Yorumları: 2.770
Konuları: 1.410
Kayıt Tarihi: 12-02-2007
Teşekkür Puanı:
152
11-11-2007, Saat: 2:22
(Son Düzenleme: 08-12-2008, Saat: 20:12, Düzenleyen: arachnanthe.)
16 Mart 1920'de İstanbul'un işgal edilmesi üzerine, Kemalettin SamiPaşa Anadolu'ya geçerken gemide bir Hintli ile tanışır. Bu adam MustafaSagir'dir.
Milli harekete yardım için Hint Müslümanları'nın kendisinigönderdiklerini söyler. Böylelikle paşayı etkilemiştir. Ankara'yatelgraf çeken Sami Paşa, Mustafa Sagir'e ilgi gösterilmesini ister. Birsüre sonra Sami Paşa Atatürk'te Hintliyi anlatır ve görüşmesini ricaeder. Ertesi gün Atatürk, Mustafa Sagir'i kabul eder.
Bu görüşme uzun sürer. Hintli gönderilir. İki paşa yalnız kalıncaAtatürk: "Bana bak Kemal bu adam casus!..." der. Kemalettin Sami Paşa:"Aman paşam siz de çok şüphecisiniz "diyerek Atatürk'e inanmaz.
Atatürk konuşmayı keserek yaveri Hayati Bey'i çağırır ve şu emri verir:"Bu Hintli İngiliz casusu olacak. Kendisini takip etsinler.Mektuplarını da sansürde çok dikkatli okusunlar!..."
Bundan sonra Hintli'nin mektupları o zamanlar kimya hocası olan AvniRefik Bey'e verilir. Bir iki tecrübeden sonra gizli yazılar bulunur.Mustafa Sagir yakalanarak suçu itiraf ettirilir ve idam edilir.
Yorumları: 2.770
Konuları: 1.410
Kayıt Tarihi: 12-02-2007
Teşekkür Puanı:
152
11-11-2007, Saat: 2:23
(Son Düzenleme: 08-12-2008, Saat: 20:14, Düzenleyen: arachnanthe.)
İttihat ve Terakki'nin adamları, Mustafa Kemal'i artık can sıkıcılıktançok, tehlikeli bir kimse olarak görmeye başlamışlardı. Sonundakendisini öldürtmeye karar verdiler. Ve bu iş için de genç bir subayıgörevlendirdiler.
Suikastı üstlenen genç subay bir bahaneyle Mustafa Kemal'in odasınagelerek kendisiyle konuşmaya başladı. Mustafa Kemal kendisiyle konuşansubayın gözlerine bakar bakmaz o eşsiz ön sezişiyle karşısındakininniyetini anlayıverdi...
Çekmecesinin gözünden tabancasını çıkartarak sert bir şekilde masanınüzerine koydu. Karşısındaki subayla konuşmasını sürdürdü. Ve kendisinibu düşüncesinden konuşarak vazgeçirdi. Sonunda genç subay gerçeğiitiraf etti.
Daha sonra da kendisine suikast düzenlenen Mustafa Kemal; yıllar sonra1926 yılında bu konuyla ilgili İzmir'de kendisine sorulan bir soruyakarşılık, şöyle diyordu: "Ben kendi kendimin koruyucusuyum..."
Yorumları: 2.770
Konuları: 1.410
Kayıt Tarihi: 12-02-2007
Teşekkür Puanı:
152
11-11-2007, Saat: 2:24
(Son Düzenleme: 08-12-2008, Saat: 20:14, Düzenleyen: arachnanthe.)
Sakarya Savaşı'ndan sonra idi. Bir subay cepheden alınan bilgileriBaşkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal'e okuyordu. Kağıttaki notta cephekomutanlarından biri, Seyit Gazi'nin kuzeydoğu tarafında bir düşmanfırkasının göründüğünden bahsediyordu...
Bunun üzerine Mustafa Kemal kaşlarını çatarak: "Hayır!... Orada düşmanyoktur... İyi baksınlar..." Subay öğle yemeğinde geri geldi. Biraz dasıkılarak: "Haber aldım komutanım. Bahsedilen yerde düşman yoktur."
Yorumları: 2.770
Konuları: 1.410
Kayıt Tarihi: 12-02-2007
Teşekkür Puanı:
152
11-11-2007, Saat: 2:27
(Son Düzenleme: 08-12-2008, Saat: 20:15, Düzenleyen: arachnanthe.)
Bu inanılmaz olay, yıllar önce Mustafa Kemal'in görmüş olduğu kehanetözelliği taşıyan bir "haberci rüya"nın ayniyle gerçekleşmesidir.Atatürk görmüş olduğu bu rüyayı Dr. Reşit Galip beye anlatır: "Rüyamdabana 'Paşam, İnönü'den ne haber?' diye sordunuz. Ben de: 'Vaziyetkritiktir' cevabını verdim. Kritik nedir? Anlamadım ki dediniz. Bununcevabını 15 dakikaya kadar size veririm diyerek odama çekildim."
Mustafa Kemal bu rüyasını Dr. Reşit Galip Bey'e anlattığı zaman düşmanhenüz saldırılarına başlamadığı gibi, İnönü Mevkii de önemkazanmamıştı. Aradan çok uzun zaman geçti. Düşman ile yapılan ilk savaşolan Birinci İnönü Savaşı kazanılmıştı. Bunu İkinci İnönü Savaşıizledi...
Henüz bu ikinci savaşın neticesinin alınmadığı tehlikeli günlerdenbiriydi... Mustafa Kemal'in arabası Millet Meclisi'nin önündedurduğunda; O'nun yanına telaş ve endişe içinde koşan Dr. Reşit Galipbey sorar:
"Paşam, İnönü'den ne haber?"
"Vaziyet kritiktir."
"Kritik nedir? Anlamadım ki"
Mustafa Kemal: "Sana bunun cevabım 15 dakikaya kadar veririm" dediktensonra, gülümser... "Hani Ankara'ya geldikten sonra ben bir rüyagörmüştüm. Hatırladınız mı?"
Dr. Reşit Galip bey biraz düşündükten sonra rüyayı anlatır. Bununüzerine Mustafa Kemal tekrar gülümseyerek: "İşte, rüya aynengerçekleşmektedir... Ben İsmet'i tanırım. Göreceksin 15 dakikaya kadarvarmadan muzafferiyet haberini alacağız!..."
Mustafa Kemal Millet Meclisi'ndeki odasına çekilir. Gerçekten de 15dakika geçmeden. Garp Cephesi Komutanı İsmet imzalı bir telgraf gelmişve İkinci İnönü Savaşı'nın zaferle sonuçlandığı öğrenilmiştir...
Yorumları: 2.770
Konuları: 1.410
Kayıt Tarihi: 12-02-2007
Teşekkür Puanı:
152
11-11-2007, Saat: 2:39
(Son Düzenleme: 08-12-2008, Saat: 20:15, Düzenleyen: arachnanthe.)
Erzurum Kongresi yapıldığı dönemlerde geçen bir konuşma:
"Mazhar not defterin yanında mı?"
"Hayır paşam."
"Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel."
Mazhar Müfit Kansu'nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğinigörünce, sigarasından bir iki nefes çektikten sonra: "Ama bu defterin,bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Birben, bir sen, bir de Süreyya (Kalem Mahsus Müdürü) bileceksiniz, şartımbu..."
Paşa'nın şartı kabul edildi. Bundan sonrasını olayın şahidi MazharMüfit Kansu'nun ağzından dinliyoruz: "Öyleyse tarih koy" dedi. Koydum:78 Temmuz, 1919 Sabaha karşı.
"Pekala yaz" diyerek devam etti. "Zaferden sonra Hükümet biçimiCumhuriyet olacaktır... Bu bir. İki Padişah ve Haneden hakkında zamanıgelince gereken işlem yapılacaktır. Üç örtünme kalkacaktır. Dört Feskalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir."
Bu anda kalem elimden düşüverdi. Yüzüne baktım. O da benim yüzümebakıyordu. Bu, gözlerin bir takılışta birbirlerine çok şey anlatankonuşuşuydu. Paşa ile zaman zaman senli benli konuşurdum. "Nedenduraksadın?" dedi. "Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşantaraflarınız var" dedim.
Güldü...
"Bunu zaman gösterir, sen yaz" dedi. "Beş Latin harflerini kabuletmek." "Paşam yeter, yeter..." dedim. Biraz da hayal ile uğraşmaktanbıkmış bir insanın davranışı ile: "Cumhuriyet ilanını başarmış olalımda üst tarafı yeter" dedim.
Defterimi kapattım. "Paşam sabah oldu. Siz oturmaya devam edeceksiniz,hoşçakalın" dedim. Yanından ayrıldım. Gerçekten gün ağarmıştı. O andaolayların beni nasıl aldattığını ve Mustafa Kemal'i doğruladığını veMustafa Kemal'in beni nasıl bir cümle ile yıllar sonra susturduğunutarih önünde açıklamalıyım...
Aradan yıllar geçmişti...
Çankaya'da akşam yemeklerinde birkaç defa: "Bu Mazhar Müfit yok mu,kendisine Erzurum'da örtünme kalkacak, şapka giyilecek, Latin harflerikabul edilecek dediğim ve bunları not etmesini söylediğim zaman,defterini koltuğunun altına almış ve bana hayal peşinde koştuğumusöylemişti" demekle kalmadı, bir gün önemli bir ders daha verdi.
Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonu'ndan dönüyordu. Ankara'yageldiği zaman da otomobille eski meclis binası önünden geçiyordu. Bende kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanamadım!...
Kendisinin yanında oturan Diyanet İşleri Başkanı'nın başında da birşapka vardı. Kendisi ne ise? Fakat kendisim karşılamaya gelenlerarasında bulunan Diyanet İşleri Başkanına da şapkayı giydirmişti. Benhayretle bu manzarayı seyrederken otomobili durdurdu. Beni yanınaçağırdı ve şöyle dedi: "Azizim Mazhar bey, kaçıncı maddedeyiz?Notlarına bakıyor musun?"