Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 12:32
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:37, Düzenleyen: mustafa.)
Yukarıda da ifade edildiği gibi, Haziran 2004 G-8 Zirvesinde Türkiye, BOP girişimi çerçevesinde kararlaştırılan mekanizmalardan biri olan 'Demokrasi Yardım Diyalogu (DYD)'nun eşbaşkanlığını İtalya ve Yemen’le birlikte üstlenmişti. Söz konusu mekanizma, demokratikleşme çabalarına destek vermek amacıyla hükümet temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek deneyim paylaşımı dahil olmak üzere işbirliği ortamı sağlamayı amaçlıyor. DYD’nin ilk resmi etkinliği, 25 Kasım tarihinde Roma’da 3 ülke (Türkiye, İtalya, Fas) Dışişleri Bakanı'nı bir araya getiren toplantı oldu. Bu toplantıda varılan mutabakat çerçevesinde, 10- 11 Aralık 2004 tarihleri arasında Fas’ta 'Gelecek İçin Forum' adıyla bir toplantı daha yapıldı. Başkent Rabat'ta düzenlenen zirveye, G-8 topluluğu ile 20'den fazla Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinin maliye ve dışişleri bakanının yanı sıra; Arab Birliği, Avrupa Birliği ve birçok sivil toplum örgütünün temsilcileri de katılmıştır. Konferansın açılış oturumunda konuşan Devlet Bakanı Beşir Atalay, özetle, Arap-İsrail sorununun çözümü ve Irak'taki durumun normalleşmesi yönündeki çabanın, bölgede reformları olumlu etkileyeceğini ifade etti. Zirveye eşbaşkan olarak katılan ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell da; değişimin dışarıdan empoze edilmeyeceğini, bunun sosyal ve ekonomik alanda ilerlemeyle ülkelerin kendi içinden başlayacağını söyledi. Siyasi ve ekonomik reformların, gelişmiş ülkelerle el ele gerçekleştirmeleri gerektiğini söyleyen Powell, bölge ülkelerinde reform yapılmasının talep edilmesini de cesaret verici olarak niteledi. KOBİ'ler için yaklaşık 100 milyon dolarlık fon
kurulmasının temelleri atılan zirvede, yatırımların teşvik edilmesi, eğitim ve okuma kampanyalarının desteklenmesi de ele alındı. Toplantı sonunda yayınlanan "başkanlık özetinde", müteakip toplantının Bahreyn'de yapılması kararlaştırıldığı ve
Türkiye'nin 2005'te DYD'nin öncelikli olarak belirlediği konulardan birine ev sahipliği yapmayı öngördüğü açıklandı. Rabat toplantısı, başlangıçta BOP’a soğuk bakan ülkelerin de katılmış olması ve BOP kapsamında ilk somut kararların alınmış
olması ile tarihe geçecek bir zirve özelliği taşımaktadır.
GELECEK İÇİN ÖNGÖRÜLER
BOP ile ilgili olarak dünya kamuoyuna açıklanmış resmi bir belge henüz yok. Belki de henüz hazır bile değil. Üzerinde çalışmaların sürdürülmekte ve son rötuşların yapılmakta olduğu daha akla yakın bir ihtimal. “BOP Uygulama Planı” hazır hale
getirildikten sonra bile, evrensel dış politika gelenekleri gereği, “bilmesi gerekenlerin, bilmesi gerektiği kadar” ilkesine bağlı kalınarak yapılacak
açıklamalarla dünya kamuoyunun bilgisine sunulacaktır. Bu nedenle, aşağıda sıralanacak olan “dünyayı ve Türkiye’yi bekleyen gelişmeler”, yukarıda yapılan analiz, değerlendirme ve tarihi deneyimler ışığında yapılan tahminlerden ve/veya öngörülerden oluşmaktadır:
ABD, köktendinciliğin bu denli azgınlaşmasının temel dayanaklarından biri, belki
de en önemlisi olan İsrail-Filistin anlaşmazlığının çözümünün İslam coğrafyasında ABD’ye itibar kazandıracağının; dolayısıyla BOP’a gönüllü katılımları arttıracağının bilincindedir. Bu nedenle BOP kapsamında ilk atılacak siyasi adım, İsrail- Filistin anlaşmazlığını sona erdirmek için yoğun bir diplomasi başlatmak olacaktır. Filistin Devlet Başkanı Arafat’ın ölümü ve yerine seçilen Mahmud Abbas’ın ılımlı kimliği bu adım için önemli bir fırsat yaratmıştır.
Irak’taki savaş sonrası direnişler, giderek köktendinci İslami bir karaktere bürünmektedir. Bu direniş kırılamazsa, günümüzün tek süper gücü
ABD’yi dize getirmiş olmanın sağladığı moral ve heyecanla, küresel terörizm coşacaktır. Bunun bilincinde olan ABD, bir taraftan bu direnişi
kırmaya yönelik askeri ve polisiye önlemlerini yoğunlaştırırken, diğer taraftan da Irak’ta “ılımlı İslam değerlerine” dayalı demokratik bir rejim kurulmasına hız verecektir
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 12:34
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:38, Düzenleyen: mustafa.)
G-8 ülkelerinin de katılımıyla, BOP’a gönüllü olarak rıza gösteren hedef ülkelere
(Türkiye, Afganistan, Irak, Yemen, Ürdün, Bahreyn ve Cezayir) yönelik kapsamlı bir “ekonomik ve sosyal yardım planı” hazırlanarak uygulamaya konulacaktır. BOP kapsama alanında olup da katılım için çekinceli davranan ülkeleri (Pakistan,
Umman, Mısır, Tunus, Fas) de cezp edebilecek kapsamda olacak bu plan, özellikle bu ülkelerdeki ılımlı İslam’ı ön plana çıkaracak, iktidara taşıyacak, -iktidarda iseler- güçlendirecek unsurları içerecektir. (Nitekim ABD, Pakistan’a uyguladığı
askeri ambargoyu Ekim ayında kaldıracağını açıklamıştır.)
Ayrıca, Ürdün’de ve Tunus’ta Eylül 2004 ayında birer ‘Orta Doğu Ortaklık Girişimi Ofisi’ açmıştır. (Khaleej Times, 13 Eylül 2004)
BOP hedef ülkeleri arasında yer alan petrol zengini totaliter ve teokratik rejimler (Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri), İngiltere’de olduğu gibi, temsili krallıklarını veya emirliklerini koruyarak parlamenter demokrasiye geçişe zorlanacaktır. ABD’nin bölgede siyasi, ekonomik, sosyal ve eğitimle ilgili reformlara olan desteği artmaktadır.
ABD’nin haydut veya terörizme destek veren ülkeler statüsüne aldığı ülkelerdeki (İran, Suriye, Libya, Sudan) teokratik ve/veya baskıcı rejimlerin devrilmesi ve yerlerine ılımlı İslam karakterli demokratik rejimlerin getirilmesi için, NATO’nun da
dahil edileceği yoğun bir stratejik baskı ve eylem programı uygulanacaktır. İran’a karşı askeri bir müdahaleyi dahi içerebilecek bu program; son aylarda Batı’ya yaklaşmaya başlayan Libya’yı NATO’nun “Akdeniz Diyaloğu”na (13) katılmaya zorlama, başına gelebilecekleri fark ederek “çark etme” arayışlarına giren Suriye’yi ise “şiddetli ambargolarla yola getirme” şeklinde olabilecektir.
Basına yansıyan bilgilere göre, Sudan üzerinde ABD baskısı yoğunlaşmaya başlamış durumdadır. (14)
“Avrasya’yı Kontrol Stratejisi” gereği İslam coğrafyasının Kafkasya, Orta Asya’da ve Uzak Doğu’da yer alan ülkeleri üzerinde başlatılmış programlara devam edilirken, buralardaki rejimlerin köktendinci İslami bir karaktere dönüşmesi veya
köktencilere kucak açması önlenecektir.
BOP kapsama alanı dışında kaldığı halde bu projeye gönüllü olarak katılmak isteyen ülkelere de, sosyal ve ekonomik destek sağlanacaktır.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 12:45
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:39, Düzenleyen: mustafa.)
G-8 ülkelerinin de katılımıyla, BOP’a gönüllü olarak rıza gösteren hedef ülkelere
(Türkiye, Afganistan, Irak, Yemen, Ürdün, Bahreyn ve Cezayir) yönelik kapsamlı bir “ekonomik ve sosyal yardım planı” hazırlanarak uygulamaya konulacaktır. BOP kapsama alanında olup da katılım için çekinceli davranan ülkeleri (Pakistan,
Umman, Mısır, Tunus, Fas) de cezp edebilecek kapsamda olacak bu plan, özellikle bu ülkelerdeki ılımlı İslam’ı ön plana çıkaracak, iktidara taşıyacak, -iktidarda iseler- güçlendirecek unsurları içerecektir. (Nitekim ABD, Pakistan’a uyguladığı
askeri ambargoyu Ekim ayında kaldıracağını açıklamıştır.)
Ayrıca, Ürdün’de ve Tunus’ta Eylül 2004 ayında birer ‘Orta Doğu Ortaklık Girişimi Ofisi’ açmıştır. (Khaleej Times, 13 Eylül 2004)
BOP hedef ülkeleri arasında yer alan petrol zengini totaliter ve teokratik rejimler (Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri), İngiltere’de olduğu gibi, temsili krallıklarını veya emirliklerini koruyarak parlamenter demokrasiye geçişe zorlanacaktır. ABD’nin bölgede siyasi, ekonomik, sosyal ve eğitimle ilgili reformlara olan desteği artmaktadır.
ABD’nin haydut veya terörizme destek veren ülkeler statüsüne aldığı ülkelerdeki (İran, Suriye, Libya, Sudan) teokratik ve/veya baskıcı rejimlerin devrilmesi ve yerlerine ılımlı İslam karakterli demokratik rejimlerin getirilmesi için, NATO’nun da
dahil edileceği yoğun bir stratejik baskı ve eylem programı uygulanacaktır. İran’a karşı askeri bir müdahaleyi dahi içerebilecek bu program; son aylarda Batı’ya yaklaşmaya başlayan Libya’yı NATO’nun “Akdeniz Diyaloğu”na (13) katılmaya zorlama, başına gelebilecekleri fark ederek “çark etme” arayışlarına giren Suriye’yi ise “şiddetli ambargolarla yola getirme” şeklinde olabilecektir.
Basına yansıyan bilgilere göre, Sudan üzerinde ABD baskısı yoğunlaşmaya başlamış durumdadır. (14)
“Avrasya’yı Kontrol Stratejisi” gereği İslam coğrafyasının Kafkasya, Orta Asya’da ve Uzak Doğu’da yer alan ülkeleri üzerinde başlatılmış programlara devam edilirken, buralardaki rejimlerin köktendinci İslami bir karaktere dönüşmesi veya
köktencilere kucak açması önlenecektir.
BOP kapsama alanı dışında kaldığı halde bu projeye gönüllü olarak katılmak isteyen ülkelere de, sosyal ve ekonomik destek sağlanacaktır.
TÜRKİYE’NİN DURUMU
TSK’nin sert uyarıları nedeniyle artık resmen dile getirilmekten kaçınılsa bile, Türkiye bu projede hala “ılımlı İslam için örnek / model ülke”dir. Bu
nedenle Türkiye’ye doğrudan veya dolaylı ekonomik yardım ve yatırımlar artarak devam edecek; ancak bu yardımlar ABD’ye bağımlılığı arttıracak mahiyette olacaktır.
Ülkede ılımlı İslam’ın sağlam zemine oturması, yayılması ve gelişmesi için, ödünsüz
laiklik anlayışı ile siyasetin üstünde “demoklesin kılıcı” gibi asılı duran TSK’nın etkinliğinin kırılması zorunlu görülmekte; bunun için de en uygun yolun, AB’nin “uyum ve müktesebat dayatmaları” olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle,
AB’ye giriş için ABD’nin Türkiye’ye verdiği destek artarak sürdürülecektir.
BOP kapsamında İran, Suriye ve Irak üzerine yapılacak askeri zorlamalarda, bu ülkelerin komşusu Türkiye’den yararlanmak maliyet ve etkinlik açısından en uygun yol olarak görüldüğünden; gerek ikili (Türk-Amerikan) gerekse NATO kapsamlı müdahaleler için TSK’dan ortak askeri harekat ve/veya destek talepleri
olabilecektir.
İkinci Irak Savaşı öncesi TBMM’nde yaşanan “tezkere reddi” gibi hadiselerin
yaşanmaması için, köklü ve güçlü partilerinin ılımlı İslam ile kucaklaşmasını sağlayacak çabalar yoğunlaştırılacaktır. (15)
SONUÇ
ABD, BOP’u yaşama geçirmede son derece kararlı gözükmektedir. Çoğunlukla geri kalmış ülkelerin yer aldığı İslam coğrafyasını, hem ekonomik hem de sosyal yönden çağdaş değerlerle buluşturmak gibi yüksek bir amaca hizmet için ortaya atıldığı
öne sürülen bu proje, bu amaca sadık kalındığı sürece, bütün dünya için, insanlık için olumlu sonuçlar doğurabilecek unsurlar içermektedir. Ancak üzerine stratejik enerji kaynaklarının kontrolüne yönelik “sömürgecilik ruhu taşıyan”
ulusal çıkarlar ile ideolojik dayatmalar monte edilirse, sona eren “Soğuk Savaş” döneminin ardından, bütün dünyaya daha büyük acılar getirecek “Yeşil Savaş” döneminin başlaması kaçınılmaz olacak ve; 21. yüzyılın savaşlarının
medeniyetler arasında bir savaş olacağını, savaşın taraflarının Müslümanlarla Hıristiyanlar olmakla birlikte, bunun dinler savaşı değil, dinlerde
kendisini gösteren farklı uygarlık düzeyleri arasında geçeceğini ileri süren Huntington hep hatırlanacaktır. (Huntington, 1993: 22-49)
ABD ve müttefikleri tarafından yanlış adımlar atılmasını önleyebilmek için, BOP’un hedef ülkelerinin, Proje ile ilgili tüm uluslararası çalışma ve toplantılara - Projeye karşı olsalar bilekesinlikle katılması ve projeyi “BM onaylı ve destekli hale dönüştürme çabası göstermesi gerekir.
Projenin sadece ABD çıkarları çerçevesinde gelişmesine engel olunmalıdır. Dünya siyaset arenasının güçlü devletleri ve BM, ABD’nin Irak’ı işgalinde takındıkları umursamaz tavrı yinelerlerse, ABD’nin 21. yüzyılın ilk çeyreğini bütün dünya
için kabusa çevirmesi içten bile değildir.
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
Yorumları: 523
Konuları: 208
Kayıt Tarihi: 20-02-2007
Teşekkür Puanı:
24
01-05-2008, Saat: 12:47
(Son Düzenleme: 05-08-2008, Saat: 20:40, Düzenleyen: mustafa.)
SONNOTLAR
(1) Bu proje başlangıçta Türk ve dünya kamuoyuna “Greater Middleeast Project”, yani “Büyük Ortadoğu Projesi” ya da (daha doğru bir çeviriyle) “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adıyla sunulmuştur. Buradaki “genişletilmiş Ortadoğu”
deyimi, Amerikan siyasetinin klasik ‘Ortadoğu’ algılamasındaki sınırların, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’yu da kapsayacak şekilde genişletilmesi nedeniyle kullanılmaktadır. Daha sonraları, ‘Ortadoğulu’ imgesinden hiç de hoşnut olmayan
bazı ülkeleri (Fas, Tunus ve Cezayir) tatmin için, “Kuzey Afrika” deyimi eklenerek “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi” olarak adlandırılmaya başlanmıştır. (Bu yıl Mayıs ayı içerisinde Harp Akademilerinde düzenlenen “Türkiye, NATO ve
AB Perspektifinden Kriz Bölgelerinin İncelenmesi ve Türkiye’nin Güvenliğine Etkileri” konulu uluslar arası seminerde bir bildiri sunan Cezayir asıllı
Fransız bilim adamı Prof.Dr. Benchenane, Magrip (Kuzey Afrika) ve Maşrık (Ortadoğu) tanımlamalarına açıklık getirerek, Kuzey Afrika ülkeleri ile Ortadoğu ülkelerini aynı kefeye konulmasından duyulan Arap rahatsızlığına uzun
uzun değinmiş; bilahare söz alan Cezayir büyükelçisi de bu konuda ABD’ye yönelik oldukça sitemkar bir konuşma yapmıştır.) Ancak, bu konuda varolan kavram kargaşasına bir yenisini daha eklememek için bu yazıda, Türk kamuoyunda
yaygın olarak kabul görmüş olan “Büyük Ortadoğu Projesi” deyimi kullanılmıştır.
(2) Bu sözlerden, masum insanlara karşı cinayetler işleyen terörizmin savunulduğu sanılmamalıdır. Yapılmak istenen küresel terörizme neden olan koşulları izah edebilmektir.
(3) Marshall yardımından yararlanan ülkeler şunlardır: Türkiye, İngiltere, Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, İrlanda, Yunanistan, Hollanda, Lüksembourg, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Norveç, Danimarka, İsveç ve -sonradan- Almanya. Türkiye
bu yardımlardan hem Batı Avrupa ülkeleri kadar yararlanamadı, hem de aldığı hibe ve kredileri uygun kullanamadı. Bunun sonucu, bırakınız güçlenmeyi, o yıllarda bir bakıma ABD’nin uydusu haline geldi.
(4) Yüz binlerce yaşama mal olan Kore Savaşı (1950) ve Vietnam Savaşı (1963-1967), “Komünizmin Çevrelenmesi Stratejisi”nin bir sonucudur. Deklere edilen açık amaçları; küresel terörizmi yok etmek, ülkeye barış ve demokrasi getirmek, kitle imha silahlarından arındırmak olan Afganistan Savaşı (2002) ve Irak savaşları (1991 ve 2003), aslında Brzezinski’nin fikir babalığını yaptığı “Avrasya’nın Kontrolü Stratejisi”nin bir sonucudur.
(5) Örneğin, ABD’nin en önemli resmi stratejik kaynaklarından biri olan “Milli Savunma Üniversitesi Milli Stratejik İncelemeler Enstitüsü”nün 1999 yılı stratejik
değerlendirmelerinde Taliban ve Ussame Bin Ladin’e dikkat çekilmiş olmasına rağmen, küresel terörizmin imkan ve kabiliyetleri “en kötü senaryolar” içerisinde yeteri ağırlıkta yer almamıştır.
(6) Günümüzdeki pek çok İslamcı örgütün ideolojisini oluşturan Vahhabilik, 18. yy.da Muhammed bin Abdülvahhab'ın etkisiyle oluşan dinsel ve siyasal bir akımdır. S. Arabistan'ın resmi mezhebi de olan Vahhabîliğe göre; İslamın öngördüğü yoldan ayrılanlara her türlü şiddetin uygulanması vacip olup, bunların canına kıymak ve
mallarına el koymak helaldir.
(7) Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Bosna-Hersek, Birleşik Arap Emirlikleri, B.Fasso, Cezayir, Cibuti, Çat, Endonezya, Fas, Gabon,Gana, Gambiya, Gine, G.Bissav, Irak, İran, Kamerun, Katar, Kazakistan,
Kırgızistan, Komoros, Kuveyt, Libya, Lübnan, Maldivya, Malezya, Mali, Mısır, Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya, Pakistan, Senegal, Somali, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, S.Leon, Tacikistan, Tunus, Türkiye, Türkmenistan, Uganda, Umman, Ürdün, Özbekistan, Yemen.
(8) Cheryl, Benard, Civil Democratic İslam: Partners, Resources and Strategies, RANDNational Security Research Division. CIA ile bağlantılı çalışan bu kuruluşun hazırladığı ve Cheryl Benard (ABD Başkanı’nın Ortadoğu danışmanı Zalmay Khalilzad’ın eşi) tarafından kaleme alınan bu raporun ayrıntıları için bkz.
(9) Graham Fuller, National Security Advisory (Ulusal Güvenlik Danışmanlığı), CIA ve Dışişleri için çalışmıştır. 1977 ile 1980 yılları arasında Türkiye'de kalmıştır ve mükemmel derecede Türkçe, Rusça ve Kürtçe bilmektedir. Fuller daha
sonra ABD yönetiminin emriyle bütün ağırlığını CIA'ya vermiş ve CIA Ortadoğu Masası şefi olmuştur. Graham Fuller, İslam ülkelerinde ve bu
arada Türkiye'de geçirdiği on dört yıl boyunca edindiği bilgi ve iddialarını Siyasal İslam'ın geleceği adlı kitabında bir araya getirmiştir.
(10) Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ABD’ye yaptığı resmi bir ziyarette ve dönüş yolunda gazetecilerle yaptığı söyleşide “Türkiye laik bir ülkedir. Hem laik, hem de ılımlı İslam devleti bir arada olmaz” demiştir.
(11) Sonuç Bildirgesinin tam metin için bkz :
www.g8.gc.ca ;
İleride halkımızın,bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırdedeceğini ümid ederim. Yoksa hep böyle geri ve ezik kalırız (M.Kemal Atatürk)
|