<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Çocuk Sağlığı]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 08:47:39 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni annelerin merak ettiği sorular ???]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yeni-annelerin-merak-etti%C4%9Fi-sorular-13611</link>
			<pubDate>Sun, 06 Feb 2011 18:12:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=2575">gr££n</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Yeni-annelerin-merak-etti%C4%9Fi-sorular-13611</guid>
			<description><![CDATA[Anneler, özellikle de ilk kez bu duyguyu tadan kadınların kafasında bebekleri doğduktan sonra hem bebeğin bakımı, hem de sağlığıyla ilgili birçok soru oluşur. Bu yazımızda annelerin bebekleri hakkında merak ettiği soruların yanıtlarını arayacağız…<br />
‘Acaba bebeğim hasta mı?’, ‘Doğru emzirebiliyor muyum?’, ‘Bıngıldağı çökük ya da kabarık mı?’, ‘Doyuyor mu?’ gibi sorular kafaları meşgul eder. Özellikle ilk kez anne-baba olanlar sürekli endişe içindedir. Oysaki bebekteki bazı durumlar sağlık durumu hakkında ipuçları veriyor.<br />
<br />
Bebeğin vücudunun sarı olması sarılığın; sürekli ağlaması, ateşinin yükselmesi veya normalin altında olması, karın şişliğinin; kusma, zayıf emme gibi bulgular ise enfeksiyon kaptığının habercisi.<br />
<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kadir Şahin, yeni doğan bebeklerde özellikle bıngıldağa dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Şahin, bıngıldağın çökük ya da kabarık olmasının menenjit, sıvı kaybı gibi önemli sağlık problemlerine yol açacağını belirtiyor.<br />
<br />
Yeni doğan bebeğin kafasının üzerinde bulunan yumuşak bölgeler bıngıldak olarak adlandırılıyor. Bıngıldak, doğum sırasında kafatası kemiklerinin birbirine yaklaşmasını sağlayarak başın doğum kanalında ilerlemesini kolaylaştırıyor Ayrıca beynin en hızlı büyüdüğü dönemde, büyüme için gerekli alanı oluşturuyor. Başın yan kısmında bulunan bıngıldaklar, ilk 2 haftada, arka taraftaki ilk 3 ay, ön kısımdaki ise 9-18 ay içinde kapanıyor.<br />
<br />
Dr. Kadir Şahin, bıngıldağın bu süreler dışında, daha erken kapandığının fark edilmesi durumunda doktora başvurulması gerektiğini söylüyor. Şahin, “Kafatasında sütür adını verdiğimiz, eklemlerin erkenden kapanarak, beynin büyüyüp gelişmesine engel teşkil eden hastalığın belirtisi olabilir.<br />
<br />
Ön bıngıldağın çok büyük olması da normal değildir. Bu durum kemik gelişiminin yetersiz, kafa içinde sıvı toplanması, tiroit bezinin yetersiz çalıştığını gösterir. Bebeğin baş çevresi yakından izlenmeli ve herhangi bir olumsuz durumda doktora müracaat edilmelidir.” diyor.<br />
<br />
Dikkat edilmesi gereken diğer bir durum da bıngıldağın normalden kabarık ve çökük olması. Şahin, menenjit, kafa içinde su toplanması, beyin kanamaları gibi bazı hastalıklarda bıngıldağın kabarık olduğunu ifade ediyor. Şahin, ayrıca vücudun su kaybettiği ishal gibi bazı rahatsızlıklarda ise bıngıldağın çöküklüğünün dikkat çektiğini söylüyor.<br />
<br />
‘Nasılsa geçer’ diyerek sarılığı ihmal etmeyin<br />
<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kadir Şahin’e göre yeni doğan bebeklerde ilk haftalarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri de sarılık. Anne karnındaki bebekte oluşan sarılık maddesi (bilirubin), plasenta yoluyla anneye geçerek anne karaciğerinde işlenir. Dolayısıyla, bebek bu bilirubinden zarar görmez. Doğumdan sonra bebekteki bilirubin düzeyi yavaş yavaş yükselmeye başlar. <br />
<br />
Sarılığın en büyük sebebi bebek karaciğerinin bilirubini tutma ve değiştirme sürecindeki enzim eksikliğidir. Sarılık, birçok bebekte görülür ve tedaviye gerek kalmadan geçer. Ancak mutlaka doktor takibi altında bu dönemin geçirilmesi gerekiyor. Çünkü yüksek seyreden sarılığın teşhis ve tedavisinde geç kalınması halinde kernikterus denilen hastalık görülebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bilirubin beyinde birikir, bazal ganglion denilen bir bölgeyi etkiler ve beyin hasarına yol açar. Bebek; 2-7. günlerde gevşeklik, tiz sesli ve güçsüz ağlama, yavaş refleksler, zayıf ve isteksiz emme, kusma, ateş, havale gibi belirtiler gösterir. Ve bu bebeklerin yüzde 50′si hayatını kaybeder. Bebeğin vücudunda sararma ve bu belirtiler varsa, ‘nasılsa geçer’ demeyin ve mutlaka çocuk doktoruna danışın.<br />
<br />
Bebeklerde ilk haftalarda nelere dikkat edilmeli?<br />
<br />
Kundağa sarmayın. Kundak, kalça çıkığı riskini artırır.<br />
<br />
Göbek bağı henüz düşmemiş olduğu için bebek küvetinde yıkamak yerine bebeği sünger ya da ıslak bir bezle silin.<br />
<br />
Doğumdan sonra ilk 48 saat içinde ilk kakasını hâlâ yapmamış ise mutlaka doktora başvurun.<br />
<br />
Konak, yani bebeklerin kafa derisinde oluşan kalın, sarı kabuklar elle kaldırılmamalı. Bir hastalık belirtisi olmayan bu kabuklar, zamanla kendiliğinden geçer.<br />
<br />
Sürekli öpmeyin. Doğduğunda bağışıklık sistemi henüz gelişimini tamamlamamıştır, bebek birçok enfeksiyona açıktır.<br />
<br />
Bebek yatağı annenin odasında olmalı, fakat bebek yalnızca kendi yatağında yatırılmalı. Bebek uykusu geldiğinde ama uyumadan önce yatağına yatırılmalı, böylece kendi yatağında uykuya dalmaya alıştırılmalıdır.<br />
<br />
Göbek bağı genellikle 2 hafta içinde düşer. Bu süre içinde düşmemiş ise doktora başvurulmalı.<br />
<br />
Emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalı. Bebek iyi beslenemediği zaman ateşi yükselir, ağlar ve ağzı dili kurur.<br />
<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anneler, özellikle de ilk kez bu duyguyu tadan kadınların kafasında bebekleri doğduktan sonra hem bebeğin bakımı, hem de sağlığıyla ilgili birçok soru oluşur. Bu yazımızda annelerin bebekleri hakkında merak ettiği soruların yanıtlarını arayacağız…<br />
‘Acaba bebeğim hasta mı?’, ‘Doğru emzirebiliyor muyum?’, ‘Bıngıldağı çökük ya da kabarık mı?’, ‘Doyuyor mu?’ gibi sorular kafaları meşgul eder. Özellikle ilk kez anne-baba olanlar sürekli endişe içindedir. Oysaki bebekteki bazı durumlar sağlık durumu hakkında ipuçları veriyor.<br />
<br />
Bebeğin vücudunun sarı olması sarılığın; sürekli ağlaması, ateşinin yükselmesi veya normalin altında olması, karın şişliğinin; kusma, zayıf emme gibi bulgular ise enfeksiyon kaptığının habercisi.<br />
<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kadir Şahin, yeni doğan bebeklerde özellikle bıngıldağa dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Şahin, bıngıldağın çökük ya da kabarık olmasının menenjit, sıvı kaybı gibi önemli sağlık problemlerine yol açacağını belirtiyor.<br />
<br />
Yeni doğan bebeğin kafasının üzerinde bulunan yumuşak bölgeler bıngıldak olarak adlandırılıyor. Bıngıldak, doğum sırasında kafatası kemiklerinin birbirine yaklaşmasını sağlayarak başın doğum kanalında ilerlemesini kolaylaştırıyor Ayrıca beynin en hızlı büyüdüğü dönemde, büyüme için gerekli alanı oluşturuyor. Başın yan kısmında bulunan bıngıldaklar, ilk 2 haftada, arka taraftaki ilk 3 ay, ön kısımdaki ise 9-18 ay içinde kapanıyor.<br />
<br />
Dr. Kadir Şahin, bıngıldağın bu süreler dışında, daha erken kapandığının fark edilmesi durumunda doktora başvurulması gerektiğini söylüyor. Şahin, “Kafatasında sütür adını verdiğimiz, eklemlerin erkenden kapanarak, beynin büyüyüp gelişmesine engel teşkil eden hastalığın belirtisi olabilir.<br />
<br />
Ön bıngıldağın çok büyük olması da normal değildir. Bu durum kemik gelişiminin yetersiz, kafa içinde sıvı toplanması, tiroit bezinin yetersiz çalıştığını gösterir. Bebeğin baş çevresi yakından izlenmeli ve herhangi bir olumsuz durumda doktora müracaat edilmelidir.” diyor.<br />
<br />
Dikkat edilmesi gereken diğer bir durum da bıngıldağın normalden kabarık ve çökük olması. Şahin, menenjit, kafa içinde su toplanması, beyin kanamaları gibi bazı hastalıklarda bıngıldağın kabarık olduğunu ifade ediyor. Şahin, ayrıca vücudun su kaybettiği ishal gibi bazı rahatsızlıklarda ise bıngıldağın çöküklüğünün dikkat çektiğini söylüyor.<br />
<br />
‘Nasılsa geçer’ diyerek sarılığı ihmal etmeyin<br />
<br />
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kadir Şahin’e göre yeni doğan bebeklerde ilk haftalarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri de sarılık. Anne karnındaki bebekte oluşan sarılık maddesi (bilirubin), plasenta yoluyla anneye geçerek anne karaciğerinde işlenir. Dolayısıyla, bebek bu bilirubinden zarar görmez. Doğumdan sonra bebekteki bilirubin düzeyi yavaş yavaş yükselmeye başlar. <br />
<br />
Sarılığın en büyük sebebi bebek karaciğerinin bilirubini tutma ve değiştirme sürecindeki enzim eksikliğidir. Sarılık, birçok bebekte görülür ve tedaviye gerek kalmadan geçer. Ancak mutlaka doktor takibi altında bu dönemin geçirilmesi gerekiyor. Çünkü yüksek seyreden sarılığın teşhis ve tedavisinde geç kalınması halinde kernikterus denilen hastalık görülebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Bilirubin beyinde birikir, bazal ganglion denilen bir bölgeyi etkiler ve beyin hasarına yol açar. Bebek; 2-7. günlerde gevşeklik, tiz sesli ve güçsüz ağlama, yavaş refleksler, zayıf ve isteksiz emme, kusma, ateş, havale gibi belirtiler gösterir. Ve bu bebeklerin yüzde 50′si hayatını kaybeder. Bebeğin vücudunda sararma ve bu belirtiler varsa, ‘nasılsa geçer’ demeyin ve mutlaka çocuk doktoruna danışın.<br />
<br />
Bebeklerde ilk haftalarda nelere dikkat edilmeli?<br />
<br />
Kundağa sarmayın. Kundak, kalça çıkığı riskini artırır.<br />
<br />
Göbek bağı henüz düşmemiş olduğu için bebek küvetinde yıkamak yerine bebeği sünger ya da ıslak bir bezle silin.<br />
<br />
Doğumdan sonra ilk 48 saat içinde ilk kakasını hâlâ yapmamış ise mutlaka doktora başvurun.<br />
<br />
Konak, yani bebeklerin kafa derisinde oluşan kalın, sarı kabuklar elle kaldırılmamalı. Bir hastalık belirtisi olmayan bu kabuklar, zamanla kendiliğinden geçer.<br />
<br />
Sürekli öpmeyin. Doğduğunda bağışıklık sistemi henüz gelişimini tamamlamamıştır, bebek birçok enfeksiyona açıktır.<br />
<br />
Bebek yatağı annenin odasında olmalı, fakat bebek yalnızca kendi yatağında yatırılmalı. Bebek uykusu geldiğinde ama uyumadan önce yatağına yatırılmalı, böylece kendi yatağında uykuya dalmaya alıştırılmalıdır.<br />
<br />
Göbek bağı genellikle 2 hafta içinde düşer. Bu süre içinde düşmemiş ise doktora başvurulmalı.<br />
<br />
Emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalı. Bebek iyi beslenemediği zaman ateşi yükselir, ağlar ve ağzı dili kurur.<br />
<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yunuslardan gelen şifa]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-yunuslardan-gelen-%C5%9Fifa-12358</link>
			<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 23:57:48 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-yunuslardan-gelen-%C5%9Fifa-12358</guid>
			<description><![CDATA[1990'lı yılların başında Almanya'dan otistik çocukların<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> yunus terapisine </span>Florida'ya gitmek için iki-üç sene beklemek zorunda kaldıklarını öğrendiğimde, otistik çocuklar neden bu kadar uzun süre beklemek zorunda kalsınlar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yunus terapisi </span>Antalya'da da yapılabilir diye düşündüm. Projeyi gerçekleştirebilmek için araştırma ve temaslara başladım. Yaklaşık on yıl süren zorlu ve yıldırıcı bir çabanın sonunda yunus terapi çalışmalarına Antalya Ruhbilim Okulu'nun sunduğu bir etkinlik olarak 2001 yazında başlayabildim. Antalya Ruhbilim Okulu'nun yunus terapi programına sadece otistik çocuk aileleri değil, ender rastlanan genetik sendromları olan çocukların ve serebral palsili çocukların aileleri de ilgi göstermeye başladı. Zihinsel ve bedensel engel yaratan geniş bir hastalık yelpazesi ile çalışmalarımızı her türlü engele rağmen sürdürmekteyiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunustan gelen şifa</span> anlaşıldıkça ve takdir edildikçe gerek dünyada, gerekse Türkiye'de her geçen yıl yunus terapi hizmeti veren yeni yerler devreye girmekte. Dünyada yunus terapi hizmeti alan ailelerin %70'i Almanya'dan, %30'u da dünyanın diğer ülkelerinden. Sağlık sigortaları ödeme kapsamlarının dışında tuttukları için ailelerin çoğu bağış toplayarak yunus terapi hizmeti almakta. Türkiye'den de torununa hac parasını bağışlayan babaanneler, yardımsever büyük şirketlerin maddi desteğiyle yunus terapiden yararlanan aileler olmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus terapi</span> çalışması on gün sürmektedir. Çocuk her gün yarım saat yunusla yakın temas halinde yüzdürülmekte, daha sonra da yunus gösterisini izlemektedir. Resim yapan, şarkı söyleyen, top oynayan, çember çeviren, takla atan, hızlı yüzen bu güçlü ve kocaman varlıkla yüzebiliyorsam kim bilir daha neler yapabilirim duygusu çocuğu yeni beceriler geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye teşvik etmektedir. Yunustan çocuğa akan biyo enerji-yaşam enerjisi-çocuğun dikkatini, farkındalığını, şefkat duygusunu, dış dünyaya ilgisini arttırmakta ve öğrenme süreçlerini iki ila on kat hızlandırmaktadır. On günlük çalışmanın ortaya çıkardığı bu olumlu etkilerden çocuk yaklaşık bir yıl yararlanmaktadır. Bu dönemde çocuklar aldıkları özel eğitim ve terapilerden çok daha fazla şey öğrenebilmektedir. Çocukla yunus arasında takdir ve hayranlık duygularının yoğun yaşandığı, tüm yargılardan arınmış bir ilişki oluşur. Bu ilişki çocuğa huzur ve mutluluk verir. Yapılan kontrollü çalışmalar yunuslarla yüzmenin depresyon giderici bir etki gösterdiğini kanıtlamıştır. Mutluluk maddesi denilen endorfinin arttığı, beyinde alfa dalgaları ile ilgili olumlu gelişmeler, T hücreleri denilen bağışıklık hücrelerinde ve immünglobulinlerde artış olduğu laboratuar çalışmaları ile anlaşılmıştır. Bazı araştırıcılar yunusların yaydığı ses ötesi dalgaların yara iyileştirici etkisi olduğunu göstermişlerdir. Davranışçı psikoterapi ekolleri yunusla yüzmenin çocuk için büyük bir ödül olduğunu, çocuğa öğretilen bazı becerilerin pekişmesi için yunusla yüzmenin kullanılabileceğini vurgulamaktadır. <br />
<br />
<br />
ALINTIDIR]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1990'lı yılların başında Almanya'dan otistik çocukların<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> yunus terapisine </span>Florida'ya gitmek için iki-üç sene beklemek zorunda kaldıklarını öğrendiğimde, otistik çocuklar neden bu kadar uzun süre beklemek zorunda kalsınlar, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yunus terapisi </span>Antalya'da da yapılabilir diye düşündüm. Projeyi gerçekleştirebilmek için araştırma ve temaslara başladım. Yaklaşık on yıl süren zorlu ve yıldırıcı bir çabanın sonunda yunus terapi çalışmalarına Antalya Ruhbilim Okulu'nun sunduğu bir etkinlik olarak 2001 yazında başlayabildim. Antalya Ruhbilim Okulu'nun yunus terapi programına sadece otistik çocuk aileleri değil, ender rastlanan genetik sendromları olan çocukların ve serebral palsili çocukların aileleri de ilgi göstermeye başladı. Zihinsel ve bedensel engel yaratan geniş bir hastalık yelpazesi ile çalışmalarımızı her türlü engele rağmen sürdürmekteyiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunustan gelen şifa</span> anlaşıldıkça ve takdir edildikçe gerek dünyada, gerekse Türkiye'de her geçen yıl yunus terapi hizmeti veren yeni yerler devreye girmekte. Dünyada yunus terapi hizmeti alan ailelerin %70'i Almanya'dan, %30'u da dünyanın diğer ülkelerinden. Sağlık sigortaları ödeme kapsamlarının dışında tuttukları için ailelerin çoğu bağış toplayarak yunus terapi hizmeti almakta. Türkiye'den de torununa hac parasını bağışlayan babaanneler, yardımsever büyük şirketlerin maddi desteğiyle yunus terapiden yararlanan aileler olmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus terapi</span> çalışması on gün sürmektedir. Çocuk her gün yarım saat yunusla yakın temas halinde yüzdürülmekte, daha sonra da yunus gösterisini izlemektedir. Resim yapan, şarkı söyleyen, top oynayan, çember çeviren, takla atan, hızlı yüzen bu güçlü ve kocaman varlıkla yüzebiliyorsam kim bilir daha neler yapabilirim duygusu çocuğu yeni beceriler geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye teşvik etmektedir. Yunustan çocuğa akan biyo enerji-yaşam enerjisi-çocuğun dikkatini, farkındalığını, şefkat duygusunu, dış dünyaya ilgisini arttırmakta ve öğrenme süreçlerini iki ila on kat hızlandırmaktadır. On günlük çalışmanın ortaya çıkardığı bu olumlu etkilerden çocuk yaklaşık bir yıl yararlanmaktadır. Bu dönemde çocuklar aldıkları özel eğitim ve terapilerden çok daha fazla şey öğrenebilmektedir. Çocukla yunus arasında takdir ve hayranlık duygularının yoğun yaşandığı, tüm yargılardan arınmış bir ilişki oluşur. Bu ilişki çocuğa huzur ve mutluluk verir. Yapılan kontrollü çalışmalar yunuslarla yüzmenin depresyon giderici bir etki gösterdiğini kanıtlamıştır. Mutluluk maddesi denilen endorfinin arttığı, beyinde alfa dalgaları ile ilgili olumlu gelişmeler, T hücreleri denilen bağışıklık hücrelerinde ve immünglobulinlerde artış olduğu laboratuar çalışmaları ile anlaşılmıştır. Bazı araştırıcılar yunusların yaydığı ses ötesi dalgaların yara iyileştirici etkisi olduğunu göstermişlerdir. Davranışçı psikoterapi ekolleri yunusla yüzmenin çocuk için büyük bir ödül olduğunu, çocuğa öğretilen bazı becerilerin pekişmesi için yunusla yüzmenin kullanılabileceğini vurgulamaktadır. <br />
<br />
<br />
ALINTIDIR]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[down sendromu]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-down-sendromu-12357</link>
			<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 23:56:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-down-sendromu-12357</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu</span>, nedir O? <br />
Down Sendromlu çocuk sahibi ailelerin en büyük düşmanı bilgi eksikliğidir. Bu yüzden, "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu nedi</span>r?" sorusunu cevaplamaya çalışacağız. Bunu yaparken kullanacağımız bazı terimler size yabancı gelse de endişelenmeyin, bunların daha doyurucu açıklamalarını gönüllü ailelerimizde bulacaksınız.<br />
En basit tanımıyla Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır.<br />
İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşmuştur. İşte bu genler ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurlarıdır, dolayısıyla çocuğunuzun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun hayatını etkileyecektir. Kromozom anomalilerinin çoğunda embriyo gelişemez. Down Sendromu embriyonun gelişimini tamamlayabildiği bir durumdur.<br />
Çocuğunuzun fiziksel görünümü diğer çocuklardan biraz farklı olabilir, bir takım sağlık sorunları bulunabilir. Fakat unutmayın ki, bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü olması gibi sizin çocuğunuzun da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromlu </span>olması bir genetik farklılıktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu</span> konusunda iki şey kesindir. Birincisi, Down Sendromunun kaynağı anne-baba değildir ve hamilelik öncesi veya sırası olan hiç bir şey çocuğun Down Sendromlu doğmasına yol açmaz. İkincisi, diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir birey olarak büyüyeceklerdir.<br />
Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu nasıl oluşur? </span><br />
Down Sendromunun nasıl oluştuğunu anlayabilmek için genetik konusunda biraz daha detaylı bilgiye gereksinim duyacağız. Sahip olduğumuz hücrelerin çekirdeklerinin genlerden oluştuğunu ve taşıdığımız fiziksel özelliklerle, kişiliğimizin ana unsurlarının bu genlerde kodlanmış olduğundan söz etmiştik. Genlerimiz birbirlerine kromozom denilen çubuklarla bağlıdır. Çoğumuzun her hücresinde, 46 kromozom bulunmaktadır. Kromozomlar da çiftler halinde kümelenmişlerdir, yani hücrelerimiz 23 çift kromozoma sahiptirler.<br />
Kromozom çiftlerimizin biri annemizin yumurtasından, diğeri babamızın sperminden gelmektedir. İnsan vücudundaki yumurta veya spermlerin hücrelerine "germ hücreler" denir ve bir tek bunlara ait hücreler 23 kromozomdan oluşmuştur.<br />
Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle 46 kromozomlu bir küme ortaya çıkmakta ve bunun oluşturduğu ilk hücre bölünüp ikinci bir hücre ortaya çıktığında yeni hücre ilkinin özelliklerini taşımaktadır. Dolayısıyla bebeğin genetik yapısı oluşacak ilk hücreye bağlıdır. Kromozomlar ikişerli gruplar halinde 23 çift olarak denge halindedirler.<br />
Herhangi bir nedenle bu çiftlerin fazla kromozoma sahip olması dengeyi bozacaktır. Bu durum, yani üç kromozoma sahip olma Trizomi olarak tanımlanır. Down Sendromu durumunda üç kromozom oluşumu gen zincirinin 21. Kromozom halkasında oluştuğundan bu oluşum Trizomi 21 olarak da adlandırılır. Embriyo geliştikçe bu durum yeni oluşan hücrelere aktarılarak tüm hücrelerin fazladan bir kromozoma sahip olmasına neden olur. Down Sendromlu insanların %95'i söz ettiğimiz Nondisjuction Trisomy 21 türüdür. Yani 21. Kromozom bölünürken, tepesi koparak gövdenin alt kısmı diğerine yapışarak 21. Kromozom çiftini oluşturmuştur. Trans"**" türünün %60'ı döllenme sırasında oluşur, kalan kısmı aileden kalıtım yoluyla gelmektedir. Dolayısıyla Trans"**" türü kalıtımsal yolla oluşabilen tek Down Sendromu türüdür ve sonraki hamileliklerde tekrar etme olasılığı yüksektir.<br />
Diğer bir tür olan Mosaicism, Down Sendromlu insanların %1'inde görülür. Mosaicism'de döllenme sonrasındaki ilk hücre bölünmelerinden birinde yanlış bir bölünme oluşur. Böylece gelişen embriyonun bazı hücreleri 46 kromozoma sahipken, bir kısmı 47 kromozoma sahip olur. 47 kromozoma sahip hücrelerin oranı çocuktan çocuğa değişkenlik gösterir ve bu çocuklar Down Sendromu özelliklerinin sadece bir kısmına sahip olurlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromlu</span> çocukların fazladan bir 21. Kromozomu olmasına rağmen, diğer tüm kromozomları normaldir ve görevlerini gereği gibi yerine getirmektedirler. Dolayısıyla bazı özellikleri fazla kromozomun neden olduğu artı proteinlerden dolayı olumsuz yönde etkilense bile kişiliğinin ana hatları diğer 46 kromozomu tarafından belirlenir. Yukarı<br />
Neden çocuğum Down Sendromlu?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromuna</span> neden olan belirleyici faktörler konusunda, annenin yaşı, radyasyon, troit antibodies, uyuşturucu ve alkol kullanımı gibi çeşitli tezler ortaya atılmış olsa da bunların içinde kesinlik kazanmış olanı yoktur. Sonuçta 21. Kromozom bilinmedik bir nedenle bölünememiş ve yeni hücrede yerini korumuştur.<br />
Annenin yaşının ilerlemiş olması, sendromun sıklığı ile ilişkili olan tek istatistik veridir. Son yıllarda yapılan çalışmalar kromozom bölünmezliğinin yalnızca anne yumurtasından değil baba sperminden de kaynaklanabileceğini göstermiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu</span>, nedir O? <br />
Down Sendromlu çocuk sahibi ailelerin en büyük düşmanı bilgi eksikliğidir. Bu yüzden, "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu nedi</span>r?" sorusunu cevaplamaya çalışacağız. Bunu yaparken kullanacağımız bazı terimler size yabancı gelse de endişelenmeyin, bunların daha doyurucu açıklamalarını gönüllü ailelerimizde bulacaksınız.<br />
En basit tanımıyla Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır.<br />
İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşmuştur. İşte bu genler ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurlarıdır, dolayısıyla çocuğunuzun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun hayatını etkileyecektir. Kromozom anomalilerinin çoğunda embriyo gelişemez. Down Sendromu embriyonun gelişimini tamamlayabildiği bir durumdur.<br />
Çocuğunuzun fiziksel görünümü diğer çocuklardan biraz farklı olabilir, bir takım sağlık sorunları bulunabilir. Fakat unutmayın ki, bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü olması gibi sizin çocuğunuzun da <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromlu </span>olması bir genetik farklılıktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu</span> konusunda iki şey kesindir. Birincisi, Down Sendromunun kaynağı anne-baba değildir ve hamilelik öncesi veya sırası olan hiç bir şey çocuğun Down Sendromlu doğmasına yol açmaz. İkincisi, diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir birey olarak büyüyeceklerdir.<br />
Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromu nasıl oluşur? </span><br />
Down Sendromunun nasıl oluştuğunu anlayabilmek için genetik konusunda biraz daha detaylı bilgiye gereksinim duyacağız. Sahip olduğumuz hücrelerin çekirdeklerinin genlerden oluştuğunu ve taşıdığımız fiziksel özelliklerle, kişiliğimizin ana unsurlarının bu genlerde kodlanmış olduğundan söz etmiştik. Genlerimiz birbirlerine kromozom denilen çubuklarla bağlıdır. Çoğumuzun her hücresinde, 46 kromozom bulunmaktadır. Kromozomlar da çiftler halinde kümelenmişlerdir, yani hücrelerimiz 23 çift kromozoma sahiptirler.<br />
Kromozom çiftlerimizin biri annemizin yumurtasından, diğeri babamızın sperminden gelmektedir. İnsan vücudundaki yumurta veya spermlerin hücrelerine "germ hücreler" denir ve bir tek bunlara ait hücreler 23 kromozomdan oluşmuştur.<br />
Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle 46 kromozomlu bir küme ortaya çıkmakta ve bunun oluşturduğu ilk hücre bölünüp ikinci bir hücre ortaya çıktığında yeni hücre ilkinin özelliklerini taşımaktadır. Dolayısıyla bebeğin genetik yapısı oluşacak ilk hücreye bağlıdır. Kromozomlar ikişerli gruplar halinde 23 çift olarak denge halindedirler.<br />
Herhangi bir nedenle bu çiftlerin fazla kromozoma sahip olması dengeyi bozacaktır. Bu durum, yani üç kromozoma sahip olma Trizomi olarak tanımlanır. Down Sendromu durumunda üç kromozom oluşumu gen zincirinin 21. Kromozom halkasında oluştuğundan bu oluşum Trizomi 21 olarak da adlandırılır. Embriyo geliştikçe bu durum yeni oluşan hücrelere aktarılarak tüm hücrelerin fazladan bir kromozoma sahip olmasına neden olur. Down Sendromlu insanların %95'i söz ettiğimiz Nondisjuction Trisomy 21 türüdür. Yani 21. Kromozom bölünürken, tepesi koparak gövdenin alt kısmı diğerine yapışarak 21. Kromozom çiftini oluşturmuştur. Trans"**" türünün %60'ı döllenme sırasında oluşur, kalan kısmı aileden kalıtım yoluyla gelmektedir. Dolayısıyla Trans"**" türü kalıtımsal yolla oluşabilen tek Down Sendromu türüdür ve sonraki hamileliklerde tekrar etme olasılığı yüksektir.<br />
Diğer bir tür olan Mosaicism, Down Sendromlu insanların %1'inde görülür. Mosaicism'de döllenme sonrasındaki ilk hücre bölünmelerinden birinde yanlış bir bölünme oluşur. Böylece gelişen embriyonun bazı hücreleri 46 kromozoma sahipken, bir kısmı 47 kromozoma sahip olur. 47 kromozoma sahip hücrelerin oranı çocuktan çocuğa değişkenlik gösterir ve bu çocuklar Down Sendromu özelliklerinin sadece bir kısmına sahip olurlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromlu</span> çocukların fazladan bir 21. Kromozomu olmasına rağmen, diğer tüm kromozomları normaldir ve görevlerini gereği gibi yerine getirmektedirler. Dolayısıyla bazı özellikleri fazla kromozomun neden olduğu artı proteinlerden dolayı olumsuz yönde etkilense bile kişiliğinin ana hatları diğer 46 kromozomu tarafından belirlenir. Yukarı<br />
Neden çocuğum Down Sendromlu?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Down Sendromuna</span> neden olan belirleyici faktörler konusunda, annenin yaşı, radyasyon, troit antibodies, uyuşturucu ve alkol kullanımı gibi çeşitli tezler ortaya atılmış olsa da bunların içinde kesinlik kazanmış olanı yoktur. Sonuçta 21. Kromozom bilinmedik bir nedenle bölünememiş ve yeni hücrede yerini korumuştur.<br />
Annenin yaşının ilerlemiş olması, sendromun sıklığı ile ilişkili olan tek istatistik veridir. Son yıllarda yapılan çalışmalar kromozom bölünmezliğinin yalnızca anne yumurtasından değil baba sperminden de kaynaklanabileceğini göstermiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1 - 5 yaş arası çocukların beslenmesi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-1-5-ya%C5%9F-aras%C4%B1-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-beslenmesi-12059</link>
			<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 12:59:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-1-5-ya%C5%9F-aras%C4%B1-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-beslenmesi-12059</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1-5 YAŞ ARASI ÇOCUĞUN BESLENMESİ</span><br />
     Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">anne sütü</span> 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.<br />
     Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.<br />
     Bu dönemde de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çocuklar günde dört öğün beslenmeli,</span> temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.<br />
    Ülkemizde en sık yapılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hatalardan</span> biri çocuğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yemek suyuyla</span> beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.<br />
     Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.<br />
     Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.<br />
     Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir.<br />
     Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.<br />
     Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.<br />
      Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.<br />
      Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.<br />
    Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.<br />
     Çay ve kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.<br />
     Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5 - 2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. Üç yaştan itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.[/align]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1-5 YAŞ ARASI ÇOCUĞUN BESLENMESİ</span><br />
     Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">anne sütü</span> 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.<br />
     Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.<br />
     Bu dönemde de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çocuklar günde dört öğün beslenmeli,</span> temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.<br />
    Ülkemizde en sık yapılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hatalardan</span> biri çocuğu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yemek suyuyla</span> beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.<br />
     Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.<br />
     Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.<br />
     Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir.<br />
     Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.<br />
     Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.<br />
      Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.<br />
      Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.<br />
    Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.<br />
     Çay ve kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.<br />
     Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5 - 2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. Üç yaştan itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.[/align]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Emzirmenin faydaları]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Emzirmenin-faydalar%C4%B1-11898</link>
			<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 11:31:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=431">asi cafe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Emzirmenin-faydalar%C4%B1-11898</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">En az 4 ay emzirilen bebeklerin akciğerlerinin diğerlerine oranla daha güçlü olduğu ortaya kondu.</span><br />
Emzirilen bebeklerin akciğerlerinin çocuklukta, emzirilmeyenlere göre daha güçlü olabileceği bildirildi.<br />
İngiliz ve Amerikan bilim adamlarının, 1456 bebekle 10 yaşlarına gelene kadar yaptığı araştırmada, bebekken en az 4 ay boyunca emzirilen çocukların akciğerlerinin görevlerini daha iyi yerine getirdikleri görüldü.<br />
Sonuçları Thorax dergisinde yayımlanan araştırmada, emmenin farklı mekanizmaları ve emme süresinin, bu etkiden kısmen sorumlu olabileceği ve biberonların tasarımında yapılacak değişikliklerin de bu etkiyi yaratabileceği belirtildi.<br />
Araştırma çerçevesinde izlenen çocuklardan üçte birinin, bebekken en az 4 ay boyunca emzirildiği ve bu çocukların derin bir nefes aldıktan sonra emzirilmeyenlere göre dışarı daha fazla hava verdikleri ve bunu daha hızlı yaptıkları gözlendi.<br />
Çocukların akciğerlerinde görülen bu etkiye, anneleri astım ya da alerjik bir yapıya sahip olsa dahi rastlandığı kaydedildi.<br />
Emzirmeyle ilgili daha önce yapılan araştırmalar, emzirmenin, bebekleri hayatlarının ilk döneminde solunum yolu problemlerinden koruduğu göstermişti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">En az 4 ay emzirilen bebeklerin akciğerlerinin diğerlerine oranla daha güçlü olduğu ortaya kondu.</span><br />
Emzirilen bebeklerin akciğerlerinin çocuklukta, emzirilmeyenlere göre daha güçlü olabileceği bildirildi.<br />
İngiliz ve Amerikan bilim adamlarının, 1456 bebekle 10 yaşlarına gelene kadar yaptığı araştırmada, bebekken en az 4 ay boyunca emzirilen çocukların akciğerlerinin görevlerini daha iyi yerine getirdikleri görüldü.<br />
Sonuçları Thorax dergisinde yayımlanan araştırmada, emmenin farklı mekanizmaları ve emme süresinin, bu etkiden kısmen sorumlu olabileceği ve biberonların tasarımında yapılacak değişikliklerin de bu etkiyi yaratabileceği belirtildi.<br />
Araştırma çerçevesinde izlenen çocuklardan üçte birinin, bebekken en az 4 ay boyunca emzirildiği ve bu çocukların derin bir nefes aldıktan sonra emzirilmeyenlere göre dışarı daha fazla hava verdikleri ve bunu daha hızlı yaptıkları gözlendi.<br />
Çocukların akciğerlerinde görülen bu etkiye, anneleri astım ya da alerjik bir yapıya sahip olsa dahi rastlandığı kaydedildi.<br />
Emzirmeyle ilgili daha önce yapılan araştırmalar, emzirmenin, bebekleri hayatlarının ilk döneminde solunum yolu problemlerinden koruduğu göstermişti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[sevgisiz kalan çocuğun boyu kısa olabiliyor]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-sevgisiz-kalan-%C3%A7ocu%C4%9Fun-boyu-k%C4%B1sa-olabiliyor-11850</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:53:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-sevgisiz-kalan-%C3%A7ocu%C4%9Fun-boyu-k%C4%B1sa-olabiliyor-11850</guid>
			<description><![CDATA[Sevgisiz Kalan Çocuğun Boyu Kısa Olabiliyor<br />
<br />
-TÜRKİYE'DE GÖRÜLME SIKLIĞI YÜZDE 3-15 ARASINDA DEĞİŞEN BOY KISALIĞI, ANNE KARNINDAN BAŞLAYIP FİNAL BOYA KADAR UZANAN YAŞAMDA BİRÇOK ETKENE BAĞLI OLARAK GELİŞEBİLİYOR -BESLENME BOZUKLUĞU VE SEVGİSİZLİK ÇOCUKLARDA BOY KISALIĞINA YOL AÇABİLİYOR<br />
<br />
Türkiye'de görülme sıklığı yüzde 3-15 arasında değişen boy kısalığı, anne karnından başlayıp final boya kadar uzanan yaşamda birçok etkene bağlı olarak gelişebiliyor. Bu etkenler arasında beslenme bozukluğu ve sevgisizlik gösteriliyor. <br />
     Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyümenin, anne karnında başladığını ve ergenlik döneminin sonuna kadar sürdüğünü söyledi. <br />
     Çocukluk döneminde sürekli bir büyümenin gerçekleşmesinin çocukları erişkinlerden farklı kılan bir özellik olduğunu ifade eden Atabek, özellikle kronik hastalıklar ve beslenme yetersizliği boy uzamasını etkileyen en sık nedenler olarak bilindiğini kaydetti. <br />
     Anne karnındaki bebeğin büyüme açısından ultrason ile takibinin yapılabildiğini belirten Atabek, ''En az 15 gün arayla yapılan iki ultrason incelemesiyle büyüme duraklaması saptanırsa daha anne karnında iken çocukta büyüme geriliği tanımı kullanılır. Bu çocuklar doğumdan sonra sıkı takip altına alınırlar'' dedi. <br />
     Büyümeyi yakalama 6-15 ay arasında olsa da son sınır olarak baş çevresinde 18, ağırlıkta 21, boyda ise 36 ay beklendiğini dile getiren Atabek, ''Hatta ileri prematüre bebeklerde büyümeyi yakalama oldukça gecikebilir. Bu sürelerde normali yakalayamayan çocukların mutlaka çocuk endokrinoloji doktorları tarafından değerlendirilmesi ve tedavi edilmeleri önemlidir'' diye konuştu. <br />
     Atabek, doğum tartısı gebelik süresine göre düşük olarak doğan ve ilk 2 yaşta büyümede yakalama yapamayan çocukların nihai boylarının kısa olacağını bildirdi. <br />
     <br />
     -YUVA ÇOCUKLARINDA KISA BOYLULUK- <br />
     <br />
     Boy kısalığının toplumda görülme sıklığının yüzde 3-15 arasında değiştiğini vurgulayan Atabek, şunları kaydetti: <br />
     ''Boy kısalığının nedenleri oldukça fazladır. Ailevi boy kısalığı, yapısal boy kısalığı ve ergenliğin gecikmesi, iskelet sistemi hastalıkları, doğum kilosunun düşük olması, beslenme bozukluğu, kronik hastalıklar, uzun süreli ilaç kullanımı, turner sendromu, büyüme hormonu eksikliği ve sevgi yoksunluğunu nedenler arasında sayabiliriz. Büyüme hormonu eksikliği 3 bin 500'de bir görülür ve sıklıkla tek bulgusu boy kısalığı veya büyümede duraklamadır. Bunlardan ülkemizde en çok öne çıkan neden özellikle hayatın ilk yıllarında geçirilen beslenme bozukluğudur. Uzun süren beslenme bozukluğu olan çocukta önce kilo düşer sonra boy kısa kalır. Sağlıklı büyümek ve boy kısalığını önleyebilmek için sağlıklı bir beslenme ilk koşuldur.'' <br />
     Bunun yanında en önemli boy kısalığı nedenlerinden birisinin de sevgisizlik olduğunu ifade eden Atabek, ''Psikososyal nedenlerle örneğin sevgi yoksunluğu yaşayan çocuklarda, sosyal problemleri fazla olan ailelerin çocuklarında ve bazı yuva çocuklarında kısa boyluluk görülebilmektedir'' dedi. <br />
     Boy kısalığı olan bir çocuğun tedavisinin de nedenine göre yapılacağını ifade eden Atabek, boy kısalığına neden olan etken ne kadar erken teşhis ve tedavi edilirse boy uzatma tedavisinde de başarı şansının o kadar artacağını sözlerine ekledi.<br />
<br />
<br />
(ALINTIDIR)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sevgisiz Kalan Çocuğun Boyu Kısa Olabiliyor<br />
<br />
-TÜRKİYE'DE GÖRÜLME SIKLIĞI YÜZDE 3-15 ARASINDA DEĞİŞEN BOY KISALIĞI, ANNE KARNINDAN BAŞLAYIP FİNAL BOYA KADAR UZANAN YAŞAMDA BİRÇOK ETKENE BAĞLI OLARAK GELİŞEBİLİYOR -BESLENME BOZUKLUĞU VE SEVGİSİZLİK ÇOCUKLARDA BOY KISALIĞINA YOL AÇABİLİYOR<br />
<br />
Türkiye'de görülme sıklığı yüzde 3-15 arasında değişen boy kısalığı, anne karnından başlayıp final boya kadar uzanan yaşamda birçok etkene bağlı olarak gelişebiliyor. Bu etkenler arasında beslenme bozukluğu ve sevgisizlik gösteriliyor. <br />
     Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyümenin, anne karnında başladığını ve ergenlik döneminin sonuna kadar sürdüğünü söyledi. <br />
     Çocukluk döneminde sürekli bir büyümenin gerçekleşmesinin çocukları erişkinlerden farklı kılan bir özellik olduğunu ifade eden Atabek, özellikle kronik hastalıklar ve beslenme yetersizliği boy uzamasını etkileyen en sık nedenler olarak bilindiğini kaydetti. <br />
     Anne karnındaki bebeğin büyüme açısından ultrason ile takibinin yapılabildiğini belirten Atabek, ''En az 15 gün arayla yapılan iki ultrason incelemesiyle büyüme duraklaması saptanırsa daha anne karnında iken çocukta büyüme geriliği tanımı kullanılır. Bu çocuklar doğumdan sonra sıkı takip altına alınırlar'' dedi. <br />
     Büyümeyi yakalama 6-15 ay arasında olsa da son sınır olarak baş çevresinde 18, ağırlıkta 21, boyda ise 36 ay beklendiğini dile getiren Atabek, ''Hatta ileri prematüre bebeklerde büyümeyi yakalama oldukça gecikebilir. Bu sürelerde normali yakalayamayan çocukların mutlaka çocuk endokrinoloji doktorları tarafından değerlendirilmesi ve tedavi edilmeleri önemlidir'' diye konuştu. <br />
     Atabek, doğum tartısı gebelik süresine göre düşük olarak doğan ve ilk 2 yaşta büyümede yakalama yapamayan çocukların nihai boylarının kısa olacağını bildirdi. <br />
     <br />
     -YUVA ÇOCUKLARINDA KISA BOYLULUK- <br />
     <br />
     Boy kısalığının toplumda görülme sıklığının yüzde 3-15 arasında değiştiğini vurgulayan Atabek, şunları kaydetti: <br />
     ''Boy kısalığının nedenleri oldukça fazladır. Ailevi boy kısalığı, yapısal boy kısalığı ve ergenliğin gecikmesi, iskelet sistemi hastalıkları, doğum kilosunun düşük olması, beslenme bozukluğu, kronik hastalıklar, uzun süreli ilaç kullanımı, turner sendromu, büyüme hormonu eksikliği ve sevgi yoksunluğunu nedenler arasında sayabiliriz. Büyüme hormonu eksikliği 3 bin 500'de bir görülür ve sıklıkla tek bulgusu boy kısalığı veya büyümede duraklamadır. Bunlardan ülkemizde en çok öne çıkan neden özellikle hayatın ilk yıllarında geçirilen beslenme bozukluğudur. Uzun süren beslenme bozukluğu olan çocukta önce kilo düşer sonra boy kısa kalır. Sağlıklı büyümek ve boy kısalığını önleyebilmek için sağlıklı bir beslenme ilk koşuldur.'' <br />
     Bunun yanında en önemli boy kısalığı nedenlerinden birisinin de sevgisizlik olduğunu ifade eden Atabek, ''Psikososyal nedenlerle örneğin sevgi yoksunluğu yaşayan çocuklarda, sosyal problemleri fazla olan ailelerin çocuklarında ve bazı yuva çocuklarında kısa boyluluk görülebilmektedir'' dedi. <br />
     Boy kısalığı olan bir çocuğun tedavisinin de nedenine göre yapılacağını ifade eden Atabek, boy kısalığına neden olan etken ne kadar erken teşhis ve tedavi edilirse boy uzatma tedavisinde de başarı şansının o kadar artacağını sözlerine ekledi.<br />
<br />
<br />
(ALINTIDIR)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocukta çalma (hırsızlık) davranışı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocukta-%C3%A7alma-h%C4%B1rs%C4%B1zl%C4%B1k-davran%C4%B1%C5%9F%C4%B1-11849</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:52:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocukta-%C3%A7alma-h%C4%B1rs%C4%B1zl%C4%B1k-davran%C4%B1%C5%9F%C4%B1-11849</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Çocuklarda görülen çalma davranışı anne babayı endişeye düşüren bir durumdur. Ancak bu çalma davranışı çocukta bir uyum ve davranış sorunun habercisi olabilir.  <br />
<br />
Okul öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı' olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması gerekir.<br />
<br />
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hatalı anne-baba tutumları</span><br />
- Aşırı disiplinli tutum<br />
- Kıyaslamacı tutum<br />
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik<br />
- Maddi cezalar verme<br />
- Gereksinimlerin giderilmemesi<br />
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi<br />
<br />
Yukarıdaki başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir. Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması, ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği</span><br />
Çocuğun kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kıskançlık ve rekabet duyguları</span>Kardeşlerini veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen kişiden öç almak anlamına gelmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sevgisizlik ve ilgisizlik</span><br />
Fiziksel ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk, başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı fazladır.<br />
<br />
Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla<br />
uzmanla birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.<br />
<br />
Anne-babalar, bu sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">dikkat etmeleri </span>gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak <br />
Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek <br />
Çocuğu deşifre etmek <br />
Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek <br />
Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek <br />
Gurur kırıcı davranışlar sergilemek <br />
Şiddete başvurmak</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Çocuklarda görülen çalma davranışı anne babayı endişeye düşüren bir durumdur. Ancak bu çalma davranışı çocukta bir uyum ve davranış sorunun habercisi olabilir.  <br />
<br />
Okul öncesi dönemde, genellikle 7-8 yaşlarına kadar görülen izinsiz eşya alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olan 'çalma davranışı' olarak kabul edilmez. Bu dönemden önce, özellikle 3-6 yaşları arasında çocuklar gittikleri evlerde veya kreşte arkadaşlarında gördükleri objeleri ve oyuncakları almakta sakınca görmezler. Çocuğun bu davranışının altında yatan neden, beğendiği nesneyi yanında bulundurmaya çalışmaktan öte birşey değildir. Okul öncesi dönemde mülkiyet duygusu tam olarak gelişmediği için, çocuklar, başka birine ait bir eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük çeker. Bu nedenle, çalma davranışının bir uyum ve davranış bozukluğu olarak ele alınabilmesi için çocuğun ilkokul çağına gelmiş olması gerekir.<br />
<br />
Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen çalma davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Hatalı anne-baba tutumları</span><br />
- Aşırı disiplinli tutum<br />
- Kıyaslamacı tutum<br />
- Paraya aşırı düşkünlük veya cimrilik<br />
- Maddi cezalar verme<br />
- Gereksinimlerin giderilmemesi<br />
- Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi<br />
<br />
Yukarıdaki başlıklarda görüldüğü gibi, anne-babaların aşırı disiplinli ve katı tutumları çocuklarda çalma davranışına neden olabilir. Çocuğun kardeşleriyle veya komşu, arkadaş ve akraba çocuklarıyla sıklıkla kıyaslandığı aile ortamları çalma davranışına zemin hazırlayabilir. Ailenin, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamayarak onu cezalandırması, ekonomik güçlükler nedeniyle çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını giderememesi, anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü veya cimriliği, parayı çocuğa karşı bir tehdit aracı olarak kullanması gibi hatalı tutumlar da çalma davranışının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği</span><br />
Çocuğun kendini değersiz hissetmesi bu davranışı destekler. Kendini yetersiz hisseden çocuk değerli gördüğü eşyaları çalarak kendini değerli kılmaya çalışır. Yetersizlik duyguları taşıyan çocuğun anne-babasının aşırı koruyucu tutumu ve çocuğu sürekli kontrol etmeye çalışır tavırları çocuğun bu duygularını pekiştirir. Böylece, kendisine güvenilmediğini düşünen çocuk giderek öz-güvenini kaybetmeye başlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kıskançlık ve rekabet duyguları</span>Kardeşlerini veya başka çocukları kıskanan çocuklar yaşadıkları rekabet duygusunu bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler. Bu nedenle uyum bozukluğu geliştiren çocuklarda çalmak, kıskanılan veya rekabet edilen kişiden öç almak anlamına gelmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sevgisizlik ve ilgisizlik</span><br />
Fiziksel ve maddi ihtiyaçların giderilmemesi gibi, manevi ihtiyaçların giderilmemeside bu uyum bozukluğuna neden olabilmektedir. Yeterince sevilmediğini düşünen, duygusal anlamda yeterince ilgi görmeyen çocuk, başkalarına ait eşyaları çalarak elde edemediği sevgi açığını gidermeye çalışır. Bu sebeple,kimsesiz çocuklarda, sokak çocuklarında ve aileleri tarafından dışlanmış çocuklarda çalma davranışının görülme sıklığı fazladır.<br />
<br />
Çocuklarında çalma davranışı görülen anne-babaların, bu davranışın tedavi edilmesi ve ileride yeniden ortaya çıkmasının veya yerini başka bir davranış bozukluğuna bırakmasının önlenmesi için zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. Bir psikologla<br />
uzmanla birlikte yapılan çalışmalarda yukarıdaki sebeplerden hangilerinin bu davranışın gelişmesine yol açtığı tespit edilmeli ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Davranışa neden olan faktörler kontrol altına alındığında davranışta hızla ortadan kalkacak ve yeni bağımsız sorunların oluşumu da engellenmiş olacaktır.<br />
<br />
Anne-babalar, bu sorun nedeniyle baş vurdukları uzman tarafından çocuklarına yaklaşımları konusunda da bilgilendirilmelidirler. Burada kısaca özetlemek gerekirse, çalma davranışı gösteren çocukların ailelerinin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">dikkat etmeleri </span>gereken şeyler aşağıda sıralanmıştır;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yargılayıcı ve suçlayıcı tutumdan uzak durmak <br />
Aşağılayıcı, küçük düşürürücü ve ayıplayıcı tavır sergilememek <br />
Çocuğu deşifre etmek <br />
Bu davranışı nedeniyle çocuğa duyulan güvensizliği ifade etmek <br />
Cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlar sergilemek <br />
Gurur kırıcı davranışlar sergilemek <br />
Şiddete başvurmak</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocukta dikkat çekme mekanizması]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocukta-dikkat-%C3%A7ekme-mekanizmas%C4%B1-11848</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:47:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocukta-dikkat-%C3%A7ekme-mekanizmas%C4%B1-11848</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><br />
Çogu cocugun ustalikla kullandigi bir yöntemdir. Bir grubun parçasi olamadigina inanan çocuk ilgi ve dikkat çekme amaciyla bu mekanizmayi kullanir.Olumsuz olan ve dikkat çeken bir cok davranis bulunmaktadir. <br />
<br />
Mesela, grup içinde bagirarak konusma, arkadaslarina sözel ve fiziksel tehidtte bulunma, istedigi olmayinca bagirarak aglama, ebeveynin veya yuva egticilerinin sinirlenmesini saglayacak sekilde davranma gibi.Burada önemli olan yetiskinin de sistem içine cekilmesidir..cocugun hedefi budur.yetiskini de oyunu içine cekerek dikkat cekmek ve yetiskinin kendisine hizmet etmesini saglamak.<br />
<br />
Unutulmamalidir ki çocuk görmemezlikten gelinmek yerine cezalandirilmayi tercih edecektir.Ancak bazen çocuklar olumusz davranmak yerine yetiskinlerle isbirligine giderek kendilerinden istenildigi gibi davranirlar.Bu durumda, çocugun yardim etmek ve katkida bulunmak için mi yoksa ilgi ihtiyacini karsilamak icin mi isbirligi yaptigini kestirmek güçtür. <br />
<br />
<br />
Dikkat cekme yoluyla ilgiyi üzerinde toplamak ögrenilmis bir davranis ta olabilir..ebeveyn tutumlari sonucu cocuk olumsuz davranarak ilgiyi üzerine cekebilecegini cabuk kavrar.ve sürekli olumsuz davranarak ( mesela, isteklerini bagirarak veya aglayarak belirtir, grup içinde saldirganca davranir, bagirarak konusur, birseyler çalar veya kirar vb.) Yetiskinin ilgisini çeker.bu gibi durumlarda yetiskin uyanik olmali,<br />
<br />
<br />
Cocugun kendisini sinirlendirmek istedigini acikca ona ifade etmeli ( beni sinirlendirerek sana ilgi göstermemi istedigini düsünüyorum tarzi) <br />
Empati yaparak cocugun içnde bulundugu duygu durumunu ( öfke, nefret kirginlik gibi) anlamaya calismali <br />
Kendisinden örnekler vererek cocukla iletisime gecmeli..( Bende senin yasindayken annemi boyle kizdiriyordum ancak sonra istedigimi elde edince de hep sucluluk hissetim. Tarzi..bu yaklasim cocugun kendisiyle ilgili konusmasina olanak verir. </span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #008000;" class="mycode_color"></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><br />
Çogu cocugun ustalikla kullandigi bir yöntemdir. Bir grubun parçasi olamadigina inanan çocuk ilgi ve dikkat çekme amaciyla bu mekanizmayi kullanir.Olumsuz olan ve dikkat çeken bir cok davranis bulunmaktadir. <br />
<br />
Mesela, grup içinde bagirarak konusma, arkadaslarina sözel ve fiziksel tehidtte bulunma, istedigi olmayinca bagirarak aglama, ebeveynin veya yuva egticilerinin sinirlenmesini saglayacak sekilde davranma gibi.Burada önemli olan yetiskinin de sistem içine cekilmesidir..cocugun hedefi budur.yetiskini de oyunu içine cekerek dikkat cekmek ve yetiskinin kendisine hizmet etmesini saglamak.<br />
<br />
Unutulmamalidir ki çocuk görmemezlikten gelinmek yerine cezalandirilmayi tercih edecektir.Ancak bazen çocuklar olumusz davranmak yerine yetiskinlerle isbirligine giderek kendilerinden istenildigi gibi davranirlar.Bu durumda, çocugun yardim etmek ve katkida bulunmak için mi yoksa ilgi ihtiyacini karsilamak icin mi isbirligi yaptigini kestirmek güçtür. <br />
<br />
<br />
Dikkat cekme yoluyla ilgiyi üzerinde toplamak ögrenilmis bir davranis ta olabilir..ebeveyn tutumlari sonucu cocuk olumsuz davranarak ilgiyi üzerine cekebilecegini cabuk kavrar.ve sürekli olumsuz davranarak ( mesela, isteklerini bagirarak veya aglayarak belirtir, grup içinde saldirganca davranir, bagirarak konusur, birseyler çalar veya kirar vb.) Yetiskinin ilgisini çeker.bu gibi durumlarda yetiskin uyanik olmali,<br />
<br />
<br />
Cocugun kendisini sinirlendirmek istedigini acikca ona ifade etmeli ( beni sinirlendirerek sana ilgi göstermemi istedigini düsünüyorum tarzi) <br />
Empati yaparak cocugun içnde bulundugu duygu durumunu ( öfke, nefret kirginlik gibi) anlamaya calismali <br />
Kendisinden örnekler vererek cocukla iletisime gecmeli..( Bende senin yasindayken annemi boyle kizdiriyordum ancak sonra istedigimi elde edince de hep sucluluk hissetim. Tarzi..bu yaklasim cocugun kendisiyle ilgili konusmasina olanak verir. </span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #008000;" class="mycode_color"></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuğunuza oyuncak seçerken]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocu%C4%9Funuza-oyuncak-se%C3%A7erken-11847</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:45:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocu%C4%9Funuza-oyuncak-se%C3%A7erken-11847</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"></span><br />
<br />
     Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı. <br />
    Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı. <br />
    Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı. <br />
    Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı. <br />
    Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı. <br />
    Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı. <br />
    Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı. <br />
    Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı. <br />
    Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı. <br />
    Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dış alanlarda: </span><br />
    Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı. <br />
    Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli. <br />
    Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli. <br />
    Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı. <br />
    Mutfakta oyuncak bulunmamalı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"></span><br />
<br />
     Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı. <br />
    Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı. <br />
    Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı. <br />
    Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı. <br />
    Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı. <br />
    Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı. <br />
    Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı. <br />
    Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı. <br />
    Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı. <br />
    Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dış alanlarda: </span><br />
    Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı. <br />
    Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli. <br />
    Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli. <br />
    Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı. <br />
    Mutfakta oyuncak bulunmamalı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[hiperaktivite]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-hiperaktivite-11846</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:39:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-hiperaktivite-11846</guid>
			<description><![CDATA[[/color]Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, çocuk psikolojisinde en önemli psikiyatrik  sorunların başında gelir.  Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aileyi, okulu, toplumu  ilgilendiren yönleriyle aynı zamanda bir eğitim ve öğretim sorunudur. <br />
<br />
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) nun <br />
<br />
<br />
ZEKA İLE HİÇ BİR İLİŞKİSİ YOKTUR .<br />
<br />
 <br />
<br />
Normalin Üstü, Normalin Altı ya da Normal zekaya sahip her çocuk DEHB i yaşayabilir. <br />
<br />
ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI <br />
<br />
" Söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor "<br />
<br />
" Tüm araba markalarını biliyor ama bir dakika önce söylediğim şeyi hatırlamıyor "<br />
<br />
" Bilgisayar başında saatlerce oturabiliyor ama ödev başında en çok 10 dk. " <br />
<br />
<br />
" Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor " " Dersi dinleyemiyor, sürekli etrafı ile ilgili "<br />
<br />
" Başladığı işi bitirmiyor " " Doğum öncesinden beri hareketli " <br />
<br />
<br />
" Eli dursa ayağı oynar "<br />
<br />
" Sürekli hareket halinde , yürümez koşar " <br />
<br />
<br />
" Ya konuşur ya sesler çıkarır " " TV izlerken bile hareket eder " <br />
<br />
<br />
" Sandalyede oturmanın 50 çeşidini gösterebilir " " Sınıfta nereye baksam onu görüyorum " <br />
<br />
<br />
" Sırada otururken bile eli ayağı hareket ediyor" <br />
<br />
DÜRTÜSELLİK BELİRTİLERİ <br />
<br />
<br />
Davranışları ortama ve sonuçlarına göre düzenlemek ve yönlendirmekle ilgili bir sorundur. <br />
Bir şey yapmadan önce sonucunu düşünmezler ("Bunu yaparsam ceza alırım"). <br />
Bir şey yapmadan önce o davranışın o ortam için uygun olup olmadığını düşünmezler ("Burada bu davranış yapılmaz"). <br />
Söyleyecekleri şeyin karşısındaki kişide nasıl bir etki yapacağını düşünmezler ( "Bunu söylersem bana kırılır") Aslında ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar. <br />
Bir kuralı biliyorlardır, sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler. <br />
Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan, ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar. <br />
<br />
<br />
ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI <br />
<br />
" 10 yaşına geldi hala söz kesmemeyi öğrenemedi " <br />
" Düşünmeden hareket eder " " Sabırsızdır, istekleri hemen olsun ister " <br />
" Asla sırasını bekleyemez " <br />
" Daha soruyu tamamlamadan cevabını vermeye kalkıyor " <br />
" Aklına geleni hemen yapıyor " <br />
<br />
DEHB in NEDENLERİ <br />
<br />
<br />
Kalıtsal bir sorundur. <br />
Anne babadan alınan genler bu soruna yatkınlık oluşturur. <br />
Ailenin diğer bireylerinde de benzer sorunlar olma riski yüksektir. <br />
<br />
KALITSAL<br />
<br />
<br />
Aile Çalışmaları <br />
<br />
DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla . DEHB olan çocukların kardeşlerinde normal çocuklara oranla 2-3 kat fazla DEHB var. <br />
<br />
<br />
İkiz Çalışmaları <br />
Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanım oranı %80-90, çift yumurta ikizlerinde %30 <br />
<br />
ÇEVRESEL <br />
<br />
<br />
Bu etkenler direk olarak DEHB a neden olmaz. Sadece genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde riski arttırır. <br />
Doğum öncesi (gebelikte hastalanma, alkol, sigara, ilaç kullanımı) <br />
Doğum sırasında ( erken doğum, doğum komplikasyonları) <br />
Doğum sonrası ( Bazı hastalıklar, kurşun gibi maddelere maruz kalma vb) <br />
<br />
FİZYOLOJİK <br />
<br />
<br />
Beyindeki dikkat ve davranış kontrolünden sorumlu olan bölgeler yeterince aktif değillerdir. <br />
Dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve düşünmeden hareket etme beyindeki bu merkezlerin iyi çalışmamasının sonucudur. <br />
<br />
<br />
DEHB TE SÜREÇ <br />
<br />
<br />
Erken çocukluk dönemlerinde başlar, <br />
En sık ilkokul döneminde tanı konulur, <br />
Çocukluğunda bu tanıyı alanların %70-80 i ergenlikte de aynı belirtileri gösterirler. <br />
Bunların da %50-65 i erişkinlikte de aynı tanıyı alırlar. <br />
DEHB erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam edebilen bir bozukluktur. <br />
Temel belirtiler aynı olmakla birlikte her yaş döneminde farklı bir görünüm vardır. <br />
Özellikle aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri zaman içinde azalır. <br />
Dikkat eksikliği yaşam boyu devam edebilir. <br />
İlkokul çağındaki çocukların % 3-5 inde yani her 20-30 çocuktan birisinde görülüyor. <br />
Her sınıfta en az 1 çocukta bu sorunun bulunma olasılığı var. <br />
Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülüyor. <br />
Çocukluklarında DEHB bozukluğu olanların %80 i ergenlikte, %30-65 i erişkinlikte de bu belirtileri taşırlar. <br />
Erişkinler arasında %1-2 sıklıkta görüldüğü bildiriliyor (ABD ve Kanada da). <br />
<br />
DEHB ye EŞLİK EDEN SORUNLAR <br />
<br />
<br />
Dağınıklık, düzensizlik <br />
Dalgınlık, hayal kurma <br />
Tutarsızlık <br />
Bellek sorunları <br />
Sakarlık, koordinasyon güçlükleri <br />
Sosyal ilişkilerde sorunlar <br />
Düşük benlik saygısı<br />
<br />
BEBEKLİK DÖNEMİ <br />
<br />
<br />
Huzursuz, gergin bebeklerdir. <br />
Kolay ağlarlar, zor sakinleştirilirler. <br />
Dış uyaranlara (ses, dokunma gibi ) aşırı tepki verirler. <br />
Uyku sorunları ( az uyuma, sık sık uyanma gibi) olabilir. <br />
"Daha karnımdayken bile çok hareket ederdi" <br />
"Kucağıma aldığımda devamlı dolaşmamdan hoşlanırdı" <br />
"Asla uzun süre uyumaz, çok kolay uyanırdı " OKUL ÖNCESİ DÖNEM <br />
Devamlı hareket eder, atlar, zıplar, bir yerlere tırmanır. <br />
İsteklerini erteleyemez, tutturmaları olur. <br />
İlgi devamlı üzerinde olsun ister, bunu sağlayacak şeyler yapar. <br />
Bir oyundan diğerine geçer, ilgisi çok kısadır. <br />
Çok konuşur, sürekli soru sorar ama yanıtı dinlemez. <br />
Mutsuzluk, mızırdanma, ana babaya aşırı bağımlılık. <br />
<br />
<br />
İLKÖĞRETİM DÖNEMİ <br />
<br />
<br />
En sık bu dönemde tanı konulur. <br />
Sakin ve sessizce sırada oturamaz. <br />
Dersi dikkatle dinleyemez, etrafı ile daha çok ilgilidir. <br />
Sorulan sorulara sonunu beklemeden, söz istemeden yanıt verir. <br />
Verilen görevleri tam olarak yerine getirmez. <br />
Diğer çocuklarla ilişki sorunları olabilir. <br />
Kendisine benzer çocuklarla arkadaşlık kurar. <br />
Eşyalarını tam olarak getirmez, kaybeder, dağınıktır. <br />
Akademik başarısı kapasitesiyle orantılı değildir. <br />
Ev ödevlerini almaz, evde ödev yapmak sorun olur.<br />
<br />
ERGENLİK DÖNEMİ <br />
<br />
<br />
Hiperaktivitede azalma olur ama kıpır kıpırlık devam eder. <br />
Ders dinleyemez, uykulu bir hali olabilir ya da kalem çevirme, resim yapma gibi şeylerle uğraşır. <br />
Akademik başarı daha ciddi düzeyde sorun olmaya başlar. <br />
Öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşanır, karşılık verir, saygısız, ilgisiz bir öğrenci olarak nitelendirilir. <br />
Aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar olabilir. <br />
Benlik saygısında azalma, depresyon görülebilir, duygu durumu değişkendir, aniden öfkelenebilir. <br />
Sigara, alkol madde kullanımı başlayabilir. <br />
Yasal sorunlara neden olabilecek, riskli ,tehlikeli davranışları olabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEHB İLE BAŞA ÇIKMAK TEDAVİ YÖNTEMLERİ </span><br />
<br />
<br />
1. Farmakolojik tedaviler(ilaç tedavisi) <br />
2. Anne baba ve öğretmen eğitimi <br />
3. Çocuğun bireysel tedavisi(davranışçı teknikler, sosyal beceri eğitimi) <br />
1. Eğitim <br />
1. Alternatif tedaviler <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OLUMLU ÖZELLİKLERİ </span><br />
<br />
Enerjik olma<br />
<br />
Yaratıcılık <br />
<br />
Sıcak kanlı ve cana yakın olma <br />
<br />
Kolay ilişki kurabilme Esneklik Hoşgörülü olma <br />
<br />
İyi bir espri yeteneğine sahip olma <br />
<br />
<br />
Risk alabilme (bazen gerekenden fazla oranda) <br />
<br />
İnsanlara kolaylıkla güvenebilme ( bazen gerekenden fazla oranda) <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NELER YAPABİLİRİZ? <br />
<br />
DİKKAT EKSİKLİĞİ İÇİN</span>... <br />
<br />
Öğrenciyi: <br />
Sakin bir yerde oturtun. <br />
İyi örnek olabilecek bir arkadaşının yanına oturtun. <br />
Samimi olduğu çalışkan bir arkadaşının yanına oturtun. <br />
Not tutmada bu arkadaşının yardımını sağlayın. <br />
Sınıfta bütün sıraların arasındaki uzaklığı arttırınız. <br />
Verilen çalışmayı tamamlayabilmesi için ek süre veriniz. <br />
Dikkat süresi ile uyumlu olacak şekilde görevleri ya da çalışma süresini kısaltınız. <br />
Kısa süreli hedefler belirleyin. <br />
Her seferinde bir tek görev veriniz. <br />
Ödevlerinin miktarını azaltınız. <br />
Açık ve kesin yönerge verin. <br />
Etkinliği sürdürmesi için uyarı-sinyal veriniz.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><br />
HİPERAKTİVİTE İÇİN... </span><br />
<br />
<br />
Çalışırken arada bir duraklamasını sağlayınız. <br />
Sırada oturmaya ara vermesi için fırsat tanıyınız. <br />
Görevleri arasında kısa molalar veriniz. <br />
Aceleci ve dikkatsiz çalışmışsa, yaptığı işi kontrol etmesini öğretiniz. <br />
Küçük, uygunsuz davranışları görmezden geliniz. <br />
Uygunsuz davranışları ihtiyatlı kınayınız. <br />
Olumlu davranışları övünüz. <br />
Öğrencinin aç olmadığından emin olunuz. Gerektikçe el kaldırmasını, seslenmesini öğretin. <br />
Elini yalnızca amaca uygun durumda kaldırdığı zaman yanına gidin. <br />
Soru yanıtlamak için el kaldırdığında övün. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmene Öneriler </span>[/color][color=#800000]<br />
<br />
DEHB li çocuklar genellikle okula başladıktan sonra teşhis edilirler. Bunun başlıca nedeni anne babaların kendi çocuklarına alışmaları sonucu bir çok davranışın onlara olağan görünmesidir. Çoğunlukla öğretmenler DEHB li çocukları fark edip ve tanı sürecini başlattıkları için DEHB konusunda çok temel bazı bilgilere sahip olmaları gerekir. Öğretmenler tanı sürecinin ilk halkalarından biridir bunun yanı sıra işlerinin DEHB li çocuklar hakkında her şeyi bilmek ve tanı koymak olmadığını akılda tutarak bir uzmandan yardım istemekten çekinmemelidirler. DEHB li çocuklarla başa çıkabilmesi için öğretmenlerin olumlu ve gerçekçi akademik beklentiye, sıkı bir gözlem ve denetim becerisine, tutarlı, sabırlı ve esprili bir kişilik yapısına, işbirliğine yatkınlığa (özel eğitim öğretmeni ve uzmanlarla), sahip olması gerekir. DEHB li çocukların %50 si normal sınıflarda eğitilebilir. Geriye kalan %50 si ise özel eğitim ve ilgili hizmetleri gerektirir. Bu %50 nin yaklaşık %35-40 ı da normal sınıflarda bulunabilir ancak ek destek alırlar. Çok ciddi şekilde etkilenen diğer %10-15 lik kesim için özel sınıflar gereklidir. Öğretmen bu çocukların ihtiyaçlarını tanıyacak ve bu çocuklara uygun eğitim verecek şekilde eğitilmemişse kendini yetiştirme fırsatları aramalıdır. Aksi halde sınıfta bir sinir savaşı yaşanır. Türk Milli Eğitim sisteminde yer alan müfredat içerikleri dikkat yetenekleri bakımından çan eğrisinin ortasındaki çocuklara göre düzenlenmiştir. Ortalamanın biraz üzerindeki ve biraz altındaki çocuklar okulda genel olarak problem yaşamazlar. <br />
<br />
Öğretmenlerin ders anlatırken dikkat dağınıklığı bozukluğu olan çocukların da içinde bulunduğu ortalamanın altındaki çocukları göz önünde tutmaları çok önemlidir. Bazen dürtüsel davranışları nedeniyle DEHB li çocuklar normal çocukların devam ettiği sınıflarda tutulmak istenmez. Alt özel sınıflara gönderilmeleri için anne babalara önerilerde bulunulur. Oysa IQ düzeyi normal olduğu halde dürtüsel ve hiperaktif davranışları nedeniyle bir çocuğun alt özel sınıfa gönderilmesi son derece sakıncalıdır. Aile ya da öğretmen bunu bir çözümmüş gibi görebilir ancak normal IQ &#8216;ya sahip DEHB li bir çocuk bu tür sınıflarda zihinsel açıdan kapasitelerinin çok daha altında performans göstermeye başlar. Okul değiştirme seçeneği de saklı kalmak kaydıyla sınıf yada öğretmen değiştirmek o an için daha iyi bir çözüm olabilir. Normal sınıfta kalabilmesi için neler gerektiği ve sonuçlarının neler olabileceği aile ve çocukla tartışılmalı, uzman görüşü alınmalıdır. <br />
<br />
<br />
Eğitim-öğretim ortamı oluşturma DEHB li çocuklar sürekli oturmak ve dikkatlerini derse odaklandırmakta yetersizlik yaşarlar ve bu duygudan kaynaklanan yaramazlık davranışları gösterirler. Sonuçta akranları tarafından dışlanır ve yıkıcı davranışlar sergilerler. Yıkıcı davranışlar gösterdikleri için iyice dışlanır, kolay incinir ve zarar görürler. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen hiperaktivite vakaları, ilaç bağımlılığı, antisosyal davranışlar gösterme ve başkalarından zarar görme riskiyle karşı karşıyadır. Bu çocukların dikkatleri ilgisiz uyaranlarla ve diğer insanların önemsemediği ses ve olaylarla kolaylıkla dağılabildiği için sınıflarının sessiz ve sade olmasında yarar vardır. Öğretmenlerin sınıfı güzelleştirmek veya eğitim amacıyla her yere astıkları materyallerde bu çocukların dikkatini dağıtabilmektedir. Bu öğrencilerin düşünce biçimlerinin farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Doğrusal bir düşünceye sahip olmadıkları ve asla olamayacakları için çocukları bu yönde zorlamak, kaynakları ve zamanı boşa harcamaya yol açar. DEHB li çocukların bulunduğu sınıflarda konular dikkatlice yapılandırılmalı, önemli noktalar açıkça belirlenmelidir. DEHB li öğrenciler için her ders planında fiziksel hareketler planlanmalıdır.(Kalemi açmak için kalkmak, yandaki sınıftan tebeşir almak, öğretmen masasını düzenlemek, çiçekleri sulamak, müdür yardımcısına not göndermek gibi). Okulunda yoğun olarak spora yönelmesi sağlanabilir. Bu konuda beden eğitimi öğretmeni ile işbirliği yapıp çocuğun yatkın olduğu bir spor alanını belirlenip, bu sporu yapması için imkan tanıması faydalı olacaktır. Bu çocukların yerinde duramama özellikleri nedeniyle öğretmenleri tarafından sıklıkla uyarılmaları istenmeyen bu davranışın pekiştirilmesine yol açar. Bir öğretmen olarak kendi hızınızı değerlendirerek sınıfta konuları işlerken ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza dikkat edin. Övgüyü ve cesaretlendirmeyi çok seven bu çocuklar, özellikle cesaretlendirme olmadığı zaman sinirlenirler. <br />
<br />
Anlamlı ve eğlenceli buldukları etkinliklere rahat yoğunlaşabildikleri için dersi eğlenceli hale getirmek önemlidir. Şakacı, eğlenceli ve sürprizlere açık olarak DEHB li çocukların ilgisini ve hevesini arttırabilirsiniz. Hayatlarının büyük bir kısmının planlar, listeler ve kurallardan oluşması çok sıkılmalarına yol açar. Oysa sürprizleri ve oynamayı seven bu çocuklar hayat doludurlar. Çocuğun çalışmaya isteyerek katılması ve çalışmadan hoşlanması önemli olduğu için, çalışmaların eğlenceli hale getirilmesine dikkat edilmelidir. Çocuklara bir şey öğretmek için onlarla konuştuğunuzda fiziksel olarak yakın olmak, uygun olan zamanlarda çocuğa dokunmak etkili olabilir. Sürekli göz teması kurarak bu çocukları daha kolay denetleyebilirsiniz. Bir göz atış çocuğu günlük hayallerden sınıf ortamına geri getirebilir. Talimat verirken aşağıdaki noktalara dikkat edin. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Canlı açık bir dil kullanın, kısa konuşun. <br />
Her seferinde bir tek talimat verin. <br />
Konuşurken yüzünüz çocuğa dönük olsun. <br />
Çok duyuya hitap eden talimatlar vermeye çalışın. <br />
Mümkünse yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin. <br />
Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın. </span><br />
<br />
Sınıfa soru yöneltirken, önce soruyu sorun sonra çocuğun ismini söyleyin. Önce çocuğun ismini söylerseniz diğer çocuklar soruyu savuşturduğunu düşünüp dinlemeyecektir. Dikkati dağılan çocuğa kolay bir soru sorun, konuyla ilgili olması şart değildir. Çocuklardan bir konuda düşünmeleri istendiğinde birkaç saniyede cevaplayabilecekleri sorular sorulmalıdır. Bir konu üzerinde uzunca bir süre düşünmesi beklenmemelidir. Aksi takdirde çocuğun canı sıkılır ve dikkati dağılır. Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesi istenmeli, verilen görevler arasında kısa molalar verilmelidir. Ne istendiği çok açık bir şekilde öğrenci tarafından anlaşıldığından emin olununcaya kadar tekrarlanarak iletilmelidir. Bu çocukların sınıf içi çalışmalarda hoşlandıkları biriyle eşleştirmek verimi arttıracaktır. Katılma ve bağlı olma ihtiyacı hisseden bu çocuklar grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için katılımları sağlanmalıdır. Sıraları öğretmen masasına yakın olabilir ancak orada amaçlı olarak tecrit edilmemelidirler. Kendisine örnek olabilecek bir arkadaşıyla oturtulabilir.<br />
<br />
Sınıfta DEHB ile ilgili bir hikaye okumak, DEHB li çocukları deli olarak gören sınıftaki arkadaşları için yararlı olabilir. Sık sık gelişmeleri gözlemlenip denetlenmelidir. Sık ve çabuk geri bildirimler, onları doğru iş üzerinde tutmaya yardımcı olarak, kendilerinden ne beklenildiğini ve hedeflerini karşılayıp karşılayamadıklarını bilmelerini sağlayarak ve cesaret vererek gelişimlerine büyük yararlar sağlar. Kendini gözlemesini öğretin, düşüncelerine nasıl takılıp kaldığının farkına varmasını sağlayın ve en önemlisi de takılma gerçekleştiğinde tekrar nasıl odaklanacağını konuşun. Öğrenmenin duygusal boyutu ihmal edilmemelidir. Duygusal gelişimin sağlıklı olması, davranışların kalıcı kılınması açısından önemli olduğu için öğrencilerin katılım, ait olma ve eğlence ihtiyaçlarının öğretimsel etkinlikler esnasında karşılanması gerekir. Yaramazlığın dikkat çekme(sıkılma ve sevgi ihtiyacından dolayı), güç mücadelesi(tehdit edilmiş hissettiğinden dolayı), öç alma(incinme ve haksızlığa uğradığını hissettiğinden dolayı) ve yetersizlik(güçsüz hissettiğinden dolayı) olmak üzere dört kaynağı olduğunu akılda tutarak yaramazlıklarının nedenine uygun olarak müdahale biçimi belirlenmelidir. Uygun müdahale doğru sonuçlara götürür. Bu konuda bir sınıf yönetimi kitaplarından yararlanabilirsiniz. Pek çok DEHB li çocuk görsel olarak daha iyi öğrendiği için bir şey söyleneceği zaman göstererek söylemek tercih edilebilir. İstenilen davranış aynı zamanda yazılırsa daha da somutlaşmış olur. Herhangi bir olay yada konunun taslağını çıkarma, kitap okurken ve dinlerken not alma becerisini kazandırılmalıdır. Bu becerileri kazanmak DEHB li çocuklara kolay gelmez fakat bir sefer öğrendikleri zaman okumaktan ve ders dinlemekten daha az sıkılır hale gelirler. Aşırı yorgunluk stres ve baskı çocukların özdenetimlerini azaltıp uygunsuz davranışlara neden olabileceği için dinlenme fırsatları sağlanmalıdır. Sessizlik zamanı ve gevşeme tekniği uygulamaları buna örnek olabilir. Bu çocuklar gün boyunca çok fazla başarısızlık duyguları yaşarlar. Bunun için mümkün olduğunca başarılı olduğu durumlar araştırılıp başarılarının altı çizilmelidir. <br />
<br />
DEHB li çocukların özdenetim düzeyi düşük olduğu için özdenetimli olmasına yardımcı olacak geri bildirimler verilmelidir. Nasıl davranacakları konusunda genellikle fikirleri olmayan bu çocuklara alternatifler sunulmalıdır.(Bunu farklı bir biçimde nasıl söyleyebilirdin gibi ) DEHB in en yıkıcı yönü DEHB in kendisi değil özsaygıya yönelik ikincil zararıdır. Bu çocuklar bol bol cesaretlendirilip övülmelidir, ancak överken dikkatli olup gerçek övgülerle sahtelerini kolayca ayırabilecekleri unutulmamalıdır. Çocuğa DEHB in avantajları olduğu da hatırlatılmalıdır. Çok fazla enerji verdiği için aşırı hareketlilik acil işlerin yapılmasında etkili olmaktadır. İleride hareket yada konuşkanlık gerektiren mesleklerde başarılı olabilecekleri belirtilmelidir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ödev ve Sorumluluklar </span>[color=#FF0000]<br />
DEHB li çocuklar dışsal olayları kendi başlarına yapılandıramadıkları için yönlendirilmeye ve planlamaya ihtiyaç duyarlar. Planlamayı kolaylaştırmak için etkinlik listelerinin yapılması, yaptıkları işin neresinde kaldıklarını unuttuklarında hatırlamalarını kolaylaştırır. Hatırlama bu çocuklar için problem olduğundan dolayı, doğal olarak var olmayan çağrışımlar oluşturarak kodlamaya yardımcı olan hatırlama stratejileri ve beceriler öğretilebilir. Ödevlerini küçük parçalara ayırmak DEHB li çocuklar için önemlidir. Ağır ödevler çocuğu ezebilir ve çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir. Bu tür ödevlerin her bir bölümü yapılabilecek parçalara ayrılarak çocuğun başarısızlık korkusu azaltılabilir. Aslında bu çocuklar yapabileceklerini düşündüklerinden daha fazlasını yapabilirler. Bu çocuklar çok ödevden sıkıldıkları için az ödev verilerek ödevlerinin niceliğinden ziyade niteliğine dikkat edilmelidir. Yaptığı çalışmalarda verdiğiniz sürenin yeterli olup olmadığına dikkat edin. Yetersiz süreden dolayı başarısızlık çocuğun yeteneklerinden şüphe etmesine yol açar. DEHB li çocuklar bir ödevi yaparken kendi hızlarına göre değerlendirilmelidir. Sınıftaki diğer çocuklara bakarak onun geç yada erken bitirdiğini söylemek yanıltıcı olabilir. Çalışma hızı diğer çocuklarla kıyaslanarak belirlenirse DEHB belirtileri daha da artabilir. Öğrenmeyi ölçmek için alternatif değerlendirmeler kullanılmalıdır. Geleneksel standart testlere güvenilmemeli, konular bazen ödev, proje, video kayıt çalışması vererek yada sözel olarak değerlendirilebilir. Bu çocukların bütün ödevlerini, sorumluluklarını, sınav günlerini ve randevularını yazabilecekleri bir ödev defteri kullanmaları sağlanmalıdır. Bu defter günlük olarak kontrol edilmelidir. İşlerini önem derecesine göre sıraya koyması gerektiği paylaşılarak yapılacaklar listesi hazırlamaya özendirilebilir. DEHB li öğrencilerin bazen diğer öğrenciler kadar iş yapamayacaklarını unutulmayarak beklentiler öğrencinin kapasitesine göre ayarlanmalıdır. DEHB li öğrenciler bağımsız çalışmanın aksine öğretmen tarafından doğrudan işe yönlendirildiklerinde daha başarılı olmaktadırlar. Çocuk tarafından ceza olarak algılanmamak kaydıyla mümkün olduğunca çocuğa sorumluluk verilmelidir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurallar</span><br />
<br />
DEHB li öğrencilerin okul başarısını arttırmak için öğretmenlerin kuralların yapılandırılmış olmasına, çalışma zamanlarının kısa tutulmasına, dersin ilginç etkinliklerle desteklenmesine ve olumlu pekiştireçlerin kullanımına dikkat etmesi gerekir. Düzeni sağlamak için kurallar mümkün olduğunca erken oluşturulmalı, düzen ve temizliği kontrol etmek için çok sık ara kontroller yapılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların içsel motivasyonları azalır. Sınıftaki öğrencilerin katkılarıyla oluşturulan kuralları herkesin görebileceği bir biçimde yazıp asmak, kuralların benimsenmesini ve uygulanmasını sağlayabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/color]Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, çocuk psikolojisinde en önemli psikiyatrik  sorunların başında gelir.  Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aileyi, okulu, toplumu  ilgilendiren yönleriyle aynı zamanda bir eğitim ve öğretim sorunudur. <br />
<br />
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) nun <br />
<br />
<br />
ZEKA İLE HİÇ BİR İLİŞKİSİ YOKTUR .<br />
<br />
 <br />
<br />
Normalin Üstü, Normalin Altı ya da Normal zekaya sahip her çocuk DEHB i yaşayabilir. <br />
<br />
ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI <br />
<br />
" Söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor "<br />
<br />
" Tüm araba markalarını biliyor ama bir dakika önce söylediğim şeyi hatırlamıyor "<br />
<br />
" Bilgisayar başında saatlerce oturabiliyor ama ödev başında en çok 10 dk. " <br />
<br />
<br />
" Sınavlarda dikkatsizce hatalar yapıyor " " Dersi dinleyemiyor, sürekli etrafı ile ilgili "<br />
<br />
" Başladığı işi bitirmiyor " " Doğum öncesinden beri hareketli " <br />
<br />
<br />
" Eli dursa ayağı oynar "<br />
<br />
" Sürekli hareket halinde , yürümez koşar " <br />
<br />
<br />
" Ya konuşur ya sesler çıkarır " " TV izlerken bile hareket eder " <br />
<br />
<br />
" Sandalyede oturmanın 50 çeşidini gösterebilir " " Sınıfta nereye baksam onu görüyorum " <br />
<br />
<br />
" Sırada otururken bile eli ayağı hareket ediyor" <br />
<br />
DÜRTÜSELLİK BELİRTİLERİ <br />
<br />
<br />
Davranışları ortama ve sonuçlarına göre düzenlemek ve yönlendirmekle ilgili bir sorundur. <br />
Bir şey yapmadan önce sonucunu düşünmezler ("Bunu yaparsam ceza alırım"). <br />
Bir şey yapmadan önce o davranışın o ortam için uygun olup olmadığını düşünmezler ("Burada bu davranış yapılmaz"). <br />
Söyleyecekleri şeyin karşısındaki kişide nasıl bir etki yapacağını düşünmezler ( "Bunu söylersem bana kırılır") Aslında ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar. <br />
Bir kuralı biliyorlardır, sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler. <br />
Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan, ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar. <br />
<br />
<br />
ANNE-BABA VE ÖĞRETMENLERİN BU ÇOCUKLARI TANIMLAMALARI <br />
<br />
" 10 yaşına geldi hala söz kesmemeyi öğrenemedi " <br />
" Düşünmeden hareket eder " " Sabırsızdır, istekleri hemen olsun ister " <br />
" Asla sırasını bekleyemez " <br />
" Daha soruyu tamamlamadan cevabını vermeye kalkıyor " <br />
" Aklına geleni hemen yapıyor " <br />
<br />
DEHB in NEDENLERİ <br />
<br />
<br />
Kalıtsal bir sorundur. <br />
Anne babadan alınan genler bu soruna yatkınlık oluşturur. <br />
Ailenin diğer bireylerinde de benzer sorunlar olma riski yüksektir. <br />
<br />
KALITSAL<br />
<br />
<br />
Aile Çalışmaları <br />
<br />
DEHB olan çocukların anne babalarında benzer belirtiler olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla . DEHB olan çocukların kardeşlerinde normal çocuklara oranla 2-3 kat fazla DEHB var. <br />
<br />
<br />
İkiz Çalışmaları <br />
Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanım oranı %80-90, çift yumurta ikizlerinde %30 <br />
<br />
ÇEVRESEL <br />
<br />
<br />
Bu etkenler direk olarak DEHB a neden olmaz. Sadece genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde riski arttırır. <br />
Doğum öncesi (gebelikte hastalanma, alkol, sigara, ilaç kullanımı) <br />
Doğum sırasında ( erken doğum, doğum komplikasyonları) <br />
Doğum sonrası ( Bazı hastalıklar, kurşun gibi maddelere maruz kalma vb) <br />
<br />
FİZYOLOJİK <br />
<br />
<br />
Beyindeki dikkat ve davranış kontrolünden sorumlu olan bölgeler yeterince aktif değillerdir. <br />
Dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve düşünmeden hareket etme beyindeki bu merkezlerin iyi çalışmamasının sonucudur. <br />
<br />
<br />
DEHB TE SÜREÇ <br />
<br />
<br />
Erken çocukluk dönemlerinde başlar, <br />
En sık ilkokul döneminde tanı konulur, <br />
Çocukluğunda bu tanıyı alanların %70-80 i ergenlikte de aynı belirtileri gösterirler. <br />
Bunların da %50-65 i erişkinlikte de aynı tanıyı alırlar. <br />
DEHB erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam edebilen bir bozukluktur. <br />
Temel belirtiler aynı olmakla birlikte her yaş döneminde farklı bir görünüm vardır. <br />
Özellikle aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri zaman içinde azalır. <br />
Dikkat eksikliği yaşam boyu devam edebilir. <br />
İlkokul çağındaki çocukların % 3-5 inde yani her 20-30 çocuktan birisinde görülüyor. <br />
Her sınıfta en az 1 çocukta bu sorunun bulunma olasılığı var. <br />
Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülüyor. <br />
Çocukluklarında DEHB bozukluğu olanların %80 i ergenlikte, %30-65 i erişkinlikte de bu belirtileri taşırlar. <br />
Erişkinler arasında %1-2 sıklıkta görüldüğü bildiriliyor (ABD ve Kanada da). <br />
<br />
DEHB ye EŞLİK EDEN SORUNLAR <br />
<br />
<br />
Dağınıklık, düzensizlik <br />
Dalgınlık, hayal kurma <br />
Tutarsızlık <br />
Bellek sorunları <br />
Sakarlık, koordinasyon güçlükleri <br />
Sosyal ilişkilerde sorunlar <br />
Düşük benlik saygısı<br />
<br />
BEBEKLİK DÖNEMİ <br />
<br />
<br />
Huzursuz, gergin bebeklerdir. <br />
Kolay ağlarlar, zor sakinleştirilirler. <br />
Dış uyaranlara (ses, dokunma gibi ) aşırı tepki verirler. <br />
Uyku sorunları ( az uyuma, sık sık uyanma gibi) olabilir. <br />
"Daha karnımdayken bile çok hareket ederdi" <br />
"Kucağıma aldığımda devamlı dolaşmamdan hoşlanırdı" <br />
"Asla uzun süre uyumaz, çok kolay uyanırdı " OKUL ÖNCESİ DÖNEM <br />
Devamlı hareket eder, atlar, zıplar, bir yerlere tırmanır. <br />
İsteklerini erteleyemez, tutturmaları olur. <br />
İlgi devamlı üzerinde olsun ister, bunu sağlayacak şeyler yapar. <br />
Bir oyundan diğerine geçer, ilgisi çok kısadır. <br />
Çok konuşur, sürekli soru sorar ama yanıtı dinlemez. <br />
Mutsuzluk, mızırdanma, ana babaya aşırı bağımlılık. <br />
<br />
<br />
İLKÖĞRETİM DÖNEMİ <br />
<br />
<br />
En sık bu dönemde tanı konulur. <br />
Sakin ve sessizce sırada oturamaz. <br />
Dersi dikkatle dinleyemez, etrafı ile daha çok ilgilidir. <br />
Sorulan sorulara sonunu beklemeden, söz istemeden yanıt verir. <br />
Verilen görevleri tam olarak yerine getirmez. <br />
Diğer çocuklarla ilişki sorunları olabilir. <br />
Kendisine benzer çocuklarla arkadaşlık kurar. <br />
Eşyalarını tam olarak getirmez, kaybeder, dağınıktır. <br />
Akademik başarısı kapasitesiyle orantılı değildir. <br />
Ev ödevlerini almaz, evde ödev yapmak sorun olur.<br />
<br />
ERGENLİK DÖNEMİ <br />
<br />
<br />
Hiperaktivitede azalma olur ama kıpır kıpırlık devam eder. <br />
Ders dinleyemez, uykulu bir hali olabilir ya da kalem çevirme, resim yapma gibi şeylerle uğraşır. <br />
Akademik başarı daha ciddi düzeyde sorun olmaya başlar. <br />
Öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşanır, karşılık verir, saygısız, ilgisiz bir öğrenci olarak nitelendirilir. <br />
Aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar olabilir. <br />
Benlik saygısında azalma, depresyon görülebilir, duygu durumu değişkendir, aniden öfkelenebilir. <br />
Sigara, alkol madde kullanımı başlayabilir. <br />
Yasal sorunlara neden olabilecek, riskli ,tehlikeli davranışları olabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEHB İLE BAŞA ÇIKMAK TEDAVİ YÖNTEMLERİ </span><br />
<br />
<br />
1. Farmakolojik tedaviler(ilaç tedavisi) <br />
2. Anne baba ve öğretmen eğitimi <br />
3. Çocuğun bireysel tedavisi(davranışçı teknikler, sosyal beceri eğitimi) <br />
1. Eğitim <br />
1. Alternatif tedaviler <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OLUMLU ÖZELLİKLERİ </span><br />
<br />
Enerjik olma<br />
<br />
Yaratıcılık <br />
<br />
Sıcak kanlı ve cana yakın olma <br />
<br />
Kolay ilişki kurabilme Esneklik Hoşgörülü olma <br />
<br />
İyi bir espri yeteneğine sahip olma <br />
<br />
<br />
Risk alabilme (bazen gerekenden fazla oranda) <br />
<br />
İnsanlara kolaylıkla güvenebilme ( bazen gerekenden fazla oranda) <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NELER YAPABİLİRİZ? <br />
<br />
DİKKAT EKSİKLİĞİ İÇİN</span>... <br />
<br />
Öğrenciyi: <br />
Sakin bir yerde oturtun. <br />
İyi örnek olabilecek bir arkadaşının yanına oturtun. <br />
Samimi olduğu çalışkan bir arkadaşının yanına oturtun. <br />
Not tutmada bu arkadaşının yardımını sağlayın. <br />
Sınıfta bütün sıraların arasındaki uzaklığı arttırınız. <br />
Verilen çalışmayı tamamlayabilmesi için ek süre veriniz. <br />
Dikkat süresi ile uyumlu olacak şekilde görevleri ya da çalışma süresini kısaltınız. <br />
Kısa süreli hedefler belirleyin. <br />
Her seferinde bir tek görev veriniz. <br />
Ödevlerinin miktarını azaltınız. <br />
Açık ve kesin yönerge verin. <br />
Etkinliği sürdürmesi için uyarı-sinyal veriniz.<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><br />
HİPERAKTİVİTE İÇİN... </span><br />
<br />
<br />
Çalışırken arada bir duraklamasını sağlayınız. <br />
Sırada oturmaya ara vermesi için fırsat tanıyınız. <br />
Görevleri arasında kısa molalar veriniz. <br />
Aceleci ve dikkatsiz çalışmışsa, yaptığı işi kontrol etmesini öğretiniz. <br />
Küçük, uygunsuz davranışları görmezden geliniz. <br />
Uygunsuz davranışları ihtiyatlı kınayınız. <br />
Olumlu davranışları övünüz. <br />
Öğrencinin aç olmadığından emin olunuz. Gerektikçe el kaldırmasını, seslenmesini öğretin. <br />
Elini yalnızca amaca uygun durumda kaldırdığı zaman yanına gidin. <br />
Soru yanıtlamak için el kaldırdığında övün. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmene Öneriler </span>[/color][color=#800000]<br />
<br />
DEHB li çocuklar genellikle okula başladıktan sonra teşhis edilirler. Bunun başlıca nedeni anne babaların kendi çocuklarına alışmaları sonucu bir çok davranışın onlara olağan görünmesidir. Çoğunlukla öğretmenler DEHB li çocukları fark edip ve tanı sürecini başlattıkları için DEHB konusunda çok temel bazı bilgilere sahip olmaları gerekir. Öğretmenler tanı sürecinin ilk halkalarından biridir bunun yanı sıra işlerinin DEHB li çocuklar hakkında her şeyi bilmek ve tanı koymak olmadığını akılda tutarak bir uzmandan yardım istemekten çekinmemelidirler. DEHB li çocuklarla başa çıkabilmesi için öğretmenlerin olumlu ve gerçekçi akademik beklentiye, sıkı bir gözlem ve denetim becerisine, tutarlı, sabırlı ve esprili bir kişilik yapısına, işbirliğine yatkınlığa (özel eğitim öğretmeni ve uzmanlarla), sahip olması gerekir. DEHB li çocukların %50 si normal sınıflarda eğitilebilir. Geriye kalan %50 si ise özel eğitim ve ilgili hizmetleri gerektirir. Bu %50 nin yaklaşık %35-40 ı da normal sınıflarda bulunabilir ancak ek destek alırlar. Çok ciddi şekilde etkilenen diğer %10-15 lik kesim için özel sınıflar gereklidir. Öğretmen bu çocukların ihtiyaçlarını tanıyacak ve bu çocuklara uygun eğitim verecek şekilde eğitilmemişse kendini yetiştirme fırsatları aramalıdır. Aksi halde sınıfta bir sinir savaşı yaşanır. Türk Milli Eğitim sisteminde yer alan müfredat içerikleri dikkat yetenekleri bakımından çan eğrisinin ortasındaki çocuklara göre düzenlenmiştir. Ortalamanın biraz üzerindeki ve biraz altındaki çocuklar okulda genel olarak problem yaşamazlar. <br />
<br />
Öğretmenlerin ders anlatırken dikkat dağınıklığı bozukluğu olan çocukların da içinde bulunduğu ortalamanın altındaki çocukları göz önünde tutmaları çok önemlidir. Bazen dürtüsel davranışları nedeniyle DEHB li çocuklar normal çocukların devam ettiği sınıflarda tutulmak istenmez. Alt özel sınıflara gönderilmeleri için anne babalara önerilerde bulunulur. Oysa IQ düzeyi normal olduğu halde dürtüsel ve hiperaktif davranışları nedeniyle bir çocuğun alt özel sınıfa gönderilmesi son derece sakıncalıdır. Aile ya da öğretmen bunu bir çözümmüş gibi görebilir ancak normal IQ &#8216;ya sahip DEHB li bir çocuk bu tür sınıflarda zihinsel açıdan kapasitelerinin çok daha altında performans göstermeye başlar. Okul değiştirme seçeneği de saklı kalmak kaydıyla sınıf yada öğretmen değiştirmek o an için daha iyi bir çözüm olabilir. Normal sınıfta kalabilmesi için neler gerektiği ve sonuçlarının neler olabileceği aile ve çocukla tartışılmalı, uzman görüşü alınmalıdır. <br />
<br />
<br />
Eğitim-öğretim ortamı oluşturma DEHB li çocuklar sürekli oturmak ve dikkatlerini derse odaklandırmakta yetersizlik yaşarlar ve bu duygudan kaynaklanan yaramazlık davranışları gösterirler. Sonuçta akranları tarafından dışlanır ve yıkıcı davranışlar sergilerler. Yıkıcı davranışlar gösterdikleri için iyice dışlanır, kolay incinir ve zarar görürler. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen hiperaktivite vakaları, ilaç bağımlılığı, antisosyal davranışlar gösterme ve başkalarından zarar görme riskiyle karşı karşıyadır. Bu çocukların dikkatleri ilgisiz uyaranlarla ve diğer insanların önemsemediği ses ve olaylarla kolaylıkla dağılabildiği için sınıflarının sessiz ve sade olmasında yarar vardır. Öğretmenlerin sınıfı güzelleştirmek veya eğitim amacıyla her yere astıkları materyallerde bu çocukların dikkatini dağıtabilmektedir. Bu öğrencilerin düşünce biçimlerinin farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Doğrusal bir düşünceye sahip olmadıkları ve asla olamayacakları için çocukları bu yönde zorlamak, kaynakları ve zamanı boşa harcamaya yol açar. DEHB li çocukların bulunduğu sınıflarda konular dikkatlice yapılandırılmalı, önemli noktalar açıkça belirlenmelidir. DEHB li öğrenciler için her ders planında fiziksel hareketler planlanmalıdır.(Kalemi açmak için kalkmak, yandaki sınıftan tebeşir almak, öğretmen masasını düzenlemek, çiçekleri sulamak, müdür yardımcısına not göndermek gibi). Okulunda yoğun olarak spora yönelmesi sağlanabilir. Bu konuda beden eğitimi öğretmeni ile işbirliği yapıp çocuğun yatkın olduğu bir spor alanını belirlenip, bu sporu yapması için imkan tanıması faydalı olacaktır. Bu çocukların yerinde duramama özellikleri nedeniyle öğretmenleri tarafından sıklıkla uyarılmaları istenmeyen bu davranışın pekiştirilmesine yol açar. Bir öğretmen olarak kendi hızınızı değerlendirerek sınıfta konuları işlerken ne kadar hızlı yada yavaş olduğunuza dikkat edin. Övgüyü ve cesaretlendirmeyi çok seven bu çocuklar, özellikle cesaretlendirme olmadığı zaman sinirlenirler. <br />
<br />
Anlamlı ve eğlenceli buldukları etkinliklere rahat yoğunlaşabildikleri için dersi eğlenceli hale getirmek önemlidir. Şakacı, eğlenceli ve sürprizlere açık olarak DEHB li çocukların ilgisini ve hevesini arttırabilirsiniz. Hayatlarının büyük bir kısmının planlar, listeler ve kurallardan oluşması çok sıkılmalarına yol açar. Oysa sürprizleri ve oynamayı seven bu çocuklar hayat doludurlar. Çocuğun çalışmaya isteyerek katılması ve çalışmadan hoşlanması önemli olduğu için, çalışmaların eğlenceli hale getirilmesine dikkat edilmelidir. Çocuklara bir şey öğretmek için onlarla konuştuğunuzda fiziksel olarak yakın olmak, uygun olan zamanlarda çocuğa dokunmak etkili olabilir. Sürekli göz teması kurarak bu çocukları daha kolay denetleyebilirsiniz. Bir göz atış çocuğu günlük hayallerden sınıf ortamına geri getirebilir. Talimat verirken aşağıdaki noktalara dikkat edin. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Canlı açık bir dil kullanın, kısa konuşun. <br />
Her seferinde bir tek talimat verin. <br />
Konuşurken yüzünüz çocuğa dönük olsun. <br />
Çok duyuya hitap eden talimatlar vermeye çalışın. <br />
Mümkünse yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin. <br />
Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın. </span><br />
<br />
Sınıfa soru yöneltirken, önce soruyu sorun sonra çocuğun ismini söyleyin. Önce çocuğun ismini söylerseniz diğer çocuklar soruyu savuşturduğunu düşünüp dinlemeyecektir. Dikkati dağılan çocuğa kolay bir soru sorun, konuyla ilgili olması şart değildir. Çocuklardan bir konuda düşünmeleri istendiğinde birkaç saniyede cevaplayabilecekleri sorular sorulmalıdır. Bir konu üzerinde uzunca bir süre düşünmesi beklenmemelidir. Aksi takdirde çocuğun canı sıkılır ve dikkati dağılır. Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesi istenmeli, verilen görevler arasında kısa molalar verilmelidir. Ne istendiği çok açık bir şekilde öğrenci tarafından anlaşıldığından emin olununcaya kadar tekrarlanarak iletilmelidir. Bu çocukların sınıf içi çalışmalarda hoşlandıkları biriyle eşleştirmek verimi arttıracaktır. Katılma ve bağlı olma ihtiyacı hisseden bu çocuklar grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için katılımları sağlanmalıdır. Sıraları öğretmen masasına yakın olabilir ancak orada amaçlı olarak tecrit edilmemelidirler. Kendisine örnek olabilecek bir arkadaşıyla oturtulabilir.<br />
<br />
Sınıfta DEHB ile ilgili bir hikaye okumak, DEHB li çocukları deli olarak gören sınıftaki arkadaşları için yararlı olabilir. Sık sık gelişmeleri gözlemlenip denetlenmelidir. Sık ve çabuk geri bildirimler, onları doğru iş üzerinde tutmaya yardımcı olarak, kendilerinden ne beklenildiğini ve hedeflerini karşılayıp karşılayamadıklarını bilmelerini sağlayarak ve cesaret vererek gelişimlerine büyük yararlar sağlar. Kendini gözlemesini öğretin, düşüncelerine nasıl takılıp kaldığının farkına varmasını sağlayın ve en önemlisi de takılma gerçekleştiğinde tekrar nasıl odaklanacağını konuşun. Öğrenmenin duygusal boyutu ihmal edilmemelidir. Duygusal gelişimin sağlıklı olması, davranışların kalıcı kılınması açısından önemli olduğu için öğrencilerin katılım, ait olma ve eğlence ihtiyaçlarının öğretimsel etkinlikler esnasında karşılanması gerekir. Yaramazlığın dikkat çekme(sıkılma ve sevgi ihtiyacından dolayı), güç mücadelesi(tehdit edilmiş hissettiğinden dolayı), öç alma(incinme ve haksızlığa uğradığını hissettiğinden dolayı) ve yetersizlik(güçsüz hissettiğinden dolayı) olmak üzere dört kaynağı olduğunu akılda tutarak yaramazlıklarının nedenine uygun olarak müdahale biçimi belirlenmelidir. Uygun müdahale doğru sonuçlara götürür. Bu konuda bir sınıf yönetimi kitaplarından yararlanabilirsiniz. Pek çok DEHB li çocuk görsel olarak daha iyi öğrendiği için bir şey söyleneceği zaman göstererek söylemek tercih edilebilir. İstenilen davranış aynı zamanda yazılırsa daha da somutlaşmış olur. Herhangi bir olay yada konunun taslağını çıkarma, kitap okurken ve dinlerken not alma becerisini kazandırılmalıdır. Bu becerileri kazanmak DEHB li çocuklara kolay gelmez fakat bir sefer öğrendikleri zaman okumaktan ve ders dinlemekten daha az sıkılır hale gelirler. Aşırı yorgunluk stres ve baskı çocukların özdenetimlerini azaltıp uygunsuz davranışlara neden olabileceği için dinlenme fırsatları sağlanmalıdır. Sessizlik zamanı ve gevşeme tekniği uygulamaları buna örnek olabilir. Bu çocuklar gün boyunca çok fazla başarısızlık duyguları yaşarlar. Bunun için mümkün olduğunca başarılı olduğu durumlar araştırılıp başarılarının altı çizilmelidir. <br />
<br />
DEHB li çocukların özdenetim düzeyi düşük olduğu için özdenetimli olmasına yardımcı olacak geri bildirimler verilmelidir. Nasıl davranacakları konusunda genellikle fikirleri olmayan bu çocuklara alternatifler sunulmalıdır.(Bunu farklı bir biçimde nasıl söyleyebilirdin gibi ) DEHB in en yıkıcı yönü DEHB in kendisi değil özsaygıya yönelik ikincil zararıdır. Bu çocuklar bol bol cesaretlendirilip övülmelidir, ancak överken dikkatli olup gerçek övgülerle sahtelerini kolayca ayırabilecekleri unutulmamalıdır. Çocuğa DEHB in avantajları olduğu da hatırlatılmalıdır. Çok fazla enerji verdiği için aşırı hareketlilik acil işlerin yapılmasında etkili olmaktadır. İleride hareket yada konuşkanlık gerektiren mesleklerde başarılı olabilecekleri belirtilmelidir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ödev ve Sorumluluklar </span>[color=#FF0000]<br />
DEHB li çocuklar dışsal olayları kendi başlarına yapılandıramadıkları için yönlendirilmeye ve planlamaya ihtiyaç duyarlar. Planlamayı kolaylaştırmak için etkinlik listelerinin yapılması, yaptıkları işin neresinde kaldıklarını unuttuklarında hatırlamalarını kolaylaştırır. Hatırlama bu çocuklar için problem olduğundan dolayı, doğal olarak var olmayan çağrışımlar oluşturarak kodlamaya yardımcı olan hatırlama stratejileri ve beceriler öğretilebilir. Ödevlerini küçük parçalara ayırmak DEHB li çocuklar için önemlidir. Ağır ödevler çocuğu ezebilir ve çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir. Bu tür ödevlerin her bir bölümü yapılabilecek parçalara ayrılarak çocuğun başarısızlık korkusu azaltılabilir. Aslında bu çocuklar yapabileceklerini düşündüklerinden daha fazlasını yapabilirler. Bu çocuklar çok ödevden sıkıldıkları için az ödev verilerek ödevlerinin niceliğinden ziyade niteliğine dikkat edilmelidir. Yaptığı çalışmalarda verdiğiniz sürenin yeterli olup olmadığına dikkat edin. Yetersiz süreden dolayı başarısızlık çocuğun yeteneklerinden şüphe etmesine yol açar. DEHB li çocuklar bir ödevi yaparken kendi hızlarına göre değerlendirilmelidir. Sınıftaki diğer çocuklara bakarak onun geç yada erken bitirdiğini söylemek yanıltıcı olabilir. Çalışma hızı diğer çocuklarla kıyaslanarak belirlenirse DEHB belirtileri daha da artabilir. Öğrenmeyi ölçmek için alternatif değerlendirmeler kullanılmalıdır. Geleneksel standart testlere güvenilmemeli, konular bazen ödev, proje, video kayıt çalışması vererek yada sözel olarak değerlendirilebilir. Bu çocukların bütün ödevlerini, sorumluluklarını, sınav günlerini ve randevularını yazabilecekleri bir ödev defteri kullanmaları sağlanmalıdır. Bu defter günlük olarak kontrol edilmelidir. İşlerini önem derecesine göre sıraya koyması gerektiği paylaşılarak yapılacaklar listesi hazırlamaya özendirilebilir. DEHB li öğrencilerin bazen diğer öğrenciler kadar iş yapamayacaklarını unutulmayarak beklentiler öğrencinin kapasitesine göre ayarlanmalıdır. DEHB li öğrenciler bağımsız çalışmanın aksine öğretmen tarafından doğrudan işe yönlendirildiklerinde daha başarılı olmaktadırlar. Çocuk tarafından ceza olarak algılanmamak kaydıyla mümkün olduğunca çocuğa sorumluluk verilmelidir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurallar</span><br />
<br />
DEHB li öğrencilerin okul başarısını arttırmak için öğretmenlerin kuralların yapılandırılmış olmasına, çalışma zamanlarının kısa tutulmasına, dersin ilginç etkinliklerle desteklenmesine ve olumlu pekiştireçlerin kullanımına dikkat etmesi gerekir. Düzeni sağlamak için kurallar mümkün olduğunca erken oluşturulmalı, düzen ve temizliği kontrol etmek için çok sık ara kontroller yapılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların içsel motivasyonları azalır. Sınıftaki öğrencilerin katkılarıyla oluşturulan kuralları herkesin görebileceği bir biçimde yazıp asmak, kuralların benimsenmesini ve uygulanmasını sağlayabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[okulöncesi eğitimi ve anaokulu eğitiminin önemi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-okul%C3%B6ncesi-e%C4%9Fitimi-ve-anaokulu-e%C4%9Fitiminin-%C3%B6nemi-11845</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:36:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-okul%C3%B6ncesi-e%C4%9Fitimi-ve-anaokulu-e%C4%9Fitiminin-%C3%B6nemi-11845</guid>
			<description><![CDATA[Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.<br />
<br />
Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Anaokulu çocuğun yaşamındaki ilk gerçek sosyal deneyimdir. Çocuğun merkez olduğu ve tüm ilginin üzerinde olduğu bir ortamdan uzaklaşıp ilgiyi, sevgiyi paylaştığı, bir düzen içinde grup halinde hareket ettiği, beklemeyi, sabretmeyi öğrendiği, tüm ihtiyaçlarını karşılaması için desteklendiği ilk ortamdır. Çocuk yuvaya giderek öncelikle düzen öğrenir. Her gün aynı saatte kalkıp, aynı düzen içinde okuluna gitmektedir. Bu ev yaşamında da düzen sağlar. Belirli bir saatte yatmayı, düzenli olarak kahvaltı etmeyi öğrenir. Düzenli ve sürekli arkadaşlıkları olur. Arkadaşlarını aramaya, onlar tarafından aranmaya başlar. Arkadaşlık ve arkadaşlarıyla paylaştıkları önemli olmaya başlamıştır. Anne-babası dışında öğretmeni ve okuldaki arkadaşları hayatında önemli olmaya başlarlar. Başka insanlarla ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenir. Evde ortaya çıkan sorunlarda sorun çözmek zorunda kalmayabilir ancak yuvada örneğin oyuncağını paylaşması gerektiğinde uygun yöntemle yaklaşamazsa hayal kırıklığı yaşayabilir ve bu yolla zaman içinde problem çözmeyi öğrenir. Kabul görmek, kabul etmek gibi sosyal kavramlar gelişmeye ve önem kazanmaya başlar. Yaşayarak, deneyerek öğrenme fırsatı elde eder. Her tür bilgi grupla etkileşim halinde öğretilmektedir ve mümkün olduğunca çocukların bir çok duyusuna hitap edebilecek bir öğretim planı uygulanır. Bu nedenle çocuğa evde öğretilen sistemsiz ve düz bir bilgiye oranla çok daha kalıcı ve muhakemeye olanak veren zengin bir öğrenme ortamı sağlanmaktadır. Bu tarz öğrenme çocukta sürekli bir öğrenme isteği ve ihtiyacı yaratmaktadır.<br />
<br />
Tüm bu bilgi ve deneyimin 6 yaşından önce kazanılmasının asıl önemi çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için bu yılların çok önemli yıllar oluşudur. Bu dönemde edinilen bilgiler hem çok kolay öğrenilmekte hem kalıcı olmakta ve öğrenme alışkanlığı geliştirmek açısından önem taşımaktadır. Anaokuluna giden çocukların gitmeyenlere oranlar ilkokulda çok daha uyumlu ve başarılı oldukları bilinmektedir. Ayrıca sosyal uyum ve arkadaşlık geliştirme becerileri açısından okul oncesi eğitim almış olan çocuklar çok daha şanslı olmaktadırlar. Okul öncesi eğitimin başka bir önemi de çocukların gelişimlerinin takip edilmesidir. Çünkü anne-babalar çocuklarının gelişim alanlarını dikkatle takip edebilecek bilgi ve beceriye sahip olmayabilirler. Ayrıca her çocuk gelişiminin bazı alanlarında sorunlar yaşayabilir, ileriki yaşlarda yaşaması olası bazı problemlere ait ipuçları verebilir. Bu belirtileri fark etmenin ve en uygun müdahalenin ne olduğuna karar vermenin en iyi yolu çocuğun anaokulu gibi yapılandırılmış bir ortamda düzenli şekilde takip edilmesidir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuklarda küfürün önlenmesi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocuklarda-k%C3%BCf%C3%BCr%C3%BCn-%C3%B6nlenmesi-11844</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:35:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocuklarda-k%C3%BCf%C3%BCr%C3%BCn-%C3%B6nlenmesi-11844</guid>
			<description><![CDATA[Çocuklarda küfür üç temel gruba ayrılır.<br />
<br />
<br />
-Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşmabiçimi<br />
<br />
<br />
-Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar<br />
<br />
<br />
-Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak...<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
Çocuklarda Küfürün Nedenleri<br />
<br />
1- Dikkat çekme: Bazı çocuklar ana-babadan yeterliilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.<br />
<br />
<br />
2- Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleriŞok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.<br />
<br />
<br />
3- Ağızdan kaçıverme: İnsanlardaengellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğundaküfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çokdaraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.<br />
<br />
<br />
4- Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme birsavunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevredeyetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.<br />
<br />
<br />
5- Olgunlaşma: Bazen de çocuklar yetişkinolmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.<br />
<br />
<br />
6- Akranları tarafından onaylanması:<br />
<br />
<br />
7- Çocukça bir zevk: Küçük çocuklarda banyo ve onailişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortayaçıkarmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Küfürü Önlemek İçin Yapılamsı Gerekenler<br />
<br />
1-Örnek oluşturma: Eğer kaba ve küfürlü bir konuşmaeğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklitederek öğrenecektir.<br />
<br />
<br />
2- Dürtülerini ifade edebilme: Eğer çocuk,size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahipise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.<br />
<br />
<br />
3- Tartışma: Bu kelimeler bir kağıda yazılaraktanımlanır ve daha sonra tartışılır.<br />
<br />
<br />
4- Önemsememek: Çocuklar kötü sözcüklerkullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa,çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.<br />
<br />
<br />
5- "Dilsizlik Oyunu": Ana-babalarböyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğuyönlendirebilirler. "senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?","anlamıyorum", denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.<br />
<br />
<br />
6- Yaratıcı olmaya özendirmek: Yaratıcıuğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımınıengeller.<br />
<br />
<br />
7- Kötü sözcüklerin yıpratılması: Çocuk bukelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyükolasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötüsözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğiniyapabileceğini söyleyin.<br />
<br />
<br />
8- Ciddi cezalandırmama: Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bukelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.<br />
<br />
<br />
Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilirsözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir. Çocuk olumlu sözcükkullandığında, çocuğun övülmesi, teşvik edilmesi gerekir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuklarda küfür üç temel gruba ayrılır.<br />
<br />
<br />
-Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşmabiçimi<br />
<br />
<br />
-Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar<br />
<br />
<br />
-Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak...<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
Çocuklarda Küfürün Nedenleri<br />
<br />
1- Dikkat çekme: Bazı çocuklar ana-babadan yeterliilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.<br />
<br />
<br />
2- Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleriŞok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.<br />
<br />
<br />
3- Ağızdan kaçıverme: İnsanlardaengellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğundaküfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çokdaraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.<br />
<br />
<br />
4- Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme birsavunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevredeyetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.<br />
<br />
<br />
5- Olgunlaşma: Bazen de çocuklar yetişkinolmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.<br />
<br />
<br />
6- Akranları tarafından onaylanması:<br />
<br />
<br />
7- Çocukça bir zevk: Küçük çocuklarda banyo ve onailişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortayaçıkarmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Küfürü Önlemek İçin Yapılamsı Gerekenler<br />
<br />
1-Örnek oluşturma: Eğer kaba ve küfürlü bir konuşmaeğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklitederek öğrenecektir.<br />
<br />
<br />
2- Dürtülerini ifade edebilme: Eğer çocuk,size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahipise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.<br />
<br />
<br />
3- Tartışma: Bu kelimeler bir kağıda yazılaraktanımlanır ve daha sonra tartışılır.<br />
<br />
<br />
4- Önemsememek: Çocuklar kötü sözcüklerkullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa,çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.<br />
<br />
<br />
5- "Dilsizlik Oyunu": Ana-babalarböyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğuyönlendirebilirler. "senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?","anlamıyorum", denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.<br />
<br />
<br />
6- Yaratıcı olmaya özendirmek: Yaratıcıuğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımınıengeller.<br />
<br />
<br />
7- Kötü sözcüklerin yıpratılması: Çocuk bukelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyükolasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötüsözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğiniyapabileceğini söyleyin.<br />
<br />
<br />
8- Ciddi cezalandırmama: Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bukelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.<br />
<br />
<br />
Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilirsözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir. Çocuk olumlu sözcükkullandığında, çocuğun övülmesi, teşvik edilmesi gerekir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuklarda akıcı konuşma bozukluğu (kekemelik)]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocuklarda-ak%C4%B1c%C4%B1-konu%C5%9Fma-bozuklu%C4%9Fu-kekemelik-11843</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:32:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocuklarda-ak%C4%B1c%C4%B1-konu%C5%9Fma-bozuklu%C4%9Fu-kekemelik-11843</guid>
			<description><![CDATA[Kekemelik ya da konuşurken takılma, daha genel olarak tanımlarsak konuşmanın akıcılığını bozan duraklama ya da takılmalar çocuğun büyüme ve gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar. 3-5 yaşlar arasında beyin gelişimi hızlanmakta ve çocuk daha hızlı düşünmektedir. İletişim sırasında düşüncelerin aktarılmasına yarayan konuşmanın oluşturulduğu dil ve dudak gibi aktarma organları ise henüz bu hıza yetişememektedir. Böylesi durumlarda konuşmanın başlangıcında bazı sözcükleri bulmada zorluk, takılma, gereksiz duraklama ve nefes düzenleme ile ilgili güçlükler ortaya çıkmaktadır. Eğer sesin oluşumu ile ilgili beyin işlevlerinde ya da aktarma organlarında belirgin bir sorun yoksa akıcı konuşma bozukluğu olarak ele almaktayız.<br />
<br />
<br />
Belirtilen yaşlarda oldukça sık karşılaşılan bu durum zaman içinde, genellikle hiçbir yardım gerekmeden kendiliğinden düzelmektedir. Bu sorunun kalıcı olmasında çocuğun anne babasının ya da çevresindeki diğer kişilerin tutumları etkili olmaktadır. Çocuklarının konuşmasında bir bozulma ortaya çıkması anne babaları kaygılandırmakta, artık çocuğun çıkaracağı sözcüklere dikkat etmeye, hatta çocuğun bu sözcüklerini düzeltmeye başlamaktadırlar. Bu ise çocuğun konuşacaklarına dikkat etmesine ve takılmayacağı sözcükleri seçmesine neden olmakta, giderek daha az ve seçici konuşmasına yol açmaktadır. Özellikle heyecanlandığında, yabancılarla konuştuğunda ortaya çıkan bu takılmalar nedeniyle çocuk böylesi ortamlarda konuşmamayı tercih etmektedir.<br />
<br />
Burada anne babanın konuşmadaki düzensizliğin gelişme ile ilgili olduğunu bilmesi ve zaman içinde geçeceğine inanması gerekmektedir. Böylece çocuğun takılmalarına dikkat etmeyecek, onun konuşmasını destekleyecek, böylece konuşma bozukluğunun yerleşmesini önleyeceklerdir.<br />
<br />
<br />
Akıcı konuşma bozukluğu daha sonraki dönemlerde de sürüyorsa, çocuk için belirgin bir sıkıntıya neden oluyorsa uzman değerlendirme ve danışmanlığı yararlı olacaktır. Böyle bir değerlendirmede çocuğun konuşmasını bozan aşırı heyecanı ya da kaygısı varsa giderilmeye çalışılır. Konuşmanın akıcılığındaki bu bozukluğa karşın konuşması gerektiği belirtilerek, daha fazla konuşması ve kendini ifade etmesi desteklenir. Konuşmada ortaya çıkan bozukluğun değerlendirilmesi ve tedavisi için konuşma terapistleri ile birlikte çalışmakta ve oldukça iyi sonuçlar almaktayız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kekemelik ya da konuşurken takılma, daha genel olarak tanımlarsak konuşmanın akıcılığını bozan duraklama ya da takılmalar çocuğun büyüme ve gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar. 3-5 yaşlar arasında beyin gelişimi hızlanmakta ve çocuk daha hızlı düşünmektedir. İletişim sırasında düşüncelerin aktarılmasına yarayan konuşmanın oluşturulduğu dil ve dudak gibi aktarma organları ise henüz bu hıza yetişememektedir. Böylesi durumlarda konuşmanın başlangıcında bazı sözcükleri bulmada zorluk, takılma, gereksiz duraklama ve nefes düzenleme ile ilgili güçlükler ortaya çıkmaktadır. Eğer sesin oluşumu ile ilgili beyin işlevlerinde ya da aktarma organlarında belirgin bir sorun yoksa akıcı konuşma bozukluğu olarak ele almaktayız.<br />
<br />
<br />
Belirtilen yaşlarda oldukça sık karşılaşılan bu durum zaman içinde, genellikle hiçbir yardım gerekmeden kendiliğinden düzelmektedir. Bu sorunun kalıcı olmasında çocuğun anne babasının ya da çevresindeki diğer kişilerin tutumları etkili olmaktadır. Çocuklarının konuşmasında bir bozulma ortaya çıkması anne babaları kaygılandırmakta, artık çocuğun çıkaracağı sözcüklere dikkat etmeye, hatta çocuğun bu sözcüklerini düzeltmeye başlamaktadırlar. Bu ise çocuğun konuşacaklarına dikkat etmesine ve takılmayacağı sözcükleri seçmesine neden olmakta, giderek daha az ve seçici konuşmasına yol açmaktadır. Özellikle heyecanlandığında, yabancılarla konuştuğunda ortaya çıkan bu takılmalar nedeniyle çocuk böylesi ortamlarda konuşmamayı tercih etmektedir.<br />
<br />
Burada anne babanın konuşmadaki düzensizliğin gelişme ile ilgili olduğunu bilmesi ve zaman içinde geçeceğine inanması gerekmektedir. Böylece çocuğun takılmalarına dikkat etmeyecek, onun konuşmasını destekleyecek, böylece konuşma bozukluğunun yerleşmesini önleyeceklerdir.<br />
<br />
<br />
Akıcı konuşma bozukluğu daha sonraki dönemlerde de sürüyorsa, çocuk için belirgin bir sıkıntıya neden oluyorsa uzman değerlendirme ve danışmanlığı yararlı olacaktır. Böyle bir değerlendirmede çocuğun konuşmasını bozan aşırı heyecanı ya da kaygısı varsa giderilmeye çalışılır. Konuşmanın akıcılığındaki bu bozukluğa karşın konuşması gerektiği belirtilerek, daha fazla konuşması ve kendini ifade etmesi desteklenir. Konuşmada ortaya çıkan bozukluğun değerlendirilmesi ve tedavisi için konuşma terapistleri ile birlikte çalışmakta ve oldukça iyi sonuçlar almaktayız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[parmak emme davranışı olan çocuklara doğru yaklaşım şekilleri]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-parmak-emme-davran%C4%B1%C5%9F%C4%B1-olan-%C3%A7ocuklara-do%C4%9Fru-yakla%C5%9F%C4%B1m-%C5%9Fekilleri-11842</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:31:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-parmak-emme-davran%C4%B1%C5%9F%C4%B1-olan-%C3%A7ocuklara-do%C4%9Fru-yakla%C5%9F%C4%B1m-%C5%9Fekilleri-11842</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım nedir? </span><br />
Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emme çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisi, hatta arkadaşlarını alaylarını karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regression) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin,yeni bir kardeşin doğumu,çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir.Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk ,bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır.Bu konuda da yine özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır.Okul öncesi dönemindeki parmak emme ya da alt ıslatma durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır. <br />
<br />
Parmak emmenin giderilmesi için alınacak önlemler <br />
<br />
<br />
Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.<br />
<br />
<br />
Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım nedir? </span><br />
Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emme çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisi, hatta arkadaşlarını alaylarını karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regression) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin,yeni bir kardeşin doğumu,çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir.Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk ,bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır.Bu konuda da yine özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır.Okul öncesi dönemindeki parmak emme ya da alt ıslatma durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır. <br />
<br />
Parmak emmenin giderilmesi için alınacak önlemler <br />
<br />
<br />
Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.<br />
<br />
<br />
Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[çocuklarda parmak emme]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocuklarda-parmak-emme-11841</link>
			<pubDate>Sat, 13 Dec 2008 21:30:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=76">elifnas</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-%C3%A7ocuklarda-parmak-emme-11841</guid>
			<description><![CDATA[Çocuklarda Parmak Emme <br />
 <br />
<br />
Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir pisko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur.parmak emmenin çocuk psikolojisinde çocuklarda bir uyum ve davranış problemi olarak görülemesi için bazı kriterleri karşılaması gereklidir. <br />
<br />
 <br />
<br />
Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni,yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde, (uterus) öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır.Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak ya da bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktır.<br />
<br />
<br />
1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çocuklarda Parmak Emme <br />
 <br />
<br />
Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir pisko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur.parmak emmenin çocuk psikolojisinde çocuklarda bir uyum ve davranış problemi olarak görülemesi için bazı kriterleri karşılaması gereklidir. <br />
<br />
 <br />
<br />
Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni,yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde, (uterus) öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır.Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak ya da bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktır.<br />
<br />
<br />
1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>