulanmasına dair diğer esasları kapsar.<br />
Deyimler<br />
Madde 2 &#8211; Bu Tüzükte geçen deyimlerden :<br />
A) Bayrak, Türk Bayrağı,<br />
B.) Uçkurluk, Bayrağın, ipin geçeceği, beyaz kumaştan, Bayrak enince yapılmış bölümü,<br />
C) Uçum kenarı, Bayrağın uçkurluk karşısına gelen kenarı,<br />
D) Üst kenar, çekildiği zaman Bayrağın üste gelen kenarı,<br />
E) Alt kenar, çekildiği zaman Bayrağın alta gelen kenarı,<br />
F) Uçkurluk dış kenarı, uçkurluğun direğe gelen kenarı,<br />
G) Uçkurluk iç kenarı, uçkurluğun kumaşa dikilen kenarı,<br />
H) En, Bayrağın üst ve alt kenarları arasındaki uzaklık,<br />
İ) Boy, uçkurluk dış kenarıyla uçum kenarı arasındaki uzaklık,<br />
J) Bayrak merkezi, Bayrak dikdörtgeninin köşegenlerinin kesiştiği nokta,<br />
K) Bayrak ekseni, Bayrak merkezinden üst ve alt kenarlara paralel olarak geçtiği farz edilen çizgi, anlamına gelir.<br />
<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Bayrağın Kumaşı, Standartları ve Direği<br />
Bayrağın kumaşı<br />
Madde 3 &#8211; (Değişik: 17/7/1995 - 95/7075 K.)<br />
A) Bayrak, 4 üncü maddede belirtilen standartlarda, al zemin üzerine beyaz ay yıldız konmak suretiyle aşağıda gösterilen kumaşlardan yapılır.<br />
1 &#8211; % 100 naylon,<br />
2 &#8211; % 100 poliyester,<br />
3 &#8211; % 50 ipek + % 50 yün,<br />
4- % 50 ipek + % 50 naylon veya poliyester,<br />
3 ve 4 numaralarda belirtilen kumaşlardan yapılan bayraklar özel hallere münhasırdır.<br />
B.) Al ve beyaz renklerin kodları aşağıda gösterilmiştir.<br />
1) Al rengin koordinatları;<br />
Parlaklık (aydınlık) = 27,5<br />
Kırmızılık-yeşillik = 44,8<br />
Sarılık-mavilik = 15,6<br />
olarak alınır ve en çok 3 NBS renk farkı kabul edilir.<br />
2) Ay yıldızın beyazlığı, 460 nanometre dalga boyundaki yansıma yüzdesinin iki katıyla 620 nanometre dalga boyundaki yansıma yüzdesinin farkı ipek ve sentetik karışımı kumaşlarda en az % 15, diğerlerinde en az % 60 olmalıdır.<br />
Bayrağın yapımında kullanılacak kumaş ve maddelerle ilgili ayrıntılar mecburi Türk Standardında gösterilir.<br />
Bayrak üreten işletmeler T.S.E. belgesi almak zorundadır.&#8221;<br />
Bayrağın standartları<br />
Madde 4 &#8211; Bayrak, aşağıda gösterilen standartlara göre yapılır : (Ek:1)<br />
A) Bayrağın boyu, eninin bir buçuk katıdır,<br />
B.) Ay ve yıldızın meydana getirilmesi için çizilen çemberlerin merkezleri eksen üzerinde bulunur.<br />
C) Ay, iç ve dış çemberlerinin birbirini kesmesinden meydana gelir,<br />
D) Ayın dış çemberinin çapı, Bayrak eninin yarısına eşittir, merkezi, uç- kurluğun iç kenarından Bayrak eninin yarısına eşit uzaklıktadır,<br />
E) Ayın iç çemberinin çapı, Bayrak eninin onda dördüne eşittir, merkezi, dış çember merkezinden uçum yönüne doğru Bayrak eninin 0,0625 katı uzaklıktadır,<br />
F) Ayın ağzı uçum yönüne bakar,<br />
G) Yıldız, çapı Bayrak eninin dörtte birine eşit olan ve beş eşit parçaya bölündüğü farzedilen bir çemberin bölüşme noktaları birer atlanarak meydana getirilir, yıldızın uçlarından biri, Bayrak ekseniyle ayın iki ucundan geçtiği farzedilen çizginin kesiştikleri nokta üzerindedir, bu noktaya iç çemberin ekseni kestiği nokta arasındaki uzaklık, Bayrak eninin üçte birine eşittir,<br />
H) Uçkurluğun genişliği, Bayrak eninin otuzda biridir.<br />
Bayrağın ebadı<br />
Madde 5 &#8211; Bayrağın eni, 50 santimetre veya katlarıdır.<br />
Eni, 750 santimetreye kadar olan Bayrakların standartları, Tüzüğe ekli çizelgede gösterilmiştir.(Ek: 2)<br />
Binek taşıtlarına çekilecek Bayrağın ebadı 20x30 santimetredir.<br />
Bayrağın büyüklüğü, çekileceği binaların ve deniz taşıtlarının büyüklüğüyle mütenasip olacaktır. Şiddetli rüzgarlı ve yağmurlu günlerde daha küçük ebatta Bayrak çekilebilir.<br />
Bayrak direği<br />
Madde 6 &#8211; Bayrak,ağaç veya madenden yapılmış, yuvarlak bir direğe çekilir. Direğin üst ucunda, içinde Bayrak ipinin geçmesine yarayan bir makara olan, yassı, yuvarlak ve direğin kalınlığıyla orantılı bir tepelik bulunur. (Ek: 3)<br />
Direk, çekilecek Bayrak eninin en az iki katı boyunda ve en sert havalarda, kırılmayacak ve bükülmeyecek sağlamlıkta olacaktır.<br />
Yere dikilecek direğin yüksekliği, en az üç metre olacak ve Bayrak uçum altucunun yere sürünmesine imkan vermeyecektir.<br />
Ağaçtan yapılmış direkler, kendi renginde cilalı veya beyaz yahut cevizi renkte boyalı, madenden yapılmış direkler, beyaz yahut bronz renkte veya ağaç rengine boyalı yahut galvanize edilmiş olacaktır.<br />
(Ek: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı kıt&#8217;a karargah ve kurumlar ile denizcilikle ilgili kamu kuruluşlarındaki Bayrak direkleri gemi direği şeklinde olabilir.<br />
(Ek: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Standartlara uygun Bayrak direğinin bulunmadığı durumlarda ve açık havada yapılan izci, gençlik kampı gibi etkinliklerde Bayrak, saygıda kusur oluşturulmayacak bir biçimde mevcut malzemeden yararlanılarak yüksek bir yere çekilebilir.<br />
Bayrak direğinin konulması<br />
Madde 7 &#8211; Bayrak direğinin nerelere ve nasıl konulacağı ve Bayrağa bunlara nasıl çekileceği aşağıda gösterilmiştir:<br />
A &#8211; Binalarda, en yüksek yere veya binanın ön yüzünün veya bu yüzdeki balkonun yahut benzer çıkıntılı yerin tam ortasına dikey olarak konulacak direğe, bu mümkün değilse, alt ucu yoldan geçenlere dokunmayacak yükseklikte, ön yüzün ortasına veya binanın en gösterişli yerine, bina yüzüyle direk arasında en çok 45 derecelik açı yapacak şekilde eğik olarak konulacak direğe, bu da mümkün değilse, binanın giriş önünde veya tören alanında 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasına uygun olarak yapılmıs direğe,<br />
B. &#8211; Deniz araçlarının, limanda, varsa, arka direklerine, seyirde, denizcilikteki usullere göre, Bayrak çekilmesi gereken direklerine bağlı gize veya direğe, yelkenli gemilerin randa yelkeninin çördek yakalarına,<br />
C &#8211; Binek taşıtlarında, sağ ön tarafa dikey olarak konulacak küçük direğe.<br />
<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Bayrağın Çekilmesine ve İndirilmesine Dair Esaslar<br />
Çekilme ve indirilme (1)<br />
Madde 8 &#8211; (22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Bayrağın çekilmesi ve indirilmesine ilişkin esaslar aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Sürekli çekili kaldığı yerlerde Bayrak, bakım, onarım ve yenisiyle değiştirilmesi için sabah veya akşam alacakaranlık zamanında törensiz olarak indirilir ve çekilir.<br />
B.) Her gün Bayrak çekilen yerlerde Bayrak, saat 08.00'de, günün bu saatte ağarmadığı hallerde ise gün ağardığında çekilir ve gün batımında indirilir.<br />
C) Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatilinde Bayrak çekilen yerlerde Bayrak, tatilin başlama saatinde, günün bu saatten evvel kararması halinde ise gün batımında çekilir, tatil süresince çekili kalır ve tatil sonunda gün batımında indirilir.<br />
D) Bayrak, çeşitli nedenlerle değiştirilmesi gerekli durumlar ile yırtılmasına, ipin veya makaranın kopmasına sebep olabilecek rüzgar, fırtına ve benzer durumlarda geçici olarak indirilebilir.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
(1) Bu madde başlığı; &#8220;Çekilme ve indirilme zamanı&#8221; iken 22/2/2001 tarihli ve 2001/2130 sayılı<br />
Kararname ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.<br />
<br />
Sürekli Bayrak çekilecek yerler<br />
Madde 9 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Bayrağın sürekli çekili kalacağı kuruluşlar aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Cumhurbaşkanlığı,<br />
B.) Türkiye Büyük Millet Meclisi,<br />
C) Anıtkabir,<br />
D) Hükümet konakları,<br />
E) Polis, Jandarma, hudut, gümrük muhafaza karakollarıyla hudut kapıları.<br />
F) Bağımsız takım ve bölükler ile daha üst askeri birlik veya karargahlar,<br />
G) Eğitim ve öğretim kurumları,<br />
H) Köy ve mahalle muhtarlıkları,<br />
İ) Yukarıda gösterilenler dışındaki kamu kurum ve kuruluşları,<br />
J) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait fabrika ve işletmeler.<br />
Her gün Bayrak çekilecek yerler.<br />
Madde 10 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Seyir halinde bulunan gemilerle demirli, şamandırada, rıhtımda bağlı gemiler ve diğer deniz araçlarında<br />
her gün Bayrak çekilir.<br />
Seyir halinde bulunan gemiler Bayraklarını geceleri de çekili bırakabilirler.<br />
Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatilinde Bayrak çekilecek yerler<br />
Madde 11 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatili günlerinde Bayrak çekilecek yerler aşağıda gösterilmiştir :<br />
A) Tören düzenlenen alanlar ile yönetmelik veya yönergelerde belirlenen tören alanları,<br />
B.) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,<br />
C) Siyasi parti merkez, il ve ilçe teşkilatları,<br />
D) Fabrikalar,<br />
E) İşletmeler,<br />
Müsaade ile Bayrak çekilmesi veya konulması<br />
Madde 12 &#8211; 11 inci maddede sayılan günler, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günleri dışında, Bayrak<br />
çekilmesi veya konulması mahalli mülki amirinin müsaadesine bağlıdır.<br />
Ancak, milli spor karşılaşmalarında ve milli gelenekler gerektiriyorsa törenlerde ve düğünlerde Bayrak<br />
kullanılabilir.<br />
Yabancı ülkelerdeki resmi ve milli binalara Bayrak çekilmesi<br />
Madde 13 &#8211; Türkiye Cumhuriyetinin yabancı ülkelerde bulunan resmi ve milli binalarına Bayrak<br />
çekilip indirilmesinde, mahalli geleneklerle milletlerarası tatbikat gözönünde bulundurularak bu Tüzük<br />
hükümlerine uyulur.<br />
Hava araçları<br />
Madde 14 &#8211; Hava araçlarına Bayrak çekilmez. Sivil hava araçlarına, yön dümeninin her iki yanına<br />
boyayla al zemin üzerine Bayraktaki oranlara uygun, beyaz renkte ay yıldız resmolunur.<br />
Kamu kurum ve kuruluşlarının Bayrak çekme esasları (1)<br />
Madde 15 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Kamu kurum ve kuruluşlarında Bayrak çekme aşağıdaki esaslara göre uygulanır:<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
(1) Bu madde başlığı; &#8220;Tek Bayrak Çekilmesi&#8221; iken, 22/2/2001 tarihli ve 2001/2130 Sayılı Kararname<br />
ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir<br />
.<br />
A) Aynı alanda birden çok binaya yerleşmiş bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında tek bayrak çekilir. Ayrı alanlarda birden çok binaya yerleşmiş kamu kurum ve kuruluşlarında ise her binaya Bayrak çekilir. Birden çok kamu kurum ve kuruluşunun bulunduğu bir binaya mülki idare amirinin belirlediği kurumca tek Bayrak çekilir.<br />
B.) Bağımsız takım ve bölükler, daha üst askeri birlik ve karargahlar ile tören yapma olanağı bulunan okul, emniyet teşkilatı ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatili başlangıcında ve bitiminde tören yapmak üzere ayrı bir Bayrak direği bulunur. Bu yerlerde tek bir Bayrak direği mevcut ise Bayrak, tören zamanından uygun bir süre önce indirilir. Bayrağın törenle çekilmesinde ve indirilmesinde 22 nci madde hükümleri uygulanır.<br />
Bayrağın yabancı devlet bayraklarıyla birlikte çekilmesi<br />
Madde 16 &#8211; Milletlerarası toplantılarda, fuarlarda ve yabancı turistlerin konakladıkları yerlerde, yabancı devlet bayrakları, ancak, Bayrakla birlikte çekilebilir. Bu takdirde 12 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanmaz.<br />
Bu durumlarda, Bayrak, bina ön yüzüne göre sağdaki ilk direğe çekilir.<br />
Yabancı devlet bayraklarının ebadı, Bayrak ebadından büyük, direkleri Bayrak direğinden yüksek olamaz.<br />
Yabancıların karşılıklı olmak şartıyla uyruğunda bulundukları devletin bayrağını konut veya ticarethanelerine çekmelerinde birinci, ikinci, üçüncü fıkralar hükümleri uygulanır.<br />
İkiden çok yabancı devlet bayrağının Bayrakla birlikte çekilmesi halinde, diğer devletlerin bayrakları Bayrağın soluna alfabetik sıraya göre çekilir.<br />
Yabancı diplomatik misyonlarda yukarıdaki hükümler uygulanmaz.<br />
Konut ve işyerlerine Bayrak asılması<br />
Madde 17 &#8211; İşyeri, konut vb. özel yerlere, Milli Bayramda, resmi bayramlarda, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günlerinde 7 nci maddenin A bendi hükümlerine bağlı olmaksızın Bayrak asılabilir.<br />
<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Bayrağın Konulabileceği ve Örtülebileceği Yerler<br />
Bayrak konulacak makam odaları<br />
Madde 18 &#8211; Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeleri, Başbakan, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay Başkanları, bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Sayıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı, Yargıtay ve Danıştay başkan vekilleri ve daire başkanları, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, Sayıştay daire başkanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı,üniversite rektörleri, müsteşarlar, valiler, büyükelçiler, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, müsteşar yardımcıları, genel müdürler ve bu düzeydeki başkanlıklar, bölge idare mahkemesi başkanları, Cumhuriyet savcıları, adalet komisyonu başkanları fakülte dekanları, kaymakamlar, başkonsoloslar, bucak müdürleri, belediye başkanları, bölge başmüdürleri ve bölge müdürleriyle bakanlıkların il kuruluşlarının başında bulunanların ve resmi hastane baştabiplerinin makam odalarına Bayrak konur.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerinde Bayrak konulacak birlik, karargah, kurum, komutan ve amir odaları aşağıda gösterilmiştir :<br />
A) Tabur komutanları ve daha üst birlik komutanlarıyla komutan yardımcıları (yüzer birlikler hariç olmak üzere deniz ve havada, eşiti),<br />
B.) Yüksek Askeri Şüra Üyeleri,<br />
C) Genelkurmay İkinci Başkanı,<br />
D) Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı ve müsteşar yardımcıları,<br />
E) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Yardımcısı,<br />
F) Harp Akademileri Komutanı ve Yardımcısı, Kuvvet Harp Akademileri komutanları, Milli Güvenlik ve Silahlı Kuvvetler Akademisi Komutanı,<br />
G) Okul komutanları ve yardımcıları,<br />
H) Kurmay başkanları, kurmay yar - başkanları ve erkan başkanları,<br />
İ) Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı karargahlarındaki başkan ve daire başkanları,<br />
J) Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı,<br />
K) Yukarıda sayılanlar dışında, birlik ve kurumlara komuta etmeyen, karargahlarda görevli general ve amiraller,<br />
L) General ve amiral kadrolarında görev yapan subaylar,<br />
M) Askeri Yargıtay Başkanı, İkinci Başkanı, Başsavcısı, daire başkanlarıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı, başsavcısı ve daire başkanları,<br />
N) Askeri hastane baştabipleri,<br />
O) Askerlik daire ve şube başkanları,<br />
P) Askeri savcılar ve askeri mahkeme kıdemli hakimleri.<br />
(Ek: 3/4/1993 - 93/4295 K.) Emniyet teşkilatında Bayrak konulacak makam odaları aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Emniyet Genel Müdürü,<br />
B.) Polis Akademisi Başkanı,<br />
C) İl Emniyet Müdürü,<br />
D) Polis Koleji ve Polis Okulu Müdürleri.<br />
Bayrak, tepesinde ay yıldız bulunan direğe çekili bulunur, makam masasının sağ gerisinde uygun bir yere konur. Büyüklüğünün odanın büyüklüğüne uygun olmasına ve uçlarının yerden en az 25 santimetre yukarıda bulunmasına itina gösterilir.<br />
Bayrak çekilecek binek taşıtları<br />
Madde 19 &#8211; Cumhurbaşkanının, illerinde valilerin, görevli bulundukları dış ülkelerde büyükelçilerin binek taşıtlarına, tepesinde ay yıldız bulunan kromajlı küçük direklere Bayrak çekilir.<br />
Kaymakamların binek taşıtlarına, Milli ve Resmi bayram günlerinde ve hudut görüşmelerinde Bayrak çekilir.<br />
Cumhurbaşkanının bulunduğu kortejde, sıfatı ne olursa olsun, kimsenin binek taşıtına Bayrak veya fors çekilemez.<br />
Bayrak konulacak diğer yerler<br />
Madde 20 &#8211; Atatürk köşelerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı salonunda başkanlık divanının sağına ve soluna, Bakanlar Kurulu toplantı salonunda Başbakanın oturduğu yerin sağ arkasına, Anayasa Mahkemesi toplantı salonuna, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay genel kurulları ve Danıştay İdari İşler Kurulu salonlarına, Uyuşmazlık Mahkemesi toplantı salonuna, bakanlıkların, Yüksek Öğretim Kurulu ve yüksek öğretim kurumlarının ve valiliklerin toplantı, brifing, şeref salonlarıyla duruşma salonlarına Bayrak konur.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerinde hudut protokol odalarıyla aşağıda belirtilen birlik, karargah ve kurumların toplantı, brifing ve şeref salonlarına Bayrak konur:<br />
A) Tugay ve daha üst komutanlıklar (deniz ve havada eşiti),<br />
B.) Yüksek Askeri Şüra,<br />
C) Milli Savunma Bakanlığı,<br />
D) Milli Güvenlik Kurulu,<br />
E) Harp Akademileri Komutanlığı,<br />
F) Okul komutanlıkları,<br />
G) Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı,<br />
H) 800 yataklı askeri hastaneler.<br />
Bayrak örtülebilecek yerler<br />
Madde 21 &#8211; Bayrak, açılış törenlerinde Atatürk heykellerine, yemin törenlerinde masalara örtülebilir.<br />
Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sivil personel dışındaki mensuplarının, bunların emeklilerinin, 18 inci madde hükmüne göre makam odalarında Bayrak bulunan kamu görevlilerinin, bu görevleri daha önce yapmış olanlarla aşağıda yazılı kimselerin cenaze törenlerinde tabutlarına Bayrak örtülebilir :<br />
A) Milletvekilleri ve milletvekilliği yapmış olanlar,<br />
B.) Temsilciler Meclisi, Danışma Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu üyeliği yapmış olanlar,<br />
C) Milli Birlik Komitesi üyeliği yapmış olanlar,<br />
D) Gaziler,<br />
E) Yüksek yargı organları üyeleri ve emeklileri,<br />
F) Sayıştay üyeleri ve emeklileri,<br />
G) Hakim ve savcılarla emeklileri,<br />
H) Yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri ve emeklileri,<br />
İ) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurul üyeleriyle bu görevi yapmış olanlar,<br />
J) Devlet sanatçıları,<br />
K) Devlet madalyası sahipleri,<br />
L) Kızılay, Türk Hava Kurumu genel başkanları ve bu görevi yapmış olanlar,<br />
M) Emniyet mensupları ve emeklileri,<br />
N) Dünya, Olimpiyat ve Avrupa şampiyonluğu kazanmış olmaları dolayısıyla 2913 sayılı Kanuna göre aylık bağlanmış sporcular,<br />
O) Resmi okul müdürleri,<br />
P) Basın şeref kartı sahipleri,<br />
R) İşçi ve İşveren sendikaları konfederasyon başkanları ve bu görevi yapmış olanlar,<br />
S) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının en üst kuruluşunun başkanları ve bu görevi yapmış olanlar,<br />
T) Bilimsel, sanatsal, kültürel, sportif ve sosyal alanlarda üstün hizmet verdiği mülki amirlerince kabul edilen diğer Türk vatandaşları,<br />
Ancak, Devlet aleyhine veya yüz kızartıcı mahiyette bir suç işlemekten hüküm giymiş olanların tabutlarına, affedilmiş olsalar bile, Bayrak örtülemez.<br />
<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM<br />
Bayrak Töreni, Bayrağa Saygı ve Yasaklar<br />
Bayrak töreni ve Bayrağın katlanması (1)<br />
Madde 22 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
1) Bayrak, aşağıda belirtilen şekilde törenle çekilir ve indirilir:<br />
A) Türk Silahlı Kuvvetlerindeki bayrak törenlerinde, bir subay veya astsubay komutasında, birliğin seviyesine uygun sayıda silahlı erlerden oluşan bir saygı kıt&#8217;ası, Bayrağın çekileceği veya çekili bulunduğu direğin karşısında veya yakınında, varsa bando veya boru çalacak askerlerle birlikte cephe alır. Gerektiği kadar asker, Bayrağın direğe çekiliş veya indirilişi için hazır bulunur ve çekilmesinden sonra veya indirilmesinden önce Bayrağı selamlar. Varsa bando İstiklal Marşını veya boru Bayrak marşını (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına mensup gemilerde bando yoksa silistre) çalmaya başladığı anda subay ve astsubaylar elle, kıt&#8217;a tüfekle Bayrak çekilinceye veya indirilinceye kadar selam durur.<br />
B.) Küçük deniz araçlarında tören, serdümen tarafından yapılır.<br />
C) Emrinde polis, jandarma gibi üniformalı personel bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında ve bu personelin bulunduğu karakollarda tören, (A) bendindeki esaslara göre yapılır.<br />
D) Emrinde üniformalı özel güvenlik teşkilatı bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında Bayrak, bir güvenlik görevlisi tarafından çekilir ve indirilir. Güvenliği aksatmayacak şekilde yeterli sayıda personeli bulunan kuruluşlarda ise Bayrağı çeken ve indiren güvenlik görevlisiyle birlikte en az üç kişilik üniformalı personel şapkalı olarak Bayrağın çekilişi ve indirilişi sırasında Bayrağı selamlar.<br />
E) Emrinde üniformalı personel bulunmayan kurumlarla yabancı ülkelerdeki resmi ve milli binalardaki törenlerde, Bayrağı çeken veya indiren kişi başı açık olarak bulunur, çekilmesinden sonra veya indirilmesinden önce Bayrağı selamlar.<br />
F) (Değişik : 28/5/2001 - 2001/2574 K.) Okullardaki Bayrak töreninde Bayrağı çeken veya indiren kişi çekilmesinden sonra veya indirilmesinden önce Bayrağı selamlar. Öğretmenler, öğrenciler ve okuldaki diğer kamu görevlileri törene başları açık olarak saygı duruşu ile katılırlar. Varsa bando eşliğinde, yoksa boru veya komutla İstiklal Marşı söylenir.<br />
G) Türk bandıralı ticaret gemilerinde tören, üç kişilik mürettebatla üniformalı olup olmadıklarına göre (A) veya (E) bentlerinde, küçük deniz araçlarında ise (E) bendinde belirtilen biçimde yapılır.<br />
H) Özel yerlerde ve konutlarda tören, Bayrağı çekecek veya indirecek kişinin üniformalı olup olmadığına göre Bayrağı selamlaması suretiyle yapılır.<br />
2) Bayrak, indirildikten veya 21 inci maddede belirtilen yerlere örtülme işleminden sonra aşağıdaki esaslara göre katlanır :<br />
A) Normal, günlük kullanımda Bayrak, önce eni yönünde tam ikiye, sonra ay&#8217;ın üst kısmından tekrar tam ikiye katlanır. Beyaz renkli kısım içte kalacak şekilde, uçum yönünden ve yıldızın uç kısmından başlayacak şekilde 1/3 oranında katlanır. Uçkur kısmı, katlanmış olan bölümün içinde tam olarak yer alacak şekilde son katlama yapılır. Bu son durumda katlanmış Bayrağın her iki yüzünden de beyaz renkli ay ve yıldızın hiçbir kısmı görülmeyecektir. Normal günlük kullanımda Bayrağın katlama şekli Ek-5 de gösterilmiştir.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
(1) Bu madde başlığı; &#8220;Bayrak töreni&#8221; iken, 22/2/2001 tarihli ve 2001/2130 sayılı Kararname ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.<br />
<br />
B.)Tabutlara eni 200 cm olan Bayrak örtülür. Tabutlara örtülen Bayrak, önce yıldızın tam üst kısmından, boydan eni yönünde arkaya doğru katlanır. Sonra yıldızın alt değme noktasından, eni yönünde yine boydan arkaya doğru katlanır. Arta kalan fazlalık yine arka kısma doğru katlanır. Yıldızın uçkur kısmına yakın noktasından arkaya doğru katlanır. Yıldızın diğer değme noktasından arkaya doğru iki kez katlanarak yıldızın en üstte kalması sağlanır. Tabutlara örtülen Bayrağın katlanma şekli Ek-6 da gösterilmiştir.<br />
Şehit tabutuna örtülen Bayrak katlanmasından sonra şehit ailesine verilir.<br />
Bayrağa saygı<br />
Madde 23 &#8211; Bayrak, çabuk çabuk çekilir ve yavaş yavaş indirilir.<br />
Bayrak çekilmeden önce veya indirildikten sonra özel bir saygıyla taşınır.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine ait gemilere girip çıkanlar, direkte bulunan Bayrağı yüzlerini dönerek selamlarlar.<br />
Bayrağın yarıya çekilmesi<br />
Madde 24 &#8211; Bayrak, 10 Kasımda Türkiye'de ve Türkiye Cumhuriyetinin dış temsilciliklerinde, resmi ve milli binalarında yarıya çekilir.<br />
Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanlar Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Başbakanlıkça tespit ve ilan edilir.<br />
(Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Bu hallerde Bayrak, yavaş yavaş yarıya indirilir.<br />
(Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Sürekli çekilmeyen yerlerde Bayrak, önce tepeye kadar çekilir, sonra yarıya indirilir.<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının önündeki Bayrak hiç bir zaman, Anıtkabirdeki bayrak 10 Kasım dışında yarıya indirilemez.<br />
Bayrak çekilmeyecek ve konulmayacak yerler<br />
Madde 25 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Yıkık, terkedilmiş, yapımı tamamlanmamış binalara, mutfak, tavla ve benzeri yerlere, çamur ve çöp dubası ile benzeri teknelere, 19 uncu maddede belirtilen binek taşıtları dışındaki kara taşıtlarına Bayrak çekilmez ve konulmaz.<br />
Yasaklar<br />
Madde 26 &#8211; Bayrak, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk olarak veya taşıdığı manevi değeri zedeleyecek biçimde kullanılamaz; 21 inci madde hükümleri dışında, ne maksatla olursa olsun, örtü olarak serilemez; oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz; elbise ve üniforma olarak giyilemez. Bu yerlere, masalara, kürsülere vb. eşya üzerine Bayrağın şekli yapılamaz.<br />
Hiç bir siyasi parti, kuruluş, dernek, vakıf tarafından amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön ve arka yüzünde, Bayrak, esas ve fon olarak kullanılamaz.<br />
Bayrağa sözle, yazıyla veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli itina gösterilmeden kullanılamaz.<br />
<br />
ALTINCI BÖLÜM<br />
Özel Bayraklar<br />
Özel bayraklar<br />
Madde 27 &#8211; Tanıtıcı bayraklar dışındaki özel bayraklar al zemin üzerine ay yıldız resmolunarak yapılır. Özel bayraklarla tanıtıcı bayrak aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Cumhurbaşkanlığı forsu,<br />
B.) Flandra,<br />
C) Sembolik bayraklar,<br />
D) Özel işaretli bayraklar,<br />
1 &#8211; Kare bayraklar,<br />
2 &#8211; Gidon bayraklar.<br />
3 &#8211; Eksiz bayraklar.<br />
E) Flamalar,<br />
F) Tanıtıcı bayraklar.<br />
<br />
Cumhurbaşkanlığı forsu<br />
Madde 28 &#8211; Cumhurbaşkanlığı forsu, (Ek: 4) te gösterilen ölçülere uygun olarak yapılır. Forsun sol üst köşesinde yer alan güneş ve yıldızlar sarı renktedir.Cumhurbaşkanının ikametgahında, ziyareti süresince bulunduğu yerde, bayrak direğine çekilir, gece ve gündüz çekili kalır, makam odasında çalışma masasının sol gerisine konur, içinde bulunduğu arabanın sol önünde, tepesinde ay yıldız bulunan kromajlı direğe çekilir.<br />
Flandra<br />
Madde 29 &#8211; Flandra, boyu eninin 18 katı olan bayraktır. Bu bayraklar, savaş gemileriyle yardımcı gemilerde, tanıtma işareti olmak üzere, yalnız denizde kullanılır.<br />
Sembolik bayraklar<br />
Madde 30- Sembolik bayraklar,küçültülerek kumaş veya başka maddeler üzerine yapılan bayraklardır.<br />
Özel işaretli bayraklar<br />
Madde 31 &#8211; Özel işaretli bayraklardan;<br />
1 &#8211; Kare bayraklar, eni boyuna eşit olarak,<br />
2 &#8211; Gidon bayraklar, boyu eninin bir buçuk katı olan Bayrağın, uçum yönünde eklenen ve kenarları Bayrak enine eşit olan karenin köşegenlerinin kesiştiği noktayla uçum kenarının iki ucu arasında kalan üçgenin oyulmasıyla,<br />
3 &#8211; Eksiz bayraklar, eni bir metre, boyu üç metre olan bayrağa yüksekliği bir metre olan ikizkenar üçgen eklenmesiyle,<br />
yapılır.<br />
Flamalar<br />
Madde 32 &#8211; Flamalar, boyu eninin birbuçuk katı olan ve uçum yönünde birleşen kenarları birbirine eşit bulunan üçgen şeklindeki bayraklardır.<br />
Tanıtıcı bayraklar<br />
Madde 33 &#8211; Tanıtıcı bayraklar, boyu eninin birbuçuk katı olan ve üzerlerine, resmi ya da özel kurum ve kuruluşların tescil edilmiş amblemleri resmolunan bayraklardır.<br />
Özel bayrakların kullanılmasına dair diğer esaslar<br />
Madde 34 &#8211; Sembolik bayraklar, özel işaretli bayraklar ve flamalar milli veresmi bayramlarda, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günlerinde, yabancı devlet büyüklerinin Ülkemize yapacakları ziyaretlerde kullanılır.<br />
Sembolik bayraklar, ayrıca, okulların süslenmesinde kullanılabileceği gibi, birinci fıkrada sayılan günlerde, temel atma ve açılış törenleri, Devlet büyüklerinin yapacakları Yurt gezileri vb. durumlarda, tabii renkte veya kırmızı beyaz renklere boyanmış yahut ucuna bayrak uzunluğunda kırmızı beyaz kurdele ve şeritler bağlanmış çubuklara takılarak elde taşınabilir; iplere tek tek veya dizi halinde takılarak veya doğrudan sarkıtılarak donanma amacıyla kullanılabilir.<br />
Sembolik bayrakların bu durumlar dışında kullanılması, mahalli mülki amirinin müsaadesine bağlıdır.<br />
Tanıtıcı bayraklar, sadece, ait oldukları kurum ve kuruluşların binaları önüne çekilebilir, bunların düzenledikleri tören ve toplantılarda kullanılabilir. Ayrıca, bunların üst görevlilerinin makam odalarında, çalışma masalarının sol gerisine konulabilir. Bu bayrakların çekildiği direklerin tepesine ay yıldız konulamaz.<br />
Türkiye Kızılay Derneğinin tanıtıcı bayrağı, sağlık kuruluşlarının direklerine çekilebilir.<br />
Bayrağın tanıtıcı bayraklarla birlikte çekilmesi<br />
Madde 35 &#8211; Tanıtıcı bayrak çeken kuruluşlarda en az iki direk bulunur. Bina ön yüzüne göre sağdaki direğe Bayrak, soldaki direğe tanıtıcı bayrak çekilir.<br />
Bu durumlarda, tanıtıcı bayrakların ebadı Bayrak ebadından büyük, direkleri Bayrak direğinden yüksek olamaz.<br />
Bu gibi yerlere, ancak, Milli Bayram, genel tatil, hafta tatili, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günlerinde Bayrak çekilebilir.<br />
Üç direk bulunan yerlerde Bayrak, ortadaki direğe, üçten çok direk varsa, bina ön yüzüne göre sağdaki direğe çekilir.<br />
Bu direklerin hepsine Bayrak çekilmesi halinde, bayrakların ebadı eşit olmalıdır.<br />
<br />
YEDİNCİ BÖLÜM<br />
Tescil ve Müsaade İşlemleri<br />
Tescile yetkili makamlar<br />
Madde 36 &#8211; Tanıtıcı bayraklar ve forslar şekil, ölçü, renk vb. özellikleri yönünden incelenip tescil edilmedikçe kullanılamaz.<br />
Tescile;<br />
A) Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olanlar için, Genelkurmay Başkanlığı,<br />
B.) Eğitim kurumları, spor kulüpleri, izci ve yavrukurt kuruluşları vb. kuruluşlara ait olanlar için, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı,<br />
C) Bunlar dışında kalanlar için, İçişleri Bakanlığı,<br />
yetkilidir.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olanlar dışında kalan tanıtıcı bayrakların tescil ve müsaade işlemlerinin nasıl yapılacağı ilgili bakanlıklar ve kuruluşların görüşleri alınarak İçişleri ve Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlıklarınca yürürlüğe konulacak yönetmeliklerde gösterilir.<br />
1615 sayılı Gümrük Kanununun 163 üncü maddesinde yer alan gümrük bayrağı bu madde hükümlerinin dışındadır.<br />
<br />
SEKİZİNCİ BÖLÜM<br />
Çeşitli ve Son Hükümler<br />
Donanma maksatlı süsler<br />
Madde 37 &#8211; Donanma maksadıyla yapılan çeşitli renk ve şekildeki süsler, bu Tüzük hükümlerine bağlı değildir.<br />
Eskimiş bayrakların yok edilmesi<br />
Madde 38 &#8211; (Değişik: 22/10/1999 - 99/13554 K.)<br />
Eskimiş, solmuş, yırtılmış ve kullanılamayacak duruma gelmiş bayrakların yok edilme usul ve esasları, İçişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde Milli Savunma, Dışişleri ve Maliye Bakanlıklarınca birlikte çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.<br />
Kanuna ve Tüzüğe aykırı fiillerin önlenmesi<br />
Madde 39 &#8211; Türk Bayrağı Kanununa ve bu Tüzüğe aykırı fiiller, yetkili makamlarca derhal önlenir.<br />
Yürürlük<br />
Madde 40 &#8211; 22/9/1983 günlü ve 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanununun 2, 3, 6 ve9 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanmış ve Danıştayca incelenmiş olan bu Tüzük hükümleri Resmi Gazete&#8217;de yayımı gününde yürürlüğe girer.<br />
Yürütme<br />
Madde 41 &#8211; Bu Tüzük hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.<br />
*<br />
**<br />
(25/1/1985 TARİHLİ VE 85/9034 SAYILI ANA TÜZÜĞE İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER:<br />
1) 17/7/1995 tarihli ve 95/7075 sayılı Tüzüğün geçici maddesi:<br />
Geçici Madde &#8211; Mevcut bayrakların kullanımlarına eskiyinceye kadar devam olunabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TÜRK BAYRAĞI KANUNU<br />
Kanun Numarası : 2893 Kabul Tarihi : 22/9/1983<br />
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 24/9/1983 Sayı : 18171<br />
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 22 Sayfa : 599<br />
<br />
<br />
Madde 1 &#8211; Bu Kanunun amacı Türk Bayrağının şekli, yapımı ve korunması ile ilgili esas ve usulleri belirlemektir.<br />
Bayrağın Şekli ve Yapımı<br />
Madde 2 &#8211; Türk Bayrağı, bu Kanuna ekli cetvelde gösterilen şekil ve oranlarda olmak kaydıyla beyaz ay - yıldızlı albayraktır.<br />
Bayrak ile özel bayrakların (sembolik bayrak, özel işaret, flama, flandra ve fors) standartları, hangi kumaş ve maddelerden yapılacağı tüzükte gösterilir.<br />
Bayrağın Çekilmesi ve İndirilmesi<br />
Madde 3 &#8211; Bayrak, kamu kurum ve kuruluşlarıyla yurt dışı temsilciliklerine ve kamu kuruluşlarıyla gerçek ve tüzelkişilerin deniz vasıtalarına çekilir. Yurt içinde ve yurt dışında yetkililerin araçlarına takılır.<br />
Bayrak çekilirken ve indirilirken tören yapılır. Bayrak törenlerinin gereken biçimde yapılmasından o mahaldeki yetkili amirler sorumludur.<br />
(Değişik : 14/7/1999 - 4409/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşlarında Türk Bayrağı sürekli çekili kalır.<br />
(Değişik : 14/7/1999 - 4409/1 md.) Bayrağın; nerelerde daimi olarak çekilmeyeceği, hangi kapalı yerlere konulacağı, nerelere fon olarak takılacağı veya asılacağı, kamu kurum ve kuruluşlarından başka yerlerde ne zaman ve nasıl çekileceği, Türk Silahlı Kuvvetleri yüzer birliklerinde ve Türk Bandıralı ticaret gemilerinde Bayrak çekme ve indirme zamanları ile Bayrak çekilirken ve indirilirken yapılacak törene ilişkin hususlar, tüzükte gösterilir.<br />
Bayrağın Yarıya Çekilmesi<br />
Madde 4 &#8211; Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 KASIM'da yarıya çekilir. Yas alameti olmak üzere Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanı Başbakanlıkça ilan edilir.<br />
Bayrağın Selamlanması<br />
Madde 5 &#8211; Çekilmesi ve indirilmesi esnasında veya tören geçişlerinde Bayrak, cephe alınarak selamlanır.<br />
Bayrağın Örtülebileceği Yerler<br />
Madde 6 &#8211; Türk Bayrağı, Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin ve tüzükte belirlenecek asker ve sivil kişilerin cenaze törenlerinde bunların tabutlarına, açılış törenlerinde ATATÜRK heykellerine veya resmi yemin törenlerinde masalara örtülebilir.<br />
Ayrıca milli orf ve adetler göz önünde tutularak Bayrağın diğer kullanılma şekil ve yeri tüzükte gösterilir.<br />
Yasaklar<br />
Madde 7 &#8211; Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya uniforma şeklinde giyilemez.<br />
Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz.<br />
Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.<br />
Bu Kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır.<br />
Cezalar<br />
Madde 8 &#8211; Bu Kanuna ve çıkarılacak tüzüğe aykırı olarak Bayrak yapmak, satmak ve kullanmak yasaktır. Bu yasağa aykırı olarak yapılan Bayraklar o mahallin yetkili amirlerince toplatılır.<br />
Bu Kanun hükümlerine aykırı davranışta bulunanlar suçları daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi uyarınca cezalandırılır.<br />
Tüzük<br />
Madde 9 &#8211; Bu Kanunun ilgili maddelerinde tüzükte düzenleneceği belirtilen hususlar ile kanunun uygulanmasına ilişkin diğer esaslar, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde çıkarılacak tüzükte gösterilir<br />
Yürürlükten kaldırılan kanun:<br />
Madde 10 &#8211; 29 Mayıs 1936 Tarih ve 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
Yürürlük<br />
Madde 11 &#8211; Bu Kanun yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.<br />
Yürütme<br />
Madde 12 &#8211; Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.<br />
<br />
TÜRK BAYRAĞI TÜZÜĞÜ<br />
<br />
Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 25/1/1985, No : 85/9034<br />
Dayandığı Kanunun Tarihi : 22/9/1983, No : 2893<br />
Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi : 17/3/1985, No : 18697<br />
Yayımlandığı Düsturun Tertibi : 5, Cildi: 24, S. 2095<br />
<br />
<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Kapsam ve Deyimler<br />
Kapsam<br />
Madde 1 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Bu Tüzük : Türk Bayrağının ve özel bayrakların standartlarını bayrağın hangi kumaşlardan yapılacağını, hangi kapalı yerlere konulacağını, nerelere fon olarak takılacağı veya asılacağını, kamu kurum ve kuruluşlarında ve bunlar dışındaki yerlerde ne zaman ve nasıl çekileceğini, nasıl katlanacağını, Türk Silahlı Kuvvetleri yüzer birliklerinde ve Türk bandıralı ticaret gemilerinde Bayrak çekme ve indirme zamanlarını, Bayrak çekilirken ve indirilirken yapılacak törenlere dair hususları, kimlerin tabutlarına Bayrak örtülebileceğini ulusal geleneklere göre Bayrağın diğer kullanılma şekli ve yerleri ile Türk Bayrağı Kanununun uygulanmasına dair diğer esasları kapsar.<br />
Deyimler<br />
Madde 2 &#8211; Bu Tüzükte geçen deyimlerden :<br />
A) Bayrak, Türk Bayrağı,<br />
B.) Uçkurluk, Bayrağın, ipin geçeceği, beyaz kumaştan, Bayrak enince yapılmış bölümü,<br />
C) Uçum kenarı, Bayrağın uçkurluk karşısına gelen kenarı,<br />
D) Üst kenar, çekildiği zaman Bayrağın üste gelen kenarı,<br />
E) Alt kenar, çekildiği zaman Bayrağın alta gelen kenarı,<br />
F) Uçkurluk dış kenarı, uçkurluğun direğe gelen kenarı,<br />
G) Uçkurluk iç kenarı, uçkurluğun kumaşa dikilen kenarı,<br />
H) En, Bayrağın üst ve alt kenarları arasındaki uzaklık,<br />
İ) Boy, uçkurluk dış kenarıyla uçum kenarı arasındaki uzaklık,<br />
J) Bayrak merkezi, Bayrak dikdörtgeninin köşegenlerinin kesiştiği nokta,<br />
K) Bayrak ekseni, Bayrak merkezinden üst ve alt kenarlara paralel olarak geçtiği farz edilen çizgi, anlamına gelir.<br />
<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Bayrağın Kumaşı, Standartları ve Direği<br />
Bayrağın kumaşı<br />
Madde 3 &#8211; (Değişik: 17/7/1995 - 95/7075 K.)<br />
A) Bayrak, 4 üncü maddede belirtilen standartlarda, al zemin üzerine beyaz ay yıldız konmak suretiyle aşağıda gösterilen kumaşlardan yapılır.<br />
1 &#8211; % 100 naylon,<br />
2 &#8211; % 100 poliyester,<br />
3 &#8211; % 50 ipek + % 50 yün,<br />
4- % 50 ipek + % 50 naylon veya poliyester,<br />
3 ve 4 numaralarda belirtilen kumaşlardan yapılan bayraklar özel hallere münhasırdır.<br />
B.) Al ve beyaz renklerin kodları aşağıda gösterilmiştir.<br />
1) Al rengin koordinatları;<br />
Parlaklık (aydınlık) = 27,5<br />
Kırmızılık-yeşillik = 44,8<br />
Sarılık-mavilik = 15,6<br />
olarak alınır ve en çok 3 NBS renk farkı kabul edilir.<br />
2) Ay yıldızın beyazlığı, 460 nanometre dalga boyundaki yansıma yüzdesinin iki katıyla 620 nanometre dalga boyundaki yansıma yüzdesinin farkı ipek ve sentetik karışımı kumaşlarda en az % 15, diğerlerinde en az % 60 olmalıdır.<br />
Bayrağın yapımında kullanılacak kumaş ve maddelerle ilgili ayrıntılar mecburi Türk Standardında gösterilir.<br />
Bayrak üreten işletmeler T.S.E. belgesi almak zorundadır.&#8221;<br />
Bayrağın standartları<br />
Madde 4 &#8211; Bayrak, aşağıda gösterilen standartlara göre yapılır : (Ek:1)<br />
A) Bayrağın boyu, eninin bir buçuk katıdır,<br />
B.) Ay ve yıldızın meydana getirilmesi için çizilen çemberlerin merkezleri eksen üzerinde bulunur.<br />
C) Ay, iç ve dış çemberlerinin birbirini kesmesinden meydana gelir,<br />
D) Ayın dış çemberinin çapı, Bayrak eninin yarısına eşittir, merkezi, uç- kurluğun iç kenarından Bayrak eninin yarısına eşit uzaklıktadır,<br />
E) Ayın iç çemberinin çapı, Bayrak eninin onda dördüne eşittir, merkezi, dış çember merkezinden uçum yönüne doğru Bayrak eninin 0,0625 katı uzaklıktadır,<br />
F) Ayın ağzı uçum yönüne bakar,<br />
G) Yıldız, çapı Bayrak eninin dörtte birine eşit olan ve beş eşit parçaya bölündüğü farzedilen bir çemberin bölüşme noktaları birer atlanarak meydana getirilir, yıldızın uçlarından biri, Bayrak ekseniyle ayın iki ucundan geçtiği farzedilen çizginin kesiştikleri nokta üzerindedir, bu noktaya iç çemberin ekseni kestiği nokta arasındaki uzaklık, Bayrak eninin üçte birine eşittir,<br />
H) Uçkurluğun genişliği, Bayrak eninin otuzda biridir.<br />
Bayrağın ebadı<br />
Madde 5 &#8211; Bayrağın eni, 50 santimetre veya katlarıdır.<br />
Eni, 750 santimetreye kadar olan Bayrakların standartları, Tüzüğe ekli çizelgede gösterilmiştir.(Ek: 2)<br />
Binek taşıtlarına çekilecek Bayrağın ebadı 20x30 santimetredir.<br />
Bayrağın büyüklüğü, çekileceği binaların ve deniz taşıtlarının büyüklüğüyle mütenasip olacaktır. Şiddetli rüzgarlı ve yağmurlu günlerde daha küçük ebatta Bayrak çekilebilir.<br />
Bayrak direği<br />
Madde 6 &#8211; Bayrak,ağaç veya madenden yapılmış, yuvarlak bir direğe çekilir. Direğin üst ucunda, içinde Bayrak ipinin geçmesine yarayan bir makara olan, yassı, yuvarlak ve direğin kalınlığıyla orantılı bir tepelik bulunur. (Ek: 3)<br />
Direk, çekilecek Bayrak eninin en az iki katı boyunda ve en sert havalarda, kırılmayacak ve bükülmeyecek sağlamlıkta olacaktır.<br />
Yere dikilecek direğin yüksekliği, en az üç metre olacak ve Bayrak uçum altucunun yere sürünmesine imkan vermeyecektir.<br />
Ağaçtan yapılmış direkler, kendi renginde cilalı veya beyaz yahut cevizi renkte boyalı, madenden yapılmış direkler, beyaz yahut bronz renkte veya ağaç rengine boyalı yahut galvanize edilmiş olacaktır.<br />
(Ek: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bağlısı kıt&#8217;a karargah ve kurumlar ile denizcilikle ilgili kamu kuruluşlarındaki Bayrak direkleri gemi direği şeklinde olabilir.<br />
(Ek: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Standartlara uygun Bayrak direğinin bulunmadığı durumlarda ve açık havada yapılan izci, gençlik kampı gibi etkinliklerde Bayrak, saygıda kusur oluşturulmayacak bir biçimde mevcut malzemeden yararlanılarak yüksek bir yere çekilebilir.<br />
Bayrak direğinin konulması<br />
Madde 7 &#8211; Bayrak direğinin nerelere ve nasıl konulacağı ve Bayrağa bunlara nasıl çekileceği aşağıda gösterilmiştir:<br />
A &#8211; Binalarda, en yüksek yere veya binanın ön yüzünün veya bu yüzdeki balkonun yahut benzer çıkıntılı yerin tam ortasına dikey olarak konulacak direğe, bu mümkün değilse, alt ucu yoldan geçenlere dokunmayacak yükseklikte, ön yüzün ortasına veya binanın en gösterişli yerine, bina yüzüyle direk arasında en çok 45 derecelik açı yapacak şekilde eğik olarak konulacak direğe, bu da mümkün değilse, binanın giriş önünde veya tören alanında 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasına uygun olarak yapılmıs direğe,<br />
B. &#8211; Deniz araçlarının, limanda, varsa, arka direklerine, seyirde, denizcilikteki usullere göre, Bayrak çekilmesi gereken direklerine bağlı gize veya direğe, yelkenli gemilerin randa yelkeninin çördek yakalarına,<br />
C &#8211; Binek taşıtlarında, sağ ön tarafa dikey olarak konulacak küçük direğe.<br />
<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Bayrağın Çekilmesine ve İndirilmesine Dair Esaslar<br />
Çekilme ve indirilme (1)<br />
Madde 8 &#8211; (22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Bayrağın çekilmesi ve indirilmesine ilişkin esaslar aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Sürekli çekili kaldığı yerlerde Bayrak, bakım, onarım ve yenisiyle değiştirilmesi için sabah veya akşam alacakaranlık zamanında törensiz olarak indirilir ve çekilir.<br />
B.) Her gün Bayrak çekilen yerlerde Bayrak, saat 08.00'de, günün bu saatte ağarmadığı hallerde ise gün ağardığında çekilir ve gün batımında indirilir.<br />
C) Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatilinde Bayrak çekilen yerlerde Bayrak, tatilin başlama saatinde, günün bu saatten evvel kararması halinde ise gün batımında çekilir, tatil süresince çekili kalır ve tatil sonunda gün batımında indirilir.<br />
D) Bayrak, çeşitli nedenlerle değiştirilmesi gerekli durumlar ile yırtılmasına, ipin veya makaranın kopmasına sebep olabilecek rüzgar, fırtına ve benzer durumlarda geçici olarak indirilebilir.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
(1) Bu madde başlığı; &#8220;Çekilme ve indirilme zamanı&#8221; iken 22/2/2001 tarihli ve 2001/2130 sayılı<br />
Kararname ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.<br />
<br />
Sürekli Bayrak çekilecek yerler<br />
Madde 9 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Bayrağın sürekli çekili kalacağı kuruluşlar aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Cumhurbaşkanlığı,<br />
B.) Türkiye Büyük Millet Meclisi,<br />
C) Anıtkabir,<br />
D) Hükümet konakları,<br />
E) Polis, Jandarma, hudut, gümrük muhafaza karakollarıyla hudut kapıları.<br />
F) Bağımsız takım ve bölükler ile daha üst askeri birlik veya karargahlar,<br />
G) Eğitim ve öğretim kurumları,<br />
H) Köy ve mahalle muhtarlıkları,<br />
İ) Yukarıda gösterilenler dışındaki kamu kurum ve kuruluşları,<br />
J) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait fabrika ve işletmeler.<br />
Her gün Bayrak çekilecek yerler.<br />
Madde 10 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Seyir halinde bulunan gemilerle demirli, şamandırada, rıhtımda bağlı gemiler ve diğer deniz araçlarında<br />
her gün Bayrak çekilir.<br />
Seyir halinde bulunan gemiler Bayraklarını geceleri de çekili bırakabilirler.<br />
Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatilinde Bayrak çekilecek yerler<br />
Madde 11 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatili günlerinde Bayrak çekilecek yerler aşağıda gösterilmiştir :<br />
A) Tören düzenlenen alanlar ile yönetmelik veya yönergelerde belirlenen tören alanları,<br />
B.) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,<br />
C) Siyasi parti merkez, il ve ilçe teşkilatları,<br />
D) Fabrikalar,<br />
E) İşletmeler,<br />
Müsaade ile Bayrak çekilmesi veya konulması<br />
Madde 12 &#8211; 11 inci maddede sayılan günler, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günleri dışında, Bayrak<br />
çekilmesi veya konulması mahalli mülki amirinin müsaadesine bağlıdır.<br />
Ancak, milli spor karşılaşmalarında ve milli gelenekler gerektiriyorsa törenlerde ve düğünlerde Bayrak<br />
kullanılabilir.<br />
Yabancı ülkelerdeki resmi ve milli binalara Bayrak çekilmesi<br />
Madde 13 &#8211; Türkiye Cumhuriyetinin yabancı ülkelerde bulunan resmi ve milli binalarına Bayrak<br />
çekilip indirilmesinde, mahalli geleneklerle milletlerarası tatbikat gözönünde bulundurularak bu Tüzük<br />
hükümlerine uyulur.<br />
Hava araçları<br />
Madde 14 &#8211; Hava araçlarına Bayrak çekilmez. Sivil hava araçlarına, yön dümeninin her iki yanına<br />
boyayla al zemin üzerine Bayraktaki oranlara uygun, beyaz renkte ay yıldız resmolunur.<br />
Kamu kurum ve kuruluşlarının Bayrak çekme esasları (1)<br />
Madde 15 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Kamu kurum ve kuruluşlarında Bayrak çekme aşağıdaki esaslara göre uygulanır:<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
(1) Bu madde başlığı; &#8220;Tek Bayrak Çekilmesi&#8221; iken, 22/2/2001 tarihli ve 2001/2130 Sayılı Kararname<br />
ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir<br />
.<br />
A) Aynı alanda birden çok binaya yerleşmiş bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında tek bayrak çekilir. Ayrı alanlarda birden çok binaya yerleşmiş kamu kurum ve kuruluşlarında ise her binaya Bayrak çekilir. Birden çok kamu kurum ve kuruluşunun bulunduğu bir binaya mülki idare amirinin belirlediği kurumca tek Bayrak çekilir.<br />
B.) Bağımsız takım ve bölükler, daha üst askeri birlik ve karargahlar ile tören yapma olanağı bulunan okul, emniyet teşkilatı ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, Milli Bayram, genel tatil ve hafta tatili başlangıcında ve bitiminde tören yapmak üzere ayrı bir Bayrak direği bulunur. Bu yerlerde tek bir Bayrak direği mevcut ise Bayrak, tören zamanından uygun bir süre önce indirilir. Bayrağın törenle çekilmesinde ve indirilmesinde 22 nci madde hükümleri uygulanır.<br />
Bayrağın yabancı devlet bayraklarıyla birlikte çekilmesi<br />
Madde 16 &#8211; Milletlerarası toplantılarda, fuarlarda ve yabancı turistlerin konakladıkları yerlerde, yabancı devlet bayrakları, ancak, Bayrakla birlikte çekilebilir. Bu takdirde 12 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanmaz.<br />
Bu durumlarda, Bayrak, bina ön yüzüne göre sağdaki ilk direğe çekilir.<br />
Yabancı devlet bayraklarının ebadı, Bayrak ebadından büyük, direkleri Bayrak direğinden yüksek olamaz.<br />
Yabancıların karşılıklı olmak şartıyla uyruğunda bulundukları devletin bayrağını konut veya ticarethanelerine çekmelerinde birinci, ikinci, üçüncü fıkralar hükümleri uygulanır.<br />
İkiden çok yabancı devlet bayrağının Bayrakla birlikte çekilmesi halinde, diğer devletlerin bayrakları Bayrağın soluna alfabetik sıraya göre çekilir.<br />
Yabancı diplomatik misyonlarda yukarıdaki hükümler uygulanmaz.<br />
Konut ve işyerlerine Bayrak asılması<br />
Madde 17 &#8211; İşyeri, konut vb. özel yerlere, Milli Bayramda, resmi bayramlarda, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günlerinde 7 nci maddenin A bendi hükümlerine bağlı olmaksızın Bayrak asılabilir.<br />
<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Bayrağın Konulabileceği ve Örtülebileceği Yerler<br />
Bayrak konulacak makam odaları<br />
Madde 18 &#8211; Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeleri, Başbakan, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay Başkanları, bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Sayıştay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başsavcısı, Yargıtay ve Danıştay başkan vekilleri ve daire başkanları, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, Sayıştay daire başkanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı,üniversite rektörleri, müsteşarlar, valiler, büyükelçiler, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, müsteşar yardımcıları, genel müdürler ve bu düzeydeki başkanlıklar, bölge idare mahkemesi başkanları, Cumhuriyet savcıları, adalet komisyonu başkanları fakülte dekanları, kaymakamlar, başkonsoloslar, bucak müdürleri, belediye başkanları, bölge başmüdürleri ve bölge müdürleriyle bakanlıkların il kuruluşlarının başında bulunanların ve resmi hastane baştabiplerinin makam odalarına Bayrak konur.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerinde Bayrak konulacak birlik, karargah, kurum, komutan ve amir odaları aşağıda gösterilmiştir :<br />
A) Tabur komutanları ve daha üst birlik komutanlarıyla komutan yardımcıları (yüzer birlikler hariç olmak üzere deniz ve havada, eşiti),<br />
B.) Yüksek Askeri Şüra Üyeleri,<br />
C) Genelkurmay İkinci Başkanı,<br />
D) Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı ve müsteşar yardımcıları,<br />
E) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Yardımcısı,<br />
F) Harp Akademileri Komutanı ve Yardımcısı, Kuvvet Harp Akademileri komutanları, Milli Güvenlik ve Silahlı Kuvvetler Akademisi Komutanı,<br />
G) Okul komutanları ve yardımcıları,<br />
H) Kurmay başkanları, kurmay yar - başkanları ve erkan başkanları,<br />
İ) Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı karargahlarındaki başkan ve daire başkanları,<br />
J) Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı,<br />
K) Yukarıda sayılanlar dışında, birlik ve kurumlara komuta etmeyen, karargahlarda görevli general ve amiraller,<br />
L) General ve amiral kadrolarında görev yapan subaylar,<br />
M) Askeri Yargıtay Başkanı, İkinci Başkanı, Başsavcısı, daire başkanlarıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı, başsavcısı ve daire başkanları,<br />
N) Askeri hastane baştabipleri,<br />
O) Askerlik daire ve şube başkanları,<br />
P) Askeri savcılar ve askeri mahkeme kıdemli hakimleri.<br />
(Ek: 3/4/1993 - 93/4295 K.) Emniyet teşkilatında Bayrak konulacak makam odaları aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Emniyet Genel Müdürü,<br />
B.) Polis Akademisi Başkanı,<br />
C) İl Emniyet Müdürü,<br />
D) Polis Koleji ve Polis Okulu Müdürleri.<br />
Bayrak, tepesinde ay yıldız bulunan direğe çekili bulunur, makam masasının sağ gerisinde uygun bir yere konur. Büyüklüğünün odanın büyüklüğüne uygun olmasına ve uçlarının yerden en az 25 santimetre yukarıda bulunmasına itina gösterilir.<br />
Bayrak çekilecek binek taşıtları<br />
Madde 19 &#8211; Cumhurbaşkanının, illerinde valilerin, görevli bulundukları dış ülkelerde büyükelçilerin binek taşıtlarına, tepesinde ay yıldız bulunan kromajlı küçük direklere Bayrak çekilir.<br />
Kaymakamların binek taşıtlarına, Milli ve Resmi bayram günlerinde ve hudut görüşmelerinde Bayrak çekilir.<br />
Cumhurbaşkanının bulunduğu kortejde, sıfatı ne olursa olsun, kimsenin binek taşıtına Bayrak veya fors çekilemez.<br />
Bayrak konulacak diğer yerler<br />
Madde 20 &#8211; Atatürk köşelerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı salonunda başkanlık divanının sağına ve soluna, Bakanlar Kurulu toplantı salonunda Başbakanın oturduğu yerin sağ arkasına, Anayasa Mahkemesi toplantı salonuna, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay genel kurulları ve Danıştay İdari İşler Kurulu salonlarına, Uyuşmazlık Mahkemesi toplantı salonuna, bakanlıkların, Yüksek Öğretim Kurulu ve yüksek öğretim kurumlarının ve valiliklerin toplantı, brifing, şeref salonlarıyla duruşma salonlarına Bayrak konur.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerinde hudut protokol odalarıyla aşağıda belirtilen birlik, karargah ve kurumların toplantı, brifing ve şeref salonlarına Bayrak konur:<br />
A) Tugay ve daha üst komutanlıklar (deniz ve havada eşiti),<br />
B.) Yüksek Askeri Şüra,<br />
C) Milli Savunma Bakanlığı,<br />
D) Milli Güvenlik Kurulu,<br />
E) Harp Akademileri Komutanlığı,<br />
F) Okul komutanlıkları,<br />
G) Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı,<br />
H) 800 yataklı askeri hastaneler.<br />
Bayrak örtülebilecek yerler<br />
Madde 21 &#8211; Bayrak, açılış törenlerinde Atatürk heykellerine, yemin törenlerinde masalara örtülebilir.<br />
Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sivil personel dışındaki mensuplarının, bunların emeklilerinin, 18 inci madde hükmüne göre makam odalarında Bayrak bulunan kamu görevlilerinin, bu görevleri daha önce yapmış olanlarla aşağıda yazılı kimselerin cenaze törenlerinde tabutlarına Bayrak örtülebilir :<br />
A) Milletvekilleri ve milletvekilliği yapmış olanlar,<br />
B.) Temsilciler Meclisi, Danışma Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu üyeliği yapmış olanlar,<br />
C) Milli Birlik Komitesi üyeliği yapmış olanlar,<br />
D) Gaziler,<br />
E) Yüksek yargı organları üyeleri ve emeklileri,<br />
F) Sayıştay üyeleri ve emeklileri,<br />
G) Hakim ve savcılarla emeklileri,<br />
H) Yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri ve emeklileri,<br />
İ) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurul üyeleriyle bu görevi yapmış olanlar,<br />
J) Devlet sanatçıları,<br />
K) Devlet madalyası sahipleri,<br />
L) Kızılay, Türk Hava Kurumu genel başkanları ve bu görevi yapmış olanlar,<br />
M) Emniyet mensupları ve emeklileri,<br />
N) Dünya, Olimpiyat ve Avrupa şampiyonluğu kazanmış olmaları dolayısıyla 2913 sayılı Kanuna göre aylık bağlanmış sporcular,<br />
O) Resmi okul müdürleri,<br />
P) Basın şeref kartı sahipleri,<br />
R) İşçi ve İşveren sendikaları konfederasyon başkanları ve bu görevi yapmış olanlar,<br />
S) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının en üst kuruluşunun başkanları ve bu görevi yapmış olanlar,<br />
T) Bilimsel, sanatsal, kültürel, sportif ve sosyal alanlarda üstün hizmet verdiği mülki amirlerince kabul edilen diğer Türk vatandaşları,<br />
Ancak, Devlet aleyhine veya yüz kızartıcı mahiyette bir suç işlemekten hüküm giymiş olanların tabutlarına, affedilmiş olsalar bile, Bayrak örtülemez.<br />
<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM<br />
Bayrak Töreni, Bayrağa Saygı ve Yasaklar<br />
Bayrak töreni ve Bayrağın katlanması (1)<br />
Madde 22 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
1) Bayrak, aşağıda belirtilen şekilde törenle çekilir ve indirilir:<br />
A) Türk Silahlı Kuvvetlerindeki bayrak törenlerinde, bir subay veya astsubay komutasında, birliğin seviyesine uygun sayıda silahlı erlerden oluşan bir saygı kıt&#8217;ası, Bayrağın çekileceği veya çekili bulunduğu direğin karşısında veya yakınında, varsa bando veya boru çalacak askerlerle birlikte cephe alır. Gerektiği kadar asker, Bayrağın direğe çekiliş veya indirilişi için hazır bulunur ve çekilmesinden sonra veya indirilmesinden önce Bayrağı selamlar. Varsa bando İstiklal Marşını veya boru Bayrak marşını (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına mensup gemilerde bando yoksa silistre) çalmaya başladığı anda subay ve astsubaylar elle, kıt&#8217;a tüfekle Bayrak çekilinceye veya indirilinceye kadar selam durur.<br />
B.) Küçük deniz araçlarında tören, serdümen tarafından yapılır.<br />
C) Emrinde polis, jandarma gibi üniformalı personel bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında ve bu personelin bulunduğu karakollarda tören, (A) bendindeki esaslara göre yapılır.<br />
D) Emrinde üniformalı özel güvenlik teşkilatı bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında Bayrak, bir güvenlik görevlisi tarafından çekilir ve indirilir. Güvenliği aksatmayacak şekilde yeterli sayıda personeli bulunan kuruluşlarda ise Bayrağı çeken ve indiren güvenlik görevlisiyle birlikte en az üç kişilik üniformalı personel şapkalı olarak Bayrağın çekilişi ve indirilişi sırasında Bayrağı selamlar.<br />
E) Emrinde üniformalı personel bulunmayan kurumlarla yabancı ülkelerdeki resmi ve milli binalardaki törenlerde, Bayrağı çeken veya indiren kişi başı açık olarak bulunur, çekilmesinden sonra veya indirilmesinden önce Bayrağı selamlar.<br />
F) (Değişik : 28/5/2001 - 2001/2574 K.) Okullardaki Bayrak töreninde Bayrağı çeken veya indiren kişi çekilmesinden sonra veya indirilmesinden önce Bayrağı selamlar. Öğretmenler, öğrenciler ve okuldaki diğer kamu görevlileri törene başları açık olarak saygı duruşu ile katılırlar. Varsa bando eşliğinde, yoksa boru veya komutla İstiklal Marşı söylenir.<br />
G) Türk bandıralı ticaret gemilerinde tören, üç kişilik mürettebatla üniformalı olup olmadıklarına göre (A) veya (E) bentlerinde, küçük deniz araçlarında ise (E) bendinde belirtilen biçimde yapılır.<br />
H) Özel yerlerde ve konutlarda tören, Bayrağı çekecek veya indirecek kişinin üniformalı olup olmadığına göre Bayrağı selamlaması suretiyle yapılır.<br />
2) Bayrak, indirildikten veya 21 inci maddede belirtilen yerlere örtülme işleminden sonra aşağıdaki esaslara göre katlanır :<br />
A) Normal, günlük kullanımda Bayrak, önce eni yönünde tam ikiye, sonra ay&#8217;ın üst kısmından tekrar tam ikiye katlanır. Beyaz renkli kısım içte kalacak şekilde, uçum yönünden ve yıldızın uç kısmından başlayacak şekilde 1/3 oranında katlanır. Uçkur kısmı, katlanmış olan bölümün içinde tam olarak yer alacak şekilde son katlama yapılır. Bu son durumda katlanmış Bayrağın her iki yüzünden de beyaz renkli ay ve yıldızın hiçbir kısmı görülmeyecektir. Normal günlük kullanımda Bayrağın katlama şekli Ek-5 de gösterilmiştir.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
(1) Bu madde başlığı; &#8220;Bayrak töreni&#8221; iken, 22/2/2001 tarihli ve 2001/2130 sayılı Kararname ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.<br />
<br />
B.)Tabutlara eni 200 cm olan Bayrak örtülür. Tabutlara örtülen Bayrak, önce yıldızın tam üst kısmından, boydan eni yönünde arkaya doğru katlanır. Sonra yıldızın alt değme noktasından, eni yönünde yine boydan arkaya doğru katlanır. Arta kalan fazlalık yine arka kısma doğru katlanır. Yıldızın uçkur kısmına yakın noktasından arkaya doğru katlanır. Yıldızın diğer değme noktasından arkaya doğru iki kez katlanarak yıldızın en üstte kalması sağlanır. Tabutlara örtülen Bayrağın katlanma şekli Ek-6 da gösterilmiştir.<br />
Şehit tabutuna örtülen Bayrak katlanmasından sonra şehit ailesine verilir.<br />
Bayrağa saygı<br />
Madde 23 &#8211; Bayrak, çabuk çabuk çekilir ve yavaş yavaş indirilir.<br />
Bayrak çekilmeden önce veya indirildikten sonra özel bir saygıyla taşınır.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine ait gemilere girip çıkanlar, direkte bulunan Bayrağı yüzlerini dönerek selamlarlar.<br />
Bayrağın yarıya çekilmesi<br />
Madde 24 &#8211; Bayrak, 10 Kasımda Türkiye'de ve Türkiye Cumhuriyetinin dış temsilciliklerinde, resmi ve milli binalarında yarıya çekilir.<br />
Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanlar Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak Başbakanlıkça tespit ve ilan edilir.<br />
(Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Bu hallerde Bayrak, yavaş yavaş yarıya indirilir.<br />
(Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.) Sürekli çekilmeyen yerlerde Bayrak, önce tepeye kadar çekilir, sonra yarıya indirilir.<br />
Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının önündeki Bayrak hiç bir zaman, Anıtkabirdeki bayrak 10 Kasım dışında yarıya indirilemez.<br />
Bayrak çekilmeyecek ve konulmayacak yerler<br />
Madde 25 &#8211; (Değişik: 22/2/2001 - 2001/2130 K.)<br />
Yıkık, terkedilmiş, yapımı tamamlanmamış binalara, mutfak, tavla ve benzeri yerlere, çamur ve çöp dubası ile benzeri teknelere, 19 uncu maddede belirtilen binek taşıtları dışındaki kara taşıtlarına Bayrak çekilmez ve konulmaz.<br />
Yasaklar<br />
Madde 26 &#8211; Bayrak, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk olarak veya taşıdığı manevi değeri zedeleyecek biçimde kullanılamaz; 21 inci madde hükümleri dışında, ne maksatla olursa olsun, örtü olarak serilemez; oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz; elbise ve üniforma olarak giyilemez. Bu yerlere, masalara, kürsülere vb. eşya üzerine Bayrağın şekli yapılamaz.<br />
Hiç bir siyasi parti, kuruluş, dernek, vakıf tarafından amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön ve arka yüzünde, Bayrak, esas ve fon olarak kullanılamaz.<br />
Bayrağa sözle, yazıyla veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli itina gösterilmeden kullanılamaz.<br />
<br />
ALTINCI BÖLÜM<br />
Özel Bayraklar<br />
Özel bayraklar<br />
Madde 27 &#8211; Tanıtıcı bayraklar dışındaki özel bayraklar al zemin üzerine ay yıldız resmolunarak yapılır. Özel bayraklarla tanıtıcı bayrak aşağıda gösterilmiştir.<br />
A) Cumhurbaşkanlığı forsu,<br />
B.) Flandra,<br />
C) Sembolik bayraklar,<br />
D) Özel işaretli bayraklar,<br />
1 &#8211; Kare bayraklar,<br />
2 &#8211; Gidon bayraklar.<br />
3 &#8211; Eksiz bayraklar.<br />
E) Flamalar,<br />
F) Tanıtıcı bayraklar.<br />
<br />
Cumhurbaşkanlığı forsu<br />
Madde 28 &#8211; Cumhurbaşkanlığı forsu, (Ek: 4) te gösterilen ölçülere uygun olarak yapılır. Forsun sol üst köşesinde yer alan güneş ve yıldızlar sarı renktedir.Cumhurbaşkanının ikametgahında, ziyareti süresince bulunduğu yerde, bayrak direğine çekilir, gece ve gündüz çekili kalır, makam odasında çalışma masasının sol gerisine konur, içinde bulunduğu arabanın sol önünde, tepesinde ay yıldız bulunan kromajlı direğe çekilir.<br />
Flandra<br />
Madde 29 &#8211; Flandra, boyu eninin 18 katı olan bayraktır. Bu bayraklar, savaş gemileriyle yardımcı gemilerde, tanıtma işareti olmak üzere, yalnız denizde kullanılır.<br />
Sembolik bayraklar<br />
Madde 30- Sembolik bayraklar,küçültülerek kumaş veya başka maddeler üzerine yapılan bayraklardır.<br />
Özel işaretli bayraklar<br />
Madde 31 &#8211; Özel işaretli bayraklardan;<br />
1 &#8211; Kare bayraklar, eni boyuna eşit olarak,<br />
2 &#8211; Gidon bayraklar, boyu eninin bir buçuk katı olan Bayrağın, uçum yönünde eklenen ve kenarları Bayrak enine eşit olan karenin köşegenlerinin kesiştiği noktayla uçum kenarının iki ucu arasında kalan üçgenin oyulmasıyla,<br />
3 &#8211; Eksiz bayraklar, eni bir metre, boyu üç metre olan bayrağa yüksekliği bir metre olan ikizkenar üçgen eklenmesiyle,<br />
yapılır.<br />
Flamalar<br />
Madde 32 &#8211; Flamalar, boyu eninin birbuçuk katı olan ve uçum yönünde birleşen kenarları birbirine eşit bulunan üçgen şeklindeki bayraklardır.<br />
Tanıtıcı bayraklar<br />
Madde 33 &#8211; Tanıtıcı bayraklar, boyu eninin birbuçuk katı olan ve üzerlerine, resmi ya da özel kurum ve kuruluşların tescil edilmiş amblemleri resmolunan bayraklardır.<br />
Özel bayrakların kullanılmasına dair diğer esaslar<br />
Madde 34 &#8211; Sembolik bayraklar, özel işaretli bayraklar ve flamalar milli veresmi bayramlarda, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günlerinde, yabancı devlet büyüklerinin Ülkemize yapacakları ziyaretlerde kullanılır.<br />
Sembolik bayraklar, ayrıca, okulların süslenmesinde kullanılabileceği gibi, birinci fıkrada sayılan günlerde, temel atma ve açılış törenleri, Devlet büyüklerinin yapacakları Yurt gezileri vb. durumlarda, tabii renkte veya kırmızı beyaz renklere boyanmış yahut ucuna bayrak uzunluğunda kırmızı beyaz kurdele ve şeritler bağlanmış çubuklara takılarak elde taşınabilir; iplere tek tek veya dizi halinde takılarak veya doğrudan sarkıtılarak donanma amacıyla kullanılabilir.<br />
Sembolik bayrakların bu durumlar dışında kullanılması, mahalli mülki amirinin müsaadesine bağlıdır.<br />
Tanıtıcı bayraklar, sadece, ait oldukları kurum ve kuruluşların binaları önüne çekilebilir, bunların düzenledikleri tören ve toplantılarda kullanılabilir. Ayrıca, bunların üst görevlilerinin makam odalarında, çalışma masalarının sol gerisine konulabilir. Bu bayrakların çekildiği direklerin tepesine ay yıldız konulamaz.<br />
Türkiye Kızılay Derneğinin tanıtıcı bayrağı, sağlık kuruluşlarının direklerine çekilebilir.<br />
Bayrağın tanıtıcı bayraklarla birlikte çekilmesi<br />
Madde 35 &#8211; Tanıtıcı bayrak çeken kuruluşlarda en az iki direk bulunur. Bina ön yüzüne göre sağdaki direğe Bayrak, soldaki direğe tanıtıcı bayrak çekilir.<br />
Bu durumlarda, tanıtıcı bayrakların ebadı Bayrak ebadından büyük, direkleri Bayrak direğinden yüksek olamaz.<br />
Bu gibi yerlere, ancak, Milli Bayram, genel tatil, hafta tatili, kurtuluş ve Atatürk'ü anma günlerinde Bayrak çekilebilir.<br />
Üç direk bulunan yerlerde Bayrak, ortadaki direğe, üçten çok direk varsa, bina ön yüzüne göre sağdaki direğe çekilir.<br />
Bu direklerin hepsine Bayrak çekilmesi halinde, bayrakların ebadı eşit olmalıdır.<br />
<br />
YEDİNCİ BÖLÜM<br />
Tescil ve Müsaade İşlemleri<br />
Tescile yetkili makamlar<br />
Madde 36 &#8211; Tanıtıcı bayraklar ve forslar şekil, ölçü, renk vb. özellikleri yönünden incelenip tescil edilmedikçe kullanılamaz.<br />
Tescile;<br />
A) Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olanlar için, Genelkurmay Başkanlığı,<br />
B.) Eğitim kurumları, spor kulüpleri, izci ve yavrukurt kuruluşları vb. kuruluşlara ait olanlar için, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı,<br />
C) Bunlar dışında kalanlar için, İçişleri Bakanlığı,<br />
yetkilidir.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olanlar dışında kalan tanıtıcı bayrakların tescil ve müsaade işlemlerinin nasıl yapılacağı ilgili bakanlıklar ve kuruluşların görüşleri alınarak İçişleri ve Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlıklarınca yürürlüğe konulacak yönetmeliklerde gösterilir.<br />
1615 sayılı Gümrük Kanununun 163 üncü maddesinde yer alan gümrük bayrağı bu madde hükümlerinin dışındadır.<br />
<br />
SEKİZİNCİ BÖLÜM<br />
Çeşitli ve Son Hükümler<br />
Donanma maksatlı süsler<br />
Madde 37 &#8211; Donanma maksadıyla yapılan çeşitli renk ve şekildeki süsler, bu Tüzük hükümlerine bağlı değildir.<br />
Eskimiş bayrakların yok edilmesi<br />
Madde 38 &#8211; (Değişik: 22/10/1999 - 99/13554 K.)<br />
Eskimiş, solmuş, yırtılmış ve kullanılamayacak duruma gelmiş bayrakların yok edilme usul ve esasları, İçişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde Milli Savunma, Dışişleri ve Maliye Bakanlıklarınca birlikte çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.<br />
Kanuna ve Tüzüğe aykırı fiillerin önlenmesi<br />
Madde 39 &#8211; Türk Bayrağı Kanununa ve bu Tüzüğe aykırı fiiller, yetkili makamlarca derhal önlenir.<br />
Yürürlük<br />
Madde 40 &#8211; 22/9/1983 günlü ve 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanununun 2, 3, 6 ve9 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanmış ve Danıştayca incelenmiş olan bu Tüzük hükümleri Resmi Gazete&#8217;de yayımı gününde yürürlüğe girer.<br />
Yürütme<br />
Madde 41 &#8211; Bu Tüzük hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.<br />
*<br />
**<br />
(25/1/1985 TARİHLİ VE 85/9034 SAYILI ANA TÜZÜĞE İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER:<br />
1) 17/7/1995 tarihli ve 95/7075 sayılı Tüzüğün geçici maddesi:<br />
Geçici Madde &#8211; Mevcut bayrakların kullanımlarına eskiyinceye kadar devam olunabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Laiklik dinsizlik mi?]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Laiklik-dinsizlik-mi-9172</link>
			<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 21:47:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Laiklik-dinsizlik-mi-9172</guid>
			<description><![CDATA[Atatürk, laikliği, din ve vicdan hürriyetinin temeli olarak görmüştür. Fakat tarihte ve günümüzde laiklik yanlış anlaşılmış, yanlış uygulanmış, bilinçli olarak bazı çevrelerce çarpıtılmaya çalışılarak "dinsizlik" gibi lanse edilmek istenmiştir. Oysa gerçekte laiklik devletin, dinler karşısında tarafsız kalarak insanlara din hürriyetini sağlamasıdır.<br />
<br />
Laiklik ilkesinin amacı, gerçekte inancı özgürleştirmektir. Devlet, hangi din veya mezhepte olursa olsunlar vatandaşına vicdan, ibadet ve dini yaşama hürriyeti sağlar. Atatürk'ün laiklik ilkesinin özü, devletin halkını, bir dini kabul etme, o dinin gereklerini uygulama ya da uygulamama konusunda kendi vicdanları ile baş başa bırakması ve onlara özgür bir seçim yapma şansı vermesidir.<br />
<br />
Dikkat edilirse sözkonusu laiklik anlayışı İslam'ın özüne de son derece uygundur. İslam Dininde de hiç kimse bir başkasını iman etmeye veya ibadetlerini yapmaya zorlayamaz. Nitekim Allah rızası gözetilmeden (örneğin baskı altında) yapılan ibadetin de Allah katında bir karşılığı yoktur. Bu nedenle Atatürk Türkiye Cumhuriyeti için laikliği seçmiş, kişilerin din ve ibadet özgürlüğünü vererek devletin dine karışmamasını sağlamıştır. İslam ahlakında da kişi, hiçbir baskı olmadan ancak özgür iradesi ile dini yaşar. Şahıslara dışarıdan müdahale ancak, teşvik etme, anlatma, öğüt verme şeklinde olur. Fakat bu konuda da bir zorlama yapılamaz.<br />
<br />
Atatürk'ün laiklik ve laik toplum anlayışını en güzel anlatan sözlerinden biri şu şekildedir:<br />
<br />
"Din ve vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve tutucu hareketlerden sakınıyoruz." 36<br />
<br />
Din konusunda oluşturulan yapay gerilimler ise, ancak Atatürk'ün uyguladığı formülle çözümlenebilir. Atatürk, İslam'a inanan samimi bir dindar olarak, laikliği din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. Gerçek dindarlara ve vatanperverlere düşen görev, Atatürk'ün de yaptığı gibi, hurafalere ve batıl inanışlara karşı gerçek İslam'ı savunarak ve öğreterek ilmi olarak mücadele etmek, öte yandan da Atatürk'ün mirasını "din aleyhtarlığı" gibi göstermek isteyen materyalist-Marksist odaklara karşı tavır almaktır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Atatürk, laikliği, din ve vicdan hürriyetinin temeli olarak görmüştür. Fakat tarihte ve günümüzde laiklik yanlış anlaşılmış, yanlış uygulanmış, bilinçli olarak bazı çevrelerce çarpıtılmaya çalışılarak "dinsizlik" gibi lanse edilmek istenmiştir. Oysa gerçekte laiklik devletin, dinler karşısında tarafsız kalarak insanlara din hürriyetini sağlamasıdır.<br />
<br />
Laiklik ilkesinin amacı, gerçekte inancı özgürleştirmektir. Devlet, hangi din veya mezhepte olursa olsunlar vatandaşına vicdan, ibadet ve dini yaşama hürriyeti sağlar. Atatürk'ün laiklik ilkesinin özü, devletin halkını, bir dini kabul etme, o dinin gereklerini uygulama ya da uygulamama konusunda kendi vicdanları ile baş başa bırakması ve onlara özgür bir seçim yapma şansı vermesidir.<br />
<br />
Dikkat edilirse sözkonusu laiklik anlayışı İslam'ın özüne de son derece uygundur. İslam Dininde de hiç kimse bir başkasını iman etmeye veya ibadetlerini yapmaya zorlayamaz. Nitekim Allah rızası gözetilmeden (örneğin baskı altında) yapılan ibadetin de Allah katında bir karşılığı yoktur. Bu nedenle Atatürk Türkiye Cumhuriyeti için laikliği seçmiş, kişilerin din ve ibadet özgürlüğünü vererek devletin dine karışmamasını sağlamıştır. İslam ahlakında da kişi, hiçbir baskı olmadan ancak özgür iradesi ile dini yaşar. Şahıslara dışarıdan müdahale ancak, teşvik etme, anlatma, öğüt verme şeklinde olur. Fakat bu konuda da bir zorlama yapılamaz.<br />
<br />
Atatürk'ün laiklik ve laik toplum anlayışını en güzel anlatan sözlerinden biri şu şekildedir:<br />
<br />
"Din ve vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve tutucu hareketlerden sakınıyoruz." 36<br />
<br />
Din konusunda oluşturulan yapay gerilimler ise, ancak Atatürk'ün uyguladığı formülle çözümlenebilir. Atatürk, İslam'a inanan samimi bir dindar olarak, laikliği din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. Gerçek dindarlara ve vatanperverlere düşen görev, Atatürk'ün de yaptığı gibi, hurafalere ve batıl inanışlara karşı gerçek İslam'ı savunarak ve öğreterek ilmi olarak mücadele etmek, öte yandan da Atatürk'ün mirasını "din aleyhtarlığı" gibi göstermek isteyen materyalist-Marksist odaklara karşı tavır almaktır]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-LA%C4%B0KL%C4%B0K-NED%C4%B0R-NE-DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R-LA%C4%B0KL%C4%B0K-TOPLUMSAL-BARI%C5%9ETIR-9148</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 23:27:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=4">gamze33</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-LA%C4%B0KL%C4%B0K-NED%C4%B0R-NE-DE%C4%9E%C4%B0LD%C4%B0R-LA%C4%B0KL%C4%B0K-TOPLUMSAL-BARI%C5%9ETIR-9148</guid>
			<description><![CDATA[LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !<br />
LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? AKP Hükümeti&#8217;nin kimi yersiz uygulamaları ile Laiklik yapay olarak toplum gündemine taşınmak isteniyor. Oysa ülkemizin, evrensel tanımına uygun biçimde Laik rejimi benimsemesi ve .<br />
<br />
Anayasasına değiştirilemez üstün hukuk kuralı olarak koymasından bu yana 60<br />
<br />
yılı aşkın bir zaman geçti. Ulusumuz yaygın biçimde laik yaşam biçimini içselleştirdi. Zaten öteden beri Anadolu islamı, özellikle Alevi-Bektaşi yorumuyla islamiyet laik nitelik kazanmıştı; güleryüzlüydü ve Tanrı&#8217;dan korkma yerine onu sevmeye dayalı bir hoşgörü kültürüyle bezenerek yorumlanmıştı. Çöl ya da .<br />
<br />
vehabi katılığı asla söz konusu değildi. Üstelik 1789 Büyük Fransız Devrimi&#8217;ne ikincil olarak Fransa&#8217;da ortaya atılan &#8220;Laisite-laiklik&#8221; kavramı da henüz yoktu. Anadolu, kendi öz ekiniyle Çöl şeriatını bir tür evcilleştirmişti.<br />
<br />
Cumhuriyet&#8217;le birlikte, Atatürk&#8217;ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, pek doğallıkla da laik olacaktı. Bu 2 olgu temelde birbirinden ayrı düşünülemezdi. Gerçekten de, Akşin&#8217;e göre; &#8220;Atatürk Devrimi&#8217;nin Cumhuriyetle<br />
<br />
birlikte en önemli esaslarından biri laikliktir. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Herhangi bir din, mezhep ya da tarikat .<br />
<br />
devlet işlerine kesinlikle karışamaz, kendisi için bir ayrıcalık isteyemez. Devletin yasaları, uygulamaları bir dine ya da mezhebe göre olamaz. Devlet<br />
<br />
bütün din ve mezhepler karşısında tarafsız olacaktır. Öbür yönden, devlet de dine karışmamalıdır. Kural bu olmakla birlikte, devlet dine karışmak<br />
<br />
durumunda olabilir. Örneğin bir din ya da mezhep inananlarına insan .<br />
<br />
kurban etmek ya da intihar etmek türünden şeyler yapmalarını buyuruyorsa,<br />
<br />
devletin bu tür uygulamayı önlemesi gerekir.&#8221; (Prof.Dr.Sina AKŞİN, Ana Çizgileriyle Türkiye&#8217;nin Yakın Tarihi, Cilt 2, 1997, Cumhuriyet Kitapları)Ne var ki, Anayasamızın Başlangıç bölümünde ve metninde değiştirilmesi bile önerilemeyecek madde olarak düzenlenmesine karşın[1], kimi çevreler, Laik yaşam biçimine doğrudan ya da<br />
<br />
cepheden saldıramadıklarından, Demokratik Cumhuriyet&#8217;in temel güvencelerinden olan bu kurumu sulandırarak başkalaştırmak istemektedirler. Anayasanın ilgili maddeleri aşağıdadır :<br />
<br />
&#8220;II. Cumhuriyetin nitelikleri .<br />
<br />
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.&#8221;<br />
<br />
&#8220;IV. Değiştirilemeyecek hükümler Madde 4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2<br />
<br />
nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.&#8221; Atatürk&#8217;ün Laiklik Anlayışı<br />
<br />
:· &#8220; İslâm dinini, asırlardan beri alışılageldiği veçhile bir siyaset vasıtası mevkiinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Mukaddes ve tanrısal inançlarımızı ve vicdanî değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan<br />
<br />
siyasiyattan ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve kesin şekilde kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî saadetinin emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle İslâm dininin yüksekliği belirir. &#8221; 1924 (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, I. Cilt, syf. 318)Atatürk&#8217;ün bu anlatımında çok<br />
<br />
netlikle vurgulandığı üzere, dinin siyasete alet edilerek inançlı insanların sömürülmesi ve çıkar sağlanması mutlaka engellenmelidir. Bunun biricik yolu ise laikliktir. Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında çok partili yaşama geçmek ister ve yakın arkadaşı Serbest Fırka Lideri Fethi Okyar&#8217;a şunları söyler : · &#8220;Memnuniyetle görüyorum ki, lâik cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasî hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve<br />
<br />
arayacağım temel budur.&#8221; (1930, Atatürk&#8217;ün T.T.B. IV, syf. 544) Mustafa Kemal Paşa, çok yakın dava arkadaşı Kılıç .<br />
<br />
Ali&#8217;ye göre aşağıdaki gibi düşünmektedir : · &#8220; Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir.&#8221; (Kılıç Ali, Atatürk&#8217;ün Hususiyetleri, 1955, syf. 57)<br />
<br />
Atatürk&#8217;ün manevi kızı Prof. Afetinan&#8217;ın Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın el yazmalarından bize ulaştırdığına göre; · &#8220; Türk ulusu, halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir. Türk Devleti lâiktir. Her erişkin dinini seçmekte serbesttir.&#8221; (Afetinan, M.K. Atatürk&#8217;ün El Yazıları, 1930, syf. 352)· &#8220; Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin resmi dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, düzenlemeler bilimin çağdaş uygarlığa sağladığı temel ve biçimlere, dünya gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdanî olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı<br />
<br />
(=LAİKLİĞİ), ulusumuzun çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.&#8220; 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk&#8217;ün El Yazıları, 1930, syf. 56)Ulus Egemenliğinin gerçekleşebilmesi için, yaşamın gerekleri ve toplumun gereksinimleri dinsel kurallarla değil, us ve bilime, çağın gereklerine uygun biçimde karşılanmak durumundadır :·<br />
<br />
&#8220; Biz din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmıyoruz. Millet ve devlet işlerinin Kâbe&#8217;si, ulusal egemenliğin belirdiği Büyük Millet Meclisi&#8217;dir. Din işlerinin mihrabı ise insanların, kişilerin vicdanlarıdır.&#8221; (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.VII.1949)<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurtarıcısı ve kurucusu Yüce Atatürk, her fırsatta laiklik kavramını tanımlayarak hem konuya açıklık getirmiş hem de bu konudaki kararlılığını ısrarla vurgulamıştır :· &#8220;Artık<br />
<br />
Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar! Mazinin dalgınlıkları, paslı durgunlukları, Türkiye halkının dimağından silinmiş olduğunda kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Eriştiğimiz mutlu durumdan bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye bile yetkili olmadığı kesin bir gerçektir.&#8221; (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, cilt III, 1924, syf. 76)<br />
<br />
Yine çok yakın silah ve dava arkadaşı Kılıç Ali&#8217;nin birinci elden aktardıklarına göre;· &#8220; Dinden maddî çıkar sağlayanlar, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı<br />
<br />
aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.&#8221; (1930, Kılıç Ali, Atatürk&#8217;ün Hususiyetleri, 1955, syf.. 116)Bilindiği gibi henüz Cumhuriyet ilan edilmeden hatta Kurtuluş Savaşı sonlandırılmadan 1. TBMM&#8217;nin 1921&#8217;de benimsediği ilk Anayasa, olağanüstü koşullar yüzünden, Devletin dinini İslam olarak tanımlıyordu. Gerçekte Atatürk&#8217;ün kafasında yer alanları kendi sözlerinden Söylev&#8217;de öğrenmekteyiz :· &#8220; Cumhuriyetin ilânından sonra da, yeni Anayasa yapılırken, lâik hükümet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmaya eğilimli ve vesileci olanlara fırsat vermemek amacıyla, kanunun yasanın 2. maddesini anlamsız kılan bir<br />
<br />
tabirin girişine müsamaha olunmuştur. Anayasanın, gerek 2. ve gerek 26. maddelerinde, gereksiz görünen ve yeni Türkiye Devleti&#8217;nin ve Cumhuriyet yönetimimizin çağdaş karakteriyle uyuşmayan deyimler, devrim ve cumhuriyetin o zaman için sakınca görmediği ödünlerdir. Ulus, Anayasamızdan, bu fazlalıkları ilk uygun zamanda<br />
<br />
kaldırmalıdır.&#8221; 1927 (Söylev, cilt II, syf. 714-17) Laikliği Atatürk mü uydurdu ?Büyük Atatürk&#8217;ün söz konusu değerlendirmeleri tümüyle bilimsel ve gerçekçidir. Nitekim ünlü sosyolog Ernest Renan&#8217;ın LAİKLİK tanımı aşağıdadır :<br />
<br />
· &#8220;L a ilik; dinler arasında devletin yalnızlığıdır.&#8221;<br />
<br />
Ayrıca Anayasa Mahkememiz de bu kavramı yetkinlikle ve benzer içerikte tanımlamıştır. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin LAİKLİK tanımı : · &#8220;Laiklik; egemenliğe, demokrasi ile özgürlüğe ve bilgi bileşimine dayanan toplumsal bir atılım, siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. Laik düzende din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan<br />
<br />
çıkarılır, gerçek saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Böylece siyasal yaşamın dayanağı bilim ve hukuk olur.&#8221;<br />
<br />
Dolayısıyla çok net bir biçimde denebilir ki, LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !Demek ki, laiklik yurttaşların inançlarının en sağlam güvencesidir. İnanç özgürlüğü devletçe<br />
<br />
sağlanmaktadır. Herkes inancında ve ibadetinde serbesttir. Laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayırmak gerekir. Böylesi rejimlerde devlet dine karşıdır.<br />
<br />
Vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gerekli her türlü önlemi alır. Atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu ile tam bir .<br />
<br />
din ve inanç özgürlüğü vardır.Laiklik sömürüsü ve AKP Hükümeti :Başbakan Sn. Erdoğan&#8217;ın çarpıttığı gibi Laiklik sınırsız bir din ve inanç özgürlüğü değildir. Tüm özgürlüklerin doğal sınırları vardır. Bu sınır, başkalarına ve topluma zarar vermemek ilkesine dayalıdır. Dolayısıyla Devlet gereğinde<br />
<br />
din adına kişilere ve topluma dayatılan bireylerin ve kamunun açıkça zararına olan akıl ve bilim dışı olgulara müdahale hakkına sahiptir. Örn. geçtiğimiz yıllarda ABD&#8217;de David Koresh tarikatının üyelerinin toplu özekıyımlarına (intihar) hükümet zor kullanarak müdahale etmiş ve bu eylemi laik<br />
<br />
hukuka tümüyle uygun görülmüştür.Somut örnek olarak İmam Hatip Liseleri konusu gündemdedir. Bu liselerden, Necmettin Erbakan&#8217;ın övünerek itiraf ettiğine göre;· &#8221;<br />
<br />
İmam Hatip Liselerinde 27 yılda 1 300 000 inançlı mücahit yetiştirilmiştir.&#8221;Büyük Atatürk&#8217;ün uyarılarının ne denli yerli yerinde olduğu, yaşanarak bir<br />
<br />
kez daha deneylenmiştir.· &#8220; Dinden maddî çıkar sağlayanlar, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.&#8221;<br />
<br />
(1930, Kılıç Ali, Atatürk&#8217;ün Hususiyetleri, 1955, syf.. 116)S o n u ç :Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nüfusunun % 95&#8217;inden çoğunun<br />
<br />
inanç sahibi Müslüman olduğu gerçeğinin ayırdındadır. Müslümanların inanç ve ibadet hizmetlerini bile Devlet yükümlenmiştir. Din eğitim ve öğretimi yapan kurumlar .<br />
<br />
açılmış; buralarda Atatürkçü, aydın, akılcı, laik din adamları yetiştirilmesine çaba gösterilmiştir. Anadoluda, hiçbir dönemde Cumhuriyet dönemindeki sayıda cami yapılmamıştır. Cumhuriyet&#8217;in başında birkaç bin dolayındaki cami sayısı 75 bini geçmiştir. Öyle ki, her 8 saatte 1 cami bitirilir olmuştur. Nüfus artışının<br />
<br />
çok üzerinde bir hızla cami inşaatı gündemdedir. 1-2 yıl öncesine dek, okulların bile faturaları ödenmediğinde kesilirken, camilere kamu kaynaklarından sürekli biçimde elektrik ve su sağlanması sürdürülebilmiştir!· Bu tür girişimlerle rejim hızla dinselleştirilerek demokratik-laik cumhuriyetin içinin boşaltılması çabaları sürdürülmüştür. Fakat, Türk<br />
<br />
ulusu ve Devleti varlığını ancak inanç özgürlüğü içinde, çağın kaçınılmaz gereği olan us (akıl) ve bilim yolunda, güleryüzlü bir laikliği benimseyerek sürdürebilir. Geriye dönüş olanaklı değildir. Böyle bir tutum zamana ayak uyduramamak, çağın dışında kalmak olur. Laiklik konusuna son vermeden önce, kimilerince ileri sürülen &#8220;devlet laik olur, insan ya da Müslüman laik olmaz&#8221; tuzağı üzerinde durulmalıdır<br />
<br />
: Bu yanlıştır ve çarpıtmadır. Laikliği kabul eden insan laiktir, aynı zamanda Müslüman da olabilir veya .<br />
<br />
başka bir dine inanabilir. Türk Devrimi sayesinde Türkiye&#8217;de günümüzde milyonlarca laik Müslüman, yani laikliği kabul etmiş Müslüman vardır. Çok açıktır ki, laik Müslümanların pek çoğu tapınmalarını (ibadetlerini) eksiksiz yerine getirebilen insanlardır. Aydınlanma Devrimi yayılıp kökleştikçe, laiklik kavramının daha da benimsenmesi<br />
<br />
ve iyice yaşama geçirilmesi doğaldır. Türkiye&#8217;nin dünyanın gelişmiş uygar ülkeleri .<br />
<br />
arasına girmesi de buna bağlıdır. Yeryüzünde büyük bir coğrafyaya yayılmış olan İslamiyet&#8217;te de öbür dünya dinleri gibi pek çok mezhep ve tarikat vardır. Bu insanlar kendilerini Müslüman olarak tanımlamaktadır fakat<br />
<br />
özellikleri farklı olabilmektedir. Bu ayrımlar yüzünden, dinlerin mezhep yorumları oluşmuştur. Her mezhebin, öbür mezhepleri Müslüman kabul etmesi, onları hoş görmesi,<br />
<br />
barış ve kardeşliğin, İslamiyet&#8217;in bütünselliğinin gereğidir. Dolayısıyla Laik Müslümanlık da öbür mezhepler gibi dışlanmamalıdır. Akşin&#8217;e göre; &#8220;Çok karılılığı kabul etmiyorsun,<br />
<br />
faizi, laikliği kabul ediyorsun, sen müslüman değilsin!&#8221; demek bölücülüktür. Ayrıca İslamiyet&#8217;i şeriata, dolayısıyla Ortaçağa bağladığı için İslamiyet&#8217;in çağdaş toplumlara da yayılmasına engel olan, İslamiyet yararına olmayan bir tutumdur. Hıristiyan misyonerleri de Müslümanları Hıristiyan yapmak için aynı mantığı kullanıyorlar. &#8220;Çok karılılığı reddediyorsun, o halde müslüman değilsin.. Gel seni Hıristiyan yapalım..&#8221; diyorlar. (Prof.Dr.Sina AKŞİN, Ana Çizgileriyle Türkiye&#8217;nin Yakın Tarihi, Cilt 2, 1997, Cumhuriyet Kitapları)<br />
<br />
Yazımızı Yüce Atatürk&#8217;ün kararlı uyarısı ile bağlayalım ve bir kez daha açıklıkla vurgulayalım ki;<br />
<br />
· LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !· &#8220; Cumhuriyetimiz, öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu<br />
<br />
elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. Gereğinde kurumlarımızı savunmak için gerekeni yapmaya hazırız.&#8221; (1923, Atatürk&#8217;ün<br />
<br />
Söylev ve Demeçleri, cilt III, syf. 71)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !<br />
LAİKLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ? AKP Hükümeti&#8217;nin kimi yersiz uygulamaları ile Laiklik yapay olarak toplum gündemine taşınmak isteniyor. Oysa ülkemizin, evrensel tanımına uygun biçimde Laik rejimi benimsemesi ve .<br />
<br />
Anayasasına değiştirilemez üstün hukuk kuralı olarak koymasından bu yana 60<br />
<br />
yılı aşkın bir zaman geçti. Ulusumuz yaygın biçimde laik yaşam biçimini içselleştirdi. Zaten öteden beri Anadolu islamı, özellikle Alevi-Bektaşi yorumuyla islamiyet laik nitelik kazanmıştı; güleryüzlüydü ve Tanrı&#8217;dan korkma yerine onu sevmeye dayalı bir hoşgörü kültürüyle bezenerek yorumlanmıştı. Çöl ya da .<br />
<br />
vehabi katılığı asla söz konusu değildi. Üstelik 1789 Büyük Fransız Devrimi&#8217;ne ikincil olarak Fransa&#8217;da ortaya atılan &#8220;Laisite-laiklik&#8221; kavramı da henüz yoktu. Anadolu, kendi öz ekiniyle Çöl şeriatını bir tür evcilleştirmişti.<br />
<br />
Cumhuriyet&#8217;le birlikte, Atatürk&#8217;ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, pek doğallıkla da laik olacaktı. Bu 2 olgu temelde birbirinden ayrı düşünülemezdi. Gerçekten de, Akşin&#8217;e göre; &#8220;Atatürk Devrimi&#8217;nin Cumhuriyetle<br />
<br />
birlikte en önemli esaslarından biri laikliktir. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Herhangi bir din, mezhep ya da tarikat .<br />
<br />
devlet işlerine kesinlikle karışamaz, kendisi için bir ayrıcalık isteyemez. Devletin yasaları, uygulamaları bir dine ya da mezhebe göre olamaz. Devlet<br />
<br />
bütün din ve mezhepler karşısında tarafsız olacaktır. Öbür yönden, devlet de dine karışmamalıdır. Kural bu olmakla birlikte, devlet dine karışmak<br />
<br />
durumunda olabilir. Örneğin bir din ya da mezhep inananlarına insan .<br />
<br />
kurban etmek ya da intihar etmek türünden şeyler yapmalarını buyuruyorsa,<br />
<br />
devletin bu tür uygulamayı önlemesi gerekir.&#8221; (Prof.Dr.Sina AKŞİN, Ana Çizgileriyle Türkiye&#8217;nin Yakın Tarihi, Cilt 2, 1997, Cumhuriyet Kitapları)Ne var ki, Anayasamızın Başlangıç bölümünde ve metninde değiştirilmesi bile önerilemeyecek madde olarak düzenlenmesine karşın[1], kimi çevreler, Laik yaşam biçimine doğrudan ya da<br />
<br />
cepheden saldıramadıklarından, Demokratik Cumhuriyet&#8217;in temel güvencelerinden olan bu kurumu sulandırarak başkalaştırmak istemektedirler. Anayasanın ilgili maddeleri aşağıdadır :<br />
<br />
&#8220;II. Cumhuriyetin nitelikleri .<br />
<br />
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.&#8221;<br />
<br />
&#8220;IV. Değiştirilemeyecek hükümler Madde 4.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2<br />
<br />
nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.&#8221; Atatürk&#8217;ün Laiklik Anlayışı<br />
<br />
:· &#8220; İslâm dinini, asırlardan beri alışılageldiği veçhile bir siyaset vasıtası mevkiinden uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Mukaddes ve tanrısal inançlarımızı ve vicdanî değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan<br />
<br />
siyasiyattan ve siyasetin bütün kısımlarından bir an evvel ve kesin şekilde kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî saadetinin emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle İslâm dininin yüksekliği belirir. &#8221; 1924 (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, I. Cilt, syf. 318)Atatürk&#8217;ün bu anlatımında çok<br />
<br />
netlikle vurgulandığı üzere, dinin siyasete alet edilerek inançlı insanların sömürülmesi ve çıkar sağlanması mutlaka engellenmelidir. Bunun biricik yolu ise laikliktir. Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında çok partili yaşama geçmek ister ve yakın arkadaşı Serbest Fırka Lideri Fethi Okyar&#8217;a şunları söyler : · &#8220;Memnuniyetle görüyorum ki, lâik cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasî hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve<br />
<br />
arayacağım temel budur.&#8221; (1930, Atatürk&#8217;ün T.T.B. IV, syf. 544) Mustafa Kemal Paşa, çok yakın dava arkadaşı Kılıç .<br />
<br />
Ali&#8217;ye göre aşağıdaki gibi düşünmektedir : · &#8220; Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir.&#8221; (Kılıç Ali, Atatürk&#8217;ün Hususiyetleri, 1955, syf. 57)<br />
<br />
Atatürk&#8217;ün manevi kızı Prof. Afetinan&#8217;ın Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın el yazmalarından bize ulaştırdığına göre; · &#8220; Türk ulusu, halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir. Türk Devleti lâiktir. Her erişkin dinini seçmekte serbesttir.&#8221; (Afetinan, M.K. Atatürk&#8217;ün El Yazıları, 1930, syf. 352)· &#8220; Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin resmi dini yoktur. Devlet yönetiminde bütün yasalar, düzenlemeler bilimin çağdaş uygarlığa sağladığı temel ve biçimlere, dünya gereksinimlerine göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdanî olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı<br />
<br />
(=LAİKLİĞİ), ulusumuzun çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.&#8220; 1930 (Afetinan, M.B. ve M.K. Atatürk&#8217;ün El Yazıları, 1930, syf. 56)Ulus Egemenliğinin gerçekleşebilmesi için, yaşamın gerekleri ve toplumun gereksinimleri dinsel kurallarla değil, us ve bilime, çağın gereklerine uygun biçimde karşılanmak durumundadır :·<br />
<br />
&#8220; Biz din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmıyoruz. Millet ve devlet işlerinin Kâbe&#8217;si, ulusal egemenliğin belirdiği Büyük Millet Meclisi&#8217;dir. Din işlerinin mihrabı ise insanların, kişilerin vicdanlarıdır.&#8221; (Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.VII.1949)<br />
<br />
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurtarıcısı ve kurucusu Yüce Atatürk, her fırsatta laiklik kavramını tanımlayarak hem konuya açıklık getirmiş hem de bu konudaki kararlılığını ısrarla vurgulamıştır :· &#8220;Artık<br />
<br />
Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar! Mazinin dalgınlıkları, paslı durgunlukları, Türkiye halkının dimağından silinmiş olduğunda kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Eriştiğimiz mutlu durumdan bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye bile yetkili olmadığı kesin bir gerçektir.&#8221; (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, cilt III, 1924, syf. 76)<br />
<br />
Yine çok yakın silah ve dava arkadaşı Kılıç Ali&#8217;nin birinci elden aktardıklarına göre;· &#8220; Dinden maddî çıkar sağlayanlar, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı<br />
<br />
aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.&#8221; (1930, Kılıç Ali, Atatürk&#8217;ün Hususiyetleri, 1955, syf.. 116)Bilindiği gibi henüz Cumhuriyet ilan edilmeden hatta Kurtuluş Savaşı sonlandırılmadan 1. TBMM&#8217;nin 1921&#8217;de benimsediği ilk Anayasa, olağanüstü koşullar yüzünden, Devletin dinini İslam olarak tanımlıyordu. Gerçekte Atatürk&#8217;ün kafasında yer alanları kendi sözlerinden Söylev&#8217;de öğrenmekteyiz :· &#8220; Cumhuriyetin ilânından sonra da, yeni Anayasa yapılırken, lâik hükümet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmaya eğilimli ve vesileci olanlara fırsat vermemek amacıyla, kanunun yasanın 2. maddesini anlamsız kılan bir<br />
<br />
tabirin girişine müsamaha olunmuştur. Anayasanın, gerek 2. ve gerek 26. maddelerinde, gereksiz görünen ve yeni Türkiye Devleti&#8217;nin ve Cumhuriyet yönetimimizin çağdaş karakteriyle uyuşmayan deyimler, devrim ve cumhuriyetin o zaman için sakınca görmediği ödünlerdir. Ulus, Anayasamızdan, bu fazlalıkları ilk uygun zamanda<br />
<br />
kaldırmalıdır.&#8221; 1927 (Söylev, cilt II, syf. 714-17) Laikliği Atatürk mü uydurdu ?Büyük Atatürk&#8217;ün söz konusu değerlendirmeleri tümüyle bilimsel ve gerçekçidir. Nitekim ünlü sosyolog Ernest Renan&#8217;ın LAİKLİK tanımı aşağıdadır :<br />
<br />
· &#8220;L a ilik; dinler arasında devletin yalnızlığıdır.&#8221;<br />
<br />
Ayrıca Anayasa Mahkememiz de bu kavramı yetkinlikle ve benzer içerikte tanımlamıştır. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin LAİKLİK tanımı : · &#8220;Laiklik; egemenliğe, demokrasi ile özgürlüğe ve bilgi bileşimine dayanan toplumsal bir atılım, siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. Laik düzende din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan<br />
<br />
çıkarılır, gerçek saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Böylece siyasal yaşamın dayanağı bilim ve hukuk olur.&#8221;<br />
<br />
Dolayısıyla çok net bir biçimde denebilir ki, LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !Demek ki, laiklik yurttaşların inançlarının en sağlam güvencesidir. İnanç özgürlüğü devletçe<br />
<br />
sağlanmaktadır. Herkes inancında ve ibadetinde serbesttir. Laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayırmak gerekir. Böylesi rejimlerde devlet dine karşıdır.<br />
<br />
Vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gerekli her türlü önlemi alır. Atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu ile tam bir .<br />
<br />
din ve inanç özgürlüğü vardır.Laiklik sömürüsü ve AKP Hükümeti :Başbakan Sn. Erdoğan&#8217;ın çarpıttığı gibi Laiklik sınırsız bir din ve inanç özgürlüğü değildir. Tüm özgürlüklerin doğal sınırları vardır. Bu sınır, başkalarına ve topluma zarar vermemek ilkesine dayalıdır. Dolayısıyla Devlet gereğinde<br />
<br />
din adına kişilere ve topluma dayatılan bireylerin ve kamunun açıkça zararına olan akıl ve bilim dışı olgulara müdahale hakkına sahiptir. Örn. geçtiğimiz yıllarda ABD&#8217;de David Koresh tarikatının üyelerinin toplu özekıyımlarına (intihar) hükümet zor kullanarak müdahale etmiş ve bu eylemi laik<br />
<br />
hukuka tümüyle uygun görülmüştür.Somut örnek olarak İmam Hatip Liseleri konusu gündemdedir. Bu liselerden, Necmettin Erbakan&#8217;ın övünerek itiraf ettiğine göre;· &#8221;<br />
<br />
İmam Hatip Liselerinde 27 yılda 1 300 000 inançlı mücahit yetiştirilmiştir.&#8221;Büyük Atatürk&#8217;ün uyarılarının ne denli yerli yerinde olduğu, yaşanarak bir<br />
<br />
kez daha deneylenmiştir.· &#8220; Dinden maddî çıkar sağlayanlar, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.&#8221;<br />
<br />
(1930, Kılıç Ali, Atatürk&#8217;ün Hususiyetleri, 1955, syf.. 116)S o n u ç :Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nüfusunun % 95&#8217;inden çoğunun<br />
<br />
inanç sahibi Müslüman olduğu gerçeğinin ayırdındadır. Müslümanların inanç ve ibadet hizmetlerini bile Devlet yükümlenmiştir. Din eğitim ve öğretimi yapan kurumlar .<br />
<br />
açılmış; buralarda Atatürkçü, aydın, akılcı, laik din adamları yetiştirilmesine çaba gösterilmiştir. Anadoluda, hiçbir dönemde Cumhuriyet dönemindeki sayıda cami yapılmamıştır. Cumhuriyet&#8217;in başında birkaç bin dolayındaki cami sayısı 75 bini geçmiştir. Öyle ki, her 8 saatte 1 cami bitirilir olmuştur. Nüfus artışının<br />
<br />
çok üzerinde bir hızla cami inşaatı gündemdedir. 1-2 yıl öncesine dek, okulların bile faturaları ödenmediğinde kesilirken, camilere kamu kaynaklarından sürekli biçimde elektrik ve su sağlanması sürdürülebilmiştir!· Bu tür girişimlerle rejim hızla dinselleştirilerek demokratik-laik cumhuriyetin içinin boşaltılması çabaları sürdürülmüştür. Fakat, Türk<br />
<br />
ulusu ve Devleti varlığını ancak inanç özgürlüğü içinde, çağın kaçınılmaz gereği olan us (akıl) ve bilim yolunda, güleryüzlü bir laikliği benimseyerek sürdürebilir. Geriye dönüş olanaklı değildir. Böyle bir tutum zamana ayak uyduramamak, çağın dışında kalmak olur. Laiklik konusuna son vermeden önce, kimilerince ileri sürülen &#8220;devlet laik olur, insan ya da Müslüman laik olmaz&#8221; tuzağı üzerinde durulmalıdır<br />
<br />
: Bu yanlıştır ve çarpıtmadır. Laikliği kabul eden insan laiktir, aynı zamanda Müslüman da olabilir veya .<br />
<br />
başka bir dine inanabilir. Türk Devrimi sayesinde Türkiye&#8217;de günümüzde milyonlarca laik Müslüman, yani laikliği kabul etmiş Müslüman vardır. Çok açıktır ki, laik Müslümanların pek çoğu tapınmalarını (ibadetlerini) eksiksiz yerine getirebilen insanlardır. Aydınlanma Devrimi yayılıp kökleştikçe, laiklik kavramının daha da benimsenmesi<br />
<br />
ve iyice yaşama geçirilmesi doğaldır. Türkiye&#8217;nin dünyanın gelişmiş uygar ülkeleri .<br />
<br />
arasına girmesi de buna bağlıdır. Yeryüzünde büyük bir coğrafyaya yayılmış olan İslamiyet&#8217;te de öbür dünya dinleri gibi pek çok mezhep ve tarikat vardır. Bu insanlar kendilerini Müslüman olarak tanımlamaktadır fakat<br />
<br />
özellikleri farklı olabilmektedir. Bu ayrımlar yüzünden, dinlerin mezhep yorumları oluşmuştur. Her mezhebin, öbür mezhepleri Müslüman kabul etmesi, onları hoş görmesi,<br />
<br />
barış ve kardeşliğin, İslamiyet&#8217;in bütünselliğinin gereğidir. Dolayısıyla Laik Müslümanlık da öbür mezhepler gibi dışlanmamalıdır. Akşin&#8217;e göre; &#8220;Çok karılılığı kabul etmiyorsun,<br />
<br />
faizi, laikliği kabul ediyorsun, sen müslüman değilsin!&#8221; demek bölücülüktür. Ayrıca İslamiyet&#8217;i şeriata, dolayısıyla Ortaçağa bağladığı için İslamiyet&#8217;in çağdaş toplumlara da yayılmasına engel olan, İslamiyet yararına olmayan bir tutumdur. Hıristiyan misyonerleri de Müslümanları Hıristiyan yapmak için aynı mantığı kullanıyorlar. &#8220;Çok karılılığı reddediyorsun, o halde müslüman değilsin.. Gel seni Hıristiyan yapalım..&#8221; diyorlar. (Prof.Dr.Sina AKŞİN, Ana Çizgileriyle Türkiye&#8217;nin Yakın Tarihi, Cilt 2, 1997, Cumhuriyet Kitapları)<br />
<br />
Yazımızı Yüce Atatürk&#8217;ün kararlı uyarısı ile bağlayalım ve bir kez daha açıklıkla vurgulayalım ki;<br />
<br />
· LAİKLİK TOPLUMSAL BARIŞTIR !· &#8220; Cumhuriyetimiz, öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu<br />
<br />
elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. Gereğinde kurumlarımızı savunmak için gerekeni yapmaya hazırız.&#8221; (1923, Atatürk&#8217;ün<br />
<br />
Söylev ve Demeçleri, cilt III, syf. 71)]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>