M.Ö. 3500lere gelindiğinde, Antik Mısırlıların yayı başlıca savaş silahı olarak kullanmaya başladıkları görülmektedir. M.Ö. 1800lerde Asurlular ile yeni bir yay tasarımı ortaya çıktı. Bugün recurve (rikörv okunur) tabir edilen, her yay kolunun uç kısımlarında dışa doğru birer büküm yaptığı yaylardı bunlar. Daha kısa olan bu silahlar, imalatlarında ağacın yanısıra deri ve boynuz da kullanılan kompozit yaylardı. Bu tasarım yayı hem daha güçlü hem de at üzerinde daha rahat kullanılır hale getirmiş ve Asurlulara Orta Doğudaki rakipleri ile yaptıkları savaşlarda önemli bir avantaj elde etmiştir. Hititler de bu tip kısa recurve yayları, M.Ö. 1200lerde geliştirdikleri hafif ve hızlı savaş arabaları ile kombine ederek, hareketli ve tehlikeli bir savaş gücü oluşturmuşlardır.
Orta Doğunun okçuluktaki üstünlüğü yüzyıllarca sürecektir. Asya ve Orta Doğu halkları savaşlarda, yaylarının ve okçuluk tekniklerinin üstünlüğü ile, gücü ve disiplini dillere destan Roma ordusuna dahi zor anlar yaşatacaklardır. M.S. 8. yüzyıla gelindiğinde, Doğu Romanın güçlenmesi ile Avrupada ve Asyada yeni siyasi yapılanmalar meydana gelmiştir. Geçen bir kaç yüzyılda İslam-Arap güçleri, İslamiyeti yayma misyonu ile Arap yarımadasının dışına doğru yayılmışlardır. Ana silahları mızrak olan ve okçuluk taktikleri uygulamayan müslüman savaşçılar, zaman içinde gerek savaş stratejilerinde gerekse askeri uygulamalarda Romalıları taklit etmişlerdir. İslam-Arap ordularının Anadoluya zaman zaman yaptıkları akınlarda müslüman savaşçılara atfedilen okçuluk yetenekleri, aslında Türk ve diğer Orta Asya halklarına aittir. Türk boylarının İslamı kabul etmeleriyle, bir kaç yüzyıl içinde Orta Asya bozkır savaşçılarının okçuluk geleneği ve kompozit yayı İslam ordularına geçmiştir.
Anadolunun kapılarını Müslüman Türklere açan Manzikert, ya da bilinen adıyla Malazgirt Savaşı, ok ve yayın her iki rakip tarafından büyük bir etkinlikle kullanıldığı ve Orta Asya kökenli atlı okçu taktiklerinin zafer getirdiği önemli bir savaştır. Batılı savaş tarihçileri, Romanos IV. Diogenes komutasındaki Bizans ordusunun yenilgisinin sebeplerini yetersiz hazırlık, Bizans ile Ermeniler arasındaki etnik gerginlik, ordudaki paralı askerler arasındaki huzursuzluk, Bizans güçlerinde mevcut kişisel rekabet ve sadakatsizlik olarak bildirirler. Yine aynı kaynaklara göre Selçukluların galibiyet sebepleri ise; kaçar gibi yaparak geri çekilme taktiği, Alp Arslanın üstün liderlik vasıfları ve tabii, hızlı ve etkili atlı okçuların savaş becerileridir. Türklere ve diğer Orta Asya kavimlerine özgü atlı okçu taktik ve becerisi, bu savaşçıların dörtnala giderken inanılmaz bir hızla ve isabetle üstü üste ok atmalarını mümkün kılıyordu.
Atlı okçunun taktik avantajı, düşman ile arasındaki mesafeyi sürekli koruyabilmesi ve kendisi için avantajlı olan zamanda saldırıya geçebilme inisiyatifine sahip olmasıydı. Böylece, ana çarpışmalar için uygun zamanı belirleme şansı düşmana verilmemiş oluyordu. Bu taktiğin ikinci avantajı, yukarıda da bahsedilen sahte geri çekilme stratejisinin başarıyla uygulanmasına olanak sağlamasıydı. Bu strateji ile düşman önceden hazırlanmış pusuya çekilebiliyor ya da günlerce süren bir takip neticesinde iyice takatsiz bırakılabiliyordu. Yüksek hareket yeteneği sayesinde, düşman ordusunun yan ve geri kısmına vur-kaç tarzında saldırılar yapılabiliyordu. Ana çarpışmalar başladığında düşman ordusu genellikle yan ve geri destek kuvvetlerinin önemli bölümünü kaybetmiş oluyordu.
Orta Asya kökenli savaşçının yayı ağaç, sinir, boynuz ve bunları birbirine bağlayan tutkaldan oluşuyordu. Birden fazla materyalden meydana geldiği için bu tip yaylara kompozit yay denmektedir. Bazı yazarlar katışık yay, bileşik yay, katınç yay tabirlerini de kullanmışlardır. Bazı Batılı kaynaklarda, kompozit yayın ağır zırhlı Ortaçağ şövalyesi için bile ne kadar tehlikeli olduğu bildirilmektedir.
16. yy. Osmanlı tirkeş (savaş) yayı (Askeri Müze-Harbiye/İstanbul)
Doğunun savaş tarihini kompozit suvari yayı ve atlı okçunun teknik üstünlüğüne dayanan stratejiler yazarken, yay Batıda bambaşka bir mecrada gelişmiştir.
Avrupada 11. ve 14. yüzyıllar arası, zırhlı feodal şövalyenin üstünlük dönemidir. Kendine özgü ve kişisel savaş tekniği ile savaşan şövalye, bugünün tankları gibi önünde durulması zor bir askeri güç oluşturuyordu. Batıda suvarinin güçlenmesi ile önemini kaybeden piyade sınıfı, bu yüzyıldan itibaren yeniden güçlenmeye başlamıştır. Piyadenin okçu birlikleri ile güçlendirilmesi, Batıdaki askeri yapılanmayı tamamen değiştirecek ve feodal rejimin zırhlı atlısının savaş üstünlüğünü sona erdirecektir. Bu arada, tarih sahnesine ünlü İngiliz Uzun Yayı çıkacaktır ve efsaneler, filmler ve kitaplar vasıtasıyla hatırı sayılır bir şöhrete kavuşacaktır.