<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Hepimiz Biriz - Mustafa Kemal Atatürk]]></title>
		<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Hepimiz Biriz - https://www.hepimizbiriz.com/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:28:18 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları: Büyük Kurtarıcı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1lar%C4%B1-B%C3%BCy%C3%BCk-Kurtar%C4%B1c%C4%B1-20494</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jan 2024 15:35:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1lar%C4%B1-B%C3%BCy%C3%BCk-Kurtar%C4%B1c%C4%B1-20494</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI<br />
BÜYÜK KURTARICI<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu. <br />
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket. <br />
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik. <br />
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya. <br />
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin? <br />
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi. <br />
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
<br />
BEN BEBEK MİYDİM? <br />
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı. <br />
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------<br />
<br />
BİR TORBA BALIK <br />
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız, mı diyecekler dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı? <br />
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu. <br />
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.  <br />
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU<br />
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu. <br />
Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı. <br />
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı. <br />
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi. <br />
Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı. <br />
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
GAGASI OLMAYAN KARTAL<br />
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler. <br />
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin? <br />
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım. <br />
Sonrasında derin bir sessizlik oldu. <br />
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın? <br />
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:<br />
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.<br />
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız? <br />
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI<br />
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı. <br />
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.<br />
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör. <br />
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin? <br />
Annesi: Tamam, yarın gidelim. <br />
Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü. <br />
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı. <br />
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi. <br />
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi. <br />
Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı. <br />
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.  <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
GERÇEK OLAN NEDİR? <br />
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz? <br />
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez. <br />
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim. <br />
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin? <br />
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış. <br />
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar. Ama gerçek olan nedir? <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI<br />
Ali Rıza  ile Zübeyde için, gündüz nikah, gece düğün törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?  <br />
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun? <br />
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım. <br />
Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu. <br />
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı. <br />
<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU <br />
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı son bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi. <br />
Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor. <br />
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez. <br />
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin? <br />
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın. <br />
Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.<br />
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı. <br />
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı? <br />
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık. <br />
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ<br />
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun. <br />
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim. <br />
Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor? <br />
Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.  Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:    -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir? <br />
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı. <br />
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcileştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım. <br />
<br />
Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI<br />
BÜYÜK KURTARICI<br />
Atatürk'ün kız kardeşleri Makbule ile Naciye tartışıyordu. <br />
Naciye: Abla, son günlerde annem ve babamın konuşmalarından şu sonuca ulaştım: Osmanlı kötüye gidiyor ve önlem alınmazsa sonumuz bir felaket. <br />
Bunun üzerine Makbule: Doğrudur. Bir kötü gidişat var ama önlem alınmıyor. Saray yabancı kadınlarla doluymuş. Padişahın annesi yabancıymış. Annemiz Zübeyde Hanım bir Türk. Biz de Türküz diyoruz. Annemiz fransız veya rus olsaydı, biz de fransız ve rus olurduk. Fransa'ya ve Rusya'ya hizmet ederdik. Türkleri kendimize düşman bilirdik. <br />
Naciye: Abla, sen bunları biliyorsun. Sadrazam ve vezirler de biliyor. Önlem alsalar ya. <br />
Makbule: Naciye, biliyorsun, ben Osmanlı tarihini araştırdım. Belli bir dönemden sonra  kaç tane Türk sadrazam ve vezir adı söyleyebilirsin? <br />
Naciye: Çoğu başka milletlerden, aralarında Türk yok gibi. <br />
Makbule: Bunlardan Osmanlı Devleti yıkılmasın demesini bekleyemezsin. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------<br />
<br />
BEN BEBEK MİYDİM? <br />
Yıl 1872. Evde oturmaktan canı sıkılan Fatma'yı annesi  Selanik sokaklarında gezmeye çıkardı. Sokaklar bomboştu, Arada bir tek tük adamlar geçiyordu. Bu Selanik'te kadın yok muydu? Çocuklar evet çocuklar hani neredeydi? Neden eve kapatılmıştı? Bu durum Fatma'nın kafasına takıldı. Annesine şöyle bir soru sordu: Yemeklerimi yemiyordum ya o zaman ben bebek miydim? Zübeyde Hanım derinden etkilendi. Bilmem kaç zaman önce Fatma ile böyle bir fikir alışverişi olmuştu. Fatma, yemeklerini neden yemiyorsun, demişliği vardı ama Fatma'nın bunu hatırlaması olanaksızdı. Zübeyde Hanım, Fatma'sına sıkıca sarıldı. <br />
Daha sonra sahile çıktılar. Boylu boyunca Ege Denizi önlerinde uzanıyordu. Vur patlasın, çal oynasın eğlenen, günün yirmi dört saati etkinliğini gösteren sahil gazinolarında ermeni, rum, yunan ve diğerleri coşku doluydu. Zübeyde Hanım kızı Fatma'nın elini sıkıca tuttu. Eve doğru yöneldi. Ali Rıza Bey işten dönmüş ve yorgun olmalıydı. O geldiğinde mutfakta olmamak yakışık almazdı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------<br />
<br />
BİR TORBA BALIK <br />
Ali Rıza Bey ile oğlu Ahmet o sabah erkenden kalktı. Akşamdan sözleşmişlerdi, yarınki balık tutma işi için. Önceleri Zübeyde Hanım karşı çıkmıştı. Ne gereği var canım, sabah erken kalkmanın. Biraz uykunuzu alıp bir iki saat geç kalksanız da olur. Sanki Ege Denizi'nin balıkları Ali Rıza Bey ile Ahmet gelecek ve biz onların oltasına ilk takılan olacağız, mı diyecekler dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım onları sabah erkenden yolcu etti. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet çok hırslıydı. Ellerinde birer olta ve gelsindi balıklar, atılsınlardı oltaya, bakalım kim, kaç balık yakalayacaktı? <br />
Aradan saatler geçti. Ali Rıza Bey ve Ahmet saatlerdir denize olta atıyordu. Oltanın ucundaki yem yeniyor ama balık yakalanmıyordu. Kavanoz içinde getirilen yemler bitmiş ama ortada balık yoktu. <br />
İkindi vaktini geçmişti. Ali Rıza Bey ve Ahmet, bu balıklar bizi sevmedi. Yem yiyor ama kaçıyorlar. Anneni ben severim, sen de seversin. Dönerken  balık alalım, annen de sevinsin ama aramızda sır. Aradan yüz yıl geçse bile anneye söylemek yok.  <br />
Bunun üzerine Ahmet, merak etme baba. Bizim balık almamızın kimseye zararı yok. <br />
Ali Rıza Bey ile Ahmet, akşamüstü bir torba balıkla eve giriş yaptı. Zübeyde Hanım onları coşkuyla karşıladı. Akşam yemeğinde bol bol balık yediler.<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU<br />
Ali Rıza on dört yaşındaydı. Arkadaşı Osman'la komşu köye gitmiş ve yalnız geri dönüyordu. Gök gürlemeye başladı. Belli yağmur geliyordu. Ali Rıza adımlarını hızlandırdı. Köyüne daha yol vardı. Bir saçak altı, bir girdap bulup yağmurun dinmesini beklemeliydi. Karşıda bir çınar ağacı gördü. Onların yüzlerce yıl yaşayanı vardı. Ne fırtınalar, yağmurlar atlatırlardı. Hem bu çınar ağacı tam bir saçak altıydı. Oraya sığınırsa yağmurun damlası değmezdi. Aniden gökyüzünde bir şimşek çaktı. Sonrasında uzaklara yıldırım düştü. İleride gökyüzü daha karaydı. Kısa bir süre sonra doğa gerçek gücünü gösterip yağmur damlalarını ağırlaştırırdı. Pek çok şimşek çaktırıp yıldırım düşürür ve bazı canlıların yaşamlarını sonlandırırdı. Ali Rıza oralarda bir çukur bulup içine sindi. Zaten sırılsıklam ıslanmıştı. Yağmurdan korkusu yoktu. O'nun düşüncesi yıldırımdı. Her şimşek çakışında korkmuyordu ama ürperiyordu. <br />
Al Rıza bir anlık zaman diliminde başını yukarı kaldırıp ileri baktı. Adamın biri hızla gelerek çınarın altına sığındı. Saniyesinde şimşek çaktı ve yıldırım düştü. Boğuk bir feryat duyuldu ve adam yere yığıldı. <br />
Ali Rıza: Vay anasını, demek ben oraya önce varsaydım yıldırım bana düşecekti. Beni bu hayattan silip süpürecekti. Ben bu hayatta var olmalıyım ve en azından çocuklarım olmalı. <br />
Sonradan yağmur dindi. Ali Rıza çukurdan çıktı, çınarın altına gitti. Yıldırım adamı yakmış ve ikiye bölmüştü. Daha sonra köyüne doğru yöneldi. Köy kahvesinde olanları anlattı ve yardım etmelerini istedi. <br />
Ali Rıza evine vardığında annesi Ayşe Hanım olanları dinleyince çok şaşırdı. O, insan hayatının doğa tarafından bu kadar kolay yok edilemeyeceği düşüncesindeydi. Kulaktan dolma değerlerle hayatı şekillendirirdi. Ali Rıza'nın anlattığı bu olay ve yorumu hayatına değişik bir bakış açısı kazandırmıştı. <br />
Ali Rıza bir süre daha hayata devam edebileceği düşüncesindeydi. Belki bir gün evlenir, çocukları olurdu. Eğer çocukları olursa, onları çok sevecekti. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
GAGASI OLMAYAN KARTAL<br />
Atatürk'ün abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Kardeşleri 2 yaşındaki Mustafa'nın elinden tutarak mutfağa gittiler. Annelerinden bir hikaye anlatmasını isteyeceklerdi ama anneleri mutfakta yoktu. Odalara baktılar, evde yoktu. Yatak odasına yöneldiler. Babaları Ali Rıza Bey orada olmalıydı. Kapıyı çaldılar, içeriden buyurun, gelin denince içeri girdiler. <br />
Ali Rıza Bey: Krallarım benim, şahlarım, padişahlarım!  Siz üçünüz bir anda tarih sahnesinden silinseniz, ben kime oğlum derim? Kim benim adımı tarih karşısında yargılar? Kim benim adımı tarihe sabitler? Siz üç oğlumdan en az biri büyük işler başarsın ve benim adım da bu O'nun babasıdır diye anılsın. Tarihe geçsin. Yüzyıl sonra yeniden dünyaya gelsem ve adım kitaplarda yoksa hakkımı helal etmem bilmiş olun. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, yüzyıl sonra bizim adımızdan yola çıkarak tarih kitaplarında bolca varsan ne diyeceksin? <br />
Ali Rıza Bey: O kadar mutlu olurum ki herhalde kanatlanıp gökyüzüne uçarım. <br />
Sonrasında derin bir sessizlik oldu. <br />
Ömer: Annem mutfakta yoktu. Hikaye anlatmasını isteyecektik. Şimdi buraya geldik. Baba, bize bir hikaye anlatır mısın? <br />
Ali Rıza Bey: Canım oğullarım, siz isteyin ben size sabaha kadar on tane hikaye anlatırım, dedi ve bir hikaye anlatmaya başladı:<br />
Kendini gökyüzünün hakimi sanan bir kartal vardı. Çok büyüktü. Kanat açıklığı on metreyi buluyordu. Aslanlar, kaplanlar ondan korkardı. Pençelerine yakalanan hiçbir canlı sağ kurtulamazdı.. Yaşlanan kartalın gagası düşüyordu ya işte bu kartal da yaşlanınca gagası düştü. Gagası olmayan bu kartal yeni bir gaga çıkması için,  aylarca bekledi. Sonunda beklemekten sıkıldı. Timsah dolu bir nehre atladı ve timsahlar onu yedi. Hikayemiz burada bitti.<br />
Ahmet sordu: Baba, bu anlattığınız hikayeden nasıl bir ders çıkarmalıyız? <br />
Ali Rıza Bey: Hikaye anlatmamı istediniz, işte hikaye anlattım. Varın ötesini de siz hesap edin. Ne anladıysanız onu anlatmışımdır. <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ALİ RIZA İLE ZÜBEYDE'NİN AŞKI<br />
Ali Rıza memur olmuştu. Kazancı iyiydi. Mahalle arkadaşları, tanıdıkları, amca çocukları evlenmişti. Arkadaşlarından ikinciye çocuğu olan vardı. Düğünlerde kızlarla dans eder, şarkı söylerdi. Aşkın ve aşığın yaşatılması taraftarıydı. <br />
Babası ve annesi nice zamandır Ali Rıza'ya kız buluyor, Ali Rıza kızı görüyor ve evlenilecek nitelikte bulmuyordu. Ali Rıza'ya kız beğendirmek çok zordu. Yaşın otuz oldu, evlen artık Ali Rıza, diyorlardı.<br />
Günlerden bir gün babası işten dönmemişti, annesi oğlunu karşısına aldı: Bak Ali Rıza, komşular dediydi, sarı saçlı, mavi gözlü, dünya güzeli bir kız var. Adı Zübeyde. Gittim, gördüm. Terbiyeli, saygılı. Baban, sen, ben evlerine gidelim, kızı bir de sen gör. <br />
Ali Rıza: Olur anne, istersen yarın gidelim, ne dersin? <br />
Annesi: Tamam, yarın gidelim. <br />
Ertesi gün Ali Rıza, annesi ve babası, Zübeyde'nin evine gitti. Ali Rıza, Zübeyde'yi görünce beyninden vurulmuşa döndü. <br />
Bu kız geçen gece rüyasında gördüğü kızdı. <br />
Selanik'te bu kadar güzel bir kız varmış da benim haberim yokmuş, diye kendi kendine hayıflandı. Ali Rıza'nın babası Ahmet Efendi, isterseniz gidin bahçede bir gezin gelin, dedi ve gençler bahçeye çıktı. Ali Rıza, Zübeyde ile ağaçlardan, çiçeklerden bahsederek bahçenin sonuna kadar gitti. Dönüş yolunda Zübeyde'ye evlenme teklif etti: Zübeyde, benimle evlenir misin? dedi. <br />
Zübeyde: Niyetli olmasaydım buraya gelmezdim, dedi. Ali Rıza öylece kalakaldı. Bundan sonra ne yapması gerektiğini bilemedi. <br />
Daha sonraki günlerde Ali Rıza ile Zübeyde, Selanik sokaklarında gezdiler, dolaştılar. Zübeyde'nin evinde nişan töreni yapıldı. Zübeyde düğün istemedi. Ali Rıza, seninle olduğum her gün bana düğün dedi ve Zübeyde'den tarafa çıktı. <br />
Aradan günler, aylar, yıllar geçti. Onların altı tane çocukları oldu. Hepsi birbirinden değerliydi. Mustafa da bunlardan biriydi. Daha sonra Mustafa Kemal adını alacak ve yurdu istila edilen Türk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı.  <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
GERÇEK OLAN NEDİR? <br />
Ali Rıza ile Zübeyde nişanlanalı bir ay olmuştu ki bunlar Selanik sokaklarında gezmeye çıktı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde istersen şurada oturalım. Ege Denizi önümüzde, Selanik arkamızda biz hayattan başka ne bekleriz? <br />
Bunun üzerine Zübeyde: Ali Rıza, hayattan istenecek çok şey var ama hayat bunları bir anda bize vermiyor. Kısım kısım veriyor. Bazen hiç vermez. <br />
Ali Rıza: Bilirim Zübeyde, bilirim. Onun öyle olduğunu bilirim. <br />
Zübeyde: Biz hayat olsak hayatı kurgulasak. Hayat kötü olsa iyi insanları kötülüğe yönlendirse işsiz bıraksa soygun yaptırsa sen buna iyidir diyebilir misin? <br />
Ali Rıza: Annesi hasta olan genç adam işsizdi, parası yoktu. Bu genç eczaneye girdi. Eczacıya reçeteyi gösterdi, gerekli olan ilaçları aldı. Dört kutu ilaç. Para vermeden çıkıp gitti.  Zübeyde, sen hakim olsan bu genci hapse atabilir misin? Belki annesi ertesi gün kalkıp yürüyecek. Zaten eczacı şikayetçi olmamış. <br />
Zübeyde: Bak Ali Rıza, bunlar göreceli kavramlar. On kişi olsa beşi evet der, beşi karşı çıkar. Herkes akıl fikir düzeyi, zeka seviyesi açısından fikir ileri sürüp yorum yapar. Ama gerçek olan nedir? <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
DÜĞÜNE DÖRT GÜN KALDI<br />
Ali Rıza  ile Zübeyde için, gündüz nikah, gece düğün törenine dört gün kalmıştı. Bunlar yine bir fırsatını bulup yalnızlığa adım atmıştı. <br />
Ali Rıza: Zübeyde  sen böyle konuları konuşmaktan hoşlanmazsın ama ben yine de sormak istiyorum. Biz evlenince kaç çocuğumuz olsun istersin?  <br />
Zübeyde: Aman Ali Rıza, hele bir çocuğumuz olsun, ben onu el bebek, gül bebek beslerim. Araştırdım ve buldum. Yeni evli çiftlerin ilk çocukları yüzde yetmiş ihtimalle kız oluyormuş. Belki  yüz yıl sonra bu yüzde seksene çıkarmış. Ali Rıza, ilk çocuğumuz kız olsa sen bundan rahatsız olur musun? <br />
Ali Rıza: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Zübeyde, sen beni iyi tanımamışsın. Kızım olsun, oğlum olsun onu bağrıma basarım. <br />
Sonunda o dört gün geçti. Ali Rıza ile Zübeyde evlendi. İlk çocukları Fatma oldu. Ali Rıza ile Zübeyde onu bağrına bastı. Gelecekte onları mutlu günler bekliyordu. <br />
Aradan yıllar geçti. Fatma dördüncü yaş gününü kutluyordu. Zübeyde Hanım yaptığı pastanın üstüne dört mum dikmişti. Fatma mumları üfledi ve dört yaşına girdi. Önünde uzun bir yaşam vardı ve O bu şansını sonuna kadar kullanırdı. <br />
<br />
<br />
-----------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ALİ RIZA BEY'İN ÇOCUKLUĞU <br />
Ali Rıza Bey, Selanik'te dünyaya geldi. İlkokulu Mahalle Mektebi'nde okudu. 12 yaşına gelince arkadaşları arasında parmakla gösterilirdi. Çok iyi tekmük oynardı. ( Şimdiki futbol maçı ) Mahalle maçlarında başı önde sahadan hiç ayrılmamıştı. Maç başlayınca geri gelir, kendini kaybettirir, sonradan ileri çıkar, ataklara katılırdı. Takımı ileri çıkmışken, rakip takım savunması buna önem vermez, defans elemanları yanında olmazdı. Top, Ali Rıza'yı severdi. Rakip kale önünde boş pozisyonda durur ve topun gelmesini beklerdi. Hata affetmez ve soğukkanlı son bir vuruşla golü atardı. Gool diye öyle bir bağırır ve kaçardı ki, en hızlı koşan arkadaşı O'na yetişemezdi. <br />
Günlerden bir gün Ali Rıza evde ders çalışıyordu. Kapı çalındı. Ali Rıza yan pencereden baktı. İki arkadaşı bekliyordu. Annesi Ayşe Hanım kapıyı açtı. Çocuklardan biri atıldı: Ali Rıza evde mi? Maçımız var da. O'nu çağırmaya geldik. Arkadaşlar bekliyor. <br />
Ayşe Hanım: Ali Rıza'nın dersleri çokmuş. Yarın imtihanı varmış. Boşuna beklemeyin gelemez. <br />
Aradan dakikalar geçti. Ali Rıza odanın içinde dört döndü. Eğer arkadaşlar gitmezse ben giderim, diye düşündü. Dönmeye devam etti. Ali Rıza sonradan yan pencerenin perdesini aralayıp kapı önüne baktı. Arkadaşları gitmemiş ve bekliyordu. Demek ki iş ciddiydi. Maç iddialıydı. Ali Rıza odadan çıktı. Mutfakta duran annesinin yanına gitti: Anne, arkadaşlar kapıda bekliyor. Derslerimi bitirdim. İmtihana hazırım ve en yüksek notu ben alacağım. Maça gideyim ha, ne dersin? <br />
Annesi olur deyince Ali Rıza bir sevindi ki sormayın. <br />
Maçın oynanacağı yere merdivenli yokuştan inilirdi. Ali Rıza yokuşun başında görününce arkadaşları arasında bir dalgalanma oldu. İşte Ali Rıza gelmişti ve bu maç kazanılırdı. Karşı takımın golcüsü Necdet uzun boyluydu ve elleri belinde bekliyordu. Ali Rıza'ya baktı. O'nu küçük görmedi ama büyük de görmedi. Arkadaşlarının neden Ali Rıza'ya bu kadar önem verdiğini anlamadı. Her zaman  olduğu gibi gollerini birbiri ardına sıralar maçı kazanırdı.<br />
Maç başlayalı on dakika olmuştu ki Necdet ikinci golünü attı. Sonrasında takımı rehavete kapıldı ve Ali Rıza sahneye çıktı. Şahlanan takım arkadaşlarıyla ileri atıldı. Ali Rıza'nın attığı dört golle maç 4-2 galibiyetle sonuçlandı. <br />
Ali Rıza iddia gazozunu içerken, kimseyi alaya almadı. Daha sonra arkadaşlarından ayrılıp eve gelince annesi sordu: Ali Rıza maçı kazandınız mı? <br />
Ali Rıza: Evet anne, kazandık. Onlar iki attı, ben dört attım ve maçı kazandık. <br />
Annesi: Böyle olacağı belliydi. Ben senin kaybettiğini hiç duymadım. <br />
<br />
-------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
BİR ALİ RIZA BEY HİKAYESİ<br />
Mustafa 2 yaşında, abileri Ahmet 9, Ömer 8 yaşındaydı. Üç kardeş annelerinin yanına gitti ve bir hikaye anlatmasını istedi. Anneleri Zübeyde Hanım başının ağrıdığını söyleyerek çocukları babalarına yönlendirdi ve şunu ekledi: Aman, dikkat çocuklar, ben size genelde insanlar hakkında hikaye anlattım. Babanız tilkili, kuşlu, ördekli hikaye anlatır ve hikayenin sonu tahminlerin dışındadır. Şok olursunuz. Dağılıp da gelirseniz sizi toplayamam bilmiş olun. <br />
Ahmet: Sen bizi merak etme anne. Ben ve Ömer dağılmam, Mustafa hiç dağılmaz. Anlatsın bakalım babam hikayesini ve bizi şok etsin görelim. <br />
Kardeşler, babalarının yanına geldiğinde Ali Rıza Bey kafasını elleri arasına almış, düşünceye dalmıştı. Ahmet olanları anlatınca hiç şaşırmadı. İnsanoğlunun çözülemeyen sorunları olunca dönüp dolaşacağı yer benim diyordu. Sonrasında Ali Rıza Bey şu hikayeyi anlattı: Bir ördek vardı. Yaşadığı çağa göre, ileri düzeyde zeka sahibiydi. Ördekler etrafında toplanır, oyunlar oynardı. Bu oynadıkları oyunlar eğlence içindi. Bizim ördekle ilgisi yoktu. Bizim ördek hayatı kendi kurgulamak isterdi. Bir kader yapıcının var olduğunu düşünmezdi. Yaşadığın kader oluyor derdi. Bir gün bu ördek üç ileri, bir geri yürürken etrafını tilkiler sardı. Onlarla söz düellosuna girdi ve onlara sorular sordu. Siz tilkisiniz ama kurttan ne farkınız var? İki tilki bir kurt eder diyorlar. Bir tilki bir kurt neden etmesin? İnsanlar hayvanat bahçesi yapıyor ve tilkiyi kafese kapatıyor. Neden tilkiler insanat bahçesi yapmıyor ve insanı tutsak etmiyor? <br />
Aradan zaman geçtiği halde ördeğin sorduğu sorular bitmiyordu. Sonunda tilkiler, sensin, dedi ve ördeği bir tilkiden yüz kat daha zeki tilkiler kralının huzuruna çıkardı.  Ördek tilkilere anlattıklarını tilkiler kralına da anlattı. Onunla söz düellosuna girdi. Bu durum  tilkiler kralını rahatsız etti.  Şu ördek de kimdi ve tilkiler dünyasına hücum etmişti? Bunlardan yüz  tanesini toplasan bir tilki etmezdi. Tilkiler kralı, on yıllık krallığının son bombasını patlattı:    -- Siz ördekler, kanatlarınız var uçuyorsunuz. Kanatlarınızı tilkilere verseniz, tilkiler dünyaya hakim olurdu. Neden dünyaya hakim olamıyorsunuz? Sizi engelleyen nedir? <br />
-- Tilkiler kralı, biz dünyaya hakim olamıyoruz, siz de hakim olamıyorsunuz. O zaman gücünüzü kurtlara verin de kurtlar dünyaya hakim olsun, dedi. Bunu duyan kurtlar harekete geçti ve dünya yönetimini aldı. <br />
Çocuklar, işte bundan dolayıdır ki, hiçbir kurdu evcileştiremezsin. Sirklerde gösteri yapan aslanlar, kaplanlar evcilleştirilmiştir. Ben bunca yıllık yaşamım boyunca hiçbir kurdun sirkte gösteri yaptığını duymadım. <br />
<br />
Ali Rıza Bey sözlerini tamamladığında oğulları şok halindeydi. Bildik bilginin dışına çıkılmış ve kendilerine bilinmedik bilgi verilmişti. Babalarının yanında ayrılırken, biraz daha özgür ve mutluydular. Tam özgürlük Ali Rıza Bey'in hikayelerinde saklıydı. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları - Kaplan]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1lar%C4%B1-Kaplan-20492</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jan 2024 01:30:32 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1lar%C4%B1-Kaplan-20492</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI<br />
KAPLAN<br />
Selanik'teki evde Atatürk'ün abileri  Ahmet ile Ömer konuşuyordu. <br />
Ömer: Hayvanat bahçesinde kaplanların olduğu bölüme bir adam düşmüş. Kaplanlar, onu yemiş. Neden ama? Neden bir kaplan insanı yer?<br />
Ahmet: Bunu ben de çözemedim. Kaplan insanların tutsağı ama insanı yiyor. Diğer insanların intikam alabileceğini düşünemiyor. Olayı ben de duydum. İnsanlar, o kaplanı vurmuş. Herhalde kaplan bir geyiği veya insanı yiyecek olarak görüyor. İnsan bir dereceye kadar akıllı bir yaratık. Kaplanda bu yok. Kaplanda akıl olsa tutsak olmazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
YALNIZ KURT<br />
Ali Rıza Bey ve Zübeyde Hanım'ın oğulları Ahmet ile Ömer çağdaş fikir ve düşünceyle donanmıştı. Önemli olan, karanlıktan kurtulup aydınlık yarınlara ulaşmaktı. Ben diyebilmekti. İnsan büyük, yüce,  görkemli bir varlıktı.  İnsan şansını kendi yaratır ve yarattığı dünyanın ilk hayranı olurdu. Şans bazen gelir, bazen giderdi. Önemli olan, şansını kendin için, kullanmaktı. Sen yeterli çabayı göstermez hayatın içine balıklama dalarsan , o bir bilinmez seni hayatın içinden çeker, alır, gökyüzüne savururdu. Doksan değil, yüz doksan yıl yaşasan sen sen olamazdın. <br />
Ahmet ile Ömer, çocukların bu dünyadaki maceralarını yaşamadan erkenden dünyadan ayrılışlarının nedenini araştırmak üzere arkadaşlarına bir öneri sunmak düşüncesinde birleşerek evlerine girdiler.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
AÇ KALAN ÇOK İNSAN VAR<br />
Mustafa beş yaşındaydı. Annesi ile birlikte bakkala alışveriş için gitmişti. Evlerine yakın köşe bakkal vardı ama herkes oraya gitmezdi çünkü beşe aldığı malı ona satardı. Selanik'te bulunan iki bankanın ikisinde de hesabı vardı. Selanik'in en zenginiydi. Birkaç adım fazla yürürdün ve aynı malı dededen sekize alırdın. Sonunda Mustafa ile annesi dedenin bakkal dükkanına varıp içeri girdi. Dedenin bakkal dükkanı dört adıma dört adım bir yerdi. Sağlı sollu duvarda birkaç tahta raf vardı. Köşede peynir ve yoğurt bulunurdu ve onlar teneke içindeydi. Ekmek dolabı vardı ve oradan istediğin ekmeği seçip alabilirdin. <br />
Zübeyde Hanım dededen bir kilo yeşil mercimek ve bir kilo nohut aldı. Ayrıca iki ekmek aldı. Parasını ödeyip Mustafa ile birlikte eve doğru yöneldi. Akşam yemeği olarak yeşil mercimek vardı. Yarında nohut. Bunlar Ali Rıza Bey'in en sevdiği yemeklerdi. İkişer tabak yemeden doydum demezdi. Darısı aç kalan insanların başınaydı. Aç kalan, açım diyen o kadar çok insan vardı ki.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
AHMET'İN YAŞ GÜNÜ <br />
Zübeyde Hanım erkenden kalkmış, yemekler yapmış ve yaş günü için, hazırlanmıştı. Bugün Ahmet'in 9'uncu yaş günüydü. Önce Ahmet uyandı:  Anne, bugün benim yaş günüm. Benim için, pasta hazırlamışsın. Çok makbule geçti, dedi.  <br />
Zübeyde Hanım: Aman oğlum, ne demek? Sen yüz yıl yaşa. Ben sana her yaş ününde pasta hazırlarım, dedi. <br />
Aradan zaman geçtikçe önce Ömer sonra Mustafa uyandı. <br />
Ömer: Anne, bugün abim Ahmet'in yaş günü. İyi güzel de benim yaş günüm ne zaman olacak? <br />
Zübeyde Hanım: Oğlum, senin yaş gününü kutladık ya? İki ay olmadı. Yıl dönsün, seneye dokuzuncu yaş gününü kutlarız, dedi. <br />
O sırada Mustafa yanlarına geldi: Anne, benim yaş günüm ne zaman? diye sordu.<br />
Zübeyde Hanım: Mustafa, senin yaş gününe zaman var. Hele ay bir dönsün. Yaş gününe kırk gün kaldı. ( İki ) yaşına basacaksın. <br />
Ali Rıza Bey gümrük memuruydu. Selanik dışındaydı. Zübeyde Hanım üç oğluyla o gün neşeli vakit geçirdi. Güldü, eğlendi. Geleceğe umutla baktı. Oğullarıyla nice yaş günlerine ulaşmak dileğini tekrarladı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
MAKBULE İLE NACİYE<br />
Atatürk'ün kızkardeşleri Makbule ile Naciye Selanik sokaklarında geziyordu. Naciye söze şöyle bir giriş yaptı: Abla, ben bu Selanik'i çok seviyorum. İnsanları sevecen, hoşgörülü. Kimse kimseye höt demiyor, git demiyor.Yarım saattir sahilde geziyoruz, bize yan bakana rastlamadım. Demek ki, Türk'ü, bulgarı, rumu, ermenisi bir arada sorunsuz bir şekilde yaşayabiliyor. Kovsalar gitmem şu Selanik'ten. <br />
Bunun üzerine Makbule: Çeşitli milletlerden insanlar rahatlıkla bir arada yaşar. Dinleri değişik olduğu için, aralarında husumet oluşuyor. Birbirlerinin inancına saygı gösterseler savaşlar olmaz. Dünya tarihindeki savaşların yüzde doksanı din yüzünden olanlardır. <br />
Naciye: Ablam, bu neden böyle oluyor? Büyük çoğunluğu tek bir yüce yaratıcıya inanıyor. <br />
Makbule: Onun orası öyle de peygamberleri farklı. Sonra gelen bir öncekinin gelişmişi oluyor. İnsanlar bunu fark edemiyor. Anne hangi dine mensupsa çocuk da o dinin taşıyıcısı oluyor. İstese de istemese de bağımlı kalıyor. <br />
Naciye: İnsan her neye inanıyorsa bir başkasının inancına saygı göstermeli. O zaman devletler din üstüne bir yönetim biçimi kurmamalı. Devlet yönetiminde dinin yeri olmamalı. Din gönüllerde yaşamalı. Ben bu sonuca ulaştım. <br />
Makbule: Tastamam, benim de anlatmak istediğim buydu. <br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
BİZ DE BALIK OLURUZ<br />
Yıl 1867. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım henüz on yaşındaydı. Babası Feyzullah Ağa ve annesi Ayşe Hanım ile birlikte Selanik'te deniz kıyısına balık avlamak için, gitti. Babası iki palamut veya bir kilo istavrit avlayıp öğle yemeğini kurtarma derdindeydi. Oltanın ucuna yem takmayı unuttuğu için, oltanın iğnesini gören balıklar açık denize kaçıyordu.<br />
Bu arada Zübeyde anne ve babasını soru yağmuruna tutuyordu: Anne, biz niye balık tutuyoruz? Balıklarında canı var. Neden onların yaşama sevincini engellemek istiyoruz? Bugün hiç balık yakalamasak aç kalmayız. Tutmak istediğiniz balıklar yaşamlarına devam eder. Onları hayattan söküp almak bize ne fayda sağlar? Balıklar şanslı olsun ve biz eve eli boş dönelim, ne dersin? <br />
Annesi: Kızım, ben sana ne diyeyim? Söylediklerini baban da duyuyor. Herhalde bir süre sonra sana geri dönüşümü olacaktır. <br />
Akşamüstü hava kararmaya başladığında Feyzullah Ağa oltasını sudan çıkardı. Bakın gördünüz mü, balıklar yemi yemişler ama oltaya yakalanmamışlar. Bugün balık yakalayamadık. Bir balık olsam ve denizde yaşasam diye bir düşünce aklımdan geçmiyor değil. <br />
Bunun üzerine Ayşe Hanım: Aman bey, o nasıl söz? Sen balık olur gidersen biz ne yaparız? dedi. <br />
Zübeyde, annesine döndü: Anne, biz de balık oluruz, babamın peşine takılırız. Ege Denizi ile yetinmeyiz, Akdeniz'e bile çıkarız, deyince annesi ve babası kahkahayla güldü. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ÇOCUKLARI ÇOK SEVEN MASALCI<br />
Saat sabahın sekiziydi. 4 yaşındaki Fatma uyandı. Odasında çıktı. Annesi mutfaktaydı. Onun yanına gitti. Anne, bana bir masal anlatır mısın? dedi. Annesi Zübeyde Hanım: Aman kızım, sabah sabah bu ne masalı? Masallar genellikle akşam vakitleri anlatılır. Anneler ve babalar, çocuklara uyku masalı anlatır. Çocuklar, bir an önce uyusun diye. <br />
Fatma: Anne, tam  uyanamadım. Beni uyandıracak, güne hazırlayacak bir masal biliyorsundur. <br />
Bunun üzerine annesi, Fatma'ya şu masalı anlattı: Zamanın birinde bir adam varmış. Çocukları pek severmiş. Onlara kalem, silgi, defter, kitap satarmış. Çocuklar için, masal yazarmış. Kitap bastırmış. Bu kitapları bedavaya çocuklara dağıtmış. Çocuklar, bu masalcı adamın etrafında bir sevgi yumağı meydana getirmiş. <br />
Oralarda bir okul varmış. Bu okulun müdürü öğrencilerin bu dükkandan alışverişini yasaklamış. Çocuklar, kendilerini çok seven masalcıyı terk etmemiş, az bir karla sattığı okul malzemelerini almaya devam etmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Masalcı vergileri ve dükkan kirasını ödeyemeyecek duruma gelmiş. Son günlerinde kalan defterleri ve kalemleri çocuklara bedava dağıtmış. Dükkanı kapatmış. <br />
Sonraları masalcı yıkılmamış. Her yeni güne yeni bir umutla başlamış. Çocuklar için, yüzlerce masal yazmış. Ama artık parası yokmuş. Kitap bastıramıyormuş. Masalımız da burada bitmiş. <br />
Fatma: Çok değişik ve güzel bir masal. Sonradan bu masalcı ne olmuş? <br />
Zübeyde Hanım: Masalcı değişik ve güzel masallar yazıyor ve bunları çocuklara armağan ediyormuş.<br />
O gün Fatma çok neşeliydi. Annesiyle şakalaştı durdu, güldü, eğlendi. Masalcıyı düşündü. Bir gün şu masalcıyla karşılaşabilir miydi? Onun orası belli olmazdı. O günü düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu. <br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATTİLA VE HONORİA<br />
Atatürk'ün abileri Ahmet ile Ömer, Selanik'te evlerinin yakınındaki hükümet binasının arkasındaki  bahçede arkadaşlarıyla toplanmıştı. Böyle günlerde yeni bir oyun oynamayı adet edinmişlerdi. Ahmet'ten bir yaş büyük İsmail ile Rafet neyin ne olacağına, hangi oyunun oynanacağına karar verendiler. Biri bir konu ortaya atsa öteki arka çıkar, destekçisi olurdu. <br />
Yirmiyi aşkın çocuk sağa sola bakınırken, İsmail orta yere çıktı ve Ahmet, sen Büyük Türk Hükümdarı Attila ol. Tahtın burası gel buraya otur, dedi. Ahmet şaşırmıştı. Hiç bozuntuya vermedi ve İsmail'in gösterdiği ağaç kütüğüne oturdu. Ama dimdik oturdu. Bir Türk hakanı gibi, Attila gibi. Seyirci Selanik çocukları bir adım geriledi. Kumanda şimdi Ahmet'in elindeydi, bakalım Ahmet nasıl bir yönetim gösterecekti? <br />
İsmail geldi, elini göğsüne koydu ve Ahmet'in dört adım karşısında diz çöktü. Tahta kılıcı belindeydi. Başıyla selam verdi ve şöyle dedi: Batı Roma İmparatoru'nun kız kardeşi Honoria evlilik teklifinizi kabul etmişti fakat imparator, onu gizlice İstanbul'a göndermiş ve sarayda göz hapsinde tutuyormuş. Bunun nedenini araştırmak ve Honoria'nın size göndermek istediği nişan yüzüğünü almak için, İstanbul'a gitmek istiyorum. <br />
Bunun üzerine Ahmet: İsmail, İstanbul'a git, olayı araştır. İmparator neden böyle bir şey yapmış? Honoria'yı bul, nişan yüzüğünü al ve gel. Rafet sen de İsmail ile git. Birlikte daha kolay başarıya ulaşırsınız. <br />
Ahmet'in doğaçlama olarak söylediği bu sözler, çocukların kanını dondurmuştu. Dimdik durmayanlar ise, dimdik durmuştu.<br />
İsmail: Olayı araştıracağız ve prensesten nişan yüzüğünü alıp en kısa zamanda döneceğiz hakanım, dedi ve selam verip Rafet ile birlikte hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. <br />
Daha sonra İsmail ile Rafet gelip verilen görevin başarıldığını söylediler. Temsili nişan yüzüğünü verdiler. Attila ile Honoria, şimdilik nişanlanmıştı. Pek yakında evlenirlerdi. <br />
Ahmet eve gidince olanları annesine anlattı.  Annesi Zübeyde Hanım: Ben sana bravo diyorum da başka bir şey demiyorum. İnanıyorum yazıcılar bunları kaleme alır ve gelecek nesillere ulaştırır. Böylelikle Türk'ün gücü daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
KARINCALAR<br />
Evlerinin bahçesinde gezip eğlenen Ahmet ile Ömer arasında bir tartışma çıktı. Anneleri şimdiye kadar pek çok hikaye anlatmıştı. Ömer, annem, karıncalar hakkında bir hikaye bilmiyordur, dedi. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Üstüne bastın kaldır ayağını. Annem, şimdiye kadar tilkidir, kuştur, kartaldır dedik hep hikaye anlatmadı mı? Gel gidelim, anne diyelim, karıncalar hakkında hikaye anlatır mısın? Eğer anlatamazsa ben de ne olayım? <br />
Ömer'in tamam demesi üzerine annelerine gittiler. Anne, karıncalar hakkında hikaye biliyor musun? Biliyorsan anlat. Biz iki çocuk dört kulak seni ilgiyle dinleriz. <br />
Zübeyde Hanım: Aman, çocuklarım! Çok hırslanmışsınız. Şu sandalyelere oturun da size karıncalar hakkında bir hikaye anlatayım. <br />
Ahmet ile Ömer sandalyelere oturunca ayakta duran Zübeyde Hanım ellerini beline dayayıp karıncalar hakkında hikaye anlatmaya başladı: İnsanoğlu dünyada var olmazdan önce karıncalar vardı. Sevecen, hoşgörülü, iyi niyetli yaratıklardı. Kralları, kraliçeleri vardı. Sen ben kavgası yoktu. Kral, kraliçe olduk diye kendilerine saray yaptırmazdı. Halkın parasını ihtiyaçları için, kullanmazdı. Bunların yanında koruması yoktu.  Halkın refah ve mutluluğu için, çalışacaksa kimden, neden korkacaktı?  Neden saray yaptıracaktı? Sarayın etrafına neden kalın duvarlar çektirecekti? Saray içinde ve dışında neden yüzlerce koruma olacaktı?    <br />
<br />
Zübeyde Hanım anlatması bitince cebinden mendilini çıkarıp alnında birikmiş terleri sildi. Bir süre sessiz kaldı. Daha anlatacakları vardı da anlatmasa daha iyiydi. Şimdilik bu kadarı yeterliydi. Çocuklar, hikaye burada bitti, dedi. Ahmet ile Ömer, annelerine teşekkür ettikten sonra sokağa çıktı. <br />
Ahmet: Ömer istersen arkadaşları bulup oyun oynayalım. Bu oyunda, ben bir ülkenin padişahı olacağım, sen de başka bir ülkenin kralı olursun. Kesinlikle sarayımız olmayacak, normal bir evimiz olsa yeter. Savaşmayacağız, barış içinde yaşayacağız, dedi. <br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
BÜYÜK İSKENDER DE SAKALINI KESTİRİRDİ<br />
Ali Rıza Bey işten döndü. Elini, yüzünü yıkayıp salona geçti. Oğulları Ahmet, Ömer ve Mustafa salona geçip babalarının karşısına oturdu. Oğullarının çevreden ve arkadaşlarından duyduklarına Ali Rıza Bey prim vermiyordu. Bu böyle olmuş, şu şöyle olmuş, tamam da bakalım bunlar doğru mu? Araştırmak lazım. Her söylenene inanmamak gerekir. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, bildiğin gibi Osmanlı Ordusu genelde yarısı sakallı, yarısı sakalsız savaşa gidiyor. Arkadaşlar diyorlar, ordunun hepsi sakallı olsa  kaybedilen savaşları kazanırdık.                                                                                                                  <br />
Ali Rıza Bey: Bak oğlum, savaş güç, cesaret ve atılganlık ister. Sakal,  adama bir şey kazandırmaz. Büyük İskender de sakalını kestirirdi. İskender, düşmanlar savaşta rakiplerini sakalından yakaladığı için, askerlerin de sakalsız olmasını isterdi.  Yunanlılar  ve daha sonra Romalılar, Mısır'ı işgal ettiklerinde rahip ve askerlerin saç ve sakallarını traş etmesinden etkilendiler. Yunanlı ve Romalılar da zamanla sakallarını kesmeye başladı. <br />
Bunun üzerine Ömer: Baba yıl 1883. Senin söylediğine göre, ordumuz bu zamandan sonra yapacağı savaşlara sakalsız gitse zafer garanti midir? <br />
Ali Rıza Bey: Bak Ömer, zafer garanti diye bir şey yok. Senin çaban ve kudretin savaşın sonucunu belirler. Daha önceden savaşın sonucu böyledir diye bir durum yok. <br />
Ahmet: Baba, kafa saatinde zamanı ayarlayamadım. Bir örnek vermek istiyorum. Mustafa şu anda iki yaşında. Sence Mustafa'nın yaşayacağı hayat belirsiz mi? <br />
Ali Rıza Bey: Belki de biz Mustafa'nın geleceği hakkında fikir yürütebiliriz. Sizden de çok başarı bekliyorum ama Mustafa'dan da çok başarı bekliyorum. Benim Mustafam büyük adam olacak. Daha önce yüz defa söyledim. Tarihe adını altın harflerle yazdıracak. <br />
Bu sırada salonun kapısı açıldı ve Zübeyde Hanım içeri girdi: Haydi bakalım, nohut pişti tabağa düştü. Sona kalan dona kalır. <br />
Savaşın galip geleni ve yenileni yoktu. Savaş berabere bitti. Önümüzdeki günlerde bu savaşın rövanşı olur muydu bilinmezdi. Şimdi bu savaşçılar kurt gibi acıkmıştı. Nohut yiyerek midesel açlıklarını giderecekleri gibi, konu üzerinde iz sürerek beyinsel açlıklarını gidereceklerdi.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI<br />
KAPLAN<br />
Selanik'teki evde Atatürk'ün abileri  Ahmet ile Ömer konuşuyordu. <br />
Ömer: Hayvanat bahçesinde kaplanların olduğu bölüme bir adam düşmüş. Kaplanlar, onu yemiş. Neden ama? Neden bir kaplan insanı yer?<br />
Ahmet: Bunu ben de çözemedim. Kaplan insanların tutsağı ama insanı yiyor. Diğer insanların intikam alabileceğini düşünemiyor. Olayı ben de duydum. İnsanlar, o kaplanı vurmuş. Herhalde kaplan bir geyiği veya insanı yiyecek olarak görüyor. İnsan bir dereceye kadar akıllı bir yaratık. Kaplanda bu yok. Kaplanda akıl olsa tutsak olmazdı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
YALNIZ KURT<br />
Ali Rıza Bey ve Zübeyde Hanım'ın oğulları Ahmet ile Ömer çağdaş fikir ve düşünceyle donanmıştı. Önemli olan, karanlıktan kurtulup aydınlık yarınlara ulaşmaktı. Ben diyebilmekti. İnsan büyük, yüce,  görkemli bir varlıktı.  İnsan şansını kendi yaratır ve yarattığı dünyanın ilk hayranı olurdu. Şans bazen gelir, bazen giderdi. Önemli olan, şansını kendin için, kullanmaktı. Sen yeterli çabayı göstermez hayatın içine balıklama dalarsan , o bir bilinmez seni hayatın içinden çeker, alır, gökyüzüne savururdu. Doksan değil, yüz doksan yıl yaşasan sen sen olamazdın. <br />
Ahmet ile Ömer, çocukların bu dünyadaki maceralarını yaşamadan erkenden dünyadan ayrılışlarının nedenini araştırmak üzere arkadaşlarına bir öneri sunmak düşüncesinde birleşerek evlerine girdiler.<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
AÇ KALAN ÇOK İNSAN VAR<br />
Mustafa beş yaşındaydı. Annesi ile birlikte bakkala alışveriş için gitmişti. Evlerine yakın köşe bakkal vardı ama herkes oraya gitmezdi çünkü beşe aldığı malı ona satardı. Selanik'te bulunan iki bankanın ikisinde de hesabı vardı. Selanik'in en zenginiydi. Birkaç adım fazla yürürdün ve aynı malı dededen sekize alırdın. Sonunda Mustafa ile annesi dedenin bakkal dükkanına varıp içeri girdi. Dedenin bakkal dükkanı dört adıma dört adım bir yerdi. Sağlı sollu duvarda birkaç tahta raf vardı. Köşede peynir ve yoğurt bulunurdu ve onlar teneke içindeydi. Ekmek dolabı vardı ve oradan istediğin ekmeği seçip alabilirdin. <br />
Zübeyde Hanım dededen bir kilo yeşil mercimek ve bir kilo nohut aldı. Ayrıca iki ekmek aldı. Parasını ödeyip Mustafa ile birlikte eve doğru yöneldi. Akşam yemeği olarak yeşil mercimek vardı. Yarında nohut. Bunlar Ali Rıza Bey'in en sevdiği yemeklerdi. İkişer tabak yemeden doydum demezdi. Darısı aç kalan insanların başınaydı. Aç kalan, açım diyen o kadar çok insan vardı ki.<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
AHMET'İN YAŞ GÜNÜ <br />
Zübeyde Hanım erkenden kalkmış, yemekler yapmış ve yaş günü için, hazırlanmıştı. Bugün Ahmet'in 9'uncu yaş günüydü. Önce Ahmet uyandı:  Anne, bugün benim yaş günüm. Benim için, pasta hazırlamışsın. Çok makbule geçti, dedi.  <br />
Zübeyde Hanım: Aman oğlum, ne demek? Sen yüz yıl yaşa. Ben sana her yaş ününde pasta hazırlarım, dedi. <br />
Aradan zaman geçtikçe önce Ömer sonra Mustafa uyandı. <br />
Ömer: Anne, bugün abim Ahmet'in yaş günü. İyi güzel de benim yaş günüm ne zaman olacak? <br />
Zübeyde Hanım: Oğlum, senin yaş gününü kutladık ya? İki ay olmadı. Yıl dönsün, seneye dokuzuncu yaş gününü kutlarız, dedi. <br />
O sırada Mustafa yanlarına geldi: Anne, benim yaş günüm ne zaman? diye sordu.<br />
Zübeyde Hanım: Mustafa, senin yaş gününe zaman var. Hele ay bir dönsün. Yaş gününe kırk gün kaldı. ( İki ) yaşına basacaksın. <br />
Ali Rıza Bey gümrük memuruydu. Selanik dışındaydı. Zübeyde Hanım üç oğluyla o gün neşeli vakit geçirdi. Güldü, eğlendi. Geleceğe umutla baktı. Oğullarıyla nice yaş günlerine ulaşmak dileğini tekrarladı. <br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
MAKBULE İLE NACİYE<br />
Atatürk'ün kızkardeşleri Makbule ile Naciye Selanik sokaklarında geziyordu. Naciye söze şöyle bir giriş yaptı: Abla, ben bu Selanik'i çok seviyorum. İnsanları sevecen, hoşgörülü. Kimse kimseye höt demiyor, git demiyor.Yarım saattir sahilde geziyoruz, bize yan bakana rastlamadım. Demek ki, Türk'ü, bulgarı, rumu, ermenisi bir arada sorunsuz bir şekilde yaşayabiliyor. Kovsalar gitmem şu Selanik'ten. <br />
Bunun üzerine Makbule: Çeşitli milletlerden insanlar rahatlıkla bir arada yaşar. Dinleri değişik olduğu için, aralarında husumet oluşuyor. Birbirlerinin inancına saygı gösterseler savaşlar olmaz. Dünya tarihindeki savaşların yüzde doksanı din yüzünden olanlardır. <br />
Naciye: Ablam, bu neden böyle oluyor? Büyük çoğunluğu tek bir yüce yaratıcıya inanıyor. <br />
Makbule: Onun orası öyle de peygamberleri farklı. Sonra gelen bir öncekinin gelişmişi oluyor. İnsanlar bunu fark edemiyor. Anne hangi dine mensupsa çocuk da o dinin taşıyıcısı oluyor. İstese de istemese de bağımlı kalıyor. <br />
Naciye: İnsan her neye inanıyorsa bir başkasının inancına saygı göstermeli. O zaman devletler din üstüne bir yönetim biçimi kurmamalı. Devlet yönetiminde dinin yeri olmamalı. Din gönüllerde yaşamalı. Ben bu sonuca ulaştım. <br />
Makbule: Tastamam, benim de anlatmak istediğim buydu. <br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
BİZ DE BALIK OLURUZ<br />
Yıl 1867. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım henüz on yaşındaydı. Babası Feyzullah Ağa ve annesi Ayşe Hanım ile birlikte Selanik'te deniz kıyısına balık avlamak için, gitti. Babası iki palamut veya bir kilo istavrit avlayıp öğle yemeğini kurtarma derdindeydi. Oltanın ucuna yem takmayı unuttuğu için, oltanın iğnesini gören balıklar açık denize kaçıyordu.<br />
Bu arada Zübeyde anne ve babasını soru yağmuruna tutuyordu: Anne, biz niye balık tutuyoruz? Balıklarında canı var. Neden onların yaşama sevincini engellemek istiyoruz? Bugün hiç balık yakalamasak aç kalmayız. Tutmak istediğiniz balıklar yaşamlarına devam eder. Onları hayattan söküp almak bize ne fayda sağlar? Balıklar şanslı olsun ve biz eve eli boş dönelim, ne dersin? <br />
Annesi: Kızım, ben sana ne diyeyim? Söylediklerini baban da duyuyor. Herhalde bir süre sonra sana geri dönüşümü olacaktır. <br />
Akşamüstü hava kararmaya başladığında Feyzullah Ağa oltasını sudan çıkardı. Bakın gördünüz mü, balıklar yemi yemişler ama oltaya yakalanmamışlar. Bugün balık yakalayamadık. Bir balık olsam ve denizde yaşasam diye bir düşünce aklımdan geçmiyor değil. <br />
Bunun üzerine Ayşe Hanım: Aman bey, o nasıl söz? Sen balık olur gidersen biz ne yaparız? dedi. <br />
Zübeyde, annesine döndü: Anne, biz de balık oluruz, babamın peşine takılırız. Ege Denizi ile yetinmeyiz, Akdeniz'e bile çıkarız, deyince annesi ve babası kahkahayla güldü. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ÇOCUKLARI ÇOK SEVEN MASALCI<br />
Saat sabahın sekiziydi. 4 yaşındaki Fatma uyandı. Odasında çıktı. Annesi mutfaktaydı. Onun yanına gitti. Anne, bana bir masal anlatır mısın? dedi. Annesi Zübeyde Hanım: Aman kızım, sabah sabah bu ne masalı? Masallar genellikle akşam vakitleri anlatılır. Anneler ve babalar, çocuklara uyku masalı anlatır. Çocuklar, bir an önce uyusun diye. <br />
Fatma: Anne, tam  uyanamadım. Beni uyandıracak, güne hazırlayacak bir masal biliyorsundur. <br />
Bunun üzerine annesi, Fatma'ya şu masalı anlattı: Zamanın birinde bir adam varmış. Çocukları pek severmiş. Onlara kalem, silgi, defter, kitap satarmış. Çocuklar için, masal yazarmış. Kitap bastırmış. Bu kitapları bedavaya çocuklara dağıtmış. Çocuklar, bu masalcı adamın etrafında bir sevgi yumağı meydana getirmiş. <br />
Oralarda bir okul varmış. Bu okulun müdürü öğrencilerin bu dükkandan alışverişini yasaklamış. Çocuklar, kendilerini çok seven masalcıyı terk etmemiş, az bir karla sattığı okul malzemelerini almaya devam etmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Masalcı vergileri ve dükkan kirasını ödeyemeyecek duruma gelmiş. Son günlerinde kalan defterleri ve kalemleri çocuklara bedava dağıtmış. Dükkanı kapatmış. <br />
Sonraları masalcı yıkılmamış. Her yeni güne yeni bir umutla başlamış. Çocuklar için, yüzlerce masal yazmış. Ama artık parası yokmuş. Kitap bastıramıyormuş. Masalımız da burada bitmiş. <br />
Fatma: Çok değişik ve güzel bir masal. Sonradan bu masalcı ne olmuş? <br />
Zübeyde Hanım: Masalcı değişik ve güzel masallar yazıyor ve bunları çocuklara armağan ediyormuş.<br />
O gün Fatma çok neşeliydi. Annesiyle şakalaştı durdu, güldü, eğlendi. Masalcıyı düşündü. Bir gün şu masalcıyla karşılaşabilir miydi? Onun orası belli olmazdı. O günü düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu. <br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATTİLA VE HONORİA<br />
Atatürk'ün abileri Ahmet ile Ömer, Selanik'te evlerinin yakınındaki hükümet binasının arkasındaki  bahçede arkadaşlarıyla toplanmıştı. Böyle günlerde yeni bir oyun oynamayı adet edinmişlerdi. Ahmet'ten bir yaş büyük İsmail ile Rafet neyin ne olacağına, hangi oyunun oynanacağına karar verendiler. Biri bir konu ortaya atsa öteki arka çıkar, destekçisi olurdu. <br />
Yirmiyi aşkın çocuk sağa sola bakınırken, İsmail orta yere çıktı ve Ahmet, sen Büyük Türk Hükümdarı Attila ol. Tahtın burası gel buraya otur, dedi. Ahmet şaşırmıştı. Hiç bozuntuya vermedi ve İsmail'in gösterdiği ağaç kütüğüne oturdu. Ama dimdik oturdu. Bir Türk hakanı gibi, Attila gibi. Seyirci Selanik çocukları bir adım geriledi. Kumanda şimdi Ahmet'in elindeydi, bakalım Ahmet nasıl bir yönetim gösterecekti? <br />
İsmail geldi, elini göğsüne koydu ve Ahmet'in dört adım karşısında diz çöktü. Tahta kılıcı belindeydi. Başıyla selam verdi ve şöyle dedi: Batı Roma İmparatoru'nun kız kardeşi Honoria evlilik teklifinizi kabul etmişti fakat imparator, onu gizlice İstanbul'a göndermiş ve sarayda göz hapsinde tutuyormuş. Bunun nedenini araştırmak ve Honoria'nın size göndermek istediği nişan yüzüğünü almak için, İstanbul'a gitmek istiyorum. <br />
Bunun üzerine Ahmet: İsmail, İstanbul'a git, olayı araştır. İmparator neden böyle bir şey yapmış? Honoria'yı bul, nişan yüzüğünü al ve gel. Rafet sen de İsmail ile git. Birlikte daha kolay başarıya ulaşırsınız. <br />
Ahmet'in doğaçlama olarak söylediği bu sözler, çocukların kanını dondurmuştu. Dimdik durmayanlar ise, dimdik durmuştu.<br />
İsmail: Olayı araştıracağız ve prensesten nişan yüzüğünü alıp en kısa zamanda döneceğiz hakanım, dedi ve selam verip Rafet ile birlikte hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. <br />
Daha sonra İsmail ile Rafet gelip verilen görevin başarıldığını söylediler. Temsili nişan yüzüğünü verdiler. Attila ile Honoria, şimdilik nişanlanmıştı. Pek yakında evlenirlerdi. <br />
Ahmet eve gidince olanları annesine anlattı.  Annesi Zübeyde Hanım: Ben sana bravo diyorum da başka bir şey demiyorum. İnanıyorum yazıcılar bunları kaleme alır ve gelecek nesillere ulaştırır. Böylelikle Türk'ün gücü daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
---------------------------------------------------------<br />
<br />
KARINCALAR<br />
Evlerinin bahçesinde gezip eğlenen Ahmet ile Ömer arasında bir tartışma çıktı. Anneleri şimdiye kadar pek çok hikaye anlatmıştı. Ömer, annem, karıncalar hakkında bir hikaye bilmiyordur, dedi. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Üstüne bastın kaldır ayağını. Annem, şimdiye kadar tilkidir, kuştur, kartaldır dedik hep hikaye anlatmadı mı? Gel gidelim, anne diyelim, karıncalar hakkında hikaye anlatır mısın? Eğer anlatamazsa ben de ne olayım? <br />
Ömer'in tamam demesi üzerine annelerine gittiler. Anne, karıncalar hakkında hikaye biliyor musun? Biliyorsan anlat. Biz iki çocuk dört kulak seni ilgiyle dinleriz. <br />
Zübeyde Hanım: Aman, çocuklarım! Çok hırslanmışsınız. Şu sandalyelere oturun da size karıncalar hakkında bir hikaye anlatayım. <br />
Ahmet ile Ömer sandalyelere oturunca ayakta duran Zübeyde Hanım ellerini beline dayayıp karıncalar hakkında hikaye anlatmaya başladı: İnsanoğlu dünyada var olmazdan önce karıncalar vardı. Sevecen, hoşgörülü, iyi niyetli yaratıklardı. Kralları, kraliçeleri vardı. Sen ben kavgası yoktu. Kral, kraliçe olduk diye kendilerine saray yaptırmazdı. Halkın parasını ihtiyaçları için, kullanmazdı. Bunların yanında koruması yoktu.  Halkın refah ve mutluluğu için, çalışacaksa kimden, neden korkacaktı?  Neden saray yaptıracaktı? Sarayın etrafına neden kalın duvarlar çektirecekti? Saray içinde ve dışında neden yüzlerce koruma olacaktı?    <br />
<br />
Zübeyde Hanım anlatması bitince cebinden mendilini çıkarıp alnında birikmiş terleri sildi. Bir süre sessiz kaldı. Daha anlatacakları vardı da anlatmasa daha iyiydi. Şimdilik bu kadarı yeterliydi. Çocuklar, hikaye burada bitti, dedi. Ahmet ile Ömer, annelerine teşekkür ettikten sonra sokağa çıktı. <br />
Ahmet: Ömer istersen arkadaşları bulup oyun oynayalım. Bu oyunda, ben bir ülkenin padişahı olacağım, sen de başka bir ülkenin kralı olursun. Kesinlikle sarayımız olmayacak, normal bir evimiz olsa yeter. Savaşmayacağız, barış içinde yaşayacağız, dedi. <br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
BÜYÜK İSKENDER DE SAKALINI KESTİRİRDİ<br />
Ali Rıza Bey işten döndü. Elini, yüzünü yıkayıp salona geçti. Oğulları Ahmet, Ömer ve Mustafa salona geçip babalarının karşısına oturdu. Oğullarının çevreden ve arkadaşlarından duyduklarına Ali Rıza Bey prim vermiyordu. Bu böyle olmuş, şu şöyle olmuş, tamam da bakalım bunlar doğru mu? Araştırmak lazım. Her söylenene inanmamak gerekir. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Baba, bildiğin gibi Osmanlı Ordusu genelde yarısı sakallı, yarısı sakalsız savaşa gidiyor. Arkadaşlar diyorlar, ordunun hepsi sakallı olsa  kaybedilen savaşları kazanırdık.                                                                                                                  <br />
Ali Rıza Bey: Bak oğlum, savaş güç, cesaret ve atılganlık ister. Sakal,  adama bir şey kazandırmaz. Büyük İskender de sakalını kestirirdi. İskender, düşmanlar savaşta rakiplerini sakalından yakaladığı için, askerlerin de sakalsız olmasını isterdi.  Yunanlılar  ve daha sonra Romalılar, Mısır'ı işgal ettiklerinde rahip ve askerlerin saç ve sakallarını traş etmesinden etkilendiler. Yunanlı ve Romalılar da zamanla sakallarını kesmeye başladı. <br />
Bunun üzerine Ömer: Baba yıl 1883. Senin söylediğine göre, ordumuz bu zamandan sonra yapacağı savaşlara sakalsız gitse zafer garanti midir? <br />
Ali Rıza Bey: Bak Ömer, zafer garanti diye bir şey yok. Senin çaban ve kudretin savaşın sonucunu belirler. Daha önceden savaşın sonucu böyledir diye bir durum yok. <br />
Ahmet: Baba, kafa saatinde zamanı ayarlayamadım. Bir örnek vermek istiyorum. Mustafa şu anda iki yaşında. Sence Mustafa'nın yaşayacağı hayat belirsiz mi? <br />
Ali Rıza Bey: Belki de biz Mustafa'nın geleceği hakkında fikir yürütebiliriz. Sizden de çok başarı bekliyorum ama Mustafa'dan da çok başarı bekliyorum. Benim Mustafam büyük adam olacak. Daha önce yüz defa söyledim. Tarihe adını altın harflerle yazdıracak. <br />
Bu sırada salonun kapısı açıldı ve Zübeyde Hanım içeri girdi: Haydi bakalım, nohut pişti tabağa düştü. Sona kalan dona kalır. <br />
Savaşın galip geleni ve yenileni yoktu. Savaş berabere bitti. Önümüzdeki günlerde bu savaşın rövanşı olur muydu bilinmezdi. Şimdi bu savaşçılar kurt gibi acıkmıştı. Nohut yiyerek midesel açlıklarını giderecekleri gibi, konu üzerinde iz sürerek beyinsel açlıklarını gidereceklerdi.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Avcı George ( Hunter George )]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Avc%C4%B1-George-Hunter-George-20472</link>
			<pubDate>Fri, 11 Aug 2023 19:27:16 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Avc%C4%B1-George-Hunter-George-20472</guid>
			<description><![CDATA[AVCI GEORGE ( HUNTER GEORGE ) <br />
Yıl 1915. İngilizler, Çanakkale'ye ingiliz donanmasını getirdi. Yetmedi. Fransız donanmasından yardım istedi. Fransız gemileri, Çanakkale'ye geldi. İngiliz gemileriyle birlik olup Türk tabyalarını dakikada insan büyüklüğünde 60 mermi atan toplarıyla dövmeye başladı. Türk siperleri giderek boşaldı. Savaşan askerler azaldı. Siperler, gerilere çekildi. Sonradan Mustafa Kemal geldi. Özgürlük ve bağımsızlık savaşçısı Mustafa Kemal. Türk topçularına ateş emrini verdi. Ateş, ateş, ateş dedi. Öncesinde alman komutanlar vardı ve Türk topçularına ateş etmeyin, bekleyin diyordu.<br />
İngilizler baktı, Çanakkale geçilmez. Bunun için bir engel var: Mustafa Kemal. Londra'da başbakan Winston Churchill  bakanlarıyla bir toplantı yaptı ve sonuç: Avcı George, Çanakkale'ye yönlendirilecekti. O, uçan kuşu vururdu değil ki, Mustafa Kemal'i vurmasın. Avcı George, Hindistan'dan yeni gelmişti. Bana bir hedef gösterin ikinci kurşuna gerek kalmaz, diyordu. Avcı George gece yarısından sonra Çanakkale'ye geldi. Yanılma payının sıfır olduğu ve hedefin kesinlikle imha edileceği sözünü verdikten sonra karanlığa doğru adım attı. Ben bir dünya yaratırım ve yarattığım o dünyanın ilk hayranı ben olurum, diyordu.  Dağlar, tepeler aştı, soğuk sulardan içti. Çimen ve ot yedi. Aradan günler, haftalar geçti. Artık ingilizler bile onun nerede olduğunu bilmiyordu. <br />
<br />
Günlerden bir gün ingiliz ve fransız savaş gemileri Türk siperlerini yoğun bombardıman ateşine tabi tutmuştu. Mustafa Kemal bombalardan korkmuyor, sağa sola emirler yağdırıyordu. Mustafa Kemal olmasaydı Çanakkale destanı yazılamazdı. <br />
<br />
Bir gün avcı George'den telsiz mesajı geldi:  Bombardımanı kesin. Tepeye çıkmış ve olanca ağırlığıyla Türk siperlerini göz hapsine almıştı. Mustafa Kemal namlunun ucundaydı ve tetiği bir kez çekmesi sonun başlangıcıydı. Avcı George tetiğe bastı, bir kez daha bastı. Mustafa Kemal çok hareketliydi, atışlar boşa gitmişti. Yazıklar olsun diyerek tüfeğini yere attı. Hedef büyüktü ve vuramadığı için, kendine lanet etti.  Bombalar, evet, bombalar. Belindeki kemere bağlı duran iki bomba. Doğumu İstanbul'du. 15 yaşında ailesiyle birlikte Londra'ya göç etmişti. Bir Türk kadar Türkçe'yi iyi konuşuyordu. Londra'da üniversitede okurken tüfek atışlarına merak sarmış ve kısa zamanda ingiltere şampiyonu olmuştu.  Bel kayışında takılı iki bombayı ellerine aldı. Tepeden ağır adımlarla aşağı, Türk siperlerine doğru yürümeye başladı. Türk siperlerindeki asker ve subaylar, iki elinde birer bomba olan ve Türkçe konuşan askere bir anlam verememişti. <br />
Avcı George sonunda Mustafa Kemal'in karşısına çıktı. Sol elindeki bombayı cebine koydu. Sağ elindeki bombanın pimini çekti ve attı ama bomba patlamadı. Birkaç asker, tüfeğini George'ye doğrulttu. Ellerini kaldır, diye bağırdı. Tüfekler üstüne çevrilince Avcı George şaşırdı. Daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştı.  Bir yerlerde bir şeyler bunu kolluyor, diye düşündü. İkinci bombayı atsam nafile, o bomba da patlamayacak, diye düşündü. Geriye doğru on adım attı ve ikinci bombanın pimini çekti. Bomba korkunç bir gürültüyle patladı. Artık ortada  ne avcı vardı ne George vardı. <br />
<br />
SON]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AVCI GEORGE ( HUNTER GEORGE ) <br />
Yıl 1915. İngilizler, Çanakkale'ye ingiliz donanmasını getirdi. Yetmedi. Fransız donanmasından yardım istedi. Fransız gemileri, Çanakkale'ye geldi. İngiliz gemileriyle birlik olup Türk tabyalarını dakikada insan büyüklüğünde 60 mermi atan toplarıyla dövmeye başladı. Türk siperleri giderek boşaldı. Savaşan askerler azaldı. Siperler, gerilere çekildi. Sonradan Mustafa Kemal geldi. Özgürlük ve bağımsızlık savaşçısı Mustafa Kemal. Türk topçularına ateş emrini verdi. Ateş, ateş, ateş dedi. Öncesinde alman komutanlar vardı ve Türk topçularına ateş etmeyin, bekleyin diyordu.<br />
İngilizler baktı, Çanakkale geçilmez. Bunun için bir engel var: Mustafa Kemal. Londra'da başbakan Winston Churchill  bakanlarıyla bir toplantı yaptı ve sonuç: Avcı George, Çanakkale'ye yönlendirilecekti. O, uçan kuşu vururdu değil ki, Mustafa Kemal'i vurmasın. Avcı George, Hindistan'dan yeni gelmişti. Bana bir hedef gösterin ikinci kurşuna gerek kalmaz, diyordu. Avcı George gece yarısından sonra Çanakkale'ye geldi. Yanılma payının sıfır olduğu ve hedefin kesinlikle imha edileceği sözünü verdikten sonra karanlığa doğru adım attı. Ben bir dünya yaratırım ve yarattığım o dünyanın ilk hayranı ben olurum, diyordu.  Dağlar, tepeler aştı, soğuk sulardan içti. Çimen ve ot yedi. Aradan günler, haftalar geçti. Artık ingilizler bile onun nerede olduğunu bilmiyordu. <br />
<br />
Günlerden bir gün ingiliz ve fransız savaş gemileri Türk siperlerini yoğun bombardıman ateşine tabi tutmuştu. Mustafa Kemal bombalardan korkmuyor, sağa sola emirler yağdırıyordu. Mustafa Kemal olmasaydı Çanakkale destanı yazılamazdı. <br />
<br />
Bir gün avcı George'den telsiz mesajı geldi:  Bombardımanı kesin. Tepeye çıkmış ve olanca ağırlığıyla Türk siperlerini göz hapsine almıştı. Mustafa Kemal namlunun ucundaydı ve tetiği bir kez çekmesi sonun başlangıcıydı. Avcı George tetiğe bastı, bir kez daha bastı. Mustafa Kemal çok hareketliydi, atışlar boşa gitmişti. Yazıklar olsun diyerek tüfeğini yere attı. Hedef büyüktü ve vuramadığı için, kendine lanet etti.  Bombalar, evet, bombalar. Belindeki kemere bağlı duran iki bomba. Doğumu İstanbul'du. 15 yaşında ailesiyle birlikte Londra'ya göç etmişti. Bir Türk kadar Türkçe'yi iyi konuşuyordu. Londra'da üniversitede okurken tüfek atışlarına merak sarmış ve kısa zamanda ingiltere şampiyonu olmuştu.  Bel kayışında takılı iki bombayı ellerine aldı. Tepeden ağır adımlarla aşağı, Türk siperlerine doğru yürümeye başladı. Türk siperlerindeki asker ve subaylar, iki elinde birer bomba olan ve Türkçe konuşan askere bir anlam verememişti. <br />
Avcı George sonunda Mustafa Kemal'in karşısına çıktı. Sol elindeki bombayı cebine koydu. Sağ elindeki bombanın pimini çekti ve attı ama bomba patlamadı. Birkaç asker, tüfeğini George'ye doğrulttu. Ellerini kaldır, diye bağırdı. Tüfekler üstüne çevrilince Avcı George şaşırdı. Daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştı.  Bir yerlerde bir şeyler bunu kolluyor, diye düşündü. İkinci bombayı atsam nafile, o bomba da patlamayacak, diye düşündü. Geriye doğru on adım attı ve ikinci bombanın pimini çekti. Bomba korkunç bir gürültüyle patladı. Artık ortada  ne avcı vardı ne George vardı. <br />
<br />
SON]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anıları 2]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1lar%C4%B1-2-20471</link>
			<pubDate>Sat, 20 May 2023 12:47:38 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1lar%C4%B1-2-20471</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI<br />
KARDEŞİM MUSTAFA<br />
Ali Rıza Bey'den olma Zübeyde Hanım'dan doğma 1874 tevellütlü Selanikli Ahmet 9 yaşındaydı. Yanında 8 yaşında olan kardeşi Ömer ve 2 yaşında olan Mustafa vardı. Askercilik oynuyorlardı. Ahmet kardeşlerini uygun adım yürütürken, sol sağ, sol sağ yarın bayram olsa diyordu. Aradan zaman geçti. Ömer yoruldu, eh Ahmet de yoruldu. Dön, dön, nereye kadar. Mustafa yorulmadı, dönmeye devam etti. Ahmet, Mustafa'ya laf olsun diye seslendi: Mustafa, bir otur, dinlen. Sen döndükçe biz yorulduk. Sonunda Mustafa söz dinledi ve bir köşeye oturdu. Ahmet ile Ömer daha sonra kalktı ve yürümeye devam etti.<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ZÜBEYDE HANIM'IN ÇOCUKLARI<br />
Ahmet, Ömer ve Mustafa evin bahçesinde oynuyordu. Birden ortalık Ömer'in çığlıklarıyla inledi. Yetiş Ahmet abi, beni arı soktu. Ahmet yakındaydı, yerden bir dal parçası alıp, kardeşi Ömer'in çevresini saran yaban arılarına saldırdı. Yaban arıları sağa-sola kaçıştı. Ömer hızla eve girdi ve kapıyı kapadı. Biraz sonra Ahmet de eve girdi ve odasına saklandı. Bahçede Mustafa kalmıştı. Mustafa 2 yaşındaydı ve hayata dolu gözlerle bakıyordu. Yıllar sonra Mustafa Kemal adını alacak ve vatanına saldıran düşmandan kaçmayacaktı. Tıpkı 2 yaşında yaban arılarından kaçmadığı gibi.  <br />
<br />
----------------------------------------------------<br />
<br />
KOBRA<br />
Yıl 1883. Ali Rıza Bey 44 yaşında, oğlu Ömer 8 yaşındaydı. Birlikte yenice tayin edildiği Çayağzı'ndan Selanik'e dönüyordu. Ali Rıza Bey birden patika yolda bir kobra gördü. Kobra diklenmiş ve yerden yüksekliği 1.5 metre kadardı. Ali Rıza Bey, oğlunu kolundan tuttu: Dur Ömer. Bu kobra yılanı. Çok sinirli. Üstüne yürümek yanlış olur. Belki yakında yavruları vardır. Çevresinden dolaşacağız. <br />
Ali Rıza Bey ile Ömer geniş bir yay çizerek kobrayı arkalarında bıraktılar ve Selanik Yenikapı'daki evlerine  döndüler. Ali Rıza Bey kobra olayını anlattığında Zübeyde Hanım şöyle dedi: Baba oğul çok büyük tehlike atlatmışsınız. Böylesi zehirli bir yaratıktan uzak geçmek doğrudur. <br />
<br />
--------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ABLASI FATMA <br />
Fatma, Selanik'teki evde oyuncaklarıyla oynuyordu. Pek çok oyuncağı vardı ve en çok annesinin yünden ördüğü oyuncak bebeğini seviyordu. Bebeğiyle konuşuyordu ama onun karşılık vermemesi Fatma'yı üzüyordu. Fatma'nın bir gün canına tak dedi ve annesine seslendi:  " Anne, bu bebek konuşur diyordun ama şimdiye kadar benimle hiç konuşmadı. "<br />
Annesi Zübeyde Hanım:  " Kızım, belki bugün konuşacak ve sana merhaba diyecek. Ne biliyorsun? "<br />
" O zaman konuşsun ve bana merhaba desin. "<br />
Zübeyde Hanım, sesini incelterek ve çocuk sesi taklidi yaparak konuştu: " Fatma, nasılsın? Ben senin bebeğinim ve seni çok seviyorum. "<br />
Fatma beyninden vurulmuşa döndü ve bebeğinin konuşması onu çok sevindirmişti. Annesine seslendi: " Anne, duydun mu? Bebeğim konuştu ve ben şimdi çok mutluyum. " <br />
Fatma 4 yaşındaydı ve hayata gülen gözlerle bakıyordu. Bebeği işte konuşuyordu. Fatma bebeğiyle Selanik sokaklarında özgür ve mutlu olarak koşabilecekti.<br />
<br />
------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ABİSİ AHMET<br />
Annesi oğlunu bakkala yollarken: Ahmet, dededen yarım kilo yoğurt alıver, dedi. Akşama size bir sürprizim var. Hamur işi hazırlayacağım ama pide mi, börek mi, asla tahmin edemezsin. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Yoğurt alırım ama hani para? Sen para vermezsen, ben yoğurt alamam. Pidedir, börektir hazırlayamazsın. <br />
Zübeyde Hanım: Aman oğlum, elimde hazır para olmasa ben senden yoğurt almanı ister miyim? Al şu paraları, yeter de artar bile. <br />
Ahmet tencereyi alıp bakkala doğru yola çıktı. Paralar cebinde şıngırdıyordu. Bakkaldan içeri girdiğinde bir heykel gibi donakaldı. Dede, tezgahın üstüne kollarını koymuş, başını elleri arasına almış, uyukluyordu. Ahmet sessizce bekledi. Sağa-sola bakındı. Ekmek dolabını açıp kapadı. Bez perdeyi açtı. Peynir almaya geldiğinde dede oradan peynir verirdi. İki teneke vardı. Biri açıktı ve bir miktar peynir satılmıştı. Bakışları tezgaha yöneldi. Kavanozlar içinde türlü tevir şekerleme vardı. En çok sevdiği pişmişti. Bu yumuşak şekerlerden her gün bir kavanoz yese bıkmazdı. Sonradan dede uyandı. Ne oldu, oğlum, ne istemiştin, dedi.<br />
Ahmet: Ben yarım kilo yoğurt alacaktım, dedi.  Ahmet yoğurdu aldıktan sonra eve doğru yöneldi. Annesi pide veya börek hazırlasa ne fark ederdi? İkisi de hazır yemekti ve yanında ayran olsa cana can katardı. <br />
<br />
--------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ABİSİ ÖMER  <br />
Ali Rıza Bey'den olma Zübeyde Hanım'dan doğma Ömer 8 yaşındaydı. Kuşpalazı (difteri) salgını vardı. O günlerde Mustafa 2 yaşındaydı. <br />
Bir gün Mustafa Kemal'in abisi Ömer yaşıtı Celal ile evlerinin bahçesinde geziniyordu. Celal birdenbire: Bak Ömer, şu yılanı görüyor musun? Ben bu yılanı alır, parmağımın ucunda sallarım, dedi. Yılan dediği parmak kalınlığında, iki karış boyundaydı.<br />
Ömer: Aman, Celal, bırak yılanı gitsin, sana ne zararı var, dedi.<br />
Celal: Öyle deme Ömer, bu yavru yılan büyür, piton olur. Sen 2 metre olsan, bu yılan 10 metre olur. Yıllar sonra sen adam olsan da fark etmez. Bu yılan seni yakalar ve yutar, dedi. <br />
Aradan dakikalar geçti. Celal, yavru yılanı sallamaya devam etti. Ta ki Celal'den bir ah sesi duyulana kadar. Ömer hızla sağına döndü. Celal diz çökmüştü ve sağ eli morarıp şişmeye başlamıştı. <br />
Ömer, yılanın başını tuttu ve sıktı. Yılanın gücü azalmıştı. Sol eliyle yılanın kuyruğunu tuttu. Ters istikamette döndürerek, Celal'le yılanı birbirinden ayırdı. Yılanın başını taşla ezdi. Bir koşu gidip babası Ali Rıza Bey'i yardıma çağırdı. Ali Rıza Bey, Celal'in koluna ısırığın biraz yukarısından mendiliyle sıkma uyguladı. Kanayan yeri emdi, tükürdü. Bu işlemi defalarca tekrar etti. Baygın Celal kendine gelmeye başladı. Ali Rıza Bey'in dudakları hafiften şişmeye başlamıştı.<br />
Bir kaç gün sonra her şey normale döndü. Celal olanları unutmuş, hayatın akışına kapılmış, savrulup gidiyordu. Ömer, arkadaşını kurtardığı için, babasına teşekkür etti. Geri planda olanların takipçisi Mustafa geleceği şekillendireceği günleri düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: HASİBE NİNE<br />
Bir gün bakla tarlasından çiftliğe dönüyordum. Toprak yolun kenarındaki eski, tek katlı, ahşap bir evde yaşayan Hasibe Nine'ye uğradım. Hal hatır sordum. Yalnızlığını paylaştım. Testiyi alarak yakındaki dereden su doldurup getirdim. <br />
Hasibe Nine: " Sağ ol evladım!  Sen olmasan şurada açlıktan, susuzluktan kıvranacağım. Bana ekmek, yemek, yoğurt getirirsin. Suyumu doldurursun. "<br />
Ne demek efendim? Bu benim insanlık görevim. İnsanlar yardımlaşmalı, yiyeceğini paylaşmalı. Şu güzelim dünyada hoşça vakit geçirmeli, dedim. <br />
" Benim Mustafam, neler de bilirmiş? Çok bilgiliymiş. Civan boylum benim. Gel de ninen sarılsın sana. " <br />
Hasibe Nine'ye sarıldım ama birdenbire ağlamaya başladı. <br />
Ama neden ağlıyorsunuz? Yoksa canınızı mı yaktım?  dedim. <br />
" Yok evladım, canımı yakmadın. Ben yalnızlığıma ağlıyorum. Yaşlı insanlar, yalnız kalırlar. Yalnızlık zor evladım, çok zor. " <br />
Daha sonra en iyi dileklerle oradan ayrıldım. Çiftliğe doğru yoluma devam ettim. Birden ilerideki çimenlerin arasında uçamayan bir güvercin gördüm. Güvercini alarak çiftliğe götürdüm. Dayım, güvercinin incinmiş olan kanadını tedavi edip, sardı. Birkaç günde iyileşir, dedi. <br />
Ertesi gün güvercini Hasibe Nine'ye götürdüm. Onu bir kafese koydu. İyileşince bırakırım, dedi. İyileşince bıraktı ama güvercin biraz uçtuktan sonra geri döndü. Hasibe Nine'yi çok sevmişti ve ondan ayrılmamaya kararlıydı. Orada olduğum zamanlarda güvercin etrafımda uçuyor ve beni saygıyla selamlıyordu.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: CUMHURİYET İLAN EDERDİM<br />
Mustafa bakla tarlasında bekçilik yaparken, diğer yandan yeni arkadaşlar ediniyordu. Bunlardan biri de Süleyman'dı. Süleyman komşu çiftliğin sahibinin oğluydu. Fırsat buldukça Hüseyin Ağa'nın çiftliğine gelir, Mustafa'yı bulur ve aralarında oynadıkları oyunlara katılırdı. <br />
Bir gün Süleyman yine oyuna katıldı. Koştu, yoruldu. Yarıcı çocukları gidince Mustafa ile Süleyman bir ağacın altına oturdular.  İlk soru Süleyman'dan geldi: Mustafa, sence bu padişahlık ne zamana kadar sürer? <br />
" Çok sürmez. Sınavlarda üç yanlış bir doğruyu götürür ama üç yanlışın götüreceği doğru yoksa, ben padişah olsam ne olacak? Osmanlı İmparatorluğu uçurumun kenarında. "<br />
Süleyman:  " Bravo Mustafa, her sözünün altına imzamı atarım. Bir de padişahların hanımlarından bahsetsen. "<br />
Mustafa:  " Yıkım kararı alırsın. Osmanlıyı ben yıkamam ama düşmanlar yıkar. Padişahlar, Türk kızları dururken, yabancı kızlarla evlendiler ve çöküşü hızlandırdılar. Bir de saraydan çıkmayan padişahlar var. "<br />
Daha sonraki günlerde bu konu konuşulmaya devam etti.  Bir akşamüstü Süleyman, Hüseyin Ağa'nın çiftliğine geldi ve Mustafa'yı buldu. Babasıyla bazı konularda anlaşamadığını, bir tartışma sonunda babasının kendisini çiftlikten kovduğunu söyledi. Babasının son sözleri şunlar olmuştu:  " Süleyman senin padişah karşıtlığını anlamıyorum. Osmanlı İmparatorluğu ne güzel yönetiliyor. Artık bu çiftlikte yerin yok senin. "<br />
Babasının bu sözleri üzerine Süleyman tasını, tarağını toplamadan yola çıktı ve komşu çiftliğe doğru yöneldi. Orada özgün düşünme yeteneğine sahip bir arkadaşı vardı ve Mustafa, onu sokakta bırakmazdı. Gerçek arkadaş zor günde belli olurdu. İyi günde pasta ikram eden, kötü günde lokmanı elinden alana ben gerçek arkadaş demem diyordu, Süleyman. <br />
Mustafa, Süleyman'ı güler yüzle karşıladı. Süleyman olanları anlatınca çok üzüldü. Daha sonra ikisi birlikte Zübeyde Hanım'ın yanına gitti ve arkadaşının yatıya kalması için, gerekli izni alması zor olmadı. <br />
<br />
Akşam yemeğinden sonra Mustafa ile Süleyman, sohbete daldı. Konu yine ülkenin geleceğiydi. Bir ülke yönetiminde sadece koltuk sahipleri söz sahibi olmamalıydı. Her vatandaş yönetime karışır, fikir ileri sürer ve yorum yapardı. Padişah, kral, imparator, halkın sesine kulak vermezse tacını, tahtını verirdi.  Bir aralık Süleyman şöyle bir soru sordu: Arkadaş, bilmem inanır mısın, tıpkısının aynısı ben de seninle aynı düşünceler içindeyim. Temsilde, ülke yönetimini sana bıraksalar, yönetim düzenin nasıl olurdu? <br />
Mustafa:  " Ben Cumhuriyet ilan ederdim. Millet Meclisi olmalı. Burada çeşitli vilayetlerden gelen temsilciler olmalı. Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli. "<br />
Mustafa ile Süleyman sonraki iki gün birlikte vakit geçirdiler. Pek çok konuda fikir alışverişinde bulundular. Çiftliğin avlusunda gezdiler, dolaştılar, yoruldular. Daha ertesi gün Mustafa komşu çiftliğe giderek, Süleyman'ın babasıyla bir görüşme yaptı ve Süleyman'ı affetmesini istedi. Baba, Mustafa'ya, sen çok zeki ve dünyada eşi bulunmaz bir çocuksun. Seni kıracağıma kafamı kırarım, dedi ve oğlunu affettiğini söyledi. Çiftliğe geri dönen oğlunun fikirlerine her zaman önem verdi. Anlattıklarını dikkatle dinledi. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
--------------------------------------------------------------<br />
--------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU: CİVCİVLER HOROZ OLDU <br />
Dayımın çiftliğinde günler birbiri ardına geçip giderken, bir gün dayım torba dolusu civcivle çıkageldi: Koş Mustafa koş, bak sana civciv getirdim. Onları besle, büyüt, dedi. Ben bir sandalyeye oturdum. Saydım, civcivler on taneydi. Makbule ile Naciye civcivleri besleyip büyütmeme yardımcı olacaktı. <br />
Geçen günlerle birlikte civcivlerin azalmaya başladığını fark ettim. Çiftliğin bahçesinde dolaşan bir kedi vardı ve civcivleri o kapıyordu. Çiftliğe geldikleri ilk gün orta yere bıraktığımızda dört civciv yanıma geliyordu. Beni tercih etmeyenler, Makbule ile Naciye'nin yanına gidiyordu. Kedi onların civcivlerini yedi. Bana inanan dört tanesini büyüttüm. Hepsi horoz oldu. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU: EVCİLİK ANISI<br />
Çocukluk çağında yaşadığım unutamadığım anıların başında evcilik anısı vardır. Selanik'te sekiz on yaşları arasında komşu kızları evlerinin önüne kilim serer ve evcilik oynardı. Türk çocukları değil ama ermeni ve rum çocukları bunlara rahat vermez, tepelerine dikilir, alay ederdi. Ermeni Krikor: Vay Fatoş, kurmuşsun evini, bakarsın rahatına. Şu kıza çocuğum dersin, yoktur bunun babası? <br />
Rum Yorgo: Olurum ben o çocuğa baba. Yeter ki kapın açık olsun.<br />
Fatoş, sonunda alaylardan bıkmış ve evcilik oyununa bir baba aramış. Sonunda beni buldu. Olanları anlattı. Biz evcilik oynarken, baba olur musun, dedi. Ben hiç düşünmeden evet dedim. Olaylar gözümün önünde cereyan ediyordu ve görünen köy kılavuz istemezdi. <br />
Ertesi gün Fatoşların evinin önüne kilim serilmişti. Temsilde anne Fatoş ve iki kızı yemek yapıyordu. Ben kilimin ortasında oturuyor ve baba rolündeydim. Ermeni ve rum çocuklar gelip geçiyor ve bana bakıyorlardı. O gün tek laf atan, ileri geri konuşan olmadı. Selanikli Mustafa derlerdi bana. Sonraki günlerde çağırdığı zaman Fatoş'un yardımına koştum. Baba rolü oynadım. Bu zaman süresince sataşma olmadı. Ermeni ve rum çocuklar, dilleri damaklarına yapışmış vaziyette geçip gittiler. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
DÜŞMANIM ÇOK ŞU ANDA<br />
İki yaşındaki Mustafa abisi Ahmet ile Selanik'in toprak sokağında gidiyordu. Şu temmuz sıcağında deniz kıyısı en iyi yerdi. Ege denizi, adaları çok olan prima bir yerdi. Görkemli bir dev, adadan adaya ayak basar, ayağını suya değdirmeden Girit'e ulaşırdı. <br />
Ortaçağ kalığı zihniyete bel bağlamadan, özgün fikir üreten Selanik'in yıldız çocukları, atılım içindeydi. Aralarında tartışma oluyordu. Bugünkü konuşmaların odak noktası: Dünya dursa ne olurdu? Birkaç saattir süren fikir ayrılıkları neredeyse kavgaya dönüşecekti ki, Ahmet ile kardeşi Mustafa ufukta göründü. Çocuklar, bunlar Ahmet ve Mustafa. Olayı onlara anlatalım, onlar ne derse kabullenelim, düşüncesinde birleştiler. <br />
Dünya dursa ne olur sorusuna Ahmet: Dünyadaki yaşam son bulur, dedi. Bak biz de öyle dedik, siz karşı çıktınız, diyenler sesini yükseltince tartışma giderek alevlendi. Bunun üzerine Ahmet, iki elini havaya kaldırıp teslim işareti çizdikten sonra herkes sustu. Ali şöyle dedi, Veli böyle dedi, demeyi bırakalım ve Mustafa'ya kulak verelim. Mustafa ne derse o olsun,  tamam mı, deyince herkes tamam dedi. <br />
Ahmet: Mustafa dünya dursa ne olur? diye sordu. <br />
Mustafa: Dünya durmaz, döner, dedi ve bütün ağızlar açık kaldı.<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU - ÇİĞDEM TOPLADIK<br />
Bir kış günü sabahı saat 8 sularında Zübeyde Hanım uyanmıştı. Sağa-sola bakındı. Ali Rıza Bey derin uykudaydı. Gümrük memuru olduğu için, geç yatmıştı çünkü ertesi gün tatildi. Öğleden önce kalkmazdı. Zübeyde Hanım çocukların odasına yöneldi. İki yaşındaki Mustafa yatağında uyuyordu. Abileri Ahmet ve Ömer yataklarında yoktu. Beyninden vurulmuşa döndü. Kim, neden yavrularını annesinden ayırırdı? Bu durum inanılmaz bir vurdumduymazlık değil miydi? Kim, ne isterdi bir çocuktan? Diğer odaya baktı. Bahçeye çıktı. Sarışın, mavi gözlüm dediği , canları Ahmet ile Ömer ellerinde birer toprak tencere olduğu halde geliyordu. Oğulları yanına gelince Zübeyde Hanım sordu: Sabahın körü yatağınızda yoksunuz. Bu tencereler de neyin nesi? Bunların içinde ne var? <br />
Ahmet: Anne, gece çiğ yağdı, biz de çiğdem topladık. Hani saksıdaki güllerim, sümbüllerim soluyor dediydin ya, biz de bu durumun önüne geçmek istedik. <br />
Zübeyde Hanım'ın izin vermesiyle oğulları saksılara çiğdem döktü. Aradan günler geçtikçe solmaya yüz tutan güller, sümbüller canlandı, çiçek açtı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------<br />
<br />
GÜVERCİN YAVRULARI<br />
Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım'ın oğulları Ahmet ile Ömer, Selanik'teki evlerinin bahçesinde geziniyordu. Bu bahçedeki ağaçlara nedense güvercinler daha çok konardı. İlkbaharın gelmesiyle birlikte güvercinler yumurtlar ve günler sonra yumurtadan yavrular çıkınca bunları besler, yavrular büyüdükten sonra yuvadan uçup giderdi. Ahmet ile Ömer bu durumu alkışlardı. <br />
Yıl 1883. Ahmet 9, Ömer 8 yaşında. Bir ilkbahar sabahı. Ahmet sabah erkenden kuş cıvıltılarına uyandı. Kardeşi Ömer'i uyandırıp birlikte bahçeye çıktı. Günlerdir takip ettikleri güvercin yuvasındaki 4 yumurtadan 4 yavru güvercin dünyaya gelmişti. Anne ve baba güvercin yavrularına yiyecek bulmak için, uçup gitti. Aniden gökyüzünde bir kartal belirdi ve dönerek alçalarak yuvanın başına kondu. Bir kaç dakika sonra yuvada yavru kalmamıştı. <br />
Ahmet ile Ömer bu durumu korku dolu gözlerle izledikten sonra eve kaçtı ve bahçe kapısını içeriden kilitledi. Tam doymayan kartal bahçe kapısına doğru hamle yaptı ve kapıya çarpıp yere düştü. Daha sonra uçup giden kartal bir daha oralarda görünmedi.  <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU:  İYİ YÜREKLİ KIZ<br />
Atatürk'ün ablası Fatma dört yaşındaydı. Bir bebeği vardı, onunla oynuyordu ama bu yetmiyordu. Canı çok sıkılıyordu.Mutfakta yemek pişiren annesinin yanına gitti. Anne, yanına geldim ama bana masal anlatmanı istemiyorum. Bana anlatacak bir hikayen var mı? <br />
Annesi: Aman kızım, ne demek? Sen iste yeter ki benim masallar kadar anlatacak hikayelerim de pek çoktur. Bir adam varmış, insanları çok severmiş. Fakirlere yardım etmek istermiş ama cebinde parası yokmuş. Ah, bir param olsa da şu dünyada fakir kalmasa, diye düşünürmüş. Bu adam sonunda altmış dört yaşına girmiş. Ben en azından bir bu kadar daha yaşarım, dermiş. <br />
Bir gün bu adam yol kenarından giderken, ilaç satan bir dükkanın önünden geçiyormuş. Orada çalışan tezgahtar on altı yaşlarında bir kızmış. Bu adama gülümsemiş ve selam vermiş. Adam da gülümsemiş ve kızın selamını almış. Aradan günler, aylar, yıllar geçmiş. <br />
<br />
Bir gün bu adam dağda, bayırda gezerken bir sandık altın bulmuş. Sandığı sırtladığı gibi evine taşımış. Zaman içinde altınların bir kısmını harcamış. Kalanı son nefesini vermeden önce iyi yürekli kıza bağışlamış. İyi yürekli kız altınların kimden geldiğini anlayamamış ama yıllarla altınları harcamış. Köşklerde yaşamış.<br />
Fatma: Anne, hikaye çok güzeldi, demiş. Mutfaktan çıkmış, odasına gitmiş. Acaba ben de günün birinde böyle bir sandık altın bulabilir miyim, diye düşüncelere dalmış. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ARKADAŞIM MUHAN    <br />
Atatürk'ün abisi Ahmet 9 yaşındaydı. Selanik'te komşu kadınlar bir evde  toplanmıştı. Aralarında güncel olayları konuşuyor ve dedikodu yapıyordu. Evin oğlu Muhan, Ahmet ve bir arkadaşı ayrı odada akılları yettiğince devlet yönetimi üzerinde fikir üretiyor, yorum yapıyordu. Ahmet, bu gidişat kötüdür, sonuç karanlıktır. Mutlaka aydınlığa çıkılması gerekir, diye anlatırken, Muhan sözünü kesti: Senin aklın kesiyor da yöneticinin aklı kesmiyor mu? O kadar yardımcısı var. Bunlar boşa mı kürek çekiyor? dedi. <br />
Ahmet: O ve onlar, bu durumu fark ediyordur ama önlemini almıyordur. Bu düzenin değişmesini istiyordur. Benim annem Türk ve ben yönetici olsam benim destekçim olurdu. Eğer annem fransız veya italyan olsa beni yanlış yönlendirirdi. Bilmem anlatabildim mi? dedi. <br />
<br />
Ahmet sözlerini bitirdikten sonra kısa bir sessizlik oldu. Diğer arkadaşı Muhan'a lavabonun nerede olduğunu sordu. İkisi birlikte odadan çıktı. Ahmet yalnız kalmıştı. Muhan'ın üstüne oturduğu minder Ahmet'in ve arkadaşının minderinden daha büyüktü. Ahmet minderini bırakıp Muhan'ın minderine oturmak istedi. Minderi kaldırdığında altında kağıt para olduğunu gördü. Anında minderin üstüne oturdu ve içini bir korku kapladı. Bu para kaybolursa ve sonradan sen aldın derlerse,  ne yapardı? Korku dolu gözlerle hayata bakarken, iki arkadaşı az sonra geldi. Ahmet'in ağzını bıçak açmadı ve onlar gündelik konulardan konuştu. Daha sonra annesi Zübeyde Hanım odanın kapısını açıp, haydi Ahmet, gidiyoruz, dedi. Arkadaşları odadan çıkınca son bir kez minderin altına baktı. Para orada duruyordu. Gönül rahatlığı içinde odadan çıktı ve annesiyle birlikte eve doğru yürüdü. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU: GERÇEK BİR HİKAYE<br />
Atatürk'ün ağabeyi Ahmet masalları sevmezdi. Bire bin katılarak anlatılan ve çocukların hayal dünyalarını olumsuz yönde etkileyen masallardan hoşlanmazdı. Devler ve cüceler, dünyada bir zamanlar yaşamışlardı. Sen on metrelik bir devi bir buçuk metre boyundaki Keloğlan'a rakip olarak gösteremezdin. Annesi Zübeyde Hanım mutfaktayken, Ahmet geldi: Anne, gerçekten yaşanmış bir hikaye biliyorsan anlat yoksa konuşmasak da olur. Ben burada sessizce oturur ve senin yemek yapmanı ilgiyle izlerim, dedi. <br />
<br />
Annesi: Aman oğlum, sen iste, ben sana istemediğin kadar gerçekten yaşanmış hikaye anlatırım. Şu yaşadığımız zaman diliminde bir Mehmet Bey varmış. Bu Mehmet Bey'in buğday, arpa tarlaları, üzüm bağları, portakal, elma, armut bahçeleri bulunuyormuş. Hanımının adı Asiye'ymiş. Uzun boyluymuş. Asiye Hanım'ın da tarlaları çokmuş. Bunların Emin, Zehra, Remziye ve Recep adında dört çocuğu varmış.  Emin zaptiye ( polis ) olmuş. Evlenmiş, çocukları olmuş. Zehra da evlenmiş. Damat bey Nurettin çok hayırlı biriymiş! Zehra'nın babası ve annesi ile sohbeti koyulaştırmış. Babam benim, canım annem ile başlayan afralı tafralı konuşmalarıyla Mehmet Bey ve Asiye Hanım'dan tapuları birer birer almış. Bunun üzerine Nurettin tarlaları, bahçeleri satmış ve lokantalarda, gazinolarda herkese yemek ve içki ısmarlamış. Lokantaların önüne masa, sandalye koydurmuş. Ali gel, Veli gel diyerek evine, işine gideni yolundan döndürmüş. Onları beslemiş. <br />
<br />
Aradan günler, aylar geçmiş. Paralar suyunu çekmiş. Mehmet Bey ve Asiye Hanım'ın elinde sadece bir buğday tarlası kalmış. Daha sonra bu damat İstanbul'a taşınmış. İki oğlu, bir kızı varmış. Ailesiyle birlikte uzun yıllar yaşamış. Sonradan hepsi aramızdan ayrılmış. <br />
O son kalan buğday tarlasının ortasına ekilmediği bir yıl adamın biri bir ev yapmış. Tarla sahipliymiş. Mahkeme olmuş, kadıya gidilmiş. Adam, boş tarla, ne bileyim, sahipsiz sandım. Yeter ki evimi yıkmayın, demiş. Mahkeme uzamış, gitmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Nice kadılar, hakimler gelmiş, geçmiş. Mehmet Bey ve Asiye Hanım bu dünyadan göçünce mirasçıları olan çocukları ve torunları mahkemeye çağrılır olmuş. <br />
Ahmet: Anne, öyle bir hikaye anlattın ki benim dünyamı değiştirdin. Bambaşka bir Ahmet oldum. Şu an kendimi yüz yaşında hissediyorum. Yüz yıl daha yaşar mıyım, bilinmez. Sen böyle hikayeler aklına geldikçe bana anlat. Ben ilgimi senden esirgemem. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI<br />
KARDEŞİM MUSTAFA<br />
Ali Rıza Bey'den olma Zübeyde Hanım'dan doğma 1874 tevellütlü Selanikli Ahmet 9 yaşındaydı. Yanında 8 yaşında olan kardeşi Ömer ve 2 yaşında olan Mustafa vardı. Askercilik oynuyorlardı. Ahmet kardeşlerini uygun adım yürütürken, sol sağ, sol sağ yarın bayram olsa diyordu. Aradan zaman geçti. Ömer yoruldu, eh Ahmet de yoruldu. Dön, dön, nereye kadar. Mustafa yorulmadı, dönmeye devam etti. Ahmet, Mustafa'ya laf olsun diye seslendi: Mustafa, bir otur, dinlen. Sen döndükçe biz yorulduk. Sonunda Mustafa söz dinledi ve bir köşeye oturdu. Ahmet ile Ömer daha sonra kalktı ve yürümeye devam etti.<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ZÜBEYDE HANIM'IN ÇOCUKLARI<br />
Ahmet, Ömer ve Mustafa evin bahçesinde oynuyordu. Birden ortalık Ömer'in çığlıklarıyla inledi. Yetiş Ahmet abi, beni arı soktu. Ahmet yakındaydı, yerden bir dal parçası alıp, kardeşi Ömer'in çevresini saran yaban arılarına saldırdı. Yaban arıları sağa-sola kaçıştı. Ömer hızla eve girdi ve kapıyı kapadı. Biraz sonra Ahmet de eve girdi ve odasına saklandı. Bahçede Mustafa kalmıştı. Mustafa 2 yaşındaydı ve hayata dolu gözlerle bakıyordu. Yıllar sonra Mustafa Kemal adını alacak ve vatanına saldıran düşmandan kaçmayacaktı. Tıpkı 2 yaşında yaban arılarından kaçmadığı gibi.  <br />
<br />
----------------------------------------------------<br />
<br />
KOBRA<br />
Yıl 1883. Ali Rıza Bey 44 yaşında, oğlu Ömer 8 yaşındaydı. Birlikte yenice tayin edildiği Çayağzı'ndan Selanik'e dönüyordu. Ali Rıza Bey birden patika yolda bir kobra gördü. Kobra diklenmiş ve yerden yüksekliği 1.5 metre kadardı. Ali Rıza Bey, oğlunu kolundan tuttu: Dur Ömer. Bu kobra yılanı. Çok sinirli. Üstüne yürümek yanlış olur. Belki yakında yavruları vardır. Çevresinden dolaşacağız. <br />
Ali Rıza Bey ile Ömer geniş bir yay çizerek kobrayı arkalarında bıraktılar ve Selanik Yenikapı'daki evlerine  döndüler. Ali Rıza Bey kobra olayını anlattığında Zübeyde Hanım şöyle dedi: Baba oğul çok büyük tehlike atlatmışsınız. Böylesi zehirli bir yaratıktan uzak geçmek doğrudur. <br />
<br />
--------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ABLASI FATMA <br />
Fatma, Selanik'teki evde oyuncaklarıyla oynuyordu. Pek çok oyuncağı vardı ve en çok annesinin yünden ördüğü oyuncak bebeğini seviyordu. Bebeğiyle konuşuyordu ama onun karşılık vermemesi Fatma'yı üzüyordu. Fatma'nın bir gün canına tak dedi ve annesine seslendi:  " Anne, bu bebek konuşur diyordun ama şimdiye kadar benimle hiç konuşmadı. "<br />
Annesi Zübeyde Hanım:  " Kızım, belki bugün konuşacak ve sana merhaba diyecek. Ne biliyorsun? "<br />
" O zaman konuşsun ve bana merhaba desin. "<br />
Zübeyde Hanım, sesini incelterek ve çocuk sesi taklidi yaparak konuştu: " Fatma, nasılsın? Ben senin bebeğinim ve seni çok seviyorum. "<br />
Fatma beyninden vurulmuşa döndü ve bebeğinin konuşması onu çok sevindirmişti. Annesine seslendi: " Anne, duydun mu? Bebeğim konuştu ve ben şimdi çok mutluyum. " <br />
Fatma 4 yaşındaydı ve hayata gülen gözlerle bakıyordu. Bebeği işte konuşuyordu. Fatma bebeğiyle Selanik sokaklarında özgür ve mutlu olarak koşabilecekti.<br />
<br />
------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ABİSİ AHMET<br />
Annesi oğlunu bakkala yollarken: Ahmet, dededen yarım kilo yoğurt alıver, dedi. Akşama size bir sürprizim var. Hamur işi hazırlayacağım ama pide mi, börek mi, asla tahmin edemezsin. <br />
Bunun üzerine Ahmet: Yoğurt alırım ama hani para? Sen para vermezsen, ben yoğurt alamam. Pidedir, börektir hazırlayamazsın. <br />
Zübeyde Hanım: Aman oğlum, elimde hazır para olmasa ben senden yoğurt almanı ister miyim? Al şu paraları, yeter de artar bile. <br />
Ahmet tencereyi alıp bakkala doğru yola çıktı. Paralar cebinde şıngırdıyordu. Bakkaldan içeri girdiğinde bir heykel gibi donakaldı. Dede, tezgahın üstüne kollarını koymuş, başını elleri arasına almış, uyukluyordu. Ahmet sessizce bekledi. Sağa-sola bakındı. Ekmek dolabını açıp kapadı. Bez perdeyi açtı. Peynir almaya geldiğinde dede oradan peynir verirdi. İki teneke vardı. Biri açıktı ve bir miktar peynir satılmıştı. Bakışları tezgaha yöneldi. Kavanozlar içinde türlü tevir şekerleme vardı. En çok sevdiği pişmişti. Bu yumuşak şekerlerden her gün bir kavanoz yese bıkmazdı. Sonradan dede uyandı. Ne oldu, oğlum, ne istemiştin, dedi.<br />
Ahmet: Ben yarım kilo yoğurt alacaktım, dedi.  Ahmet yoğurdu aldıktan sonra eve doğru yöneldi. Annesi pide veya börek hazırlasa ne fark ederdi? İkisi de hazır yemekti ve yanında ayran olsa cana can katardı. <br />
<br />
--------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ABİSİ ÖMER  <br />
Ali Rıza Bey'den olma Zübeyde Hanım'dan doğma Ömer 8 yaşındaydı. Kuşpalazı (difteri) salgını vardı. O günlerde Mustafa 2 yaşındaydı. <br />
Bir gün Mustafa Kemal'in abisi Ömer yaşıtı Celal ile evlerinin bahçesinde geziniyordu. Celal birdenbire: Bak Ömer, şu yılanı görüyor musun? Ben bu yılanı alır, parmağımın ucunda sallarım, dedi. Yılan dediği parmak kalınlığında, iki karış boyundaydı.<br />
Ömer: Aman, Celal, bırak yılanı gitsin, sana ne zararı var, dedi.<br />
Celal: Öyle deme Ömer, bu yavru yılan büyür, piton olur. Sen 2 metre olsan, bu yılan 10 metre olur. Yıllar sonra sen adam olsan da fark etmez. Bu yılan seni yakalar ve yutar, dedi. <br />
Aradan dakikalar geçti. Celal, yavru yılanı sallamaya devam etti. Ta ki Celal'den bir ah sesi duyulana kadar. Ömer hızla sağına döndü. Celal diz çökmüştü ve sağ eli morarıp şişmeye başlamıştı. <br />
Ömer, yılanın başını tuttu ve sıktı. Yılanın gücü azalmıştı. Sol eliyle yılanın kuyruğunu tuttu. Ters istikamette döndürerek, Celal'le yılanı birbirinden ayırdı. Yılanın başını taşla ezdi. Bir koşu gidip babası Ali Rıza Bey'i yardıma çağırdı. Ali Rıza Bey, Celal'in koluna ısırığın biraz yukarısından mendiliyle sıkma uyguladı. Kanayan yeri emdi, tükürdü. Bu işlemi defalarca tekrar etti. Baygın Celal kendine gelmeye başladı. Ali Rıza Bey'in dudakları hafiften şişmeye başlamıştı.<br />
Bir kaç gün sonra her şey normale döndü. Celal olanları unutmuş, hayatın akışına kapılmış, savrulup gidiyordu. Ömer, arkadaşını kurtardığı için, babasına teşekkür etti. Geri planda olanların takipçisi Mustafa geleceği şekillendireceği günleri düşünüyor ve gülümsemeye çalışıyordu.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: HASİBE NİNE<br />
Bir gün bakla tarlasından çiftliğe dönüyordum. Toprak yolun kenarındaki eski, tek katlı, ahşap bir evde yaşayan Hasibe Nine'ye uğradım. Hal hatır sordum. Yalnızlığını paylaştım. Testiyi alarak yakındaki dereden su doldurup getirdim. <br />
Hasibe Nine: " Sağ ol evladım!  Sen olmasan şurada açlıktan, susuzluktan kıvranacağım. Bana ekmek, yemek, yoğurt getirirsin. Suyumu doldurursun. "<br />
Ne demek efendim? Bu benim insanlık görevim. İnsanlar yardımlaşmalı, yiyeceğini paylaşmalı. Şu güzelim dünyada hoşça vakit geçirmeli, dedim. <br />
" Benim Mustafam, neler de bilirmiş? Çok bilgiliymiş. Civan boylum benim. Gel de ninen sarılsın sana. " <br />
Hasibe Nine'ye sarıldım ama birdenbire ağlamaya başladı. <br />
Ama neden ağlıyorsunuz? Yoksa canınızı mı yaktım?  dedim. <br />
" Yok evladım, canımı yakmadın. Ben yalnızlığıma ağlıyorum. Yaşlı insanlar, yalnız kalırlar. Yalnızlık zor evladım, çok zor. " <br />
Daha sonra en iyi dileklerle oradan ayrıldım. Çiftliğe doğru yoluma devam ettim. Birden ilerideki çimenlerin arasında uçamayan bir güvercin gördüm. Güvercini alarak çiftliğe götürdüm. Dayım, güvercinin incinmiş olan kanadını tedavi edip, sardı. Birkaç günde iyileşir, dedi. <br />
Ertesi gün güvercini Hasibe Nine'ye götürdüm. Onu bir kafese koydu. İyileşince bırakırım, dedi. İyileşince bıraktı ama güvercin biraz uçtuktan sonra geri döndü. Hasibe Nine'yi çok sevmişti ve ondan ayrılmamaya kararlıydı. Orada olduğum zamanlarda güvercin etrafımda uçuyor ve beni saygıyla selamlıyordu.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: CUMHURİYET İLAN EDERDİM<br />
Mustafa bakla tarlasında bekçilik yaparken, diğer yandan yeni arkadaşlar ediniyordu. Bunlardan biri de Süleyman'dı. Süleyman komşu çiftliğin sahibinin oğluydu. Fırsat buldukça Hüseyin Ağa'nın çiftliğine gelir, Mustafa'yı bulur ve aralarında oynadıkları oyunlara katılırdı. <br />
Bir gün Süleyman yine oyuna katıldı. Koştu, yoruldu. Yarıcı çocukları gidince Mustafa ile Süleyman bir ağacın altına oturdular.  İlk soru Süleyman'dan geldi: Mustafa, sence bu padişahlık ne zamana kadar sürer? <br />
" Çok sürmez. Sınavlarda üç yanlış bir doğruyu götürür ama üç yanlışın götüreceği doğru yoksa, ben padişah olsam ne olacak? Osmanlı İmparatorluğu uçurumun kenarında. "<br />
Süleyman:  " Bravo Mustafa, her sözünün altına imzamı atarım. Bir de padişahların hanımlarından bahsetsen. "<br />
Mustafa:  " Yıkım kararı alırsın. Osmanlıyı ben yıkamam ama düşmanlar yıkar. Padişahlar, Türk kızları dururken, yabancı kızlarla evlendiler ve çöküşü hızlandırdılar. Bir de saraydan çıkmayan padişahlar var. "<br />
Daha sonraki günlerde bu konu konuşulmaya devam etti.  Bir akşamüstü Süleyman, Hüseyin Ağa'nın çiftliğine geldi ve Mustafa'yı buldu. Babasıyla bazı konularda anlaşamadığını, bir tartışma sonunda babasının kendisini çiftlikten kovduğunu söyledi. Babasının son sözleri şunlar olmuştu:  " Süleyman senin padişah karşıtlığını anlamıyorum. Osmanlı İmparatorluğu ne güzel yönetiliyor. Artık bu çiftlikte yerin yok senin. "<br />
Babasının bu sözleri üzerine Süleyman tasını, tarağını toplamadan yola çıktı ve komşu çiftliğe doğru yöneldi. Orada özgün düşünme yeteneğine sahip bir arkadaşı vardı ve Mustafa, onu sokakta bırakmazdı. Gerçek arkadaş zor günde belli olurdu. İyi günde pasta ikram eden, kötü günde lokmanı elinden alana ben gerçek arkadaş demem diyordu, Süleyman. <br />
Mustafa, Süleyman'ı güler yüzle karşıladı. Süleyman olanları anlatınca çok üzüldü. Daha sonra ikisi birlikte Zübeyde Hanım'ın yanına gitti ve arkadaşının yatıya kalması için, gerekli izni alması zor olmadı. <br />
<br />
Akşam yemeğinden sonra Mustafa ile Süleyman, sohbete daldı. Konu yine ülkenin geleceğiydi. Bir ülke yönetiminde sadece koltuk sahipleri söz sahibi olmamalıydı. Her vatandaş yönetime karışır, fikir ileri sürer ve yorum yapardı. Padişah, kral, imparator, halkın sesine kulak vermezse tacını, tahtını verirdi.  Bir aralık Süleyman şöyle bir soru sordu: Arkadaş, bilmem inanır mısın, tıpkısının aynısı ben de seninle aynı düşünceler içindeyim. Temsilde, ülke yönetimini sana bıraksalar, yönetim düzenin nasıl olurdu? <br />
Mustafa:  " Ben Cumhuriyet ilan ederdim. Millet Meclisi olmalı. Burada çeşitli vilayetlerden gelen temsilciler olmalı. Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli. "<br />
Mustafa ile Süleyman sonraki iki gün birlikte vakit geçirdiler. Pek çok konuda fikir alışverişinde bulundular. Çiftliğin avlusunda gezdiler, dolaştılar, yoruldular. Daha ertesi gün Mustafa komşu çiftliğe giderek, Süleyman'ın babasıyla bir görüşme yaptı ve Süleyman'ı affetmesini istedi. Baba, Mustafa'ya, sen çok zeki ve dünyada eşi bulunmaz bir çocuksun. Seni kıracağıma kafamı kırarım, dedi ve oğlunu affettiğini söyledi. Çiftliğe geri dönen oğlunun fikirlerine her zaman önem verdi. Anlattıklarını dikkatle dinledi. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
--------------------------------------------------------------<br />
--------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU: CİVCİVLER HOROZ OLDU <br />
Dayımın çiftliğinde günler birbiri ardına geçip giderken, bir gün dayım torba dolusu civcivle çıkageldi: Koş Mustafa koş, bak sana civciv getirdim. Onları besle, büyüt, dedi. Ben bir sandalyeye oturdum. Saydım, civcivler on taneydi. Makbule ile Naciye civcivleri besleyip büyütmeme yardımcı olacaktı. <br />
Geçen günlerle birlikte civcivlerin azalmaya başladığını fark ettim. Çiftliğin bahçesinde dolaşan bir kedi vardı ve civcivleri o kapıyordu. Çiftliğe geldikleri ilk gün orta yere bıraktığımızda dört civciv yanıma geliyordu. Beni tercih etmeyenler, Makbule ile Naciye'nin yanına gidiyordu. Kedi onların civcivlerini yedi. Bana inanan dört tanesini büyüttüm. Hepsi horoz oldu. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU: EVCİLİK ANISI<br />
Çocukluk çağında yaşadığım unutamadığım anıların başında evcilik anısı vardır. Selanik'te sekiz on yaşları arasında komşu kızları evlerinin önüne kilim serer ve evcilik oynardı. Türk çocukları değil ama ermeni ve rum çocukları bunlara rahat vermez, tepelerine dikilir, alay ederdi. Ermeni Krikor: Vay Fatoş, kurmuşsun evini, bakarsın rahatına. Şu kıza çocuğum dersin, yoktur bunun babası? <br />
Rum Yorgo: Olurum ben o çocuğa baba. Yeter ki kapın açık olsun.<br />
Fatoş, sonunda alaylardan bıkmış ve evcilik oyununa bir baba aramış. Sonunda beni buldu. Olanları anlattı. Biz evcilik oynarken, baba olur musun, dedi. Ben hiç düşünmeden evet dedim. Olaylar gözümün önünde cereyan ediyordu ve görünen köy kılavuz istemezdi. <br />
Ertesi gün Fatoşların evinin önüne kilim serilmişti. Temsilde anne Fatoş ve iki kızı yemek yapıyordu. Ben kilimin ortasında oturuyor ve baba rolündeydim. Ermeni ve rum çocuklar gelip geçiyor ve bana bakıyorlardı. O gün tek laf atan, ileri geri konuşan olmadı. Selanikli Mustafa derlerdi bana. Sonraki günlerde çağırdığı zaman Fatoş'un yardımına koştum. Baba rolü oynadım. Bu zaman süresince sataşma olmadı. Ermeni ve rum çocuklar, dilleri damaklarına yapışmış vaziyette geçip gittiler. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
DÜŞMANIM ÇOK ŞU ANDA<br />
İki yaşındaki Mustafa abisi Ahmet ile Selanik'in toprak sokağında gidiyordu. Şu temmuz sıcağında deniz kıyısı en iyi yerdi. Ege denizi, adaları çok olan prima bir yerdi. Görkemli bir dev, adadan adaya ayak basar, ayağını suya değdirmeden Girit'e ulaşırdı. <br />
Ortaçağ kalığı zihniyete bel bağlamadan, özgün fikir üreten Selanik'in yıldız çocukları, atılım içindeydi. Aralarında tartışma oluyordu. Bugünkü konuşmaların odak noktası: Dünya dursa ne olurdu? Birkaç saattir süren fikir ayrılıkları neredeyse kavgaya dönüşecekti ki, Ahmet ile kardeşi Mustafa ufukta göründü. Çocuklar, bunlar Ahmet ve Mustafa. Olayı onlara anlatalım, onlar ne derse kabullenelim, düşüncesinde birleştiler. <br />
Dünya dursa ne olur sorusuna Ahmet: Dünyadaki yaşam son bulur, dedi. Bak biz de öyle dedik, siz karşı çıktınız, diyenler sesini yükseltince tartışma giderek alevlendi. Bunun üzerine Ahmet, iki elini havaya kaldırıp teslim işareti çizdikten sonra herkes sustu. Ali şöyle dedi, Veli böyle dedi, demeyi bırakalım ve Mustafa'ya kulak verelim. Mustafa ne derse o olsun,  tamam mı, deyince herkes tamam dedi. <br />
Ahmet: Mustafa dünya dursa ne olur? diye sordu. <br />
Mustafa: Dünya durmaz, döner, dedi ve bütün ağızlar açık kaldı.<br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU - ÇİĞDEM TOPLADIK<br />
Bir kış günü sabahı saat 8 sularında Zübeyde Hanım uyanmıştı. Sağa-sola bakındı. Ali Rıza Bey derin uykudaydı. Gümrük memuru olduğu için, geç yatmıştı çünkü ertesi gün tatildi. Öğleden önce kalkmazdı. Zübeyde Hanım çocukların odasına yöneldi. İki yaşındaki Mustafa yatağında uyuyordu. Abileri Ahmet ve Ömer yataklarında yoktu. Beyninden vurulmuşa döndü. Kim, neden yavrularını annesinden ayırırdı? Bu durum inanılmaz bir vurdumduymazlık değil miydi? Kim, ne isterdi bir çocuktan? Diğer odaya baktı. Bahçeye çıktı. Sarışın, mavi gözlüm dediği , canları Ahmet ile Ömer ellerinde birer toprak tencere olduğu halde geliyordu. Oğulları yanına gelince Zübeyde Hanım sordu: Sabahın körü yatağınızda yoksunuz. Bu tencereler de neyin nesi? Bunların içinde ne var? <br />
Ahmet: Anne, gece çiğ yağdı, biz de çiğdem topladık. Hani saksıdaki güllerim, sümbüllerim soluyor dediydin ya, biz de bu durumun önüne geçmek istedik. <br />
Zübeyde Hanım'ın izin vermesiyle oğulları saksılara çiğdem döktü. Aradan günler geçtikçe solmaya yüz tutan güller, sümbüller canlandı, çiçek açtı. <br />
<br />
-----------------------------------------------------------------<br />
<br />
GÜVERCİN YAVRULARI<br />
Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım'ın oğulları Ahmet ile Ömer, Selanik'teki evlerinin bahçesinde geziniyordu. Bu bahçedeki ağaçlara nedense güvercinler daha çok konardı. İlkbaharın gelmesiyle birlikte güvercinler yumurtlar ve günler sonra yumurtadan yavrular çıkınca bunları besler, yavrular büyüdükten sonra yuvadan uçup giderdi. Ahmet ile Ömer bu durumu alkışlardı. <br />
Yıl 1883. Ahmet 9, Ömer 8 yaşında. Bir ilkbahar sabahı. Ahmet sabah erkenden kuş cıvıltılarına uyandı. Kardeşi Ömer'i uyandırıp birlikte bahçeye çıktı. Günlerdir takip ettikleri güvercin yuvasındaki 4 yumurtadan 4 yavru güvercin dünyaya gelmişti. Anne ve baba güvercin yavrularına yiyecek bulmak için, uçup gitti. Aniden gökyüzünde bir kartal belirdi ve dönerek alçalarak yuvanın başına kondu. Bir kaç dakika sonra yuvada yavru kalmamıştı. <br />
Ahmet ile Ömer bu durumu korku dolu gözlerle izledikten sonra eve kaçtı ve bahçe kapısını içeriden kilitledi. Tam doymayan kartal bahçe kapısına doğru hamle yaptı ve kapıya çarpıp yere düştü. Daha sonra uçup giden kartal bir daha oralarda görünmedi.  <br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU:  İYİ YÜREKLİ KIZ<br />
Atatürk'ün ablası Fatma dört yaşındaydı. Bir bebeği vardı, onunla oynuyordu ama bu yetmiyordu. Canı çok sıkılıyordu.Mutfakta yemek pişiren annesinin yanına gitti. Anne, yanına geldim ama bana masal anlatmanı istemiyorum. Bana anlatacak bir hikayen var mı? <br />
Annesi: Aman kızım, ne demek? Sen iste yeter ki benim masallar kadar anlatacak hikayelerim de pek çoktur. Bir adam varmış, insanları çok severmiş. Fakirlere yardım etmek istermiş ama cebinde parası yokmuş. Ah, bir param olsa da şu dünyada fakir kalmasa, diye düşünürmüş. Bu adam sonunda altmış dört yaşına girmiş. Ben en azından bir bu kadar daha yaşarım, dermiş. <br />
Bir gün bu adam yol kenarından giderken, ilaç satan bir dükkanın önünden geçiyormuş. Orada çalışan tezgahtar on altı yaşlarında bir kızmış. Bu adama gülümsemiş ve selam vermiş. Adam da gülümsemiş ve kızın selamını almış. Aradan günler, aylar, yıllar geçmiş. <br />
<br />
Bir gün bu adam dağda, bayırda gezerken bir sandık altın bulmuş. Sandığı sırtladığı gibi evine taşımış. Zaman içinde altınların bir kısmını harcamış. Kalanı son nefesini vermeden önce iyi yürekli kıza bağışlamış. İyi yürekli kız altınların kimden geldiğini anlayamamış ama yıllarla altınları harcamış. Köşklerde yaşamış.<br />
Fatma: Anne, hikaye çok güzeldi, demiş. Mutfaktan çıkmış, odasına gitmiş. Acaba ben de günün birinde böyle bir sandık altın bulabilir miyim, diye düşüncelere dalmış. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ARKADAŞIM MUHAN    <br />
Atatürk'ün abisi Ahmet 9 yaşındaydı. Selanik'te komşu kadınlar bir evde  toplanmıştı. Aralarında güncel olayları konuşuyor ve dedikodu yapıyordu. Evin oğlu Muhan, Ahmet ve bir arkadaşı ayrı odada akılları yettiğince devlet yönetimi üzerinde fikir üretiyor, yorum yapıyordu. Ahmet, bu gidişat kötüdür, sonuç karanlıktır. Mutlaka aydınlığa çıkılması gerekir, diye anlatırken, Muhan sözünü kesti: Senin aklın kesiyor da yöneticinin aklı kesmiyor mu? O kadar yardımcısı var. Bunlar boşa mı kürek çekiyor? dedi. <br />
Ahmet: O ve onlar, bu durumu fark ediyordur ama önlemini almıyordur. Bu düzenin değişmesini istiyordur. Benim annem Türk ve ben yönetici olsam benim destekçim olurdu. Eğer annem fransız veya italyan olsa beni yanlış yönlendirirdi. Bilmem anlatabildim mi? dedi. <br />
<br />
Ahmet sözlerini bitirdikten sonra kısa bir sessizlik oldu. Diğer arkadaşı Muhan'a lavabonun nerede olduğunu sordu. İkisi birlikte odadan çıktı. Ahmet yalnız kalmıştı. Muhan'ın üstüne oturduğu minder Ahmet'in ve arkadaşının minderinden daha büyüktü. Ahmet minderini bırakıp Muhan'ın minderine oturmak istedi. Minderi kaldırdığında altında kağıt para olduğunu gördü. Anında minderin üstüne oturdu ve içini bir korku kapladı. Bu para kaybolursa ve sonradan sen aldın derlerse,  ne yapardı? Korku dolu gözlerle hayata bakarken, iki arkadaşı az sonra geldi. Ahmet'in ağzını bıçak açmadı ve onlar gündelik konulardan konuştu. Daha sonra annesi Zübeyde Hanım odanın kapısını açıp, haydi Ahmet, gidiyoruz, dedi. Arkadaşları odadan çıkınca son bir kez minderin altına baktı. Para orada duruyordu. Gönül rahatlığı içinde odadan çıktı ve annesiyle birlikte eve doğru yürüdü. <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU: GERÇEK BİR HİKAYE<br />
Atatürk'ün ağabeyi Ahmet masalları sevmezdi. Bire bin katılarak anlatılan ve çocukların hayal dünyalarını olumsuz yönde etkileyen masallardan hoşlanmazdı. Devler ve cüceler, dünyada bir zamanlar yaşamışlardı. Sen on metrelik bir devi bir buçuk metre boyundaki Keloğlan'a rakip olarak gösteremezdin. Annesi Zübeyde Hanım mutfaktayken, Ahmet geldi: Anne, gerçekten yaşanmış bir hikaye biliyorsan anlat yoksa konuşmasak da olur. Ben burada sessizce oturur ve senin yemek yapmanı ilgiyle izlerim, dedi. <br />
<br />
Annesi: Aman oğlum, sen iste, ben sana istemediğin kadar gerçekten yaşanmış hikaye anlatırım. Şu yaşadığımız zaman diliminde bir Mehmet Bey varmış. Bu Mehmet Bey'in buğday, arpa tarlaları, üzüm bağları, portakal, elma, armut bahçeleri bulunuyormuş. Hanımının adı Asiye'ymiş. Uzun boyluymuş. Asiye Hanım'ın da tarlaları çokmuş. Bunların Emin, Zehra, Remziye ve Recep adında dört çocuğu varmış.  Emin zaptiye ( polis ) olmuş. Evlenmiş, çocukları olmuş. Zehra da evlenmiş. Damat bey Nurettin çok hayırlı biriymiş! Zehra'nın babası ve annesi ile sohbeti koyulaştırmış. Babam benim, canım annem ile başlayan afralı tafralı konuşmalarıyla Mehmet Bey ve Asiye Hanım'dan tapuları birer birer almış. Bunun üzerine Nurettin tarlaları, bahçeleri satmış ve lokantalarda, gazinolarda herkese yemek ve içki ısmarlamış. Lokantaların önüne masa, sandalye koydurmuş. Ali gel, Veli gel diyerek evine, işine gideni yolundan döndürmüş. Onları beslemiş. <br />
<br />
Aradan günler, aylar geçmiş. Paralar suyunu çekmiş. Mehmet Bey ve Asiye Hanım'ın elinde sadece bir buğday tarlası kalmış. Daha sonra bu damat İstanbul'a taşınmış. İki oğlu, bir kızı varmış. Ailesiyle birlikte uzun yıllar yaşamış. Sonradan hepsi aramızdan ayrılmış. <br />
O son kalan buğday tarlasının ortasına ekilmediği bir yıl adamın biri bir ev yapmış. Tarla sahipliymiş. Mahkeme olmuş, kadıya gidilmiş. Adam, boş tarla, ne bileyim, sahipsiz sandım. Yeter ki evimi yıkmayın, demiş. Mahkeme uzamış, gitmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Nice kadılar, hakimler gelmiş, geçmiş. Mehmet Bey ve Asiye Hanım bu dünyadan göçünce mirasçıları olan çocukları ve torunları mahkemeye çağrılır olmuş. <br />
Ahmet: Anne, öyle bir hikaye anlattın ki benim dünyamı değiştirdin. Bambaşka bir Ahmet oldum. Şu an kendimi yüz yaşında hissediyorum. Yüz yıl daha yaşar mıyım, bilinmez. Sen böyle hikayeler aklına geldikçe bana anlat. Ben ilgimi senden esirgemem. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Devrim Ateşi Ve Atatürkçülük - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Devrim-Ate%C5%9Fi-Ve-Atat%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BCk-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20469</link>
			<pubDate>Fri, 24 Feb 2023 13:34:51 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Devrim-Ate%C5%9Fi-Ve-Atat%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BCk-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20469</guid>
			<description><![CDATA[DEVRİM ATEŞİ VE ATATÜRKÇÜLÜK<br />
Dünya Halkları' nın kardeşliği için, <br />
Çalışan devrimciler,<br />
İnsanlığın geleceğine ışık tutan, <br />
Kültür yolunu aydınlatan,<br />
Baskıdan, zorbalıktan uzak,<br />
İnsan yaşantısına karışılmaz,<br />
Bilinci üstüne kurulan,<br />
Atatürkçü fikir ve düşünce sistemi.<br />
*                *                *                *<br />
Bir arkadaşımla akşamdan başlayan,<br />
Sabaha kadar süren konuşmalarda,<br />
İlk zamanlar beni sessizce dinleyen,<br />
Ayakkabı tamircisi arkadaşımın,<br />
Gecenin bir vakti aniden beliriveren<br />
Çakmak çakmak bakışları:<br />
Yediğime, içtiğime kimse karışamaz.<br />
Bu konuda teklif bile sunulamaz,<br />
Dediğini unutamadım.<br />
*                *                *                *<br />
Kırtasiye dükkanımın yanına <br />
Tamirci dükkanı açtığında,<br />
Hayatın akışına kapılıp, <br />
Savrulup gitme durumu vardı.<br />
Zamanla gerçekleri öğrendi, bilinçlendi.<br />
Araştırdı, anlattıklarımın doğruluğuna inandı.<br />
Atatürk, en büyük devrimcidir, dedi.  <br />
Devrimciliğin önde gelen savunucusu oldu.<br />
Sonraki konuşmalarda bir ben söyledim, bir o anlattı.<br />
Anlattıklarıyla kültür yolunu aydınlattı.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 5 yıl geçti.<br />
Arkadaş, o dükkandan taşındı.<br />
Ben anılardan rahatsız oldum.<br />
Ayları gün diye hesap ettim.<br />
Ben de dükkanımdan taşındım.<br />
*                *                *                * <br />
Sonradan görüşmemiz devam etti.<br />
Genelde ben arkadaşı yeni dükkanında rahatsız ettim.<br />
Akşamdan sabaha konuşmamız devam etti.<br />
Engelleri yıktık, kötüleri cezalandırdık.<br />
*                *                *                * <br />
1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim.<br />
Yayınevleri beni pas geçti.<br />
İngiliz, fransız olsan, <br />
Hikayelerini kitap olarak basardık.<br />
Türk'sün, yazdıklarını çöpe at dediler.          <br />
*                *                *                *<br />
3-Eylül-1997 yılında Ayla ile evlendim.<br />
38 yaşındaydım, internet böylesine yaygın değildi.<br />
1999 yılında oğlum Serkan dünyaya geldi.<br />
Birkaç ay sonra tamirci evime geldi.<br />
Araba almış, yanında 4 işçi çalıştırıyormuş.<br />
Bankada param var, iki katlı villa aldım, dedi.<br />
Nasıl böyle zengin oldun, dedim.<br />
Hep senin anlattıkların, <br />
Soruları cevapladım, olayı çözdüm, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Ben soruların cevabını bulamadım.<br />
Babam öğretmendi, zor geçiniyordu.<br />
Ben şimdi zar-zor geçiniyorum.<br />
Ben devrimciyim ve Atatürkçü kalmak istiyorum.<br />
*                *                *                *<br />
Neden bunları yazıyorum?<br />
Önemli olan, insanlığın geleceği.<br />
Hiçbir canlı isteyerek dünyaya gelmez.<br />
Milliyetini, dinini seçme şansı yoktur.<br />
Bütün dinler, taraftarına cennet vaat eder.<br />
Her din kendi dininin en üstün olduğunu öne sürer.<br />
*                *                *                *<br />
Şu son 3 yıldır sadece Atatürk Şiirleri yazıyorum.<br />
Kıyısından, köşesinden olaya girmek zorundayım.<br />
Bazı konularda yapılan hataları onarmak zorundayım.<br />
İnsanlığın geleceği üstüne yapılan kurgunun ayarını yapmak zorundayım.<br />
Bu fikirleri yüzlerce, binlerce insana ulaştırmak zorundayım.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım    4-8-2020<br />
<br />
--------------------------------------------------------<br />
<br />
MAVİ ATEŞ <br />
Deniz altında kalmış dağ patlar<br />
Bunun sonunda volkanik ada oluşur<br />
Baskı altında kalmış Türk patlar<br />
Bunun sonunda Türkiye Cumhuriyeti oluşur.<br />
*                *                *                *<br />
Evren milyarlarca yıl önce<br />
Büyük patlama sonucu oluşur<br />
Galaksiler meydana gelir<br />
Galaksiler, yüz milyonlarca yıldız içerir.<br />
*                *                *                *<br />
Bunlardan sadece birisi<br />
Samanyolu Galaksisi<br />
Benim de içinde yaşadığım<br />
Güneş sistemini barındırır.<br />
*                *                *                *<br />
Bizim güneş sistemimizde<br />
Dokuz gezegen vardır<br />
Bu gezegenlerden biri de<br />
Sevgili dünyamızdır.<br />
*                *                *                *<br />
Dünyada yaşayan insanlar<br />
Kendiliklerinden bir şeyler icat ettiler<br />
İnsanların fikir ve düşüncelerine<br />
Birtakım kısıtlamalar, baskılar koydular.<br />
*                *                *                *<br />
Adına öğreti dediler<br />
Yaşantı dediler<br />
Halkları birbirine <br />
Düşman ettiler.<br />
*                *                *                *<br />
Kim neye inanırsa inansın<br />
Benim gibi düşüneceksin diyemezsin<br />
Belki yanlışta olan sensin<br />
Değişik düşüneni anlamaya çalışmalısın.<br />
*                *                *                *<br />
İnsanı insan yapan özellik<br />
Canlıların yaşamına saygı duymaktır<br />
Canlılara sevecen davranıp<br />
İnsan olduğunu unutmamaktır.<br />
*                *                *                *<br />
Büyük bir ordu hazırlamakla<br />
Ülkelerin sınırını geçmekle<br />
O ülkeyi fethetmeye çalışmakla<br />
Sorunları çözemezsin.<br />
*                *                *                *<br />
Bak Mustafa Kemal Atatürk <br />
Vatan savunması hariç<br />
Savaş bir cinayettir, demiş<br />
Savaşmayalım artık.<br />
*                *                *                *<br />
Atatürk demişse doğrudur<br />
İnsanlar savaştan kaçınmalı<br />
Dünya durdukça<br />
Barış içinde yaşamalı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
------------------------------------------<br />
<br />
KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL  <br />
Karşıdan bir atlı geliyor<br />
Bana selam veriyor<br />
Nereye gidiyorsunuz, diyorum<br />
Çanakkale'ye diyor.<br />
*        *        *        *<br />
Yolunuz açık olsun<br />
Şansınız bol olsun<br />
Bileğiniz bükülmesin<br />
Sırtınız yere gelmesin.<br />
*        *        *        *<br />
" Yolum açıktır, çocuk<br />
Şansımı kendim yaratırım<br />
Bileğimi bükecek çıkmadı<br />
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "<br />
*        *        *        *<br />
Kahraman bir savaşçısınız<br />
Göğsünüz madalya dolu<br />
Bu genç yaşta bu kadar madalya<br />
Dünya tarihinde görülmemiştir.<br />
*        *        *        *<br />
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum<br />
Onlarla savaştım ve galip geldim<br />
Sence bu kadarı yeterli değil mi?<br />
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "<br />
*        *        *        *<br />
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek<br />
Anladım Anadolu düşmanla dolacak<br />
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak<br />
Türk Bayrağı'nı göndere Mustafa Kemal dikecek.<br />
*        *        *        *<br />
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz<br />
Derin bir nefes al, kendine gel<br />
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin<br />
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "<br />
*        *        *        *<br />
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam<br />
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?<br />
*        *        *        *<br />
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum<br />
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum<br />
Bunun için beynimi paramparça ediyorum<br />
Tarihin dipsiz karanlığında bir ışık arıyorum.<br />
*        *        *        *<br />
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız<br />
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız<br />
Baskı altındaki milletlere örnek olacaksınız<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.<br />
*        *        *        *<br />
" Demek ki daha yolun başındayım<br />
Vatanımı savunarak dünyaya örnek olmalıyım<br />
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim<br />
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım.<br />
*        *        *        *<br />
Benim adım Mustafa Kemal<br />
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım<br />
İçinde demokrasinin bol olduğu<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım.<br />
*        *        *        *<br />
Her dört yılda bir seçim olmalı<br />
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli<br />
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli<br />
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli.<br />
*        *        *        *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni  genç beyinler yönetmeli<br />
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli<br />
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli<br />
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "<br />
*        *        *        *<br />
Ey büyük güç, ey büyük kudret<br />
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim<br />
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada<br />
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.<br />
*        *        *        *<br />
Mustafa Kemal atına bindi<br />
Bana el salladı<br />
Sonra görüşürüz, dedi.<br />
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.<br />
<br />
SON  <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ<br />
Dünya tarihini<br />
Yeniden yazmak isterdim<br />
Kalem elimde, kağıt önümde<br />
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan<br />
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak<br />
Dünyadaki yaşamı kurgulamak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Vatan savunması hariç<br />
Komşu ülkelere saldıran<br />
Kralları, şahları, padişahları<br />
Devre dışı bırakarak<br />
Dünya tarihini<br />
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk vatanını savundu<br />
Düşmanlara karşı koydu<br />
Yurduna saldıran düşmanlara<br />
Biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka<br />
Bir şey istemiyoruz, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Düşmanlar, bunu kabul etmedi<br />
Baskısını artırdı<br />
Dört bir yandan Anadolu'ya saldırdı<br />
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu<br />
Savaştı ve galip geldi<br />
Anadolu'yu düşmanlardan temizledi<br />
Yepyeni bir devlet kurdu.<br />
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.<br />
*            *            *            *<br />
Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes<br />
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar<br />
Sadece gerçeklere inanır<br />
Atatürk gerçeğini kabul eder<br />
Beyninde bir ışık yakar<br />
O ışığın önderliğinde<br />
Kültür yolunu aydınlatır<br />
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[DEVRİM ATEŞİ VE ATATÜRKÇÜLÜK<br />
Dünya Halkları' nın kardeşliği için, <br />
Çalışan devrimciler,<br />
İnsanlığın geleceğine ışık tutan, <br />
Kültür yolunu aydınlatan,<br />
Baskıdan, zorbalıktan uzak,<br />
İnsan yaşantısına karışılmaz,<br />
Bilinci üstüne kurulan,<br />
Atatürkçü fikir ve düşünce sistemi.<br />
*                *                *                *<br />
Bir arkadaşımla akşamdan başlayan,<br />
Sabaha kadar süren konuşmalarda,<br />
İlk zamanlar beni sessizce dinleyen,<br />
Ayakkabı tamircisi arkadaşımın,<br />
Gecenin bir vakti aniden beliriveren<br />
Çakmak çakmak bakışları:<br />
Yediğime, içtiğime kimse karışamaz.<br />
Bu konuda teklif bile sunulamaz,<br />
Dediğini unutamadım.<br />
*                *                *                *<br />
Kırtasiye dükkanımın yanına <br />
Tamirci dükkanı açtığında,<br />
Hayatın akışına kapılıp, <br />
Savrulup gitme durumu vardı.<br />
Zamanla gerçekleri öğrendi, bilinçlendi.<br />
Araştırdı, anlattıklarımın doğruluğuna inandı.<br />
Atatürk, en büyük devrimcidir, dedi.  <br />
Devrimciliğin önde gelen savunucusu oldu.<br />
Sonraki konuşmalarda bir ben söyledim, bir o anlattı.<br />
Anlattıklarıyla kültür yolunu aydınlattı.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 5 yıl geçti.<br />
Arkadaş, o dükkandan taşındı.<br />
Ben anılardan rahatsız oldum.<br />
Ayları gün diye hesap ettim.<br />
Ben de dükkanımdan taşındım.<br />
*                *                *                * <br />
Sonradan görüşmemiz devam etti.<br />
Genelde ben arkadaşı yeni dükkanında rahatsız ettim.<br />
Akşamdan sabaha konuşmamız devam etti.<br />
Engelleri yıktık, kötüleri cezalandırdık.<br />
*                *                *                * <br />
1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim.<br />
Yayınevleri beni pas geçti.<br />
İngiliz, fransız olsan, <br />
Hikayelerini kitap olarak basardık.<br />
Türk'sün, yazdıklarını çöpe at dediler.          <br />
*                *                *                *<br />
3-Eylül-1997 yılında Ayla ile evlendim.<br />
38 yaşındaydım, internet böylesine yaygın değildi.<br />
1999 yılında oğlum Serkan dünyaya geldi.<br />
Birkaç ay sonra tamirci evime geldi.<br />
Araba almış, yanında 4 işçi çalıştırıyormuş.<br />
Bankada param var, iki katlı villa aldım, dedi.<br />
Nasıl böyle zengin oldun, dedim.<br />
Hep senin anlattıkların, <br />
Soruları cevapladım, olayı çözdüm, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Ben soruların cevabını bulamadım.<br />
Babam öğretmendi, zor geçiniyordu.<br />
Ben şimdi zar-zor geçiniyorum.<br />
Ben devrimciyim ve Atatürkçü kalmak istiyorum.<br />
*                *                *                *<br />
Neden bunları yazıyorum?<br />
Önemli olan, insanlığın geleceği.<br />
Hiçbir canlı isteyerek dünyaya gelmez.<br />
Milliyetini, dinini seçme şansı yoktur.<br />
Bütün dinler, taraftarına cennet vaat eder.<br />
Her din kendi dininin en üstün olduğunu öne sürer.<br />
*                *                *                *<br />
Şu son 3 yıldır sadece Atatürk Şiirleri yazıyorum.<br />
Kıyısından, köşesinden olaya girmek zorundayım.<br />
Bazı konularda yapılan hataları onarmak zorundayım.<br />
İnsanlığın geleceği üstüne yapılan kurgunun ayarını yapmak zorundayım.<br />
Bu fikirleri yüzlerce, binlerce insana ulaştırmak zorundayım.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım    4-8-2020<br />
<br />
--------------------------------------------------------<br />
<br />
MAVİ ATEŞ <br />
Deniz altında kalmış dağ patlar<br />
Bunun sonunda volkanik ada oluşur<br />
Baskı altında kalmış Türk patlar<br />
Bunun sonunda Türkiye Cumhuriyeti oluşur.<br />
*                *                *                *<br />
Evren milyarlarca yıl önce<br />
Büyük patlama sonucu oluşur<br />
Galaksiler meydana gelir<br />
Galaksiler, yüz milyonlarca yıldız içerir.<br />
*                *                *                *<br />
Bunlardan sadece birisi<br />
Samanyolu Galaksisi<br />
Benim de içinde yaşadığım<br />
Güneş sistemini barındırır.<br />
*                *                *                *<br />
Bizim güneş sistemimizde<br />
Dokuz gezegen vardır<br />
Bu gezegenlerden biri de<br />
Sevgili dünyamızdır.<br />
*                *                *                *<br />
Dünyada yaşayan insanlar<br />
Kendiliklerinden bir şeyler icat ettiler<br />
İnsanların fikir ve düşüncelerine<br />
Birtakım kısıtlamalar, baskılar koydular.<br />
*                *                *                *<br />
Adına öğreti dediler<br />
Yaşantı dediler<br />
Halkları birbirine <br />
Düşman ettiler.<br />
*                *                *                *<br />
Kim neye inanırsa inansın<br />
Benim gibi düşüneceksin diyemezsin<br />
Belki yanlışta olan sensin<br />
Değişik düşüneni anlamaya çalışmalısın.<br />
*                *                *                *<br />
İnsanı insan yapan özellik<br />
Canlıların yaşamına saygı duymaktır<br />
Canlılara sevecen davranıp<br />
İnsan olduğunu unutmamaktır.<br />
*                *                *                *<br />
Büyük bir ordu hazırlamakla<br />
Ülkelerin sınırını geçmekle<br />
O ülkeyi fethetmeye çalışmakla<br />
Sorunları çözemezsin.<br />
*                *                *                *<br />
Bak Mustafa Kemal Atatürk <br />
Vatan savunması hariç<br />
Savaş bir cinayettir, demiş<br />
Savaşmayalım artık.<br />
*                *                *                *<br />
Atatürk demişse doğrudur<br />
İnsanlar savaştan kaçınmalı<br />
Dünya durdukça<br />
Barış içinde yaşamalı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
------------------------------------------<br />
<br />
KAHRAMAN MUSTAFA KEMAL  <br />
Karşıdan bir atlı geliyor<br />
Bana selam veriyor<br />
Nereye gidiyorsunuz, diyorum<br />
Çanakkale'ye diyor.<br />
*        *        *        *<br />
Yolunuz açık olsun<br />
Şansınız bol olsun<br />
Bileğiniz bükülmesin<br />
Sırtınız yere gelmesin.<br />
*        *        *        *<br />
" Yolum açıktır, çocuk<br />
Şansımı kendim yaratırım<br />
Bileğimi bükecek çıkmadı<br />
Sırtımı yere getirecek doğmadı. "<br />
*        *        *        *<br />
Kahraman bir savaşçısınız<br />
Göğsünüz madalya dolu<br />
Bu genç yaşta bu kadar madalya<br />
Dünya tarihinde görülmemiştir.<br />
*        *        *        *<br />
" Yurduma saldıran düşmanlara karşı koydum<br />
Onlarla savaştım ve galip geldim<br />
Sence bu kadarı yeterli değil mi?<br />
Biz savaş oyununa daha yeni başladık. "<br />
*        *        *        *<br />
Belli ki Çanakkale yeterli gelmeyecek<br />
Anladım Anadolu düşmanla dolacak<br />
Türk'ün özgürlük savaşı başlayacak<br />
Türk Bayrağı'nı göndere Mustafa Kemal dikecek.<br />
*        *        *        *<br />
" Dur bakalım, aslanım, soluklan biraz<br />
Derin bir nefes al, kendine gel<br />
Az önce Türk Bayrağı dedin, Mustafa Kemal dedin<br />
Ben adımı söylemedim, beni nasıl tanıdın? "<br />
*        *        *        *<br />
Ey gelmiş geçmiş en büyük kahraman<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Ben gelecekten geliyorum, seni nasıl tanımam<br />
8-8-2021 tarihinden sana nasıl ulaşamam?<br />
*        *        *        *<br />
Ben her gün haykırıyorum Cumhuriyet diyorum<br />
Sizin kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaz diyorum<br />
Bunun için beynimi paramparça ediyorum<br />
Tarihin dipsiz karanlığında bir ışık arıyorum.<br />
*        *        *        *<br />
Nice savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracaksınız<br />
Tarihe isminizi altın harflerle yazdıracaksınız<br />
Baskı altındaki milletlere örnek olacaksınız<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız dedirteceksiniz.<br />
*        *        *        *<br />
" Demek ki daha yolun başındayım<br />
Vatanımı savunarak dünyaya örnek olmalıyım<br />
Yenilmemeliyim, yenmeyi öğrenmeliyim<br />
Dünya durdukça ezilen halklara örnek olmalıyım.<br />
*        *        *        *<br />
Benim adım Mustafa Kemal<br />
Cumhuriyet düşmanlarının yenilmez savaşçısıyım<br />
İçinde demokrasinin bol olduğu<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmaya kararlıyım.<br />
*        *        *        *<br />
Her dört yılda bir seçim olmalı<br />
Halk, beğenmediği yöneticiyi değiştirebilmeli<br />
İktidarda olan yönetici oyları değiştirmemeli<br />
Beğenilmiyor ise, gitmeyi bilmeli.<br />
*        *        *        *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni  genç beyinler yönetmeli<br />
Bu genç beyinler aydınlığa yönelmeli<br />
Çağlar ötesinden değil, gelecekten beslenmeli<br />
Karanlığı reddetmeli, geleceğe ışık yakmalı. "<br />
*        *        *        *<br />
Ey büyük güç, ey büyük kudret<br />
İlkelerinin yılmaz takipçisiyim<br />
Bu ilkeleri insanlara ulaştırmada<br />
Işık hızındayım çünkü bunda kararlıyım.<br />
*        *        *        *<br />
Mustafa Kemal atına bindi<br />
Bana el salladı<br />
Sonra görüşürüz, dedi.<br />
Çanakkale'ye doğru hızla uzaklaştı.<br />
<br />
SON  <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK VE DÜNYA TARİHİ<br />
Dünya tarihini<br />
Yeniden yazmak isterdim<br />
Kalem elimde, kağıt önümde<br />
Hiç bir tehdide bağlı kalmadan<br />
Özgün düşünme yeteneğimi kullanarak<br />
Dünyadaki yaşamı kurgulamak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Vatan savunması hariç<br />
Komşu ülkelere saldıran<br />
Kralları, şahları, padişahları<br />
Devre dışı bırakarak<br />
Dünya tarihini<br />
Atatürk ile aydınlatmak isterdim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk vatanını savundu<br />
Düşmanlara karşı koydu<br />
Yurduna saldıran düşmanlara<br />
Biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka<br />
Bir şey istemiyoruz, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Düşmanlar, bunu kabul etmedi<br />
Baskısını artırdı<br />
Dört bir yandan Anadolu'ya saldırdı<br />
Atatürk, Türk Halkı'yla tek vücut oldu<br />
Savaştı ve galip geldi<br />
Anadolu'yu düşmanlardan temizledi<br />
Yepyeni bir devlet kurdu.<br />
Adı: Türkiye Cumhuriyeti.<br />
*            *            *            *<br />
Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes<br />
Atatürk'ü sever ve devrimlerine sahip çıkar<br />
Sadece gerçeklere inanır<br />
Atatürk gerçeğini kabul eder<br />
Beyninde bir ışık yakar<br />
O ışığın önderliğinde<br />
Kültür yolunu aydınlatır<br />
Yeni nesil insanlara yaşam sunar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Mustafa Kemal Olsaydım - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ben-Mustafa-Kemal-Olsayd%C4%B1m-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20468</link>
			<pubDate>Fri, 24 Feb 2023 13:27:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Ben-Mustafa-Kemal-Olsayd%C4%B1m-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20468</guid>
			<description><![CDATA[BEN MUSTAFA KEMAL OLSAYDIM<br />
Selanik'te doğsaydım<br />
Şemsi Efendi İlkokulu'nda okusaydım<br />
24 yaşında yüzbaşı olsaydım<br />
Yurdun kurtuluşu yolunda adım atsaydım.<br />
*                *                *                *<br />
Tayin olduğum her yerde<br />
Suriye'de, Sofya'da<br />
İki-üç subay arkadaşım bile olsa<br />
Örgütlenseydim, onlarla haberleşseydim.<br />
*                *                *                *<br />
Sonunda Çanakkale'ye gelseydim<br />
Komutayı ele alsaydım<br />
İngiliz, Fransız savaş gemilerini<br />
Boğazın karanlık sularına gömseydim.<br />
*                *                *                *<br />
19-Mayıs-1919' da<br />
Samsun'a çıksaydım<br />
Amasya Tamimi'ni yayımlasaydım<br />
Erzurum ve Sivas Kongrelerini yapsaydım.<br />
*                *                *                *<br />
Ben Mustafa Kemal olsaydım<br />
Bunları başarabilseydim<br />
Böylesine büyük ve görkemli olabilseydim<br />
Tarihe ismimi altın harflerle yazdırabilseydim.<br />
*                *                *                *<br />
Bu yazdıklarımı ben başaramazdım<br />
İki kişiyi bir araya getirip örgütleyemezdim<br />
Conkbayırı'nda gece saat 04:30'da<br />
Hücum deyip ileri atıldığımda<br />
Asker peşimden gelmezdi.<br />
*                *                *                *<br />
Ben Mustafa Kemal olmaya özendim<br />
Keşke Mustafa Kemal olsam dedim<br />
Dünyada yaşayan insan neslinin<br />
Mustafa Kemalci olması tek dileğim.<br />
*                *                *                *<br />
Ey gelecek yeni nesiller<br />
İnsan evlatları, Türk çocukları<br />
Mustafa Kemal Atatürk'ü unutmayın<br />
Özgür ve bağımsız kalın.<br />
*                *                *                *<br />
Kimse size baskı yapamaz<br />
Böyle düşüneceksin diyemez<br />
Beyninize pranga vuramaz<br />
Çağ dışı bir yaşamı bugüne uyarlayamaz.<br />
*                *                *                *<br />
Dün yoktur, kaybolmuştur<br />
Bugün Atatürk vardır<br />
Yarın yine Atatürk var olacaktır<br />
Atatürk sonsuza kadar var olacaktır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
TÜRK DEVRİMİ<br />
Devrim, karanlığın yok olması<br />
Aydınlığın başlamasıdır<br />
Devrim, yeniliklere ayak uydurmak<br />
Çağdaşlaşmak, medenileşmektir.<br />
*            *            *            *<br />
Yüzyıllar ötesinde kalmış fikirler<br />
Zamanla geçerliliğini kaybeder<br />
Yeni düşünceler ortaya çıkar<br />
Bu değişim sonsuza dek sürer.<br />
*            *            *            *<br />
Büyük Vatan Şairi Namık Kemal<br />
Millete hizmet yolundan asla vazgeçmedi<br />
Magosa zindanlarında bile<br />
Vatana hizmetten bahsetti.<br />
*            *            *            *<br />
1840-1888 yılları arasında<br />
Dünyadan bir Namık Kemal geçti<br />
Atatürk, lise yıllarında Namık Kemal'in<br />
Fikirleri beni çok etkilemiştir, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk'e göre, Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes Türk'tür.<br />
Bu cumhuriyette yaşayanlar<br />
Türklüğüyle övünmelidir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK GELDİĞİ GİBİ GİTTİ<br />
Sen bu yurdu kurtardın<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni  kurdun<br />
Tarihe ismini<br />
Altın harflerle yazdırdın, diyerek,<br />
Bir marş söylüyordum.<br />
*            *            *            *<br />
Birden odanın ortasına<br />
Bir bomba düştü<br />
Ortalığı toz-duman kapladı<br />
Göz gözü görmez oldu.<br />
*            *            *            *<br />
Ben askerde havancıydım<br />
Bombalara alışıktım<br />
İleri gözetleyiciydim<br />
Belimde kasatura<br />
Elimde telsiz, göğsümde dürbün<br />
Havan atışı yaptırmak için,<br />
Dağa, tepeye çıkardım<br />
Havan ile hedefin uzaklığını<br />
Hesap eder, ikinci atışta<br />
Hedefi 12'den vururdum.<br />
*            *            *            *<br />
Tepemden bombalar geçerdi<br />
Ben bombadan korkmam<br />
Bomba benden korkar, derdim.<br />
Ben Türk Askeri'yim.<br />
Türk Askeri hiçbir şeyden korkmaz.<br />
*            *            *            *<br />
Dediğim doğru çıktı<br />
Türk Askeri korkmadı<br />
Odanın ortasına bomba düştüğünde<br />
Oturduğum yerden ayağa kalktım<br />
Her türlü saldırıya hazırdım.<br />
*            *            *            *<br />
Göz gözü görmeye başladığında<br />
Odanın ortasında bir kahraman belirdi<br />
Ben bu kahramanı çok iyi tanıyordum<br />
O kahraman Mustafa Kemal Atatürk<br />
Bunu biliyordum.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk sağa- sola bakındı<br />
Benden başkasını göremedi<br />
Sen kimsin, adın ne,<br />
Bugünün tarihi nedir, diye sordu.<br />
*            *            *            *<br />
Ben Serdar Yıldırım,<br />
Bugün 29-Mayıs-2021 dedim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk: Türk Askeri bombadan korkmaz<br />
Türk Askeri yenilmez<br />
Türk Askeri esir düşmez<br />
Türk Askeri galip gelir<br />
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyar, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Odanın ortasına bir bomba daha düştü<br />
Ortalığı toz-duman kapladı<br />
Göz gözü görmez oldu<br />
Atatürk geldiği gibi gitti.<br />
*            *            *            *<br />
Bir saat kendime gelemedim<br />
Odanın ortasında dört döndüm<br />
Ben kendimi gerçek sanırdım<br />
Atatürk gerçeği karşısında<br />
Hayal bile değilmişim.<br />
*            *            *            *<br />
Şimdilerde Anadolu'da<br />
Atatürk, en büyük önder ve lider<br />
Türk insanı vatanını çok seven<br />
Atatürk'e minnettar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
------------------------------------------------------<br />
<br />
TAARRUZ KEMAL  <br />
Siz Avustralya yerlileri<br />
İngilizler tarafından Anadolu'ya yönlendirilen<br />
Türkler, boyun eğmedi, diyen<br />
İngilizlerin esiri.<br />
*      *        *        *<br />
Siz özgür ve mutlu yaşıyordunuz<br />
Hayattan bambaşka bir gelecek umuyordunuz<br />
Hayat, sizin bir kilonuzu bir pula satmadı<br />
Özgür bedenlerinizi  yetmiş kiloluk bir İngiliz'e esir etti.<br />
*      *        *        *<br />
Kitaplar yazar, gazeteler yazardı<br />
Anadolu' da bir Taarruz Kemal var derdi<br />
Haksızlığa boyun eğmez, derdi<br />
Yenilmez yener, ezilmez, ezer de geçer derdi.<br />
*      *        *        *<br />
Taarruz Kemal, Anadolu'yu yurt olarak benimsemiş<br />
Sınırları çizmiş, biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz, demiş.<br />
Siz şimdi aldatan İngiliz'e mi inansanız<br />
Yoksa kahramanca savaşan Taarruz Kemal'e mi inansanız?<br />
*      *        *        *<br />
İngiliz sizi zorladı, gemilere bindirdi,<br />
Hedef Çanakkale'dir dedi.<br />
Taarruz Kemal yok artık, dedi.<br />
Göğsüne gelen bir kurşunla layığını buldu, dedi.<br />
*      *        *        *<br />
Siz havanızı basarak, naralar atarak,<br />
Anzak Koyu' ndan Anadolu' ya ayak bastınız<br />
Anadolu insanı bizden korksun, dediniz<br />
Katliamlar yapmaya hazırdınız.<br />
*      *        *        *<br />
Türk Ordusu' nun başında<br />
Alman komutanlar vardı<br />
Bunlar Türk Ordusu'nu geri çekerek<br />
Rahatça çıkartma yapmanıza izin verdi.<br />
*      *        *        *<br />
Aradan bir gün geçti<br />
Taarruz Kemal geldi, dediler<br />
Almanlar, bütün cephelerin komutanlığını<br />
Taarruz Kemal'e bıraktı, dediler.<br />
*      *        *        *<br />
Size bir bezginlik çöktü<br />
Bu yenilmez, bizi perişan eder dediniz<br />
İngiliz Komutan çok uğraştı<br />
Bu Kemal o Kemal değil, dedi.<br />
*      *        *        *<br />
Mustafa Kemal Çanakkale' ye geldi<br />
Türk Ordusu'nu düzene soktu<br />
Oralarda saklanacak yer bulamadınız<br />
Birçoklarınız gemilere binip, kaçtınız.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
---------------------------------------------------------------<br />
<br />
BEN ATATÜRK SEVDALISIYIM<br />
Ben bir zamanlar çocuktum.<br />
Annem bana Karaçor derdi.<br />
Zayıf bir kara çocuk,<br />
Özgün düşünme yeteneğine sahip,<br />
Uygar, çağdaş,<br />
Geçmişi araştıran,<br />
Her güne yeni bir umutla başlayan,<br />
Geleceği kurgulayan,<br />
Zayıf ama güçlü, çok güçlü.<br />
*        *        *        *<br />
Mahalle maçlarında<br />
Karşı takımın golcüsü iyiyse<br />
Kaleci.<br />
Maç normalde devam ediyorsa<br />
Golcü.<br />
Kaleciyse penaltı kurtaran,<br />
Golcüyse hata affetmeyen.<br />
*        *        *        *<br />
Babam öğretmendi, Atatürk derdi.<br />
Annem ev hanımı, Atatürk dedi.<br />
Ben de uygar, çağdaşım ya<br />
Atatürk, Atatürk, Atatürk dedim.<br />
*        *        *        *<br />
Benim kalbim Atatürk der atar.<br />
Benim beynim Atatürk der çalışır.<br />
Benim damarımda kan, Atatürk der dolaşır.<br />
Atatürk demeden güne başlarsam,<br />
Ayaklarım birbirine dolaşır.<br />
*        *        *        *<br />
Ben Atatürk sevdalısıyım.<br />
Atatürk için bir şeyler yapmak çabasındayım.<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
İnsanlar yeni bir güne umutla başlıyorsa<br />
Bunu Atatürk'e borçludur.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım    <br />
.<br />
------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK ÇAĞI<br />
İlk Çağ, Orta Çağ<br />
Yeni Çağ, Yakın Çağ<br />
Yakın Çağ 1789<br />
Fransız Devrimi'yle başladı<br />
Sonrasında<br />
Atom Çağı, Uzay Çağı dediler<br />
Mayasız sütten yoğurt olmadı<br />
Aradan 211 yıl geçti<br />
2000 yılına girildi<br />
Atatürk Çağı başladı.<br />
*                *                *              *<br />
Atatürk Çağı dünyaya barış getirdi<br />
Atatürk Çağı dünyaya kardeşlik getirdi<br />
Bir milletin başka bir millete baskısını sildi<br />
Her milletin kendi bayrağı altında toplanmasını sağladı.<br />
*                *                *              *<br />
Bu durum 2020 yılında sağlandı mı?<br />
Hayır, sağlanmadı<br />
Sağlanması zaman alır mı?<br />
Evet, alır<br />
Dünyada yaşayan insanlara<br />
İyiliksever fikirleri kabul ettirmek<br />
Zordur, çok zordur.<br />
*                *                *              *<br />
Ey dünyalı, Atatürk Çağı başladı<br />
Bunun farkında olmalısın<br />
Atatürk Çağı'nı kabul edenlerin<br />
En başında sen olmalısın.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BEN MUSTAFA KEMAL OLSAYDIM<br />
Selanik'te doğsaydım<br />
Şemsi Efendi İlkokulu'nda okusaydım<br />
24 yaşında yüzbaşı olsaydım<br />
Yurdun kurtuluşu yolunda adım atsaydım.<br />
*                *                *                *<br />
Tayin olduğum her yerde<br />
Suriye'de, Sofya'da<br />
İki-üç subay arkadaşım bile olsa<br />
Örgütlenseydim, onlarla haberleşseydim.<br />
*                *                *                *<br />
Sonunda Çanakkale'ye gelseydim<br />
Komutayı ele alsaydım<br />
İngiliz, Fransız savaş gemilerini<br />
Boğazın karanlık sularına gömseydim.<br />
*                *                *                *<br />
19-Mayıs-1919' da<br />
Samsun'a çıksaydım<br />
Amasya Tamimi'ni yayımlasaydım<br />
Erzurum ve Sivas Kongrelerini yapsaydım.<br />
*                *                *                *<br />
Ben Mustafa Kemal olsaydım<br />
Bunları başarabilseydim<br />
Böylesine büyük ve görkemli olabilseydim<br />
Tarihe ismimi altın harflerle yazdırabilseydim.<br />
*                *                *                *<br />
Bu yazdıklarımı ben başaramazdım<br />
İki kişiyi bir araya getirip örgütleyemezdim<br />
Conkbayırı'nda gece saat 04:30'da<br />
Hücum deyip ileri atıldığımda<br />
Asker peşimden gelmezdi.<br />
*                *                *                *<br />
Ben Mustafa Kemal olmaya özendim<br />
Keşke Mustafa Kemal olsam dedim<br />
Dünyada yaşayan insan neslinin<br />
Mustafa Kemalci olması tek dileğim.<br />
*                *                *                *<br />
Ey gelecek yeni nesiller<br />
İnsan evlatları, Türk çocukları<br />
Mustafa Kemal Atatürk'ü unutmayın<br />
Özgür ve bağımsız kalın.<br />
*                *                *                *<br />
Kimse size baskı yapamaz<br />
Böyle düşüneceksin diyemez<br />
Beyninize pranga vuramaz<br />
Çağ dışı bir yaşamı bugüne uyarlayamaz.<br />
*                *                *                *<br />
Dün yoktur, kaybolmuştur<br />
Bugün Atatürk vardır<br />
Yarın yine Atatürk var olacaktır<br />
Atatürk sonsuza kadar var olacaktır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
TÜRK DEVRİMİ<br />
Devrim, karanlığın yok olması<br />
Aydınlığın başlamasıdır<br />
Devrim, yeniliklere ayak uydurmak<br />
Çağdaşlaşmak, medenileşmektir.<br />
*            *            *            *<br />
Yüzyıllar ötesinde kalmış fikirler<br />
Zamanla geçerliliğini kaybeder<br />
Yeni düşünceler ortaya çıkar<br />
Bu değişim sonsuza dek sürer.<br />
*            *            *            *<br />
Büyük Vatan Şairi Namık Kemal<br />
Millete hizmet yolundan asla vazgeçmedi<br />
Magosa zindanlarında bile<br />
Vatana hizmetten bahsetti.<br />
*            *            *            *<br />
1840-1888 yılları arasında<br />
Dünyadan bir Namık Kemal geçti<br />
Atatürk, lise yıllarında Namık Kemal'in<br />
Fikirleri beni çok etkilemiştir, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk'e göre, Türkiye Cumhuriyeti<br />
Sınırları içinde yaşayan herkes Türk'tür.<br />
Bu cumhuriyette yaşayanlar<br />
Türklüğüyle övünmelidir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK GELDİĞİ GİBİ GİTTİ<br />
Sen bu yurdu kurtardın<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni  kurdun<br />
Tarihe ismini<br />
Altın harflerle yazdırdın, diyerek,<br />
Bir marş söylüyordum.<br />
*            *            *            *<br />
Birden odanın ortasına<br />
Bir bomba düştü<br />
Ortalığı toz-duman kapladı<br />
Göz gözü görmez oldu.<br />
*            *            *            *<br />
Ben askerde havancıydım<br />
Bombalara alışıktım<br />
İleri gözetleyiciydim<br />
Belimde kasatura<br />
Elimde telsiz, göğsümde dürbün<br />
Havan atışı yaptırmak için,<br />
Dağa, tepeye çıkardım<br />
Havan ile hedefin uzaklığını<br />
Hesap eder, ikinci atışta<br />
Hedefi 12'den vururdum.<br />
*            *            *            *<br />
Tepemden bombalar geçerdi<br />
Ben bombadan korkmam<br />
Bomba benden korkar, derdim.<br />
Ben Türk Askeri'yim.<br />
Türk Askeri hiçbir şeyden korkmaz.<br />
*            *            *            *<br />
Dediğim doğru çıktı<br />
Türk Askeri korkmadı<br />
Odanın ortasına bomba düştüğünde<br />
Oturduğum yerden ayağa kalktım<br />
Her türlü saldırıya hazırdım.<br />
*            *            *            *<br />
Göz gözü görmeye başladığında<br />
Odanın ortasında bir kahraman belirdi<br />
Ben bu kahramanı çok iyi tanıyordum<br />
O kahraman Mustafa Kemal Atatürk<br />
Bunu biliyordum.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk sağa- sola bakındı<br />
Benden başkasını göremedi<br />
Sen kimsin, adın ne,<br />
Bugünün tarihi nedir, diye sordu.<br />
*            *            *            *<br />
Ben Serdar Yıldırım,<br />
Bugün 29-Mayıs-2021 dedim.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk: Türk Askeri bombadan korkmaz<br />
Türk Askeri yenilmez<br />
Türk Askeri esir düşmez<br />
Türk Askeri galip gelir<br />
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyar, dedi.<br />
*            *            *            *<br />
Odanın ortasına bir bomba daha düştü<br />
Ortalığı toz-duman kapladı<br />
Göz gözü görmez oldu<br />
Atatürk geldiği gibi gitti.<br />
*            *            *            *<br />
Bir saat kendime gelemedim<br />
Odanın ortasında dört döndüm<br />
Ben kendimi gerçek sanırdım<br />
Atatürk gerçeği karşısında<br />
Hayal bile değilmişim.<br />
*            *            *            *<br />
Şimdilerde Anadolu'da<br />
Atatürk, en büyük önder ve lider<br />
Türk insanı vatanını çok seven<br />
Atatürk'e minnettar.<br />
<br />
SON<br />
<br />
------------------------------------------------------<br />
<br />
TAARRUZ KEMAL  <br />
Siz Avustralya yerlileri<br />
İngilizler tarafından Anadolu'ya yönlendirilen<br />
Türkler, boyun eğmedi, diyen<br />
İngilizlerin esiri.<br />
*      *        *        *<br />
Siz özgür ve mutlu yaşıyordunuz<br />
Hayattan bambaşka bir gelecek umuyordunuz<br />
Hayat, sizin bir kilonuzu bir pula satmadı<br />
Özgür bedenlerinizi  yetmiş kiloluk bir İngiliz'e esir etti.<br />
*      *        *        *<br />
Kitaplar yazar, gazeteler yazardı<br />
Anadolu' da bir Taarruz Kemal var derdi<br />
Haksızlığa boyun eğmez, derdi<br />
Yenilmez yener, ezilmez, ezer de geçer derdi.<br />
*      *        *        *<br />
Taarruz Kemal, Anadolu'yu yurt olarak benimsemiş<br />
Sınırları çizmiş, biz bu sınırlar içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz, demiş.<br />
Siz şimdi aldatan İngiliz'e mi inansanız<br />
Yoksa kahramanca savaşan Taarruz Kemal'e mi inansanız?<br />
*      *        *        *<br />
İngiliz sizi zorladı, gemilere bindirdi,<br />
Hedef Çanakkale'dir dedi.<br />
Taarruz Kemal yok artık, dedi.<br />
Göğsüne gelen bir kurşunla layığını buldu, dedi.<br />
*      *        *        *<br />
Siz havanızı basarak, naralar atarak,<br />
Anzak Koyu' ndan Anadolu' ya ayak bastınız<br />
Anadolu insanı bizden korksun, dediniz<br />
Katliamlar yapmaya hazırdınız.<br />
*      *        *        *<br />
Türk Ordusu' nun başında<br />
Alman komutanlar vardı<br />
Bunlar Türk Ordusu'nu geri çekerek<br />
Rahatça çıkartma yapmanıza izin verdi.<br />
*      *        *        *<br />
Aradan bir gün geçti<br />
Taarruz Kemal geldi, dediler<br />
Almanlar, bütün cephelerin komutanlığını<br />
Taarruz Kemal'e bıraktı, dediler.<br />
*      *        *        *<br />
Size bir bezginlik çöktü<br />
Bu yenilmez, bizi perişan eder dediniz<br />
İngiliz Komutan çok uğraştı<br />
Bu Kemal o Kemal değil, dedi.<br />
*      *        *        *<br />
Mustafa Kemal Çanakkale' ye geldi<br />
Türk Ordusu'nu düzene soktu<br />
Oralarda saklanacak yer bulamadınız<br />
Birçoklarınız gemilere binip, kaçtınız.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
---------------------------------------------------------------<br />
<br />
BEN ATATÜRK SEVDALISIYIM<br />
Ben bir zamanlar çocuktum.<br />
Annem bana Karaçor derdi.<br />
Zayıf bir kara çocuk,<br />
Özgün düşünme yeteneğine sahip,<br />
Uygar, çağdaş,<br />
Geçmişi araştıran,<br />
Her güne yeni bir umutla başlayan,<br />
Geleceği kurgulayan,<br />
Zayıf ama güçlü, çok güçlü.<br />
*        *        *        *<br />
Mahalle maçlarında<br />
Karşı takımın golcüsü iyiyse<br />
Kaleci.<br />
Maç normalde devam ediyorsa<br />
Golcü.<br />
Kaleciyse penaltı kurtaran,<br />
Golcüyse hata affetmeyen.<br />
*        *        *        *<br />
Babam öğretmendi, Atatürk derdi.<br />
Annem ev hanımı, Atatürk dedi.<br />
Ben de uygar, çağdaşım ya<br />
Atatürk, Atatürk, Atatürk dedim.<br />
*        *        *        *<br />
Benim kalbim Atatürk der atar.<br />
Benim beynim Atatürk der çalışır.<br />
Benim damarımda kan, Atatürk der dolaşır.<br />
Atatürk demeden güne başlarsam,<br />
Ayaklarım birbirine dolaşır.<br />
*        *        *        *<br />
Ben Atatürk sevdalısıyım.<br />
Atatürk için bir şeyler yapmak çabasındayım.<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
İnsanlar yeni bir güne umutla başlıyorsa<br />
Bunu Atatürk'e borçludur.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım    <br />
.<br />
------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK ÇAĞI<br />
İlk Çağ, Orta Çağ<br />
Yeni Çağ, Yakın Çağ<br />
Yakın Çağ 1789<br />
Fransız Devrimi'yle başladı<br />
Sonrasında<br />
Atom Çağı, Uzay Çağı dediler<br />
Mayasız sütten yoğurt olmadı<br />
Aradan 211 yıl geçti<br />
2000 yılına girildi<br />
Atatürk Çağı başladı.<br />
*                *                *              *<br />
Atatürk Çağı dünyaya barış getirdi<br />
Atatürk Çağı dünyaya kardeşlik getirdi<br />
Bir milletin başka bir millete baskısını sildi<br />
Her milletin kendi bayrağı altında toplanmasını sağladı.<br />
*                *                *              *<br />
Bu durum 2020 yılında sağlandı mı?<br />
Hayır, sağlanmadı<br />
Sağlanması zaman alır mı?<br />
Evet, alır<br />
Dünyada yaşayan insanlara<br />
İyiliksever fikirleri kabul ettirmek<br />
Zordur, çok zordur.<br />
*                *                *              *<br />
Ey dünyalı, Atatürk Çağı başladı<br />
Bunun farkında olmalısın<br />
Atatürk Çağı'nı kabul edenlerin<br />
En başında sen olmalısın.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa Kemal Çanakkale'de - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Mustafa-Kemal-%C3%87anakkale-de-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20467</link>
			<pubDate>Fri, 24 Feb 2023 13:18:12 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Mustafa-Kemal-%C3%87anakkale-de-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20467</guid>
			<description><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE'DE<br />
Mustafa Kemal, Çanakkale'ye geldiği zaman<br />
Bombalar sağda, solda patlıyordu<br />
İngiliz gemileri  <br />
Dakikada 60 bomba atan toplarıyla<br />
Siperlere nefes aldırmıyordu.<br />
*          *        *          *<br />
O anda bir aslan kükremesi duyuldu<br />
Bu ülke sahipsiz değil diyordu<br />
Bizden sonrası karanlık diyordu<br />
Hücum diyordu, korkmayalım diyordu.<br />
*          *        *          *<br />
Anzaklar, sabaha karşı<br />
Çanakkale'ye çıkartma yapıyordu<br />
Sabahın 4 buçuğunda<br />
Onları orada bekleyenler vardı<br />
Sağ elinde şimşek, sol elinde yıldırım<br />
Sağ elinde kılıç, sol elinde tabanca<br />
Sağ elinde Anadolu, sol elinde Trakya<br />
Mustafa Kemal ve Türk Askeri<br />
Aç, tasır, savaştılar, yenilmediler<br />
Yendiler, zafer kazandılar.<br />
*          *        *          *<br />
Karanlık varsa aydınlığa koşacaksın<br />
Aydınlıktaysan karanlıktan korkmayacaksın<br />
Kötüden, zalimden kaçmayacaksın<br />
Özgürlüğün için, savaşacaksın<br />
Sessiz durursan, yerinde oturursan<br />
Zalimin zulmüne dur demezsen<br />
Beynindeki prangaları söküp atmazsan<br />
Gelecek yıllar sana acımaz.<br />
*          *        *          *<br />
Haydi, benim de, ben liderim de<br />
Lider olmak için, çaba sarf et<br />
En önde sen ol, en önde sen koş<br />
Türk Halkı'nın peşinden geldiğini göreceksin.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
------------------------------------<br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">ATATÜRK İLKELERİ</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, zor durumdaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Çaresizlik içinde kıvranıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka karanlık aydınlatılacaksa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Halkçılık ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, fikir anlaşmazlığındaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Kargaşa yüzyıllardır sürüyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka fikirler düzenlenecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Laiklik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, yönetimde sıkıntıdaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Her ağızdan bir ses çıkıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka yöneteni halk belirleyecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Cumhuriyetçilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, seçtiğine güvendiyse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Seçilen halktan uzaklaşmışsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka halk önemsenecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Devletçilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, giyimde özensizse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Çağdaş çizgi dışındaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka uygarlık yakalanacaksa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Milliyetçilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, fikirde tekdüzeyse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Hür düşünceye karşı çıkılıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka reform gerçekleştirilecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Devrimcilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">SON</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yazan: Serdar Yıldırım</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">-------------------------------------</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">ATATÜRK</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Başında bir kalpak,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sırtında bir kürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Kimdir bu diye sordular?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Uygardır, medenidir.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlık düzenidir.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler çağdaş kimdir?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Trablusgarp, Bingazi'ye</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İtalyanlar asker çıkardı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler kurtarmaya kim gitti?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Çanakkale, Anafartalar,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Seddülbahir, Conkbayırı</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler düşmanın önüne kim çıktı?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İngiliz gemileri,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sarayın önüne demir attı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler teslim olan padişahı kim kurtardı?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yunan, İzmir'e çıkartma yaptı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yüzlerce can aldı, evleri yağmaladı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler İzmir'i kim kurtardı?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim  Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yunan Ordusu ilerledi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Ortalığı yakıp yıktı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler Türk Ordusu'nu kim geri çekti?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sakarya Irmağı doğusunda</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Orduyu eğitti, savaş öğretti.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler bu kim diye sordular?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Hazır olduğuna inandı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Zafer mutlaktır dedi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler Büyük Taarruz'u kim emretti?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Osmanlı bitti dediler.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Padişah gitti dediler.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler Türkiye Cumhuriyeti'ni kim kurdu?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">SON</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yazan: Serdar Yıldırım   </span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">----------------------------------------</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">KAHRAMAN ATATÜRK</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Adın anılacak dünya durdukça</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sen en öndesin insanlık var oldukça.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yoktur bu dünyada benzerin, eşin</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Vatanı kurtarmaktı senin işin.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İngiliz, fransız, yunan toplandı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Anadolu'da batağa saplandı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Geçilemez dedin, geçmeye geldi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yenilgi acısı içmeye geldi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Tuzak kurdular, seni yenmek için,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sonunda kahroldular, neden, niçin?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Planlar sonsuz güven altındaydı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Düşman komutan ateş hattındaydı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Zafer mutlaktı, yenilgi imkansız.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Türk Ordusu çözülürdü, sancısız.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir sen geldin, sen Mustafa Kemal'sin,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bilemediler asla yenilmezsin.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Savaş alanında düşmana çarptın,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Düşman pişman oldu, çok iyi yaptın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Kesin bir daha karşına çıkmazlar.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bin yıl geçse de seni unutmazlar.</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">SON</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yazan: Serdar Yıldırım</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
ATATÜRK GİBİ OLMAK<br />
Halktan yana olmak<br />
Halkla birlikte olmak<br />
Yanlış kararlar alıp<br />
Halkın nefretini kazanmamak.<br />
* * * *<br />
Öz güven sahibi olmak<br />
Halka güvenmek<br />
Halkın istemediği bir durumun<br />
Yaşanmasına asla izin vermemek.<br />
* * * *<br />
Atatürk gibi olmak<br />
Savaşta ve barışta<br />
Halkın canını<br />
Kendi canından üstün saymak.<br />
* * * *<br />
Atatürk gibi olmak <br />
Bir tek vatandaşının canına <br />
Kefil olmak <br />
Vatandaşını koruyamıyorsan <br />
Görevini bırakmak. <br />
* * * *<br />
Atatürk gibi olmak <br />
Tarımda ve hayvancılıkta <br />
Anadolu'nun ve Trakya'nın <br />
Dünyada ön sıralarda olmasını sağlamak. <br />
* * * *<br />
Yönetimine geldiğin <br />
Dünya durdukça var olacak <br />
Türkiye Cumhuriyeti'nin <br />
İleri gitmesini sağlamak. <br />
* * * *<br />
Atatürk, Atatürk demek <br />
Atatürk ilke ve devrimleri<br />
Işığında yolunu aydınlatmak <br />
Başka her yolun karanlık <br />
Olduğunun farkına varmak. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
----------------------------------------------------<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL GERÇEK, GERİSİ YALAN<br />
İngiliz'in izniyle yunan<br />
Batı Anadolu'yu etti talan<br />
İmkansızı mümkün kılan<br />
Mustafa Kemal gerçek, gerisi yalan.<br />
 *            *            *            *<br />
Yunan, Batı Anadolu' da çok can aldı<br />
Evleri yağmaladı, köyleri yaktı<br />
Efeler, yunan için, dağa çıktı<br />
Yunanla savaştı, bu vatan bizim, dedi.<br />
*             *              *              *<br />
Takviye kuvvetler cepheye geldi<br />
Yunan, zafer naraları attı<br />
Çarpışmalar şiddetli geçiyordu<br />
Efeler, giderek azalıyordu.<br />
*            *              *              *<br />
Kurtuluşun bir yolu olmalıydı<br />
Anadolu yunana teslim edilemezdi<br />
Halk, bir bütün olarak harekete geçmeliydi<br />
Ancak halka bir önder gerekliydi<br />
Bu önder Mustafa Kemal olabilir miydi? <br />
 *             *              *              *<br />
Doğuda az bir kuvvetle rusları durduran<br />
Çanakkale'de ingiliz ve fransızları bozguna uğratan<br />
Yurdun her karış toprağını kahramanca savunan<br />
Mustafa Kemal olabilir miydi? <br />
*              *                *                *<br />
Mustafa Kemal, Anadolu halkını harekete geçirdi <br />
Onlardan seninleyiz mesajını aldı<br />
Büyük Taarruz'da en öndeydi ve ileri atıldı<br />
Pek çok can O'na göğsünü siper etti<br />
O yaşamalıydı ve Anadolu düşmandan kurtulmalıydı<br />
*                *                *                *<br />
Mustafa Kemal güveni boşa çıkarmadı<br />
Yurduna saldıran düşmanları perişan etti<br />
Kurtulanlar, ülkelerine zorlukla kaçtı<br />
Geride kalanlar için, acı son vardı<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE'DE<br />
Mustafa Kemal, Çanakkale'ye geldiği zaman<br />
Bombalar sağda, solda patlıyordu<br />
İngiliz gemileri  <br />
Dakikada 60 bomba atan toplarıyla<br />
Siperlere nefes aldırmıyordu.<br />
*          *        *          *<br />
O anda bir aslan kükremesi duyuldu<br />
Bu ülke sahipsiz değil diyordu<br />
Bizden sonrası karanlık diyordu<br />
Hücum diyordu, korkmayalım diyordu.<br />
*          *        *          *<br />
Anzaklar, sabaha karşı<br />
Çanakkale'ye çıkartma yapıyordu<br />
Sabahın 4 buçuğunda<br />
Onları orada bekleyenler vardı<br />
Sağ elinde şimşek, sol elinde yıldırım<br />
Sağ elinde kılıç, sol elinde tabanca<br />
Sağ elinde Anadolu, sol elinde Trakya<br />
Mustafa Kemal ve Türk Askeri<br />
Aç, tasır, savaştılar, yenilmediler<br />
Yendiler, zafer kazandılar.<br />
*          *        *          *<br />
Karanlık varsa aydınlığa koşacaksın<br />
Aydınlıktaysan karanlıktan korkmayacaksın<br />
Kötüden, zalimden kaçmayacaksın<br />
Özgürlüğün için, savaşacaksın<br />
Sessiz durursan, yerinde oturursan<br />
Zalimin zulmüne dur demezsen<br />
Beynindeki prangaları söküp atmazsan<br />
Gelecek yıllar sana acımaz.<br />
*          *        *          *<br />
Haydi, benim de, ben liderim de<br />
Lider olmak için, çaba sarf et<br />
En önde sen ol, en önde sen koş<br />
Türk Halkı'nın peşinden geldiğini göreceksin.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
------------------------------------<br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">ATATÜRK İLKELERİ</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, zor durumdaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Çaresizlik içinde kıvranıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka karanlık aydınlatılacaksa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Halkçılık ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, fikir anlaşmazlığındaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Kargaşa yüzyıllardır sürüyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka fikirler düzenlenecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Laiklik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, yönetimde sıkıntıdaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Her ağızdan bir ses çıkıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka yöneteni halk belirleyecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Cumhuriyetçilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, seçtiğine güvendiyse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Seçilen halktan uzaklaşmışsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka halk önemsenecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Devletçilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, giyimde özensizse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Çağdaş çizgi dışındaysa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka uygarlık yakalanacaksa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Milliyetçilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*            *            *            *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlar, fikirde tekdüzeyse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Hür düşünceye karşı çıkılıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir çıkar yol bulunamıyorsa</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Mutlaka reform gerçekleştirilecekse</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Devrimcilik ilkesini kullanmalısın.</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">SON</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yazan: Serdar Yıldırım</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">-------------------------------------</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">ATATÜRK</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Başında bir kalpak,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sırtında bir kürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Kimdir bu diye sordular?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Uygardır, medenidir.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İnsanlık düzenidir.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler çağdaş kimdir?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Trablusgarp, Bingazi'ye</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İtalyanlar asker çıkardı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler kurtarmaya kim gitti?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Çanakkale, Anafartalar,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Seddülbahir, Conkbayırı</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler düşmanın önüne kim çıktı?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İngiliz gemileri,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sarayın önüne demir attı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler teslim olan padişahı kim kurtardı?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yunan, İzmir'e çıkartma yaptı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yüzlerce can aldı, evleri yağmaladı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler İzmir'i kim kurtardı?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim  Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yunan Ordusu ilerledi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Ortalığı yakıp yıktı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler Türk Ordusu'nu kim geri çekti?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sakarya Irmağı doğusunda</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Orduyu eğitti, savaş öğretti.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler bu kim diye sordular?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Hazır olduğuna inandı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Zafer mutlaktır dedi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler Büyük Taarruz'u kim emretti?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*        *        *        *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Osmanlı bitti dediler.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Padişah gitti dediler.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dediler Türkiye Cumhuriyeti'ni kim kurdu?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Dedim Atatürk.</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">SON</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yazan: Serdar Yıldırım   </span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">----------------------------------------</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">KAHRAMAN ATATÜRK</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Adın anılacak dünya durdukça</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sen en öndesin insanlık var oldukça.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yoktur bu dünyada benzerin, eşin</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Vatanı kurtarmaktı senin işin.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">İngiliz, fransız, yunan toplandı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Anadolu'da batağa saplandı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Geçilemez dedin, geçmeye geldi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yenilgi acısı içmeye geldi.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Tuzak kurdular, seni yenmek için,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Sonunda kahroldular, neden, niçin?</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Planlar sonsuz güven altındaydı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Düşman komutan ateş hattındaydı.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Zafer mutlaktı, yenilgi imkansız.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Türk Ordusu çözülürdü, sancısız.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bir sen geldin, sen Mustafa Kemal'sin,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bilemediler asla yenilmezsin.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Savaş alanında düşmana çarptın,</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Düşman pişman oldu, çok iyi yaptın.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">*              *              *              *</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Kesin bir daha karşına çıkmazlar.</span><br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Bin yıl geçse de seni unutmazlar.</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">SON</span><br />
<br />
<span style="color: #333333;" class="mycode_color">Yazan: Serdar Yıldırım</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
ATATÜRK GİBİ OLMAK<br />
Halktan yana olmak<br />
Halkla birlikte olmak<br />
Yanlış kararlar alıp<br />
Halkın nefretini kazanmamak.<br />
* * * *<br />
Öz güven sahibi olmak<br />
Halka güvenmek<br />
Halkın istemediği bir durumun<br />
Yaşanmasına asla izin vermemek.<br />
* * * *<br />
Atatürk gibi olmak<br />
Savaşta ve barışta<br />
Halkın canını<br />
Kendi canından üstün saymak.<br />
* * * *<br />
Atatürk gibi olmak <br />
Bir tek vatandaşının canına <br />
Kefil olmak <br />
Vatandaşını koruyamıyorsan <br />
Görevini bırakmak. <br />
* * * *<br />
Atatürk gibi olmak <br />
Tarımda ve hayvancılıkta <br />
Anadolu'nun ve Trakya'nın <br />
Dünyada ön sıralarda olmasını sağlamak. <br />
* * * *<br />
Yönetimine geldiğin <br />
Dünya durdukça var olacak <br />
Türkiye Cumhuriyeti'nin <br />
İleri gitmesini sağlamak. <br />
* * * *<br />
Atatürk, Atatürk demek <br />
Atatürk ilke ve devrimleri<br />
Işığında yolunu aydınlatmak <br />
Başka her yolun karanlık <br />
Olduğunun farkına varmak. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
----------------------------------------------------<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL GERÇEK, GERİSİ YALAN<br />
İngiliz'in izniyle yunan<br />
Batı Anadolu'yu etti talan<br />
İmkansızı mümkün kılan<br />
Mustafa Kemal gerçek, gerisi yalan.<br />
 *            *            *            *<br />
Yunan, Batı Anadolu' da çok can aldı<br />
Evleri yağmaladı, köyleri yaktı<br />
Efeler, yunan için, dağa çıktı<br />
Yunanla savaştı, bu vatan bizim, dedi.<br />
*             *              *              *<br />
Takviye kuvvetler cepheye geldi<br />
Yunan, zafer naraları attı<br />
Çarpışmalar şiddetli geçiyordu<br />
Efeler, giderek azalıyordu.<br />
*            *              *              *<br />
Kurtuluşun bir yolu olmalıydı<br />
Anadolu yunana teslim edilemezdi<br />
Halk, bir bütün olarak harekete geçmeliydi<br />
Ancak halka bir önder gerekliydi<br />
Bu önder Mustafa Kemal olabilir miydi? <br />
 *             *              *              *<br />
Doğuda az bir kuvvetle rusları durduran<br />
Çanakkale'de ingiliz ve fransızları bozguna uğratan<br />
Yurdun her karış toprağını kahramanca savunan<br />
Mustafa Kemal olabilir miydi? <br />
*              *                *                *<br />
Mustafa Kemal, Anadolu halkını harekete geçirdi <br />
Onlardan seninleyiz mesajını aldı<br />
Büyük Taarruz'da en öndeydi ve ileri atıldı<br />
Pek çok can O'na göğsünü siper etti<br />
O yaşamalıydı ve Anadolu düşmandan kurtulmalıydı<br />
*                *                *                *<br />
Mustafa Kemal güveni boşa çıkarmadı<br />
Yurduna saldıran düşmanları perişan etti<br />
Kurtulanlar, ülkelerine zorlukla kaçtı<br />
Geride kalanlar için, acı son vardı<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O Cesur Yürekte Yüzlerce Aslan Yatar - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-O-Cesur-Y%C3%BCrekte-Y%C3%BCzlerce-Aslan-Yatar-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20463</link>
			<pubDate>Tue, 10 Jan 2023 14:06:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-O-Cesur-Y%C3%BCrekte-Y%C3%BCzlerce-Aslan-Yatar-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20463</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://scontent.fsaw1-14.fna.fbcdn.net/v/t39.30808-6/320015969_545897367502505_2172048890011160052_n.jpg?_nc_cat=109&amp;ccb=1-7&amp;_nc_sid=730e14&amp;_nc_ohc=4USGGLzL4wsAX9GFAwk&amp;tn=4dE8ZoXihrBBsm8E&amp;_nc_ht=scontent.fsaw1-14.fna&amp;oh=00_AfDEBNF9BQb7T5jGrqHT7E4__FFYvswK7Mn_D8Z3Zu1nIA&amp;oe=63C1D2D8" loading="lazy"  alt="[Resim: 320015969_545897367502505_21720488900111...e=63C1D2D8]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR<br />
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı<br />
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı<br />
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu<br />
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu<br />
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.<br />
* * * *<br />
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı<br />
Enver Paşa başarılı olamadı <br />
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi<br />
200 bin kişilik Rus Ordusu yenilmezdi<br />
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler<br />
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı<br />
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı<br />
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu<br />
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu<br />
* * * *<br />
Anadolu'da Türk olmayan, başka milletlerden insanlar vardı:<br />
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler<br />
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit<br />
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.<br />
* * * *<br />
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.<br />
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor<br />
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.<br />
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.<br />
* * * *<br />
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün<br />
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin<br />
Türk'e boyun eğdirmek isterken,<br />
Kendisi boyun eğmesin.<br />
* * * *<br />
Dünya tarihi boyunca pek çok millet<br />
Türk Milleti'ne boyun eğdirmek istemiştir<br />
Böyle bir şey mümkün olmayınca<br />
Dilini dibine çekip sessiz kalmıştır<br />
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü<br />
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
BAŞKOMUTAN ATATÜRK<br />
Atatürk'ü sevesim geldi.<br />
Karşımda göresim geldi.<br />
Düşmanlarını üzesim geldi.<br />
Kurtuluş Savaşı'nı anlatasım geldi.<br />
*              *              *              *<br />
Karanlıkta mavi iki ışık belirdi.<br />
O iki ışık Atatürk'ün gözleriydi.<br />
Beni bu konuda harekete geçiren,<br />
Atatürk'ün tarihi sözleriydi.<br />
*              *              *              *<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayanlar, Atatürk'ü sevmek zorundadır.<br />
Ekmeğini bu sınırlar içinde kazananlar<br />
Atatürk'e saygı duymak zorundadır.<br />
*              *              *              *<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı zamanında<br />
Sekiz yıl ailesinden uzak kaldı.<br />
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs,<br />
Bu vatan için, bu bayrak için,<br />
Ailenden sekiz yıl uzak kalır mısın?<br />
*              *              *              *<br />
Trablusgarp ve Bingazi'de<br />
İtalyan Ordusu'yla savaşırken.<br />
Anafartalarda, Conkbayırı'nda<br />
Çanakkale Destanı'nı yazarken<br />
Göze göz, dişe diş<br />
Göğüs göğüse çarpışırken,<br />
Mustafa Kemal hücum diyordu.<br />
Sağ elinde kılıcı, sol elinde tabancası<br />
İleri atılıyordu.<br />
*              *              *              *<br />
Atatürk uzun süren savaşlar sonunda,<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.<br />
Fabrikalar açtı, yollar, köprüler yaptırdı.<br />
Ülkeyi dünya devletleri arasında<br />
Ön sıralara yükseltti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım  30-8-2020<br />
<hr class="mycode_hr" />
SAVAŞ KAHRAMANI ATATÜRK<br />
Dünyanın gelmiş, geçmiş<br />
En büyük savaş kahramanı<br />
Kimdir diye sorsalar<br />
Mustafa Kemal Atatürk derim.<br />
*            *            *            *<br />
Dünyanın merkezi konumundaki<br />
Anadolu'da, binlerce yıldır<br />
Yüzlerce medeniyet gelmiş, geçmiş<br />
İki binli yıllarda Anadolu'da yaşayan insanlar,<br />
Bu medeniyetlerin kaçta kaçını biliyor?<br />
*            *            *            *<br />
Dünyanın pek çok ülkesinden<br />
Daha fazla nüfusa sahip İstanbul<br />
28-9-2021 tarihi itibarıyla 16 milyon<br />
Kazdıkça altından medeniyet çıkıyor.<br />
*            *            *            *<br />
Dünyanın en büyük medeniyet<br />
Başkenti İstanbul'dur.<br />
Zamanın durduramadığı<br />
Saatlerin sessiz çaldığı İstanbul.<br />
*            *            *            *<br />
İstanbul'u ilk fethedeni herkes biliyor<br />
İstanbul'u ikinci kez fetheden Atatürk'tür.<br />
İstanbul bir daha düşman eline geçmemeli<br />
İstanbul özgür olmalı, Türk olmalı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
-----------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'TEN YANA TARAFIM<br />
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra<br />
Asıl savaşımız şimdi başlıyor, dedi.<br />
Ağaçları kesmedi, bataklıkları kuruttu<br />
Yeni tarım alanları ortaya çıktı<br />
*            *            *            *<br />
O zamanlar Anadolu'da<br />
40 bin tane köy vardı<br />
Köylülere tarla, bahçe verdi<br />
Köylü, buraları ekip biçti<br />
Aç karnını doyurdu, mutlu oldu.<br />
*            *            *            *<br />
Yollar, köprüler yaptı<br />
Fabrikalar kurdu<br />
Buralarda binlerce işçiye<br />
İş imkanı sağladı<br />
*            *            *            *<br />
Modern ve çağdaş okullar açtı<br />
Öğrencilerin geleceğe yönelik<br />
Bilgi ve beceriyle donanmasını sağladı<br />
Bilimin ve aklın çizgisinden ayrılmadı.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk'ten yana tarafım<br />
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayan herkesi Türk olarak kabul eder<br />
Türk şereflidir, onurludur<br />
Vatanına ihanet etmez.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
BİZ MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİYİZ<br />
Gelecek nesiller<br />
Rahat etsinler diye<br />
Çanakkale'deydik.<br />
*      *        *        *<br />
Çanakkale'ye gelip<br />
Evine, köyüne geri dönemeyen<br />
Çanakkale'ye gelip<br />
Kimi bir gün<br />
Kimi bir buçuk yıl<br />
Ömür törpüleyen<br />
Yarı aç, yarı tok<br />
Bazen tam aç<br />
Kahramanca savaşan<br />
Düşmana geçit vermeyen<br />
Canını dişine takan<br />
Sadece kazanmayı düşünen<br />
Türk Askerleriyiz.<br />
*      *        *        *<br />
Biz binlerceydik<br />
On binlerceydik<br />
Yüz binlerceydik<br />
Çoğumuzun adını kimse bilmedi<br />
Hayatımızı bir kurşuna<br />
Bir bombaya satmadık<br />
Direndik, yıkılmadık, yenilmedik<br />
Bizi yenmek isteyenleri ezip geçtik.<br />
*      *        *        *<br />
Biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz<br />
O, gelmeden önce siperleri gerilere<br />
Daha gerilere kaydıran<br />
O, geldikten sonra zafere<br />
İmza atan Türk askerleriyiz.<br />
*      *        *        *<br />
Alman komutan Liman Von Sanders gitti<br />
Yerine Türk komutan Mustafa Kemal geldi<br />
Topçulara ateş etmeyin, bekleyin, diyen<br />
Alman komutan gitti<br />
Ateş, ateş diyen Mustafa Kemal geldi.<br />
*      *        *        *<br />
Mustafa Kemal İngiliz gemilerini<br />
Çanakkale Boğazı'nın<br />
Karanlık sularına gömdü<br />
Anadolu'nun Türk yurdu<br />
Olmasını istemeyen<br />
İngilizlere dersini verdi.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
YOKSA SEN İNGİLİZ CASUSU MUSUN?<br />
Mustafa Kemal 1.5 yıl Çanakkale'de kaldı<br />
Kar, yağmur, çamur demedi, savaştı<br />
Anadolu'ya saldıran düşmanlara karşı koydu<br />
Yeni nesiller özgür ve bağımsız yaşamalıydı.<br />
*                *                *                -<br />
İngiliz gemileri, siperlere binlerce bomba attı<br />
Nice canlar son nefesini verdiğini bilemedi<br />
Onlar biliyordu, Anadolu düşmana kalmaz<br />
Mustafa Kemal yalnız kalsa da düşmana teslim olmaz.<br />
*                *                *                *<br />
Bombaların patlamadığı bir anlık zaman diliminde<br />
Zaman gezgini olarak Çanakkale'de olmayı düşledim<br />
Dileğim gerçekleşti, Türk siperlerindeydim<br />
Ben bir köşede otururken, Mustafa Kemal ayaktaydı<br />
Bombalardan korkmuyordu, bombalar O'ndan korkuyordu<br />
Pek çok bomba gidip uzakta patlıyordu.<br />
*                *                *                *<br />
Mustafa Kemal beni fark etti, eliyle işaret etti:<br />
" Sen asker değilsin, ayağa kalk, kim olduğunu söyle?<br />
Yoksa sen İngiliz casusu musun? "<br />
*                *                *                *<br />
Ayağa kalktım, selam verdim:<br />
Ben Serdar Yıldırım, gelecekten geliyorum<br />
Tarih 5-Eylül-2021 Pazar<br />
Türküm, Türk olmaktan gurur duyuyorum, dedim.<br />
*                *                *                *<br />
" Demek 106 yıl sonrasından geldin<br />
İngiliz gemileri, Çanakkale'yi geçip, Marmara'ya giremez<br />
Burada zafer kazanmamız, Anadolu insanının gözyaşını silemez<br />
Anadolu insanı birlik olursa onları dünya gelse yenemez. "<br />
*                *                *                *<br />
Bunun üzerine ben şöyle dedim:<br />
Her dediğinizin altına imzamı atarım<br />
Hepsi yüzde yüz doğrudur ve örnek alınmalıdır<br />
İngilizler, Çanakkale'yi geçemeyecekler.<br />
*                *                *                *<br />
Konuşmam bittiğinde yakınımda bir bomba patladı<br />
Yüzlerce parçaya ayrıldığımı hissettim<br />
Ben bölünmemeliydim, dağılmamalıydım<br />
Bir bütün olarak kalmalıydım ve yaşadıklarımı<br />
Günümüz insanına anlatmalıydım<br />
Çeşitli iletişim kanallarıyla bunu<br />
Binlerce, on binlerce okura ulaştırmalıydım.<br />
<br />
SON<br />
<hr class="mycode_hr" />
ATATÜRK'ÜN GÖLGESİ YETER<br />
İngiliz gemileri Çanakkale'de<br />
Dakikada 60 mermi atan pek çok toplarıyla<br />
Türk tabyalarını yoğun bombardıman ateşine tuttu<br />
Türk topçular hazırdı<br />
Ateş emrini bekliyordu<br />
Alman komutanlar,<br />
Türk topçusuna bekleyin, diyordu<br />
İngilizler, bombaları bitince gider, diyordu.<br />
Çanakkale'de Türk askeri giderek azalıyordu<br />
Tabyalar gerilere, daha gerilere  çekildi.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra Çanakkale'ye Mustafa Kemal geldi<br />
Türk topçusuna ateş emrini verdi<br />
İngiliz gemileri, Marmara'ya giremedi<br />
Boğazın karanlık sularına gömüldü.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra kara savaşları başladı<br />
Mustafa Kemal önderliğinde<br />
Türk Ordusu, Çanakkale geçilmez, dedi<br />
Çanakkale geçilemedi.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 105 yıl geçti<br />
Olanlar unutulmadı<br />
Teknoloji ilerledi<br />
İngiliz gemileri<br />
Dakikada 120 mermi atar hale geldi<br />
Atatürk'ün gölgesi yeter<br />
Marmara'ya giremezler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-------------------------------------------------       <br />
<br />
ATATÜRK BARIŞ TARAFTARIYDI<br />
Atatürk barış taraftarıydı<br />
Savaş olsun istemezdi<br />
Bir ülkenin başka bir ülkenin<br />
Sınırını  geçmesine tahammül edemezdi.<br />
*            *            *            *<br />
İnsanların birbirine düşman edilip<br />
Savaştırılmalarına karşıydı<br />
Her millet kendi sınırları içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamalıdır, derdi.<br />
*            *            *            *<br />
Aradan 100 yıl geçti<br />
Dünya milletleri Atatürk'ü örnek almadı<br />
Zengin milletler daha zengin olmak için<br />
Fakir milletleri böldüler, parçaladılar<br />
Onlara silah sattılar, daha da zenginleştiler.<br />
*            *            *            *<br />
Fakir milletler, beyinlerini saran<br />
Prangadan kurtulamadı<br />
Özgür olmak istemedi<br />
Kişisel düşünce özgürlüğü sağlanamadı<br />
Karanlığa boyun eğildi<br />
Işık önemsenmedi.<br />
*            *            *            *<br />
Biz Atatürkçüyüz diyelim<br />
Atatürk'ü örnek alalım<br />
Atatürk'ü sevmeyenleri<br />
Atatürkçü olmaya davet edelim.<br />
<br />
SON<br />
<br />
 --------------------------------------------------<br />
<br />
YILLAR ÖNCESİNDEN BİR RÜZGAR ESTİ<br />
Bir rüzgar esti, yıllar öncesinden<br />
İnegöl'deki evimizin bahçesinden<br />
O bahçede erik ağaçları vardı.<br />
Asmada salkım salkım üzümler<br />
Ve bir dut ağacı.<br />
*        *        *        *<br />
İki uzun kollu adam<br />
Kollarını açsalar ve uğraşsalar,<br />
Parmakları birbirine değmezdi.<br />
Kalındı dut ağacının gövdesi.<br />
*        *        *        *<br />
O bahçedeki iki katlı<br />
Ahşap bir evde doğdum.<br />
Önceleri Serdar'dım.<br />
Sonraları Serdar Yıldırım oldum.<br />
*        *        *        *<br />
Ben on iki yaşındaydım.<br />
Yaşı benden büyük<br />
Birtakım insanlar tartışıyordu.<br />
Atatürk, bu ülke için ne yaptı diyordu.<br />
*        *        *        *<br />
Ben haykırdım: Atatürk bu vatanı kurtardı.<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.<br />
Şimdi özgür ve bağımsız yaşıyorsan<br />
Bunu Atatürk'e borçlusun.<br />
*        *        *        *<br />
Atatürk'e saygı duymalısın.<br />
Devrimlerinin izinden gitmelisin.<br />
Atatürk, Atatürk, Atatürk demelisin.<br />
Atatürkçülüğün en büyük savunucusu olmalısın.<br />
*        *        *        *<br />
" Boş versene çocuk sen ya<br />
Atatürk senin hayatın olmuş.<br />
Sen Atatürk dedikçe<br />
Beynin buz tutmuş, kalbin durmuş. "<br />
*        *        *        *<br />
Ben, hayır, dedim.<br />
Beynim buz tutmaz, kalbim durmaz.<br />
Ben Atatürk dedikçe<br />
Beynim aydınlanır, kalbim hızlı çarpar.<br />
*        *        *        *<br />
Aradan elli yıl geçti.<br />
Doğduğum eve gittim, bahçeye çıktım.<br />
Dut ağacı çok büyümüş, güçlenmiş.<br />
Kökleri dünyanın tabanına ulaşmış.<br />
*        *        *        *<br />
Dedim, dut ağacı gibi,<br />
Yıllarla benim Atatürk sevgim büyümüş.<br />
Kollarımı bir kaldırdım ki,<br />
Ellerim bulutları tutarmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK SONUNA KADAR ATATÜRK<br />
Ben Atatürk , Atatürk diyenlerdenim.<br />
Atatürk demeden hiçbir soruna çözüm bulunamayacağına inanırım.<br />
Şu son yüz yılda kim Atatürk demeden hangi sorunu çözmüş?<br />
Söyleseler de ben de bilsem.<br />
*                *                *                *<br />
Bir kimse Atatürk demiyorsa<br />
Atatürk ilke ve devrimlerinden haberi yoksa<br />
Ne kadar kıvransa  fark etmez,<br />
Sonunda  kendinden bile şüpheye düşer.<br />
*                *                *                *<br />
Bir insanın dünyadaki en büyük amacı,<br />
Hayatını devam ettirebilmesi olmalı.<br />
İçeriden ve dışarıdan seni sevmeyenler<br />
Ne kadar uğraşsalar  seni yıkamazlar.<br />
*                *                  *                  *<br />
Ben bir dünya kurarım, benim inandığım.<br />
Ben bir hayal kurarım gerçek olmasını istediğim.<br />
Benim kurduğum hayal gerçekle örtüşmüyorsa<br />
Ben gerçek olmayan hayali yıkar geçerim.<br />
*                *                *                *<br />
Benim bir arap, bir Türk arkadaşım vardı.<br />
Çağıl çağıl akan bir ırmağın kenarına gelmiştik.<br />
Arap beni sevmiyor ya, sen bu ırmaktan geçersin, dedi.<br />
Türk ise, ileride bir köprü var, oradan geç, dedi.<br />
*                *                  *                  *<br />
Ben Türküm, Türk'e inandım.<br />
Biraz ilerideki köprüden geçtim.<br />
Araba inanmadım, onun aklına kanmadım.<br />
Lütfen arap, benden uzak dur,<br />
Meraklıysan ırmaktan sen geç, dedim.<br />
*                *                  *                  *<br />
Bak Atatürk, Anadolu'da,<br />
Güzelim Türkiye Cumhuriyeti' ni kurmuş.<br />
Sen de bu cumhuriyetten payını alıyorsun.<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nden nemalanıyorsun.<br />
*                *                  *                  *<br />
Yüz yıl önce Anadolu'yu düşmanlar sarmış.<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmış.<br />
Atatürk'ün devrimlerine saygı duymalısın<br />
Devrimlerinin en büyük savunucusu olmalısın.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım  <br />
<br />
-------------------------------------------------------<br />
<br />
CUMHURİYET DEĞİRMENİ<br />
Metresine kadar, santimetresine kadar,<br />
Bilimle, bilgiyle, kültürle inşa etti,<br />
Atatürk, bu Türkiye Cumhuriyeti'ni.<br />
Sonsuza kadar muzaffer olacaktır.<br />
*                *                *                *<br />
Cumhuriyet Değirmeni kurulduğu günden beri<br />
Buğday, arpa, mısır öğütüp un haline getirdi.<br />
Cumhuriyete karşı çıkanlar, değirmenin çarkları arasında eridi.<br />
Bunlar kimdi? Adını hatırlayan var mı?<br />
*                *                *                *<br />
Kurtuluş Savaşı'nı kazanınca, dünya Atatürk'ü örnek aldı.<br />
Baskı altındaki milletler ayaklandı.<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız, dediler.<br />
Hindistan'da ingilizlere karşı Mahatma Gandi ayaklandı.<br />
Bu vatan bizim, defolun gidin, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Devletlerin kurucu bir devlet başkanı olur.<br />
Halkını esir etmek isteyen dış güçlere karşı savaşır.<br />
Galip gelir, devlet kurar, heykelleri dikilir.<br />
Bu dünyada böyledir.<br />
Yeni kurulan hükümetler heykelleri yıkmaya çalışmaz.<br />
Kurucuyu önder kabul eder ve ülkeyi ileri götürür.<br />
Halkın refah seviyesini yükseltir.<br />
*                *                *                *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde ne yöneticiler geldi, geçti.<br />
Bunların çoğunun adını hatırlayan olmaz.<br />
Atatürk halkını aldatmadı, halkın güven kaynağıydı.<br />
Dünya durdukça adı kalplerden silinmeyecektir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
KARA KALPAKLI ATLI<br />
Karşıdan gelen bir atlı<br />
Atlı kara kalpaklı<br />
Bakışları pek dertli<br />
Çehresi çok sertti.<br />
*        *        *        *<br />
Atlı geldi, attan indi.<br />
Bendeki merak dindi.<br />
Beynimdeki düşman sindi.<br />
Çünkü gelen bir dosttu.<br />
*        *        *        *<br />
Ben O'nu tanıyordum.<br />
Her an adını anıyordum.<br />
Mustafa Kemal diyordum.<br />
Mustafa Kemal Atatürk diyordum.<br />
*        *        *        *<br />
Atatürk beni tanımadı.<br />
Sen de kimsin böyle, diye sordu.<br />
Gelecekten geldiğimi söyledim.<br />
Tarih 11-10-2020 dedim.<br />
*        *        *        *<br />
" Demek 100 yıl sonrasından geldin.<br />
Dur, hiç boşuna konuşma<br />
Beni tanıdın, kim olduğumu biliyorsun<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyorsun. "<br />
*        *        *        *<br />
Evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.<br />
Bundan gurur duyuyorum.<br />
Önderim, liderim de sensin<br />
Seni yere- göğe sığdıramıyorum.<br />
*        *       *        *<br />
" Demek başardım, bunu biliyordum.<br />
Türkiye Cumhuriyeti kurulacak diyordum.<br />
Yedi değil, yetmiş düvel gelse de<br />
Zafer kazanacağımdan emindim.<br />
*        *       *        *<br />
İçerideki düşman dışarıdakinden hırslı<br />
Özgürlük ateşini söndürmekte kararlı<br />
Padişahtan umudunu kesen herkes<br />
Benim hür bayrağım altında toplanmalı.<br />
*        *       *        *<br />
Ben Anadolu'nun Türk Yurdu olmasında kararlıyım.<br />
Bunun için gereken ne varsa yapacağım.<br />
Planlarımı zafer üstüne kurgulayacağım.<br />
Baskı altındaki milletlere örnek olacağım. "<br />
*        *       *        *<br />
Sen çok yaşa emi yüzyılın savaşçısı<br />
Anadoluyu işgal etti, düşman ordusu<br />
Yoktur Türk Askeri'nde düşman korkusu<br />
Çoktur düşman askerinde Mustafa Kemal korkusu.<br />
*        *       *        *<br />
Kara kalpaklı atlı<br />
Topuktan gelen bir selam verdi.<br />
Atına atladığı gibi<br />
Doludizgin uzaklaştı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://scontent.fsaw1-14.fna.fbcdn.net/v/t39.30808-6/320015969_545897367502505_2172048890011160052_n.jpg?_nc_cat=109&amp;ccb=1-7&amp;_nc_sid=730e14&amp;_nc_ohc=4USGGLzL4wsAX9GFAwk&amp;tn=4dE8ZoXihrBBsm8E&amp;_nc_ht=scontent.fsaw1-14.fna&amp;oh=00_AfDEBNF9BQb7T5jGrqHT7E4__FFYvswK7Mn_D8Z3Zu1nIA&amp;oe=63C1D2D8" loading="lazy"  alt="[Resim: 320015969_545897367502505_21720488900111...e=63C1D2D8]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
O CESUR YÜREKTE YÜZLERCE ASLAN YATAR<br />
Anadolu dört bir yandan kuşatılmıştı<br />
Ordular dağıtılmıştı, silahlar toplanmıştı<br />
Halk, çaresizdi, mal, can emniyeti yoktu<br />
Her yer karanlıktı, göz gözü görmüyordu<br />
Anadolu düşman çizmesi altında eziliyordu.<br />
* * * *<br />
Ruslar, 1914 yılında Anadolu'ya girdi ve Erzurum'u kuşattı<br />
Enver Paşa başarılı olamadı <br />
Ruslar, Erzurum, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı ele geçirdi<br />
200 bin kişilik Rus Ordusu yenilmezdi<br />
Mustafa Kemal dediler, az bir kuvvetle Rusları durdurdu, dediler<br />
Mustafa Kemal adı kısa zamanda Anadolu'ya yayıldı<br />
Dillerde, gönüllerde Mustafa Kemal vardı<br />
O, karanlıkta bir ışıktı ve Anadolu ışığa koştu<br />
Dünya durdukça sönmeyecek bir ışığa, Mustafa Kemal'e koştu<br />
* * * *<br />
Anadolu'da Türk olmayan, başka milletlerden insanlar vardı:<br />
Ne Mustafa Kemal'i, kim bu Mustafa Kemal dediler<br />
Türk Halkı dedi: Sıra dışı bir komutan, mert, yiğit<br />
O cesur yürekte yüzlerce aslan yatar.<br />
* * * *<br />
Türk olmayanlar, Mustafa Kemal'i sevmeyenler, dedi.<br />
Bizim komutan Trikopis, İzmir'e geliyor<br />
Tilkiden kurnaz, kaplandan kavgacıdır.<br />
Mustafa Kemal'i Anadolu'dan söker, atar.<br />
* * * *<br />
Türk Halkı dedi: Yunan komutan Trikopis gelsin ve ne olacağını görsün<br />
Türk, teslim olmaz, köle olmaz, boyun eğmez, bunu bilsin<br />
Türk'e boyun eğdirmek isterken,<br />
Kendisi boyun eğmesin.<br />
* * * *<br />
Dünya tarihi boyunca pek çok millet<br />
Türk Milleti'ne boyun eğdirmek istemiştir<br />
Böyle bir şey mümkün olmayınca<br />
Dilini dibine çekip sessiz kalmıştır<br />
Baskı altındaki milletler, Mustafa Kemal Atatürk'ü<br />
Örnek alarak bağımsızlıklarını kazanmıştır.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
BAŞKOMUTAN ATATÜRK<br />
Atatürk'ü sevesim geldi.<br />
Karşımda göresim geldi.<br />
Düşmanlarını üzesim geldi.<br />
Kurtuluş Savaşı'nı anlatasım geldi.<br />
*              *              *              *<br />
Karanlıkta mavi iki ışık belirdi.<br />
O iki ışık Atatürk'ün gözleriydi.<br />
Beni bu konuda harekete geçiren,<br />
Atatürk'ün tarihi sözleriydi.<br />
*              *              *              *<br />
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayanlar, Atatürk'ü sevmek zorundadır.<br />
Ekmeğini bu sınırlar içinde kazananlar<br />
Atatürk'e saygı duymak zorundadır.<br />
*              *              *              *<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı zamanında<br />
Sekiz yıl ailesinden uzak kaldı.<br />
Ey Atatürk'ü sevmeyen şahıs,<br />
Bu vatan için, bu bayrak için,<br />
Ailenden sekiz yıl uzak kalır mısın?<br />
*              *              *              *<br />
Trablusgarp ve Bingazi'de<br />
İtalyan Ordusu'yla savaşırken.<br />
Anafartalarda, Conkbayırı'nda<br />
Çanakkale Destanı'nı yazarken<br />
Göze göz, dişe diş<br />
Göğüs göğüse çarpışırken,<br />
Mustafa Kemal hücum diyordu.<br />
Sağ elinde kılıcı, sol elinde tabancası<br />
İleri atılıyordu.<br />
*              *              *              *<br />
Atatürk uzun süren savaşlar sonunda,<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.<br />
Fabrikalar açtı, yollar, köprüler yaptırdı.<br />
Ülkeyi dünya devletleri arasında<br />
Ön sıralara yükseltti.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım  30-8-2020<br />
<hr class="mycode_hr" />
SAVAŞ KAHRAMANI ATATÜRK<br />
Dünyanın gelmiş, geçmiş<br />
En büyük savaş kahramanı<br />
Kimdir diye sorsalar<br />
Mustafa Kemal Atatürk derim.<br />
*            *            *            *<br />
Dünyanın merkezi konumundaki<br />
Anadolu'da, binlerce yıldır<br />
Yüzlerce medeniyet gelmiş, geçmiş<br />
İki binli yıllarda Anadolu'da yaşayan insanlar,<br />
Bu medeniyetlerin kaçta kaçını biliyor?<br />
*            *            *            *<br />
Dünyanın pek çok ülkesinden<br />
Daha fazla nüfusa sahip İstanbul<br />
28-9-2021 tarihi itibarıyla 16 milyon<br />
Kazdıkça altından medeniyet çıkıyor.<br />
*            *            *            *<br />
Dünyanın en büyük medeniyet<br />
Başkenti İstanbul'dur.<br />
Zamanın durduramadığı<br />
Saatlerin sessiz çaldığı İstanbul.<br />
*            *            *            *<br />
İstanbul'u ilk fethedeni herkes biliyor<br />
İstanbul'u ikinci kez fetheden Atatürk'tür.<br />
İstanbul bir daha düşman eline geçmemeli<br />
İstanbul özgür olmalı, Türk olmalı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
<br />
-----------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'TEN YANA TARAFIM<br />
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra<br />
Asıl savaşımız şimdi başlıyor, dedi.<br />
Ağaçları kesmedi, bataklıkları kuruttu<br />
Yeni tarım alanları ortaya çıktı<br />
*            *            *            *<br />
O zamanlar Anadolu'da<br />
40 bin tane köy vardı<br />
Köylülere tarla, bahçe verdi<br />
Köylü, buraları ekip biçti<br />
Aç karnını doyurdu, mutlu oldu.<br />
*            *            *            *<br />
Yollar, köprüler yaptı<br />
Fabrikalar kurdu<br />
Buralarda binlerce işçiye<br />
İş imkanı sağladı<br />
*            *            *            *<br />
Modern ve çağdaş okullar açtı<br />
Öğrencilerin geleceğe yönelik<br />
Bilgi ve beceriyle donanmasını sağladı<br />
Bilimin ve aklın çizgisinden ayrılmadı.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk'ten yana tarafım<br />
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde<br />
Yaşayan herkesi Türk olarak kabul eder<br />
Türk şereflidir, onurludur<br />
Vatanına ihanet etmez.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
-----------------------------------------------------------<br />
<br />
BİZ MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİYİZ<br />
Gelecek nesiller<br />
Rahat etsinler diye<br />
Çanakkale'deydik.<br />
*      *        *        *<br />
Çanakkale'ye gelip<br />
Evine, köyüne geri dönemeyen<br />
Çanakkale'ye gelip<br />
Kimi bir gün<br />
Kimi bir buçuk yıl<br />
Ömür törpüleyen<br />
Yarı aç, yarı tok<br />
Bazen tam aç<br />
Kahramanca savaşan<br />
Düşmana geçit vermeyen<br />
Canını dişine takan<br />
Sadece kazanmayı düşünen<br />
Türk Askerleriyiz.<br />
*      *        *        *<br />
Biz binlerceydik<br />
On binlerceydik<br />
Yüz binlerceydik<br />
Çoğumuzun adını kimse bilmedi<br />
Hayatımızı bir kurşuna<br />
Bir bombaya satmadık<br />
Direndik, yıkılmadık, yenilmedik<br />
Bizi yenmek isteyenleri ezip geçtik.<br />
*      *        *        *<br />
Biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz<br />
O, gelmeden önce siperleri gerilere<br />
Daha gerilere kaydıran<br />
O, geldikten sonra zafere<br />
İmza atan Türk askerleriyiz.<br />
*      *        *        *<br />
Alman komutan Liman Von Sanders gitti<br />
Yerine Türk komutan Mustafa Kemal geldi<br />
Topçulara ateş etmeyin, bekleyin, diyen<br />
Alman komutan gitti<br />
Ateş, ateş diyen Mustafa Kemal geldi.<br />
*      *        *        *<br />
Mustafa Kemal İngiliz gemilerini<br />
Çanakkale Boğazı'nın<br />
Karanlık sularına gömdü<br />
Anadolu'nun Türk yurdu<br />
Olmasını istemeyen<br />
İngilizlere dersini verdi.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
YOKSA SEN İNGİLİZ CASUSU MUSUN?<br />
Mustafa Kemal 1.5 yıl Çanakkale'de kaldı<br />
Kar, yağmur, çamur demedi, savaştı<br />
Anadolu'ya saldıran düşmanlara karşı koydu<br />
Yeni nesiller özgür ve bağımsız yaşamalıydı.<br />
*                *                *                -<br />
İngiliz gemileri, siperlere binlerce bomba attı<br />
Nice canlar son nefesini verdiğini bilemedi<br />
Onlar biliyordu, Anadolu düşmana kalmaz<br />
Mustafa Kemal yalnız kalsa da düşmana teslim olmaz.<br />
*                *                *                *<br />
Bombaların patlamadığı bir anlık zaman diliminde<br />
Zaman gezgini olarak Çanakkale'de olmayı düşledim<br />
Dileğim gerçekleşti, Türk siperlerindeydim<br />
Ben bir köşede otururken, Mustafa Kemal ayaktaydı<br />
Bombalardan korkmuyordu, bombalar O'ndan korkuyordu<br />
Pek çok bomba gidip uzakta patlıyordu.<br />
*                *                *                *<br />
Mustafa Kemal beni fark etti, eliyle işaret etti:<br />
" Sen asker değilsin, ayağa kalk, kim olduğunu söyle?<br />
Yoksa sen İngiliz casusu musun? "<br />
*                *                *                *<br />
Ayağa kalktım, selam verdim:<br />
Ben Serdar Yıldırım, gelecekten geliyorum<br />
Tarih 5-Eylül-2021 Pazar<br />
Türküm, Türk olmaktan gurur duyuyorum, dedim.<br />
*                *                *                *<br />
" Demek 106 yıl sonrasından geldin<br />
İngiliz gemileri, Çanakkale'yi geçip, Marmara'ya giremez<br />
Burada zafer kazanmamız, Anadolu insanının gözyaşını silemez<br />
Anadolu insanı birlik olursa onları dünya gelse yenemez. "<br />
*                *                *                *<br />
Bunun üzerine ben şöyle dedim:<br />
Her dediğinizin altına imzamı atarım<br />
Hepsi yüzde yüz doğrudur ve örnek alınmalıdır<br />
İngilizler, Çanakkale'yi geçemeyecekler.<br />
*                *                *                *<br />
Konuşmam bittiğinde yakınımda bir bomba patladı<br />
Yüzlerce parçaya ayrıldığımı hissettim<br />
Ben bölünmemeliydim, dağılmamalıydım<br />
Bir bütün olarak kalmalıydım ve yaşadıklarımı<br />
Günümüz insanına anlatmalıydım<br />
Çeşitli iletişim kanallarıyla bunu<br />
Binlerce, on binlerce okura ulaştırmalıydım.<br />
<br />
SON<br />
<hr class="mycode_hr" />
ATATÜRK'ÜN GÖLGESİ YETER<br />
İngiliz gemileri Çanakkale'de<br />
Dakikada 60 mermi atan pek çok toplarıyla<br />
Türk tabyalarını yoğun bombardıman ateşine tuttu<br />
Türk topçular hazırdı<br />
Ateş emrini bekliyordu<br />
Alman komutanlar,<br />
Türk topçusuna bekleyin, diyordu<br />
İngilizler, bombaları bitince gider, diyordu.<br />
Çanakkale'de Türk askeri giderek azalıyordu<br />
Tabyalar gerilere, daha gerilere  çekildi.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra Çanakkale'ye Mustafa Kemal geldi<br />
Türk topçusuna ateş emrini verdi<br />
İngiliz gemileri, Marmara'ya giremedi<br />
Boğazın karanlık sularına gömüldü.<br />
*                *                *                *<br />
Sonra kara savaşları başladı<br />
Mustafa Kemal önderliğinde<br />
Türk Ordusu, Çanakkale geçilmez, dedi<br />
Çanakkale geçilemedi.<br />
*                *                *                *<br />
Aradan 105 yıl geçti<br />
Olanlar unutulmadı<br />
Teknoloji ilerledi<br />
İngiliz gemileri<br />
Dakikada 120 mermi atar hale geldi<br />
Atatürk'ün gölgesi yeter<br />
Marmara'ya giremezler.<br />
<br />
SON<br />
<br />
-------------------------------------------------       <br />
<br />
ATATÜRK BARIŞ TARAFTARIYDI<br />
Atatürk barış taraftarıydı<br />
Savaş olsun istemezdi<br />
Bir ülkenin başka bir ülkenin<br />
Sınırını  geçmesine tahammül edemezdi.<br />
*            *            *            *<br />
İnsanların birbirine düşman edilip<br />
Savaştırılmalarına karşıydı<br />
Her millet kendi sınırları içinde<br />
Özgür ve bağımsız yaşamalıdır, derdi.<br />
*            *            *            *<br />
Aradan 100 yıl geçti<br />
Dünya milletleri Atatürk'ü örnek almadı<br />
Zengin milletler daha zengin olmak için<br />
Fakir milletleri böldüler, parçaladılar<br />
Onlara silah sattılar, daha da zenginleştiler.<br />
*            *            *            *<br />
Fakir milletler, beyinlerini saran<br />
Prangadan kurtulamadı<br />
Özgür olmak istemedi<br />
Kişisel düşünce özgürlüğü sağlanamadı<br />
Karanlığa boyun eğildi<br />
Işık önemsenmedi.<br />
*            *            *            *<br />
Biz Atatürkçüyüz diyelim<br />
Atatürk'ü örnek alalım<br />
Atatürk'ü sevmeyenleri<br />
Atatürkçü olmaya davet edelim.<br />
<br />
SON<br />
<br />
 --------------------------------------------------<br />
<br />
YILLAR ÖNCESİNDEN BİR RÜZGAR ESTİ<br />
Bir rüzgar esti, yıllar öncesinden<br />
İnegöl'deki evimizin bahçesinden<br />
O bahçede erik ağaçları vardı.<br />
Asmada salkım salkım üzümler<br />
Ve bir dut ağacı.<br />
*        *        *        *<br />
İki uzun kollu adam<br />
Kollarını açsalar ve uğraşsalar,<br />
Parmakları birbirine değmezdi.<br />
Kalındı dut ağacının gövdesi.<br />
*        *        *        *<br />
O bahçedeki iki katlı<br />
Ahşap bir evde doğdum.<br />
Önceleri Serdar'dım.<br />
Sonraları Serdar Yıldırım oldum.<br />
*        *        *        *<br />
Ben on iki yaşındaydım.<br />
Yaşı benden büyük<br />
Birtakım insanlar tartışıyordu.<br />
Atatürk, bu ülke için ne yaptı diyordu.<br />
*        *        *        *<br />
Ben haykırdım: Atatürk bu vatanı kurtardı.<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.<br />
Şimdi özgür ve bağımsız yaşıyorsan<br />
Bunu Atatürk'e borçlusun.<br />
*        *        *        *<br />
Atatürk'e saygı duymalısın.<br />
Devrimlerinin izinden gitmelisin.<br />
Atatürk, Atatürk, Atatürk demelisin.<br />
Atatürkçülüğün en büyük savunucusu olmalısın.<br />
*        *        *        *<br />
" Boş versene çocuk sen ya<br />
Atatürk senin hayatın olmuş.<br />
Sen Atatürk dedikçe<br />
Beynin buz tutmuş, kalbin durmuş. "<br />
*        *        *        *<br />
Ben, hayır, dedim.<br />
Beynim buz tutmaz, kalbim durmaz.<br />
Ben Atatürk dedikçe<br />
Beynim aydınlanır, kalbim hızlı çarpar.<br />
*        *        *        *<br />
Aradan elli yıl geçti.<br />
Doğduğum eve gittim, bahçeye çıktım.<br />
Dut ağacı çok büyümüş, güçlenmiş.<br />
Kökleri dünyanın tabanına ulaşmış.<br />
*        *        *        *<br />
Dedim, dut ağacı gibi,<br />
Yıllarla benim Atatürk sevgim büyümüş.<br />
Kollarımı bir kaldırdım ki,<br />
Ellerim bulutları tutarmış.<br />
<br />
SON<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK SONUNA KADAR ATATÜRK<br />
Ben Atatürk , Atatürk diyenlerdenim.<br />
Atatürk demeden hiçbir soruna çözüm bulunamayacağına inanırım.<br />
Şu son yüz yılda kim Atatürk demeden hangi sorunu çözmüş?<br />
Söyleseler de ben de bilsem.<br />
*                *                *                *<br />
Bir kimse Atatürk demiyorsa<br />
Atatürk ilke ve devrimlerinden haberi yoksa<br />
Ne kadar kıvransa  fark etmez,<br />
Sonunda  kendinden bile şüpheye düşer.<br />
*                *                *                *<br />
Bir insanın dünyadaki en büyük amacı,<br />
Hayatını devam ettirebilmesi olmalı.<br />
İçeriden ve dışarıdan seni sevmeyenler<br />
Ne kadar uğraşsalar  seni yıkamazlar.<br />
*                *                  *                  *<br />
Ben bir dünya kurarım, benim inandığım.<br />
Ben bir hayal kurarım gerçek olmasını istediğim.<br />
Benim kurduğum hayal gerçekle örtüşmüyorsa<br />
Ben gerçek olmayan hayali yıkar geçerim.<br />
*                *                *                *<br />
Benim bir arap, bir Türk arkadaşım vardı.<br />
Çağıl çağıl akan bir ırmağın kenarına gelmiştik.<br />
Arap beni sevmiyor ya, sen bu ırmaktan geçersin, dedi.<br />
Türk ise, ileride bir köprü var, oradan geç, dedi.<br />
*                *                  *                  *<br />
Ben Türküm, Türk'e inandım.<br />
Biraz ilerideki köprüden geçtim.<br />
Araba inanmadım, onun aklına kanmadım.<br />
Lütfen arap, benden uzak dur,<br />
Meraklıysan ırmaktan sen geç, dedim.<br />
*                *                  *                  *<br />
Bak Atatürk, Anadolu'da,<br />
Güzelim Türkiye Cumhuriyeti' ni kurmuş.<br />
Sen de bu cumhuriyetten payını alıyorsun.<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nden nemalanıyorsun.<br />
*                *                  *                  *<br />
Yüz yıl önce Anadolu'yu düşmanlar sarmış.<br />
Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmış.<br />
Atatürk'ün devrimlerine saygı duymalısın<br />
Devrimlerinin en büyük savunucusu olmalısın.<br />
<br />
SON <br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım  <br />
<br />
-------------------------------------------------------<br />
<br />
CUMHURİYET DEĞİRMENİ<br />
Metresine kadar, santimetresine kadar,<br />
Bilimle, bilgiyle, kültürle inşa etti,<br />
Atatürk, bu Türkiye Cumhuriyeti'ni.<br />
Sonsuza kadar muzaffer olacaktır.<br />
*                *                *                *<br />
Cumhuriyet Değirmeni kurulduğu günden beri<br />
Buğday, arpa, mısır öğütüp un haline getirdi.<br />
Cumhuriyete karşı çıkanlar, değirmenin çarkları arasında eridi.<br />
Bunlar kimdi? Adını hatırlayan var mı?<br />
*                *                *                *<br />
Kurtuluş Savaşı'nı kazanınca, dünya Atatürk'ü örnek aldı.<br />
Baskı altındaki milletler ayaklandı.<br />
Mustafa Kemal başardı, biz de başarırız, dediler.<br />
Hindistan'da ingilizlere karşı Mahatma Gandi ayaklandı.<br />
Bu vatan bizim, defolun gidin, dedi.<br />
*                *                *                *<br />
Devletlerin kurucu bir devlet başkanı olur.<br />
Halkını esir etmek isteyen dış güçlere karşı savaşır.<br />
Galip gelir, devlet kurar, heykelleri dikilir.<br />
Bu dünyada böyledir.<br />
Yeni kurulan hükümetler heykelleri yıkmaya çalışmaz.<br />
Kurucuyu önder kabul eder ve ülkeyi ileri götürür.<br />
Halkın refah seviyesini yükseltir.<br />
*                *                *                *<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde ne yöneticiler geldi, geçti.<br />
Bunların çoğunun adını hatırlayan olmaz.<br />
Atatürk halkını aldatmadı, halkın güven kaynağıydı.<br />
Dünya durdukça adı kalplerden silinmeyecektir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
KARA KALPAKLI ATLI<br />
Karşıdan gelen bir atlı<br />
Atlı kara kalpaklı<br />
Bakışları pek dertli<br />
Çehresi çok sertti.<br />
*        *        *        *<br />
Atlı geldi, attan indi.<br />
Bendeki merak dindi.<br />
Beynimdeki düşman sindi.<br />
Çünkü gelen bir dosttu.<br />
*        *        *        *<br />
Ben O'nu tanıyordum.<br />
Her an adını anıyordum.<br />
Mustafa Kemal diyordum.<br />
Mustafa Kemal Atatürk diyordum.<br />
*        *        *        *<br />
Atatürk beni tanımadı.<br />
Sen de kimsin böyle, diye sordu.<br />
Gelecekten geldiğimi söyledim.<br />
Tarih 11-10-2020 dedim.<br />
*        *        *        *<br />
" Demek 100 yıl sonrasından geldin.<br />
Dur, hiç boşuna konuşma<br />
Beni tanıdın, kim olduğumu biliyorsun<br />
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyorsun. "<br />
*        *        *        *<br />
Evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.<br />
Bundan gurur duyuyorum.<br />
Önderim, liderim de sensin<br />
Seni yere- göğe sığdıramıyorum.<br />
*        *       *        *<br />
" Demek başardım, bunu biliyordum.<br />
Türkiye Cumhuriyeti kurulacak diyordum.<br />
Yedi değil, yetmiş düvel gelse de<br />
Zafer kazanacağımdan emindim.<br />
*        *       *        *<br />
İçerideki düşman dışarıdakinden hırslı<br />
Özgürlük ateşini söndürmekte kararlı<br />
Padişahtan umudunu kesen herkes<br />
Benim hür bayrağım altında toplanmalı.<br />
*        *       *        *<br />
Ben Anadolu'nun Türk Yurdu olmasında kararlıyım.<br />
Bunun için gereken ne varsa yapacağım.<br />
Planlarımı zafer üstüne kurgulayacağım.<br />
Baskı altındaki milletlere örnek olacağım. "<br />
*        *       *        *<br />
Sen çok yaşa emi yüzyılın savaşçısı<br />
Anadoluyu işgal etti, düşman ordusu<br />
Yoktur Türk Askeri'nde düşman korkusu<br />
Çoktur düşman askerinde Mustafa Kemal korkusu.<br />
*        *       *        *<br />
Kara kalpaklı atlı<br />
Topuktan gelen bir selam verdi.<br />
Atına atladığı gibi<br />
Doludizgin uzaklaştı.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir  Mustafa Kemal Yaratmak - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Bir-Mustafa-Kemal-Yaratmak-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20440</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jun 2022 19:08:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Bir-Mustafa-Kemal-Yaratmak-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20440</guid>
			<description><![CDATA[BİR MUSTAFA KEMAL YARATMAK <br />
Gerçeğinin tıpatıp benzeri <br />
Beyni akıl dolu, oldukça zeki<br />
Yaşadığı çağın çok ilerisinde <br />
Dünya durdukça ışığıyla<br />
Evreni aydınlatacak<br />
Bir Mustafa Kemal yaratmak.<br />
*            *            *            * <br />
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyan<br />
Biz bu sınırlar içinde özgür ve <br />
Bağımsız yaşamak istiyoruz diyen<br />
Kurtuluş Savaşı'nı başlatan<br />
Onca yokluğun arasında kaybolmayan<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni yoktan var eden<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı olan<br />
Bir Mustafa Kemal yaratmak.<br />
*            *            *            * <br />
Bir kurtarıcı olarak Çanakkale'ye gelmek<br />
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden ziyade<br />
Bir buçuk yıl acımasız doğa koşullarıyla ve <br />
Karla, kışla mücadele etmek<br />
Tabancasından çıkan tek bir kurşunun izini sürmek<br />
Düşman gemilerini Çanakkale'nin <br />
Karanlık sularına gömmeden<br />
Yağmur ve kar bulutlarını<br />
Paramparça eden <br />
Bir Mustafa Kemal yaratmak. <br />
*            *            *            * <br />
Kağıt önümde,  kalem elimde<br />
Yeni bir şey yok dünümde, bugünümde<br />
Aydınlık yarınlar vardır geleceğimde<br />
Adım Serdar Yıldırım der, coşar, çağlarım. <br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK İLE İLGİLİ BİR ŞİİR YAZMAK<br />
Kağıt önümde, kalem elimdedir<br />
Bir büyük enerji benim beynimdedir<br />
Kalem kağıdın üstünde kanatlanıp uçtukça<br />
Coşarım, ışık olurum<br />
Anadolu'yu aydınlatırım.<br />
*      *        *        *<br />
Atatürk şiiri yazmaya başladığımda<br />
Burası evim olabilir, bir otobüs durağı veya <br />
Bir marketin bahçesi olabilir.<br />
Konuya odaklanırım<br />
Dakikalar sonra<br />
İlk cümleler kağıda düştüğünde<br />
Sadece yazmak, daha çok yazmak isterim.<br />
*      *        *        *<br />
Şu son altı yılda yazdığım<br />
Atatürk ile ilgili seksen iki şiirim<br />
Okurlar tarafından beğenildi, takdir edildi<br />
Onlar haykırdılar, Atatürk, dediler<br />
Atatürk bizim tek önderimizdir, dediler.<br />
*      *        *        *<br />
Atatürk gibi bilgili, atak ve cesur olmak<br />
Komutasındaki az bir kuvvetle<br />
Yurdunu savunmaya çalışmak<br />
Değişik zamanlarda yaptığı pek çok savaşta<br />
Her zaman galip gelmek, hiç yenilmemek<br />
Anadolu bozkırında<br />
Üstün düşman kuvvetlerini<br />
Yok etmek. <br />
*      *        *        *<br />
Azim ve kararlılık<br />
Sağlam bir irade<br />
Üstün görüş yeteneği<br />
Olayı anında okumak<br />
Yanlış giden bir şeyler olduğunda<br />
Önlemini almak<br />
Tek bir güce, kendine inanmak<br />
Geçilemez denen düşman mevzilerini<br />
Paramparça etmek.<br />
*      *        *        *<br />
Zafer kazanmış bir kumandan edasıyla değil,<br />
Vatan kurtarmış bir komutan gibi<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni <br />
Dünya tarihine armağan etmek.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
------------------------------------------------<br />
<br />
DÜNYADAN BİR MUSTAFA KEMAL GEÇTİ<br />
Toprakları işgal edilmiş bir vatan<br />
Bağrına hançer dayamış olan düşmana çatan<br />
Özgürlük yolunda inanılmaz adımlar atan<br />
Düşmanın yüz tanesini bir kurşuna satan.<br />
*                *              *                *<br />
Başka milletlere boyun eğmeyi reddeden<br />
Bunun için, sessiz kalmayan, isyan eden<br />
Sekiz yıl boyunca cepheden cepheye giden<br />
Anadolu'nun boşluğunda düşmanı mahveden. <br />
*                *              *                *<br />
Ey Kurtuluş Savaşı'nın yenilmez armadası<br />
Ey dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı<br />
Ey Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı<br />
Tarih senden yana, bunu fazlasıyla hak ediyorsun.<br />
*                *              *                *<br />
Dünyadan bir Mustafa Kemal geldi, geçti<br />
Bu dünyada yaşamayı herkesten çok hak ediyordu<br />
Mümkün olsa yaşamımdan on yılımı uğruna feda ederdim<br />
İnanın Anadolu şu anda bambaşka bir kimliğe bürünürdü.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım  19-12-2021<br />
<br />
----------------------------------------------<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL: SAVAŞTA VE BARIŞTA DEVRİM    <br />
Devrim yaparsın savaş meydanlarında<br />
Girdiğin her savaşı kazanırsın<br />
Tarih yazarsın Mustafa Kemal gibi<br />
Mustafa Kemal Atatürk gibi.<br />
*      *        *        *<br />
Tarih kitaplarının yazdığı<br />
Savaş kahramanları<br />
Başka bir ülkenin sınırını geçenlerdir<br />
Onlar oraları fethederler. <br />
*      *        *        *<br />
Mustafa Kemal onlara benzemez<br />
Yurdunu istila eden düşmanlara karşı koyar<br />
Arada dağlar kadar değil, <br />
Çağlar kadar fark vardır<br />
Fikirleriyle, düşünceleriyle orta çağ karanlığını yok etmiştir<br />
Atatürk çağı başlamıştır. <br />
*      *        *        *<br />
Atatürk Çağı hiç bitmeyecektir<br />
Dünya durdukça var olacaktır<br />
Dünya sonsuza kadar var olacağına göre<br />
Atatürk hep en önde, hep zirvededir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BİR MUSTAFA KEMAL YARATMAK <br />
Gerçeğinin tıpatıp benzeri <br />
Beyni akıl dolu, oldukça zeki<br />
Yaşadığı çağın çok ilerisinde <br />
Dünya durdukça ışığıyla<br />
Evreni aydınlatacak<br />
Bir Mustafa Kemal yaratmak.<br />
*            *            *            * <br />
Yurduna saldıran düşmanlara karşı koyan<br />
Biz bu sınırlar içinde özgür ve <br />
Bağımsız yaşamak istiyoruz diyen<br />
Kurtuluş Savaşı'nı başlatan<br />
Onca yokluğun arasında kaybolmayan<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni yoktan var eden<br />
Savaş meydanlarının yenilmez armadası<br />
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı olan<br />
Bir Mustafa Kemal yaratmak.<br />
*            *            *            * <br />
Bir kurtarıcı olarak Çanakkale'ye gelmek<br />
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden ziyade<br />
Bir buçuk yıl acımasız doğa koşullarıyla ve <br />
Karla, kışla mücadele etmek<br />
Tabancasından çıkan tek bir kurşunun izini sürmek<br />
Düşman gemilerini Çanakkale'nin <br />
Karanlık sularına gömmeden<br />
Yağmur ve kar bulutlarını<br />
Paramparça eden <br />
Bir Mustafa Kemal yaratmak. <br />
*            *            *            * <br />
Kağıt önümde,  kalem elimde<br />
Yeni bir şey yok dünümde, bugünümde<br />
Aydınlık yarınlar vardır geleceğimde<br />
Adım Serdar Yıldırım der, coşar, çağlarım. <br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK İLE İLGİLİ BİR ŞİİR YAZMAK<br />
Kağıt önümde, kalem elimdedir<br />
Bir büyük enerji benim beynimdedir<br />
Kalem kağıdın üstünde kanatlanıp uçtukça<br />
Coşarım, ışık olurum<br />
Anadolu'yu aydınlatırım.<br />
*      *        *        *<br />
Atatürk şiiri yazmaya başladığımda<br />
Burası evim olabilir, bir otobüs durağı veya <br />
Bir marketin bahçesi olabilir.<br />
Konuya odaklanırım<br />
Dakikalar sonra<br />
İlk cümleler kağıda düştüğünde<br />
Sadece yazmak, daha çok yazmak isterim.<br />
*      *        *        *<br />
Şu son altı yılda yazdığım<br />
Atatürk ile ilgili seksen iki şiirim<br />
Okurlar tarafından beğenildi, takdir edildi<br />
Onlar haykırdılar, Atatürk, dediler<br />
Atatürk bizim tek önderimizdir, dediler.<br />
*      *        *        *<br />
Atatürk gibi bilgili, atak ve cesur olmak<br />
Komutasındaki az bir kuvvetle<br />
Yurdunu savunmaya çalışmak<br />
Değişik zamanlarda yaptığı pek çok savaşta<br />
Her zaman galip gelmek, hiç yenilmemek<br />
Anadolu bozkırında<br />
Üstün düşman kuvvetlerini<br />
Yok etmek. <br />
*      *        *        *<br />
Azim ve kararlılık<br />
Sağlam bir irade<br />
Üstün görüş yeteneği<br />
Olayı anında okumak<br />
Yanlış giden bir şeyler olduğunda<br />
Önlemini almak<br />
Tek bir güce, kendine inanmak<br />
Geçilemez denen düşman mevzilerini<br />
Paramparça etmek.<br />
*      *        *        *<br />
Zafer kazanmış bir kumandan edasıyla değil,<br />
Vatan kurtarmış bir komutan gibi<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni <br />
Dünya tarihine armağan etmek.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım<br />
<br />
------------------------------------------------<br />
<br />
DÜNYADAN BİR MUSTAFA KEMAL GEÇTİ<br />
Toprakları işgal edilmiş bir vatan<br />
Bağrına hançer dayamış olan düşmana çatan<br />
Özgürlük yolunda inanılmaz adımlar atan<br />
Düşmanın yüz tanesini bir kurşuna satan.<br />
*                *              *                *<br />
Başka milletlere boyun eğmeyi reddeden<br />
Bunun için, sessiz kalmayan, isyan eden<br />
Sekiz yıl boyunca cepheden cepheye giden<br />
Anadolu'nun boşluğunda düşmanı mahveden. <br />
*                *              *                *<br />
Ey Kurtuluş Savaşı'nın yenilmez armadası<br />
Ey dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı<br />
Ey Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı<br />
Tarih senden yana, bunu fazlasıyla hak ediyorsun.<br />
*                *              *                *<br />
Dünyadan bir Mustafa Kemal geldi, geçti<br />
Bu dünyada yaşamayı herkesten çok hak ediyordu<br />
Mümkün olsa yaşamımdan on yılımı uğruna feda ederdim<br />
İnanın Anadolu şu anda bambaşka bir kimliğe bürünürdü.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım  19-12-2021<br />
<br />
----------------------------------------------<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL: SAVAŞTA VE BARIŞTA DEVRİM    <br />
Devrim yaparsın savaş meydanlarında<br />
Girdiğin her savaşı kazanırsın<br />
Tarih yazarsın Mustafa Kemal gibi<br />
Mustafa Kemal Atatürk gibi.<br />
*      *        *        *<br />
Tarih kitaplarının yazdığı<br />
Savaş kahramanları<br />
Başka bir ülkenin sınırını geçenlerdir<br />
Onlar oraları fethederler. <br />
*      *        *        *<br />
Mustafa Kemal onlara benzemez<br />
Yurdunu istila eden düşmanlara karşı koyar<br />
Arada dağlar kadar değil, <br />
Çağlar kadar fark vardır<br />
Fikirleriyle, düşünceleriyle orta çağ karanlığını yok etmiştir<br />
Atatürk çağı başlamıştır. <br />
*      *        *        *<br />
Atatürk Çağı hiç bitmeyecektir<br />
Dünya durdukça var olacaktır<br />
Dünya sonsuza kadar var olacağına göre<br />
Atatürk hep en önde, hep zirvededir.<br />
<br />
SON<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ü Sevmek Zorundasın - Serdar Yıldırım]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BC-Sevmek-Zorundas%C4%B1n-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20430</link>
			<pubDate>Fri, 07 Jan 2022 12:18:15 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BC-Sevmek-Zorundas%C4%B1n-Serdar-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-20430</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'Ü SEVMEK ZORUNDASIN<br />
Kalbinde sevgi olmasa da<br />
Hiç kimseyi sevmesen de<br />
Atatürk bu vatanı kurtardı.<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
*            *            *            *<br />
Özgür ve bağımsız yaşıyorsan<br />
Köleliği düşman görüyorsan<br />
Hür düşünmeme engel olunamaz diyorsan,<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk sekiz yıl ailesinden ayrı kaldı.<br />
Gece gündüz demedi senin için savaştı.<br />
Yurduna saldıran düşmanları perişan etti.<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
*            *            *            *<br />
Samsun'a senin için çıktı.  <br />
Erzurum ve Sivas kongrelerini senin için yaptı.  <br />
Geceleri rahat uyku uyuyorsan, <br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.  <br />
*            *            *            *<br />
Evlendin, çocukların oldu.  <br />
İşin var, maaşın var, aç değilsin.        <br />
Sana bu yaşam kolaylığını sağlayan,  <br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.    <br />
*            *            *            *<br />
Atatürk, Atatürk, Atatürk demelisin.<br />
Devrimlerinin takipçisi olmalısın.<br />
Yurdunu İngiliz'e, Yunan'a, bırakmamak zorundasın.<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım - 5-6-2020]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'Ü SEVMEK ZORUNDASIN<br />
Kalbinde sevgi olmasa da<br />
Hiç kimseyi sevmesen de<br />
Atatürk bu vatanı kurtardı.<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
*            *            *            *<br />
Özgür ve bağımsız yaşıyorsan<br />
Köleliği düşman görüyorsan<br />
Hür düşünmeme engel olunamaz diyorsan,<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
*            *            *            *<br />
Atatürk sekiz yıl ailesinden ayrı kaldı.<br />
Gece gündüz demedi senin için savaştı.<br />
Yurduna saldıran düşmanları perişan etti.<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
*            *            *            *<br />
Samsun'a senin için çıktı.  <br />
Erzurum ve Sivas kongrelerini senin için yaptı.  <br />
Geceleri rahat uyku uyuyorsan, <br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.  <br />
*            *            *            *<br />
Evlendin, çocukların oldu.  <br />
İşin var, maaşın var, aç değilsin.        <br />
Sana bu yaşam kolaylığını sağlayan,  <br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.    <br />
*            *            *            *<br />
Atatürk, Atatürk, Atatürk demelisin.<br />
Devrimlerinin takipçisi olmalısın.<br />
Yurdunu İngiliz'e, Yunan'a, bırakmamak zorundasın.<br />
Atatürk'ü sevmek zorundasın.<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım - 5-6-2020]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Deprem Anısı]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-Deprem-An%C4%B1s%C4%B1-20424</link>
			<pubDate>Wed, 13 Oct 2021 13:01:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-Deprem-An%C4%B1s%C4%B1-20424</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN DEPREM ANISI <br />
Yıl 1896. 15 yaşındaydım. Manastır Askeri İdadisi 1. sınıfa gidiyordum. Okulumuz iki katlıydı ve bizim sınıf üst kattaydı. Fizik dersindeydik. Birden sarsıntı oldu. Arkadaşlardan bazıları, hocam, deprem oluyor, dedi. Fizik öğretmenimiz tavanda sallanan lambaya baktı ve sakin olun çocuklar, dedi. Geri geri gitmeye başladı. Kapının yanına gelince hızla kapıyı açıp dışarı kaçtı. Birkaç saniye içinde sınıfta yalnız kaldım. Sağıma, soluma bakındım,  kimse yoktu. Bir süre bekledim. Sonra ayağa kalktım ve pencereye doğru yöneldim. Dışarı baktığımda hayretler içinde kaldım: Okulumuzun mevcudu iki bin kişiydi ve bahçe öğretmen ve öğrenci doluydu. Yere çömelmişler ve öylece bekliyorlardı. Neden korktular hala anlayabilmiş değilim. <br />
Sınıfımdan çıktım, bazı sınıflara baktım, kimse yoktu. Alt kata indim,  sınıflar boştu. Ön kapıdan bahçeye çıkarsam öğretmenler bu davranışımdan hoşlanmazlar diye düşünerek, arka kapıdan bahçeye çıktım. Beni ayakta gören bir öğretmen, otur Mustafa, otur, dedi. Ben de yere çömeldim. Daha sonra aradan zaman geçti ve öğrenciler, öğretmenler nezaretinde sınıflarına gitti. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Bırak depremi,  Anafartalarda, Conk Bayırı'nda ingiliz gemilerinden atılan insan büyüklüğündeki gülleler yakınında patladığında Mustafa Kemal kaçıp gitmediyse bunu 15 yaşındaki cesaretine borçludur. Sadece cesur insanlar kahraman olur. Mustafa Kemal Çanakkale'de 34 yaşındaydı ve 15 yaşından iki kat daha fazla cesurdu. Bu cesur yüreği toprak altına almak için, bilek gerekti, yürek gerekti.  Korkaklar, kolay teslim olur ve boyun eğerdi. Mustafa Kemal boyun eğmedi ve galip geldi. Daha pek çok savaş kazandı ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Tarihe ismini altın harflerle yazdırdı.<br />
<br />
Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN DEPREM ANISI <br />
Yıl 1896. 15 yaşındaydım. Manastır Askeri İdadisi 1. sınıfa gidiyordum. Okulumuz iki katlıydı ve bizim sınıf üst kattaydı. Fizik dersindeydik. Birden sarsıntı oldu. Arkadaşlardan bazıları, hocam, deprem oluyor, dedi. Fizik öğretmenimiz tavanda sallanan lambaya baktı ve sakin olun çocuklar, dedi. Geri geri gitmeye başladı. Kapının yanına gelince hızla kapıyı açıp dışarı kaçtı. Birkaç saniye içinde sınıfta yalnız kaldım. Sağıma, soluma bakındım,  kimse yoktu. Bir süre bekledim. Sonra ayağa kalktım ve pencereye doğru yöneldim. Dışarı baktığımda hayretler içinde kaldım: Okulumuzun mevcudu iki bin kişiydi ve bahçe öğretmen ve öğrenci doluydu. Yere çömelmişler ve öylece bekliyorlardı. Neden korktular hala anlayabilmiş değilim. <br />
Sınıfımdan çıktım, bazı sınıflara baktım, kimse yoktu. Alt kata indim,  sınıflar boştu. Ön kapıdan bahçeye çıkarsam öğretmenler bu davranışımdan hoşlanmazlar diye düşünerek, arka kapıdan bahçeye çıktım. Beni ayakta gören bir öğretmen, otur Mustafa, otur, dedi. Ben de yere çömeldim. Daha sonra aradan zaman geçti ve öğrenciler, öğretmenler nezaretinde sınıflarına gitti. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994<br />
<br />
------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Bırak depremi,  Anafartalarda, Conk Bayırı'nda ingiliz gemilerinden atılan insan büyüklüğündeki gülleler yakınında patladığında Mustafa Kemal kaçıp gitmediyse bunu 15 yaşındaki cesaretine borçludur. Sadece cesur insanlar kahraman olur. Mustafa Kemal Çanakkale'de 34 yaşındaydı ve 15 yaşından iki kat daha fazla cesurdu. Bu cesur yüreği toprak altına almak için, bilek gerekti, yürek gerekti.  Korkaklar, kolay teslim olur ve boyun eğerdi. Mustafa Kemal boyun eğmedi ve galip geldi. Daha pek çok savaş kazandı ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Tarihe ismini altın harflerle yazdırdı.<br />
<br />
Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dedem Adem Yıldırım'ın Kurtuluş Savaşı Anıları]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Dedem-Adem-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-%C4%B1n-Kurtulu%C5%9F-Sava%C5%9F%C4%B1-An%C4%B1lar%C4%B1-20422</link>
			<pubDate>Fri, 10 Sep 2021 12:23:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Dedem-Adem-Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m-%C4%B1n-Kurtulu%C5%9F-Sava%C5%9F%C4%B1-An%C4%B1lar%C4%B1-20422</guid>
			<description><![CDATA[DEDEM ADEM YILDIRIM'IN KURTULUŞ SAVAŞI ANILARI<br />
Yıl 1921<br />
Anadolu düşman kuvvetleri tarafından kuşatılınca, Mustafa Kemal, Türk Ordusu'nu, Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekmiş. Burada 1.5 yıl genel bir taarruz için, hazırlık yapmış. Bu hazırlıklar sırasında şehirlerden, kasabalardan, köylerden, Mustafa Kemal'in çağrısına uyarak gelen binlerce genç varmış. Bunlardan birisi de,  dedem Adem Yıldırım'mış. O zamanlar henüz 19 yaşında olan dedem 1.90' a yaklaşan boyu ve sırım gibi vücuduyla gözünü budaktan sakınmaz, korkusuz, mert, yiğit bir köy delikanlısıymış. Ordugahta geçen ilk günler, yürüyüş talimleri, silah tutuş, kullanış ve atış çalışmaları derken, günlerden bir gün Mustafa Kemal yanında kurmay subayları olduğu halde yenice oluşturmaya çalıştığı Türk Ordusu'nu denetime çıkmış. <br />
Dilerseniz bundan sonrasını dedem anlatsın:    O gün öğle vakitleriydi. Geniş ovada pek çok alay, tabur, bölük, Mustafa Kemal Paşa tarafından teftiş ediliyordu. Paşa, eseri olan Türk Askeri'ne sağ elini hiç indirmeden selam vererek geliyordu. Arada bir, Merhaba asker, diyor, biz de sağ ol diyorduk. Ben uzun boylu olduğum için, bölüğün başındaydım. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri geldi tam önümde durdu. Merhaba asker, dedi. Biz, sağ ol, dedik. Yüzünü bize döndü. Rahat, dedi. Biz de, tüfeklerimizi indirdik. Rahat pozisyonuna geçtik. Bir metre kadar önümdeydi. Bir an göz göze geldik. O deniz mavisi gözleri, inanılmaz etkileyici bakıyordu. Sanki her an insanın üstüne atılacakmış gibiydi. Gözlerim karardı, başım döndü. Rahat pozisyonunda olmam beni kurtardı. Kabzası yere dayalı tüfeği sıkı sıkı tuttum, dayandım ve yere düşmedim. Aradan bunca yıl geçmesine karşılık o çelik bakışları hiç unutmadım. <br />
<br />
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx<br />
<br />
O yıllarda Yunan Ordusu Anadolu içlerine doğru ilerliyordu. Adem Yıldırım, Yunanlının geldiğini duyunca köydeki genç, çocuk, kadın, ihtiyar kim varsa toplayıp köyün ilerisindeki dağa götürmüştü. Orada köylüleri emin bir yere gizledikten sonra, elinde mavzeriyle geri dönerek, ağaçların arasına saklanıp, köyü seyre dalmıştı. Acaba Yunan askerleri köyde ne yapacaktı?<br />
Adem Yıldırım az sonra kendi evinden feryatlar duymaya başlamıştı. Evde neler oluyordu?<br />
Yunan askerleri, köyün zenginini yakalamışlar ve konuşturmak için, işkence ediyorlardı:  Söyle Türko, altınlar nerede? <br />
Yunan askerleri, acımadan elleri, ayakları bağlı adamı evdeki ocağın içinde yanan odun ateşine doğru sürüyordu:  Konuş Türko, altınları nereye sakladın? <br />
Zavallı adamın ayak parmakları ve bilekleri yanmıştı. Yunan askerleri, onu daha da ateşin içine itiyordu. <br />
Bu arada Adem Yıldırım sesinden tanıdığı köyün zengininin yürek parçalayan feryatlarına dayanamamış ve evin yanındaki tarabalığa tüfeğiyle iki el ateş etmiş. Tüfekle ateş edildiğini duyan Yunan askerleri, Türk askerleri geliyor zannedip, kaçıp gitmişler. Bunun üzerine Adem Yıldırım eve gelmiş ve yarı beline kadar ateşte yanmış ve ölmüş olan adamı ateşin içinden çıkarmış.  Daha sonra olayı öğrenen ve çok üzülen zengin adamın karısı evlerinin ahırına, toprak altına gizledikleri bir teneke altını, Ankara'daki Mustafa Kemal Paşa'ya ulaştırılmak üzere, Türk subaylarına teslim etmiş. <br />
Ben çocukken, her yıl yaz tatilinde bir haftalığına köye giderdik. Dedem her gidişte gerçekten yaşadığı bu olayları bana anlatır ve Serdar, yaz bunları, derdi. Ben de, merak etme, dede, mutlaka yazarım, derdim. İşte, bu hikayeler, dedemin bana anlattığı hikayelerdir. Dedemi son olarak on üç yaşındayken görmüştüm. Otuz yedi yıl sonra bu anıları yazmak nasip oldu. Umarım okuyanlar, Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Cumhuriyeti çok severler. Atatürk'ün devrimlerine sahip çıkarlar ve savaşın ne kadar acımasız olduğunu anlarlar. Kurtuluş Savaşı kolay kazanılmadı. Sevgiyle kalın. <br />
<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[DEDEM ADEM YILDIRIM'IN KURTULUŞ SAVAŞI ANILARI<br />
Yıl 1921<br />
Anadolu düşman kuvvetleri tarafından kuşatılınca, Mustafa Kemal, Türk Ordusu'nu, Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekmiş. Burada 1.5 yıl genel bir taarruz için, hazırlık yapmış. Bu hazırlıklar sırasında şehirlerden, kasabalardan, köylerden, Mustafa Kemal'in çağrısına uyarak gelen binlerce genç varmış. Bunlardan birisi de,  dedem Adem Yıldırım'mış. O zamanlar henüz 19 yaşında olan dedem 1.90' a yaklaşan boyu ve sırım gibi vücuduyla gözünü budaktan sakınmaz, korkusuz, mert, yiğit bir köy delikanlısıymış. Ordugahta geçen ilk günler, yürüyüş talimleri, silah tutuş, kullanış ve atış çalışmaları derken, günlerden bir gün Mustafa Kemal yanında kurmay subayları olduğu halde yenice oluşturmaya çalıştığı Türk Ordusu'nu denetime çıkmış. <br />
Dilerseniz bundan sonrasını dedem anlatsın:    O gün öğle vakitleriydi. Geniş ovada pek çok alay, tabur, bölük, Mustafa Kemal Paşa tarafından teftiş ediliyordu. Paşa, eseri olan Türk Askeri'ne sağ elini hiç indirmeden selam vererek geliyordu. Arada bir, Merhaba asker, diyor, biz de sağ ol diyorduk. Ben uzun boylu olduğum için, bölüğün başındaydım. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri geldi tam önümde durdu. Merhaba asker, dedi. Biz, sağ ol, dedik. Yüzünü bize döndü. Rahat, dedi. Biz de, tüfeklerimizi indirdik. Rahat pozisyonuna geçtik. Bir metre kadar önümdeydi. Bir an göz göze geldik. O deniz mavisi gözleri, inanılmaz etkileyici bakıyordu. Sanki her an insanın üstüne atılacakmış gibiydi. Gözlerim karardı, başım döndü. Rahat pozisyonunda olmam beni kurtardı. Kabzası yere dayalı tüfeği sıkı sıkı tuttum, dayandım ve yere düşmedim. Aradan bunca yıl geçmesine karşılık o çelik bakışları hiç unutmadım. <br />
<br />
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx<br />
<br />
O yıllarda Yunan Ordusu Anadolu içlerine doğru ilerliyordu. Adem Yıldırım, Yunanlının geldiğini duyunca köydeki genç, çocuk, kadın, ihtiyar kim varsa toplayıp köyün ilerisindeki dağa götürmüştü. Orada köylüleri emin bir yere gizledikten sonra, elinde mavzeriyle geri dönerek, ağaçların arasına saklanıp, köyü seyre dalmıştı. Acaba Yunan askerleri köyde ne yapacaktı?<br />
Adem Yıldırım az sonra kendi evinden feryatlar duymaya başlamıştı. Evde neler oluyordu?<br />
Yunan askerleri, köyün zenginini yakalamışlar ve konuşturmak için, işkence ediyorlardı:  Söyle Türko, altınlar nerede? <br />
Yunan askerleri, acımadan elleri, ayakları bağlı adamı evdeki ocağın içinde yanan odun ateşine doğru sürüyordu:  Konuş Türko, altınları nereye sakladın? <br />
Zavallı adamın ayak parmakları ve bilekleri yanmıştı. Yunan askerleri, onu daha da ateşin içine itiyordu. <br />
Bu arada Adem Yıldırım sesinden tanıdığı köyün zengininin yürek parçalayan feryatlarına dayanamamış ve evin yanındaki tarabalığa tüfeğiyle iki el ateş etmiş. Tüfekle ateş edildiğini duyan Yunan askerleri, Türk askerleri geliyor zannedip, kaçıp gitmişler. Bunun üzerine Adem Yıldırım eve gelmiş ve yarı beline kadar ateşte yanmış ve ölmüş olan adamı ateşin içinden çıkarmış.  Daha sonra olayı öğrenen ve çok üzülen zengin adamın karısı evlerinin ahırına, toprak altına gizledikleri bir teneke altını, Ankara'daki Mustafa Kemal Paşa'ya ulaştırılmak üzere, Türk subaylarına teslim etmiş. <br />
Ben çocukken, her yıl yaz tatilinde bir haftalığına köye giderdik. Dedem her gidişte gerçekten yaşadığı bu olayları bana anlatır ve Serdar, yaz bunları, derdi. Ben de, merak etme, dede, mutlaka yazarım, derdim. İşte, bu hikayeler, dedemin bana anlattığı hikayelerdir. Dedemi son olarak on üç yaşındayken görmüştüm. Otuz yedi yıl sonra bu anıları yazmak nasip oldu. Umarım okuyanlar, Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Cumhuriyeti çok severler. Atatürk'ün devrimlerine sahip çıkarlar ve savaşın ne kadar acımasız olduğunu anlarlar. Kurtuluş Savaşı kolay kazanılmadı. Sevgiyle kalın. <br />
<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[23 Nisan Ve Cumhuriyet Şiirleri]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-23-Nisan-Ve-Cumhuriyet-%C5%9Eiirleri-20421</link>
			<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 18:10:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-23-Nisan-Ve-Cumhuriyet-%C5%9Eiirleri-20421</guid>
			<description><![CDATA[23 NİSAN<br />
Bugün 23 nisan<br />
Coşkulu tüm çocuklar<br />
Atatürk'ün çocuklara <br />
Armağan ettiği bir bayram.<br />
*        *        *        *<br />
Sevinin çocuklar<br />
Gülün, oynayın<br />
Bakın Atatürk size<br />
Bu bayramı hediye etti.<br />
*        *        *        *<br />
Yoktu böyle bir bayram<br />
Dünyada bir ilk<br />
Farkına vardı bunun<br />
Yüce Atatürk.<br />
<br />
-------------------------------------<br />
<br />
23 NİSAN COŞKUSU<br />
Atatürk'e inansan<br />
O'nun yoldaşı olsan<br />
Dünya uygarlığından <br />
Biraz medeniyet kapsan.<br />
*        *        *        *<br />
Zaman geriye gitmez<br />
Hep ileri gider<br />
Atatürk'ün çağdaş fikirleri<br />
Gerici düşünceyi siler.<br />
*        *        *        *<br />
Atatürk bu vatanı kurtardı<br />
Cumhuriyeti kurdu<br />
O'na minnettar olmalıyız<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni korumalıyız.<br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
CUMHURİYET ÇOCUKLARI<br />
Neşelidir, güler yüzlüdür<br />
Cumhuriyet çocukları<br />
Geleceğe güvenle bakar<br />
Cumhuriyet çocukları.<br />
*          *          *          *<br />
İnsanların barışında<br />
Uygarlık yarışında<br />
Atatürk'ün peşinden koşar<br />
Cumhuriyet çocukları.<br />
*          *        *          *<br />
Kitap okur, öğrenir<br />
Kendine güveni tamdır<br />
Fikirde, düşüncede özgürdür<br />
Cumhuriyet çocukları.<br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
19 MAYIS 1919<br />
Bugün 19 mayıs<br />
Anadolu Halkı üstünde oynanan bahis.<br />
*            *          *          *<br />
1919 ve 1923 yılları arası <br />
Olmadı hiçbir asker terhis.<br />
*            *          *          *<br />
Mustafa Kemal Samsun'da göründü<br />
Düşmanın ışığı bir anda söndü.<br />
*            *          *          *<br />
Işığı tekrar  yakmak fayda etmedi<br />
Mustafa Kemal vardı, O'na güç yetmedi.<br />
*            *          *          *<br />
Mustafa Kemal bu, seni rakip tanır mı?<br />
Zorlu bir savaşta sana nefes aldırır mı?<br />
*            *          *          *<br />
Ey ingiliz, Çanakkale'de Anzak'ı öne sürdün<br />
Sadece Anzak'ı değil, kendini de bitirdin.<br />
*            *          *          *<br />
Nasıl ama Mustafa Kemal şahlandı<br />
Türk Askeri mevzide cephe aldı.<br />
*            *          *          *<br />
Pişman ve perişan oldun, çöktün<br />
Vurulup düşen Anzak'ın üstünü toprakla örttün.<br />
*            *          *          *<br />
Taarruz Kemal geldi dedin, neden kaçtın?<br />
Güneş batmayan imparatorluğuna korku saçtın.<br />
*            *          *          *<br />
Kaldı mı Mustafa Kemal'den sonra senin imparatorluğun<br />
Zirveden öyle bir düştün ki, kalmadı korkuluğun.<br />
<br />
--------------------------------------------------<br />
<br />
KURTULUŞ SAVAŞI NASIL BAŞLADI?<br />
Mustafa Kemal Paşa <br />
9. Ordu Müfettişi olarak<br />
18 Silah arkadaşıyla birlikte<br />
16 Mayıs 1919 günü İstanbul'dan yola çıktı.<br />
Peşlerinde iki ingiliz zırhlısı vardı.<br />
Onları atlatmak kolay olmadı.<br />
Fırtınalı bir havada<br />
Bandırma Vapuru' yla<br />
Kıyı şeridini takip ederek<br />
17 Mayısta İnebolu'ya<br />
18 Mayısta Sinop'a uğradı.<br />
19 Mayıs 1919' da emperyalizmin ağlarını yırtarak, <br />
Samsun Limanı'na demir attı.<br />
Böylelikle Türk'ün Kurtuluş Savaşı başladı.<br />
<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[23 NİSAN<br />
Bugün 23 nisan<br />
Coşkulu tüm çocuklar<br />
Atatürk'ün çocuklara <br />
Armağan ettiği bir bayram.<br />
*        *        *        *<br />
Sevinin çocuklar<br />
Gülün, oynayın<br />
Bakın Atatürk size<br />
Bu bayramı hediye etti.<br />
*        *        *        *<br />
Yoktu böyle bir bayram<br />
Dünyada bir ilk<br />
Farkına vardı bunun<br />
Yüce Atatürk.<br />
<br />
-------------------------------------<br />
<br />
23 NİSAN COŞKUSU<br />
Atatürk'e inansan<br />
O'nun yoldaşı olsan<br />
Dünya uygarlığından <br />
Biraz medeniyet kapsan.<br />
*        *        *        *<br />
Zaman geriye gitmez<br />
Hep ileri gider<br />
Atatürk'ün çağdaş fikirleri<br />
Gerici düşünceyi siler.<br />
*        *        *        *<br />
Atatürk bu vatanı kurtardı<br />
Cumhuriyeti kurdu<br />
O'na minnettar olmalıyız<br />
Türkiye Cumhuriyeti'ni korumalıyız.<br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
CUMHURİYET ÇOCUKLARI<br />
Neşelidir, güler yüzlüdür<br />
Cumhuriyet çocukları<br />
Geleceğe güvenle bakar<br />
Cumhuriyet çocukları.<br />
*          *          *          *<br />
İnsanların barışında<br />
Uygarlık yarışında<br />
Atatürk'ün peşinden koşar<br />
Cumhuriyet çocukları.<br />
*          *        *          *<br />
Kitap okur, öğrenir<br />
Kendine güveni tamdır<br />
Fikirde, düşüncede özgürdür<br />
Cumhuriyet çocukları.<br />
<br />
-----------------------------------------<br />
<br />
19 MAYIS 1919<br />
Bugün 19 mayıs<br />
Anadolu Halkı üstünde oynanan bahis.<br />
*            *          *          *<br />
1919 ve 1923 yılları arası <br />
Olmadı hiçbir asker terhis.<br />
*            *          *          *<br />
Mustafa Kemal Samsun'da göründü<br />
Düşmanın ışığı bir anda söndü.<br />
*            *          *          *<br />
Işığı tekrar  yakmak fayda etmedi<br />
Mustafa Kemal vardı, O'na güç yetmedi.<br />
*            *          *          *<br />
Mustafa Kemal bu, seni rakip tanır mı?<br />
Zorlu bir savaşta sana nefes aldırır mı?<br />
*            *          *          *<br />
Ey ingiliz, Çanakkale'de Anzak'ı öne sürdün<br />
Sadece Anzak'ı değil, kendini de bitirdin.<br />
*            *          *          *<br />
Nasıl ama Mustafa Kemal şahlandı<br />
Türk Askeri mevzide cephe aldı.<br />
*            *          *          *<br />
Pişman ve perişan oldun, çöktün<br />
Vurulup düşen Anzak'ın üstünü toprakla örttün.<br />
*            *          *          *<br />
Taarruz Kemal geldi dedin, neden kaçtın?<br />
Güneş batmayan imparatorluğuna korku saçtın.<br />
*            *          *          *<br />
Kaldı mı Mustafa Kemal'den sonra senin imparatorluğun<br />
Zirveden öyle bir düştün ki, kalmadı korkuluğun.<br />
<br />
--------------------------------------------------<br />
<br />
KURTULUŞ SAVAŞI NASIL BAŞLADI?<br />
Mustafa Kemal Paşa <br />
9. Ordu Müfettişi olarak<br />
18 Silah arkadaşıyla birlikte<br />
16 Mayıs 1919 günü İstanbul'dan yola çıktı.<br />
Peşlerinde iki ingiliz zırhlısı vardı.<br />
Onları atlatmak kolay olmadı.<br />
Fırtınalı bir havada<br />
Bandırma Vapuru' yla<br />
Kıyı şeridini takip ederek<br />
17 Mayısta İnebolu'ya<br />
18 Mayısta Sinop'a uğradı.<br />
19 Mayıs 1919' da emperyalizmin ağlarını yırtarak, <br />
Samsun Limanı'na demir attı.<br />
Böylelikle Türk'ün Kurtuluş Savaşı başladı.<br />
<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluk Anısı: Rum Çocuk Çetesi]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1s%C4%B1-Rum-%C3%87ocuk-%C3%87etesi-20406</link>
			<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 21:36:39 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Atat%C3%BCrk-%C3%BCn-%C3%87ocukluk-An%C4%B1s%C4%B1-Rum-%C3%87ocuk-%C3%87etesi-20406</guid>
			<description><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: RUM ÇOCUK ÇETESİ<br />
Mustafa'nın dayısı Hüseyin Ağa akşamüstü çiftliğe geldi. Hava karamaya başladığından herkes odada oturmuş, akşam yemeği öncesi sohbete dalmıştı. <br />
Hüseyin Ağa: " Millet duydunuz mu? Karşı Rum köyünden çocuklar beş-altı kişilik bir çete kurmuşlar, sağa sola saldırıyorlarmış. Tarlada veya yolda yalnız Türk çocuğu görürlerse dövüyorlarmış. Çevre köylerde herkeste bir korku varmış. Çocuklar, yalnız evin kapısına çıkamıyormuş. Bugün öğle vakitleri bizim köyden Hasan'ın oğlu Veli'yi bahçede yakalayıp dövmüşler. Veli şimdi evinde yaralı yatıyor. Gittim, gördüm. Ağzı, yüzü kanamış, ayrıca ayaklarına sopayla vurmuşlar, yürüyemiyormuş. " <br />
Hüseyin Ağa'nın Karısı: " Yazıklar olsun! Veli'den ne istemişler? Kendi halinde, saf, iyi yürekli bir çocuk o. "<br />
Zübeyde Hanım: " Ben bu Rumları hiç sevmem, çünkü her Rum, Türk düşmanı olarak doğar. Rum çeteler, Türk köylerine hep saldırırlar. Şimdi bir de çocukları çıktı başımıza. "<br />
Hüseyin Ağa: " Mustafa, artık bakla tarlası işi de yatar. Rum çocuklar bizim köyün etrafında gezerlermiş. Zannedersem bundan sonra bakla tarlasında bekçilik yapmaya gitmezsin. Rum çocuklara yakalanırsan seni ikiye bölerler. "<br />
Mustafa: " Dayıcığım, bu mümkün değil. Onlar beni ikiye bölmeden, ben onları dörde bölerim. "<br />
Odada gülüşmeler çoğalınca Hüseyin Ağa, ben ellerimi bir yıkayayım, deyip dışarı çıktı. Akşam yemeği yendikten sonra da aynı konu konuşuldu. Konuşulanlar özetlenirse, artık Mustafa, Makbule ve Hüseyin Ağa'nın çocukları kesinlikle çiftlik duvarları dışına çıkmayacaktı. <br />
Mustafa ise, korkmakla bir yere varılamayacağını, söyledi. Benim tarlaya gitmemem, zalimin zulmüne dur demeyeceğim anlamına gelir. Ben tarlaya gitmeyeyim, Ahmet, Mehmet gitmesin. Bunun sonu nereye varır? Bu duruma karşı çıkacak birileri lazım, birisi lazım. Mustafa, Rum çocuklardan korktu da tarlaya gitmedi dedirtmem kimseye, dediyse de dinletemedi. <br />
Zübeyde Hanım: " Cesaretin böylesini alkışlarım ama tarlaya yalnız gitmeni istemiyorum. Otur oturduğun yerde, " dedi. <br />
Hüseyin Ağa: " Boş ver be Mustafa. Önemseme böyle şeyleri. Ben o Rum çocukları görürsem sopayla kovalarım. Sanki memleketi sen mi kurtaracaksın? " diye sordu.<br />
Mustafa: " Evet, dayıcığım, gerekirse evet. "<br />
<br />
Mustafa ertesi gün daha güneş doğmadan yatağından kalktı. Üstünü değiştirip, dışarı çıktı. Çiftlikten ayrılıp bakla tarlasına doğru yürümeye başladı. Ay ışığı altında önünü görüyordu. Demek Rum çocuklar çete kurmuşlar ve Türk çocuklarını dövüyorlarmış. Daha iki gün önce Veli'yle dört taş oyunu oynamışlardı. Veli şimdi acaba ne haldeydi? Yüzündeki yaralar biraz iyileşmiştir. Ayaklarına sopayla vurmuşlar. Yürüyememesi çok kötü. Mazluma eziyet, cezayı gerektirir. Gerekirse cezalandırıcı olurum. <br />
<br />
Mustafa bakla tarlasına vardığında güneşin ilk ışıkları ortalığı aydınlatmaya başlamıştı. Sabah oluyordu. Tarlanın ortasında bulunan kulübeye girdi. Oradaki birkaç aleti aldı. Bunları eski giyecek eşyalarının altına koyarak kapının iki tarafına gizledi. Daha sonra tarlanın dışına çıkarak, geri döndü. Son derece yavaş adımlarla, arada bir durup düşünerek, tarlaya girdi ve kulübeye doğru yürümeye başladı. Kendini çete reisi yerine koyuyor, yine kendisi için, felaket senaryosu üretiyordu. <br />
<br />
Mustafa tarlanın ortasında bulunan kulübenin yakınlarında dururken ilerideki tarlanın kenarından yürüyerek gelen birkaç kişi gördü. Gelenler yaklaştıkça Mustafa bunların görünüşlerinden çocuk, giyinişlerinden Rum olduklarını anladı. Bakalım bu Rum çocuklar yalnız buldukları Türk çocuklarını döven çetenin elemanları mıydılar? Mustafa, en kötü ihtimalle bunlar onlardır, diye düşünerek, dik duruşunu bozmadı. Değilseler ne iyi ama ya onlarsa önce uyarıcı sonra caydırıcı olmalıydı. Mecbur kalmadıkça kavga işine girmek istemiyordu. Belki de büyüdüğünde çok daha büyük kavgalara kendini hazırlıyordu. Böyle dar alanlarda marifet gösterilemeyeceğini düşünüyordu. İnsanın bir marifeti varsa bunu dünyaya göstermeliydi. <br />
<br />
Beş Rum çocuğundan dördü tarlanın kenarında kaldı. Sadece biri, kabadayı hareketlerle yürüyeni tarlaya girdi ve Mustafa'ya doğru yürümeye başladı. Sağ tarafından su almış, hafifçe yana yatmış gemi gibi, kafa öne eğilmiş, gözlerini belertmiş, bakışlarını Mustafa'ya dikmiş, O'nun korkmasını ve kaçmasını bekleyerek yanından geçip kulübeye girip çıktı ve gelip Mustafa'nın iki adım karşısında durdu. <br />
" Hey arkadaş! Sen heykel gibi dimdik durmak. Yok kulübede baba, dede. Demek sadece kendine güvenmek var. " <br />
" Doğrudur bu. Kendime çok güvenirim. Her engeli aşmasını bilirim. "<br />
" Dur arkadaş! Farz et ki, önünde büyük engel, aşamadın engeli. " <br />
" O zaman, engeli yıkar geçerim. "<br />
" Vay be!.. Bravo arkadaş! Sen çok cesur olmak. Ben seni alkışlamak. Gün gelip dünya seni alkışlamak. Ben sana hürmet, saygı. Ben yanlış yapmak. Dövmek Türk çocuklarını. Senden utanmak. Buralardan gitmek ben, çok uzaklara. " <br />
<br />
Rum çocuklar gittikten sonra Mustafa bir süre oralarda gezindi. Cesur olmak, bana her zaman artı puan kazandırmıştır, diye düşündü. Cesur olmasaydım, sabahın köründe tarlaya gelip Rum çocuklarını beklemezdim. Çetenin elebaşı, karşımda tutunamayacaklarını anladığı için, ters - yüz edip, arkasına bakmadan kaçtı. Benim için, birle beş hiç fark etmez. Kapışma olsaydı, onların alacakları eksi puanları geldikleri Rum köyündekiler bir günde saymakla bitiremezdi. <br />
<br />
Sabah uyanınca Mustafa'nın yatağının boş olduğunu gören dayısı, Mustafa'yı aramaya çıkmıştı. O'nu nerede bulacağını çok iyi biliyordu. Tarlaya geldiğinde:<br />
" Neden böyle yaptın Mustafa, erkenden tarlaya geldin? Biraz önce Rum çocuklarını gördüm. Hızlı hızlı gidiyorlardı. Galiba buraya uğramışlar. Sende kırık - çıkık yok ya? " <br />
" Bende kırık - çıkık yok da, çete reisiyle kısa bir tartışmamız oldu. Böylelikle kötülük yapma düşüncesi kayboldu. Türk, öyle güçlüdür ki, her zorluğun üstesinden gelir. Daima başarılı olur. Türk'ün gücünü az önce anladılar. Ben büyüdüğümde daha iyi anlayacaklar. "<br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU - 5<br />
Mustafa bir gün bakla tarlasında otururken canı sıkıldı ve gezmeye çıktı. Bu kez biraz daha, biraz daha derken, çok uzaklara gitti. Sonunda, karşısına bir göl çıktı. Mustafa göl kıyısında yürürken, yan taraftaki kayalıktan kendisine seslenildiğini duydu:  “ Hey, baksana bana, ne gezip duruyorsun göl kıyısında, gelsene buraya. Gel, yabancı değilim ben. “ <br />
Mustafa kafasını sağa çevirip baktı. 35 - 40 yaşlarında, uzun boylu, temiz yüzlü bir adam el sallıyordu. Güler yüzlü bu adam Mustafa’nın durakladığını görünce:  “ Ne yapalım canım, madem ki, sen benim yanıma gelmiyorsun, ben senin yanına gelirim “ dedi ve Mustafa’nın yanına doğru yürümeye başladı. Biraz sonra, O’nun yanına varmıştı. Adam, elini uzatarak:  “ Ben Nihat Bey “ dedi. <br />
Mustafa, adamın saygılı bir şekilde uzattığı eli içtenlikle sıktı:  “ Ben de Mustafa. Tanıştığımıza sevindim “ dedi. <br />
Daha sonra Nihat Bey ile Mustafa, yakındaki bir mağaranın önüne gidip oturdular. Nihat Bey, burada beş konu ortaya attı ve Mustafa’nın konularla ilgili beş sorusunu cevapladı. <br />
<br />
Nihat Bey: “ İnsanlar iyi şeyler düşünmeli, iyi işler yapmalı, iyi insan olmalıdır. İyi insan, güzel insandır. Güzel insan fevkaladedir. Fevkaladelik insanın beyninde ve yüreğinde bulunmalıdır. Aleladelik beyin ve yürekte bulunmaz. Sadece davranışlarda kendini belli eder. "<br />
Mustafa: “ Alelade insana örnek verebilir misin? “ <br />
Nihat Bey: “ Sert, kaba ve kırıcı sözler söyleyendir. Doğru nedir bilmez, yanlışı fark etmez. “<br />
<br />
Nihat Bey: “ Okumak, zekâyı geliştirir, cehaleti eleştirir. Cehaleti cahil eleştirmez. Cahil okumaz veya okuduğunu anlamaz. Cahilde zekâ yoktur. Dünyada cahil çoktur. “<br />
Mustafa: “ Bazı insan çok okuyor, iyi de bir insan, erdem sahibi kabul ediliyor ama çekilmiş köşesine. Bilgisinden faydalanan yok. Doğru mu bu? “ <br />
Nihat Bey: “ Erdemli insan, üstün insandır. O, yücedir, büyüktür. Erdemli insan, insanlara öğretmeyi, onları eğitmeyi görev kabul eder. Bu işin zorluğunu bilir ve iradesini giderek güçlendirir. “ <br />
<br />
Nihat Bey: “ Yıldızlar gökyüzünün gözleridir. Onlar, her şeyi görür. Gece de vardırlar, gündüz de vardırlar ama gündüz gözükmezler. “ <br />
Mustafa: “ Gökyüzüne insan dersek, gözlerimiz yıldızlar oluyor. Bizde iki olan yıldız gökyüzünde niye çok? “ <br />
Nihat Bey: “ İnsan gökyüzüne oranla küçük ve iki yıldız yetiyor. İnsan fikir ve düşünce bakımından gelişirse beyninde ve kalbinde iki göz açılır. Bunlar beyin gözü ve kalp gözüdür. “ <br />
<br />
Nihat Bey: “ Savaş iyi bir şey değildir. İyi olmayan bir şey kötü bir şeydir. O zaman savaş kötü bir şeydir. Savaşın zıttı barıştır. Savaş kötü olduğuna göre barış iyidir. “ <br />
Mustafa: “ Barışı çok istemene karşın, barıştan uzaklaştırılırsan, savaşmak zorunda bırakılırsan? “ <br />
Nihat Bey: “ Eğer vatanın tehlikedeyse savaşırsın, yenilgiyi düşünmezsen, kazanırsın. Kazandın diye haddi aşmazsın. Barış istersin. “ <br />
<br />
Nihat Bey: “ Uygarlık önemli, gelecek gizemli. Uygarlık sevgiyle paralel gelişirse, gelecek mutlu, insanlar mutlu; yoksa gelecek mutsuz, insanlar mutsuz. “ <br />
Mustafa: “ Sevgisiz uygarlık olmaz diyorsun. Sevgi yürürken uygarlık koşarsa ne olacak? “ <br />
Nihat Bey: “ Öyle olmaması gerekir. Uygarlık sevgiyi sırtlamalı, sırtında taşımalı. “ <br />
Nihat Bey’in yanından ayrılan Mustafa, bakla tarlasına geri dönerken, onunla yaptığı görüşmeyi faydalı buluyor ve iyi ki, göl kıyısına gittim, diye düşünüyordu. <br />
<br />
SON<br />
<br />
TÜRKÇE 6. SINIF <br />
Hepsi 1 Arada<br />
TUDEM YAYINLARI - 29. SAYFA<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ARKADAŞIM HALİT <br />
Babam Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yaptığı için, Selanik dışında çalışıyormuş. O zamanlar anneme Üftade adında siyahi bir kadını yardımcı olarak tutmuş. Daha sonra ben dünyaya gelmişim. İki ay sonra Üftade'nin bir yeğeni doğmuş. Adını Halit koymuşlar. Yaşımız gelince bizi Mahalle Mektebi'ne yazdırdılar ama ben bir süre sonra oradan ayrılıp Şemsi Efendi Okulu'na geçiş yaptım. ( O zamanın ilkokulu ) Halit ise, Mahalle Mektebi'ne devam etti.<br />
Böylece aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Halit yanıma gelerek, efendi ve köle kelimelerinin anlamını sordu. Ben, insanların köle olarak kullanılamayacağını ve her insanın bir başkasının değil, sadece kendisinin efendisi olabileceğini söyledim. <br />
Bunun üzerine Halit, sen gel bunları arkadaşlara anlat. Tenim siyah olduğu için, kendilerinin efendi, benim ise, köle olduğumu söylüyorlar, dedi.<br />
Hangi arkadaşların Halit, sınıf arkadaşların mı? diye sordum.<br />
Evet, sınıf arkadaşlarım, dedi. <br />
Bak Halit, dedim, yarın bizim öğretmen izinli, okula gitmeyeceğim. Sınıfınıza gelir arkadaşlarınla konuşurum. Olur mu?<br />
Halit, olur, dedi.<br />
Ertesi gün Mahalle Mektebi'ne gittiğimde Halit'in ikinci dersten sonra ortadan kaybolduğunu öğrendim. Çok aradık Halit'i bulamadık. Ancak akşamüstü eve geldi. Anlattığına göre, köle olmasını ve her dediklerini yapmasını isteyen arkadaşlarından kurtulmak için, mektepten kaçmış ve Selanik dışına çıkmış. Daha sonra benim dediklerimi hatırlamış ve kendisinin efendisi olduğu için, geri gelmiş. <br />
Halit'e arkadaşlarıyla konuştuğumu ve efendi, köle gibisinden iki kelimeyi bir daha kullanmayacakları sözünü aldığımı söyledim.  Halit bir daha Mahalle Mektebi'ne gitmedi. Annesi onu Şemsi Efendi'nin laik okuluna yazdırdı. Halit bizim sınıfa geldi. Fikirler ve düşünceler hür, kelepçe yok. Herkes kendi fikrinin efendisi, köle yok. <br />
Aradan günler geçtikçe Halit bir açıldı. Durgun, düşünceli Halit gitti, neşeli, hareketli Halit geldi. Derslerine çok çalıştı. Mahalle Mektebi'ne giderken sınıfın en tembeli Halit, Şemsi Efendi Okulu'nda sınıfın çalışkanları arasına girmeyi başardı. <br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBİSE KAVGASI<br />
Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler. <br />
Annem:  " Tabi olur, benim güzel çocuklarım. Ölçünüzü alır, size yeni birer elbise dikerim. Şunun şurasında bayrama ne kaldı? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. " <br />
Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı. <br />
Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule'nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş. <br />
Araya giren annem Naciye'ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye:  " Ama anne, benim elbisem üstüme olmadı, çok dar geldi. Bir de ablamın elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? "  Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi. <br />
Annem:  " Tabi dar gelir. Siz büyüme çağındasınız. İki ay önce diktiğim elbisenin şimdi dar geleceğini düşünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule'ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. " <br />
Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim. <br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 21-22<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 16-17<br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
                          <br />
BALIKLARI SUYA ATTIM<br />
Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi:<br />
" Vay Mustafa , bakıyorum göletteki bütün balıkları yakalamışsın. Bu kadar balık bize çok, yarısını köye verelim. Hani balıklar, oltana yakalanmak için, atılırlardı. Hani avladığın balıkları şanslı sayardın. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayı doldur da sonra ikinci kovayı iste. "<br />
<br />
Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi:<br />
" Mustafa abim, yakaladığı balıkları suya atmasaydı iki kova dolardı. "<br />
Bunun üzerine dayım: " Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? " diye sordu.<br />
Makbule bu soruya şöyle cevap verdi: " Çünkü Naciye balıklara acıdı ve her balık yakalandıktan sonra ağladı. "<br />
Naciye: " Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. " dedi.<br />
Dayım: " Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. " dedi.<br />
Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile göz göze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. <br />
<br />
Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, neredesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler.<br />
<br />
Benim Adım Atatürk -  Puslu Yayıncılık - Sayfa: 21-23<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 21-22<br />
<br />
-------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARANLIKTAN KORKMAM<br />
On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. (O zamanın lisesi) Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık. <br />
Enver: "İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin" dedi.<br />
Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük. <br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 47<br />
<br />
İLK ANDA CANIM SIKILMIŞTI              <br />
Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandım.<br />
Annem: ” Dayısı şuna bak, Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya, Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyse ki Makbule’ye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti ” dedi.<br />
Dayım: ” Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.<br />
Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbule’nin iyileştiğini duyunca rahatladım.<br />
<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK - Doğan Egmont - Sayfa: 18<br />
<br />
NACİYE KAYBOLDU<br />
Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden bir şey istediği için olmaz diyemedim. Annemden izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu.<br />
Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki, Naciye’nin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık, sola baktık, Naciye neredesin diye bağırdık, Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciye’nin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik.<br />
<br />
<br />
BAHÇEDEKİ KUYU<br />
Ben yedi yaşındayken, babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntı içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut, erik, armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilerisinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta'yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu.<br />
<br />
<br />
BENİ KOMUTAN SEÇERLERDİ<br />
Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar, uygun adım yürütürdüm. <br />
Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme:  " Zübeyde Hanım, Mustafa'yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. " demiş. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞIM  YUSUF  KEMAL<br />
Langaza'daki dayımın çiftliğinde her gün bir başka olayla karşılaşır ve değişik arkadaşlarla tanışırdım. Yarıcıların çocukları çiftliğe gelirdi. Onlara karpuz dilimleyip, ikram ederdim. Aralarında orta yere çıkıp güreşenler olurdu. Bu güreşlerde ben pek çok defa hakemlik yaptım. Bir defasında güreşen bir çocuğun babası yanıma sokuldu ve şu benim oğlanı galip getir, al bu parayı harca, dedi. Ben, kusura bakma dayı, senin paran bende geçmez, deyince adam yanımdan uzaklaştı.<br />
Sonraki günlerde çiftliğe Yusuf Kemal adında bir çocuk geldi. Ben yaşta, ben boyda ve sarışındı. Yusuf Kemal'le arkadaşlığı bir ilerlettik. Bir defasında hiç unutmam bir güreşi idare ederken, düdüğü ona vermiş ve hakemlik yapmasını istemiştim. Pek güzel hakemlik yapmış ve güreşi iyi sonlandırmıştı. <br />
Bir konuşmamızda, senin adın Yusuf ama Kemal'i var. Benim adım Mustafa, Kemal'i niye yok, demiştim. Bunun üzerine Yusuf Kemal, üzüldüğün şeye bak. Sana Mustafa Kemal diyelim, olsun bitsin, demişti. Sonra aradan aylar geçti. Selanik Askeri Rüşdiyesi'nde ( Ortaokul ) okurken,  bir arkadaşa Yusuf Kemal'den bahsetmiş ve Yusuf'un üç veya dört defa bana Mustafa Kemal diye hitap ettiğini nakletmiştim. Bu durum matematik öğretmenimiz Yüzbaşı Mustafa Efendi'nin kulağına gitmiş. Matematiğe büyük ilgim nedeniyle, matematik öğretmenimiz, “Oğlum, senin de adın Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı, bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun” diyerek bana Kemal adını verdi. 　<br />
  <br />
-----------------------------------------------------------------<br />
                                                      <br />
SELANİK ŞAMPİYONU<br />
Mustafa, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken beden eğitimi dersinde öğretmeni sınıfa koşu yarışması yaptırdı. Okul etrafında iki tur atılacak ve birinci olan okul çapında yapılacak koşuda sınıfını temsil edecekti. İlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarında bitiş çizgisine doğru güçlü adımlarla koşarken, biraz ilerde uçamayan bir yavru kuşun peşinden koşan siyah, kocaman bir kediyi fark etti.  Mustafa yön değiştirip hızla koşarak yavru kuşu kedinin pençesinden kurtardı. Yavru kuşu severek ve yürüyerek yarışı en sonda tamamlamasına karşın, olayı öğrenen öğretmeninden yavru kuşu kurtardığı için aferin alan Mustafa, yarışı birinci bitiren arkadaşının: “ Hayır, ben birinci değilim. Yarışın birincisi Mustafa’dır. O benden daha hızlı, sınıfımızı benden daha iyi temsil eder “ demesi üzerine öğretmeni tarafından birinci gelmiş sayıldı. On beş gün sonra yapılan koşuda okul şampiyonu olan Mustafa, derslerindeki başarıyı koşuda da gösterecek ve Selanik Şampiyonu olarak bir kupa alacaktı.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------<br />
<br />
DÜNYA ASKERİ LİSELER ŞAMPİYONU<br />
Mustafa Kemal, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken koşuda Selanik Şampiyonu olmuştu. Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisi'ne giderken koşuyu bırakmadı. Arkadaşlarıyla her gün antrenman yapardı. Özellikle Manastır Askeri İdadisi'nde ( şimdiki askeri lise) 1 mil ( 1.609 metre ) koşusunda okulun yıldızıydı. Yarış başlar başlamaz öne geçer ve yarışı önde götürürdü. 1 mil koşusunda geçildiği görülmemişti. Askeri liseler arasındaki koşu yarışında Mustafa Kemal ülke şampiyonu olmuştu. Aynı yıl Manastır'da düzenlenen dünya askeri liseler şampiyonasında 1 milde birinci olarak dünya şampiyonu olmuş ve altın madalya kazanmıştı.<br />
<br />
----------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI - KUYU<br />
Langaza'da dayımın çiftliğinde kalırken komşu çiftliğin yakınından geçerdim. Bir gün çiftlikten sesler geldi. Koştum. Kuyunun başında üç çocuk kız kardeşlerinin kuyuya düştüğünü söylüyor ve yardım istiyorlardı. Oralarda kalın bir ip  buldum. İpi ağaca bağlayıp kuyuya indim. Tahminen altı yaşlarında bir kız beline kadar su içinde duruyordu. İpi kızın beline bağladım ve ağabeylerine yukarı çekmesi için, seslendim. Ağabeyleri kızı yukarı çektiler. Daha sonra ipi aşağı sarkıttılar. İpi belime bağladım, ellerimle tuttum  ve beni çekiniz,  diye bağırdım. Çeken olmayınca ipten tırmanarak kendi çabamla yukarı çıktım. Kimseler yoktu. Demek ki  kardeşlerini kurtarınca ağabeyleri beni kurtarmaya lüzum görmemişti.<br />
<br />
ALMAN KOMŞUMUZ<br />
Arabanın icat edildiği yıllardı. Selanik'te zengin bir Alman komşumuz vardı. O komşumuz bir araba almıştı. Yollarda arabayla giderken, görenler şaşırmıştı. Bu araba atsız, öküzsüz nasıl gidiyor diye. Komşumuz bir akşam evine dönerken, farları yakmış. Araba gürültülü çalıştığı için, canavar geliyor diyerek  insanlar kaçışmış. Hatırladığım kadarıyla bir gün aşırı hız yaptığı için, polis ceza kesmiş. Komşumuz o sıra 20 km. hızla gidiyormuş. <br />
<br />
AKREP OLAYI                  <br />
Makbule dört- beş yaşlarındaydı. Bir gün çiftliğin duvarında akrep görmüş ve çok korkmuş. Mustafa abi, koş, duvarda aprek var, diye bağırıyordu. Ben koşarak Makbule'nin yanına vardım. Parmağıyla işaret ettiği yerde bir akrep duruyordu. Yerden  taş alarak akrebi ezdim. Makbule'nin elinden tutarak annemin yanına götürdüm. Annem, ne olduğunu sordu. Ben de olanları anlattım. Annem çok korktuğu için, Makbule'ye su içirdi. Daha sonra yatağına yatan Makbule derin bir uykuya daldı. <br />
<br />
KOYUN SÜRÜSÜ<br />
Kız kardeşim Naciye çok konuşkandı ve hatırı sayılır derecede önemli olaylardan bahsederdi. Bir gün öyle bir hikaye anlatmıştı ve ben hayretler içinde kalmıştım. Çobanın biri, dağda koyun otlatıyormuş. Koyunlar  çokmuş, sürüde en azından beş yüz koyun varmış ve bir ucu ilerideki uçurumun kenarına kadar varıyormuş. Derken, bir koyun uçurumdan aşağı atlamış. Bunu gören diğer koyunlar  uçurumdan aşağı  atlamaya başlamış. Bereket  çoban durumu fark etmiş ve sürünün yarısını kurtarmış. Bıraksa koyunların hepsi uçurumdan atlayacakmış. <br />
<br />
<br />
YARALI GÜVERCİN<br />
Bir gün evimizin bahçesinde kanadı kırık, yaralı bir güvercin buldum. Eve götürdüm. Anneme ve kardeşlerime gösterdim. Güvercini veterinere götürdük. Kanadını sardı, iyileşir, dedi. Üç gün güzelce besledim. Dördüncü günün sabahında kafeste cansız yatarken buldum. Çok üzüldüm. Gözyaşları içinde güvercini bahçenin bir köşesine gömdüm. Seni hiç unutmayacağım, güvercin, dedim. Aradan yıllar geçti ama ben o güvercini unutmadım. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: RUM ÇOCUK ÇETESİ<br />
Mustafa'nın dayısı Hüseyin Ağa akşamüstü çiftliğe geldi. Hava karamaya başladığından herkes odada oturmuş, akşam yemeği öncesi sohbete dalmıştı. <br />
Hüseyin Ağa: " Millet duydunuz mu? Karşı Rum köyünden çocuklar beş-altı kişilik bir çete kurmuşlar, sağa sola saldırıyorlarmış. Tarlada veya yolda yalnız Türk çocuğu görürlerse dövüyorlarmış. Çevre köylerde herkeste bir korku varmış. Çocuklar, yalnız evin kapısına çıkamıyormuş. Bugün öğle vakitleri bizim köyden Hasan'ın oğlu Veli'yi bahçede yakalayıp dövmüşler. Veli şimdi evinde yaralı yatıyor. Gittim, gördüm. Ağzı, yüzü kanamış, ayrıca ayaklarına sopayla vurmuşlar, yürüyemiyormuş. " <br />
Hüseyin Ağa'nın Karısı: " Yazıklar olsun! Veli'den ne istemişler? Kendi halinde, saf, iyi yürekli bir çocuk o. "<br />
Zübeyde Hanım: " Ben bu Rumları hiç sevmem, çünkü her Rum, Türk düşmanı olarak doğar. Rum çeteler, Türk köylerine hep saldırırlar. Şimdi bir de çocukları çıktı başımıza. "<br />
Hüseyin Ağa: " Mustafa, artık bakla tarlası işi de yatar. Rum çocuklar bizim köyün etrafında gezerlermiş. Zannedersem bundan sonra bakla tarlasında bekçilik yapmaya gitmezsin. Rum çocuklara yakalanırsan seni ikiye bölerler. "<br />
Mustafa: " Dayıcığım, bu mümkün değil. Onlar beni ikiye bölmeden, ben onları dörde bölerim. "<br />
Odada gülüşmeler çoğalınca Hüseyin Ağa, ben ellerimi bir yıkayayım, deyip dışarı çıktı. Akşam yemeği yendikten sonra da aynı konu konuşuldu. Konuşulanlar özetlenirse, artık Mustafa, Makbule ve Hüseyin Ağa'nın çocukları kesinlikle çiftlik duvarları dışına çıkmayacaktı. <br />
Mustafa ise, korkmakla bir yere varılamayacağını, söyledi. Benim tarlaya gitmemem, zalimin zulmüne dur demeyeceğim anlamına gelir. Ben tarlaya gitmeyeyim, Ahmet, Mehmet gitmesin. Bunun sonu nereye varır? Bu duruma karşı çıkacak birileri lazım, birisi lazım. Mustafa, Rum çocuklardan korktu da tarlaya gitmedi dedirtmem kimseye, dediyse de dinletemedi. <br />
Zübeyde Hanım: " Cesaretin böylesini alkışlarım ama tarlaya yalnız gitmeni istemiyorum. Otur oturduğun yerde, " dedi. <br />
Hüseyin Ağa: " Boş ver be Mustafa. Önemseme böyle şeyleri. Ben o Rum çocukları görürsem sopayla kovalarım. Sanki memleketi sen mi kurtaracaksın? " diye sordu.<br />
Mustafa: " Evet, dayıcığım, gerekirse evet. "<br />
<br />
Mustafa ertesi gün daha güneş doğmadan yatağından kalktı. Üstünü değiştirip, dışarı çıktı. Çiftlikten ayrılıp bakla tarlasına doğru yürümeye başladı. Ay ışığı altında önünü görüyordu. Demek Rum çocuklar çete kurmuşlar ve Türk çocuklarını dövüyorlarmış. Daha iki gün önce Veli'yle dört taş oyunu oynamışlardı. Veli şimdi acaba ne haldeydi? Yüzündeki yaralar biraz iyileşmiştir. Ayaklarına sopayla vurmuşlar. Yürüyememesi çok kötü. Mazluma eziyet, cezayı gerektirir. Gerekirse cezalandırıcı olurum. <br />
<br />
Mustafa bakla tarlasına vardığında güneşin ilk ışıkları ortalığı aydınlatmaya başlamıştı. Sabah oluyordu. Tarlanın ortasında bulunan kulübeye girdi. Oradaki birkaç aleti aldı. Bunları eski giyecek eşyalarının altına koyarak kapının iki tarafına gizledi. Daha sonra tarlanın dışına çıkarak, geri döndü. Son derece yavaş adımlarla, arada bir durup düşünerek, tarlaya girdi ve kulübeye doğru yürümeye başladı. Kendini çete reisi yerine koyuyor, yine kendisi için, felaket senaryosu üretiyordu. <br />
<br />
Mustafa tarlanın ortasında bulunan kulübenin yakınlarında dururken ilerideki tarlanın kenarından yürüyerek gelen birkaç kişi gördü. Gelenler yaklaştıkça Mustafa bunların görünüşlerinden çocuk, giyinişlerinden Rum olduklarını anladı. Bakalım bu Rum çocuklar yalnız buldukları Türk çocuklarını döven çetenin elemanları mıydılar? Mustafa, en kötü ihtimalle bunlar onlardır, diye düşünerek, dik duruşunu bozmadı. Değilseler ne iyi ama ya onlarsa önce uyarıcı sonra caydırıcı olmalıydı. Mecbur kalmadıkça kavga işine girmek istemiyordu. Belki de büyüdüğünde çok daha büyük kavgalara kendini hazırlıyordu. Böyle dar alanlarda marifet gösterilemeyeceğini düşünüyordu. İnsanın bir marifeti varsa bunu dünyaya göstermeliydi. <br />
<br />
Beş Rum çocuğundan dördü tarlanın kenarında kaldı. Sadece biri, kabadayı hareketlerle yürüyeni tarlaya girdi ve Mustafa'ya doğru yürümeye başladı. Sağ tarafından su almış, hafifçe yana yatmış gemi gibi, kafa öne eğilmiş, gözlerini belertmiş, bakışlarını Mustafa'ya dikmiş, O'nun korkmasını ve kaçmasını bekleyerek yanından geçip kulübeye girip çıktı ve gelip Mustafa'nın iki adım karşısında durdu. <br />
" Hey arkadaş! Sen heykel gibi dimdik durmak. Yok kulübede baba, dede. Demek sadece kendine güvenmek var. " <br />
" Doğrudur bu. Kendime çok güvenirim. Her engeli aşmasını bilirim. "<br />
" Dur arkadaş! Farz et ki, önünde büyük engel, aşamadın engeli. " <br />
" O zaman, engeli yıkar geçerim. "<br />
" Vay be!.. Bravo arkadaş! Sen çok cesur olmak. Ben seni alkışlamak. Gün gelip dünya seni alkışlamak. Ben sana hürmet, saygı. Ben yanlış yapmak. Dövmek Türk çocuklarını. Senden utanmak. Buralardan gitmek ben, çok uzaklara. " <br />
<br />
Rum çocuklar gittikten sonra Mustafa bir süre oralarda gezindi. Cesur olmak, bana her zaman artı puan kazandırmıştır, diye düşündü. Cesur olmasaydım, sabahın köründe tarlaya gelip Rum çocuklarını beklemezdim. Çetenin elebaşı, karşımda tutunamayacaklarını anladığı için, ters - yüz edip, arkasına bakmadan kaçtı. Benim için, birle beş hiç fark etmez. Kapışma olsaydı, onların alacakları eksi puanları geldikleri Rum köyündekiler bir günde saymakla bitiremezdi. <br />
<br />
Sabah uyanınca Mustafa'nın yatağının boş olduğunu gören dayısı, Mustafa'yı aramaya çıkmıştı. O'nu nerede bulacağını çok iyi biliyordu. Tarlaya geldiğinde:<br />
" Neden böyle yaptın Mustafa, erkenden tarlaya geldin? Biraz önce Rum çocuklarını gördüm. Hızlı hızlı gidiyorlardı. Galiba buraya uğramışlar. Sende kırık - çıkık yok ya? " <br />
" Bende kırık - çıkık yok da, çete reisiyle kısa bir tartışmamız oldu. Böylelikle kötülük yapma düşüncesi kayboldu. Türk, öyle güçlüdür ki, her zorluğun üstesinden gelir. Daima başarılı olur. Türk'ün gücünü az önce anladılar. Ben büyüdüğümde daha iyi anlayacaklar. "<br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU - 5<br />
Mustafa bir gün bakla tarlasında otururken canı sıkıldı ve gezmeye çıktı. Bu kez biraz daha, biraz daha derken, çok uzaklara gitti. Sonunda, karşısına bir göl çıktı. Mustafa göl kıyısında yürürken, yan taraftaki kayalıktan kendisine seslenildiğini duydu:  “ Hey, baksana bana, ne gezip duruyorsun göl kıyısında, gelsene buraya. Gel, yabancı değilim ben. “ <br />
Mustafa kafasını sağa çevirip baktı. 35 - 40 yaşlarında, uzun boylu, temiz yüzlü bir adam el sallıyordu. Güler yüzlü bu adam Mustafa’nın durakladığını görünce:  “ Ne yapalım canım, madem ki, sen benim yanıma gelmiyorsun, ben senin yanına gelirim “ dedi ve Mustafa’nın yanına doğru yürümeye başladı. Biraz sonra, O’nun yanına varmıştı. Adam, elini uzatarak:  “ Ben Nihat Bey “ dedi. <br />
Mustafa, adamın saygılı bir şekilde uzattığı eli içtenlikle sıktı:  “ Ben de Mustafa. Tanıştığımıza sevindim “ dedi. <br />
Daha sonra Nihat Bey ile Mustafa, yakındaki bir mağaranın önüne gidip oturdular. Nihat Bey, burada beş konu ortaya attı ve Mustafa’nın konularla ilgili beş sorusunu cevapladı. <br />
<br />
Nihat Bey: “ İnsanlar iyi şeyler düşünmeli, iyi işler yapmalı, iyi insan olmalıdır. İyi insan, güzel insandır. Güzel insan fevkaladedir. Fevkaladelik insanın beyninde ve yüreğinde bulunmalıdır. Aleladelik beyin ve yürekte bulunmaz. Sadece davranışlarda kendini belli eder. "<br />
Mustafa: “ Alelade insana örnek verebilir misin? “ <br />
Nihat Bey: “ Sert, kaba ve kırıcı sözler söyleyendir. Doğru nedir bilmez, yanlışı fark etmez. “<br />
<br />
Nihat Bey: “ Okumak, zekâyı geliştirir, cehaleti eleştirir. Cehaleti cahil eleştirmez. Cahil okumaz veya okuduğunu anlamaz. Cahilde zekâ yoktur. Dünyada cahil çoktur. “<br />
Mustafa: “ Bazı insan çok okuyor, iyi de bir insan, erdem sahibi kabul ediliyor ama çekilmiş köşesine. Bilgisinden faydalanan yok. Doğru mu bu? “ <br />
Nihat Bey: “ Erdemli insan, üstün insandır. O, yücedir, büyüktür. Erdemli insan, insanlara öğretmeyi, onları eğitmeyi görev kabul eder. Bu işin zorluğunu bilir ve iradesini giderek güçlendirir. “ <br />
<br />
Nihat Bey: “ Yıldızlar gökyüzünün gözleridir. Onlar, her şeyi görür. Gece de vardırlar, gündüz de vardırlar ama gündüz gözükmezler. “ <br />
Mustafa: “ Gökyüzüne insan dersek, gözlerimiz yıldızlar oluyor. Bizde iki olan yıldız gökyüzünde niye çok? “ <br />
Nihat Bey: “ İnsan gökyüzüne oranla küçük ve iki yıldız yetiyor. İnsan fikir ve düşünce bakımından gelişirse beyninde ve kalbinde iki göz açılır. Bunlar beyin gözü ve kalp gözüdür. “ <br />
<br />
Nihat Bey: “ Savaş iyi bir şey değildir. İyi olmayan bir şey kötü bir şeydir. O zaman savaş kötü bir şeydir. Savaşın zıttı barıştır. Savaş kötü olduğuna göre barış iyidir. “ <br />
Mustafa: “ Barışı çok istemene karşın, barıştan uzaklaştırılırsan, savaşmak zorunda bırakılırsan? “ <br />
Nihat Bey: “ Eğer vatanın tehlikedeyse savaşırsın, yenilgiyi düşünmezsen, kazanırsın. Kazandın diye haddi aşmazsın. Barış istersin. “ <br />
<br />
Nihat Bey: “ Uygarlık önemli, gelecek gizemli. Uygarlık sevgiyle paralel gelişirse, gelecek mutlu, insanlar mutlu; yoksa gelecek mutsuz, insanlar mutsuz. “ <br />
Mustafa: “ Sevgisiz uygarlık olmaz diyorsun. Sevgi yürürken uygarlık koşarsa ne olacak? “ <br />
Nihat Bey: “ Öyle olmaması gerekir. Uygarlık sevgiyi sırtlamalı, sırtında taşımalı. “ <br />
Nihat Bey’in yanından ayrılan Mustafa, bakla tarlasına geri dönerken, onunla yaptığı görüşmeyi faydalı buluyor ve iyi ki, göl kıyısına gittim, diye düşünüyordu. <br />
<br />
SON<br />
<br />
TÜRKÇE 6. SINIF <br />
Hepsi 1 Arada<br />
TUDEM YAYINLARI - 29. SAYFA<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ARKADAŞIM HALİT <br />
Babam Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yaptığı için, Selanik dışında çalışıyormuş. O zamanlar anneme Üftade adında siyahi bir kadını yardımcı olarak tutmuş. Daha sonra ben dünyaya gelmişim. İki ay sonra Üftade'nin bir yeğeni doğmuş. Adını Halit koymuşlar. Yaşımız gelince bizi Mahalle Mektebi'ne yazdırdılar ama ben bir süre sonra oradan ayrılıp Şemsi Efendi Okulu'na geçiş yaptım. ( O zamanın ilkokulu ) Halit ise, Mahalle Mektebi'ne devam etti.<br />
Böylece aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Halit yanıma gelerek, efendi ve köle kelimelerinin anlamını sordu. Ben, insanların köle olarak kullanılamayacağını ve her insanın bir başkasının değil, sadece kendisinin efendisi olabileceğini söyledim. <br />
Bunun üzerine Halit, sen gel bunları arkadaşlara anlat. Tenim siyah olduğu için, kendilerinin efendi, benim ise, köle olduğumu söylüyorlar, dedi.<br />
Hangi arkadaşların Halit, sınıf arkadaşların mı? diye sordum.<br />
Evet, sınıf arkadaşlarım, dedi. <br />
Bak Halit, dedim, yarın bizim öğretmen izinli, okula gitmeyeceğim. Sınıfınıza gelir arkadaşlarınla konuşurum. Olur mu?<br />
Halit, olur, dedi.<br />
Ertesi gün Mahalle Mektebi'ne gittiğimde Halit'in ikinci dersten sonra ortadan kaybolduğunu öğrendim. Çok aradık Halit'i bulamadık. Ancak akşamüstü eve geldi. Anlattığına göre, köle olmasını ve her dediklerini yapmasını isteyen arkadaşlarından kurtulmak için, mektepten kaçmış ve Selanik dışına çıkmış. Daha sonra benim dediklerimi hatırlamış ve kendisinin efendisi olduğu için, geri gelmiş. <br />
Halit'e arkadaşlarıyla konuştuğumu ve efendi, köle gibisinden iki kelimeyi bir daha kullanmayacakları sözünü aldığımı söyledim.  Halit bir daha Mahalle Mektebi'ne gitmedi. Annesi onu Şemsi Efendi'nin laik okuluna yazdırdı. Halit bizim sınıfa geldi. Fikirler ve düşünceler hür, kelepçe yok. Herkes kendi fikrinin efendisi, köle yok. <br />
Aradan günler geçtikçe Halit bir açıldı. Durgun, düşünceli Halit gitti, neşeli, hareketli Halit geldi. Derslerine çok çalıştı. Mahalle Mektebi'ne giderken sınıfın en tembeli Halit, Şemsi Efendi Okulu'nda sınıfın çalışkanları arasına girmeyi başardı. <br />
<br />
----------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBİSE KAVGASI<br />
Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler. <br />
Annem:  " Tabi olur, benim güzel çocuklarım. Ölçünüzü alır, size yeni birer elbise dikerim. Şunun şurasında bayrama ne kaldı? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. " <br />
Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı. <br />
Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule'nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş. <br />
Araya giren annem Naciye'ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye:  " Ama anne, benim elbisem üstüme olmadı, çok dar geldi. Bir de ablamın elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? "  Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi. <br />
Annem:  " Tabi dar gelir. Siz büyüme çağındasınız. İki ay önce diktiğim elbisenin şimdi dar geleceğini düşünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule'ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. " <br />
Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim. <br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 21-22<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 16-17<br />
<br />
------------------------------------------------------------<br />
                          <br />
BALIKLARI SUYA ATTIM<br />
Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi:<br />
" Vay Mustafa , bakıyorum göletteki bütün balıkları yakalamışsın. Bu kadar balık bize çok, yarısını köye verelim. Hani balıklar, oltana yakalanmak için, atılırlardı. Hani avladığın balıkları şanslı sayardın. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayı doldur da sonra ikinci kovayı iste. "<br />
<br />
Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi:<br />
" Mustafa abim, yakaladığı balıkları suya atmasaydı iki kova dolardı. "<br />
Bunun üzerine dayım: " Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? " diye sordu.<br />
Makbule bu soruya şöyle cevap verdi: " Çünkü Naciye balıklara acıdı ve her balık yakalandıktan sonra ağladı. "<br />
Naciye: " Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. " dedi.<br />
Dayım: " Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. " dedi.<br />
Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile göz göze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. <br />
<br />
Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, neredesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler.<br />
<br />
Benim Adım Atatürk -  Puslu Yayıncılık - Sayfa: 21-23<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK-Doğan Egmont - Sayfa: 21-22<br />
<br />
-------------------------------------------------------------<br />
<br />
KARANLIKTAN KORKMAM<br />
On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. (O zamanın lisesi) Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık. <br />
Enver: "İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin" dedi.<br />
Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük. <br />
<br />
Öğretmenim Atatürk - Bilgi Yayınevi - Sayfa: 47<br />
<br />
İLK ANDA CANIM SIKILMIŞTI              <br />
Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandım.<br />
Annem: ” Dayısı şuna bak, Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya, Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyse ki Makbule’ye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti ” dedi.<br />
Dayım: ” Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.<br />
Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbule’nin iyileştiğini duyunca rahatladım.<br />
<br />
Bir Öğretmenin Kaleminden ATATÜRK - Doğan Egmont - Sayfa: 18<br />
<br />
NACİYE KAYBOLDU<br />
Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden bir şey istediği için olmaz diyemedim. Annemden izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu.<br />
Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki, Naciye’nin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık, sola baktık, Naciye neredesin diye bağırdık, Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciye’nin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik.<br />
<br />
<br />
BAHÇEDEKİ KUYU<br />
Ben yedi yaşındayken, babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntı içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut, erik, armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilerisinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta'yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu.<br />
<br />
<br />
BENİ KOMUTAN SEÇERLERDİ<br />
Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar, uygun adım yürütürdüm. <br />
Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme:  " Zübeyde Hanım, Mustafa'yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. " demiş. <br />
<br />
---------------------------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞIM  YUSUF  KEMAL<br />
Langaza'daki dayımın çiftliğinde her gün bir başka olayla karşılaşır ve değişik arkadaşlarla tanışırdım. Yarıcıların çocukları çiftliğe gelirdi. Onlara karpuz dilimleyip, ikram ederdim. Aralarında orta yere çıkıp güreşenler olurdu. Bu güreşlerde ben pek çok defa hakemlik yaptım. Bir defasında güreşen bir çocuğun babası yanıma sokuldu ve şu benim oğlanı galip getir, al bu parayı harca, dedi. Ben, kusura bakma dayı, senin paran bende geçmez, deyince adam yanımdan uzaklaştı.<br />
Sonraki günlerde çiftliğe Yusuf Kemal adında bir çocuk geldi. Ben yaşta, ben boyda ve sarışındı. Yusuf Kemal'le arkadaşlığı bir ilerlettik. Bir defasında hiç unutmam bir güreşi idare ederken, düdüğü ona vermiş ve hakemlik yapmasını istemiştim. Pek güzel hakemlik yapmış ve güreşi iyi sonlandırmıştı. <br />
Bir konuşmamızda, senin adın Yusuf ama Kemal'i var. Benim adım Mustafa, Kemal'i niye yok, demiştim. Bunun üzerine Yusuf Kemal, üzüldüğün şeye bak. Sana Mustafa Kemal diyelim, olsun bitsin, demişti. Sonra aradan aylar geçti. Selanik Askeri Rüşdiyesi'nde ( Ortaokul ) okurken,  bir arkadaşa Yusuf Kemal'den bahsetmiş ve Yusuf'un üç veya dört defa bana Mustafa Kemal diye hitap ettiğini nakletmiştim. Bu durum matematik öğretmenimiz Yüzbaşı Mustafa Efendi'nin kulağına gitmiş. Matematiğe büyük ilgim nedeniyle, matematik öğretmenimiz, “Oğlum, senin de adın Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı, bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun” diyerek bana Kemal adını verdi. 　<br />
  <br />
-----------------------------------------------------------------<br />
                                                      <br />
SELANİK ŞAMPİYONU<br />
Mustafa, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken beden eğitimi dersinde öğretmeni sınıfa koşu yarışması yaptırdı. Okul etrafında iki tur atılacak ve birinci olan okul çapında yapılacak koşuda sınıfını temsil edecekti. İlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarında bitiş çizgisine doğru güçlü adımlarla koşarken, biraz ilerde uçamayan bir yavru kuşun peşinden koşan siyah, kocaman bir kediyi fark etti.  Mustafa yön değiştirip hızla koşarak yavru kuşu kedinin pençesinden kurtardı. Yavru kuşu severek ve yürüyerek yarışı en sonda tamamlamasına karşın, olayı öğrenen öğretmeninden yavru kuşu kurtardığı için aferin alan Mustafa, yarışı birinci bitiren arkadaşının: “ Hayır, ben birinci değilim. Yarışın birincisi Mustafa’dır. O benden daha hızlı, sınıfımızı benden daha iyi temsil eder “ demesi üzerine öğretmeni tarafından birinci gelmiş sayıldı. On beş gün sonra yapılan koşuda okul şampiyonu olan Mustafa, derslerindeki başarıyı koşuda da gösterecek ve Selanik Şampiyonu olarak bir kupa alacaktı.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------<br />
<br />
DÜNYA ASKERİ LİSELER ŞAMPİYONU<br />
Mustafa Kemal, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken koşuda Selanik Şampiyonu olmuştu. Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisi'ne giderken koşuyu bırakmadı. Arkadaşlarıyla her gün antrenman yapardı. Özellikle Manastır Askeri İdadisi'nde ( şimdiki askeri lise) 1 mil ( 1.609 metre ) koşusunda okulun yıldızıydı. Yarış başlar başlamaz öne geçer ve yarışı önde götürürdü. 1 mil koşusunda geçildiği görülmemişti. Askeri liseler arasındaki koşu yarışında Mustafa Kemal ülke şampiyonu olmuştu. Aynı yıl Manastır'da düzenlenen dünya askeri liseler şampiyonasında 1 milde birinci olarak dünya şampiyonu olmuş ve altın madalya kazanmıştı.<br />
<br />
----------------------------------------------------------------<br />
<br />
ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI - KUYU<br />
Langaza'da dayımın çiftliğinde kalırken komşu çiftliğin yakınından geçerdim. Bir gün çiftlikten sesler geldi. Koştum. Kuyunun başında üç çocuk kız kardeşlerinin kuyuya düştüğünü söylüyor ve yardım istiyorlardı. Oralarda kalın bir ip  buldum. İpi ağaca bağlayıp kuyuya indim. Tahminen altı yaşlarında bir kız beline kadar su içinde duruyordu. İpi kızın beline bağladım ve ağabeylerine yukarı çekmesi için, seslendim. Ağabeyleri kızı yukarı çektiler. Daha sonra ipi aşağı sarkıttılar. İpi belime bağladım, ellerimle tuttum  ve beni çekiniz,  diye bağırdım. Çeken olmayınca ipten tırmanarak kendi çabamla yukarı çıktım. Kimseler yoktu. Demek ki  kardeşlerini kurtarınca ağabeyleri beni kurtarmaya lüzum görmemişti.<br />
<br />
ALMAN KOMŞUMUZ<br />
Arabanın icat edildiği yıllardı. Selanik'te zengin bir Alman komşumuz vardı. O komşumuz bir araba almıştı. Yollarda arabayla giderken, görenler şaşırmıştı. Bu araba atsız, öküzsüz nasıl gidiyor diye. Komşumuz bir akşam evine dönerken, farları yakmış. Araba gürültülü çalıştığı için, canavar geliyor diyerek  insanlar kaçışmış. Hatırladığım kadarıyla bir gün aşırı hız yaptığı için, polis ceza kesmiş. Komşumuz o sıra 20 km. hızla gidiyormuş. <br />
<br />
AKREP OLAYI                  <br />
Makbule dört- beş yaşlarındaydı. Bir gün çiftliğin duvarında akrep görmüş ve çok korkmuş. Mustafa abi, koş, duvarda aprek var, diye bağırıyordu. Ben koşarak Makbule'nin yanına vardım. Parmağıyla işaret ettiği yerde bir akrep duruyordu. Yerden  taş alarak akrebi ezdim. Makbule'nin elinden tutarak annemin yanına götürdüm. Annem, ne olduğunu sordu. Ben de olanları anlattım. Annem çok korktuğu için, Makbule'ye su içirdi. Daha sonra yatağına yatan Makbule derin bir uykuya daldı. <br />
<br />
KOYUN SÜRÜSÜ<br />
Kız kardeşim Naciye çok konuşkandı ve hatırı sayılır derecede önemli olaylardan bahsederdi. Bir gün öyle bir hikaye anlatmıştı ve ben hayretler içinde kalmıştım. Çobanın biri, dağda koyun otlatıyormuş. Koyunlar  çokmuş, sürüde en azından beş yüz koyun varmış ve bir ucu ilerideki uçurumun kenarına kadar varıyormuş. Derken, bir koyun uçurumdan aşağı atlamış. Bunu gören diğer koyunlar  uçurumdan aşağı  atlamaya başlamış. Bereket  çoban durumu fark etmiş ve sürünün yarısını kurtarmış. Bıraksa koyunların hepsi uçurumdan atlayacakmış. <br />
<br />
<br />
YARALI GÜVERCİN<br />
Bir gün evimizin bahçesinde kanadı kırık, yaralı bir güvercin buldum. Eve götürdüm. Anneme ve kardeşlerime gösterdim. Güvercini veterinere götürdük. Kanadını sardı, iyileşir, dedi. Üç gün güzelce besledim. Dördüncü günün sabahında kafeste cansız yatarken buldum. Çok üzüldüm. Gözyaşları içinde güvercini bahçenin bir köşesine gömdüm. Seni hiç unutmayacağım, güvercin, dedim. Aradan yıllar geçti ama ben o güvercini unutmadım. <br />
<br />
Atatürk'ün Çocukluğu - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk: Bir Kılıç Ustası]]></title>
			<link>https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Mustafa-Kemal-Atat%C3%BCrk-Bir-K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7-Ustas%C4%B1-20402</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2021 17:18:31 +0300</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.hepimizbiriz.com/forum/member.php?action=profile&uid=11489">Serdar Yıldırım</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.hepimizbiriz.com/forum/Konu-Mustafa-Kemal-Atat%C3%BCrk-Bir-K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7-Ustas%C4%B1-20402</guid>
			<description><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: BİR KILIÇ USTASI <br />
Harp Akademisi'nde derslerden arta kalan zamanlarda sporla uğraşırdık. Jimnastik, koşu ve eskrim favori sporlardı. Eskrimde ilk yıl hariç, epe, flöre ve kılıç müsabakalarında birinciliği kimseye kaptırmadım. Okulda her ay eskrim müsabakaları düzenlenirdi. Bu müsabakalarda birinci olmak için, yoğun çaba sarf ederdik. Devletimiz savaşlardan fırsat bulup da uluslararası yarışmalara katılamıyordu.  Almanların flörede Dünya Şampiyonu olmuş sporcusu Hans'a benim adımı söylemişler. İstanbul Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Bey var. Acar bir eskrimciymiş. Üç dalda şampiyonmuş. Sen onu yenemezsin, demişler. Geldi, beni buldu. Flörede karşılaştık. Alman çok hızlıydı. Karşımdayken bir anda içeri giriyor, bana kılıcıyla dokunmaya çalışıyor fakat ben ani bir refleksle hamlesini karşıladığımda benim hamle yapmama fırsat bırakmadan geri çekiliyordu. Bir an için bile olsa gözümü kırpmama izin vermiyordu. Alman'ın bileğinin hakkıyla Dünya Şampiyonu olduğuna kaniydim. Ama ben de şu son Dünya Şampiyonası'na katılabilseydim, belki bu Alman'la finalde karşılaşırdım. Kendi kendime, final maçı bu, dedim. Haydi, Mustafa Kemal, sen onu yenersin.<br />
<br />
Alman'ın rakiplerini müsabaka başlar başlamaz, ilk dakikada sürklase ettiğini biliyordum ama benim de dirençli ve yenilgi kabul etmez bir yapım vardır. Devamlı olarak Almanca bir şeyler söylüyordu. Anladığım kadarıyla, söyledikleri beni tehdit eden bir boyuta ulaşmıştı. Ben de çok iyi bildiğim Fransızca ile tehditvari konuşunca Alman'ın hareketlerinin yavaşladığını fark ettim. Belli ki yorulmaya başlamıştı. Yine Fransızca olarak, bak ben Türküm, ama önümde diz çökeceksin, dedim. Bu cümle Alman'ı bitiren son konuşma oldu. Peş peşe sayı alarak Alman'ı perişan ettim.  Ben Dünya Şampiyonuyum, bu gezegende kimse karşımda duramaz, diyen Alman yenilmişti. Benimle tokalaşmadan, başı önde sahadan yenik ayrıldı. Sonradan ilk gemiyle memleketine döndüğünü öğrendim. İntihar teşebbüsünde bulunmuş ama kurtarmışlar. <br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
YÜZBAŞI MUSTAFA KEMAL VE KURTLAR            <br />
11 – Ocak – 1905 yılında Mustafa Kemal, Harp Akademisini bitirerek Kurmay Yüzbaşı oldu. 24 yaşındaydı. Önce Selanik’e annesi ve kız kardeşinin yanına daha sonra da dayısının çiftliğine gitti. Çiftlikte iki gün kalacaktı.  Mustafa Kemal o gece güzel bir uyku çekti ve sabah karla uyandı. Her taraf beyaza boyanmıştı. Kahvaltıdan sonra dayısına, çevrede gezintiye çıkmak ve çocukluğunda günlerini geçirdiği bakla tarlasına uğramak istediğini söyleyerek dışarı çıktı. Hava oldukça soğuktu. Ellerini birbirine ovuşturduktan sonra, paltosunun yakasını kaldırdı. Yağmış olan bir karış karda, güçlü adımlarla, ileri doğru yürüdü.  Bakla tarlası kar altındaydı. Tarlanın ortasında bulunan kulübe üstündeki ağırlığa direniyordu. Kulübenin üstündeki karları temizledi. Yıllardır buraya gelmediği için, kulübe bakımsız kalmıştı. ” Dayıma söyleyip, kulübeyi onarmasını sağlamalıyım, diye düşündü. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim? Yoksa bu işi dayıma havale etmezdim. ”<br />
<br />
Mustafa Kemal ileriden kurt uluması duydu. Buna aldırmadı ama ikinci bir kurt uluması daha duyunca irkildi. Hem bu uluma daha yakından geliyordu. Belli kurtlar yaklaşıyordu. Artık çiftliğe dönemezdi çünkü kurtlar, çiftlik yolu üstündeki ağaçlık alandaydı.  Karşı dağın yamacındaki mağarayı hatırladı. Çocukken birkaç kere bu mağaraya gitmişti. Tahminine göre, kurtlar sürü halindeydi. Sekiz, on tane kurtla açık alanda kazanma şansının az olduğu bir uğraşa girmek anlamsız olurdu. Mağaraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Kurt ulumaları çoğalınca, yürümeyi bırakıp, koşmaya başladı. Bu arada tabancasını çekmiş ve sağ eline almıştı. Bir aralık arkasına dönüp baktığında peşine takılan kurtların en az on tane olduğunu gördü. ” Kurtlar, beni sabah kahvaltısı olarak görüyorlar ama böyle olmadığını anlayacaklar. Hele bir mağaraya varayım. ” dedi içinden. <br />
<br />
Mağaranın girişine geldiğinde kurtların nefesini ensesinde hissetti. Aniden dönerek en yakınındaki kurda ateş etti. Kurt yere yuvarlandı. Gürültüden korkan kurtlar kaçtılar. Onların yine geleceğini bildiği için, tabancasını doldurdu ve sol eline aldı. Sağ eliyle kılıcını çekti. Mağaranın ortasında ayaklarını açarak, heybetli bir şekilde durdu. Kurtlara karşı yapacağı savaşa hazırdı. ” Gelsinler ve ne olacağını görsünler, diye düşündü. Dört bir yandan etrafımı saracak olan kurtları, bu savaşta yenilgiye uğratmazsam, bana da Mustafa Kemal demesinler. ”Kurtlar, dönüp gelmişlerdi ama nedense mağaranın önünde bekliyor, içeri girmiyorlardı. Onlar içeri girmezseler ben dışarı çıkarım, diyen Mustafa Kemal, aniden taarruza geçti. Bir ateş etti, bir kurt yere düştü. İki kılıç salladı, iki kurt yere düştü. Bozguna uğrayan kurtlar, geldikleri gibi gittiler. Mustafa Kemal her ihtimale karşı etrafını kollayarak çiftliğe geri döndü. Birkaç dakika daha geç gelseymiş, dayısı ve çiftlik çalışanlarıyla yolda karşılaşacakmış, çünkü onlar tabanca seslerini duymuşlar ve yardıma geliyorlarmış. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: BİR KILIÇ USTASI <br />
Harp Akademisi'nde derslerden arta kalan zamanlarda sporla uğraşırdık. Jimnastik, koşu ve eskrim favori sporlardı. Eskrimde ilk yıl hariç, epe, flöre ve kılıç müsabakalarında birinciliği kimseye kaptırmadım. Okulda her ay eskrim müsabakaları düzenlenirdi. Bu müsabakalarda birinci olmak için, yoğun çaba sarf ederdik. Devletimiz savaşlardan fırsat bulup da uluslararası yarışmalara katılamıyordu.  Almanların flörede Dünya Şampiyonu olmuş sporcusu Hans'a benim adımı söylemişler. İstanbul Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Bey var. Acar bir eskrimciymiş. Üç dalda şampiyonmuş. Sen onu yenemezsin, demişler. Geldi, beni buldu. Flörede karşılaştık. Alman çok hızlıydı. Karşımdayken bir anda içeri giriyor, bana kılıcıyla dokunmaya çalışıyor fakat ben ani bir refleksle hamlesini karşıladığımda benim hamle yapmama fırsat bırakmadan geri çekiliyordu. Bir an için bile olsa gözümü kırpmama izin vermiyordu. Alman'ın bileğinin hakkıyla Dünya Şampiyonu olduğuna kaniydim. Ama ben de şu son Dünya Şampiyonası'na katılabilseydim, belki bu Alman'la finalde karşılaşırdım. Kendi kendime, final maçı bu, dedim. Haydi, Mustafa Kemal, sen onu yenersin.<br />
<br />
Alman'ın rakiplerini müsabaka başlar başlamaz, ilk dakikada sürklase ettiğini biliyordum ama benim de dirençli ve yenilgi kabul etmez bir yapım vardır. Devamlı olarak Almanca bir şeyler söylüyordu. Anladığım kadarıyla, söyledikleri beni tehdit eden bir boyuta ulaşmıştı. Ben de çok iyi bildiğim Fransızca ile tehditvari konuşunca Alman'ın hareketlerinin yavaşladığını fark ettim. Belli ki yorulmaya başlamıştı. Yine Fransızca olarak, bak ben Türküm, ama önümde diz çökeceksin, dedim. Bu cümle Alman'ı bitiren son konuşma oldu. Peş peşe sayı alarak Alman'ı perişan ettim.  Ben Dünya Şampiyonuyum, bu gezegende kimse karşımda duramaz, diyen Alman yenilmişti. Benimle tokalaşmadan, başı önde sahadan yenik ayrıldı. Sonradan ilk gemiyle memleketine döndüğünü öğrendim. İntihar teşebbüsünde bulunmuş ama kurtarmışlar. <br />
<br />
SON<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
YÜZBAŞI MUSTAFA KEMAL VE KURTLAR            <br />
11 – Ocak – 1905 yılında Mustafa Kemal, Harp Akademisini bitirerek Kurmay Yüzbaşı oldu. 24 yaşındaydı. Önce Selanik’e annesi ve kız kardeşinin yanına daha sonra da dayısının çiftliğine gitti. Çiftlikte iki gün kalacaktı.  Mustafa Kemal o gece güzel bir uyku çekti ve sabah karla uyandı. Her taraf beyaza boyanmıştı. Kahvaltıdan sonra dayısına, çevrede gezintiye çıkmak ve çocukluğunda günlerini geçirdiği bakla tarlasına uğramak istediğini söyleyerek dışarı çıktı. Hava oldukça soğuktu. Ellerini birbirine ovuşturduktan sonra, paltosunun yakasını kaldırdı. Yağmış olan bir karış karda, güçlü adımlarla, ileri doğru yürüdü.  Bakla tarlası kar altındaydı. Tarlanın ortasında bulunan kulübe üstündeki ağırlığa direniyordu. Kulübenin üstündeki karları temizledi. Yıllardır buraya gelmediği için, kulübe bakımsız kalmıştı. ” Dayıma söyleyip, kulübeyi onarmasını sağlamalıyım, diye düşündü. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim? Yoksa bu işi dayıma havale etmezdim. ”<br />
<br />
Mustafa Kemal ileriden kurt uluması duydu. Buna aldırmadı ama ikinci bir kurt uluması daha duyunca irkildi. Hem bu uluma daha yakından geliyordu. Belli kurtlar yaklaşıyordu. Artık çiftliğe dönemezdi çünkü kurtlar, çiftlik yolu üstündeki ağaçlık alandaydı.  Karşı dağın yamacındaki mağarayı hatırladı. Çocukken birkaç kere bu mağaraya gitmişti. Tahminine göre, kurtlar sürü halindeydi. Sekiz, on tane kurtla açık alanda kazanma şansının az olduğu bir uğraşa girmek anlamsız olurdu. Mağaraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Kurt ulumaları çoğalınca, yürümeyi bırakıp, koşmaya başladı. Bu arada tabancasını çekmiş ve sağ eline almıştı. Bir aralık arkasına dönüp baktığında peşine takılan kurtların en az on tane olduğunu gördü. ” Kurtlar, beni sabah kahvaltısı olarak görüyorlar ama böyle olmadığını anlayacaklar. Hele bir mağaraya varayım. ” dedi içinden. <br />
<br />
Mağaranın girişine geldiğinde kurtların nefesini ensesinde hissetti. Aniden dönerek en yakınındaki kurda ateş etti. Kurt yere yuvarlandı. Gürültüden korkan kurtlar kaçtılar. Onların yine geleceğini bildiği için, tabancasını doldurdu ve sol eline aldı. Sağ eliyle kılıcını çekti. Mağaranın ortasında ayaklarını açarak, heybetli bir şekilde durdu. Kurtlara karşı yapacağı savaşa hazırdı. ” Gelsinler ve ne olacağını görsünler, diye düşündü. Dört bir yandan etrafımı saracak olan kurtları, bu savaşta yenilgiye uğratmazsam, bana da Mustafa Kemal demesinler. ”Kurtlar, dönüp gelmişlerdi ama nedense mağaranın önünde bekliyor, içeri girmiyorlardı. Onlar içeri girmezseler ben dışarı çıkarım, diyen Mustafa Kemal, aniden taarruza geçti. Bir ateş etti, bir kurt yere düştü. İki kılıç salladı, iki kurt yere düştü. Bozguna uğrayan kurtlar, geldikleri gibi gittiler. Mustafa Kemal her ihtimale karşı etrafını kollayarak çiftliğe geri döndü. Birkaç dakika daha geç gelseymiş, dayısı ve çiftlik çalışanlarıyla yolda karşılaşacakmış, çünkü onlar tabanca seslerini duymuşlar ve yardıma geliyorlarmış. <br />
<br />
SON<br />
<br />
Mustafa Kemal Atatürk - Ezgi Yayınları - Yayın Yılı: Aralık 1994]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>